Milletlerin Eceli - Nuzulsirasinagorekuran - 48. Sayfa
MİLLETLERİN ECELİ
19-6-2000 (Hıcr)
06/09/2004/Pzrts/Millig
Ad, Semud, Nemrut, Firavun, Roma, Bizans, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular,
Osmanlılar ölmüş “Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde.” diye başlayan
tarih kitaplarının sayfaları onların mezar taşı kitabesi olmuştur.
Rabbimiz buyurur: “Her ümmetin (milletin) bir eceli (ömrü) vardır.” (A’raf 34,
Yunus 49)
Milletlerde insanlar gibi doğarlar, büyürler, yükselirler, duraklama devrine
girerler, ihtiyarlarlar, zayıflarlar, bir hastalık girer uzun zaman yatarlar
veya ani bir krizle ölürler.
Veya milletlerde insanlar gibi intihar ederler.
Kur’anı kerimde milletlerin ölüm sebebi olarak birinci sırada yönetici kadronun
“Müstekbirlik” “mütekebbirlik” hastalığına tutulması gösterilir. Yani yönetici
kadro kendini Hak’dan ve halkdan üstün görmeye başladımı bünyeyi kemirecek olan
mikrop da girmiş ve etkisini göstermeye başlamış demektir.
Ayakta kalabilmek için bir zenginler gurubu üretmeye çalışacak. Kur’an o
hastalığın adına da “ Mütrafin” hastalığı adını koymuştur. “ İstiska”
hastalığına yakalanan, çatlayıncaya kadar su içtiği halde doymayan adam gibi
mal, mülk, araba, yat, helikopter, villa, çiftlik, dolar hastalığı başlar. Elde
ettikçe hırsı artar. Hazineyi boşaltırlar. Halkın elindekini vergilerle,
alaverelerle, dalaverelerle alırlar. Halk naylon kabına çorba bulamazken, stres
atmak için seramik tabak, çanak kırmaya başlarlar.
Halk harekete geçmeye, kıpırdanmaya başlarsa “Cebbarlık” (baskıcılık) nöbetine
tutulurlar. Cezaları artırma yarışmasına girerler. Baskıcılık hastalığına
tutulanlar ilim ve sanatta başarı sağlayamayınca ilim adamına: “Kaç villan var,
arabanın markası ne, elbiselerin ve makyaj malzemelerin nereden ve kimden”
sorularıyla üstünlük sağlamaya çalışırlar
Sahip oldukları imkanları korumak için, kurulu düzenlerini bozmak isteyenleri
susturmak için mafya beslerler. Salih aleyhisselâma karşı dokuz kişilik bir
çetenin oluştuğunu haber verir Rabbimiz ( Neml 48). Bu çetenin bozgunculuk
yaptığını bildir.
Firavun, müstekbirlik, müterafinlik, cebbarlık hastalığına tutulmuş çevredeki
yağcıların yağıyla ayakta dururken göçmeden önceki halini Rabbimiz: "O kavmini
aşağıladı ve onlar da ona itaat ettiler” diye haber veriyor. (Zuhruf 54)
Evet. Aşağılanan insanlar aşağılayana karşı itaatkar ama aşağılama o insanların
atılganlık, iş yapma becerisini yok eder ve savunmacı bir karaktere sahip
olurlar. Üretmeyen toplumlarda yıkılır. Firavunun yıkıldığı gibi.
Halkı polis ve vergi memurlarıyla sindirmeye, ilim adamlarını saç sakal tıraşı
müayenesi ile aşağılamaya çalışanlar aslında kendi ayaklarını kaydırdıklarının
farkında olamayacak kadar hasta olduklarını gösterirler.
Memur atamalarında ehliyet ve liyakat aranmaz olur. Çünkü dövdüğü adama sağlam
raporu verecek doktora ihtiyaç var. Hazineyi hortumladığında kurtaracak kanun
adamına ihtiyaç var.
Kadisiye meydan muharebesinde mağlup olan Pers imparatorluğunun genel kurmay
başkanı Rustem, İslam ordularını toplu halde namaz kılarken gördüğünde:“ Ömer,
edeple eğittiği ordularıyla ciğerimi yedi.” demiş. (İbni Haldun, mukaddime152)
ve Pers imparatorluğu da tarih mezarlığında yerini almış.
