Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Temiz Kelime Helal Gıda (3-2-2000prşm A’raf Süresi) - Nuzulsirasinagorekuran - 33. Sayfa

Temiz kelime helal gıda (3-2-2000Prşm A’raf süresi)

Gitar dersi almayan, gitar çalmasını bilmeyen başörtülü kızımızın Beyoğlu’nda omuzuna bir gitar takarak gezmesinin anlamı ne?
Evinde eline almadığı batılı bir yazarın kitabını sokakta gezerken elinde taşıması neyin göstergesi? İki sene aynı dairede çalıştıkları halde iki müdür muavinin ikisinin de birbirinden gizli namaz kılması neyi ifade eder?
Akşam sohbetlerine katılıp, gündüz kulağına küpe takma nereden çıktı? Bütün bunlar çağımızın hastalığı değildir. Her çağda davasına yürekten bağlanamayan, kendine, kültürüne, imanına güveni olmayan, düşman göründüğü düşünceye içten içe hayranlık duyan bir ruh halinin veremli yüzünün dış görüntüsüdür. Yanlış anlaşılmasın. Benim burada karşı olduğum şey, iki yüzlülüktür.
Yolcu, bu dünya yolculuğunda tarlada, yolda, dükkanda, dairede, kışlada, karakolda, üniversite de her nerede olursan ol, yürüyüşün esnasında sana bakan dost ve düşmanların dışından içini görebilsinler. İçinde kin değil dinin parıldadığını görsünler.
Midende haram lokma olmadığını bilsinler. Kula kul olmadığını, Allah’a kul olduğunu herkes anlasın.
Rabbimiz, A’ raf suresinin hemen ikinci ayetinde insanlık ailesinin bu hastalığını tedavi ediyor. Bu Kur’an’a iman etmen ve onu yaşaman birilerini rahatsız edecekse, ondan tehdit gelecekse, bu yolda ayıplanacak, aşağılanacaksan bile sakın yüreğinde bir sıkıntı, daralma olmasın buyuruyor Rabbimiz. Amerikalılar ancak aya gidebildi. Onların üzerine çıkmayalım diye Mi’racı inkar eden din profesyonellerimiz türedi. Bütün bunlar aşağılık kompleksinin uyuz hastalığı gibi dıştakı kaşıntı sesleridir.
A’raf suresinin 3 ncü ayetinde Rabbimiz, indirilen Kur’an’a uymamızı ve onun dışındaki aykırı düşüncelere uymamamızı emreder. İnsan can ve tenden meydana gelmekte. Ten üzerinde, kan üzerinde, gen üzerinde oynanabilir ama can üzerinde cambazlık yapılamaz.
Yediklerimiz davranışlarımızı etkiler. Karadenizliler çokça mısır yediğinden kafası kızınca patlayıveriyor. Konyalılar buğday yerler, tavada yanarlar da ses çıkarmazlar. Sarhoşlar meyhanede içerler, meydanda nara atarlar.
Tenimizin gıdasını alırken biz helal olanlara dikkat edeceğiz. Hz. Adem yasaklanan meyveyi yeyince bedende bozulma oldu.
Rabbimiz, temiz ülke (Nur 61),temiz hayat (Nahl 97), temiz evler (Tevbe 72), temiz nesiller (Ali İmran 38) ve onların gönlünde ve dilinde temiz kelimeler -Kelime-i Tevhid- (İbrahim 24) den bahsediyor.
Yani dünya yolculuğumuzu can ve tenimizle yapıyoruz. Tenimizde haram lokma olmadığı gibi canımızda da şirki, inkarı, isyanı çağrıştıracak manevi gıdalara yer vermeyelim. Bugünlerde her gün televizyonlarda yanan yürek, ağlayan gözlerle izlediğimiz haberlerin baş aktörü adam kasabı, Kur’an’ın bir tek ayetini anlayabilecek durumda değilmiş. Ama bu Müslüman kasabı beş yıl ilkokul, altı yıl orta öğretim, dört yıl siyasal bilgiler fakültesinde okumuş. Hiç sınıfta kalmamışsa tam onbeş yıl laik demokratik eğitim görmüş.
Oğlum çocukken kum yemeye başladı. Doktora götürdüm, bir tek şurup verdi ve kum yemesi geçti. Sonra doktora durumunu sordum. Doktor: “Çocukta demir eksikliği var. Şurup o ihtiyacı karşıladı ve bıraktı” dedi. Bu eğitimde bir değil birçok gıda eksikliği var. Ve bu gıda da özellikle verilmiyor. Bunun üzerine katil, soyguncu, eşcinsel, mafya, köşe dönücü, tecavüzcü sayısı her geçen gün artmakta ve medeniyetin göstergesi haline gelmekte.
Bu düşüş ve aşağılıktan kurtulmak için canımızın ve toplum bünyemizin gıdası Kur’an’dan doya doya içelim. A’raf suresinin tefsirini “Şifa tefsiri 3/205’den 215” e kadar okuyuverelim.


