Rüyalarımız Dahi Güzel Olsun 31-5-2000 (Yusuf) - Nuzulsirasinagorekuran - 47. Sayfa
RÜYALARIMIZ DAHİ GÜZEL OLSUN 31-5-2000 (Yusuf)
Yolumuza Yusuf Aleyhisselâm’la devam edelim. Çünkü onun hayatının bizim için
ibretlerle dolu olduğunu haber verir Rabbimiz.(Yusuf 7)
Yusuf Aleyhisselâm, babası tarafından çok sevilen , yeme, içme gıdasının yanında
sevgi gıdasını da alan ay yüzlü bir insan .
Bizlerde hem sevelim , hem sevilelim. Sevilmesekte sevelim. Seven insanın
gözlerinden gönlü görüldüğü için güven verir. Güven veren gözlerle baktığı için
her olayın güzel tarafını gözünde büyüterek çirkin tarafını kapatmaya çalışır.
Her şeyin iyi tarafını gören insanın rüyalarıda güzel olur.
Yusuf Aleyhisselâm rüyasında onbir yıldız, güneş ve ay ‘ın kendisine secde
ettiğini görür. (Yusuf 4)
Hani Süleyman Çelebinin , sevgili peygamberimiz için:
“Didi gördüm ol Habibin annesi
Bir acep nur kim güneş pervanesi” dediği gibi olmuş. Ve sonunda Hz. Yusuf’un
rüyası peygamber olarak Mısır’a sultan olunca gerçeğe dönüşür. (Yusuf 100)
Osman beyin rüyasında da bir çınarın, Osman beyin göğsünden çıkıp kıtaları
kaplaması vardır. Ve rüya Asya , Avrupa ve Afrika’da İslâm adaletinin Osmanlılar
eliyle yayılmasıyla gerçekleşir.
Günümüz yöneticilerinin fotörleri , ayakkabıları, kaçamakları , dosyaları
gündeme gelirde hiçbirinin rüyaları basının diline düşmez.
“Adının açılanmasını istemeyen bir yetkili bu gün şöyle bir rüya görmüş” denmez.
Acaba bunlar rüyamı görmezler? Yoksa rüyaları anlatılacak gibi değilmi?
Filan madde nin z fıkrasına uydurularak zimmete geçirilen paraların dosyaları
altında mı kalırlar rüyalarında?
Güzel rüyaların güzel düşünen insanlara anlatılabileceğini , kötümserlere
anlatıldığı taktirde tuzak kurabileceklerini haber verir. (Yusuf 4-5) Yani güzel
düşün, güzel rüyalar gör, güzel iş yap ve yoluna devam et.
“Ben şöyle uçacağım, böyle yapacağım” deme . Yap.
Kötü niyetliler yoluna diken dökseler, kuyu kazsalar sen yolundan dönme. “Kötü
tuzak sahibini yakalar” buyurmuş Rabbimiz. (Fatır 43)
İnsanlık tarihinde işini hile hurda ile yürütenlerin hiçbirinin başarılı
olduğunu görmüyoruz.
Hz Ömer: “ Hileci bir adam olmadığım için hilekarlar beni aldatamazlar”
buyurmuş.
Hz Yusuf yürüyor. On kardeşi düşmanlığın her çeşidini kusursuz yerine
getiriyorlar. Sonuç,Hz Yusuf hem peygamber hemde Mısır’ın sultanı oluyor.
Hilekar kardeşler karşısına dizilmişler, boynu bükük özür diliyorlar.
Hz . Ömer’i hileyle şehit eden adamın adını ancak birkaç tarihçi biliyor . Onun
dışında kazandığı bir şey yok.
Kara yerde yatsak bile kara düşler görmeyelim. O zaman gözlerimizi dünyalardan
daha geniş gönül ülkemize çevirelim ve oranın güzelliklerini seyredelim.
“Yusuf” süresinin tefsirini “Şifa tefsiri 4/119” inden okumaya devam edelim.
KISKANÇLIK 1-6-2000 (Yusuf)
Padişah : “ Hased eden/kıskanç iki adam getirin” demiş. Ülkenin her tarafında
aranmış, taranmış , hasediyle ünlü iki kişi getirilmiş ve padişahın huzuruna
çıkarılmış . Padişah: “ ikinizden biri benden bir şey istesin. Onu vereceğim .
İstemeyene iki katını vereceğim” demiş. Hasud insanların ikiside susmuşlar.
Padişah: “Beş dakika içinde biriniz istekte bulunmazsa ikinizi de huzurumdan
çıkaracağım” deyince o ikisinden biri bir adım ileri çıkar ve : “ padişahım, şu
iki gözümden birini çıkarınız” der .
Topraktan yaratılan Hz. Adem’e secde etmeyen ve meleklerin, Hz. Adem’e secde
etmesini kıskanan şeytanla birlikte haset hastalığı yaygınlık göstermeye başlar.
Yusuf Aleyhisselâmın kardeşleri babalarının Yusuf’a olan sevgilerini
kıskanırlar. “Yusuf’u öldürün , yahut bir yere atında babanızın yüzü (sevgisi)
yalnız size kalsın. Bundan sonra (Yusuf’u yok ettikten sonra ) Tevbe eder
salihlerden oluruz” derler. (Yusuf 9)
Sevenin sevdiğini yok edeceksiniz, sonra onun sevgisini kendi üstünüze
çekeceksiniz. Bu olmayacak şey. Sevgi para gibi değil. Parayı saçtıkça azalır.
Sevgiyi saçtıkça çoğalır.
Sevdiğiniz insanların sayısı arttıkça gönlünüz genişler.
Ormandaki ağaçlar birbirlerinden yağmuru kıskansalar ve “ sen olmasan ben daha
çok yağmur alırım” diyerek birbirlerini kurutmaya çalışsalar bir gün gelir
yağmur yağmayıverir.
Bakara süresinin 109 uncu ayetinde ehli kitaptan (Yahudi ve Hıristiyanlardan)
bir çoğunun haset nedeni ile Müslümanları dinden döndürmeye çalıştıklarını haber
verir. Haset ederler çünkü uyuşturucu müptelası, fuhuş ticareti,soygun çeşitleri
ve her türlü pisliğin kendi insanlarından türediğini ve insanlık ailesinin
başına bela kesildiğini, dinini yaşayan Müslümanlarda bu tür hastalıkların az
görüldüğünü görünce yüzü kızarıyor ve haset damarı kabarıyor.
SONRA DÜZELİRİZ
“Hele yaşımız kırka varsın , hele altmışa varsın, yetmişine varınca düzeliriz”
diyenlerimiz var.
Bu mantık Hz Yusuf’un kardeşlerinin mantığı. “Yusuf’u yok ettikten sonra
düzeliriz” diyorlar ama kuyuya attıkları Yusuf Aleyhisselâmın huzurunda
diziliyorlar.
“ Sonra düzeliriz” diyenler bir çok arkadaşlarının cenazesine katılıyorlar.
