Daralma Yok 15-5-2000 (Hud) - Nuzulsirasinagorekuran - 46. Sayfa
DARALMA YOK 15-5-2000 (Hud)
Sevdiklerimizin yanına varırken kendimize çeki düzen veriyoruz. Güzel kokularla
tertemiz olmaya çalışıyoruz. Gözü, burnu ve gönlü rahatsız edecek bir şey
olmaması için dikkat ediyoruz.
Rabbimiz ise bizim sevdiklerimizi yaratan ve bize lutfedendir. Onun yurdunda
onun verdiği ayaklarla yürüyor, onun verdiği yüreklerle seviyoruz. Öyle ise en
çok onu sevmeliyiz.
Onu çok seversek her ana bizi gördüğüne ve işittiğine iman ettiğimizden 24
saatimizin her saniyesinde söz ve davranışlarımıza dikkat ederiz. En güzel
işleri yapmaya en güzel sözleri söylemeye gayret ederiz.
Rabbimizde işlerimizin en güzel şekilde olmasını ister .. (Hud 7) işlerimizin en
güzel şekilde yapılması bizim, insanlık ailesinin yararınadır.
İyi işler iyi bir hayatı meydana getirir. Rabbimizde hu suresinin hemen
girişinde Kur’anın indiriliş gayesini anlatırken Allah’tan başkasına kulluk
yapmayasınız, Allah’tan af talebinde bulunasınız diye Kur’anı size açıkladı
buyurur.
Peki kula kul olmazsak ne kazanacağız? Yalnız ahirette sevapmı var? Hayır.
Üçüncü ayette bu dünyada da ecel gelinceye kadar güzel bir şekilde dünyadan
faydalandıracağını haber verir.
Şuanda dünyamızda zengin- fakir bütün ülkeler insanlarının şikayet ettiği ,
rahatsız olduğu olayları bir gözden geçirin hepsi kula kul olmuş insanların
koymuş olduğu kurallardan türemiş pisliklerdir.
Biz Rabbimize kul olacağız. Bundan mutluluk duyacağız. Sevdiğimiz biri adımızla
çağırdığında nasıl iliklerimize kadar mutluluk sirayet ediyorsa İslâm, Müslüman,
Mü’min kelimeleri bize uygun görülerek söylendiğinde dünyanın bütün
devletlerinin verebileceği madalyanın bize takılırken verdiği sevinç ve
mutluluktan daha fazla İslâm, Müslüman, Mü’min kelimelerinden mutlu olmalıyız.
Bir ayeti veya bir hadisi konuşmamızda makalemizde verirken gönül sıkıntısı
çekmeyeceğiz. Son günlerde bir kısım yazar- çizerlerimizde böyle bir hastalık
görülüyor. Ayet veya hadisi kendi sözü imiş gibi verip geçiyor. Veya tırnak
içine alıyor da sözün sahibini yazmıyor.
Doğulu veya batılı filozoflardan naklederken onların ismini veriyor. Ama ayetler
ve hadislerde aynı şeyi yapmıyor.
Hud suresinin 12nci ayetinde Rabbimiz , peygamberimizin şahsında bizim
hastalıklarımızı tedavi ediyor.
Ayetler veya hadisler çağımız insanın küçücük akıl kabına sığmıyor diye
okumamazlık yapmayacağız. Okuyacağız. Ufkunu genişleteceğiz ve dünya perdesinin
gerisinde cennetin güzelliklerini görmeye ve göstermeye çalışacağız.
GARİPLERİN GALİBİYETİ 17-5-2000 (Hud)
İlk nazil olan ayetlerde “oku” emrinden sonra “insanı alakdan yarattı” diyerek
bütün insanların ayını yerden aynı kanuna tabi olarak yaratıldığını haber verir.
Mekke’nin zenginlerinden Ebu Cehil ile Mekke’nin kölelerinden Bilali Habeşi
arsında insan olma bakımından hiçbir fark yoktur. Onun zenginliği onu üstün
yapmaz, berikinin fakirliği onu alçaltmaz.
