Er Kişiler 27-6-2000 (En’am) - Nuzulsirasinagorekuran - 49. Sayfa
ER KİŞİLER 27-6-2000 (En’am)
İnsan denize oltasını atıyor, balık yakalanınca çekiveriyor ve balığın sonu
geliyor. Toprakda insana,ekmek, elma, domates, biber , et , süt, oltasını
atıyor, insanın nasibi olanlar insana gelince toprak çekiveriyor ve sonumuz
geliyor. Avlanırken avlanıyoruz.
Mekkeli müşrikler , Allah’ı devrede çıkarıp kendi kurallarını Allah’ın kitabının
önüne geçirdikleri bir dönemde Rabbimiz, “En’am” suresini indiriyor ve
insanlığın gözlerini gök yüzüne , yer yüzüne , gecenin karanlığına , gündüzün
aydınlığına küfrün , inkarın karanlığına imanının aydınlığına , insanın toprak
dan yaratıldığına ve belirli bir zamana kadar yaşayacağına dikkatimizi çekiyor
ve “ Siz hala şüphe ediyorsunuz” diyor. (En’am 1-2)
Şahlar, padişahlar, sultanlar, krallar, zenginler fakirler getiriliyorlar ve
götürülüyorlar.
Toprakdan gelip toprağa gidiyorlar . Beyaz kefenlere bürünerek makam, rütbe ,
zenginlik, farkları kalkıyor ve hepsi için “Er kişi niyetine” diye namaz
kılınıyor.
Keşke er olabilseydik.
“Onlar öyle er kişiler ki; hiçbir ticaret ve hiçbir alışveriş onları Allah’ın
zikrinden (Kuranından ) namaz kılmakdan ve zekat vermekten alıkoyamaz. Onlar
(ancak) gözlerin ve gönüllerin altüst olacağı (ahiret) günden korkarlar” (Nur
37)
Çünkü gökleri ve yeri yaratan Allah gizlimizi de açığımızı da bilmektedir. İyi
veya kötü kazandığımız her şeyi bilmektedir. (En’am 3)
Televizyon kanallarından biri, yetkililerden izin alarak devlet dairelerinden
birine gizli kamera yerleştirse ve memurların vatandaşa muamelesini görüntülese
, müdürde memurlara el altından haberi ulaştırsa o gün memurların , vatandaşa
güler yüz , tartlı dil, bal gibi sözle muamele ettiklerini görürüz.
Bu dünya dairesinde Rabbimizin imi ve denetimi altında olduğumuzu, yaptığımız
her hareketin, ağzımızdan çıkan her kelimenin kayda geçtiğini, gönlümüzden
geçenlerin bilindiğini peygamberler aracılığıyla Rabbimiz bize bildiriyor ki
meleklerin kamerasında görüntümüz güzel olsun.
Öncelikle Hakka karşı görevlerimiz, sonra halka karşı görevlerimiz, daha sonra
can taşıyan varlıklara, daha sonra ağaçlara, otlara, denizlere , dağlara karşı
güzel davranmalıyız. Sevgili Peygamberimiz “Uhut” dağı için : “ Bu dağ bizi
sever , biz bu dağı severiz” buyurmuş.
İnsan sevdiğine kıyamaz. Öyle ise Yaratanı ve onun yarattıklarını sevelim.
Hayırla yadedilelim.
“Şişelerle rakıyı götürür “Cem”e lazım demezdi.
Hazineyi tamtakır yapar halka lazım demezdi .
Müslüman’a hor bakar Yunana şirin görünürdü nemelazım demezdi” diye anılmaktan
sakınalım.
KENDİNE ZARAR VEREN ADAM 4-7-2000 (En’am)
İnsan, basiretini köreltmek için ipek böceğinin kendi hapishanesini yine kendisi
ördüğü gibi benlik, servet, şöhret, ve şehvet liflerinden gözlerine perde
örermiş.
Çalmak, çırpmak, her işten aslan payını almak, keseri kendine doğru yontmak ,
yanan yürekleri gördüğünde yüreği yanacağı yerde yürek yangınlarında sigarasını
tutuşturmayı düşünmek “benlik” putuyla eşyayı kapatanların işidir.
Rabbimiz onları Kur’anı keriminde “müstekbir”, “istikbar” kelimeleriyle ifade
etmiştir.
Onlar Kur’anı dinleseler bile anlamazlar. Çünkü mi’deleri harama, dilleri yalana
alışmış.
Pisliğe alışan sineğin gül kokusundan nefret ettiği gibi Kur’andan uzak
dururlar. Yasin suresinin 46 ncı ayetinde kafirlerin kendilerine gelen her
ayetten yüz çevirdiklerini ifade eder.
Yalnız yüz çevirmekle kalmazlar “Bu Kur’anı dinlemeyin ve okunurken gürültü
çıkarınki belki galip gelirsiniz” derler. (Fussilet 26)
Mekkeli müşrikler okunmasını ve dinlenmesini engellemek için ellerinden geleni
geri koymamışlar. Sonuç: ülkeleri ellerinden gitmiş. Tarih ve siret kitaplarında
la’netle anılan adları kalmış.
En’am suresinin 26 ncı ayetinde Kur’andan yan çizerek uzaklaşan ve Kur’anı
yasaklayan insanların, farkına varmadan kendilerini helâk ettiklerini haber
verir.
Tinerci çocuklardan, döner sermayeyle köşe dönen rektörlerden ,
cumhurbaşkanlığını soyup soğana çeviren yöneticilerden , aklama , paklama işiyle
uğraşan başbakan ve bakanlardan, işçilerden kesilen paraları hovardaca harcayan
işçi patronlarından, hastanın böbreğini satan doktordan , öğrencisine tecavüz
eden öğretmenden , toplumun vitrini olan yazarlarımızın birbirleri hakkında
kullandıkları kelimelerden şikayet ederken bu pislik yuvasını kendimiz kendi
ellerimizle yaptığımızın hala farkına varamıyoruz.
