Evrensel İlâhi Değerler - Nuzulsirasinagorekuran - 36. Sayfa
EVRENSEL İLÂHİ DEĞERLER
16-2-2000 (Fürkan)
04/10/2004/Pzrts/Millig
İmam Ebu Hanife “el-Alim ve-l-müteallim”=Alim ve öğrenci isimli eserinde
Yahudiler, Hıristiyanlar ve Mecusiler, hepsinin Allah’a iman ettiğini ancak
Allah’ı tanımlarken sapıttıklarını anlatır ve bir örnek verir. Adam elindeki
siyah üzüm tanesine “inci” dediğini, elinde ayva olan birisinin “işte imci bu”
dediğini, elinde yuvarlak bir çamur olan birininde “işte hakiki inci budur”
dediğini naklettikten sonra işte bu üçü inciyi tanımamakta birleşiyorlar.
Yahudiler “Uzeyir Allah’ın oğlu” demekle, Hıristiyanlar “İsa Allah’ın oğludur”
demekle, Mecusiler Allah’a ortak koşmakla, Allah’ı tanımamada birleşiyorlar”
diyor. Öğrencisi soruyor, “Peki Allah kelimesini nereden biliyorlar?” Öğretmen
“Doğuştan kör bir insan anasından duyarak gece, gündüz, sarı siyah kelimelerini
bilir ama gerçeğini bilemez.
Şimdi inci hangisi? Bunu tespit için ne yapmalı? Dünyamızda demokrasi olduğuna
göre oylayalım. “Siyah üzüm tanesine inci diyenler, siyah kağıdı atsınlar, ayva
tanesine inci diyen sarı kağıdı atsınlar, çamur yuvarlağına inci diyenler gri
kağıdı sandığa atsınlar” denir. Oylanır, böylece hangisi çok oy alırsa onun
dediği inci olur ve ülkede bir sorundan kurtulur mu? Kurtulmaz.
Birileri de diyor ki: “inci olmayan şeylerin oylamaya sokulması yanlış. Bu,
evrensel değerlere aykırı. Oylamaya katılanların hepsi yüzde yüzü çamura inci
dese bu geçersizdir” diyor.
“Vay gerici, yobaz, çağdışı adam, sen nerelerden çıktın” diyerek üzerine
yürüyorlar.
Peki ama Evrensel değerleri” kim belirleyecek? İçtiğimiz suyun, soluduğumuz
havanın, kokladığımız çiçeğin, yediğimiz buğdayın kanununu kim koyduysa, özetle
evreni kim yarattıysa evrensel değerleri de o belirler. Yaratmayan, kendisi
yaratılan biri kendisi gibi yaratılan hakkında değer biçerse bu hakiki değer
olmaz, izafi değer olur.
Allah (c.c.) evrensel değerleri belirlemek, iyi ile kötüyü, hak ile batılı ayırt
etmek için bir ismi de “Furkan” olan Kur’anı indirir. Allah’ın Rasulüde o
“Furkan” hak ile batılı ayırt eden kitapla evrendekileri uyarır. (Bak Furkan
suresi ayet 1)
Değerleri sıralarken birinci sıraya Allah’a iman oturur. Yahudiler,
Hıristiyanlar ve diğer batıl dinler uyarılır. Göklerin ve yerin mülkiyeti ve
otoritesi Allah’a aittir. Onun çocuğuda yoktur, ortağıda yoktur.
Eğitim ve öğretimimizde Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik ilimlerinden önce
Fizik kanunlarını, kimyanın kanunlarını koyan Allah tanıtılmazsa, resmi
gösteripte Ressamı halktan gizleyenlerin durumuna düşeriz.
Allah’ı tanıtmadan kimya ilmini öğrettiğimiz çocuklar o ilim sayesinde el
bombaları, tahrip kalıpları, füzeler yapıp insanları yakıyor, yıkıyor, tahrip
ediyorlar.
Ve İçişleri bakanı Saadettin Tantan beyefendi dikkatimizi çekiyor: “Sağlam din
eğitimi verilmeden bu anarşinin önü alınamaz” diyor ama çamuru inci diye,
kargayı bülbül diye, tenekeyi teknoloji diye satmaya çalışanların çıkarına çomak
sokacağından sağlam din eğitimi veren kurum ve kuruluşlar kapatılıyor.
Bir çok evin camında “özel İngilizce ders verilir” yazısı görülür. Camlardan bir
tanesinde “özel Kur’an dersi verilir” yazısı görülse basınımızın güzide
proğramcıları o evin önüne çöreklenirler ve kameralarla recmederler.
Biz yolumuza devam edelim. Elimizde Kur’anımız, dilimizde yarına kadar “Furkan”
suresinin tefsiri olsun.