İslam Mekke de her eve girmeye başlayınca Bilali Habeşi de Müslüman olur,
müşriklerin kölesi olmakdan kurtulur. Ve kıyamete kadar gelecek insanların
efendisinin dostları arasına girer.
Mekkeli müşrikler fazla önemsemezler. Peygamber efendimizin yanındaki imanlı
insanların çoğunluğu fakirlerden ve gençlerden meydana geldiği için parasız ve
tecrübesiz insanlardan bir şey çıkmaz diyorlardı.
Nuh Aleyhisselâma iman etmeyenlerde aynı gerekçeyle karşı çıkıyorlar ve : “Bizim
ayak takımımız ve basit görüşlerden başkasının sana uyduğunu görmüyoruz.”
diyorlardı. (Hud 27, şuara11)
Hakkın, güçlülerin yanında olduğuna inanıyorlardı. Güçsüz insanların haklı
olması veya haklı bir şey söylemesi mümkün değildi onlara göre .
Ama “Nuh” deyip de “peygamber” demeyen o kalburüstü şımarıklar tufanla yok
oldular. Şu anda altı milyarı geçen insanlık ailesi o şımarık zenginlerin
beğenmediği, hafife aldığı insanların neslidir.
İnkarcılar bütün servet ve saltanatlarına rağmen yok olup gittiler ama
gariplerin nesli kıyamete kadar devam edecek.
Gözleri görmeyen Abdullah b. Ümmü mektum, Bilali Habeşi, Ammar, Suheyb gibi
gariplerin gönlünde kök salan İslâm bu güne kadar geldi .
Almanya’da bir araştırmacımız Almanya’daki camii derneklerini kuranların
yaygınlaştıranların kültür yapılarının araştırmış. Çoğunluğu ilkokul mezunu
değil. Şimdilerde üniversite mezunlarıda var. Ama o ilk günlerde ilkokul mezunu
olmayan insanların başardığını üniversite mezunlarının başarması mümkin değil
diyor.
“Sayıları ikiyüzbine varan Alman Müslümanlarının Müslüman olmasına sebep de yine
bu ilk giden insanlarımız” diyor.
“Eğitimini Almanya da tamamlarmış Almancası ana dili haline gelmiş okur
yazarlarımızın henüz Müslümanlığına sebep olduğu bir Alman yok" ”diyor.
Mekkenin zengin ve kültürlü insanı Ebu Cehil Bedirde geberip gider ama iki gözü
görmeyen Abdullah, İranın fethinde hazır bulunur.
Medine’nin gariplerinden Ebu Eyyub el-Ensari İstanbul un fethine katılır ve
surların önünde şehid olur.
Anadolu’dan giden milyonlarca garibimiz, Avrupa’da dörtbin camii açıp ikiyüzbin
Almanın Müslüman olmasına sebep olurken otuz iki ünlümüzde kendilerinin otuz iki
çıplak büstünü dikerek gönül eğliyorlar..
VIZILDAYANLAR 19-5-2000 (HUD)
Mevlâna anlatıyor.: Ormandaki bütün hayvanlar bir araya gelmişler aslandan
kurtulmanın çarelerini arıyorlar. Bütün tekliflerin geçersiz olduğu anlaşılır.
Sonunda bu aslan bizi yiyecek . Öyle ise aramızda kur’a çekelim sırayla aslanın
inine gidelim. Sırası gelmeyenler ormanda korkusuz gezsin . Aslanda ininden
çıkmasın”demişler.
Peki ama bu teklifi aslana kim götürecek? Herkesin işi çıkmış. Giden olmamış. Bu
durumu gören kara sinek : "Ben bu aslanın işini bugün bitirecem ve sizi aslandan
kurtaracam” der ve uçar gider. Sonunda bir yere konar oradan bağırır: “Ey
ormanlar kralıyım diye geçinen korkak, çık karşıma . Bu gün senin işini
bitirecem "diyormuş. Meğerse konduğu yer aslanın başındaki tüylerin üzeriymiş.
Mevlâna diyor ki: “Bre kara sinek , aslandan korkmak için ceylan olmak gerekir.
