Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ana Yüreğinin Gücü 29-3-2000 (Kasas) - Nuzulsirasinagorekuran - 43. Sayfa

ANA YÜREĞİNİN GÜCÜ 29-3-2000 (Kasas)
Anneler ve babalar! Şartlar nasıl olursa olsun çocuklarınızla aranızı açmayın. İlgiyi kesmeyin. Çocuğunuzla aranızdaki yaş farkı yirmi ise bu asla kapanmaz. Siz elli yaşına geldiğinizde çocuğunuz otuz yaşında olur ve sizden yirmi yaş küçüktür. Sizin sevginiz ana sütü gibi onun ruhi gelişimine yardımcı olmaya gıda vermeye devam edecektir.
Musa (a.s) firavunun mektebinde yetişirken annesinin sütünü ve sevgisini de emerek büyüyordu.(Kasas 7-13)
İlk söz ve ilk gıda çok önemli.
Onun için sevgili peygamberimizin sünnetine uyarak doğan çocuğun midesine süt gitmeden kulağına ezan okuyoruz. İnsanları ekmek değil inanç yönlendirmelidir. Gönlüne ilk kayıt yapıldıktan sonra ananın temiz sütünden emzirilerek çevreye bağlanması, yakınlarla maddi bağın kurulması sağlanmış olur.
Gözden ırak ta olan çocuklarınız, anneniz, babanız, kardeşleriniz, yakınlarınız, dostlarınızla mektupla, telefonla, faxla internet aracılığıyla bağınızı kuvvetlendiriniz.
Budist bir profesörün oğlu iken Müslüman olan Türkiye’de doktorasını tamamlayan ve şimdi Kore’de İslami hizmetlerini hızlandıran Cemil beyefendi “Müslüman olunca babam beni evden kovdu. Üniversitenin yurdunda kaldım. Dört sene her Cumartesi anneme babama mektup yazdım. Babamdan bir tek cevap gelmediği halde ben yazmaya devam ettim. Dört sene sonra okulun mezuniyet töreninde dekanımızın da aracılığıyla getirebildik ve 208 mektupla babamı ancak yumuşattım.” Demişti.
Her maddenin suda yumuşama derecesi ayrı olduğu gibi her insanında sevgide yumuşama derecesi ayrıdır.
Firavun gibi kıyamete kadar gelecek kafirlerin başı tanıtılan zalim zorbanın yanına Musa ve Harun (s.a.v)ı Rabbimiz tebliğ için gönderirken:
“İkiniz Firavuna gidiniz, çünkü o azdı. Ona yumuşak söz söyleyiniz. Belki öğüt alır veya korkar.” buyurur.(Taha 43-44)
Sevgili peygamberimize de : “Allah’ın rahmetinden dolayı sen onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba, katı kalpli olsaydın onlar muhakkak çevrenden dağılır giderlerdi.” buyurmuş.(Ali imran 159)
Hiçbir insana karşı çatık kaşlı, asık suratlı, keskin dilli olmamaya dikkat edeceğiz.
-Peki ama İslâm şeriatına küfür edenlere demi? diye soranlara da evet onlara da diyorum. Çünkü sizin sevdiğiniz şeriatla onların sövdüğü şeriat aynı değil. Siz islamı seviyorsunuz. Onlarda islamı seviyor. Ve onlar batılı ateistlerin muharref Hıristiyanlık için geliştirdiği sövgüleri terceme edip “Hıristiyanlık” kelimesinin yerine “şeriat” kelimesini yerleştiriveriyorlar. Ateistlerin, Hıristiyanlık için çizdiği resmin altına bizimkiler “şeriat” adını yazıveriyorlar. Bunları bilgilendirmek için yanlarına varan öğretmen, eli değnekli, asık suratlı, çatık kaşlı , yılan dilli olursa o öğretmen Ferhat gibi gayreti olsa da karşısındakinin taş bağrından bir damla su çıkartamaz.
Taş yüreklilerin gönlünden Ferhat’ın balyozu bir damla suyu akıtamaz ama ana yüreğinin sevgi ateşi Firavunun inkâra dayanan dayatmacı eğitimine galip gelir. Musa (a.s) Firavunun mektebinde ergenlik çağına ulaştığında kendisine ilim ve hikmet verilir. Rus ordusunda generalliğe kadar yükselen Cehar Dudayev saflar belirmeye başladığında yerini alıvermiştir.