Millet olarak ayakta kalmak için Hakka ve halka karşı mütevazi olacağız.
Malla şımaranlardan olmayacağız. Halkı baskıyla değil edeple eğiteceğiz.
Aşağılayan değil, Yücelten olacağız. Hazineyi değil, halkı zengin edeceğiz.
Makamla yücelenleri değil, makamı yüceltecek, işin hakkını verecek kişileri
atayacağız
KUR’AN IN KORUNMASI 20-6-2000 ((Hıcr)
Medine ile Tebuk şehirleri arasında Hıcr denilen yerde yaşayan Hûd (a.s.)’a iman
etmeyen Semud kavminin harabelerini gözler önüne getirip ibret almamızı istiyor
“Hıcr” suresi.
Araplar akıl a’da “Hıcr” diyorlar. (K.Kerim. Fecr,5) Biz Hıcr harabelerini
görerek, Kur’an’ın haberlerini okuyup öğrenerek aklımızı başımıza alalım ve
yolumuza devam edelim.
Belâlar, baskılar, hapisler, sürgünler, ambargolar, öldürmeler, korkutmalar
cenneti görür gibi koşan adamı engellemez.
Sevgili peygamberimiz: “Belâların en çetini peygamberlere gelir” buyurmuş.
(Buhari, K. Merza 3) Sarrafın evi soyulur. Meyveli ağaç taşlanır. Güzeller
kıskanılır.
“Yahu hocam bu dinsiz, imansız, ateist, komünist insanlarla niçin uğraşmazlarda
Müslüman’la uğraşırlar?” derler.
Kalpazanın evi soyulmaz. Meyvesiz ağaç taşlanmaz. Çirkini kimse kıskanmaz.
Biz gönlümüzde bir ayeti bütün dünya ve dünyadakilerden daha değerli bir imanı
taşıyoruz. Cennete doğru yol almaya çalışıyoruz. Yükümüz çok değerli. Şeytanlar
ve aveneleri bunları almak ve atmak istiyor. “Bize yaramayanı size de yar
etmeyiz.” Diyorlar.
Sevgili peygamberimize, değerli eşlerine ve ashabına yapılan iftiralar,
baskılar, işkenceler, sürgünler ve kıtallerin binde biri bize yapılmış değil.
Dünya genelinde İslâm’a karşı yapılan bu toplu saldırı karşısında İslâm için
endişeye düşmeyelim çünkü Rabbimiz : “Şüphesiz o zikri ( Kur’ anı) biz indirdik
ve elbette onun koruyucusuda biziz” buyurmuştur.(K.kerim Hıcr 9)
1400 sene içinde bir harfine dokunulmaması korunduğunun açık ispatıdır.
İmansızların hepsi teknolojileriyle bir araya gelseler, güneşin ışık ve ısısını
engelleyemezler. Ancak belirli bölgelerin üzerine şemsiye çekip kapatıp
karartabilirler. Güneşe zarar veremezler ama bir gül ağacının her tarafını
kapatıp karartabilirler.
İşte bizim endişemiz, mücadelemiz burada. Kur’an nurunun, gül gibi
çocuklarımızın gönüllerine yansımasını engellemek için kanun kalıplarıyla
kalplerin kapatılmasını engellemelerine karşıdır.
Rabbimiz, Kur’anını, yarattığı insanla korumuş ve kıyamete kadar yine insanla
koruyacak.
Ömrünü, altın ,gümüş, lira ,dolar, mark, toprak koruyarak geçiren insanlarımız
var. Halbuki bütün bunları yaratan Rabbimizin Kelâmını korumak bunlarında
korunması demektir.
Kur’andan uzaklaşan toplumlarda gasp, hırsızlık, soygunculuk, süratle artmakta.
Böyle bir ortamda elli bin doları sokakta bulan bir Kur’an kursu öğrenciside
bulduğu parayı en yakın karakola götürüp teslim etmekte.