Senin gibi sinekler aslanı tanımaz ki ondan korksun.”
Nuh Aleyhisselâmın kavmi de aynı şeyi söylüyorlardı. Sinek gibi vızıldayarak “Ey
Nuh sen bizimle mücadele ettin . Mücadelemizi de uzattın . Eğer sen doğrulardan
isen haydi bize vadettiğin azabı getir.” diyorlar. (Hud 32)
Kara sineğin aslanın başına konarak aslana meydan okuması gibi , kara kalpli,
taş yüreklilerde Allah’ın mülkü olan dünya üzerine Allah’ın verdiği ayakla
basarlar, onun verdiği elle kazanırlar, onun verdiği ağızla onun verdiği
nimetleri yerler sonrada “Biz Allah’ın dediğini değil filan kurun veya kuruluşun
dediğini tutarız.” derler.
Ateist olanlarıda “Haydi Allah varsa beni çarpsın, gökyüzünden ateş indirsin “
gibi laflar ederler.
Etsinler . Biz Allah’ın mülkünde yalnız ona kulluk etmekle hürriyetin tadını
aldık. Yalnız ondan korkmakla binlerce insandan korkmamayı öğrendik.
Hersekli Arif Hikmet:
“Yare kul olmakla buldum, devleti hürriyeti
İhtiyarımla esaret geldi kendimden bana” diyor.
Mevlâna da: “Köle hür olunca sevinir. Ben ise sana kul olunca sevinirim.” diyor.
Çünkü Allah’a kul olmayanların binlerce insana kul olma durumu ortaya çıkıyor.
Generalin biri : “ On iki eylülde bizi öğenler şimdi sövüyor” diye aydın diye
yutturulanlarımızın durumunu ortaya koyuyor.
Onlar patlıcanın yağcısı değil padişahın yağcısıdırlar. “Kral öldü ,
yaşasın kral” diye bağırmak için hançerelerini geliştirmek üzere “Şan” şöhret
dersleri aldılar.
Allah’a kul olanlar ise bütün insanları tarağın dişleri gibi eşit görürler.
Toplumun kaymağını yiyecek bir elit tabakanın oluşmasına razi olmazlar.
Fakir olduğu için hakir görülen, kaymak sofralarından kovulan halkla beraber
olur ve Nuh Aleyhisselâm gibi : “Onları ( o fakir ve hakir gördüğünüz insanları
yanımdan ) kovarsam Allah’dan başka bana kim yardım eder” derken (Hud 30)
Allah’ın yardımının gönlünü Allah’a vermiş gariplerin gönlünü almakdan geçtiğini
haber verir. Hakka inananlar, halka hak için hizmet ederler.
Gönül kapılarını çalmaya “Hud” suresiyle devam edelim. “Hud” suresini “Şifa
tefsiri 4/37” inden okumaya devam edelim.
YANIK YÜREK LAZIM
23-5-2000 (Hud)
24/03/2003/Pzrts/Milligazete
Yeryüzünde çiçekler dikenlerden fazladır. Ama bir tek diken elimize ayağımıza
batsa onun acısını unutamayız.
Denizlerde hamsi sayısı köpek balığı sayısından fazla ama derin yerlerde köpek
balığı endişesi taşırız.
Tabiatta temiz hava, pis havadan fazladır. Ama biz pis havanın farkına varırız.
Temiz havayı görmezlikten geliriz.
Serçeler akbabalardan fazladır. Faydalı yiyecekler, zehirli maddelerden, iyi
insanlar zarar veren insanlardan fazladır. Ama iyi insanları tanımaz veya
tanıtmayız.
Televizyonların birinci haberi , Gazetelerin manşeti, mafya, çete, fuhuş
ticareti, organ ticareti, yapanlar, köşe dönenler ve bunların gerisinde
siyasiler, sanatçılar, hukukçular ve güvenlik güçlerinden bir kısım insanların
işbirliği halinde çalıştıkları üzerinedir ..