İNSAN İSRAFI (4-2-2000 Cuma A’raf)

“İsraf etmeyiniz” dense hemen aklımıza yiyecek, içecek, giyecek ve kullandığımız eşyanın israf edilmemesi gelir. Doğrudur.
Ancak Kur’anı kerimde ayetlerin çoğunluğu insan israfından bahsetmektedir. Ancak birkaç ayet eşyanın israf edilmemesini istemektedir.
Yeryüzü ve gökyüzü insan için yaratılmıştır. Öyle ise birinci derecede insan israfı yapılmamalıdır. Rabbimiz, kendini tanrı ilan eden Firavunun müsrif olduğunu haber verir.
(Yunus 83) İnsanlık sınırını aştığından kendini tanrı yerine koyup insanları kendine kul yaptığından ve o insanları kendisiyle beraber cehenneme attığından müsrif olarak tanıtılmıştır.
İSRAFIN BOYUTU
Küllüğe atılan bir cam, kağıt, ekmek parçası israftır. Boş yere yakılan elektrik, boşa akan su israf edilmiştir. Basın yayın organlarımız bazan buna dikkat çekerler, ama insan israfına dikkat çekmezler.
Açıktan veya gizlice kötülük yapan, günah işleyen, insanların şahsına veya mallarına karşı haksızlık yapanlar, Allah’a ortak koşanlar kendilerini israf eden insanlardırlar.
İÇİNİ DE DIŞINI DA GÜZELLEŞTİR
İçini hak için güzelleştirenler, yani midesini haramdan, gönlünü inkardan, şirkten arındıranlar, dışını da halk için süsleyenler, yani sünnete uyarak günde beş vakit namazda dişini fırçalayan, elbisesine, saçına, sakalına, tırnağına, yürüyüşüne, kaş göz hareketlerine dikkat ederek hiçbir kimseyi rahatsız etmeyenler, bozulanları düzeltenler ise israf edilmesine izin vermeyenlerdir.
Rabbimiz A’raf suresinin 34 ncü ayetinde “Her ümmetin bir eceli vardır. Onların eceli gelince ne bir saat gecikir, nede bir saat öne geçer” buyurur.
Ayet insanların ecelini anlatan ayetle aynıdır. İnsan yerine ümmet kelimesi getirilmiştir. Milletlerin ecelini hazırlayan sebepleri İbni Haldun Mukaddime 2/296 sinde uzun uzun anlatıyor. Anlattıklarının hepsini özetleyecek bir kelime arayacak olursak oda “israf” kelimesidir.
İSRAFI ÖNLEYENİ SEVERİM
Sokaklarda dolaşıp “eski demir alırıııım, eski kağıt, eski cam alırıııııım” diyen insanları severim. İsrafı önlüyorlar. Ekonomiye katkıda bulunuyorlar. Kağıt toplayarak dağdaki ağacın kesimini önlüyorlar. Ama insan israfına hiç dikkat edilmiyor.
Televizyon ekranlarında polisle kovalamaca oynayan eşcinsellerimiz, uyuşturucu içenlerimiz, pazarlayanlarımız, öldürdüğü adam sayısına göre itibarını kendi dünyasında artıranlarımız, inkarcılığı oranında makam, mevki elde edenlerimiz, hortumladığı para oranında saygı görenlerimiz, bütün bunlar israf edilmiş insanlarımız.
Birileri çıkmalı, bunları teşhir etmemeli, tedavi etmeli. İmanın tadı, nikahın saadeti, helal paranın mutluluğu, yeryüzünde helallerin haramlardan çok olduğu, iyilerin kötülerden çok olduğu anlatılmalı.
CAN BEDENDEN AYRILMADAN...
Bu dünyaya kararmış gönüllerle bakanların ahirette de kapkaranlık cehenneme atılacağı, can bedende iken söylenmeli ve iki dünyasınında güzel olmasına yardım ederken kendimize yardım ettiğimizi de bilmeliyiz.
Siz en iyisi A’raf suresinin 57-157 nci ayetlerin tefsirini yarına kadar okuyuverin.


