Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yunus Gibi 10-5-2000 (Yunus - Nuzulsirasinagorekuran - 45. Sayfa

 YUNUS GİBİ 10-5-2000 (Yunus)


Yolumuza Yunus suresiyle yürüyelim. Kılavuzumuz Yunus aleyhisselâm olsun. Rehberimizi Kur’anı Hakim olsun.
Çünkü Allah’la dost olana Allah’ın yarattıklarıda dost olur. Denize atsalar balıklar baş tacı ederler. O balıklar Allah dostunun yanında yer aldıklarından Yunus balığı olur ve o Yunus’u sevdiğinden bütün insanlarda Yunus balığını severler. Allah (c.c.) sevdiğini sevdirir, yerdiğini yerdirir.
Rehberimiz Kur’anı Hakimin ayetleri hakiki inciler gibi surelere dizilmişler. Bize iki dünyanın güzelliklerini gösteriyorlar.
İnsanların sözlerinden yapılmış yapma incilerde var dünya çarşısında. Hatta bazıları Kur’anın ifadesiyle Hak ile batılı birbirine karıştırıyor. (Bakara 42)
Kendi yapma incisini değerlendirmek için hakikilerin arasına katmaya çalışıyor. “Bizim koyduğumuz kuralların hangisi Kur’andan geri kalır?” diyerek hava da atıyorlar ama işin ehli olanlar hak ile batılı, hakikisi ile sahteyi ayırt ederler.
Kur’anın rehberliğinde Yunus gibi yürürken hedefimiz derecemizi, kadememizi, rütbemizi, yükseltmeye çalışmak olmalıdır. İnsanlar tarafından verilen dereceler, kademeler ve rutbeler emekli oluncaya kadar devam eder. Rabbimiz katında edindiğimiz doğruluk kademesi hem bu dünyada, hemde Cennette sonsuza değin devam eder.
“Ama doğrular ok gibi yabana atılıyorlar, eğriler ise yay gibi elde tutuluyorlar” diyenlere şair
“Doğruda aç görmedim, eğride tok,
Eğri yay elde kalır, menzil alır doğru ok”
diye en doğruyu söylemiş. Hedefe varmak için ok gibi doğru olmaz lazım.
Hedef de Allah’ın rızası olmalıdır. Çoban kulübesinden, cumhurbaşkanlığı köşküne, sınırdaki nöbetçi kulübesinden, komuta merkezine kadar her yerde “dağlar ile, taşlar ile, seherdeki kuşlar ile” Rabbin rızası aranmalıdır.
Geceyle gündüzün gidip gelişi, güneşin ısı ve ışık vermesi, ayın nuru bizim uyarıcılarımızdır. “Bizide bir getirip götüren var. Sizde gidiyorsunuz. Dünyaya ölmek için geliyorsunuz. Kalmak için gelmiyorsunuz” diyorlar. Ölmeyen bir Allah’ı işaret ediyorlar. (Yunus 5-6)
Ruhlarımız Rahmandan geldi. Hz. Ademle birlikte Cenneti gördü. Onun için tenimiz dünya nimetleriyle tatmin olsa bile gönlümüz tatmin olmaz. Bu güzellikleri yaratan hakiki güzele doğru uçmak ister.
Dünyanın çirkefine dalan, pislikten zevk alır hale gelenlerin yerinin ateş olacağını haber verir Rabbimiz. (Yunus 7-8)
Bu dünyamızı cennet eylemek, ahiretimizi de cennet eyleyip eşimiz, çocuklarımız, annemiz, babamız ve bütün dostlarımızla birlikte cehennem ateşinden uzakta, selâmlaşarak yaşayabilmek için bu dünyada İslam kelimesinden türeyen “Selâm”ı dilimizden eksik etmeyelim. Efendimiz buyurmuş:
Yürüyen, durana, oturana selâm versin. Küçük, büyüğe selâm versin. Binekli olan, yayaya selâm versin. (Buhari istizan 4)
Selâm, gülün özündeki kokuyu vererek çevresindekileri rahatlatması gibidir. Bülbülün şakıyarak yorgun argın hücrelerimizi dahi coşturması gibidir. Karşımızdakine dost olduğumuzun iletilmesidir. Devletler arası güven mektubu gibidir. es-Selâmü aleyküm.
Yunus suresinin tefsirini okumaya devam.