İnsan bunları görüp, dinleyip, okuyunca karamsarlığa düşüyor. İçini korkunun
karabulutları kaplıyor. Ama Allah’ın kitabı Kur’anı açınca korku ve ümitsizliğin
yerini ,ümit, azim ve gayret alıyor.
İnsanları puta tapmaktan alıkoymaya çalışan Salih Aaleyhisselâmın devesini
şehrin meydanında keserek eğlenmeye çalışan bir topluma Salih Aleyhisselâm galip
gelmiştir.
Kendileri gibi bir adamdan olan Nemrut’un ilah olamayacağını söyleyen İbrahim
Aleyhissselâmı yakmaya çalışan siyasi iradenin yerinde yeler estiğini , Mısır’da
kadınların açık oturum düzenleyerek zina edilecek erkeğin vasıflarını tartışacak
kadar alçalmışken Yusuf Aleyhisselâmın , Mısır’ı yeniden düzenlediğini, Lut
Aleyhisselâmın kafir kavminde erkeklerin erkeklerle evlenmesinin gayet normal
hale geldiği , hatta Lut Aleyhisselâma müsafir olarak gelen iki delikanlıyı
istemek üzere Lut Aleyhisselâmın kapısına dayandıklarını sonuçta Lut
Aleyhisselâmın galip geldiğini haber verir Kur’an. (Hud 50-83)
Günümüzde para için adam öldürenler “ben öldürmedim .” diyor. Fuhuş , uyuşturucu
ticareti yapanlar en ünlü avukatlarla çalışarak kendilerini kurtarmaya
çalışıyorlar.
Sapık ilişki içinde olanlar bu işi gizli yapmaya çalışıyorlar. Bütün bunlar
gösteriyor ki bu kötü işleri yapanların ar damarları çatlamış ama tamamen yok
olmamış. Çatlamış binalar tamir edildiği gibi, yırtılan elbise dikildiği gibi,
patlayan apandisit ameliyat edildiği gibi çatlayan ar damarları da tamir
edilebilir.
Onun için ilk başta gerekli olan şey İbrahim Aleyhisselâmın sahip olduğu yanık
yürek, yumuşak huy ve kendini Allaha verme.
Rabbimiz : “Şüphesiz İbrahim yumuşak huylu, yanık yürekli, kendini Allah’ a
verendir.” buyuruyor.(Hud 75)
Haberleri seyrederken veya okurken bir dinsiz, imansız, katil, terörist, fahişe
erkek veya kadın, sarhoş, kumarbaz, rüşvetçi, yalaka, dalkavuk, başörtüsü
nedeniyle okuyamayan, sırtına profesör cübbesi giydirildikten sonra eğitimi
engelleme bekçisi olarak görevlendirilen birini gördüğünüzde yavrusunu kaybeden
bir ananın yanan yüreği gibi içimiz yanarsa bu toplumun yarasına bizim yanan
yüreğimiz merhem olur.
“Şifa tefsiri 4/81” iyle yolumuza devam edelim.
PİYASAYI BELİRLEYEN ALLAHTIR 24-5-2000 (Hud)
Güller , bülbüller, denizler, yıldızlar, çocuklar, çiçekler, taşlar, kuşlar, gül
yüzlüler olmasa bal gibi sözler olmazdı.
Güneş , denizin bağrını ısıtmasa buhar bahar kokuları gibi gökyüzüne yükselmese,
feleğin eleğinde elenip kirlerinden arınıp yağmur olup yağmasa, meyveler çiçekle
taçlanan dallara muhabbet kuşları gibi konup, ağacın özüyle beslenip, gecelerde
şebnemlerle sulanıp, gündüzlerde güneşin renklerini emerek büyümese,
Ağız tadı olmasa , göz kör, kulak sağır olsa lezzetli yiyeceklerin, en güzel
sesler ve manzaraların ne önemi olurdu.
Bütün bunlar olmasa, ekonomi ve iktisat bilginlerinin ezberindeki bilgiler
kerrat cetvelini dağ başında koyunlarına ahenkli bir şekilde okuyuveren çobana
benzerlerdi.