Zaten Rabbimiz de “Onlar kendilerini helâk ederlerde farkına varamazlar”
buyurur. (En’am 26)
Sağlam yapılı bir adam hastalanır, doktora gider, doktor: “bilmemne maddesinin
eksikliğinden bu hastalık baş göstermiş” der ve o maddeyi içeren ilaçlar verir.
2 Temmuz 2000 Pazar günü 20:00 haberlerinde Amerikanın bir eyaletinde erkeğin
erkekle evlenmesi için kanun çıktığını haber verir.
Araba yoldan ve kontrol dan çıkınca nerede duracağını kimse kestiremez.
Tabiat kanunlarını koyan Rabbin tabiat kanunlarına uyduğumuz oranda tenimizi
koruduğumuz gibi , Rabbin Kur’anına göre hareket ettiğimiz oranda da dünyamızı
ve ahiretimizi güzel eyleriz.
Kur’andan ayrılmayalım. Kur’an okumasını bilmiyorsak hemen bir bilene varalım ve
öğrenmek için başlayalım . Biliyorsak bilmeyen birine öğretelim.
HER KEMAL’İN BİR ZEVALİ VAR
05/07/2000(En’am)
11/09/2004 (Azığınız hazır olsun)başlığıyla
Es’ad Muhlis paşa :
“Afeti firkatten olmaz hane-i vuslat tehi
Bülbül anın çün nihal-i gülde yapmaz lâneyi”
“Sevgiliyle her buluşmanın ardından ayrılık geldiğini bildiği için, çok sevdiği
gül dalına bülbül, yuva yapmaz” diyor.
Her kemalin bir zevali oluyor. Everest tepesine çıkanlar zirveye varınca geriye
dönüş başlıyor. Her dağın zirvesi ayrı olduğu gibi her insanında zirvesi
ayrıdır.
Dağların zirvesini dağlar belirlemediği gibi bizim zirvemizi de biz
belirleyemeyiz. Ancak insan olmamız hasebiyle biz tırmanmaya devam ederiz.
Gözümüzün önünde örnek peygamberlerimiz var. Onlara ümmet olmaya onlar gibi
yaşamaya ve ahirette onlara komşu olmaya çalışırız.
Dünyamız son durak değil. İnsanların her gün “tabut”la taşındığı bir yer var.
Orada ünvan , şan, şöhret, rütbe, diploma geçmiyor. Başucuna dikilen bir taş ve
sırtına sarılan kefen ve gönlünde götürdüğün imandan başka bir şeyin yok.
Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünya oyuncağıyla oynayarak 90 yaşına gelen birine
“888.400 saatlik ömrü nasıl geçirdin ? diye sorsanız “Rüya gibi geldi geçti”
diyecektir.
Rabbimiz ise : “Dünya hayatı oyun ve eğlenceden başka bir şey değildi. Ahiret
yurdu ise sakınanlar için daha hayırlıdır. Akıl etmiyor musunuz?”buyurmuş.(En’am
32)
“Dünya bir oyuncaktır” ama oyuncağın yaratıcısı Allah (c.c) dır. Onun için kötü
değildir. Kendi oyuncağımızla oynayacağız. Başkasının oyuncağını zorla
almayacağız, kırmayacağız.
Oyuncağı yaratan Allah(c.c) onunla nasıl oynayacağımızı , havasından, suyundan
,taşından, toprağından nasıl yararlanacağımızın tarifesini Kur’anıyla
bildirivermiş.
Ama demiş “Bu oyuncak dan daha hayırlısı , güzeli, devamlısı öbür dünyada” deyi
vermiş.
Çocukların oyuna dalıp da dersi bırakıverdiği gibi bizde bu geçici dünyaya dalıp
da ahiret yurdunu gözden kaçırmayalım.
Takvim kullanmayan ölüm, bir gece ansızın geliverir, veya sabah evden çıkar
akşama eve dönemeyebiliriz. Onun için yol hazırlığımız tam olsun.
Rabbimiz: “... Azık alın . Şüphesiz azık’ın en hayırlısı takvadır. “ Ey akıl
sahipleri , benden sakının” buyurur. (Bakara 197)
Dikenli yolda veya cam kırıklarının atıldığı yerde yalın ayak yürüme zorunluğu
olduğunda nasıl ayağımızdan gözümüze kadar bütün vücut göz kesilir ve dikkatle
yürürsek, bu dünya yolculuğunda yürürken tenimiz haramdan, canımız inkardan,
uzak olmalı. Abdestli olmaya dikkat etmeli. Bakışlarımız kimseyi ta’ciz
etmemeli. Dilimiz, yalan iftira, gıybet ve kuduz kelimelerle kirlenmemeli.
Kulağımız, Allah’a isyan olan, onun kitabını, peygamberini aşağılayan hiçbir
söze geçit vermemeli.
Boğazımızdan haram yüklü lokmalar geçmemeli .
Helalinden yediklerimizde, giydiklerimizde, içtiklerimizde, göz hakkı bile
olmamalı.
İşte bu halde iken gelen ölüm, bizim için zahmet değil, rahmettir.
ÜMMETLERİ YAKMAYALIM 7-7-2000 (En’am)
“Yeryüzünde kıpırdayan hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki
sizin gibi birer ümmet olmasınlar . Biz Kur’anda hiçbir şeyi eksik bırakmadık .
Sonra Rablerinin huzurunda toplanacaklardır.”(En’am 38)
Evet can taşıyan her varlık ve her kuş birer ümmettirler. Kur’andan
öğrendiğimize göre aynı yerde bulunan insanlara veya aynı çağda bulunanlara
ümmet denildiği gibi aynı inanç etrafında toplanan insanlara da ümmet denir.
Bizler Muhammet ümmetindeniz. Çünkü onun getirdiği kitabın kurallarına göre
hareket ederiz.
Kartallar, şahinler, güvercinler, serçeler , karıncalar, filler ...hepsi birer
ümmettirler. Çünkü bunların hepsi Rabbimizin koyduğu tabiat kanunlarına uyumlu
hareket ederler.