Çıkan nefesin girmeyebileceğini , giren nefesin çıkmayabileceğini düşünerek
yaptığı işin, attığı adımın, iyi, güzel, sağlam, faydalı ve Allah’ın rızasına
uygun olmasına dikkat etmeli.
Eşimize, çocuklarımıza, çevremize hiçbir zaman “Bana güvenmiyor musun?”
dememeli. İlk başta işi bu sözü söyleme durumuna getirmemeli. Yusuf’un
kardeşleri babalarına “ Bize güvenmiyor musun?” diyorlar. Baba, eş, çocuk,
arkadaş, ortak “Evet güvenmiyorum” dediği an iş biter. Onun için biz özümüzle,
sözümüzle, işimizle, imzamızla insanlara güven telkin edeceğiz. “Bana güvenmiyor
musun?” diye bağırarak karşımızdakinin kelimelerini boğazının boğumlarında
boğmayacağız.
Bin dostumuz olsa azdır, bir düşmanımız olsa çoktur diyerek dostları
çoğumsamayacağız. Düşmanlarıda azımsamayacağız.
Dinimin düşmanı cami yapsa o “Mescidi dırar” dır. Şerbet verse şarap dır,
panzehir verse zehirdir diyerek red edeceğiz.
Düşmanın iyiliği kasabın koyununa ot vermesi gibidir. Koyunun boynunu
sıvazlaması sevdiğinden değil keseceği yerin tespiti içindir. Balıkçının balığa
oltada yem vermesi gibidir.
Yolumuza “Yusuf” süresiyle devam edelim.
DÜŞMANA AKIL VERME 2-6-2000 (Yusuf)
Bir şehre ilk defa gelen adam doğru kiliseye gider, papaza günah çıkartmak
istediğini söyler. Papaz günahını sorar. Adam zina suçu işlediğini söyler.
Papaz, zina suçunu kiminle işlediğini sorar. Adam söyleyemem der. Papaz
şehirdeki fuhuş yapanların teker teker isimlerini sayar. Adam – “Hayır
söyleyemeyeceğim” der ve papazdan aldığı isimleri bulmaya gider.
Dünya üzerindeki yolculuğumuzu Kur’an ın rehberliğinde yapacaktık. “Yusuf”
suresini okuduğumuzdan Yusuf Aleyhsselâm önderimiz. Onunla birlikte yol
alacağız.
Yusuf’un kardeşleri Yusuf’u yok etmek istiyorlar ama nasıl yok edeceklerini
bilmiyorlar. Babaları Yakub aleyhisselâm’a gidiyorlar pikniğe çıkacaklarını
söyledikten sonra “ Yarın Yusuf’u da bizimle beraber gönder. Yesin, oynasın,
elbette biz onu koruruz” diye Yusuf’unda gelmesi için izin isterler.
Ya’kub Aleyhisselâm : “Onu götürmeniz beni üzer ve sizin haberiniz yokken onu
kurdun yemesinden korkarım” der. (Yusuf 12-13)
“Onu kurdun yemesinden korkarım” sözü Yusuf’un kardeşlerinin kafasına dank eder.
Akşam ağlayarak eve dönerken yalancıktan kana boyanmış gömlekle gelirler ve “onu
kurt yedi” derler.
Ne merhametli kurtsa Yusuf’u yemişte gömleğine hiçbir zarar vermemiş.
Rabbimizin bu ayetlerini sevgili peygamberimiz bize açıklıyor: “İnsanlara
(yanlış) telkinde bulunmayın. Yakub’un çocukları kurdun insanı yiyeceğini (o
anda) bilmiyorlardı. Yakub “ Yusuf’u kurdun yemesinden korkarım” deyince Onlarda
“onu kurt yedi dediler” buyurmuş. (Daramiden naklen Alusi tefsiri 12/96)
Düşmanın akına gelmeyeni getirme. “Ruslar varya bu imansızlar yarın Çeçenistanda
şunu da yapar, bunu da yapar” demek hatırlatıvermek tir.
“ Somali’de Amerikalılar Eritre de İngilizler bunları muhakkak yapar, Keşmir de
Hintliler,Filistin de Yahudiler kesinlikle şöyle yapacaklar” diye ileriye
yönelik fikir beyan edenler aleyhte olsalar bile onların aklına gelmeyeni
getiriverirler.
“Düşmanım bana her şeyi yapsa da nasırıma basmasa “ dese düşmanı onun nasırına
basar. Bunu söylemeseydi düşmanı onun ayağında nasırı olduğunu bilmeyecekti.
Düşmanın neleri yapabileceğini bil. Karşı tedbirini al ama eşeğin hatırına
arpayı getirme.
Toplum içinde azda olsa işlenen öylesine enteresan günahlar var ki bin insan bir
araya gelip düşünseler hatırlarına gelmez.
Şimdi bu olayın basın- yayın yoluyla duyurulduğunu düşünün ülkenin veya dünyanın
öbür ucunda ki adamında hatırına getirip o suçu işlemesine sebep olurlar.
Sevgili peygamberimiz ayıpların, günahların örtülmesini gizlenmesini ister.
Düşmanınız bile olsa günahlarını teşhir etmeyin. İyiliklerini yayın.
Peygamber efendimize bir gün hoşuna gitmeyen bir haberi getirdiklerinde :
“Arkadaşlarımdan hiçbiri diğer biri hakkında hoşlanmayacağım bir şeyi bana
getirmesin. Ben sizin yanınıza çıkarken gönül hoşluğuyla çıkmak istiyorum”
buyurmuş. ( Ebu Davud , Edeb bab33, hadis 4860, Tirmizi Menakıp hadis 3893)
Sokağa çıkarken ilk gördüğünüz insana selâm verin ve gönül hoşluğuyla yürüyün .
“Bu kadar zulüm ve baskıdan sonramı?” der gibisiniz. Evet. Çatık kaş, asık
suratla hiç birşeyin halledilemediği görüldü . “Yusuf” suresiyle ay yüzlü Yusuf
gibi yürüyelim. Vesselâm.
GÖNÜL 5-6-2000 (Yusuf)
Sevgili peygamberimiz: “Gönül; serçe kuşu gibidir. Her an uçuşu değişir durur”
buyurmuş. (Hakimin Müstedreki ve Beyhakinin şuabından naklen şerhu ayn –il- ilm
2/130)
Bir başka hadisinde: “Gönül :çölde rüzgar önündeki tüy gibidir” buyurmuş.
(Taberani ve Beyhaki den naklen şerhu ayrı-il-ilim 2/130)
Yine bir hadisinde “ Mü’minin gönlü, ateş üstünde kaynayan tencereden daha fazla
kaynamaktadır” buyurmuş. (Ahmet ve Hakim naklen aynı kaynak)
“Gönül ferman dinlemez” ama Bürhanı dinler. Gönül tencere gibi kaynarken ona
elle müdahale edemezsiniz. Ferman yazıp içine atsanız kaynamayı dindiremezsiniz
. Ama onu kaynatan aşk ateşinin yönünü başka yere çevirirseniz kaynama durur.
