Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Şairler Ve Şiirler 17-3-2000(Şuara) - Nuzulsirasinagorekuran - 41. Sayfa

ŞAİRLER VE ŞİİRLER 17-3-2000(Şuara)

Bir yemek piştiğini görse bana da gönderirler diye ekmeğini hazırlayan, bir cenaze görse malını bana vasiyet etmiştir diyen, bir düğün şenliği görse yanılır da gelini benim eve getirirler diye evde bekleyen asalağın biri bir gün bir gurup insanı toplu halde giderlerken görür. Yemeğe gidiyorlardır diyerek arkalarına düşer. Padişahın huzuruna çıkarlar. Hepsi şairmiş. Şiirlerini okumuşlar ödüllerini almışlar. Asalağa “sende oku” demişler. “Ben şair değilim” demiş. “Öyle ise sen niçin geldin?” Asalak: “Cenabı hak Şuara suresi 26/224 inde “şairlere azgınlar uyar” buyurmuş,işte ben onlara uyanlardanım” demiş. Cevap padişahın hoşuna gider ve şairlere verdiği hediyeden asalağa da verir. (Külliyat-ı Letaif, Faik Reşat, Kitabevi 1995 s: 453) İnşaallah ileriki günlerde “Kur’anla konuşanlar” başlığı altında birkaç makale bu sütunlarda yayınlanacak.
Dünyanın en değerli müzesi olan Topkapı sarayında şerefle muhafaza edilen, Peygamberimizin hırkası “Kaside-i Bürde” yazarı şair Ka’b b. Züheyre (r.a.) hediye edilen hırkai şeriftir.
Şuara suresinde 224-227 inci ayetlerde şairlerin yalancı olanlarına, her vadide şaşkın şaşkın dolaşanlarına uymamamız gerektiğini bize öğretir.
Biz çağımızda mazlumlara mersiye, zalimlere methiye yazanları gördük. Ayçiçeğinin güneşin hareketine göre başını çevirdiği gibi, nice şair ve yazarlarımızın para ve güç karşısında insanlıklarını yitirdiğini gördük.
Otuz Ağustos gününe kadar Çevik bir insanın karşısında “hazır ol” vaziyetinde duran “emrine hazırım” diyen yazar-gezerlerin bir Eylül günü emekli olduğu için alaya aldıklarını gördük ve iki taraf içinde üzüldük.
Rabbimiz, şairlerin iman edenlerini, işlerini en güzel şekilde yapanlarını Şuara/Şairler suresinde övüyor. Şair sahabe Abdullah b. Ravaha (r.a.) için Peygamberimiz: “Kardeşiniz boş ve kötü söz söylemez” buyurmuş. (Buhari, K. Teheccüd)
Hasan b. Sabitin yazdığı şiirleri camide okutmuş. Akifin öğretmenler için:
“Muallimim, diyen olmak gerektir imanlı
Edepli sonra liyakatlı, sonra vicdanlı” dediği gibi şairlerinde imanlı, edepli, vicdanlı ve liyakatli olması gerekir.
Arapça da sevgilinin zülfünün bir teline şa’r denir. Ş harfinin önüne a harfi getirirseniz zülfünün teli olur. İ harfi getirirseniz şiir olur.
Şair kılı kırk yaran, kırk parçadan bir beyit ören adamdır. Arapça da “beyit” ev anlamındadır. Şairin birinin evi yanmış, çok önem verdiği bir beyitlik şiiride yanmış. “Keşke beyitim (Şiirim) yanacağına beytim (evim) yansaydı” demiş.
Yahya Kemal, okuduğu bir beyit için “Selimiye camisini yapmak kadar zordur böyle bir beyit söylemek” demiş.
Yahya Kemal’e nispet edilen bu söz belkide Koca Rağıp Paşanın:
“Eğer maksut eserse mısra-ı berceste kafidir.
Acep hayretteyim ben seddi İskender hususunda:”
Yani: “Eğer gaye, hedef bir eser meydana getirmekse mısra-ı berceste/ güzel bir mısra bile yeterli. Çünkü İskenderin yaptığı o ünlü seddin yerinde yeller eser” sözünden ilhamla söylenmiş olabilir.
Şiirin şelale gibi akanını, gül yapraklarına çiy damlaları bırakan seher yeli gibi serinletenini, volkan gibi fışkırıp yakanını severim.
Hoyrat bir elin mızrabı eline alıp saz aleti olan “Kanun”un tellerini kırdığı gibi ehil olmayanlara yönetimin telleri olan kanun teslim edilirse ülke kanununun çok telinin kırılacağını şair:
“Çok tel kırılır sine-i Kanun-ı cihanda
Nâ ehline mızrab-ı tasarruf verilirse” çok güzel ifade edivermiş.


