Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Duha İlim Ve Kalem (4/11/1999 Prşmb) - Nuzulsirasinagorekuran - 11. Sayfa

 DUHA süresi
İLİM VE KALEM (4/11/1999 Prşmb)

Kur’anın ilk ayeti ilim öğrenmeyi emreder,son ayeti de takvayı emreder.İlim insanın içini Hak için,dışını halk için süslemiyorsa faydasız ilimdir.Faydasız ilimden Allah’a sığınırız.
İlimden sonra da Kalem gelir. Bak; Kalem suresinin tefsirine. Ülkenin toprakları kalemle sulanmazsa, kanla sulanmak zorunda kalır. Kitaplar, evler, yollar, şehirler, şiirler, planlar, projeler, fabrikalar, zirai aletler, ilaçlar hep kalemle yazılır çizilir ve uygulamaya koyulur.
Bugünlerde kalemler, bilgisayarlar, internetler, Kur’an üzerine yazılar yazıyorlar. Aleyhde yazanlar da, lehde yazanlar da, Kur’an’a hizmet ediyorlar. Birisi çıkıyor, “Kur’an da 6666 ayet var” diyor.
Binlercesi araştırıyor, soruşturuyor, verilen rakamın yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Binlerce milyonlarca insanımızın evdeki, dairedeki, kışladaki, üniversitedeki sohbeti, tartışması Kur’an üzerine oluyor. Kur’anın bir tek emri olan başörtüsüne takılıp kalmaktan hepimiz kurtuluyor ve Kur’anın tamamı üzerinde konuşmaya başlıyoruz. Bu hayra alamettir.
Kur’an ayetleri anne sütü gibidir. Bir günlük çocuğa bir günlük gıdayı verir, altı aylık çocuğa altı aylıkken lazım olan gıdayı verir. Rektörün aynı ayetten anladığı ile dağdaki çobanın anladığı ayrı olacaktır. Altı milyar insan anlamak için gönlünü verirse Rabbimizin murad ettiğine yaklaşılır. Gıdaların tabii olanı daha iyi olduğu gibi, sözlerin ilahi olanı yani Allah’a ait olanı daha iyidir. Bu dünya yolculuğunda en ünlü hatipleri yaratan Allah’ın hitabına kulak ver.
“Zamanın değişmesiyle örfe dayalı ahkam değişir.” Çünkü örfde insan eli var. O örfü aynı çağın insanları oluşturur.
Kur’an Allah kelamıdır. Güneş, hava, su Allah’ın yarattığıdır. “Allah güneşi, havayı, suyu binlerce yıl önce yaratmıştır. Biz Hz. Adem’in soluduğu havayı istemeyiz. Havamız çağdaş hava olsun” diyen yok.
“Taş devri insanlarının ısındığı güneşi istemeyiz. Milenyum güneşi isteriz” diyen yok. Hz. Nuh’un gemi yüzdürdüğü suyu istemeyiz. Bizim suyumuz iki hidrojen, üç oksijen olsun” diyen yok.
Fizik, kimya, biyoloji bilginleri, tabiatta ve tabiat kanunlarında kusur yok diyorlar.
Peki milyonlarca yıl önce yaratılan milyonlarca kanunda kusur yapmayan Allah bindörtyüz yıl önce indirdiği Kur’an kanunlarında mı kusur yapacak.
Tabiatı aydınlatsın diye güneşi yaratan Allah, gönülleri ve toplumları aydınlatsın, fertlere ve toplumlara yol göstersin diye Kur’anı’nı indirmiş. Güzelle çirkin gün ışığında belli olur. Güneş batınca akla kara, güzelle çirkin aynı görünür. Aynı güneşten renk alan nar çiçekleriyle, kar çiçekleri karanlıkta kaybolur.
Hak ile batıl da Kur’an’ın adalet ölçüleri içinde belli olur. Onu toplum hayatından çektiniz mi korkaklar kahraman, devleti soyanlar baba, kadın ticareti yapanlar vergi rekortmeni kutsal insan olup çıkıveriyor.
Güneş, hava, su, toprak ilk insandan son insana kadar herkese faydalı olarak yaratıldığı gibi Kur’an-ı Kerim de son insana kadar insanlığa yol göstermeye devam edecektir.
Bindörtyüz yıl önce efendimizin arkadaşları suyu içerler, banyo yaparlar, abdest alırlar, hayvanlarını ve bahçelerini sularlardı. Şimdi ise sudan elektrik üretiyoruz. Daha sonraki çağlarda sudan daha nasıl yararlanılacağını o çağın insanları bilir.
Otlar, çiçekler, çekirdek ve danelerden Lokman Hekim kendi çağının hastalıklarına ilaçlar buluyordu. Aynı tabiattan İbn-i Sina kendi çağının ilaçlarını buldu.
Günümüz eczacıları “yine aynı tabiattan” çağımızın hastalıklarına ilaçlar bulmaya devam ediyorlar. İşte Kur’an ayetleri ve kelimeleri kıyamete kadar gelecek insanların sorunlarına çareler içermektedir. Yeter ki ehil gönüller Kur’ana eğilsinler.
Bu tartışmalar, bu eğilmelerin, ilgilerin habercisidir. Kalemlerinizin mürekkebi bol olsun, tuşlarınıza sürat versin, gönlünüz Kur’anla dolsun.