Yusuf suresinin 23 –24 ncü ayetinde Mısır azizinin hanımının sarayda bütün
kapıları kapadıktan sonra Yusuf’a “Haydi gel” dediğinde “ kadın onu arzuladı
Yusuf’da onu arzulamıştı diyor ayet. Ancak ferman dinlemeyen gönül Rabbinin
bürhanını dinledi .
Bütün peygamberlerin şeriatında nikahsız ilişkinin haram olduğu hatırına geldi .
Kul fermanı engel olamadı ama Rabbin bürhanı engel oldu.
Yusuf’unda kadını arzulamasını Şeyh- ul- İslam Ebu-s-Suud efendi oruçlu insanın
susuzluktan ciğerleri yanarken sürahideki veya çeşmedeki suya meyletmesine
benzetir.
Oruçlunun suyu arzulaması günah değildir. Oruçlu iken suyu içmesi günahtır.
Üniversiteli delikanlılarımızdan biri “ Bu tür arzular acaba imanımızın
eksikliğine mi işaret eder” diye sorduğunda Yusuf suresinin bu ayetiyle cevap
vermiştim.
Bağdat valisi, Hz. Ömer e sorar: “bizim burada günaha gücü yettiği halde günah
işlemeyenler var. Birde günah işlemeye gücü yetmeyenler var. Bunların sevap ve
günah durumu nedir?” der.
Hz . Ömer günah işlemeye gücü yettiği halde günahı işlemeyene sevap vardır.
Öbürüne sevap da günahda yoktur” der.
Günümüzden örnek verirsek, devletin üst kademelerine gelmiş ve bir söz veya bir
imza ile yedi nesil torunlarını zengin edebilecek imkan varken yapmayan bir
insan bunu yapmadığı için sevaba girer.
“Gönül :rüzgar önündeki tüy gibidir” Öyle ise gönül ülkesinde Rahmani nefesler
estirirsek gönül kuşumuz güllüğe konar. Eğer gönül ülkesinde şeytani havalar
eserse o zaman gönül kuşu küllüğe konar.
Gönlün arzu ettiği hiçbir şeyi dinimiz bize yasaklamamıştır. Ancak o arzu ettiği
şeyleri meşru hukuki yolla elde etmesini istemiştir.
Vitrinde gördüğünüz altınların size ait olmasın arzulamanız günah değildir.
Onları çalışarak elde etmekte günah değildir.
Ancak onları çalmak günahtır. Karşı cinse ilgi duymak , arzulamak günah değil .
Bu arzuyu nikah yoluyla yerine getirmek sevaptır. Göz zinasıyla ta’ciz etmekte
günahtır.
Sevgili peygamberimiz : “Biriniz bir kadın görür hoşuna gider ve gönlünde bir
arzu meydana gelirse hemen kendi eşine gitsin ve onunla birlikte olsun . Bu
birleşme gönlündekini giderir” buyurmuş . (Müslim, Nikah bab :2 hadis :10)
Hayal peygamberi değil , hayatın peygamberi sevgili peygamberimiz. Kıyamete
kadar değerini kaybetmeyecek sözlerle bizi aydınlatmıştır.
Biz gönlümüzün kaynaması , veya daldan dala uçması , veya rüzgar önündeki tüy
gibi gitmesini yönlendirmek için gönül ülkemizin dışa açılan göz, kulak, el,
ayak ve dil yollarına hakim olmalıyız. Oralardan içimize pislik akmasını
engellemeliyiz.
“Yusuf” suresini “ Şifa tefsiri 4/ 139” inden okumaya devam.
YİĞİTLER
6-6-2000 (Yusuf)
11/03/2004/Millig (Bazı değişikliklerle)
Kur’anı kerimde “yiğit” anlamına gelen “feta” kelimesi öncelikle İbrahim
Aleyhisselâm için kullanılmış.
İnsanların gönül ufuklarını kara bulutlar gibi kapatan , “Bundan ilerisine
gidemezsiniz, bundan ilerisini hayal bile edemezsiniz” diyen putları yere seren
İbrahim Aleyhisselâm feta (yiğit) olarak tanıtılmakta. (Enbiya 60)
Yine Kur’anı Kerimde Firavun gibi çağının en büyük ve en güçlü kralının zulme
dayanan saltanatına son veren Musa Aleyhisselâm’ın azığını taşıyan insana da
feta (yiğit) kelimesi kullanılmış. (Kehf 60-62)
Medrese-i Yusufiyyede (hapishanede) Yusuf Aleyhisselâm dan iman dersleri alan
iki mahkum içinde feta (yiğit) kelimesi kullanılmış. (Yusuf 36)
Şehirde kralın kan kusturan kurallarına uyarak veya seyirci kalarak yaşamaktansa
mağarada Allah’a kul olarak yaşamayı tercik eden yedi delikanlıya da feta’nın
çoğulu olan fitye (yiğitler) kelimesi kullanılmış. (Kehf 10)
Ve dünya güzeli bir kadın,kapıları kapadıktan sonra “haydi gel” dediğinde
“Allah’a sığınırım “ diyerek harama uçkur çözmeyen Yusuf Aleyhisselâm içinde
feta (yiğit) kelimesi kullanılmış.
Rabbin eğitiminden geçenler Rabbin yarattıklarına boyun emiyorlar. İbrahim
Aleyhisselâmın babası Nemrut’un yakınlarından. Nemrut’un zulmüne baş kaldırmasa
bir eli yağda bir eli balda yaşayıp gidecek . Ama insanlığın onurunu kurtarmak ,
insanı hayvanlardan daha aşağı düşmesine engel olmak için Nemrut’a baş kaldırır.
Bu dünya hayatında birçok bela ve musibetlerle karşılaşır ama sonu gelmez
senelerde cennetin nimetlerini kazanır. Ayrıca kıyamete kadar, put insanlara baş
kaldıran hürriyet sevdalılarına önder olur.
Günümüz çağdaş eğitiminden geçen Yiğitlerimiz de korkmadan, yetkililerle
birlikte tüyü bitmedik yetiminde hakkı olan hazineyi çalarlar.
Üniversiteyi bitiren , ingilizceyi ana dili gibi konuşan bir kısım “civan”
larımız Türkiyeden çalıp Amerika’da sefa sürerler.
Rabbin eğitiminden geçen Yusuf Aleyhisselâm dünya güzeli kadının “haydi gel”
teklifini reddeder. Nefsinin arzu ettiği o haramı bir anlığına kabul etmez ama
Rabbbi ona hem bu dünyada hem de cennette “gözlerin görmediği gönüllerin hayal
etmediği” güzellikler verir.
Çağdaş ekonomiye göre yetişen bir kısım kültürlü insanlarımız liberal ekonominin
gereği olarak fuhuş sektöründe hem kadın hem erkek pazarlamak suretiyle hem bu
dünyada hayvanlardan daha aşağılarda debelenmeyi hem de ahirette cehennemde
yanmayı hak etmekteler.