Elma yetişen bölgede hurma yetişmiyor. Petrol çıkan yerde pamuk çıkmıyor. Zeytin
Türkiye de bol olduğu sene başka ülkede az oluyor. Böylece Rabbimiz insanların
ihtiyaçlarını karşılarken kaynaşmalarını sağlıyor.
İş vereni , işçiyi, üreticiyi,tüketiciyi, sermayeyi, emek gücünü yaratan Allah
(c.c)dır.
Kapitalist, sosyalist, güdümlü ekonomilerin hiçbirinde hiçbir güç işçinin bir
damla kanını yaratmaya gücü yetmiyor. Ancak kendilerini ilah sanan bunlar
çıkarları için tabiatta dengeyi bozuyorlar ve kıtlıklara sebep oluyorlar.
En zenginin çocuğu kendini ayakta tutamıyor. Asgari ücretle çalışan işçinin
çocuğu Halil Mutlu halterde rekorlar kırıyor.
“Hocam ipek yaratamıyor ama sun’i ipek üretiyor. Pamuğu yapamıyor ama sentetik
kumaşlar üretiyor...” Evet Allah’ın yarattığı petrolden sentetik şeyler
üretiyor. Ancak kendisi giymiyor. Yapmacık fikirlerini yutturduğu bizlerin
elinden pamuğu alıyor, ipeği alıyor, sentetiği veriyor.
Amerika yerlilerine renkli camlar vererek ellerinden altınlarını aldıkları gibi
, aldatma devam ediyor. Adamlar pamuk üreticisine “Sun’i gübre kullanma.
Ürettiğin pamuğu ben alacağım. Sun’i gübrenin getireceği fazlalığın parasını da
vereceğim yeterki tabiiliğini bozma.” diyor ve tabiat kanunlarına dönüyor.
Küreselleşen dünyada kapitalistide , sosyalistide tabiatı yaratan Allah’ın
kanunlarına zorunlu olarak dönecektir.
Medyen halkı sınır tanımayan bir serbestlikle ticaret yapıyorlar ve “Biz
mallarımızda dilediğimizi yaparız” diyorlardı(Hud 87)
Kapitalist ekonomi veya liberal ekonomi denilen şey yeni bir şey değil. Binlerce
yıl önce Allah’dan başkasına kulluk yapanlar “dilediğimizi yaparız “ diyorlardı.
Rabbimiz o topluma Şuayb Aleyhisselâm’ı peygamber olarak gönderdi.
Allah’a kulluk etmelerini öğretti . Yani tabiat kanunlarını koyan ve kusur
yapmayan Allah , bu tabiatın kullanım kurallarını da koymuştur. Siz
yaratmadığınız şey üzerinde yaratana karşı kural koyamazsınız.
Sevgili peygamberimiz buyurmuş: “Piyasayı belirleyen Allahtır.” (Ebu
Davut,büyu’49, Tirmizi,büyu’73)
Ticaretinde kurallarını Allah koymuştur. Onlara uyacaksınız.
Altının ayarını milyemle ölçerken , demiri tonlarla tartarken ölçüde ve tartıda
eksik tartılmayacak . Karışımlarda hile yapılmayacak , kişilerin veya
devletlerin bilgisizliğinden yararlanılarak aldatma tarafına gidilmeyecek .
Kişilerin hakları gözetilecek . Kafir de olsa hakkı yenmeyecek .
Rıza pazarlığına dikkat edilecek . Zaruret nedeniyle razi olanlar aslında razi
olmamış sayılırlar.
Kişilerin hürriyet alanları korunacak . Korunan hürriyet alanında kullanma
imkanları kısıtlanmayacak.
Her işin sonunda ahirette hesap vereceğini hatırından çıkarmayacak.
AAAAH ALMAYALIM 25-5-2000 (Hud)
Elektrik direklerinde bir kafatası resmi asılıdır. Yani “bu direğe tırmanmayın.
Adamın biri tırmandı bu hale geldi” demektir.