İnsanlar arasından ümmet olmayı reddederek azmanlaşan , topluma zarar veren
canlı bir makine haline gelen inkarcı insan gibi olamaz kuşlar veya karıncalar.
Serçeler kartallığa özenmezler. Kartallar kaplanlığa özenmezler, Onlar Rabbin
koyduğu kurallara uyarlar.
Bizleride insan olarak yaratan Rabbimiz aynı çağda yaşamamız edeniyle bütün
insanlığın ümmet olduğuna işaret eder Bütün insanlığa “da’vet ümmeti” denir.
İman edenlere de Muhammet ümmeti veya “icabet ümmeti” denir.
Mademki bütün insanlık ailesi bir ümmettir, öyle ise Rabbin koyduğu kurallara
uyarak insanlık dan çıkmamaya dikkat edelim .
İnsanın inkar ederek insanlık derecesinden hayvanlık derekesinin altına
düşeceğini haber verir Rabbimiz (Araf 179 –Muhammed 12)
Allah’ın kulu, Muhammedi’n ümmeti olduğunu söyleyen bir insan “Kitabım Kur’an”
diyerek okumaya başlayınca kuşlarında ümmet olduğunu öğrenir.
İnsanların barış içinde yaşamasını istediği gibi hayvanlarında barış içinde
yaşamasını ister ve köpek dövüşü , deve dövüşü, horoz dövüşü gibi cahiliye
adetlerini yapmaz. Çünkü ümmeti olduğu Muhammet Mustafa (S.A.V) “Hayvanları
dövüştürmeyi yasaklamıştır.” (Ebu Davud cihad 56, Hadis 2562, Tirmizi , Cihad,
Hadis 708)
Silah eğitimi için canlı hedeflere atış yapılmayacak. Av bile meşru sınırlar
içinde olacak .
Hasat zamanı geldi.
Arpa, buğday, yulaf derildikten sonra tarlada kalan “anız” yakılmayacak.
Ziraat mühendisleri bu yakma işleminin toprağa ve mahsule ve tabii dengeye zarar
verdiğini söylemelerine rağmen yakma işlemi devam etmekte.
Sayılarını yalnız Allah’ın bildiği binlerce çeşit küçük canlılardan
milyarlarcası canlı canlı yakılıyor.
Basın bunu gündeme getirmiyor. İstanbul’da birkaç köpeğin öldürülmesi gündeme
getirilebiliyor ama o milyarlarca ümmet cayır cayır yanarken hiç kimseden ses
gelmiyor.
Ziraat mühendisleri bu yakma işinin zararlarını, din görevlilerimiz bu ümmetleri
yakmanın günahını insanlarımıza yeniden anlatmalı.
Televizyonlarda eğitici konuşmalar yapılmalı.
Karıncanın gönlünü alan Süleyman (aleyhisselâm) olur. Ya yakan ne olur?
BİZ MELEK DEĞİLİZ 11-7-2000 (En’am)
1,75 boyundaki bir adama bakan korkak biri onu, iki metre olarak algılar. Aynı
adama bakan cesur biri, onu bir buçuk metre olarak görür.
Doğru olan kişilerin algılamalarıyla değerlendirmek yerine evrensel ölçü aleti
olan metre ile ölçmektir.
Korkağın veya cesurun kişiler hakkındaki değerlendirmeleri bizi yanıltabilir.
“Kişinin kimliği dilindedir” ata sözümüz vardır. Kişi algıladıklarını konuşur ve
konuştukları da konuşanın kimliğini, kişiliğini, meyillerini, kültürünü ortaya
koyar.
Ayık gezmeyen bir adam, hiç içki içmeyen birine: “Ama sende kırk sene önce içki
sofrasına oturmuşsun. Ayıp değil mi? Haram sofraya oturmak günah değil mi?”
derken bir taraf dan o kişiye karşı kinini ortaya koyarken, öbür taraf dan
içinde ışıl ışıl yanan imanın gereği olan amel eksikliğinin acısını dillendirir.
Bir adam birilerinden korkmaktadır. İçi intikam ateşiyle yanmaktadır. Küfretmek,
hakaret etmek, boşalmak istemektedir. Korkusundan ağzını açamadığı gibi korktuğu
adama sırıtmaktadır.
Ama bir gün bir başka adamın o korkulan adamlara sövdüğünü, hakaret ettiğini
duyunca, o korkudan sırıttığı insanlara “Bak bu size şöyle şöyle diyor” diyerek
ve bunu cihana yayarak kendi sövmüş gibi rahatlamaktadır.
Aynı şeye bakan binlerce insan, ayrı değerlendirme yapıyorsa, biz hangisine
uyacağız?
Bizde bir değerlendirme yaparsak bizim değerlendirmemizin öbürlerinden üstün
tarafının isbatı nedir?
Emekli bir öğretmen, hanımı, oğlu, ve gelini yolda yürürlerken emekli babasının
üşüdüğünü gören oğlu, paltosunu çıkarır, babasına giydirir. Baba paltoyu iyice
bir koklar. Gelin kocasına: “Baban paltoyu niçin kokladı” deyince kocası “Babam
paltoya el koydu” der. Gelin, kaynanasına “Babam paltoyu niçin kokladı” der.
Kaynana “Paltoda evlat kokusu var da ondan” der. Gelin kaynatasına “Baba paltoyu
niçin kokladın. Niçin ini en iyi sen bilirsin” der. Emekli öğretmen; “Paltoda
sigara kokusu var” diye cevap verir.
Herkes yaşı, kültürü, bölgesi, hissiyatı, gurup gayreti doğrultusunda
değerlendirmeler yapar.
Yanlışlardan korunmanın yolu, insanların boyunu ölçerken korkumuz veya
cesaretimizin ölçüsüyle değil, evrensel ölçü aleti olan metreyle ölçtüğümüz gibi
insanları ve davranışlarını değerlendirirken, evreni yaratan, tabiat kanunlarını
koyan ve evrensel değerleri Kur’anıyla indiren Allah (c.c.) ın ölçülerine göre
değerlendirirsek kimseye insafsızlık yapmayız, haksız muamele etmeyiz.