Biz yolumuzda yürürken hiçbir çağda değerini yitirmeyen peygamber kafilelerinin
izinden ayrılmayacağız.
Ecdadımız bu Kur’andaki feta kelimesiyle isimlenen bir teşkilat kurmuşlar. Adına
“fütüvvet” teşkilatı demişler.
Ne yaparlarmış bunlar?
- Allah için nefsine dahi düşman olurlar.
- Herkese insaflı olurlar, insaf beklemezler.
- -Yardım ederken mümin kafir ayırmazlar.
- İncinselerde incitmezler.
- Kendi yaptığı iyiliği küçük görürler.
- -Başkasının iyiliğini büyük görürler.
- Güçlü iken afveder, kırgınken yumuşar.
- Düşmana bile iyilik yapar .Başkasını kendine tercih eder.
- Gül gibi yüz, bal gibi sözle kardeşine karşı vefalı olur. (Osmanlı tarihi –
deyimler terimler sözlüğü “fütüvvet” maddesi.)
BİZ DÖKÜLMEYELİM 7-6-2000 (Yusuf)
“Vallahi , eğer güneşi sağ elime , ay’ı sol elime koysalar ben bu islam
da’vetini Allah onu ızhar (açıklayıp üstün getirinceye) edinceye kadar veya ben
bu yolda yok oluncaya kadar terk etmem”(Beyhaki, Delail-un-Nübüvve 2/187, ibni
Hişam, sire 1/266)
Bu sözü sevgili peygamberimiz söylemiş. Mekkeli putperestler “ Kral olmak
istiyorsan kral yapalım. zengin olmak istiyorsan Mekke’nin en zengini yapalım ve
Mekke’nin en güzel kızlarıyla evlendirelim. Yeterki şu peygamberlik davasından
vazgeç” teklifini getirdiklerinde söylemiş.
Dünyamızda değişen bir şey yok . Hala insanlar Makam, para ve kadınla
kandırılmaya devam ediyorlar.
Medya, mafya , siyaset ilişkisinde makam, para ve kadın birleştirici oluyor.
Susurluk’taki Mercedes’in içinde mafya, medya, siyaset, makam, para ve kadın
kucak kucağa yakalandılar.
Peki bu yakalanış karanlıklar dünyasına bir mum yakabilir mi?
O günden bu güne kadar ki gelişmeler gösterdi ki yakılan mumlar dahi aydınlık
bakan gözleri kamaştırmaya ve karanlıkta neyin olup bittiğini kapatmaya yaradı.
Çünkü araştıranların en kabiliyetlileri de o karanlık dünyaya daldı ve geri
gelmedi .
Sinek bal tabağını uzaktan görürmüş. Ne olduğunu araştırmak için tabağın
kenarına konarmış. Önce hortumunu daldırırmış. Tatlı gelince farkına varmadan
ayakları , sonra kanatları bala dalarmış. Tam karnı doyunca “Şimdi kartallar
gibi yücelerden uçarım” dermiş ama kanatlarını kıpırdatamazmış ve balın içinde
ölür gidermiş.
“Ben , mala, makama, kadına aldanmam” demeyelim.
Biz Yusuf Aleyhisselâmın dediğini diyelim “Rabbim, hapishane bana , onların
(zinaya) çağırmasından daha sevimlidir. Eğer sen bu kadınların tuzağını benden
çevirmezsen, ben onlara meyl ederim ve cahillerden olurum.” (Yusuf 33)
Sevgili peygamberimizin yaptığı düayı yapalım: “Rabbim, bir göz açıp kapayıncaya
kadar beni bana bırakma” diyelim. (Ahmet, Mesnet 5/42)
Akrabanın akrepliği Yusuf’u yolundan alıkoymadığı gibi Mısır’ın en güzel
kadınıda alıkoymadı.
Mısır Azizi, Yusuf’un temiz olduğunu bildi . Hanımına “Günahın için istiğfar et”
dedi (Yusuf 29) Ancak halka karşı namusunu temizlemek için Yusuf’u hapse
attırdı.
Olsun . Hapse atanlar, iftira edenler, hakir görenler, yok etmeye çalışanlar iç
dünyalarında Müslüman’ın dürüstlüğünü makam, para, kadın, şan, şöhret için
eğilmeyeceğini bilsin.
Bir gün gelir işin içinden çıkamaz, hanımının, oğlunun, kızının, babasının,
çevresinin bozukluğunu düzeltmek, bozulan ekonomik dengeyi yoluna koymak için
Yusuf’u hapishaneden çıkarıp devlet başkanlığına getirdikleri gibi Müslümanıda
baş tacı ederler.”
Yeterki “Onlar yiyecekte biz bakacak mıyız? bizde malı götürelim” demeyelim.
Müslüman’ın kalitesi makam,para ve kadın la imtihanda ortaya çıkar. “Dökülen
dökülsün ben dökülmezem” deyip yola devam edelim.
İSTİHARE VE RÜYA 8-6-2000 (Yusuf)
Kırdığı ceviz kırkı geçtikten sonra eski berduşlardan biri Almanyada derviş
makamına post serer. Eli ayağı düz, ehli namus bir kızla evlenmek için
İstanbul’a gelir. Daha önceden tanıdığı bir ailenin kızıyla görüşürler,
anlaşırlar nişana karar verileceği anda kızın anası “yarın gel . Filan bir
“istihareye” yatacak” der.
Yeni derviş bana uğradı ve “Yarın akşam nişanım olacak. Bu gece adamın biri
“İstihare”ye yatacak ve inşaallah iyi çıkar” dedi.
“İstişare”nin olduğu yerde “istihare” olmaz . Siz görmüş, anlaşmış,
beğenmişsiniz. “istihare” tereddüt olan yerde yapılır. Şimdi o adam akşam iki
kap kuru fasulyeyi bir baş soğanla yerse , midesi üzerinede yatarsa hep karanlık
şeyler görecek ve senin işin olmayacak” dedim ve dediğim çıktı.
Peygamberlerin gördüğü rüyalar kesin hüküm ifade ederler. Hz İbrahim rüyası gibi
(Saffat 102) , Hz. Yusuf ‘un rüyası gibi (Yusuf 4)
Veya görülen rüyayı peygamber yorumlamışsa yine kesin hüküm ifade eder. Yusuf
Aleyhisselâm’ın hapishane arkadaşlarının rüyasını yorumladığı gibi(Yusuf 41-42)
ve kendi rüyasını yorumladığı gibi (Yusuf 100)
Rahmani , şeytani ve nefsani kısımlarına ayrılan rüyaların yorumunu günümüzde
kim yaparsa yapsın kesinlik ifade etmez.
“Rüya tabiri” kitapları yayıncıyı kazandırmaktan başka hiçbir işe yaramaz.
Rahmani rüyalarda bize önemli mesajlar var ama yorumunu kim yapacak. Biz kendi
rüyamızda , bize anlatılanıda hep hayra yormaya çalışalım. Kötü rüyalarıda
kimseye anlatmayalım.
