Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sinekle –Pislik 10-2-2000 (Yasin) - Nuzulsirasinagorekuran - 35. Sayfa

SİNEKLE –PİSLİK 10-2-2000 (Yasin)

Şarap, rakı, viski, şampanya, eroin, esrar, afyon kullanan insanların yolda nasıl yürüdüğünü görürüz. Ama niçin doğru yolda eğri gittiğini göremeyiz. Çünkü dış dünyayı onun gözüyle görmüyoruz.
Şarap içenle şerbet içenin yürüyüşü görüşü, davranışı değişik oluyor. Müslüman insan şarap içerse gönül gözünde de kafadaki gözünde de perdelenme meydana gelir.
Gâvurluk ise gönlün en derin yerlerini dahi karartır. Kişi kendi iradesiyle dört tarafına duvar çeker ve kendisini maddeye mahkum eder. İslami ve insani değerlere karanlık gözlerle bakar. Bu değerlerin iyisine kötüsüne bakmaz. Bana para getirirmi ?diye düşünür.
Yüzde altmışı uyuşturucu kullanan Amerika halkına tonlarca uyuşturucu satmaktan kaçınmaz. Küçük devletleri kışkırtıp harbe başlatıp öldürücü silahlar satmaktan geri durmaz.
Canlı insanın ciğerlerini , böbreklerini söküp büyük paralarla sakatatçılık yapmakdan vazgeçmez.
Peki bunlara karşı biz ne yapalım? Televizyondan teşhirmi edelim? Televizyondan teşhir edilen cinci ile organ ticareti yapan sakatatçının işlerinin dahada arttığı görüldü. Müşterilerine adres verilmiş oldu.
Rabbimiz gayet hikmetli,çok sağlam,çağların sorunlarının altında kalmayan,her sorunu en doğru şekilde çözen bir kitap gönderdiğini bize haber verir.
Biz o kitabı gönlümüze ve elimize alacağız. Peygamber efendimizi örnek edinerek dosdoğru yolda yürüyeceğiz.
“Yasin” suresinin ikinci sahifesinde haber verildiği gibi iki kişi veya üç kişi bile olsak Amerika , Japonya ,Çin gibi ülkelere gidip cumhurbaşkanlığı köşkünde üniversitede mecliste meydanda bu doğruları konferanslarla açık oturumlarla ikili görüşmelerle bütün iletişim vasıtalarıyla duyuracağız.
Doğruluk çok önemli . Kafir kendisi eğri bile olsa doğru insanla çalışmaz ama dışardan doğruyu sever.
Ömrü devlet ihaleleri almakla geçen bir müteahhit ilahiyat mezunu bürokrata geliyor ve “bu çağda bu kadar büyük miktarda rüşveti almayan bir insanı görmek için geldim. Ben kârdan zarar ettim ama olsun. Senin gibi bir insanın var olabileceğini düşünmüyordum . Beni yanılttın ama bana ümit verdin . Bu ülke yıkılmaz” diyor.
Doğruluğun kendine has bir gücü vardır. İyi bir nişancıya vur emri verseler tam tetiğe basacağında “böyle bir insana da kıyılmaz ki” der. Birilerine “bunu harcayın” deseler , “böyle bir insan harcanmaz ki” der.
İşte “Yasin” suresinin ikinci sahifesinde üç elçi Allahın dinini kafir bir devlete anlatmak için başkente geliyorlar . Saraydan meydanlara kadar her yerde Allahın dinini anlatıyorlar .
Ancak Rabbimiz bir şeyi özelikle vurguluyor. O üç kişinin bu tebliğden çıkar sağlamadıkları özellikle belirtiliyor.
Elinde Allahın kitabı, kitaba bakarak rotasını çizen , eğilmeyen eğrilmeyen , tehditlere aldırmayan , doğru bildiği yolda dosdoğru yürüyen bu üç insana şehir halkından da destek geliyor.
“Hocam çağımızın pislik insanları Romalı askerler gibi mızrak kullanmıyorlar. Kamera kullanarak öldürüyorlar” diyorlar . Doğru. Her çağın silahı değişik olur. Ama hiçbir çağda doğruluğu öldürecek imanı beyinden söküp çıkaracak silah icat edilmedi .Edilemezde.
Birde dürbünün doğru tarafından bakalım pislik seven sineğin tanımadığı üç insanı birlikte yürütelim . ikisinin elbisesi tertemiz . Birinin kafasına giydiğine de pislik sürülmüş olsun . üçünüde tanımayan bu sinek başında pislik olanı bulur. Ve başına bela olur.
Biz, hal hareket ve tavırlarımızı “kötülerin kötülükleri kadar bende yok benim kötülüğüm onlarınkinin yanında bir zerre kadardır.” mantığıyla sergilemeyelim. Unutmayalım ki bazı hastalıklarımızın sebebi zerre küçüklüğündeki bir mikroptur. Örneğimiz peygamberler, alimler ve salih insanlar olsun .Yarına kadar “Yasin” süresini ma’nasıyla birlikte okumaya devam