Kılavuzumuz karga olmasın (7-2-2000 Pzrt)

Yolcu gibiyiz. Bir ömürlük yolumuz kaldı. Yolcu, gölgesinde dinlendiği ağacın altını temizledikten sonra yoluna devam eder. Gelenler rahat etsin diye temizler.
Yolumuza rahmet gibi yürüyelim. Yağdığı yerleri yeşerten rahmet gibi. Kendimizden önce müjdelemek üzere karanfil, gül, menekşe kokusuna doymuş rüzgarımız varsın. Adımız bir günahla anılmasın. Rüzgarımız, zimmet, rüşvet, irtikap, çete, inkar, isyan kokusuyla toplumu bunaltmasın. Bizden önce yürüyen peygamberler örneğimiz olsun. 950 sene bıkmadan, usanmadan insanları sapıklıktan hidayete çekmek için tebliğe devam eden, eza ve cefalara aldırmayan Nuh (a.s.) örneğimiz olsunda "on senedir davanın içindeyim, elde var sıfır" demeyin. Allah için atılan her adım mü'mine sevap kazandırır.
Hud (a.s.) kendisine "beyinsiz" diyen milletinin bu sözüne aldırış etmeden nasihate devam etmiş. Sahillerde ve dağlarda köşkler yapan, yazın yazlıklarda, kışın kışlıklarda gönül eğlendiren, zayıfların, fakirlerin kanları, gözyaşları, alın terleriyle sanatlarını süsleyen insanlara doğruyu, güzeli, insanca yaşamayı öğretmek için gönderilen Salih (s.a.)i inkar edip devesini de işkence ederek kesen ve devenin ölüşünü toplu halde seyredenlere karşı Salih (a.s.) görevini hakkıyla yapmış ve başarmıştır.
Şu andaki Amerika Devlet Başkanı homoseksüeller derneğinde "Amerika sizinle gurur duyuyor" diyor ve onların oy'unu alıyor. Türkiye de bir kısım siyasiler mafyanın silahı ve kirli parasıyla ayakta durduğundan onları koruma ihtiyacı hissediyor.
Yolcu, yoluna Salih gibi yürü ve şehrin dokuz mafyasını da islah etmeye çalış. Lut aleyhisselam gibi yürü ve çılgınlığın her çeşidini yapan, kadından zevk almaz hale geldikten sonra erkeklerle ilişki kurmaya yönelen toplumun önüne geç ve yol göster. Oy için onların yaptığı kötülükleri görmezlikten gelme.
Evinden, mahallenden, şehrinden sürülüp çıkarılma pahasına da olsa doğruyu öğretmeye devam et.
Radyo konuşmalarımı dinleyen bir hanımefendi telefon ediyor "Hocam sizinle bir yakınım görüşmek istiyor, ne yapsın?" dedi. Filan gün saat 14:00’te Cantaş yayınevine gelmesini söyledim.
Saat 14:00’te kulağı küpeli, gözleri sürmeli, tırnakları uzun ve boyalı erkek giyimli birisi girdi. "Buyurun" dedim. Biraz oturduktan sonra "Burada konuşamayız, çalışanlar dinler" dedi.
Birlikte çıktık. Yolda giderken "Bu konuşmamızı ben, sen ve varsa birde Allah bilecek" dedi. Pastahanenin bir köşesinde saatlerce oturduk.
İmani bunalımı için kitaplar verdim, cinsel sapmasını önlemek için hemen evlenmesini söyledim, ikna ettim, ve ayrıldık. Aradan aylar geçti, radyodan beni dinleyen ve o gencin yakını olan hanım "size teşekkür ederim. Evlendirdik, her şeyiyle iyi oldu. İmanını tazeledi. Okuluna ve işine devam ediyor" dedi.
Lut aleyhisselam kavmine hem iman telkini yapıyor, hemde içine düştükleri bataklıktan çıkış yollarını gösteriyordu. Teklifsiz tehdit hiç işe yaramaz.
Yolun; bankerlerin, kartellerin, holdinglerin semtinden geçerken Şuayb aleyhisselam gibi davranacaksın. Allah'ın koyduğu adalet terazisine göre hareket etmelerini sağlayacaksın. Kendi koydukları kanunlar kendilerini korur. Başbakanlık yapmış biri "Trilyonları kartel götürmüş ama kanununa uydurmuş" diyor. Sonra kendiside uyduruyor.
Üniversite de iken "Kapitalizme hayır" diyen sosyalistlerimiz şimdi kapitalistlerin muhasebecisi, şakşakçısı, koruması oldular. Onlar kılavuz olarak kargayı seçmişlerdi. Biz önderlerimizin yolundan yürüyelim. A'raf suresi 157’nci ayetten sonuna kadar tefsirinden okuyalım.


