Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Depreme Dayanıklı Adam 19-11-1999 (Felak Ve Nas) - Nuzulsirasinagorekuran - 20. Sayfa

Depreme dayanıklı adam 19-11-1999 (Felak ve Nas)
Uluslararasında sığınağımız vatanımızdır. Vatanımız içinde şehrimiz, mahallemiz, köyümüz ve en sonunda sığınağımız evimiz ve ailemizdir.
Canlılar arasında sığınağımız insanlardır. İnsanlar arasında Müslümanlardır. Müslümanlar arasında yakınlarımız, yakınlarımız içinde ailemiz bizim sığınağımızdır.
Düşmandan dosta sığınıyoruz. Soğuktan eve, elbiseye sıcağa sığınıyoruz. Çocuk çevreyi tanımaya başladığında her şeyden ana kucağına sığınıyor. Deprem gibi felaketlerin hemen ardından baba ocağına veya devlet babaya sığınıyoruz.
“Alim” her şeyi bilen, bilgiyi yaratan, bilen, bilgisayarı yapan beyinleri yaratan Allah’ı inkar ederek, Allah’ın yarattığı tabiata ve bilgiye tapınan insanlar deprem karşısında şaşkına döndüler.
Düzce’de “buna da şükür” diyen bir depremzede hanımın Medine'de nâzil olmuştur. 8 âyettir. Deprem sûresi, büyük depremden haber verir. Depreme dayanıklı adam yetiştirir. Zerre kadar iyilik yapanda, zerre kadar kötülük yapanda karşılığını göreceğine iman ederse çimentodan demirden çalmaz. Depreme dayanıklı ev, depreme dayanıklı adam yapar.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adı ile.

1- Yeryüzü sarsıldıkça sarsıldığında,
2- Yeryüzü ağırlıklarını çıkardığında
3- İnsan, "Buna ne oluyor?" dediğinde,
4- O gün (yeryüzü) bütün haberlerini anlatacak.
5- Çünkü Rabbin ona (yeryüzüne bütün haberlerini anlatmasını) vahy etmiştir.
6- O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilmek için ayrı ayrı (kabirlerinden) çıkarlar.
7- Kim zerre ağırlığında hayır işlemişse onu görecektir.
8- Kim zerre ağırlığında kötülük yapmışsa onu görecektir.
şükretmesini yadırgayan bayan muhabir, başörtülü şükreden hanımı bıraktı, sakalsız kocasına mikrofonu uzattı. “Siz ne diyorsunuz?” dedi. O bey de “Ne diyelim Allah’tan geldi. Malımıza geldi, canımızda bir şey yok çok şükür” diye cevap verdi. İşte gönüldeki imanı ifade eden bu söz birilerini çıldırtıyor.
Dine karşı bütün engellemeleri yaptık, milletin yönünü Washington’a tam çevireceğimiz anda Ramazan ayı çıktı geldi. Hem de Aralık ayı gibi günlerin en kısa olduğu zamanda çıkageldi. 1998’in Aralık ayında “irtica” dosyası görüşülürken toplantıya katılanların çoğunluğunun oruçlu olması görüldü diye çıldıranlar var.
İnsanımız sığınacağı yeri biliyor. Clinton’un vermeyi vaat ettiği bir milyar dolar sıhhatle alınıp verilen bir nefese değmez. İsterseniz yazının burasında durun ağzınızı ve burnunuzu kapatın. Kendi iradenizle kaç dakika durabileceksiniz? Bir deneyin, bir de bu nefesin tamamen kesildiğini düşünün.
Şair ne güzel söylemiş.
“Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”
Bu dolarlar, İran Şahı, Carlos, Arap emirleri gibi üçüncü dünya ülkelerinin hain yöneticilerinin ülkesinden kaçırarak yatırdığı Amerikan bankalarındaki paralar. Bu hainler bir gün paralarını istediklerinde “yavrucuğum sen şimdi çarçur edersin” deyip verilmeyen paralar.
Türkiye dahil birçok ülkenin satın almak için önceden parasını ödediği fakat karşılığında uçak veya gemiyi teslim alamadığı paralar. Türkiye’den ve dünyanın diğer ülkelerinden Amerika’ya sığınan yüzsüzlerin kaçırdığı tüyü bitmedik yetimlerin parası.
Biz “Hayy” hattında yürüyoruz. Ana rahminde bize can veren “Hayy” olan Allah’tır. Kabre kadar her nefes alışverişimizde, her göz açıp kapamamızda “Hayy” olan Allah’a muhtacız. O “Hayy” olan Allah’ın hayat bulmamız için bize gösterdiği sıratı müstakim=peygamberlerin dosdoğru gittiği “Hayy” hattında bir ömür boyu yolculuk yapacağız.
Ancak selli dereye, yelli bele ev yapmadığımız gibi fay hattına da ev yapmayız. “Hayy” hattında Peygamberler yolunda yürüyen depreme dayanıklı adamın yaptığı ev dayanıklı olur.
Bize depreme dayanıklı evden önce depreme dayanıklı adam lazım. Depreme dayanıklı adam çimentodan çalmaz. Demirden çalmaz. Çünkü Zilzal=Deprem suresinde zerre kadar iyiliğin mükafatı, zerre kadar kötülüğün cezasının çekileceğini bilmektedir.
“Alim” Allah’a iman eden depreme dayanıklı adam “Rabbim ilmimi artır” diye dua eder. Ama insan ilminin aczini de kabul eder.
Akif merhum:
“Ulum-i şahikadan fışkıran sütunu ziya
Dayandı göklere lakin yetişmiyor hala,
Bülent nüsha-i icadın ilk sahifesine
Bu ilk sahife müebbed zalam içinde yine.” diyerek insanlığın göklere dayanan ilminin ışıkları, Rabbimiz’in milyonlarca yıl önce yarattığını anlamada aciz kalıyor. “Deprem bugün mü olur, yarın mı olur, otuz sene sonra mı olur, şiddeti ne olur. Onu biz bilemeyiz” diyor bilim ilahının tapınağında bunu söylüyor.
Hani imanlı bir doktor hastanın sahibine “tıbben tedavisi mümkün değil, ama Allah’tan ümit kesilmez” diyor. İnanmayan doktor da: “tıbben yapacağımız bu kadar ama ümit kesilmez” diyor. İkisi de ümit kestikleri hastalardan iyi olanları gördüler de onun için “ümit kesilmez” diyorlar. Ancak Allah’ı işin içine karıştıran gerici oluyor.
Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara “fay hattının ne zaman kırılacağını, İstanbul’un ne zaman sallanacağını bilemiyoruz” diyor. Kim bilir? Sorusuna “kimse bilemez” diyor. “Allah bilir” derse basın tarafından başına ne geleceğini biliyor.
Biz Hayy hattında yürürken sel hattına, yel hattına, fay hattına karşı tedbir alırız. İman yolunu yolumuza karşı haset edenlere karşı, geceyi götürüp sabahın aydınlığını getiren Allah’a sığınırız. Yaratılan her şeyin kötülüklerine karşı tedbir alırız “Felak” ve “Nas” surelerini okuyarak, sonunda Rabbimize sığınırız.
Siz yarına kadar “İhlas” suresini “Şifa” tefsirinden bir okuyuveririz.