Duha İlim Ve Kalem (4/11/1999 Prşmb) - Nuzulsirasinagorekuran - 11. Sayfa
DUHA süresi
İLİM VE KALEM (4/11/1999 Prşmb)
Kur’anın ilk ayeti ilim öğrenmeyi emreder,son ayeti de takvayı emreder.İlim
insanın içini Hak için,dışını halk için süslemiyorsa faydasız ilimdir.Faydasız
ilimden Allah’a sığınırız.
İlimden sonra da Kalem gelir. Bak; Kalem suresinin tefsirine. Ülkenin toprakları
kalemle sulanmazsa, kanla sulanmak zorunda kalır. Kitaplar, evler, yollar,
şehirler, şiirler, planlar, projeler, fabrikalar, zirai aletler, ilaçlar hep
kalemle yazılır çizilir ve uygulamaya koyulur.
Bugünlerde kalemler, bilgisayarlar, internetler, Kur’an üzerine yazılar
yazıyorlar. Aleyhde yazanlar da, lehde yazanlar da, Kur’an’a hizmet ediyorlar.
Birisi çıkıyor, “Kur’an da 6666 ayet var” diyor.
Binlercesi araştırıyor, soruşturuyor, verilen rakamın yanlış olduğu ortaya
çıkıyor. Binlerce milyonlarca insanımızın evdeki, dairedeki, kışladaki,
üniversitedeki sohbeti, tartışması Kur’an üzerine oluyor. Kur’anın bir tek emri
olan başörtüsüne takılıp kalmaktan hepimiz kurtuluyor ve Kur’anın tamamı
üzerinde konuşmaya başlıyoruz. Bu hayra alamettir.
Kur’an ayetleri anne sütü gibidir. Bir günlük çocuğa bir günlük gıdayı verir,
altı aylık çocuğa altı aylıkken lazım olan gıdayı verir. Rektörün aynı ayetten
anladığı ile dağdaki çobanın anladığı ayrı olacaktır. Altı milyar insan anlamak
için gönlünü verirse Rabbimizin murad ettiğine yaklaşılır. Gıdaların tabii olanı
daha iyi olduğu gibi, sözlerin ilahi olanı yani Allah’a ait olanı daha iyidir.
Bu dünya yolculuğunda en ünlü hatipleri yaratan Allah’ın hitabına kulak ver.
“Zamanın değişmesiyle örfe dayalı ahkam değişir.” Çünkü örfde insan eli var. O
örfü aynı çağın insanları oluşturur.
Kur’an Allah kelamıdır. Güneş, hava, su Allah’ın yarattığıdır. “Allah güneşi,
havayı, suyu binlerce yıl önce yaratmıştır. Biz Hz. Adem’in soluduğu havayı
istemeyiz. Havamız çağdaş hava olsun” diyen yok.
“Taş devri insanlarının ısındığı güneşi istemeyiz. Milenyum güneşi isteriz”
diyen yok. Hz. Nuh’un gemi yüzdürdüğü suyu istemeyiz. Bizim suyumuz iki
hidrojen, üç oksijen olsun” diyen yok.
Fizik, kimya, biyoloji bilginleri, tabiatta ve tabiat kanunlarında kusur yok
diyorlar.
Peki milyonlarca yıl önce yaratılan milyonlarca kanunda kusur yapmayan Allah
bindörtyüz yıl önce indirdiği Kur’an kanunlarında mı kusur yapacak.
Tabiatı aydınlatsın diye güneşi yaratan Allah, gönülleri ve toplumları
aydınlatsın, fertlere ve toplumlara yol göstersin diye Kur’anı’nı indirmiş.
Güzelle çirkin gün ışığında belli olur. Güneş batınca akla kara, güzelle çirkin
aynı görünür. Aynı güneşten renk alan nar çiçekleriyle, kar çiçekleri karanlıkta
kaybolur.
Hak ile batıl da Kur’an’ın adalet ölçüleri içinde belli olur. Onu toplum
hayatından çektiniz mi korkaklar kahraman, devleti soyanlar baba, kadın ticareti
yapanlar vergi rekortmeni kutsal insan olup çıkıveriyor.
Güneş, hava, su, toprak ilk insandan son insana kadar herkese faydalı olarak
yaratıldığı gibi Kur’an-ı Kerim de son insana kadar insanlığa yol göstermeye
devam edecektir.
Bindörtyüz yıl önce efendimizin arkadaşları suyu içerler, banyo yaparlar, abdest
alırlar, hayvanlarını ve bahçelerini sularlardı. Şimdi ise sudan elektrik
üretiyoruz. Daha sonraki çağlarda sudan daha nasıl yararlanılacağını o çağın
insanları bilir.
Otlar, çiçekler, çekirdek ve danelerden Lokman Hekim kendi çağının
hastalıklarına ilaçlar buluyordu. Aynı tabiattan İbn-i Sina kendi çağının
ilaçlarını buldu.