Başkaları bizi değerlendirirken yanlışa düşmemeleri için onlara kendimizi
tanıtarak yardımcı olmalıyız.
Rabbimiz; “Deki; Ben size, Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Ğaybıda
bilmem. Ben size meleğim de demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyarım....”
(En’am 50)
Biz vahyin aydınlığında yürümeye çalışan insanlarız. Ama melek te değiliz.
Yanlış yaparız. Ama yanlışımızdan dönmeyi Rabbimiz in rahmeti biliriz.
Tenkit için ayıplarımızı teşhir edenlere kendimiz açısından kızmayız. Çünkü o
ayıbı ben işlemişsem o bana utanç olarak yeter. Ama teşhirin teşhirci için ayrı
bir günah olduğundan ve teşhirle o ayıbın yaygınlaşmasına Sebep olduğundan biz
yine teşhirciye üzülürüz.
GARİPLER KODAMANLARI YENER
12-7-2000 (En’am)
27/12/2004/Pzrts (Biraz değişiklikle)
Büyük balık küçük balığı utar” diyerek haksızda olsa kaba kuvvete hak verip
boyun eğenler bilmezlerki denizler büyük balıklarla değil küçük balıklarla
doludur.
Bal arısını yiyerek geçinen zanbur’u tanıyanınız pek azdır. Am bal arıları
dağları taşları ve çiçekleri tutmuş. Milyarlarcası sizlere bal vermek için
çalışıyor.
Bir kurt bin kuzuyu korkutup kaçırabilir ama dağ taş koyun ve kuzuyla dolu.
“Tuttuğunu koparanlar” kurtulurlar . Tuttuğunu yeşertenlere yardım edin siz.
“Diş geçirenler” yaralarlar. Yaraları saranlarla yürür ünsanlık.
“Kolu uzun, ensesi kalın” olanlar, “Döner taşı öten kuşu” bulunanlar her yerde
“borusu ötenler” “itibarım zedelenmesin , koltuğum alınmasın , makamım ve rutbem
sökülmesin, malıma el konmasın” diye Gelene ağam , gidene paşam” derler. El etek
öperler” her gelip geçene kuyruk sallarlar . Bunlarla biryere vermek mümkin
deil.
Mal ve servetle ayakta durulabilseydi Karun dururdu. Saltanatla , kaba kuvvetle
başarılı olunsaydı firavun başarılı olurdu . Alavere – dalavereyle , entrikeyle
iktidar korunsaydı Haman yıkılmazdı.
Mekke ‘nin kan damarları hakkı hep kuvvette götürdüklerinden sevgili
Peygamberimiz’e iman eden fakir, kimsesiz, köle, çaresiz insanlara bakarak bu
davanın tutamayacağını , ayak takımıyla bir şey olmayacağını ,i onları yanından
kovması gerektiğini söylerler.
Bunun üzerine Rabbimiz:
“Sabah akşam Rablerine din ederek, onun rızasını isteyenlere (yanından ) kovma
...” buyurmuş(En’m 52)
İman edenlerin daha önce kafir iken işledikleri kötülükleri yaşamaya ve
efendimize de duyurmaya başlamışlar. Rabbimiz : Onların hesabından sana bir
sorumluluk yoktur.” Buyurmuş (En’am 52)
Kafirken adam öldüren , zina eden , karaborsacılık yapan , hırsızlık yapan
insanlar iman edince daha önce bu suçlarıyla ayıplanmayanlar ayıplanmaya
başlanır.
Günümüzde değişen bir şey yok. “Küfür cephesinde yeni bir şey yok” isimli
konferanstan kitaba dönüşen eserimde bir çok örnekle anlatmıştım .
Peki Mekke’li müşrikler firavundan dersmi aldılar? Günümüz kafirleri Meke’li
müşriklerden dersmi aldılar veya onların vasiyyetnemesini mi ? Hayır onlar azgın
bir toplumdurlar.” Buyurur. (zariyar 53)
Japonyadaki kuduz köpekle Amerika’daki kuduz köğeğin bilgi alış verişine gerek
yok. Kuduz her yerde ve zamanda aynı etkiyi gösterdiği gibi kafirlikte her yerde
ve zamanda aynı şeyi yapar.
Sevgili Peygamberiiz buyurur:
“İslam garip olarak başladı / ortaya çıktı. Yakında başlayıp / ortaya çıktığı
gibi yeniden ortay çıkackatır. Gariplere müjdeler olsun” İbni mace de : Gariplar
kim ya Rasulallah ? – imanı nedeniyle kabilesinden atılan.” (Müslim , iman
hadis232, Tirmizi iman hadis 2631, İbni mace fiten hadis 3986-87-88)
İmanı nedeniyle malından , makamından çevresinden , şanından, şöhretinden
uzaklaştırılanların gönüllerinden boy verecektir bu islam.
Çünkü bunların kaybetmekten korktukları yalnız imanlarıdr.
CİNCİLERE FALCILARA ALDANMAYIN 13-7-2000 (En’am)
Yunus Emre’nin diliyle “Bir göz açıp kapamak” kadar olan ömrümüz veya “Bir yel
esmesi” gibi olan ömrümüzde can kuşumuz ten kafesinden uçmadan önce bu kısacık
yolculuğumuzda , bastığımız toprakta , içtiğimiz suda, yüzdüğümüz denizlerde ne
varsa hepsini bilen, dalından düşen her yaprağı yaratan ,yaşatan, düşüren
düşeceği yeri belirleyen bir yaratıcının varlığına inanmak ve toprağın
derinliklerindeki hardal tanelerini ,haşhaş tanelerini, buğday arpa...
tanelerini dahi bilen, koruyan, çiçeğe dönüştüren bir Allah’ın denetimi
,gözetimi ve koruması altında yaşadığımız bilmek ve inanmakdan daha mutluluk
verici bir şeyin olduğunu bilmiyoruz.
Elimize kalemi alsak da bize mutluluk veren şeylerin listesini çıkarsak ve sonra
sorsak: “Bunların hangisini ben yarattım?” desek cevap “hiçbiri” olur. Bize
mutluluk veren şeyleri ve sevdiklerimizi yaratanda O Allah tır.