Mevlana anlatır: ( Mesnevi, Tahir-ül Mevlevî tercemesi 5/1411) Aslan , kurt ve
tilki ava çıkarlar, yaban öküzü , geyik ve tavşan avlarlar. Aslan, kurt a “
taksimi sen yap” der.
Kurt: “yaban öküzü senin , geyik benim, tavşan tilkinin olsun, boyumuza uygun
düşer” demiş. Aslan pençesini attığıyla kurt u öldürdüğü bir olmuş. Sonra
tilkiye : “taksimi sen yap” demiş. Tilki: “Geyik sabah kahvaltınız olsun , yaban
öküzü öyle yemeğiniz olsun , tavşanda akşam çereziniz olsun” demiş. Aslan
tilkiye : “ sen bu akılı nereden aldın ?” deyince tilki: “ kurt un başına
gelenler bana ibret oldu” demiş.
Şuayb Aleyhisselâm da Allah’a ortak koşan, “Biz dilediğimizi yaparız” (Hud 87)
diyerek liberalizmi binlerce yıl önce savunan kavmine : “ Ey kavmim bana karşı
gelmeniz, sakın sizi Nuh’un kavmine, Hud’un kavmine ve Salih’in kavmine isabet
eden azabın bir benzerine sevk etmesin. Lut’un kavmi size pek uzak değildir.”
diyerek uyarır. (Hud 89)
Necip Fazılın :
“ Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul
Bir kişiye tam dokuz , dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa
Yaşasın kefenimin kefili karaborsa.”
dediği gibi Medyen halkında zenginler çok fazla zengin , fakirler çok fazla
fakir.
Küreselleşen dünyanın krallığına soyunan Amerika’nın Türkiye nüfusu kadar işsiz,
evsiz ve aç insanı varken bunu başarması mümkün değil.
Kelebek kanadının kasırgalara yön verdiği gibi Amerika büyük elçiliği
konsolosluğu önünde bağıran delikanlıların ses titreşimleri, Afrika’da altın,
elmas madenlerini kazarken aç ölen, ormanları kesildikten sonra çöl olan
yurtlarında inleyen , kendisine ve ortaoğudaki petrol bekçisi İsrail’e karşı
geldiği için hapishanelerde sürünen insanların iniltisi Beyazsarayı sarsar.
Yanan yüreklerin aaaahı yakar. Ağlayan gözyaşları sel olur yıkar.
Yıkılmaz dedikleri komünist Rusya gözlerimizin önünde yıkılıp gitti. Gerçi eski
komünistler bu sözüme bıyık altından gülecekler. “bizim dev uyuyor. Uyanacak”
diye bekleyenleri var.
“ Halkı rencide eden , alemde
Kendi rencide olur son demde” diyor Yahya. Tabiiki Yahya Demirel değil , Şeyh-
ül –İslâm Yahya. Allah Demirele uzun ömürler versin son demini bütün millet
görsün .
“Görelim Mevlâ neyler
Neylerse güzel eyler”
Biz Şuayb Aleyhisselâm gibi kayıtsız şartsız Allah’ın emir ve yasaklarına
uyalım.
Namazı dosdoğru kılalım .Rızkımızı helal ve temiz yollardan kazanalım .
Söylediğimize kendimiz uyalım. Gücümüz yettiğince arabulucu olalım. Arabozucu
olmayalım. Allah’a tevekkül edelim . Hatalarımız için Allah’tan af isteyelim.
Merhametli olalım sevgiyle dolalım .
Ve “Hud” suresini “ Şifa tefsiri 4/91”inden okumaya devam edelim.
ANLAMAYANLARA ANLATACAĞIZ 26-5-2000 (Hud)
Binlerce kara sinek bir araya gelseler ve bülbüle kulak verseler, bülbülü
anlamaları mümkin değildir. Duyarlar ama anlamazlar.
Dikenler , bülbülün güle okuduğu nağmeleri duyunca : “ Ben her an bu çiçekle
beraberim, nesi var ki bu kuş gelip her gün nağmeler yapar” dermiş.
Kabilenin reisi, kara kuru Leyla’ya aşık olan Mecnunun olmayan aklına şaşarmış.