Yavrumuzun elini kibrit alevi yaksa daha yavrumuz acısını duymadan bizim yüreğimiz yanar. Öyle ise iki dünyada da yanmamaları için Kur’andan ve Kur’an-ı bize öğreten Allah Rasülünün yolundan gitmeleri için gayret gösterelim.
“Kasas” suresinin tefsirini okumaya devam edelim.






HAKKIN YANINDA YER ALALIM 30-3-2000 (Kasas)

Nisa suresinin 135nci ayetinde adil olmamız , adaletle şahitlik yapmamız olayları doğru gözlemleyip doğru hükümler vermemiz emredilir.
Bu doğruluk kendi aleyhimize olsa bile adaletten ayrılmamamız istenmekte. Adam arabasıyla geri vitesle giderken arkadan gelenle çarpışıyorlar . Adam özür dileyerek suçun kendisinde olduğunu hasarı ödeyeceğini söylüyor. Uyanığın biri akıl veriyor : “öyle deme senin arabanın arkasında hasar var öbürünün önünde hasar var . Trafik polisi gelince sen sus yeter. Polis suçu arkadan gelene yükler” diyor. Ama mümin adam daha uyanık olmalı . Bu dünyanın cezasından kurtulacağım diye ahiretini berbat etmemeli . Kendi aleyhinede olsa doğruyu söylemekten kaçınmamalı.
Ayette bu adil davranış anne ve babanızın aleyhine veya akrabalarınızdan birinin aleyhine olsa bile adaletle davranın buyuruyor.
Toplumun en ahlaksız diye bildiği bir adamla babanız mahkemelik olsalar, babanızda bu davada haksız olsa siz haklının yanında yer alacaksınız . “Bu ahlaksız adam haklı ama ahlaksızın yanında yer alamam.” demeyin. Siz o ahlaksızın yanında değil hakkın yanında oluyorsunuz.
Biz kendimizi şahıslara göre değil Hakka ve hakikate göre ayarlamalıyız.
Ayette haklı olanın zengin veya fakir olması bizim adil olmamızı engellemesini yasaklıyor.
En zengin bildiğiniz bir adamla fakir biri mahkemelik olsalar , zenginin haklı olduğunu biliyorsanız siz yine hakkın yanında olacaksınız . Fakire acıyacağız diyerek hakkın ve adaletin zedelenmesine yardım etmeyeceğiz.
Fakir haklı ise zenginin hatırı için hakikati gizleme tarafına gitmeyeceğiz .
Milletvekilleri televizyon ekranından milyonlarca insana “aslında karşı partinin dediği doğru amma bizim parti gurup kararı aldı . Ben karara uyacağım” derken başkanın veya gurubun hatırı için hak bildiği şeyi çiğnemekle başta kendi şahsiyetini çiğnetmiş olur.
“Kasas” suresinin 15 –19ncu ayetleri “Şuara” suresinin 20nci ayeti kerimelerinde Musa Aleyhisselâm iki adamı kavga ederken gördüğünü , Beni İsrail’den olana yardım ederek düşman olan adamı öldürdüğünü , sonra pişman olup Rabbine afvetmesi için yalvardığını, “bir daha suçlulara arka çıkmayacağım” diye Rabbine söz verdiğini bize haber vererek bizim babamız, anamız, kardeşlerimiz, yakınlarımız, kabilemiz, dindaşımız, vatandaşımız kim olursa olsun haksızın yanında ona yardım etmemizi yasaklıyor.
Babanız haksız iken biri tarafından dövülüyorsa babanızı dövdürtmeyin ama babanızın suçuna da katılmayın ve haklı adamı dövmeye kalkmayın.
Dostlarınızın suçuna katılmayın ama onlara verilen cezayı paylaşarak ona yardım ediniz. Ve bir daha suç işlemesine müsaade etmeyiniz.
Siz yine hayat yoluna Ku’anı kerimi okuyarak devam ediniz ve yarına kadar “Kasas” suresinin tefsirini okuyunuz.