DÜNYA BİR OYUN SAHNESİ
11-5-2000 (Yunus)
03/01/2005/Pzrts/Millig

İnsan balığa olta atar yakalar ve yer. Aslında o yediğide insana atılan bir oltadır. Topraktan ve denizden çıkanları yiyoruz ve bir gün toprak bizi kendine çekiveriyor.
Rabbimizde: “Sizi topraktan yarattık, oraya döndüreceğiz ve sizi topraktan ( mahşer için) son bir kere daha çıkaracağız” buyurur. (Taha 55)
Süleymanın (S.A.V) tahtının yerinde yeller esiyor. Yerden yükselen servi ağaçları ne kadar göğe yükselselerde sonunda yere seriliyor. Ve servi boylu güzellerin ahirete gönderilişinde paket- tabut oluyor.
Öyle ise biz bu dünya sahnesinde rolümüzü iyi oynayacağız. Düğün evinde oynarken de, ölü evinde ağlarken de kuralına uygun oynamaya çalışacağız.
Rabbimiz: “İyi bilinki dünya hayatı bir oyun , eğlence, süs, aranızda öğünme, mal ve evlatta çoğalma yarışıdır.” Buyurmuş . (Hadid 20)
Henüz doğmayanlar sahnenin arkasında sahne sırasını beklemekteler. Gelmemek ve gitmemek elimizde değil.
Bizler bu dünya sahnesini , yol geçen hanını veya ahiret köprüsünü bizden sonrakiler için temiz tutalım.
Dünya sahnesinde iyi rolleri seçelim. Firavun, Nemrut, Karun, Haman gibi kötü rolleri seçmeyelim.
Kulağımızı Kur’ana verelim ve ona göre rolümüzü oynayalım. Şeytana kulak verenler dünya sahnesini kana boyarlar. Kendilerinin ve nesillerinin helakine sebep olurlar. (Yunus 13)
Çocuklarımıza rollerini öğretirken Yunus gibi, Musa gibi, İsa gibi Muhammet aleyhimüsselâm gibi olmalarını öğütleyelim.
Lokantanın camında “sen ye ücretini torunun ödesin” yazısını gören adam içeriye dalmış ve çorbadan tatlıya kadar yemiş. Garson gelmiş yediklerini bir fişe yazmış. Çıkarken lokantacı “...... şu kadar ödeyeceksiniz” demiş. Adam: camdaki yazıları gösterince lokantacı: “biz senin yediğini fişledik torunun gelince ondan alacağız. Bu istediğimiz ise deden rahmetlinin yediğinin karşılığı” demiş.
Biz dedelerimizin bize bıraktığı iyilikleri devam ettirelim. Kötülüklere son verelim. Dünya sahnesini temiz tutalım.
Allah (c.c) bütün insanları selâmet yurduna çağırıyor. (Yunus 25) Yani hastalığın, ihtiyarlığın, ölümün, iştahsızlığın, stresin, sinirin , sıtmanın, yalanın , iftiranın , günahın, gıybetin olmadığı cennet yurduna çağırıyor ama o güzellikler yurduna güzel davrananlar gidecektir diyor. ( yunus 26)
Herkes canını ve tenini sever. Ayna karşısında ten bakımı için zaman ayırır, para harcar. Eğer gerçekten canımızı ve tenimizi seviyorsak cildimize bakarken cildimizin haram lokmalardan oluşmaması için,dilimizin inkardan. İftiradan , yalandan uzak olması için gayret gösterelim.
Hem bu dünyamız güzel olsun. Hemde ahiretimiz güzel olsun.
Zaten beş vakit namazımızın sonunda Rabbena atina fiddünya haseneten ... diye okuduğumuz ayetle , iki dünya güzelliği istiyoruz ve ateşten koruması için Rabbimize dua ediyoruz.


