Ebabil Fil'i Yener 18-11-1999 (Fil) - Nuzulsirasinagorekuran - 19. Sayfa
Ebabil Fil'i yener 18-11-1999 (Fil)
Kul Allah’ın, yol Allah’ın. Yürü diyen de O olunca kulun gönlüne korku ve keder
gelmemelidir. Yemen’de Hz. İsa’ya iman edenleri M.S. 523’de ateş çukurlarında
yakan Zu Nuvas isimli Yahudi devlet başkanına haddini bildirmek için
Habeşistan’dan Yemen’e geçen Ebrehe isimli komutan Yahudilerin saltanatına son
verir. Yemen’in San’a şehrinde “Kulleys” isimli bir kilise yaptırır. Bütün Arap
yarımadasındaki insanların San’a şehrine gelmesini ister. Fakat başarılı olamaz.
Mekke’deki Ka’beyi yıkmadan bu insanların San’a ya yönelmeyeceği kanaatine varır
ve (60.000) altmış bin asker ve fillerle beraber Mekke üzerine yürür.
Fakat Ka’benin Rabbi gönderdiği kuşların attığı taşlarla Ebrehe’nin ordusunu
helak eder ve Ka’beyi yıkılmaktan korur.
Biz bu günlerde “Fil” suresini namazlarımızda daha sık okumaktayız. On beş
yaşına kadar Kur’an öğrenmenin yasaklandığı bir ülkede yaşıyoruz. İşçi, memur ve
öğrenci olarak on beş milyon insanımızın mesai dahilinde yönünü Ka’beye döndürüp
namaz kılmasının yasaklandığı bir ülkede yaşıyoruz.
İlk okuldan üniversiteye kadar bütün ilim dallarında öğrencilerin yönü batıya
döndürülüyor. Öğrencilerin gönlünü Ka’beye çevirmeye çalışanlar ezilip yok
edilmeye çalışılıyor.
Peki başarılı olabilirler mi?
Amerika tek kutup halinde insanları kendine çekebilir mi? Nisan 1995 yılında
“Komünizmin çöküşünden sonra yeni düşman İslâm’dır” diyen NATO genel sekreteri
W. Cleas’ın Fil gibi tankları, uçakları bizim Ka’beye yönelişimizi
engelleyebilir mi? Fazla düşünmeye, istatistik yapmaya gerek yok. Herkes kendi
köyünü, mahallesini ve çevresini düşünsün. Otuz sene önce benim köyümde iki tane
adam namaz kıldırabilirdi. Şimdi en az elli kişi öne geçip namaz kıldırabilir.
İki yüz kadarı Avrupa’ya işçi olarak gitti. İş adamı oldular. Köyde iken yalnız
Cuma namazı kılan bu insanlar şimdi Avrupa’da beş vakit namazını kıldığı gibi
kazancından para ayırarak Avrupa başkentlerinde camiler yaptılar. 29 Mayıs 1995
Newsweek dergisi 19’uncu sayısında “Avrupa’da sekiz milyon Müslüman nüfusunun
batı için tehdit oluşturduğunu” yazıyor.
Çoğunluğu ilk okul mezunu bu insanların sayısı önemli değil, keyfiyeti, kalitesi
önemli diyenler olabilir. Ama Avrupalı öyle düşünmüyor. Kaliteyi diplomayla
değerlendirmiyor.
Strazburg’da hayvan üreticisi bir Yahudi, parasını almadan hiçbir Fransız’a bir
tek koyun vermiyor. Ancak üç yüz kadar Türk’e çeksiz senetsiz veriyor. Çünkü
bugüne kadar tecrübeyle sabit ki Türklerden borcunu ödemeyen görülmemiştir.
Türkler Almanya’ya varıncaya kadar, on bin markı sokakta bulup da polise götüren
insana rastlanmamıştır. Bu haberi Alman basını birinci sayfadan iri puntolarla
veriyor.
Alman, İspanyol, İtalyan, Portekiz, Yunan vatandaşlarından hırsızlık yapanlar
arasında Türkler en sonda geliyor ve hırsızlık yapan Türkler de, Müslümanlığını
yitirmiş, Almanlaşmaya heves etmiş karga gibi sekmeye çalışanlardır.
Avrupalı siyasiler ve sosyologlar bütün bunların hesabını yapıyorlar ve
içlerinden İslâm’ın hakkını teslim ederken, dıştan düşmanlık yapıyorlar. Bunun
psikolojisini Rabbimiz haber veriyor: “Onlar kendileri kafir oldukları gibi
sizinde kafir olmanızı ve onlarla aynı seviyede bulunmanızı” isterler. (Nisa 89)
Biz onların ahlâk buhranına düşmeyeceğiz ama onları İslâm’la yüceltmek için
çalışacağız. Siz yarına kadar “Felak ve Nas” surelerini “Şifa” tefsirinden bir
okuyuverin.
İslami Okul Okulların En Önemlisi