Rüyasında ateş gören adam tabirciye gitmiş. Ateş yanan yeri kazmışlar define,
eski altın para bulmuşlar ve bölüşmüşler. Altı ay sonra aynı adam rüyasında yine
ateş görmüş. Tabirciye gitmeden kendi kazmaya başlamış Kazarken polisler gelmiş.
Kazılan yerde yeni öldürülmüş insan cesedi bulmuşlar . Karakolda sorgudan
geçirmişler. Gerçek katil bulununca rüya göreni serbest bırakmışlar. Rüya gören
doğru tabircini yanına gitmiş. Durumu sormuş Tabirci “Aynı ateşi gördün ama
öncekini kışın görmüştüm .Sonrakini yazın gördün. Bana gelseydin sakın o semte
dahi gitme derdim” demiş.
“Rüya tabiri”kitaplarında “ ateş görürsen şöyle olur” der. Halbuki görenin yaşı,
yediği , mevsim i , işi , her şeyi tabiri etkiler. Yılan besleyicisi için yılan
görmek hiçbir anlam ifade etmez . Şuur altının sadece ayaklanmasır.
Sonuç: rüyaya göre amel etmek mecburiyetinde değiliz. Rüyalar ne olursa olsun
hayra yoracağız. Moralimizi bozmayacağız
İkiside meşru olan iki şeyden birini seçmede tereddüde düştüğümüzde “İstihare”
yapacağız.
Cabir (R.A) diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kur’an öğretir gibi
işlerimizin hepisinde bize istihare duasını öğreterek şöyle derdi:
“Bir işe kalben azmettiğinde iki rekat farz olmayan namaz kılsın sonra şöyle
desin” dedi diyor ve istihare duasını öğretiyor.
Namaz ve duadan sonra gönlün hangi tarafa meyletmişse onu yaparsın.
Namaz ve duadan sonra uykuya yatmak ve rüyaya göre hareket etmek konusunda bir
tek hadisi şerif yoktur. (bu konu için bak:Sahihi Buhari Tecridi sarih tercemesi
, Diyanet yay . 4/ 132, 6/ 544)
AKILLANMADILAR
9-6-2000 (Yusuf)
30/08/2004/Pzrts/Millig
“Ancak insanların birçoğu bilmezler.” Bindörtyüz sene önce müşriklerin birçoğu
bilmediği gibi günümüz inkarcıları da bu dinin Allah tarafından olduğu, kıyamete
kadar insanları insanca ayakta tutacak kıymetli bir din olduğunu bilmediler.
Bir milyar nüfuslu Hindistan’da ineğe tapan insanların yanında yer alarak
Müslümanları yok etmeye çalıştılar; başaramadılar.
Yetmiş yıl kominizim kampında Müslüman Türkler üzerinde baskı, makam, para,
kadın, işkence, ateist=gâvurca eğitimin her çeşidi dünyanın gözü önünde
uygulandı. Cevher Dudayev gibi insanlar çocukken alındı. Askeri orta okul, lise,
harp akademilerinde okutuldu. Generalliğe kadar gelindi ama gönlündeki imanın
alınmadığı anlaşıldı.
“Yenilen güreşe doymazmış” derler ya şu günlerde cellatlıktan cumhurbaşkanlığına
sıçrayan Putin’e Amerika destek vererek on yıldır Türk cumhuriyetlerdeki İslami
gelişmeleri kontrolu altına almasını istemekte.
İnkarcıları yanıltan şey İslâm dinini de kendi muharref dinleri gibi
zannetmeleridir.
Kendileri inanmadıkları halde inanmış gibi davrandıklarından Müslüman yönetici
ve aydınları da kendileri gibi zannetmekteler.
Halbuki İslâm ülkelerindeki yönetici ve aydınlarımız onların tam tersi.
Bizimkiler inandıkları halde inanmamış gibi görünmeye çalışırlar. Cevher
Dudayev’in Rus ordusunda generalken sergilediği görüntüyü sergilerler. Ama
inkarcılarla karşı karşıya gelindiğinde gereğini yaparlar. Aydınlarımız Amerika
hayranıdırlar. Akşam sohbet ederken İran aleyhine de epeyce verip veriştirirler.
Arkasından televizyon seyrederken İranlılar Amerika kalesine her top atışta
GOOOOOL diye ayağa fırlarlar. Daha geçen günlerde Galatasaray’ın İngiliz
kalesine atılan her topta İran ve bütün İslam alemi ayağa kalktı.
Onun için çağın teknolojisini yönlendirenler insanların gönüllerini de
yönlendirme sevdasından vazgeçmelidirler. Dedeleri sekiz defa haçlı seferleri
düzenlemişler başarılı olamamışlar.
Elli, yıldır Amerika ve İngiltere’nin para ve silah desteğini almasına rağmen
Yahudiler bir avuç Filistinli Müslüman’ı susturamadılar, durduramadılar. Sapan
taşlarıyla tankları elli yıl sonra kovaladılar.
Yahudilere’de yazık oluyor. Almanlar üç milyonunu yakmışlar. Yazık. İngilizler
ve Amerikalılar “Size kutsal topraklarda bir ülke kuralım” diyerek kendi
ülkelerini Yahudiden temizlemişler. Filistinli Müslümanı evinden zorla
çıkarmışlar Yahudiyi yerleştirmişler.
Elli yıldır Yahudi yatağına silahla yatıyor. Elli yıldır Filistinli Müslüman
evinin kenarında sapan taşıyla cam kırmaya devam ediyor.
Evinden atılan, sokakta dünyaya gelen, babasından ve annesinden sapan taşı
atmasını öğrenen Müslüman’a yazık.
Evinin her odasının duvarlarına makinalı tüfek asan, her tıkırtıda silahına
sarılan Yahudiyede yazık.
Yusuf (a.s), hapishane arkadaşlarını eğitiyor: “Ey benim hapishane arkadaşlarım,
ayrı ayrı rablermi daha hayırlı, yoksa her şeyi hükmü altına alan bir tek Allah
mı? Hüküm yalnız Allah’ındır. Yalnız ona kulluk yapmanızı emretti. İşte en
doğru, devamlı, kıymetli, ve insanlığı ayakta tutacak din budur. Ancak
insanların bir çoğu bilmezler.” (Yusuf 39-40)
Roma’nın güçlü orduları Hz. İsa’nın havarileriyle baş edememiş. Cengiz’in
orduları girdikleri İslâm topraklarında Müslüman olup kalmışlar.
Belki bu baskılar bizim elenip arınmamıza ve sağlamlaşmamıza sebep olurken,
baskıcılarında İslâmı tanımalarına ve Müslüman olmalarına sebep olur.
Hz. Ömer, peygamber efendimizi öldürmek için geldi. Müslüman olarak döndü.