KALPLERİN KAYNAŞMASI 17-2-2000 (Fürkan)
Otuzüç yıldır konuşuyorum . Renksiz, kokusuz, kapalı olan bu konuşmalarım,
acılarını içine gömen, iniltilerini yine kalbinin en derin yerlerinde
yankılandıranlarınki gibi açık değil, kuzu görünce uluyanlarınki gibi kapalı
değil.
Yazıyorum ama kederini kanıyla alın çizgilerine yazanlar kadar açık değil,
servetin şarlatanlığını gariplerin gözyaşına, işçilerin alın terine batırarak
yazdıranlarınki gibi kapalı değil.
Televizyon ekranında eli kanlı katiller, vücudu kana bulanmış maktuller, Taksim
meydanında anıtın tepesine çıkan başçavuş, bunalım geçirip hanımını kurşunlayan
komiser, boğaz köprüsünden atlayacağını söyleyen dertli, ve arkadaşlarını
atlatarak “özel haber” yapmaya çalışan muhabir . Bütün bunların üzerine köşe
başlarında teori üreterek gerçeği karartan yazarlar, ve katilin, maktulün,
intihara teşebbüs edenlerin ruh halini öğrendiği İngilizce kelimelerle anlatmaya
çalışırken, kendi ruh halini ele veren psikolog, insanları ilk , orta, ve yüksek
öğretimden mafyacılığa köşe dönmeye sonra katilliğe, intihara sevk edenlerin ruh
halini anlatırsa bir daha o ekrana çıkamayacağını bildiğinden niçin ve nedenini
açıklamıyor .
70 milyon insanın hazinesini hortumlayan 70 kişiden biri öldüğünde:”sen
insanların en hayırlısısın. Allah ve Rasulü seni kucaklayacak” diye mersiye
yazan, sonradan 70 milyona dönüp “Sabredin. Bir ömürlük yolunuz kaldı .Yahudi,
Hıristiyan Müslüman hepiniz cennetliksiniz”diyen din profesyonellerimiz.
“Harunlar da Karun kadar zengin olmazsa bu dava yürümez” diyerek kanı kalmamış
insanların iliğini emerek holdingleşmeye çalışanlar , gemi batarken altınlarını
beline saran adam gibi batıyorlar.
Bizler Harunlar gibi olmalıyız .Tarihin seyrini hep iyiye ve güzele doğru
çevirenler bu işi bol para ve askeri güçle yapmadılar. Onun için imansızların
peygamberlere i’tirazlarında mademki peygambersin Allah sana altından ev yapsın
(İsra 93) Bahçelerin olsun, içinde su kaynakların bulunsun, gökyüzüne
çıkabilesin (isra 90-33)
Hazinelerin olsun (Hud 12) diyorlardı.
Evi altından olmayan, hazineleri olmayan, güzel bir bahçeye sahip olmayan
peygamberler ve onların yolundan gidenler Karunların ve Firavunların
hazinelerine ve saltanatlarına sahip oldular.
Hakkı hak sahiplerine vermek için yürüyen Harunlar, Karunların elindeki haksız
kazançlarıda hak sahiplerine dağıtarak dünyadaki nasiplerini de unutmadılar.
Rabbimizin verdiği sevgi ile o insanları Firavunun sarayında ve Firavunun
kucağında büyüttü . Sevse sevdirir. Hem gökyüzündekiler hemde yer yüzündekiler
sever. (Buhari , Tevhid bab 33,Müslim , Birr ve sıle hadis157)
Ancak Allah’ın sevmesi ve sevdirmesi için aranan şartlar var. Meryem suresinin
96. Ayetinde “iman edip ameli salih işleyenlere Rahman şüphesiz sevgi
verecektir.”buyurur. Ali imran suresinin 31.ayetinde “Deki:Eğer Allah’ı
seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin”
buyurur.
Gönlümüzde iman , eylemlerimizde iman çiçekleri ve rehberimiz Allah resulü
olursa Allah bizi sevecek, sevince sevdirecek, imanı ilmi ve eylemleriyle göz ve
gönül dolduran insanlar ve teknolojiye hükmeden insanların gönlünü İslam’a
kazanmakla Fransa’da, Londra’da, Tokyo’da , Washington’da ve dünyanın her
tarafında sevilir, sayılır ve inancıyla yayılır. Yeryüzünde paranın sözü geçer
ama gönül diyarında onu tanıyan olmaz. Onun için Allah(c.c.): “Eğer
yeryüzündekilerin hepsini harcasan onların gönüllerini birleştiremezdin”
buyurur.(Enfal 63)
En iyisi biz, hiçbir insanın katil veya maktul, zalim veya mazlum,sömüren veya
sömürülen olmaması için kalplerimizi yaratan Rabbimizin kitabından “Fürkan”
süresini yarına kadar tefsiri ile birlikte okuyuverelim.