YÜZSÜZLERİN SONU KÖTÜ
31-3-2000 (Kasas)
02/03/2004/Salı/Millig
Buharinin sahihinde Kitab-ül edep 5727 nolu hadisinde Ebu Said el-Hudri , sevgili peygamberimizi tarif ederken : “Peygamber (S.A.V) bekâr bir kızdan daha utangaçtı”diyor
Utanmazlar, küstahlar ve hayasızlar her çağda rağbet görmüşler. Sevgili peygamberimiz zamanında bir adam kardeşini fazla hayalı =utangaç olmasından dolayı ayıplıyordu.
Sevgili peygamberimiz, o kardeşini ayıplayan adama : “Kardeşini ayıplamayı bırak. Haya=utanma imandandır. Haya, hayırdan başka bir şey getirmez”buyurmuş. (Buhari, Edep)
Yolcu, bu dünya yolculuğuna çıkarken bedenine elbiseni giymeden önce bütün can ve tenini haya elbisesiyle süsle. Yürüyüşün, duruşun, oturuşun, konuşman, susman bakman ve dokunman vs.. bütün hal ve hareketlerin haya çiçekleriyle süslenmeli.
Güzel elbiselerimizin kirlenmemesi için oturup kalktığımız, dokunduğumuz, şeylere dikkat ettiğimiz gibi ar damarımızın çatlamaması, haya elbisemizin kirlenmemesi için daha çok dikkat etmeliyiz.
Haya elbisesi kirlenirse ar damarı çatlarsa, yüz suyumuz dökülürse, biz de, devleti soyduk dan sonra millete televizyondan sırıtan yüzsüzlere döneriz. Allah korusun.
Kimseye yüz suyu dökerek şahsiyetimizi sıfırlatmayacağız. Damarımızdaki kan akarsa şahsiyetimiz şehadetle şereflenir ama yüzümüzün suyu çekilirse suyu çekilmiş gül gibi küllüğe atılmayı hak eder.
Allah bize can vermiş, ten vermiş, kan vermiş, koklanacak çiçekler, koklayacak burun vermiş. Görülecek güzellikler, görecek göz vermiş. Bir dil ile milyonlarca tadı ayıracak özellik vermiş, sayısız nimetleri arasında bir ömürlük yolculuk yaparken onun kullarına karşı gelmekten utanırken onun isteklerini yerine getirirken güzel yapamamakdan dolayı Allah’a karşı utanç içinde olmalıyız.
Saygı duyduğumuz, sevdiğimiz bir insanın yanında yapmaktan utandığımız bir eylemi yapayalnız olduğumuzda da yapmamalıyız. Yalnızken de Allah’tan utanmalıyız.
İnsanların ve hayvanların haklarını gözetmeyen insan, onlara karşı hayasızlık yapmaktadır.
İnsanlardan utanarak yapmadığı şeyi tek başına kaldığında yapabilen bir insanda kendisinden utanmayan insandır.
Biz başta Rabbimizden, kendimizden ve kendimizin dışındakilerden utanarak hareket edeceğiz.
Sevdiğine kırmızı gül verirken bile yanakları al al olan insan, verdiği ve veriş şeklindeki kusurların mahcubiyetini dile getirerek sevdiğine “Sen daha güzellerine layıksın” mesajını vermiş olur.
San’at eserini insanlar ilgi ile izlerken yüzü kızaran san’atkâr gönül ufkunda kanat çırpan yeni eserler avlamaya çalışan san’atkârdır.
Hayalı=utangaç insanların başarılı olamayacağı kanaati günümüzde bir kısım insanlarda hakim durumda.
Ama bilinsin ki kapalı kapılar ardında Mısır’ın en güzel – yüzsüz kadınına uçkur çözmeyen Yusuf Aleyhisselâm Mısır’a hem peygamber hem sultan olmuştur.
Mekkenin arsızı, yüzsüzü, hayasızı olan Ebu Cehil malıyla, mülküyle otaritesiyle yok olup gitmiştir.
Ama bekar bir kızdan daha utangaç olan sevgili peygamberimiz, milyarlarca dil ve gönül tarafından rahmetle, salavatla anılmaya devam etmektedir. Haya ancak hayır=iyilik getirir. “Kasas” suresinde bahsedilen kızların hayası onlardan birinin Musa aleyhisselâm la evlenmesine ve Kur’an okundukça hayırla anılmasına sebep olmuştur.