Yankesici, sırtında inşaatın beşinci katına çimento taşıyan işçiye “avanak”
dermiş.
Dolandırıcı , borcunu vaktinde ödeyen adama akıl erdiremezmiş.
Cömert insanın hayır severliği cimrinin havsalasına sığmazmış.
Baykuş, viranelerde durmak varken minarelerde uçana iyi gözle bakmazmış
Allah’a kul olma şerefini elde edemeyince o şerefi kula kul olmakta bulan
kafirler, Şuayb aleyhisselâmın : “ Allah’dan başkasına kulluk yapmayın . Ölçü ve
tartıları eksiltmeyin .Ölçü ve tartıları tam yapın . İnsanların hiçbir şeyini
değersiz hale getirmeyin. Yani emeğini , malını , şahsiyetini, namusunu yok
etmeyin” (Hud 83-84) dediğinde kafirler: “Ey Şuayb biz senin söylediklerinin bir
çoğunu anlamıyoruz” demişlerdi. (Hud 91)
Firavunun yurdunda köle anne ve babadan doğan, köle olarak büyüyen insanlar bir
anda Hz. Musa ile birlikte hürriyete kavuşunca hürriyet havası onları çarptı da
Hz. Musa’nın mucizesiyle gelen bıldırcın eti, kudret helvasını bıraktılar da
Mısır’ın soğanını, sarımsağını istediler Hz. Musa ‘dan.(Bakara 61)
Peki Firavun bunu nasıl sağladı? denirse Kur’an’a bakarız. Kur’anı kerimde
“(Firavun) kavmini küçümsedi / aşağıladı, onlarda ona itaat ettiler.” diye haber
verir. (Zuhruf 54)
Amerika’dan Japonya’ya kadar üniversitelerde haksızlığa karşı çıkan öğrencilerin
başı dik olanları birde karakol eğitiminden geçirilerek başları yumuşatılır.
“Gelene ağam gidene paşam” dedirtilir. Yeri gelince “kavuk” yeri gelince “kuyruk
sallamaya” başlar. Başı yumuşatıldığı için “her kalıba girer” . “Çanak
yalayarak” yükselir banka yutmaya başlar.
Yavuz Sultan Selim, oğlu Süleyman’ın ipekli elbiseler giydiğini görür, canı
sıkılır ve içinden bir tokat atmak geçer ama, ya tokata alışırda sultan
olduğunda Macar kralına “ bana bir tokat atıver “ derse diye düşünür ve tokat
atmaktan vazgeçer ve “ Oğlum bu ipekleri sen giyersen annene bir şey kalmaz.”
deyince Süleyman inceliği kavrar ve vazgeçer.
Kula kul olmak yerine Allah’a kul olarak insanları yüceltmeye çalışan
peygamberlerin tarihini, sosyolojisini, taşıyan , İman , İslâm, Sadakat, Emanet,
Ferağat, Sehavet/Cömertlik , Ülfet, Muhabbet , Asalet, Namus, Şeref, gibi
kelimeler piyasaya sürülse bir kısım kelime kalpazanları “Ne diyorlar bunlar
yavv” diyerek karşı çıkarlar.
İnkardan gelir sağlıyor, eşine hıyanet ederek hovardalık yapıyor, milletin
malını zimmetine geçirerek cimrilik yapıyor, hayat veriyorum diye namusunu
satıyor, ülfeti ve muhabbeti yalnız paraya oluyor.
Şimdi her gen /harf lerinde peygamber mührü taşıyan kelimelerle konuşursak
tabiiki şeytana kulak verenler anlamayacaklar.
“Kokmuş ete tuz, anlamayana söz kâr etmez” demişler ama biz bıkmadan , usanmadan
Allah’ın kelamıyla , Allah’ın kullarını buluşturmaya devam edeceğiz.
Ve “Hud” süresini “Şifa tefsiri 4/91) inden okumaya devam edeceğiz.
KİME GÖRE DOĞRU 29-05-2000 (Hud)
04/05/2004/Salı/Millig
Kanının akışına, kalbinin atışına hakim olamayan, tansiyonu bir düşüp bir çıkan
biri çıkıyor ve toplumun nabzını tutmaya çalışıyor.