İYİMSER OLUN
8/2/2000 (A’raf)
07/10/2002/Pzrts
Bundan bin yıl önce hadisleri şerh eden değerli alimlerimiz kıyamet hadislerinin şerhinde “haber verilen bütün kötü durumlar yaşanıyor” diyorlar. Ondan sonra gelen her asır insanları aynı şeyi söylemiş. Babanızda “durumlar kötüye gidiyor” diyor. Onun dedesi de onun dedesinin dedesi de aynı şeyi söylüyordu.
Peki ama dünyamızda iyi şeyler söyleyen, yaşayan ve iyi bir dünya için mücadele veren insanlar nereden geliyorlar?
Birkaç gün önce “Gâvurun işi zor” başlıklı makalemde “Tarık” suresinin ilhamıyla Rabbimiz, kirlenen sularımızı yağmurlarla arındırdığı gibi kirlenen dünya insanını da yağmur suyundan daha saf çocuklar yaratmakla temizliyor demiştim ve insanları bozarak çıkar sağlayan küfür, inkar çetelerinin işinin zor olduğuna dikkat çekmiştim.
Bir kere şunu bilelim ki bütün ruhlar yaşıttırlar. Yaşlılık bedenlerimiz içindir. “Gönül kocamaz” deyimimiz bunu güzel ifade eder. Her insanın ruhu Rabbin varlığını kabul etmiştir ve Rabbimiz de her doğan çocuğun içini dışını tertemiz yaratmıştır.
Musa aleyhisselâm ile firavunun mücadelesinde görünüşte güçlü olan firavundu. Müslümanlar zayıf (Müstez’af) kabul ediliyorlardı. Firavun bütün ilim adamlarını, aydınlarını topladı, halkın huzurunda Musa aleyhisselâm la tartışma yaptırdı. İlim adamlarının tamamı halkın huzurunda Firavunun gözleri önünde Musa aleyhisselâmın safına geçtiler. Rabbe secde ettiler. Firavunun “Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestikten sonra asacağım” tehdidine aldırmadılar.
Ağzı hasta olmayan altı milyar insanın hepsi çoban çeşmesi, şeker pınarı suyuyla karşılaştığında ondan avuç avuç içerler. Dilleri, renkleri, ırkları, kültürleri tatlı sudan içmeye mani olmaz. Çünkü o suyu ve o dili yaratan Rabbimizdir.
İşte biz bu çağda altı milyar insanın insanla, tabiatla ve Rabbiyle ilişkilerini düzenleyen Rabbin kitabıyla buluşturuverirsek dili, ırkı, rengi, kültürü bu buluşmayı reddetmez. Kabul ettiklerini görüyor ve işitiyoruz.
Çağımız aydınları da Firavunun aydınları gibi İslam a geçince çağdaş firavunlarda İslama geçenlere çağdaş işkence uyguluyorlar. Fransa da milletvekili ve en büyük düşünür unvanını alan insan Müslüman olunca adının basında anılmasını dahi yasaklıyorlar. Yazdığı bir kitabı Fransa sınırları içinde yasaklıyorlar. İngiltere de bir numaralı müzisyen iken bir anda yok sayıveriyorlar.
Ama Medeniyetleri kuranlar firavun sarayında bir eli yağda bir eli balda köle olarak yaşamaktansa çölde hür olarak yaşamayı tercih eden Musa aleyhisselâm ve onun ümmetleridir.
Zalimlerin zulmünü şarkılarla türkülerle alkışlayıp halkı uyutarak yal yalamaktansa Allah’ın kelamını dinleriz, söyleriz ve yaşarız diyenler, şehirlerde çöl ateşini göğüsleyenler milenyum çağını şekillendirecekler.
Bir ismi “Afüv” olan afvedici Allaha iman edenler gönüllerine afvı almışlar. İyiliği anlatmak için yola koyulmuşlar. Yol kenarında onlara taş atan, sataşan, hakaret edenlere aldırmadan, onlara da ekmek atmaya, iyilik yapmaya, yanmasınlar diye yüreklerine imanı tebliğ etmeye devam ediyorlar.
Yolcu yolundan kalmamalı. Ağız dalaşlarına dalmamalı. “Neme lazım” dememeli. Altı milyar insan “Bana lazım” demeli.
En iyisi siz yolunuzda yürürken bir ara yarına kadar “Cin” suresini tefsiriyle birlikte okuyuverin.