İşte Rabbimiz: “Gaybın anahtarları onun yanındadır. Onları (gaybı) ondan başka
kimse bilemez. Karada ve denizde olanları O bilir. Düşen her yaprağı O bilir.
Yerin karanlıklarındaki tane,yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta
olmasın.” (En’am 59)
Yaş ve kuru her şey O kitapta. Vaiz efendi : “Her şey bu kitapta var” demiş.
Cemaattan biri: “Benim saat bozuk Kur’ana bir bak” diye sormuş. Vaiz efendi
sahifeleri karıştırırken işte buldum demiş ve Nahl suresinin 43ncü ayetini :
“Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun” ayeti ile Nisa suresinin 58nci ayeti
olan “Allah size emanetleri ehline vermenizi , hükmettiğiniz zaman adaletle
hükmetmenizi emreder” ayetlerini okuyuverir.
Emanetin ehline verilmesi ve hakimlerin, yöneticilerin adaletten ayrılmaması
emredilir. Ama şekli ta’rif edilmez. Çünkü çağların değişmesiyle şekil, yöntem
değişir ama adalet değişmez.
Yöneticilerin seçimle , istişare ile getirilmesini ister ama yöntem her çağa
göre değişir. Değişmeyen şey istişare ve biat, yani seçim.
Son günlerde cincilere, medyumlara, astrologlara, falcılara rağbetin arttığını
görüyoruz.
Doktorlardan fayda göremeyenler bu tür insanlara gittiği gibi, bunların
doktordan fayda görmediğini duyanlarda doktora gitmeden cinciye, medyuma gidiyor
ve yolunuyor.
“Sana “papaz büyüsü” yapılmış, seni bağlamışlar. Tıksım yapmışlar. Sen
sihirlenmişsin. Ben seni çözecem” gibi sözlere aldanmayın. Gaybı yalnız ve
yalnız Allah bilir.
Tıbbi tedavinizi yaparken kendi kendinizi okuyun. Hiçbir insanın okuması sizin
kendi okumanız gibi olmaz. Ayrıca o sizi okuyuveren insanların çoğunluğu elifi
görse mertek sanır.
Kur’ana iman edenler ise bu tür “gaybı bilirim”yalanları ile insanları
aldatmazlar.
(13 Temmuz 2000 /18 Eylül 2000 tarihleri arasında Mevlananın Mesnevisinde geçen
ayetlerin tefsirini yazdım.)
ZİHNİYET DEĞİŞİMİ (En’am)
18-9-2000
20/05/2004/Prşmb/Millig
Fare bir gün sihirbaza gitmiş. Kediden korktuğunu ve kendisini kedi gibi
büyütmesini istemiş. Fare kedi gibi olmuş ama bu sefer köpekten korkmaya
başlamış. Fare köpek şekline dönüştürülmüş, bu defada aslandan korkmaya başlamış
. İçinde farelik durduğu sürece o korkmaya mahkumdur.
Adam deliye nasihat ediyor:“Bak mahallenin çocuklarına taş atma” diyor. Deli ,
adamın sözünü tutuyor taş atmıyor ama kulaklarını koparıyor. Deliye her gün
nasihat edeceğine bir deli doktoruna götürsede tedavi ettirse daha faydalı
olurdu.
Mekkede nazil olan ayetlere baktığımızda hep kafirin küfrünün tedavisine yönelik
ayetlerdir.
Sevgili peygamberimiz Ebu Cehile gidipte “İçki içme, zina etme , adam öldürme”
demiyor. “İman et kurtul” diyor.
Ebu Cehil, kafirliğinde devam ettikçe o pislikler ondan kaynamaya devam
edecektir. Ebu Cehil, bir garibin malına el koyar. Sevgili peygamberimiz Ebu
Cehilin evine kadar gider, o garibin malını alıverir. Bu geçici olarak o garibin
hakkını korumaktır. Bunlar yapılmalıdır. Ama köklü çözüm insanın iç dünyasını ,
zihniyetini değiştirmektir.
Farenin büyüdüğü halde korktuğu gibi kendini büyük gördüğü halde en küçük
şeylerden korkanlar güven içinde olamazlar.
İnsanların , devletlerin güven içinde yaşayabilmeleri için iki şeyi yapmaları
gerektiğini Rabbimiz En’am suresinin 82inci ayetinde “İman edip imanlarına zulmü
karıştırmayanlar varya işte güven onlar içindir ve onlar doğru yolu
bulanlardır.” Buyurur.
Bir önceki ayette de “Siz Allah’tan korkmuyorsunuz da ben sizin yaptıklarınızdan
nasıl korkarım” dememiz öğretilir. Ve 70inci ayette “Yaptıklarının kendilerini
helak etmemesi için Kur’anla onlara nasihat et” der. Aman yarabbi ne güzel ifade
! Yanar dağ kendi içinden lavlar çıkarır ve kendi ormanını , bağını , bahçesini
ateşe verir.
Kafir kendi elleriyle kural koyar kendi kendini yakar . Dünyaya örnek diye
gösterilen Amerika dünyaya ibne ihraç ediyor. Vatandaşını kendi C.I.A sı
tarafından ithal edilen uyuşturucuyla zehirliyor. Cinayetlerin , hıyanetlerin
ülkesi oldu. Cumhurbaşkanı vatandaşının namusunu sıraya diziyor ve bütün dünya
devletlerininde kendilerine benzemesi için şaşkın şaşkın çağırıyor.
Da’vete icabet edenler var. Doların hatırına , başkanın tecavüzünü , bir gemi
dolusu ibnenin gelişini alkışlayan , iğrenç eller, her dakikada bir adam
öldürülen ülkede polisin çağdaş metotlarla katilleri anında yakalamasıda puanını
artırıyor.
Biz onlara ve onları alkışlayanlara varıp da “Şu kanunlarınızı değiştirin”
demeyelim. “Şu kanaatlarınızı, zihniyetinizi, iç dünyanızı, değiştirin” diyelim.