“BENDE VARIM” DE 12-6-2000 (Yusuf)
“Görev istenmez verilir” mantığıyla yetiştiler. Gece demediler, gündüz
demediler. Çalıştılar, çabaladılar içlerinden birini Reis yaptılar. Dinlenmek
için evlerine çekildiler.
Görev verilirse koşa koşa gelecekleri anı beklediler. Reis’in yüzünü ak etmek
istiyorlardı. Aradan aylar geçti. Hiçbir haber yok. Göreve çağırılmıyorlardı.
Halbuki kendilerini belirli alanlarda hizmet vermek üzere hazırlamışlardı.
Birgün Reisi görmek, hal hatır sormak için gitti. Kapıdakilerin kendi
arkadaşları olduğunu zannediyordu. Birde ne görsün kendini tanıyan bir tane adam
yok.
Sekretere Reisle görüşmek istediğini bildirdi. “Randevun var mı?” diye soruldu.
“Hayır” deyince Reisin meşgul olduğu ve randevusuz görüşmelerin mümkün olmadığı
söylendi.
Sekretere kendi adını söyledi. Reise adımı söylerseniz kabul eder dedi. Sekreter
kendi adını yazdı. Başkanın odasına girdi, çıktı “Beklemeniz gerekir” dedi.
Beklemeye başladı. Gelip gidenleri, sonradan geldiği halde hemen içeri girenleri
gördü. Saatlerce bekledikten sonra sekretere “Daha ne kadar bekleyeceğim”
dediğinde sekreter “Beklemenize gerek yok. Reis öbür kapıdan çıktı” dedi.
Camdan dışarı baktığında hiç tanımadığı insanların arasında yürüyen Reisi hiç
göremedi.
Otuz sene önce İmam Gazali’nin “İhya-ü-ulûmiddin” inde Efendimizin: “Alimlerin
şerlileri, yöneticilerin ayağına gelenlerdir. Yöneticilerin hayırlıları da
Alimlerin ayağına gelenlerdir” hadisini okuduğumdan beri otuz senelik zaman
içinde kapı önünde beklediğim olmadı. Beni bu zilletten koruyan Allah’a
hamdolsun. Bu hadisi söyleyen Rasülüne salâtü selâm olsun.
Melik şah, değerli ilim adamlarından Ali b. Hüseyin el-Hanefi ye: “Benim yanıma
niçin gelmiyorsun?” diye sorduğunda: “Senin alimleri ziyaret ederek iyi başkan
olman için, benimde seni ziyaret etmeyerek iyi alim olmam için gelmedim” diye
cevap vermiş. (Keşf-ül-Hafa 2/321)
Bütün bu anlattıklarımla “Yönetimden uzak durun” demiyorum. Hz. Ömer: “Bir hurma
çekirdeği dahi olsa haksız yere gitmemeli ve hak sahibini bulmalı. Biz Kudüs’e
kadar bunun için geldik” demiş.
Cenabı Hakkın belirlediği hakları hak sahiplerine verilmesi için Yusuf
aleyhisselâmın yaptığı gibi önce en iyi bilen, en güvenilen ve en iyi bir
şekilde toplumu ve haklarını koruyabilen insan durumuna geleceğiz. (Bak Yusuf
54-55)
Sonra eve çekilipte “Görev istenmez verilir” mantığıyla hareket ederek haber
beklemeyeceğiz.
O güzel sözün söylendiği zamanla bu zaman aynı değil. Bu zamanda Yusuf
aleyhisselâmın: “Beni ülkenin hazineleri üzerine (yönetici) kıl. Şüphesiz ben
çok iyi korur ve çok iyi bilirim.” (Yusuf 55) dediği gibi uzmanlık sahanızı,
tecrübenizi ilgili makamlara bildiriniz.
Makamla yükselenlerden olmayınız. Makamı yükseltenlerden olunuz.
Hz. Yusuf aleyhisselâm Mısır devlet başkanı olunca önce ekonomiyi düzeltti.
Adalet havasını ülkenin her tarafında estirdi.
Biz “Yusuf” suresiyle Yusuf gibi yürümeye devam edeceğiz ve insanlığın selâmete
çıkması için “Biz’de varız” diyeceğiz.
KAYBOLANLAR 13-6-2000 (Yusuf)
Çalışan bir anne, dört yaşındaki çocuğunu, çok kaliteli bir yuvaya kaydettirmek
için gelir. Bütün şartları konuşurlar. Çekleri imzalar. “Biraz pahalı ama
eksiksiz bir yuva olduğu için verdiğim paraya değer” der.
Müdire hanım, çocuğun yarın yuvaya getirilmesini , çocuğu getirirken anneye ait
bir hırkanında getirilmesini ister.
Çalışan kadın: “Hırkaya ne gerek var?” dediğinde Müdire hanım: “Biz burada
fiziki bütün araç ve gereçleri hazırladık. Çocuklara kuş sütü dahi verebiliyoruz
ama anne kokusunu veremiyoruz.” diye cevaplar.
Çocuk için anne kokusu ne ise anne ve baba içinde çocuğunun kokusu aynıdır.
Mecnun için Leyla’nın kokusu ne ise Leyla içinde Mecnun un kokusu aynıdır.
Şehvet , merhamet ve şefkat rüzgarları eser ve birbirlerinden ayrı olsalarda
birbirlerini bulurlar.
Yakub Aleyhisselâm, Yusuf’unun yokluğunda üzüntüden gözlerini kaybeder.(Yusuf
84) Ama ümidini kesmez ve aramaya devam eder. Bir gün yanındakilere “ Şüphesiz
ben Yusuf’un kokusunu buluyorum” der. (Yusuf 94)
Çocuk doğurmayı bir yük olarak gören, doğuranlara kızan, “Kocalarınızın
hammalımısınız, niçin dokuz ay taşıyorsunuz?” diyen bir kadına bir çocuk
koklatıldığında nasırlaşmış burnuyla koklayarak “Hani koku? ben hissetmiyorum”
diyebilir.
Ama çocuk doğuramayan kadınlarımız aynı kokuyu bütün çocuklarda hissederler.
Çocuğu kaybolan anne ve babaların örnek alacağı peygamber, Yakub peygamberdir.
Yakub aleyhisselâma iman eden bizlerde çocuğu kaybolan bir anne veya baba
gördüğümüzde ona yardımcı olacağız. Ya’kub un içinde duyduğu hüznü içimizde
duymaya çalışacağız. Kaybolan her çocuğu Yusuf farz edip aramaya koyulacağız.
İslam fıtratı üzerine yaratılan bütün dünya çocukları eğer eğitim yoluyla
inkarcı olarak yetiştirilirlerse olarda yoldan çıkarılmış, saptırılmış ve
kaybolmuş çocuk sayılırlar.
Asıl tehlike doğru yoldan sapmak ve kaybolmaktır. Anne ve babasının gözünden
kaybolanların ömrü hep çileyle geçse yinede ömrü bitince çilede biter.
Ama İslâm yolundan sapanların asıl çilesi ölünce başlar ve çilenin sonu gelmez.