Toplum vücuduna kendi koyduğu kurallarla yön vermeye, hakim olmaya çalışıyor.
Kendi tansiyonunun yükselmesini engelleyemeyen insan, toplumun tansiyonunu
düşürmeye çalışıyor. Çalışırken de her geçen gün tansiyon yükseliyor. Alınan her
tedbir, çıkarılan her kanun yeni patlamalara sebep oluyor.
Çete kurma, adam öldürme, rüşvet, fuhuş, ticari hırsızlık, yankesicilik, gasp,
köşe dönme suçları nüfus artışına oranla artmıyor. Katlayarak artıyor.
Üniversite bitirenler ilk okul mezunu olanlardan daha fazla hanımlarını
dövdükleri ortaya çıkıyor.
Gelişen teknolojiden katiller ve hırsızlar daha çok yararlanıyor.
Allahın verdiği can ve tenle dolaşan, Allah’ın yarattığını yiyip içen bir kısım
insanlar, kanları ve tenleri üzerinde Allah’ın hakimiyetini kabul ettikleri
halde sosyal hayatlarında Allah’ın hakimiyetini kabul etmiyorlar ve “Toplum
biyolojik organizma gibi kendi hukukunu salgılar” diyorlar. (Milletler arası
hukuk E. F. Çelik 1/47;60)
Toplumda ırk, renk, kültür farkı olanlar var. Hangisinin salgıladığını kabul
edeceğiz? Bu soruya tarih içinde çeşitli şekillerde cevap verilmiş. “Kimin
kılıcı keskinse onun dediği dedik çaldığı düdük” denmiş ve kralların kurallarına
uyulmuş.
Kabile gücü, veya para gücüyle egemenliği sağlayanların çıkarlarını koruyan
kanunlar çıkmış.
Şimdilerde ise parmak üstünlüğüyle hakların belirlenmesine çalışılıyor. Ama
orada da “Demokrasinin despotluğu” var deniyor.
Hangi egemen gücün parmak sayısı fazla ise onların toplum organizmasının
salgıladığına öbürlerinin katlanmak mecburiyeti var.
Sonra parmak sayısında kaybeden taraf yeni parmaklar satın alıyor ve kendi
salgıladığı kanunu kabul ettiriyor. Bu seferde öbür tarafın zararına işliyor.
Şimdi iki defa oylanan ve ikisinde de parmak hesabıyla kazanan iki ayrı kuralın
hangisi doğru?
Nüfusu bir milyar olan Hindistan’ın devlet başkanı, annesi öldüğünde annesini
kendi elleriyle yakıyor. Nüfusu iki yüz milyon dolayında olan Hindistan
Müslümanları da ölülerini toprağa defnediyor. Hangisinin yaptığı doğru?
Türk ceza yasasına göre ölüyü yakan cezalandırılır. Eğer demokratik kurallara
göre oylamaya gidersek, Hindistan’ın nüfusu bizden fazla olduğuna göre “yakalım”
diyenler parmak çokluğuyla kazanırlar.
Kanunların akla- mantığa uygunluğu esas alınır denirse “kimin aklına?” sorusu
gelir. “Akıl akıldan üstündür”
Yamyam anasını yerken “Annem beni doğurmuş, yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş
beslemiş büyütmüş. Şimdi ölünce ben onu kanımda taşıyacağım” derken kendince
mantıklı.
Rabbimiz “Hud” süresinin 116 ncı ayetinde her çağda toplumları bozgunculuk dan
kurtarmak için basiretli,bilgili,tecrübeli insanların olması gerektiğini haber
verir. Bunlarda “Hud” süresinin 112nci ayetinde emredildiği şekilde doğru
olmaları gerekir. Rabbimiz, sevgili peygamberimize bile :"”Sen ve seninle
beraber Tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve aşırı
gitmeyin. Çünkü O yaptıklarınızı görmektedir.” buyurmuş.
İslami Okul Okulların En Önemlisi