İNSAN KALIPLANAMAZ 5-11-1999 (Duha)


Yolcu, ilim ve kalem ayaklarıyla yürü. Kalbinde takva azığı bulunsun. Elinde Hz. Musa’nın asası olsun. Para ve silah üzerinde yürüyen, kalbi kinle dolu olan, elinde ateş, ağzında petrol bulunan insanların önünü ilimle, kalemle alamazsan asa gerekli olabilir.
Kuzulara, körpecik dimağlara inkar, ateistlik=gâvurluk tohumları ekerek cehennemde yakmak isteyen kurtlar, kendi koydukları kurt kanunları ile toplumu cendereye veriyorlar.
Kendi küçücük akıllarından kanun kalıpları yapıyorlar ve insanlık ailesinin her ferdini o kalıba dökmek istiyorlar. Sığmayanları kanun kırbaçlarıyla yontuyorlar.
Bu günlerde ortalıkda yalnız kapitalist kanun kalıpları var. Kaçacak yeriniz yok diyorlar. Kaçmak isteyeni Ermenistan’da olduğu gibi Amerikan dış işlerinden biri ziyaret ediyor, uçak havalanınca Ermenistan parlamentosundan başbakan dahil yedi kişi kurşunlanarak tabut kalıbına konuyor.
Böylece diğer ülkelere gözdağı veriliyor. Ancak 1892 yılında Paris de Fransızca olarak kitabını yayınlayan Sava Paşa İslam hukukunun özellik ve güzelliklerini, batı insanına tanıtmaya başlarken “İslam Hukuku Nazariyatı Hakkında Bir Etüd” isimli bir kitap yazar. Kitabın girişinde “Kitabevi”nin tercümesinin 1/15’de Fransız yöneticilere seslenerek Cezayir Müslümanlarını onlara tanıtıyor ve şöyle diyor:
“Bugün Fransa’nın mukadderatını idare edenler meşgalelerinden vakit ayırarak bu kitaba bir göz atacak olurlarsa, Muhammedî olan akvamın idaresi için lazım olan sırrı, iki hakikat şeklinde tebarüz etmiş bulacaklardır, ki bu iki hakikat, Cezayir Müslümanlarının ne suretle idare edilmeleri lazım olduğu yolunda umumi efkarı ve matbuatı işgal etmeye başlayan meselenin çözülmesine yol açacaktır. Bu hakikatlerin nelerden ibaret bulunduğu şu suretle telhis olunabilir:
1- Müslüman, ne kadar itikadı zayıf olursa olsun, din değiştirmediği takdirde, hiçbir hadisenin sıhhate mukarin olup olmadığına, o hadise İslamileştirilmedikten sonra inanmaz. Zira Müslüman’a göre bir şeyin sıhhate mukarin bulunması ve onun doğru telakki edilebilmesi için muhakkak surette dinen emredilmiş bulunması, Allah’ın kelamına veya Peygamberin sünnetine, yani dinin bu iki temel taşından birisine istinat ettirilmiş olmaları lazımdır.
2- Bütün kaziyyelerin İslamileştirilmek suretiyle dini temellere istinat ettirilmesi ve binnetice bu hakikatlerin yalnız kabulü değil aynı zamanda riayet olunması mecburiyeti altına sokulması da, Muhammedi Kanun’daki menbaların mebzuliyeti dolayısıyla, güç bir mesele değildir.
Müslüman da sair fertler gibi günahkar olabileceği gibi, cürüm işlemek suretiyle insanların en bayağı derecesine de düşebilir. Fakat bütün bunlara rağmen yine Müslüman olarak kalır. İslamiyet de hakiki suretle din değiştirmek adeta meçhuldür.
Müslüman, İslamileştirilmemiş olan bir kanuna mutavaat ederek, kendi kudret ve kuvvetini gösteremediği müddetçe, bu kanuna zahiri şekilde mutavaat edebilir.
Kanunun esaslı bir kaidesine göre bu cebir altında bulunma keyfiyeti, din değiştirme keyfiyetini ortadan tamamen kaldırır. Kudretlendiğini hisseder etmezdir ki Allah’ın Kelamına ve Peygamberin sünnetine istinat ettiği isbat edilememiş bulunan bir kanuna itaatten uzaklaşmak Müslüman için farz olur.”
Amerika’nın kültürlü senatörü her türlü kanuni engelleri aşarak uyuşturucuyu kullanıyor. Kanun onu engelleyemez. Çünkü “kanunu koyan benim” diyor.
Harlem’deki vatandaş da “Senato’dakiler doğruyu benden daha mı iyi bilecek” diyerek içiyor. Ama Afyon ilimizde haşhaşı eken, diken, söken ve satan ama içmeyen vatandaşımıza Amerikalı soruyor: “Niçin içmezsin?”
Cevap: Haraaam.
Kur’an ahkamına boyun eğmekle kimsenin şahsiyeti rencide olmaz. Müslüman bir insan kula kul olmaz. Bu böyle biline.