SU GİBİ OLALIM 11-2-2000 (Yasin)

Haçlılar bir İslam alimini şehir meydanındaki kandil astıkları direğe asarak idam ederlerken İslam alimi şehadet getirdikten sonra: “Şimdi asın, beynimin içindekilerden aydınlanmadınız. Belki beynim kandilinize yağ olurda şehrinizi aydınlatır” der.
Moğolların taş üstünde taş, omuz üzerinde baş bırakmadığı dönemlerde Mevlana: “Biz, öd ağacı gibiyiz. Bizi yakanlara bile güzel kokular veririz. Biz mum gibiyiz. Bizi yakanlara ışık oluruz” der.
Hz. İbrahim, kendisini ateşe atan, ülkesinden göçe zorlayan halkı hakkında: “Rabbim, o putlar birçok insanı saptırdı. Bana uyan bendendir. Bana isyan edene gelince şüphesiz sen, bağışlayansın, esirgeyensin” diye dua eder. (İbrahim 36)
İsa aleyhisselâm, kendinin peygamber olduğunu inkar edenler, annesi Meryem validemize iftira edenler, sevgide aşırı gidip Hz. İsa’yı ve Meryem validemizi ilahlaştıranlar hakkında: “(Allahım) Eğer sen onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kulların. Eğer onları afvedersen, şüphesiz sen Azizsin, Hakimsin” diye Rabbine yalvarır. (Maide 118)
Sevgili Peygamberimiz bir gece sabaha kadar namaz kılar ve her rekatta Fatihadan sonra İsa aleyhisselâmın bu duasını okur. (Ebu Davud, K. Vitir, hadis 1435)
Tarihin her döneminde, kafirin kısır mantığının bittiği yerde kaba kuvvete baş vurduğunu Rabbimiz örnekleriyle veriyor. “Yasin” suresinin ikinci sahifesinde bir şehre gelip hak dini anlatmaya başlayanlara ve onlara iman edenlerden birine şehrin meydanında işkence etmeye başlarlar. Zalimlerin ayakları altında can veren o Mü’min insan “Ah, keşke milletim Rabbimin beni afvettiğini ve beni Cennette ikram olunanlardan kıldığını bir bilseydi” diyor. (Yasin 27)
Linç edilirken kendini linç edenlere karşı iyi duygular beslemek ve onlarında Müslüman olmasını istemek ve sağlamak ancak peygamber eğitiminden geçenlere nasip olur.
İşte biz bu asırda internet yoluyla banka soyan, güdümlü mermilerle adam öldüren, yüzünde nefesinin koktuğu kadınlara fuhuş yapma imkanları vererek “özgürlükler ülkesi” dedirten,İMF kararlarıyla altı milyar insana yetecek dünyanın imkanlarını 200 insana aktaran ve bunun adına da batı medeniyeti diye aydınlarımıza yutturan, elindeki silahlarla siyasilerin gözlerini korkutan, sömürülerine engel olarak İslamı görenlere, kimlik kartımız olarak Kur’anı gösterelim. Ama bizde kimliğimize uygun dil kullanalım, hal sergileyelim.
Bir ömürlük yol alacağız. Bu yolculuğumuzda haksız yere bir damla kan akıtmadığımız gibi bir dâne’de haram olarak tenimize dokunmamalı. Kan akıtan, haram yiyenlere de engel olmalı.
Kara topraktan rengarenk sebze ve meyveler çıkaran Rabbimin mülkünde edebimizi koruyarak yerken, çekirdeğin öldükten sonra çiçek açıp dirildiği gibi ahirette dirileceğimizi ve yaptıklarımızdan hesap vereceğimizi bilelim.
Elimizin emeğini yiyelim. El veren, akıl veren, yerden sular fışkırtan Rabbimize şükredelim.
“Teknolojinin zirvesindeyiz” deriz. Londra’da tren kazası olur, insanlar cayır cayır yanar. Amerika da uçak kazası olur, denizden on gün sonra ölülerinin bir kısmını çıkartabilirler. Kara toprak kabrimiz iken şimdilerde teknolojinin küreğiyle kazılan çelikten kabirlerimiz oluyor.
250 kilometre hızla gelen kasırga 7, 8 veya 9 şiddetindeki bir deprem, sel baskınları, bizim zayıf bir kul olduğumuzu hatırlatıyor.
Biz ellerimizle yaptığımız aletlerle aya çıksak da, denizin en derin yerine insek de her yerde Rabbimizi unutmayacağız.
O Kendini hatırlamamız için güneş, ay, yıldızlar, çiçekler, böcekler yaratmış. İki gözümüzü ve gönül gözümüzü iyi açalım. Elimizle kazandığımız helal rızkımızı Allah’ın kullarıyla paylaşalım. Mahşerde “eyvaaaaah” demeden “Allah” diyelim.
Yarına kadar “Yasin” suresinin tefsirini okuyuverelim.