KORKACAĞIMIZ ŞEYİ TAŞIMAYALIM 20-3-2000 (Şuara)

Gök yüzünden yağan rahmet, yeryüzünden biten çiçekler, sebzeler, meyveler, güneş ısısı ve ışığı, havamızı tazeleyen rüzgarlar, hepsi Rabbimizin tabiat ayetleri .
Bunlardan hiçbirini inkar etmiyoruz. Beğenmemezlik yapmıyoruz. Çünkü yeme, içme , giyme, barınma , internette iletişim sağlama ,Rabbimizin yarattığı bu tabiat ayetleri ile olmakta.
Bunları ve faydalarını gözle görüp elle tuttuğumuzdan bu maddi gıdalara inanıyor ve faydalanıyoruz. Yemezsek midemiz zil çalıyor ve yiyecek istiyor.
Ruhumuzun ve toplum vücudunun gıdası ve onun etkileri elle tutulur gözle görülür şekilde olmadığından, midemizin zil çalması gibi ruhumuzun da feryadı olduğu halde hissetmediğimizden Ruhunuzun gıdası olan Rabbani ayetlerden yüz çevirmeler başlıyor.
Viranelerde yaşayan baykuşun dünyada en sevmediği yerler gül bahçeleriymiş. Karga “en güzel yavru benimki”dermiş. Kara sinek gül kokusundan kaçarmış.
Kula kul olanlar, beynini başkalarının emirlerine çanak şeklinde hazırlayanlar, Allah’ın ayetlerinden yüz çevirirlermiş.
Rabbimiz Kur’anı kerimde kafirlerin yüz çevirmelerini haber veren ayetlerin hemen ardından yeryüzü ayetlerini hatırlatır.
Yani:mideniz için yarattığım gıdaları alıyorsunuz ama iki dünyanızı ma’mur etmek için indirdiğim ayetlerden yüz çeviriyorsunuz uyarısında bulunuyor.
Biz insanları kendi fikir ve görüşlerimize çağırmayacağız. Onlarında insan olduğunu, bizden daha isabetli kararlar alabileceklerini , fikir üretebileceklerini bileceğiz. Ama bütün akılları yaratan Allah’tan daha isabetli hüküm koyamayacaklarını bileceğiz.
Binlerce yıl sonra teknolojisinin ulaştığı bu imkanlarla Rabbimizin binlerce yıl önce yarattığı ve yaratmağa devam ettiği bir buğday danesi , bir kan damlası yaratamadığımız gibi Allah’ın yarattığı tabiat kanununa eş bir kanununu tabiata ilave edemediğimz gibi Rabbimizin bize bildirdiği kanunlarda Rabbimizden daha iyisini bilemeyeceğimizi bildirelim .
Anacak bu görevi üstlenenler ,gönüllerini şirkten isyandan , dillerini yalandan , midelerini haramdan , ellerini hırsızlık dan , haksızlıkdan , zulümden arındırmaları gerekir.
“Komşu malın çalan gece takınır.” diye bir ata sözümüz var. Sırtında hırsızlık mal taşıyan gece karanlığını seçer. Haksız yere adam öldüren hep öldürüleceği endişesiyle yaşar. Midesini haramla doyuranlar hak sahiplerinin kendisini parçalayacağını zan eder ve toplumdan uzak yaşar.
“Şuara” suresinin 13 üncü ayetinde suçluluk hisseden insanın göğsünün daralacağını dilinin tutukluk yapacağını haber verir Rabbimiz.
Hiçbir şahıs, kurum veya kuruluş karşısında hakkı söylemekten çekinmeyen, iyi, doğru, güzel ve sağlam iş yapan bir nesil yetiştirmek için önce gökleri ve yeri yaratana imanla gönlünü genişleteceğiz. Vücudunun hiçbir hücresinde haram lokma olmamasına dikkat edeceğiz. Hesabını veremeyeceğimiz hiçbir kuruşu yakınımıza bastırmayacağız. İmanımız ve amelimizi en değerli mallarımız gibi hissedeceğiz . Başkaları suç aleti saysa bile imanımız, Kur’anımız Kelimei şehadetimiz kimliğimiz gibi isteyene şerefle gösterebileceğimiz en değerli varlığımız olsun. Göstermekten korkacağımız şeyleri taşımayalım .
Şuara suresinin tefsirini okumaya devam edelim.