KURTLUK DAMARIMIZA DİKKAT
18-2-2000 (Fürkan)
06/07/2004/Salı/Millig
Her insan altı milyar insanın şahsiyetini kendinde taşır. Dilerse şeytana pabucu
ters giydirir. Dilerse meleklerin secde edeceği makama erişir. Hiçbir şey
yıkıcılık ve yırtıcılıkda ona ulaşamadığı gibi hiçbir şey yapıcılıkta da ona
ulaşamaz.
Bizi insan yapanda işte bu özelliklerimizdir. Yıkıcılık özelliğimiz olmasa
zalimlerin saltanatını nasıl yıkarız? Yapıcılık özelliğimiz olmasa kırık
kalbleri nasıl yaparız?
Peygamber efendimiz: “insanlar madenler gibidir” buyurmuş. (Buhari, Enbiya 19,
Müslim , Fezail-üs-sahabe 199)
Bu madenler bulunmalı, keşfedilmeli, değerlendirilmeli. Mafya babası siyah
mersedesiyle giderken kaldırım kenarında kavga eden, dört kişiye meydan okuyan
bıçkın delikanlıyı keşfedip mafya elemanı olarak yanına alıyor. Yaktırıyor,
yıktırıyor.
O delikanlıyı Salih bir insan keşfetseydi o cevvaliyetiyle kaldırımlarda
insanları rahatsız eden, huzursuzluk çıkaranları ıslah eri olarak
kullanabilirdi. “İslinin yanında oturanda is kokar, mislinin yanında oturanda
mis kokar” ata sözümüz bir hadisi şerifin Türkçe tercemesidir. (Buhari, Buyu 38,
Müslim, Birr 146)
Parfümcü dükkânından alış veriş yapmasanız bile üzerinize güzel kokusu siner.
Meyhanede içmeseniz bile kokusu bir müddet üzerinizde gezinir.
Rabbimiz “Furkan” suresinde peygamberlerin yolundan yürümemizi, dost olarak
onları seçmemizi ister.(Ayet 27-28)
Cehennemin dehşetli alevlerini gördüğünde “keşke filanı dost edinmeseydim”
diyecek diye bize haber veriyor ve kötü insanlardan arkadaş edinmemizi
yasaklıyor.
Peygamber efendimiz: “Kişi arkadaşının dini üzeredir. Sizden her biriniz kiminle
arkadaşlık yaptığına dikkat etsin” buyurur.(Ebu Davud, Edeb Hadis4833, Tirmizi
zühd bab35, hadis 2379)
Seçici olacağız. Yediğinizi, giydiğinizi, seçiyorsunuz. Konuşup kaynaşacağınızı
ve okuyacağınızı da seçiniz. Bir katil veya sapık gördüğünde “Benim bu hale
gelmemi engelleyen Rabbime hamdolsun” deyip ıslahına çalışmalı.
Dünyanın en iyi kalbi insanına şarabı içirir, afyonu yutturur sonra direksiyonun
başına oturtursanız araba kaza yapar. Devlet direksiyonunun başına oturtursanız
devlet kaza yapar.
Çoban kurtla arkadaşlık yaparsa kuzulara yazık eder. Devlet başkanı kurt gibi
adamlarla arkadaşlık yapar, onların yazdıklarını okursa bir millete yazık eder.
İçimizdeki kurt bizi de yer bitirir . O, yün içinde gelişen kurt gibi içimizden
büyür ve bizi kemirir. “Furkan”suresi arkadaşlarımızı iyi seçmemizi bizim iki
dünyamızı da cennet eyleyecek arkadaşlar edinmemizi, Kitap olarak Kur’anı
yalnızlığa terketmememizi öğütler.
İyi kitap, iyi arkadaş, bizim mayamızda olan iyilik tarafını sular, yeşertir,
gül açtırır. Kötü kitap, kötü arkadaş da yine bizde olan kötü tarafımıza
yataklık yapar dikenlerin ve sivri sineklerin gelişmesine bataklık yapar.
İyi arkadaşı acıktığımızda ekmeğini bölüşen, donarsak nefesiyle ısıtan,
denizlerin söndüremediği gönül yangınlarını bir kelimesiyle söndüren, bir
gülümsemesiyle keder, bunalım bulutlarını dağıtan, bizim hep iyi olmamızı iyi
işler yapmamızı, iki dünyamızda da iyi yerlere gelmemizi öğütleyen ve
örgütleyendir.
Maddi ve manevi güzelliklerin zirvesine çıkarılan Yusuf aleyhisselâm Rabbine dua
ediyor ve: “Rabbim, beni Müslüman olarak öldür ve beni Salihler arasına kat”
diyor. (Yusuf 101)
Köyde, mahallede, okulda, tarlada, kışlada, karakolda, üniversitede, sokakta her
nerede olursak olalım iyi arkadaşlarla oturup kalkalım. Kötülük yapanlara engel
olalım. Islahı için çalışalım.