Biz “Kasas” suresinin tefsirini “Şifa tefsiri 6/7” nden okumaya devam edelim.



ÜCRETLİLER 3-4-2000 (Kasas)
Ev sahibini dinliyorum: “Hocam yıllarca çalıştım iki daire aldım . Birinde oturuyorum, birini kiraya verdim . Kiraya verdiğimde aldığım kira ücreti benim bir aylık geçimime katkıda bulunuyordu . Şimdi aradan beş yıl geçti . Aldığım kira bana yetmiyor. Ya çıksın veya artırsın ama bana yetecek şekilde , beş sene önceki paranın alım gücünde artırsın” diyor. Haklısın diyorum bu sefer kiracı başlıyor: “Hocam beş yıl önce bu evi kiraladığımda kira olarak maaşımın yarısını veriyor yarısıyla ayakta kalmaya çalışıyorum. Şimdi yine yarısını veriyorum . Kira parası ona yetmiyor. Kalan yarısı bana yetmiyor . Ben nasıl vereyim” diyor. Sende haklısın diyor ve Akif’in hasta ve fakir olan Seyfi Baba ya yardım için para kesesini açtığında boynu bükük bir mühürden başka bir şey bulamayınca :
“Ya hamiyyetsiz olsaydım , ya param olsa idi” diye yanan ve yakan feryadını hatırlıyorum . Peki param olsaydı bu kiracıyla ev sahibini geçici olarak gönülleyebilirdim ama ya milyonlarca insan ne yapsın ?
Kırk yıldır başımızda boza pişirirlerken “sallanmasınlar” diye başımızı dikemediğimizden ve onlarda aynı yerde kaldıklarından “istikrar var, kimseye istikrar yok dedirtmem” diyenler, paranın pul edilmesinde, 1970 li yıllarda beşbin gencin öldürülmesi , P.K.K olayında otuzbeşbin insanın öldürülmesi olayında, kadınlarımızın dul edilmesinde istikrar sağlayanların istikrarı devam ettikçe ev sahibi ile kiracı nasıl bir çıkış yolu bulsun?
Bir kiracı soruyor? “Hocam on seneden fazla oldu . Bu dükkanda kiracı olarak oturuyorum. Şimdi mal sahibi çıkmamı istiyor. Kanunlar benim tarafımda . Ben istemezsem en az iki sene daha oturabilirim . Sen söyle ne yapayım müşterinin ayağı bu dükkana alışık”diyor.
“Sözlü veya yazılı sözleşmeleriniz bittiğine göre mal sahibine zorluk çıkarma derhal boşalt, haksız ve gönülsüz olarak kimsenin toprağında oturma” dedim. Rabbimiz “Kasas” suresinin 25 inci ayetinde yapılan çok küçük bir hizmetin bile karşılığının verilmesine dikkatimizi çekiyor.
Sözümü tutan bu kiracı şimdi bana dua eder. Oradan derhal çıkmış. Mal sahibiyle iyilikle ayrılmışlar. Yeni bir yerde dükkan kiralamış. Yeni müşteriler ve bol paralar kazanmış.
Peki bol para kazanamamış olsaydı . Hatta geriye doğru gitseydi kaybetmişmi olacaktı? Hayır. Kul hakkını gözeten bir insan maddi olarak kaybetse bile o insan yinede kazanmış sayılır.
Rabbimiz “Maide” suresinin birinci ayetinde tarafların sözleşmeye bağlı kalmalarını emreder.
Belirli bir bedel karşılığında bir şeyden faydalanma sözleşmesi olan kira sözleşmesinde ev, dükkan, toprak, nakil araçları girdiği gibi çalışanlarda belirlenen ücret karşılığında belirli bir iş için kiralanmış demektir. Buharinin K. İcare bölümünde “işçinin ücretini vermeyenin ahirette hasmı benim” buyurur. Hatta “ ücretle çalışana ücretini alnının teri kurumadan veriniz”buyurur. ( İbni Mace K. Ruhün hadis 2443)
İslam dini insanların zihniyetini değiştirdikten sonra Medine’de kanunlar konmuştur. Buharinin K. İcare de bildirdiğine göre ücretini almadan acele işi terk edip giden bir işçinin yıllar sonra geldiğinde ücretini istediğinde işveren işçisine koyun sürüsünü , deve ve sığır sürülerini göstermiş. “Bunlar senin , ben senin ücretini bunlara yatırdım ve bu kadar arttı al malını götür”demiş.