Biz , annesinin ve babasının kucağında büyüyen , çağın bütün imkanlarından
yararlanan , bir eli yağda bir eli internette olan ama inkarcı yol kesicilerin
hücumuna uğrayarak gönlündeki İslâmı çaldıran , kaybolmuş çocukların bulunması
için biraz daha fazla aramalı ve ararken koşturmalıyız.
Bu arayış ve koşuşturma esnasında yine Ya’kub aleyhisselâmın , oğullarına:
“Oğullarım, bir kapıdan girmeyin . Ayrı ayrı kapılardan girin “ (Yusuf 67)
tavsiyesine uyarak çağımızın kaybolmuş çocuklarını ararken bütün yolları
deneyeceğiz ve bütün kapıları çalacağız.
Kibrit aleviyle yavrusunun kirpiği yansa yüreğini alev saran anne ve babalar,
yavrularınızın ahirette yanmaması için gönlünü İslâm sevgisiyle doldurunuz.
Bir yakınını kaybedenler ve kaybetmek istemeyenler hep birlikte “Yusuf”
süresinin tefsirini “Şifa tefsiri 4/169” inden bir okuyuverelim.
İŞKENCECİYE ACIYALIM 14-6-2000 (Yusuf)
Yakan, yıkan, vuran, kıran, öldüren, sürgün eden, hapseden, işkence yapan adama
kızmak yerine acıyor ve zalimin Mü’min olmadığına üzülüyor sevgili
peygamberimiz.
Günümüzde de yakanlar, yıkanlar, vuranlar, kıranlar.... var. Vurulanlar,
kırılanlar..vuranlara, kıranlara karşı kin besliyorlar. Protesto yürüyüşleri
yapıyorlar. Yapılan işkencelerin şeklini çeşitlerini yazıyorlar ki daha sonra
gelecek işkencecilerin kültürünü artırsınlar.
İşkence olayını duyanlar mazluma acırken zalime la’net yazıları yazarak
tepkilerini gösteriyorlar.
Peki ama işkence yapan bu zalime bir acıyan olmayacak mı? Mazlum ve mağdur kişi
bir veya birkaç defa birkaç saat işkence görür. Ya o işkence yapan, o
hastalığının pençesinde yirmi dört saat can çekişirken onun için kim üzülecek?
İşte sevgili Peygamberimiz kendisine yapılan işkencelerin hiçbirini hiçbir
kimseye anlatmamış. Ama inkârın zehri içinde kıvranırken etrafına eli kolu
çarpan imansızların iman etmemesinden dolayı üzüntüden neredeyse kendisini helak
edecekti.
Rabbimiz “Fetih” suresinin ikinci ayetinde sevgili Peygamberimizin geçmiş ve
gelecek günahlarını afvettiğini bildirdiği halde O geceleri ayakları şişinceye
kadar namaz kılıyor, gündüzleri ise kendini helak edercesine İslâmı insanlara
ulaştırmak ve insanları şirk zulmünden kurtarmak için koşturuyordu.
“Kehf” suresinin altıcı ayetinde , “Şuara” suresinin üçüncü ayetinde “Onlar iman
etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin” buyuruyor Rabbimiz.
Profesör Tarık Zafer Tunaya, “İnsan derisine kaplı anayasa” isimli bir kitap
yayınlamıştı. Özeti şu: Fransa ihtilalinden sonra ihtilalciler kral ailesinden
birini Paris meydanında kesiyorlar. Derisini yüzüyorlar. Dibağat yaptırıyorlar
ve “İnsan hakları” kitabının dışına kap diye geçiriyorlar. Şimdi bu insan
derisiyle kaplı “İnsan hakları” isimli kitap müzede sergileniyor.
Bir insanın hakkını öbür insan belirlemeye kalkınca ister istemez hak belirleyen
kişi veya kişiler hakları kendine, ailesine , kabilesine, milletine, dindaşına
veya ırkdaşına doğru yontar. Bir zulmü kaldırırken yeni zulümler ortaya çıkar.
Kendisine işkence eden adama acıyan sevgili Peygamberimiz, doğup büyüdüğü,
vahyin beşiği olan Mekke’den hicret etmek zorunda kalır. Sekiz sene sonra
Mekke’yi kan akıtmadan feth eder.
Aynı gün Mekke parlâmentosunun o putperest, Müslüman katili , zalim
işkencecileri karşısına dizilirler.
Sevgili Peygamberimiz : “Size ne yapmamı bekliyorsunuz?” der.
Suçluların başları öne eğik olarak “Biz seni , babanı, dedeni, tanırız. Baban ve
deden kerim/ cömert , iyilik sever adamdı . senden de o beklenir” derler.
Efendimizde : “Ben de Yusuf kardeşimin dediğini derim. Yusuf, kardeşlerine:
“Bugün size kınamak yok. Allah sizi afvetsin. O merhamet edenlerin en
merhametlisidir.” Demişti. Hepiniz evlerinize gidiniz ve hepiniz hürsünüz.”
Buyurmuş.
Günümüzde inkar ve isyan içinde olanlar İslam’dan korkmaktalar. Yaptıklarının
kötü olduğunu biliyorlar ama İslâmı bilmiyorlar.
GÜVENLİK 15-6-2000 (Yusuf)
21/10/2004/Prşmb/Millig
“Eğer ömrün uzun olursa ( Kûfe yakınındaki) Hîre’den bir kadının deve üzerinde
gelip Ka’be yi ziyaret edeceği günleri göreceksin . O kadın ( yolculuğu
esnasında) Allah’dan başka hiçbir kimseden korkmayacaktır.” (Buhari , menakip
hadis no: 3365)
Bu hadisi sevgili peygamberimiz, Adiy b. Hatem’e söylemiş. Adiy b. Hatem :
“İran’ın fethinden sonra bir kadın, Allah’dan başka kimseden korkmadan Hîre den
Ka’be ye geldiğini gördüm” diyor.
Aradan 1400 yıl geçmiş. Çağdaş dünyamızda üç aylık yollar üç saate inmiş.
Teknoloji ilerlemiş ama insanlar teknolojide ilerlediği oranda Medeniyet ten
vahşete doğru gerilemiş.
Teknoloji harikası elektrik ışıkları altında şehrin merkezinde kahvehaneler
taranıyor, ma’sum insanlar evlerinden kaçırılıyor. Yöneticiler, güvenliğini
sağlayan korumaları tarafından öldürülüyor. Kurtarılmış bölgeler ilan ediliyor.
Medeniyetin merkezi kabul edilen Amerika’da şehrin arka sokaklarına gün
battıktan sonra polis giremiyor.
Öğrenci kendi okuluna makinalı tüfekle geliyor, arkadaşlarını kurşunla tarıyor.
Ateist bir eğitimden geçen yeni nesil imanın emniyetini kaybedince güvenlik
sektörü devreye giriyor ve trilyonluk bir Pazar oluşuyor.