SAĞLAM DİN EĞİTİMİ 14-2-2000 (Yasin)

Kadıköy’de p.k.k gösterisinde bir polisi tekmelerle , coplarla dövdükten sonra hırsını alamayan gencecik bir delikanlı parkta herkese gülücükler dağıtan lâleleri coplamıştı . Televizyonlardan bu iki acıklı görüntüyü içim burkularak seyretmiştim.
Minnacık bir kedi yavrusunun başını koparan, derisini yüzen, tavada etini kızartıp yiyen , kedinin bağırsaklarıyla fotoğraf çektiren, sonra kız arkadaşını önce öldürüp sonra tecavüz eden diye televizyonlarda birinci haber olarak verildiğinde bunlara beş yıl ilkokulda altı yıl orta öğretimde ders veren öğretmenlere kızmak istedim . Ama öğretmen arkadaşlarım “kızma öğretmen kendine verilen programı uygular” dediler.
Anne ile kızını şehrin merkezinden dağa kaçırıp ikisinede tecavüz ettikten sonra elli yerlerinden bıçaklayanlar, on milyon lirası için ticari taksi şoförünü öldürenler, p.k.k olayında otuzbin insanın ölümüne sebep olanlar, memleketi ölüm tarlasına çevirenler, 70 milyon insanımızın hakkını gasbederek 70 insana tahsis edenler, bir senede dört parti değiştiren vekiller bütün bunlar en az beş yıldan on beş yıla kadar bu sistemin eğitiminden geçmiş insanlar.
“Hizbb-ul vahşet” olayını gazetecilere gösteren içişleri bakanı sayın Sadettin Tantan beyefendi bu gösteri esnasında gazetecilere üstüne basa basa birkaç defa tekrarlayarak “sağlam din eğitimi” verilmesinin zorunlu olduğundan bahseder.
Genel kurmaydan , MİT den Jandarma genel komutanlığından yetkili insanların önünde bunun ısrarla tekrarlanması bu görüşün yalnız içişleri bakanına ait olmadığını gösterir .
Hemen ardından Diyanet işleri başkanı sayın Mehmet Nuri Yılmaz beyefendi de “sağlam din eğitim”inin gerekliliğini vurgular.
Sağlam din eğitiminin ana kitabı Kur’nı Kerim dir. Kur’anı Kerimde Rabbimizin güzel isimleri 4842 defa geçmekte. Rabbimize işaret eden O, Onu, Ona, Ondan, Sen , Seni, Senden, Sana gibi zamirler bu rakama dahil değildir. Yine Kur’anı Kerimde şeytan kelimesi çoğuluyla birlikte 88 defa geçmekte.
Kur’anın kalbi olan “Yasin” suresinin 60-61. Ayetlerinde Rabbimiz “Ey Ademin çocukları bensize: “şeytana tapmayın , çünkü o size apaçık bir düşmandır ,yalnız bana ibadet edin” diye ahd vermedim mi? İşte doğru yol budur”buyurur.
1400 yıldır Müslümanlar “Yasin” suresini okuyorlar . Şeytana tapmıyorlar . Allah’a ibadet ediyorlar . Allah’ın kullarının bir damla kanını yeryüzünün bütün hazinelerinden değerli buluyorlar. Bir ressamın eserine kara kalemle bir çizgi atılınca değer kaybettiği gibi Allah’ın yarattığı insanın tenine bir çizik çizmedikleri gibi şahsiyetini rencide edecek bir kara leke bulaştırmazlar.
Ama Kur’an kurslarının ve imam- hatip okullarının orta kısmının kanunlarla kapatılması , imam – hatip liselerinin önünü kesecek her türlü oyunun tezgahlanması , diyanet işleri başkanlığının imam açığının kırk binlere dayanması , on sene önceki vaiz sayısının onda bire indirilmesi sağlam din eğitimi vermeyi engellemektedir.
Şimdi tıp fakülteleri kapatılsa , birkaç sene sonra mevcut doktorlarımızda ölse , yerleri boş kalmaz . Hemen üfürükçüler , cinciler doktorlarımızın yerini alırlar. Sağlam din eğitimi konusunda imkanlarımız oranında yeniden kafa yoralım.
Yarına kadar Yasin suresinin tefsirini okuyuverelim.