Günümüz eczacıları “yine aynı tabiattan” çağımızın hastalıklarına ilaçlar
bulmaya devam ediyorlar. İşte Kur’an ayetleri ve kelimeleri kıyamete kadar
gelecek insanların sorunlarına çareler içermektedir. Yeter ki ehil gönüller
Kur’ana eğilsinler.
Bu tartışmalar, bu eğilmelerin, ilgilerin habercisidir. Kalemlerinizin mürekkebi
bol olsun, tuşlarınıza sürat versin, gönlünüz Kur’anla dolsun.
İNSAN KALIPLANAMAZ 5-11-1999 (Duha)
Yolcu, ilim ve kalem ayaklarıyla yürü. Kalbinde takva azığı bulunsun. Elinde Hz.
Musa’nın asası olsun. Para ve silah üzerinde yürüyen, kalbi kinle dolu olan,
elinde ateş, ağzında petrol bulunan insanların önünü ilimle, kalemle alamazsan
asa gerekli olabilir.
Kuzulara, körpecik dimağlara inkar, ateistlik=gâvurluk tohumları ekerek
cehennemde yakmak isteyen kurtlar, kendi koydukları kurt kanunları ile toplumu
cendereye veriyorlar.
Kendi küçücük akıllarından kanun kalıpları yapıyorlar ve insanlık ailesinin her
ferdini o kalıba dökmek istiyorlar. Sığmayanları kanun kırbaçlarıyla
yontuyorlar.
Bu günlerde ortalıkda yalnız kapitalist kanun kalıpları var. Kaçacak yeriniz yok
diyorlar. Kaçmak isteyeni Ermenistan’da olduğu gibi Amerikan dış işlerinden biri
ziyaret ediyor, uçak havalanınca Ermenistan parlamentosundan başbakan dahil yedi
kişi kurşunlanarak tabut kalıbına konuyor.
Böylece diğer ülkelere gözdağı veriliyor. Ancak 1892 yılında Paris de Fransızca
olarak kitabını yayınlayan Sava Paşa İslam hukukunun özellik ve güzelliklerini,
batı insanına tanıtmaya başlarken “İslam Hukuku Nazariyatı Hakkında Bir Etüd”
isimli bir kitap yazar. Kitabın girişinde “Kitabevi”nin tercümesinin 1/15’de
Fransız yöneticilere seslenerek Cezayir Müslümanlarını onlara tanıtıyor ve şöyle
diyor:
“Bugün Fransa’nın mukadderatını idare edenler meşgalelerinden vakit ayırarak bu
kitaba bir göz atacak olurlarsa, Muhammedî olan akvamın idaresi için lazım olan
sırrı, iki hakikat şeklinde tebarüz etmiş bulacaklardır, ki bu iki hakikat,
Cezayir Müslümanlarının ne suretle idare edilmeleri lazım olduğu yolunda umumi
efkarı ve matbuatı işgal etmeye başlayan meselenin çözülmesine yol açacaktır. Bu
hakikatlerin nelerden ibaret bulunduğu şu suretle telhis olunabilir:
1- Müslüman, ne kadar itikadı zayıf olursa olsun, din değiştirmediği takdirde,
hiçbir hadisenin sıhhate mukarin olup olmadığına, o hadise
İslamileştirilmedikten sonra inanmaz. Zira Müslüman’a göre bir şeyin sıhhate
mukarin bulunması ve onun doğru telakki edilebilmesi için muhakkak surette dinen
emredilmiş bulunması, Allah’ın kelamına veya Peygamberin sünnetine, yani dinin
bu iki temel taşından birisine istinat ettirilmiş olmaları lazımdır.
2- Bütün kaziyyelerin İslamileştirilmek suretiyle dini temellere istinat
ettirilmesi ve binnetice bu hakikatlerin yalnız kabulü değil aynı zamanda riayet
olunması mecburiyeti altına sokulması da, Muhammedi Kanun’daki menbaların
mebzuliyeti dolayısıyla, güç bir mesele değildir.
Müslüman da sair fertler gibi günahkar olabileceği gibi, cürüm işlemek suretiyle
insanların en bayağı derecesine de düşebilir. Fakat bütün bunlara rağmen yine
Müslüman olarak kalır. İslamiyet de hakiki suretle din değiştirmek adeta
meçhuldür.
Müslüman, İslamileştirilmemiş olan bir kanuna mutavaat ederek, kendi kudret ve
kuvvetini gösteremediği müddetçe, bu kanuna zahiri şekilde mutavaat edebilir.
Kanunun esaslı bir kaidesine göre bu cebir altında bulunma keyfiyeti, din
değiştirme keyfiyetini ortadan tamamen kaldırır. Kudretlendiğini hisseder
etmezdir ki Allah’ın Kelamına ve Peygamberin sünnetine istinat ettiği isbat
edilememiş bulunan bir kanuna itaatten uzaklaşmak Müslüman için farz olur.”
Amerika’nın kültürlü senatörü her türlü kanuni engelleri aşarak uyuşturucuyu
kullanıyor. Kanun onu engelleyemez. Çünkü “kanunu koyan benim” diyor.