İşte onun içindir ki sevgili peygamberimize: “Sen delisin” dediler (K. Kerim
Hıcr 6)
Evet biz onlara göre deliyiz ve deliliğimizden memnunuz. Bize taş atanın, kurşun
sıkanın dahi iman edip cennete gitmesi için çalışan delileriz. ( Bu konu için
bak: Yasin suresi 26-27’inci ayetler,Şifa tefsiri 36/382)
KÖTÜLÜĞÜN GÜZEL GÖSTERİMİ 21-6-2000 (Hıcr)
Aç kalan kedi, yavrusunu yemeye karar verince hemen saldırmazmış. Yavrusunun
karşısına geçer, gözlerini yumar, hayal alemine dalar, karşıda bir farenin veya
bir güvercinin durduğunu görürmüş. Kaslarını iyice gerer, avının üzerine abanır
ve gözünü açmadan yermiş.
Sigara dumanı, sigara içmeyeni iğrendirirken, sigara içeni imrendiriyor.
Hayatında bir defa güle para vermez ama her gün sigaraya parayı verir. Çünkü
onun kokusu bütün kokulardan ona göre daha güzeldir.
Erkekken kadın olmaya özenen ve yol kenarında müşteri beklerken polis tarafından
yakalananlardan biri kameralara karşı “Polisin kültürsüzlüğünü ve onun için
haksızlık yaptığını, batıda böyle olmadığını” söylüyor ve yaptığı işin
çağdaşlığın bir gereği olduğuna işaret ediyordu.
Aynı köyden İstanbul a gelmiş iki delikanlının biri hammallığa başlamış öbürü
pezevenk olmuş ve köşeyi dönmüş. Hammalla karşılaştığında “Enayiliğine doyma,
gel yanıma dedim gelmedin .Çek bu yükü” diyor.
Amerika cumhur başkanı basın mensuplarının karşısına geçiyor ve eşcinsellere
“Amerika sizinle gurur duyuyor” diyor.
Rusya hükümeti yıllık bütçeyi ayarlarken Nataşalardan gelecek tahmini doları
nazarı itibara alıyor.
Fransa, halkının ve insanlığın ciğerlerini siroz hastalığına ve kansere götüren
şaraplarıyla öğünür.
C.I.A ajanları emekli olunca hatıralarında düşürdükleri devlet başkanları,
boğdukları bakanları, soydukları hırsızları anlatarak teselli bulurlar.
Bazı bakanların yolsuzlukları, yıldızların ahlaksızlıkları, basın mensuplarının
tutarsızlıkları televizyon ekranından evlere boşaldığında vatandaşın yüzü
kızarır ve “Bunlar insan içine nasıl çıkacaklar acaba” diyerek şaşar kalır. Ama
ikinci gün yine ekranda ar namus tertemiz pişkin bir yüzle sırıtınca vatandaşın
yüzü kızarıyor ve bir mana veremiyor.
Bende bir vatandaş olarak bir mana veremezdim ama Rabbimiz Kur’anı Keriminde tam
on dokuz defa “Onlara. yaptıkları kötülükler güzel / süslü gösterildi” anlamında
değişik ayetler indirerek inkarcılığın, imanı zayıfların ve isyankar insanların
röntgen filmini bize gösteriyor.
Hicr suresinde de Şeytanın : “ Onlara dünyada ( inkar ve isyanı ) süslü
gözterceğim ve onların tamamını azdıracağım. Ancak onların içinden ıhlasa
erdirilenler hariç” dediğini haber verir Rabbimiz.(Hicr _ 39-40)
Ancak Rabbimiz, şeytana karşı : “Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin otoriten
yoktur. Ancak sana uyan azgınlar hariç diyor” diyor. (Hicr 42)
Devlet soymanın , fuhuş yapmanın , çete kurmanın , uyuşturucu kullanmanın güzel
gösterildiği bir ortamda kendimizi , çoluk çocuğumuzu kurtarmanın tek çıkar yolu
var o da Allah’a kul olmaktan geçer. Eğer Allah’a kul olamazsak bu saydıklarıma
kul oluruz vesselâm.