“Şirk en büyük zulümdür” buyuruyor Kur’an. (Lokman 13 ) İnkarından vazgeçmedikçe
kevgir gibi her tarafından pislik fışkıran bir tulumun deliklerini kapatmaya
çalışmak başa zahmettir.
İçindeki pislik alınırsa, içine temiz su konursa yine fışkırmaya devam etsin o
insanlığa ve tüm evrene rahmet olur.
EN YÜCE MAKAM 19-9-2000 (En’am)
“Ben kul oldum, ben kul oldum, ben kul oldum.
Kulluğumu hakkıyla yapamadım , başımı eğdim.
Köle hürriyete kavuşunca sevinir.
Ben sana kul olduğum için seviniyorum.”
İşte Mevlana böyle diyerek sevincini dile getiriyor. (Mesnevi, Tahir-ül
mevlevi1/41)
Makamların en yücesi Allah’a kulluk makamıdır. Ondan yüce bir makam yeryüzünde
bulunmamaktadır. Dünyada insanların verdiği makam ve rütbelerin bir çoğu daha
kefeni giymeden geri alınıyor. Bir kısım makam ve rütbelerde ölürken son nefesin
önünde gazel gibi, tüy gibi, toz gibi yok olup gidiyor.
Rabbimiz , sevgili peygamberimizin İsra olayını anlatırken “Kulu’nu” kelimesiyle
sevgili peygamberimizin yüceliğini ifade etmiştir. (İsra 1)
Ergenlik çağına gelmiş kadın – erkek her Müslümanın ezberinde olan Fatiha
suresinde “İYYAKE NA’BÜDÜ=yalnız sana kulluk yaparız” ifadesiyle özgürlüğün en
güçlü sloganını söyleriz. Her Müslüman Türk bu ayeti bilmekte , inanmakta ve
samimî olarak okumaktadır.
Beş vakit namazını kılanlarda günde en az kırk defa tekrarlamaktadırlar.
Türkiyede İslamın kökünü kazımaya niyetli olan batılı uzmanlar şunu iyi
bilsinlerki bu güne kadar sosyologlarının geliştirdikleri , uyguladıkları ve
sonuç aldıkları bütün metotlar Hıristiyan toplumda geliştirilmiş, uygulanmış
metotlardır.
Veya insandan kaynaklanan sistemlerde yaşayan toplumlar üzerinde yönlendirme
çalışmaları yapılmış ve sonuç alınmıştır.
Ama İslâm dini,insan kaynaklı değildir. Korumayı Rabbimiz üzerine almıştır.
(Hıcr 9) İslam dinine harp açan Allah’a harp açmış olur ve kaybeder. Bu güne
kadarda hep kaybetmişlerdir.
Güneşin doğuşunu engelleyemediğiniz gibi Kur’anın nurunu da söndüremezsiniz.
Boşuna Müslüman aaaahı almayın.
Allah’a kul olarak hürriyetin zevkine varan Müslümanlar olarak bizler , kendimiz
için endişe edelim. Canımız, malımız, holdingimiz, makamımız, rütbemiz bizi
kendine kul köle etmesin. Buna izin vermeyelim.
Bir nefeslik gücü olan bu servetleri put yapıp önünde eğilmeyin. “Şimdi eğilelim
ama ilerde açığa çıkarız daha iyi hizmetler ederiz” mantığını kullananlar kula
kul olmaktan kurtulamadan öldüler. Yarına çıkamayacağımızı hatırdan
çıkarmayalım.
Bu günden itibaren bilmediğimizi öğrenelim. Öğrendiğimizi yapalım. En az bir
kişiye Kur’an okumasını öğretelim. Kur’an okumasını bilmiyorsak bugün öğrenmeye
başlayalım ama ezberimizde yalnız Fatiha suresi varsa bilmeyene öğretelim.
Kur’anın tefsirini okuyalım. Tefsir sohbetleri düzenleyelim . Mahalli gazete ,
radyo ve televizyonlarda tefsir sohbetleri yapalım. Dünyayı düzeltme
planlarından vazgeçip önce kendimizi düzeltelim. İslami hizmetlerimizin ücretini
insanlardan değil Allah dan bekleyelim.
BASKICILIK
20-9-2000 (En’am)
04/11/2003/Salı/Millig
Hiçbir baskıcı mantıksız değildir. Mantığı olmayan baskıcı olamaz. Baskı aleti
olan cendereyi yaparken bir eli kan , öbür eli katran olan adamın aklı, akrep
kuyruğu kadar kıvrak olmalıki o aleti yapabilsin.
Yaptıklarını kanun kalıplarına dökmeliki kendisi unutmadığı gibi gelecek
nesillerde de devam etsin.
Bütün bu yaptıklarıyla da gurur duyarlar. Halkı tımarhanedeki hasta gibi
görürler. Beton da olsa yatacak yer vermenin mutluluğunu yaşarlar. Zincire
vurduklarını “Güvenlik altında tutuyoruz. Onun güvenliği için nöbetçi
görevlendiriyoruz. Şu kadar para harcıyoruz” diye hizmetlerini sayar dökerler.
Deliye gömlek biçer gibi halkın kıyafetini belirlerler. Bülbül gibi şakıyanları
susturup karga gibi ötmeye zorlar. Düşünceyi, kıyafeti, san’atı onlar
belirlerler.
Rüyalarında bile timarhaneden kaçmalarına izin vermezler.
Peki bu adamlar ifrit le cadının, Babil kuyusunda gerdeğe girmesi neticesinde
dünyaya gelmediğine göre nereden çıktı bunlar?
Bunlar, bizim gibi bir anadan dünyaya geldiler ama Rahman’a kulak vermediler.
Şeytan sütüyle beslendiler. Ateistlerin yazdığı yüz kitabı okumaya zaman
buldular ama okurken gözlerinin yağını veren Allah’ın kitabına zaman
bulamadılar. Allah’ın kitabını okumak isteyenlere de aman vermediler.