Harlem’deki vatandaş da “Senato’dakiler doğruyu benden daha mı iyi bilecek”
diyerek içiyor. Ama Afyon ilimizde haşhaşı eken, diken, söken ve satan ama
içmeyen vatandaşımıza Amerikalı soruyor: “Niçin içmezsin?”
Cevap: Haraaam.
Kur’an ahkamına boyun eğmekle kimsenin şahsiyeti rencide olmaz. Müslüman bir
insan kula kul olmaz. Bu böyle biline.
AZ OLMAK ÖNEMLİ DEĞİL 8-11-1999 (DUHA)
Bir avuç yoğurt bir kazan sütün yoğurt olmasına sebep olur. Bir el feneri
kocaman bir salonun karanlığının aydınlanmasına sebep olur. Bir ağaçtan çıkan
fidanlar ve çekirdekler dağların orman olmasına sebep olur. Bir inci milyonlarca
deniz kestanesinden değerli olur. Bir yetim, kıyamete kadar gelecek bütün
yetimlerin kefili olur.
Yolcu, bu dünyada azlığından şikayet etme. Öncülerin olan peygamberler bir tek
kişi olarak gönderildiler. Ekonomik yönden zayıflığına bakma. Önderin olan
sevgili peygamberin hem yetim, hem fakirdi. Gecenin koyu karanlığını giderip
kuşluk vaktinin aydınlığını getiren Allah (c.c) bir gün küfrün karanlığını
götürür ve yerine islâmın aydınlığını getirir.
Ancak, tarih boyunca Allah bunu insan eliyle yapmıştır. Peygamber ve onların
varisleri vasıtasıyla yapmıştır. Hepimiz Kur’andan ve sahih sünnetten bildiğimiz
kadarıyla peygamber varisiyiz. O mirasdan payımızı artırmak için Kur’an okumaya,
ezberlemeye, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
“Önce köşeyi dönelim, sonra islâma hizmet için Kur’ana yönelelim” diyenlerden
geriye gelen hiçbir insan görmedim.
“Duha” suresini okurken yeniden düşünelim. Rabbimiz önce efendimizin babasını
sonra annesini almış. İnsanın fıtratında anne-babaya güvenme ve dayanma hissi
vardır. Babasının veya annesinin kucağındaki çocuk, kendini dünyanın en güvenli
yerinde hisseder. Sonra akrabalarına güvenir.
Parası olan insanın yürüyüşü bile değişik olur. Biz anne — babamıza,
akrabalarımıza, paramıza, makamımıza güvenerek yola çıkmayacağız. Çocuk annesine
teslim olduğunda; Allah, ananın göğsünden şelale gibi süt akıtıyor. Çocuk
kendine güvenmeye başlayınca süt kesiliyor.
Yalnız Allah’a güvenerek çık yola. Rabbinin nimeti olan Kur’anı insanlara anlat.
Çöldeki bir tek ağaç gibi kalsan, kumların çokluğundan korkma. Meyve vermeye
devam et. Çekirdekler çiçeğe dönüşür. Çöller ormana dönüşür.
Dünya gölge gibidir. Sırtını güneşe döner, gölgenin sonuna varmak için yıllarca
yürürsen yetişemezsin.
Karunlar yetişemeden “Ben doydum” demeden öldüler. Yönünü güneşe - islama
çevirerek yürürsen gölgen arkandan seni takip eder. Hz. Haticeler, Hz. Ebu
Bekirler önce sana gönüllerini verirler sonra mallarını verirler.
Bir kuşluk vaktinde Firavun’un ilim adamları Hz. Musa ile yarışı
kaybettiklerinde topluca Müslüman olmuşlardı (Taha 59). Yazın eski dostlarımla
görüştüğümde “ne var ne yok” dedim. Dostlarım “şehrin eski komünistleri camiye
bizden önce geliyorlar birinci safı kapıyorlar” diyerek sevinçlerini dile
getiriyorlar.
Siz bozulmayın. Düzeltmek için yola çıkanlar bozulursa toplumu daha çok
bozarlar. Yüz kiloluk süte çalınan yoğurt bozuk olursa sütü de bozar. Yoğurt
sütün çokluğundan korkmaz. Lök gibi kazanın dibine oturur, kendine değeni
kendine benzetirse 1-11-111 bir, on bir, yüz onbir gibi sür’atle katlanarak
çoğalır.
Arkadaş çoğaltmaya çalışacağız. Bütün insanlar Hz. Adem’in çocuğu olmaları
nedeniyle peygamber torunu olarak göreceğiz ve onlarla arkadaş olacağız.
İnsanların eline değil, yüzüne ve gönlüne bakacağız. Gönül zenginliği
isteyeceğiz.
Bu kurallara riayet edersek, yürüyüşümüzü bir ilahi sisteme oturtursak, sonumuz
önümüzden daha hayırlı olur.
Yetimlerle arkadaş olur onların haklarının savunucusu olursak Allah bize
gücenmez ve cennette peygamberimize komşu eyler.
Size gönül açıcı sözler söyleyeceğim, siz bugün “İNŞİRAH” suresini “ŞİFA”
tefsirinden bir okuyuverin.
İslami Okul Okulların En Önemlisi