AZ OLMAK ÖNEMLİ DEĞİL 8-11-1999 (DUHA)


Bir avuç yoğurt bir kazan sütün yoğurt olmasına sebep olur. Bir el feneri kocaman bir salonun karanlığının aydınlanmasına sebep olur. Bir ağaçtan çıkan fidanlar ve çekirdekler dağların orman olmasına sebep olur. Bir inci milyonlarca deniz kestanesinden değerli olur. Bir yetim, kıyamete kadar gelecek bütün yetimlerin kefili olur.
Yolcu, bu dünyada azlığından şikayet etme. Öncülerin olan peygamberler bir tek kişi olarak gönderildiler. Ekonomik yönden zayıflığına bakma. Önderin olan sevgili peygamberin hem yetim, hem fakirdi. Gecenin koyu karanlığını giderip kuşluk vaktinin aydınlığını getiren Allah (c.c) bir gün küfrün karanlığını götürür ve yerine islâmın aydınlığını getirir.
Ancak, tarih boyunca Allah bunu insan eliyle yapmıştır. Peygamber ve onların varisleri vasıtasıyla yapmıştır. Hepimiz Kur’andan ve sahih sünnetten bildiğimiz kadarıyla peygamber varisiyiz. O mirasdan payımızı artırmak için Kur’an okumaya, ezberlemeye, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
“Önce köşeyi dönelim, sonra islâma hizmet için Kur’ana yönelelim” diyenlerden geriye gelen hiçbir insan görmedim.
“Duha” suresini okurken yeniden düşünelim. Rabbimiz önce efendimizin babasını sonra annesini almış. İnsanın fıtratında anne-babaya güvenme ve dayanma hissi vardır. Babasının veya annesinin kucağındaki çocuk, kendini dünyanın en güvenli yerinde hisseder. Sonra akrabalarına güvenir.
Parası olan insanın yürüyüşü bile değişik olur. Biz anne — babamıza, akrabalarımıza, paramıza, makamımıza güvenerek yola çıkmayacağız. Çocuk annesine teslim olduğunda; Allah, ananın göğsünden şelale gibi süt akıtıyor. Çocuk kendine güvenmeye başlayınca süt kesiliyor.
Yalnız Allah’a güvenerek çık yola. Rabbinin nimeti olan Kur’anı insanlara anlat. Çöldeki bir tek ağaç gibi kalsan, kumların çokluğundan korkma. Meyve vermeye devam et. Çekirdekler çiçeğe dönüşür. Çöller ormana dönüşür.
Dünya gölge gibidir. Sırtını güneşe döner, gölgenin sonuna varmak için yıllarca yürürsen yetişemezsin.
Karunlar yetişemeden “Ben doydum” demeden öldüler. Yönünü güneşe - islama çevirerek yürürsen gölgen arkandan seni takip eder. Hz. Haticeler, Hz. Ebu Bekirler önce sana gönüllerini verirler sonra mallarını verirler.
Bir kuşluk vaktinde Firavun’un ilim adamları Hz. Musa ile yarışı kaybettiklerinde topluca Müslüman olmuşlardı (Taha 59). Yazın eski dostlarımla görüştüğümde “ne var ne yok” dedim. Dostlarım “şehrin eski komünistleri camiye bizden önce geliyorlar birinci safı kapıyorlar” diyerek sevinçlerini dile getiriyorlar.
Siz bozulmayın. Düzeltmek için yola çıkanlar bozulursa toplumu daha çok bozarlar. Yüz kiloluk süte çalınan yoğurt bozuk olursa sütü de bozar. Yoğurt sütün çokluğundan korkmaz. Lök gibi kazanın dibine oturur, kendine değeni kendine benzetirse 1-11-111 bir, on bir, yüz onbir gibi sür’atle katlanarak çoğalır.
Arkadaş çoğaltmaya çalışacağız. Bütün insanlar Hz. Adem’in çocuğu olmaları nedeniyle peygamber torunu olarak göreceğiz ve onlarla arkadaş olacağız.
İnsanların eline değil, yüzüne ve gönlüne bakacağız. Gönül zenginliği isteyeceğiz.
Bu kurallara riayet edersek, yürüyüşümüzü bir ilahi sisteme oturtursak, sonumuz önümüzden daha hayırlı olur.
Yetimlerle arkadaş olur onların haklarının savunucusu olursak Allah bize gücenmez ve cennette peygamberimize komşu eyler.
Size gönül açıcı sözler söyleyeceğim, siz bugün “İNŞİRAH” suresini “ŞİFA” tefsirinden bir okuyuverin.