İnsanların yaratılışdan getirdiklerini iyi yönde keşfedip geliştirecek sağlam
din eğitimini sağlamak için Kur’anı kerimden “Furkan”suresini “Şifa tefsiri
5/405” inden okuyuverelim.
RAHMANIN KURALLARI
21-2-2000 (Fürkan)
28/01/2005/Cuma/Millig
“Fürkan” suresini okumaya devam ediyoruz. Kula kul olmaktan kurtulanlar
mutluluğu Rahmana kul olmakta bulurlar. Mevlâna: “Ben kul oldum, ben kul oldum,
ben kul oldum. Köle hür olunca sevinir, bense sana kul olunca sevinirim” der.
Hersekli Arif Hikmet bey’de:
“Yare kul olmakla buldum devleti hürriyeti,
ihtiyarımla esaret geldi, kendimden bana” diyor. Yani kendi içimden, kendi özgür
seçimimle yare (Allah’a) kul olunca özgürlüğün saltanatını buldum diyor.
Mafya, fuhuş sektörü, organ ticareti, hazineyi hortumluma gibi konular üzerine
araştırma yapan ve televizyon ekranlarından insanlara tanıtan program
yapımcılarımız şeytanın kullarının neler yapabileceğini gösteriyorlar.
Rabbimizde “Fürkan” süresinin 63 ncü ayetinden sonuna kadar ki ayetlerde
Rahmanın kullarının nasıl olması gerektiğini bize tarif ediveriyor.
Rahmana kul olmanın mutluluğuyla yaşarlar. Yeryüzünde yürürken yürüyüşleri
alımlı, çalımlı, şımarık, şarlatan, kibirli yukarıdan bakan, yürüyüşle değil,
tevazu ile yürürler.
Vehb b. Münebbih Peygamber efendimizin yürüyüşünü tarif ediyor. “Yanan bir mumun
yanından geçse rüzgarıyla mumun alevini söndürmez, kamışlar üzerinde yürüse ses
çıkarmazdı” diyor.
Apartman hayatı yaşayan bir mümin alt üst ve yan tarafta oturanları rahatsız
etmeden, gönlündeki alevi titretmeden hareket edecek.
En değerli organı olan başını kimsenin önünde eğmeyecek. Ancak ve ancak rüku ve
secdede Rabbin huzurunda eğerek başını yücelerden yüce olan cennete kadar
yükseltecek.
“Allah’ın sana verdiği nimeti üzerinde görsün” hadisini yanlış anlayarak
memurlara zekat verilebilir fetvasının verildiği, bir memurluk kadrosu için
yüzlerce kişinin imtihana girdiği bir ortamda şatafatlı ev ve arabalarla israf
edenlerden olmadığı gibi cimrilik de yapmaz.
Sırtında altın taşıdığı halde açlıktan ölen deve gibi bir hayat yaşamaz.
Allah’tan başka ilahlara yalvarıp yakarmaz. Haksız yere adam öldürmez. Zina
etmez. Yalancı şahit olmaz. Boş lakırdılarla vaktini kurşunlamaz. Allah’ın
ayetleri okunduğunda bile körü körüne boyun eğmezler. Bilerek, anlayarak
gönülden inanarak boyun eğerler.
Eşleri ve çocukları üzerinde titrerler, iki dünyalarında kendilerini
sevindirecek, yüzlerini güldürecek, gözlerini aydın edecek şekilde yetişmeleri
için çalışırken Rabbe dua ederler.
Nesillerinden her birinin müttaki insanlara önder olabilecek kapasitede olmasını
isterler. Tarihin hiçbir döneminde adil bir toplumun başına zalim bir önder
gelmemiştir. Zalim bir toplumun başına da adil bir önder gelmemiştir.
Peygamber efendimiz: “Yöneticileriniz sizin amellerinizdir” buyurmuş. Bir başka
hadiste: “Nasılsanız öyle idare olunursunuz” buyurmuş. (Keşfül-Hafa 2/126)
Yöneticilerimiz bizim iç dünyamızın toplanıp somut halde görünüşüdür. Onun için
Rabbimiz önce müttaki bir toplum meydana getirilmesini ve o topluma önder olacak
insanların yetişmesini ister.
Dindaşını sırdaş edinen (Ali İmran 118) Afveden, öfkesini yutmasını bilen ve
infak eden (Ali İmran 134) Gevşemeyen, üzülmeyen (Ali İmran 139) İşlerini
istişare ilen yapan (İnsan 9) Zoru göğüsleyen (Beled 12) İnsanlardan meydana
gelen bir toplum oluşması için “Fatır” suresini tefsiriyle birlikte okuyarak
yolumuza devam edelim.
İslami Okul Okulların En Önemlisi