ASIL OLAN SUÇSUZLUKTUR 12-5-2000 (Yunus)

Endülüs devleti zamanında bir papaz kilisenin damında, az bulunan bir çiçek yetiştirir. Papaz o çiçeği çok sever. Kilisenin damında birde keçisi vardır. Keçisini de çok sever. Bir gün bakar ki çiçek yenmiş. Kilisenin tepesine kimse çıkmadığı için bu çiçeği keçi yedi zannıyla keçiyi damdan aşağıya atar ve keçi ölür.
Papaz, Müslüman hakimin huzuruna çıkarılır. Hakim, hayvanların yaptıklarından sorumlu olmadıkları , eğer hayvanlar başkasına zarar verirlerse hayvan sahibinin zararı ödeyeceğini bildirdikten sonra papaza sorar: “Keçinin bu çiçeği yediğini sen gördünmü?
Papaz- Hayır görmedim.
-peki gören varmı?
-hayır yok, ama dama benden başka kimse çıkmaz. Keçiden başka o damda kimse yoktu. der. Hakim, hayvanların yaptıklarından sorumlu olmadıkları halde hayvanı damdan aşağı atmaktan papazı ta’zir cezasıyla cezalandırır.
Aradan uzun zaman geçer.Birgin papaz akşam karanlığında evine doğru giderken bir adam “yandımmm” diyerek yere yıkılır. Öbür adam kaçar. Papaz yere yıkılanın yanına varır. Hançeri adamın bağrından tam çıkarır polisler gelir ve derdest hakim önüne çıkarılır.
Papaz olayı olduğu gibi anlatır ama elinde kanlı bıçakla maktulün üzerinde yakalandı.
Hakim- “Eğer sen keçinin o çiçeği yemediği ihtimalini kabul etseydin bende senin öldürmediğin ihtimalini kabul ederdim. der.
Ama İslam da “Beraeti zimmet asıldır.” Kuralı vardır. Suçun delillerle sabit oluncaya kadar suçsuzsun” der. Sonra gerçek katil bulunur.
Bu konuda şöyle bir şeyde anlatılır: İslam hukukunu bilen bir hakime “Efendim eve gelirken , evimden köpek çıktı. Ağızında yoğurt bulaşığı var. İçeri girdim yoğurt yaptığım süt kazanının üstündeki kaymak bozulmuş.
Şimdi bu köpek bu yoğurdu necis ettimi?
- Hakim- sen gözünle görmedin. Görende yok. Yoğurt bulaşıklığı bir karinedir. Asıl delil yerine geçmez. Başka bir evde yoğurt yemiştir, senin eve öyle gelmiştir. Senin yoğurdun kaymağını ise aileden veya dışardan biri bozmuş olabilir.” Der.
“Şek ile yakin zail olmaz.” Yani şüphe ile suçsuz insana suç isnat edilmez. Zan ile karar verilmez. Bir tane zan bir tane hakkın , doğrunun yerine geçmez.
Rabbimizde kafirler hakkında : “Onların çoğunluğu zanna uyarlar. Zan ise hakdan hiçbir şey kazandırmaz. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını bilir.” (Yunus 36)
Rabbimiz biz mü’minler içinde:“Ey iman edenler, zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin ayıbını aramak için casusluk yapmayın...” buyurur. (Hucurat 12)
Öyle ise zan nedir?
Eğer bir olayın olduğu veya olmadığı konusunda kişinin kanaati yüzde elli oranında eşitse buna şüphe denir. Kanaat yüzde ellinin üzerine çıkarsa buna “zan” denir. Yüzde ellinin altındakine vehim denir.
Ayette “Zannın bir kısmı günahtır” buyurmuş. Demek ki zannın bir kısmıda sevaptır. Buna “hüsnü zan” diyoruz. Mesela : iki kişi elinde sarılı bir şişeyle yalpalayarak gelen adama bakıyorlar. Biri : “Adam içmiş içmiş doymamış, evede götürüyor.” diyerek sû-i-zanda bulunuyor. Öbürüde : “Adam akşama kadar çalışmış. Yorulmuş. Ayakta duracak hali yok. Evdeki çocuğuna bir şişe süt almış gidiyor.” diyor. İşte bununki hüsnü zandır. Aksi çıksa yanılsa bile sevabını alır.
Bütün müminler birbirleri hakkında hüsnü zanda bulunmakla görevliler. Özellikle yönetici kadro halkının her hareketinden kuşkuya kapılıyor. Ve kendine karşı komplo kanaatine varıyorsa kendisini tedavi ettirmesi gerekir.