EŞKİYAYA TEŞEKKÜR EDİLMEZ 21-3-2000 (Şuara)

Bir şehir eşkıyası geliyor cebinizdekinin tamamını alıyor siz “ben evime nasıl gideceğim” diye sızlanmaya başlayınca size bir otobüs bileti alıveriyorsa ve siz ona dua ediyor musunuz?
Çölde devesiyle yolculuk yapan adamın önüne eşkıya çetesi geçiyor deveyi kesiyor kebap yapıp yiyor artığını da deve sahibine ikram ediyorlar. Deve sahibi ikramlarından dolayı onlara dua edermi?
Boğazdaki babadan kalma köşkde yaşayan , azizken zelil olan , zenginken fakir olan bir adamın elinden mafya zorla köşkü alıyor. Adamın gidecek yeri olmadığından kömürlükte yatmasına , köşkünün temizliğini yapmasına karşılığında meyhanenin artıklarıyla karın doyurmasına izin verdikleri için “ne yiğit adamlarmış ya sokağa atsalardı ne olurdu halim ?” dermi?
Binlerce yıl önce firavun , Beni İsraillin erkek çocuklarını öldürüyordu . Binlercesini boğazlayan bu eli kanlı katil, Musa aleyhisselâmı farkına varmadan besliyordu. Birgün Musa Aleyhisselâm firavunun karşısına dikildiğinde eşkıya mantığını çalıştırıyor ve : “seni içimizde bir çocuk olarak büyüttük . Ömrüyün bir çok senesinde aramızda kalmadın mı? Sonunda yapacağını yaptın sen nankörlerdensin” diyor.
Musa Aleyhisselâm da ona: “senin başıma kaktığın o iyilik ise İsrail oğullarını köleleştirmen sebebiyledir.” (Şuara 18-22)
Yani bütün Beni İsraili köleleştirdin , erkek çocuklarını öldürdün, annem beni suya bıraktı . Sen bilmeden sahip çıktın ve beni besleyip büyüttün .Bu bir iyilik değil ki.
“Küfür cephesinde yeni bir şey yok”isimli eserimde belirttiğim gibi küfrün iman karşısında yeni bir sözü veya yeni bir tavrı yoktur. Şeytanın, Kabil’in,Ad’ın , Semud’un , Nemrut’un , Firavunun , Haman’ın , Karun’un söylediklerini ve yaptıklarını tekrarlamaktalar.
Firavunun Beni israile yaptığını şimdi Yahudiler, Filistinli Müslümanlara yapıyorlar. 1940 yılarından itibaren İngiltere nin ve Avrupa devletlerinin içlerindeki yahudilerden i kurtulmak için onlara İsrail devleti va’dini verirler.
Kudüs’e gönderirler. Batılı insanların para ve silah desteğiyle Müslümanları evlerinden bağ ve bahçelerinden sürüp çıkarırlar.
Musa Aleyhisselâmın Mısır dan uzakta on yıl çobanlık yaptığı gibi Filistinli Müslümanlarda evlerinden ve yurtlarından uzakda altmış yılı doldurdular.
İsrailli tarihciler ve düşünen beyinler başlarına bir bela geleceğinin farkına vardılar . Son günlerde “mülkün sahiplerine mallarının yüzde ikisini veya üçünü verelimde soyduğumuz insanları gönülleyelim” demeye başladılar.
Firavun o güne kadar yetiştirdiği ilim adamlarını Musa Aleyhisselâmın karşısına çıkarır. Toplum huzurunda Musanın mağlubiyetini göstermek ister. Ama o ilim adamları Musa Aleyhisselâmın mucizelerini görünce toplu halde iman ederler (Şuara 36-51)
Basın yayın organlarını, iletişim araçlarını, haber ajanslarını kendi çıkarları için kurup kullanan Yahudiler son günlerde yine aynı organlar aracılığıyla Siyonistlerin haksızlığı, acımasızlığı, beş Yahudi askerin bir Müslüman çocuğun kolunu nasıl kırdığı, dozerle Müslümanlar evinde otururken evini nasıl başına yıktığı gösterilince yandaşları olanlar firavunun ilim adamları gibi haklı fakat zayıf Müslümanların yanına geçmeye başladılar.
Baki yi dinleyelim:
Nadan elinden alma eğer erse destine
Şehbâz-ı âşiyâne-i devlet yeden be yed”
Yani devlet kuşu alçakların elinden dolaşarak senin eline de gelecek olursa sakın alma
Hakkını sana verme hakkına hiçbir kimse sahip değildir.