Günümüzde işçisinin ücretini bir hafta geciktirerek repoya yatıran patronlar televizyon ekranından patlamak üzere olan karnını kaşıyarak İslâma ve Müslümanlara sövmelerinin sebebi daha iyi anlaşılıyor.



HARUNLAR VE KARUNLAR
4-4-2000 (Kasas)
25/11/2002/Salı
Atalarımız : “Karun kadar malın olsa ne fayda” demişler. Haramdan kazanılmış pis malın hiçbir faydasının olmayacağını ifade etmişler .
Rabbimiz, Karun’un hazinelerinden bahsederken “yalnız hazinelerin anahtarlarını taşımak bile güçlü kuvvetli ir topluluğa ağır geliyordu”diyor. (Kasas 76)
Kur’anı kerimdeki bu ayeti kerimeye göre Karun, Musa’nın (S.A.V) kavminden idi . Tevrat’a göre ise Musa Aleyhisselâmın amca oğlu idi (Tevrat, çıkış 6/18-21)
Karun , Beni İsrailden ama Firavunun yanında duruyor. Haram sermayenin milliyeti olmaz. Günümüzde solun en ucunda olanla sağın en ucunda olanlar aynı arabada birlikte haram mal peşinde iken birlikte ölüyorlar.
Karun zenginliğinin göstergesi olan bütün şatafatıyla kavminin karşısına çıktığında dünya perest insanlar: “Keşke Karun’a verilen mal bize de verilseydi” diyorlar. Ancak ilim verilenler ise “iman edip ameli salih işleyenlere Allah’ın sevabı daha hayırlı” diyorlardı .(Kasas 79-80)
Mal isteyenler bir tarafta , ilim iman ve yapıcı işleri isteyenler öbür tarafta. Şimdi bunların hangisi başarılı olabilir? Gölde boğulan: “Ne mutlu çölde susuz ölene” dermiş. Çölde susuzluk dan ölende: “Ne mutlu gölde boğularak ölene”dermiş.
Bu gün Türkiyenin en zengin insanı bütün servetini verse bir ilim adamının beyninin içindeki bilgileri bilgisayar disketindeki bilgiyi diğer diskete çeker gibi çekebilir mi?
İlim parayı kazanır ama , para ilmi kazanamaz. Yardımcı olur . İlimin yollarını kolaylaştırır.
İlmiyle , imanıyla, irfanıyla Musa ve Harun (S.A.V) fakir olmalarına rağmen yönetimi elinde tutan Firavun, ekonomik gücü elinde tutan Karun ve ateist eğitimi elinde tutan Haman’ın saltanatına son vermişlerdir.
Bir yetim olarak büyüyen sevgili peygamberimizin evinde günlerce yemek pişmediğini Hz. Aişe validemiz haber veriyor. Hurma ve su ile karınlarını doyurduklarını bildiriyor. Kendisine iman edenlerle aynı hayatı yaşıyor. Varlığını onlarla paylaşıyor.
İşte böylesine bir hayat yaşayan sevgili peygamberimiz, Mekke’de Ebu Cehil gibi kapitalist yöneticilere galip geldiği gibi Medine’de borsaya hakim yahdilere de galip geliyor.
Nur borsası kuranlar uzun vadede para borsası kuranlara galip gelirler.
Nur borsasında ilim alıp ilim satanlar, iman nuruyla toplumu aydınlatanlar biraz yükseldikten sonra dikkat etsinler. Karunlaşmaya özenmesinler . “Biz Karun gibi kazanırız ama Harun gibi harcarız” demesinler. Tarihte bunun bir örneği yoktur. Haramdan gelenler harama gidiyor. Faydalı ilimle, sağlam imanla helal rızıkla yolumuza devam edelim.