Ten Gemisi Batıyor 2-12-1999 Per (Karia - Nuzulsirasinagorekuran - 27. Sayfa
Ten gemisi batıyor 2-12-1999 Per (Karia)
09/12/2004/Prşmb/Millig
Televizyon ekranında gördüm; bunalıma girmiş bir insan üzerine benzin dökmüş,
eline çakmağı almış “Kendimi yakacağım” diyor. Bağrı yanık bir polis memuru yana
yakıla ona yalvarıyor. Yalvarırken yaklaşıyor ve bunalımlı vatandaşı kucaklıyor.
Vatandaş çakmağı çakıyor. İkisi birden tutuşuyor. Arkadan yetişenler ikisini de
kurtarıyorlar.
O polis kahraman bir polistir. Yılın kahramanlık ödülü ona verilmelidir. Bir can
kurtarmıştır. Kendi canını tehlikeye atarak bunu başarmıştır. “Karia” suresini
her okuyuşumda üç defa “Karia” kelimesini tekrarlarken o polisin “Yapma, yapma,
yapma” sözleri hatırıma gelir. Müdahale edilmese de kendini yaksaydı ne olurdu?
Beş dakika acı duyardı.
Ama Rabbimiz, Rahmeti yaratan Rabbimiz, Polisteki merhameti, yavrusunu korumak
için aslana kafa tutan tavşandaki merhameti yaratan Rabbimiz, dağların yün gibi
atıldığı, insanların kelebekler gibi altı yöne doğru kaçıştığı bir günden bizim
sakınmamız için üç defa “O korkunç bir sesle gelecek olan dehşetli gün” hakkında
bizi uyarmaktadır.
Biz bu sureyi okurken, başkalarına okurken, polisin yürekten seslenişi yalvarışı
gibi okumalıyız. Servi gibi boylar baston gibi eğiliyor. Eklemlerden sesler
gelmeye başlıyor. Ağrılar, sancılar ve çatırdılar bir taraftan bizim
uyarıcılarımızdır.
“Yükünü hafiflet” diyorlar. Vatandaşlar zayıflama salonlarına koşuyorlar.
Kilolarını veriyor ama saçların ağarmasını, gözlerin farımasını engelleyemiyor.
Ağaran saçlar, buruşan yüzler, “Yükünü hafiflet” demeye devam ediyor.
Ama insan yaşlandıkça hırslanıyor. Dünyaya bağlılığı artıyor. Zengin cimrinin
biri rüyasında kendini ziyafet verirken görmüş, kan ter içinde uyanmış. Rüya
olduğunu anlayınca sevincinden oynamaya başlamış.
Kefensiz gidenler var. Kalplerimizdeki putları atalım. Vücut gemisi toprağa
doğru batışa geçti. Gönlünüzde Allah’tan başka ilah taşımayın. Yaradanın yanına
gidiyoruz. Tenimiz tertemiz, tazece yaratılmıştı. Haramdan kazandığımız yükleri
atalım. Rabbin huzuruna tertemiz varmaya çalışalım.
Cennete geçiş için “şehadet” isterler. Diplomalar, makamlar, rütbeler, imkanlar
bu dünya gardırobunda kalacak. “Şehadet” istenecek. Değerli ve ağırlığı olan
güzel işler yaparsak istikbalimiz güzel olur. Sonu gelmez senelerde
hoşlanacağımız bir yaşantı verilir.
Güzel ameller bu dünyayı güzelleştirdiği gibi güzel sözleriniz cennetteki
içeceğinizi tatlandırır. Yaptığınız iyilikler cennetteki güllerinizi
renklendirir. İki dünyanız cennet olur.
Kıyamet geldiğinde dağlar yün gibi atılır. İnsanlar kelebekler gibi dağılır.
Peki İslamı yaşamayanlara bakıyoruz, daha kıyametleri gelmeden dağılmışlar.
Dünyanın en zirvesindeki adam en zırva işler yapıyor. Halkının ırzına geçmek
için oval salonda sıraya diziyor. Eşi ise kırıştırdığı insanların macerasını bir
dergiye satıyor. Kızı ise Türkiye’ye geldiğinde belki bir Maraşlı Musa bulurum
diye aykırı gidiyor. Bu bir dağılma örneğidir.
Bir tanıdığım deprem bölgesinden yetim kalmış bir çocuğu yanıma alayım diye
müracaat ediyor, fakat çocuk bulamıyor. Çünkü çocuğun dayısı, amcası, halası,
teyzesi, dedesi veya bir başka yakını tarafından hemen himaye edilmiş. Bu
İslamın bizim genlerimize vurduğu sıla-i rahm mührünün etkisidir.
İki dünyamızı cennet olması, güzel tenlerimizin ve canlarımızın cehennemde
yanmaması için “Kıyamet” suresini “Şifa tefsiri 8/113”inden bir okuyup kendimize
çeki düzen verelim.
İslami Okul Okulların En Önemlisi