HOŞ SADÂ 22-3-2000 (Şuara)

Gönül ufuklarında muhabbet kuşu gibi kanat çırpan fikirlerimiz söz tenine bürünerek dışarı çıkar.
İnsanların gönüllerini birbirine bağlayacak olan bu kelimelerden bükülerek cümleler ve şiirler, nesirler,mektuplar dokunan özlü sözlerimiz Allah’ın insanlara lutfettiği en büyük nimetlerinden birisidir.
Ciğer paremiz olan çocuklarımıza sahip çıktığımız gibi bizim kimliğimiz olan sözlerimize de sahip çıkalım. Zor zamanlarda sözüne sahip olmayanlar, çocuğunu cami önüne bırakıverenler gibi olurlar.
Denizler kadar geniş ruh dünyamızdan akan söz ırmağının kaynağı Rahman’ın rahmet damlalarıyla beslenirse o sözler gönüllerden gönüllere kelime şebekeleriyle sürekli akar.
Eğer söz ırmağına şeytani vesvese karışacak olursa, zehir karışan ırmağın balıkları ve diğer canlıları öldürdüğü gibi kirli söz ırmaklarıda insanlığımızı öldürür ve hayvanlığın alt derekelerine düşürür.
Sözlerimizin özü gül yağı gibi olsun ama kelimelerimizde gül yaprağı gibi güzel olsun .
Ülkeler arasındaki tel örgüler , mayın tarlaları, Çin seddi gibi duvarlar gül kokusunun sınırı aşmasına engel olamadığı gibi sözlerde sınır tanımazlar.
Veba mikrobu taşıyan rüzgârlar gibi inkar, isyan, fuhuş, terör taşıyan sözlerden uzak durmalı ve onlara karşı Allah’ın kelamı ve rasulünün hadisleriyle aşı olmalı .
Peygamberlerin gönüllerinde yankılanan yüce sesler binlerce sene geçmesine rağmen gönüllerden gönüllere yankılanıp gelmiştir.
Gönüllerimizde hala Hz. İbrahim’in , Hz. Musa’nın,Hz.isa’nın,Hz. Muhammed’in (S.A.V) bize aktardığı sözler yankılanmaktadır. Onun içindir ki biz de “ve selâmün alel mürselin=peygamberlere selâm olsun” diyerek sözlerimizi sona erdiririz.
Gül gibi kelimelerimiz varken gülle gibi kelimeler kullanmayalım. Düşman bile dil kılcıyla öldürülmemeli.
Sevgili peygamberimiz yirmi üç yıllık peygamberliği döneminde şahıs ismi vererek düşmanları hakkında hakaret edici bir tek kelime kullanmamıştır.
Hz. İbrahim kendisini yaratan ve yol gösteren , yediren , içiren, hastalandığı vakit şifa veren Rabbine dua ederken “Rabbim, beni sonrakilerin arasında doğrulukla anılan kıl” diye istekte bulunur.(Şuara 84)
Sonrakiler arasında hoş bir sadâ bırakmak o, hoş sadâ yı bırakanların yolunda olmakla mümkündür.
Hani Baki:
“Avazeyi aleme Davud gibi Sal
Baki kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş” demiş. Davud Aleyhisselâm gibi hem hazineye , hem orduya , hem ekonomiye yön verirken Hakkın sesini haykıranlar zalim zorbaların belini kıranlar hoş sada bırakabilirler.
Şeytanın gör dediğini görenler, şeytanın avukatlığına soyunanlar rüzgardan kalemlerle sudan defterler üzerine yazı yazar gibi gelip geçici titreşimler meydana getirirler.
Sözümüz gül yaprağı gibi olsun , manası yani özü de gül kokusu gibi olsun .
İkiside önemli ama ikisi arasında en önemlisi özdür. Mana güzelliğine önem verelim.
Altından haç olmaktansa gümüşten hilâl olmayı tercih edelim.
Altın kadehte zehir olmaktansa kırık çanakda panzehir olmayı tercih edelim.
Domuz derisine basılmış yağlı koyun peyniri olmaktansa koyun derisine basılmış çökelek olmayı tercih edelim.
Firavunun sarayında bir eli yağda bir eli balda köle gibi yaşamaktansa, çölde Musa Aleyhisselâm la hür bir şekilde yaşamayı tercih edelim.