Fransız ihtilalini yapanların, kanun kırbacı altında kral ailesin birini
öldürdükten sonra derisini yüzüp anayasalarının dışına deri olarak kaplayıp
müzeye koyduklarını “İnsan derisine kaplı anayasa” isimli kitabında T. Zafer
Tunaya haber vermektedir.
Dünya zalimlerine “Filistin askısı” nı hediye eden İsrailli Yahudiler, bütün
dünya devletlerinin uzmanlarını işkence konusunda eğiten Amerikalı yetkililer bu
günün moda ifadesiyle hem çağdaş hem de kültürlü insanlar. Vicdansız değiller.
Strazburg yakınlarında Alman komutan çevreye çok önem verdiğinden bir kış boyu
bir ağacın bir dalını dahi ısınmak için kırdırtmamış. O kış elli bin Yahudiyi
yakarak askerlerin ısınmasını sağlamış.
“Olmaz öyle şey” demeyin. Bu kurtluk damarı hepimizde var. Ruslar, çok değerli
hocaların çocuklarını zorla alıp komünist kitaplarla “Mankurt” yapıp kendi
babasını öldürttüler. Şu anda bile Türk cumhuriyetlerinin bir kısmında Müslüman
halka kan kusturanlar o “Mankurt”lardır. Sonunda kurt üreten yünün önce kendisi
yendiği delik deşik edildiği gibi zalimler kendi zulümlerinde boğuldular.
Yapıcılık ve yakıcılık damarlarımızın olması Rabbin bize lutfudur. Yıkıcılık
damarımız olmasaydı zalimlerin saltanatını nasıl yıkardık.
Rabbimiz bu zalimliğin baskıcılığın , Allah’a baş kaldırma , Allah’ın yarattığı
akılla , Allah’la yarışma şaşkınlığından kaynaklandığını En’am suresinin 93 üncü
ayetinde haber verir.
TEKLİFİM 21-9-2000 (En’am)
Mekke şehir devletinin yöneticilerinin ve halkın önünde eğildikleri Lat, Menat
ve Uzza nın isimleri Kur’anı kerimde Necm suresinin 19 uncu ayetinde bir defa
geçer.
Mekke devletini yöneten zalimlerden yalnız bir tanesinin künyesi Kur’anı Kerimde
Mesed suresinde bir defa Ebu Lehep diye geçer.
Günümüz yazar çizerlerine bakıyorum, şeytan taşlar gibi her gün aynı sistemi ve
şahısları taşlama suretiyle hem yüzsüzleştiriyorlar, hemde kötü yoldan da olsa
meşhur ediyorlar.
Aziz Nesin “Zübük” dedi , “Zübük zade” dedi, hem zübüğün makamını yüceltti hemde
zübükleri çoğalttı.
Levent Kırca nın sistemi, bakanları ve bürokrasiyi dile getiren güldürülerine en
fazla eleştirilenler gülmekte ve gülen yüzleri yüzsüzleşmekte.
Onun içindir ki Beni İsrail, Musa Aleyhisselâma : “Sen bizi alayamı alıyorsun /
bizimle dalgamı geçiyorsun?” dediklerinde Musa Aleyhisselâm: “Cahillerden
olmaktan Allah’a sığınırım” diye cevap verir. ( Bak: Bakara suresi ayet 67)
Demek ki insanların canıyla, diniyle , malıyla, namusuyla oyun oynayanlara
şaklabanlık yaparak yol gösteremezsiniz.
Bu konuda eski komünistleri anlamak mümkin. Yazacak bir şeyleri yok. Birileri
halkı sefalete itiyor, Öbürüde sefilleri yazıyor. Sefalete iten olmasa buda
sefilleri yazamayacak.
Birileri haksız yere adam dövecek, berikilerde adam dövenin verdiği paralarla
gazete çıkaranın gazetesinin köşesinde işkence edebiyatımıza katkıda bulunacak
ve dayak atanın bükülmez bileğinin kötü yoldan reklamını yapacak, gariplerin
gözünü korkutacak.
İslami gayreti ve hassasiyeti olan yazar, çizer ve konuşanların hepsine diyorum
ki “ Bunca yıldır yazıyor, çiziyor ve konuşuyorsunuz. Özgürlüklerin, insan
haklarının, eğitim, sağlık.... konularının her geçen gün kötüye gittiğini
görüyor ve yazıyorsunuz. Demek ki tenkitle, alaya almakla, aşağılamakla durum
düzelmiyor. Gelin tenkidi bırakıp teklif yazıları yazalım. Zübükleri değil, Ebu
Bekirleri, Ömer’leri, Osman’ları, Ali’leri örnek verelim. Ebu Lehebi bir defa
tenkit edelim ama buna karşılık altı bin defa Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını
tanıtalım. Kur’anın ayetlerini Kur’anın ruhuna uygun şekilde gündeme getirelim
ve O ayetin nasıl yaşandığını ve sonuç alındığını Allah Rasulünün sahih
sünnetiyle örnekleyelim.
En’am suresinde müşriklerin , Allah’ın indirdiği Kur’ana uymadıklarını ,
başkalarının sözüne uyarak müşrik olduklarını ve onların cezalarını anlattıkdan
sonra hemen Rabbimizi bize: “Daneyi ve çekirdeği çatlatanın, ölüden diriyi ,
diriden ölüyü çıkaranın, sabahı aydınlatanın, geceyi dinlenme zamanı yapanın,
güneşle ayı hesap ölçüsü yapanın, yıldızlarla, karada ve denizlerde yol
gösterenin,bir tek candan bizleri yaratanın, gökyüzünden yağmur indirip
yeryüzünde yeşillikler çıkaranın Allah olduğunu hatırlatır. ( En’am 95-99)
Bir incir çekirdeği dahi yaratamayan insanın sözüne mi yoksa kâinatı yaratan,
her an onları evirip çevirenin sözüne mi daha fazla yer veriyoruz yazılarımızda
, çizgilerimizde ve konuşmalarımızda?
Hesabımız ona göre yapılacak.
MİHENGİMİZ 22-9-2000 (En’am)
“Doğru olsam ok gibi yabana atarlar beni.