YOLCU, DEVLET BAŞKANI OLURSA 15-2-2000 (Yasin)

Yolcu, yoluna devam et. Her nefes alış verişinde ömründen iki nefes boyu eksiliyor . Oyalanma. .Sevdiklerini yaratana ve sevdiklerine kavuşacaksın. Yemen, içmen, uyuman, çalışman, okuman, okuduklarını eyleme geçirmen dengeli olsun.
Kainat denge üzerine yaratılmıştır. En küçük bir zerre lüzumsuz , faydasız değildir. Hepsinin değerini bileceksin. Rabbimiz bunlar için: “Ellerimizin yaptığı” diyor. (Yasin 71)
Mermerden yapılmış bin yıllık bir tarihi eseri bulsak “küçük bir mermer parçası” deyip atmıyoruz. Yapımcısına göre değer kazandığını biliyoruz . Eserin çizgilerine zarar gelmesin diye arkeologlar en yumuşak fırçalarla temizliyorlar.
Yolculuğumuz esnasında görüştüğümüz beyaz insan, zenci insan, Kızılderili insan hangi renk ve ırk dan olursa olsun onu Rabbimizin şaheseri olarak kabul edeceğiz.
Güzel bir manzaraya, sevdiğiniz bir insana bakarken yönünüz bir tarafda yüzünüz öbür tarafda olarak bakarmısınız? Bakarsanız saygısızlık olmazmı?
Biz hayat kumaşımızı dokurken örnek aldığımız sevgili peygamberimizi bize tanıtan Hz.Ali(R.A)nin sözleri tarih boyunca değerli hattatlarımız tarafından yazılmış, müzehhiblerimiz tarafından altınla bezenerek duvarlarımıza süs olmuş “Hilye” sinde Allah rasülü “Birine döndüğü zaman bütün vücuduyla dönerdi” buyurur.
Sarayların bahçesinde, lâleler, sümbüller, yaseminler arasında doğmuş, bülbül nameleriyle büyümüş, kuş sütüyle beslenmişsek cenneti hayal edelim. Yolumuzdan kalmayalım. Solan güller, ölen sevgililer, farıyan güzeller bizi alıkoymasın. Suyumuz yaseminler üzerine düşen jalelerden , şebnemlerden olsada besmeleyle başlayıp hamdeleyle bitirelim.
Sularla birlikte çağlayalım, bülbüllerle birlikte Allah’ı zikredip şakıyalım.
Tasvir ettiğim böyle bir yer rüyama bile girmemiştir. Ama filimlerde görüyoruz. Bizim rüyalarımız bildiklerimizle ve gördüklerimizle sınırlıdır. Böyle güzel yerlerde yaşayanlarda o güzellikleri yaratan Rabbimize şükrünü sunmalıdır.
Çölde, çadırda dünyaya gelen keçi sütü içen , keçi kılından elbise giyen teke çanları, çoban kavallarından başka birde çölün sessiz uğultusunu dinleyen , geceleri donan, gündüzleri yanan bir yolcu isek kumlar sayısınca zikir yapmaya , keçilerle anlaşmaya, yıldızlarla konuşmaya , eşimizle elele gönül gönüle en az günahla Rabbimize kavuşmaya çalışalım.
Yolcu, eğer devlet başkanı olmuşsan Ebubekir’in sadakati, Ömer’in adaleti, Osman’ın sehaveti (cömertliği) Ali’nin cesaretini giyinde koltuğa oturma, Hüma kuşu gibi insanların durumunu görmek için üzerlerine kanat ger ama gölgen dahi insanlara ağırlık yapmasın.
Ülkendeki bütün kedileri Ebu Hureyre’nin kedisi bil. Bütün köpekleri Ashabı kehf’in köpekleri bil . Bütün hayvanları Salih-in (S.A.V) devesi gibi gör.
Evlerinin çeşmelerinden şırıl şırıl ab-ı hayat suyu aksın . Bütün evlerde gürül gürül Kur’an okunsun . Süleyman aleyhisselâmın ülkesinde olduğu gibi karıncalar bile gülümsesin.
Bütün bunları yaparsak ne olur? Dünyamız cennet olur. Okunan Kur’an lar kabirde kandil olur. Ekilen yaseminler kabirde cennet bahçesine dönüşür. İnsanlara yük olmazsak günah yükümüz hafifler. “Yasin” suresinin 55-56-57nci ayetlerinde ifade edildiği gibi eşimiz, çocuklarımız, dostlarımızla birlikte cennette solmayan çiçekler, ölmeyen, ihtiyarlamayan, yorulmayan can ve tenlerle zevke gark oluruz.
Siz yarına kadar “Furkan” Suresini “Şifa Tefsiri 5/405” den bir okuyuverin.