MÜ’MİNE KANAT GERMEK 26-6-2000 (Hıcr)
Dünyamızda bizim için en önemli imtihanın mal ve evlat olduğuna dikkatimizi
çeker Kur’anı Kerim. (Enfal 28 , Teğabün 15)
Mal , makam , rutbe kazanmak için nice insanların haysiyetini , şahsiyetini ,
şerefini ayaklar altına serip , bunları merdiven basamağı yaparak çalıştığını
gördü insanlık.
Rabbimiz bu konuda da dikkatimizi çekiyor. “Gözlerini olara ( kafirlere )
verdiğimiz (dünyalıklara9 şeyle dikme. Onlara (kafirlere) üzülme. Müminlere
kanaat ger.” (Hicr88)
“Müminlere kanat ger.” “Hocam kanat yok kanat!. Önce Karun gibi zengin olsak
sonra kanat gersek olmazmı ?”
Olmaz. Allah’ın tabiata koyduğu bir tek kanunu değiştiremediğimiz gibi Allah’ın
kelimelerini de değiştiremediler Mekkeli müşrikler.
Sevgili Peygamberimize gelerek Bir teklifte bulunurlar . “Biz seninle konuşmak
isteriz. Ancak şu yanındaki insanları kov” derler. Yani bu insan düne kadar
bizim kölemizdi . Biz kölelerimizle aynı odada bulunamayız derler.
Hemen Rabbimizden uyarı gelir:
“Sakın onları yanından kovma .” (En’am 52) Kehf suresinin 28nci ayetinde
“Gözlerin onlardan kaymasın” buyurulmuş. Yani gözlerin Mekkeli müşriklerin
altınları gümüşleri, her türlü servet ve ziynetlerinden zevk almak yerine bu
gece gündüz Allah’ın rızasını arayan insanlara bakarak zevklensin.
Mekke kuşatmasında , Mekke’nin ileri gelenlerinden Ebu Süfyan , Peygamber
efendimizle görüşmek için gelir. Efendimizin çadırına girerken yanına Peygamber
efendimizin çok sevdiği Aiz b. Amr’ı alır.
Efendimizin yanına girerlerken “ Ya Rasulallah, Ebu Süfyan la Aiz .b Amr geldi.”
Derler. Efendimiz “ Aiz b. Amr la Ebu Süfyan geldi” diye uyarır. Yani İman etmiş
fakir bir müminde olsa kafir bir kralın Cumhur başkanının , sultanının , şahın
adının önüne alınmasını istedikten sonra : “ İslam yücedir. Üzerine çıkılmaz.”
Buyurmuş. (Feth-ul – Bari 3/220. Darakutniden ve Fevaidi Ebi Ya’la dan naklen)
Hadisler olduğu için Kur’anı gönüllerine göre sürdüremediklerinden hadisleri
devreden çıkarmak isteyen biri, bu hadise i’tiraz edebilir. O zaman buyursun
Bakara suresinin 221 nci ayetini okusun . İmanlı bir kölenin imansız bir kraldan
bile olsa daha hayırlı olduğunu , imanlı bir köle kadının imansız kraliçeden
daha hayırlı olduğunu ifade eder.
Bir kısım insanlarımız gözünü Harun ‘a değil Karun’a dikti.
Bir gazetecimiz anlattı: “Hocam yeşil sermaye bizi gezdirdi. Gittiğimiz o küçük
vilayette bizim önümüze dökülen şarap, ve diğerlerine verilen paralar o şehrin
fakirlerine verilseydi bir senelik zaruri ihtiyaçları karşılanırdı” diyor.
Yarım ekmeğimiz olsa onu Mü’min insanla paylaşacağız. Cümle kurarken “Amerika
cumhurbaşkanı Clinton ile Türkiye cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer....”
demeyeceğiz. “Türkiye cumhurbaşkanı Sayın,Ahmet Necdet Sezer ile Amerika
cumhurbaşkanı sayın Clinton .. .” diyeceğiz.
İkisi evimize gelseler baş köşeyi mü’min olana vereceğiz. Misafirimiz olduğu
için ikisine de ikram edeceğiz ama Mümin dünyanın bütün hazinelerinden daha
değerli olduğu için gönlümüzün, evimizin ve gözümüzün cennet kokulu bebeği gibi
bakacağız.
İslami Okul Okulların En Önemlisi