Sevgili Peygamberimiz : “Zekatla mallarınızı koruyunuz” buyurmuş.(Keşf-ül-hafa
2/361 Taberani,Beyhekî, Deylemi den naklen) Zekatı ortadan kaldıranlar zekata
verecekleri paranın yüz katını güvenlik harcamasına yatırıyorlar.
Devletten koruma isteyen biri anlatmıştı : “ İstenen parayı mafyaya vermediğim
için malıma ve canıma zarar vermeye başladılar. Koruma istedim verdiler. Ancak
bu bana daha pahalıya mal oluyor” demişti.
Küçük bir çete bir adama musallat olur. Oda gider büyük mafyayı kiralar. Büyük
mafya adamın iş yerine gelir. Alım-satımı, hesapları kasayı kontrol altına alır,
küçük mafyayı adamın gözleri önünde döver. Adama göz dağı vermiş olur ve adamın
malının üzerine korumak için otururlar.
Adam sonra görür ki küçük çete de büyük mafyanın adamlarıymış.
1400 sen önce Kûfe den Ka’be ye bir kadın, hiçbir insandan korkmadan yolculuk
yapabilirken bu günlerde Kûfe valisi yol emniyeti olmadığı için hacca
gidememekte. Kuveyt’te konuşlanan( işgal eden) Amerika, küçük çetenin elinden
Kuveyt’i kurtarmış ve büyüklüğünü gösterip her şeyine el koymuştur.
Peki Amerika çokmu emniyyette? Daha birkaç sene önce C:I.A nın merkez kapısı
önünde en önemli adamları öldürüldü. Afrika’da elçilik binası ve ajanların
kaldığı otel bombalandı. Suudi Arabistan’da konuşlanan (işgalci) askerlerinin
konutları bombalandı
İmansız eğitimi körükleyenler inkar ateşinin kıvılcımlarından kendileride alev
alıp yanarlar.
Güvenlik: çocuğun anne veya babasının kucağında iken duyduğu mutluluğu, vatanın
bağrında gezerken duymaktır.
Bülbülün gül dalındaki sevinci ve hüznü birlikte yaşadığı gibi vatandaşlarıyla
birlikte düğün evinde oynamak , ölü evinde ağlamaktır.
Yoksa çelik kafesler içinde her türlü yırtıcı kuş tehlikesinden koruyoruz diye
bülbülün kafese konduğu gibi insanlarında kanun kalıpları arasında korumaya
almak değildir.
Mısır de suçsuz insanları hapse atan, soyluları, yöneticileri kayıran, fuhşu
yaygınlaştıran sistemi rafa kaldıran Yusuf Aleyhisselâmın yanına babası, annesi
ve kardeşleri geldiklerinde “Allah’ın dilemesiyle güvenle Mısır’a girin” diyerek
güvenliğin önemine dikkat çekmişti. (Yusuf 99)
BASİRET 16-6-2000 (Yusuf)
Başımızdaki göz ağaçtaki çiçeği görür. Gönül gözü ise çekirdekteki çiçeği görür
ve çiçekteki meyveyi görür.
Baştaki göz elmayı görür, gönül gözü ise alınmış mı, çalınmış mı? Alın teriyle
mi sulanmış, kanla mı sulanmış bunu araştırır.
Baştaki göz bülbülü bir çiğnemlik et görür, gönül gözü ise dünyanın bütün müzik
aletlerinin toplamından daha büyük ve güzel görür.
Uluslar arası ilişkilerde göz, diğer devletlerin servetini görür, gönül gözü ise
o serveti elinde tutan bileği değil, o bileği yönlendiren yüreği görür ve ona
seslenir.
Herkesin gönül gözü vardır. Rabbimiz bunu bize doğuştan vermiştir. Ancak bazı
hatalarımız nedeniyle gözlerimiz zayıfladığı, şaşı olduğu, kör olduğu gibi gönül
gözümüzde karara bilir. Yanılmalar, çift görmeler olabilir. Hakim rüşveti cebe
indirdikten sonra haklıyı haksız görmeye başlar.
İşaret parmağınızı gözünüzün ucuna biraz bastırarak karşınızdakine bakarsanız,
karşınızdakini çift görürüsünüz. Gönül gözünüze de baskı yaparlarsa Müslüman’ı
mürteci görmeye, mürteciyi entel görmeye başlarsınız.
Biz yüzümüzü ve gözümüzü günde beş vakit namazda su ile temizlerken gönül
aynamızı da “takva” ile sırlamaya, amelle cilalamaya çalışırsak görüntüler net
olur. Haklıyla haksız apaçık belli olur.
Rabbimiz: “Ey iman edenler, eğer Allah’dan sakınırsanız O size Furkanı (iyilikle
kötülüğü ayırt edecek nuru) verir, kötülüklerinizi örter ve afveder. Allah büyük
lütuf sahibidir.” buyurur. (Enfal 29)
Allah’ın emirlerini yerine getirerek yasaklarından kaçınarak parlatılan gönül
aynası varlığa sevinmediği gibi yokluğa da yerinmez. Ayna, önünden gelip
geçenlerden rahatsız olmaz.
İslamı hakkıyla yaşayan insanların gönlü en hassas kuyumcu terazisinden daha
hassas olur. Efendimizin ifadesiyle “Haram, gönülde çarpıntı meydana getirir,
helal ise gönüle huzur verir” buyurur. (Cami-ül-ulum, İbni Recep 15 ve 27 nci
hadislerin şerhi)
Böyle bir gönüle sahip olanlara ise Peygamber Efendimiz: “İnsanlar fetva
verselerde kalbine danış” buyurmuş. (Ahmet, Müsned 3/112)
Eroin kullananın gözleri şeşi beş görmeye başladığı gibi inkarla gönlünü,
haramla midesini dolduranların gönüllerinin terazisi topu kaçmış kantar gibi
“hep bana, hep bana” demeye başlar. Şu anda Türkiye’nin ve dünyanın en büyük
sorunu bu. Yolsuzluk dosyalarının temelinde İslâm’a yan bakma vardır.
Fertlerin kalbi olduğu gibi toplumlarında kalbi vardır. Toplumların kalbi “toplu
vurdukça onu top sindiremez.” Sosyologların “Ma’şeri vicdan” (Toplum
bilinci)dedikleri bu toplumun gönül gözü, alimlerinin, siyasilerinin,
sanatkarlarının, komutanlarının, hakimlerinin, hammallarının, zenginlerinin,
fakirlerinin, doktorlarının, hastalarının gözüyle olayları değerlendirir.
Onun için Rabbimiz, Peygamber Efendimize: “Deki: İşte benim yolum. Ben, Allah’a
basiretle davet ederim. Bana uyanlarda (basiretle devam ederler) (Yusuf
108)buyurarak
basiretle, Toplumu yanıltmadan,yanlışa yönlendirmeden, parlak gönüllerden dışarı
sızan parlak delillerle, hikmet dolu sözlerle, güzel nasihatlarla davet etmemiz
istenmekte.
İslami Okul Okulların En Önemlisi