Eğri olsam yay gibi elde tutarlar beni”
Şimdi bu söz doğrumudur? diye sorduğum bir çok arkadaş “Gerçeğin ta kendisi”
diyorlar. “Bu dünyada doğrulara yer yok” diyorlar. Halbuki bu dünya doğrular
içindir. Eğriler işgalcidir.
“Doğruda aç görmedim, eğrilerde tok,
Eğri yay elde kalır, menzil alır doğru ok.”
Peki bu söz doğrumudur? diye sorduğumda “Gerçekten uzun vadede bu söz doğru”
diyorlar.
Çekişen iki adam veya iki ortağı ayrı ayrı dinlediğinizde ikisine de hak verme
durumunda kalırsınız. Efendimiz “Güzel sözde sihir vardır” buyurmuş. Kelimeler
ve cümle içinde dizilişi sihirbazın aletleriyle göz boyaması gibidir.
Onun içindir ki En’am suresinin 112 inci ayetinde şeytanlaşmış insanların
yaldızlı sözlerle birbirlerini aldattıklarını , 113ncü ayette de ahirete iman
etmeyenlerin kalblerinin o yaldızlı sözlere meylettiğini haber verir.
Cincilikle , tılsımla , hüddamcılıkla , medyumculukla meşgul olanlar ancak
birkaç kişinin cebindeki paraya zarar verebilirler. Ama kelime sihirbazı, söz
canmazı sanatçılar ve siyasiler bu maharetlerini kötüye kullanırlarsa bütün bir
toplumun hem dünyasını hem ahiretini berbat edebilirler.
Sahnedeki sihirbazın şapkadan tavşanı nasıl çıkarttığını öğrenmek için dikkat
kesildiğimiz gibi sözlerden iyi ve kötü manaların nasıl uçuştuğuna dikkat
edelim. İyi güzel sözlerin, karanfil bahçesi üzerinden esip gelen imbat rüzgarı
gibi cana can kattığını , kötü sözlerin küllük üzerinden esip gelen sam yeli
gibi olduğunu bilelim.
En’am suresinin 115 nci ayetinde Rabbin sözünün doğru ve adil olduğunu
bildirilir. Hoşumuza giden ve gitmeyen sözleri Kur’an mihengine vuralım.
Sözlerin sihrine kapılıp iki dünyamızı da harap etmeyelim
Adalette , sanatta , siyasette, belâğatta hakem, Rabbmiz olsun. En’am suresinin
114üncü ayeti bunu emreder.
Elimizin kulağımızın, gözümüzün dilimizin, gönlümüzün ayarını Kur’ana göre
yapalım.
İşte o zaman inkarcı bile olsa o insana ve onun taptığı puta bile sövemez hale
geliriz. En’am suresinin 108inci ayetinde “Allah dan başkasına düa eden
/tapınanlara/ taptıklarına sövmeyiniz” buyurmuş.
Kirli, kuduz kelimeleri içimizde barındırmayalım. Bizide kudurtabilir. Karşı
tarafı da çıldırtabilir.
Edebimizi , edebiyatımızı Kur’andan öğrenmeye devam edelim. Bu ayetlerin tefsiri
için “Şifa tefsiri” 3/ 115 i bir okuyuverelim.
ÇOĞUNLUĞUN DESPOTLUĞU 25-9-2000 (En’am)
Yunan mitolojisinde yalnız kadınlardan meydana gelen Amazonlar devletinin
sınırları içine komşu devlet olan Gargarlardan bir erkek girer.
Amazon kadınlar bu erkeği yakalarlar. Hakim huzuruna çıkarırlar. Hakim bu
erkeğin cezasını kadınların oyuna sunar. Oylama yüzde yüz idamına karar verir.
Adama son isteği sorulur. Adam: “İçinizden en çirkininiz beni assın” der.
İçlerinden en çirkin biri çıkmadığı için sınır dışı edilir.
Ünlü İtalyan bilgini Galile (1564-1642) “Dünya dönüyor” dediği için Engizisyon
mahkemesinde yargılanırken halkda mahkeme önünde Galile aleyhine bağırır.
İkinci dünya harbinde Almanların hepsi Yahudilerin tamamının yok edilmesini
istiyordu.
Ülkemizi ziyarete gelen sekiz yüz ibneyi taşıyan gemide bir oylama yapılsaydı bu
ahlaksızlığa kaptan ve birkaç tayfa karşı çıkardı. Öbürleri sekiz yüz oy
farkıyla demokratik kurallar içinde ahlaksızlıklarını uygulamaya koyarlar.
Okula öğretmen atarken, otobüse şoför bulurken oylama yapmıyoruz. Bir gün
oylamaya da gidilebilir. Okul aile birliği ve idare öğretmenlik diploması
olanlar arasında seçim yapabilirler. Ama çok oy aldı diye okuma yazma bilmeyeni
öğretmen olarak seçmezler.
Nemrut yönetiminde bütün bir toplum Hz. İbrahimin ateşe atılmasını onaylamış,
hatta Hz. İbrahim’in babası Azer de evet ateşe atılsın yönünde görüş
bildirmişti.
Rabbimiz sevgili Peygamberimizin şahsında bizi uyarıyor: “Eğer yeryüzündekilerin
çoğunluğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan sapıtırlar. Onlar ancak zanna
uyarlar. Onlar ancak yalan söylerler.” (En’am 116)
Suyun H2 O dan meydana gelip gelmediğini “Halka soralım, referandum yapalım”
demediğimiz gibi Rabbimizin bize bildirdiği doğrular ve yanlışlarda tabiat
kanunları gibi kesinlik kazandığından oylamaya gidilmez.
“Allah bir midir, üç müdür?” diye bir oylama yapılsa Hıristiyan ülkelerde biz
kaybederiz.
“Fuhuş yasaklanmalımı, serbestmi edilmeli?” diye oylama yapılsa batı ülkelerinde
kaybederiz demeyeyim zaten kaybetmişiz. Çünkü fuhşu yapanlar kanunla korunur
hale gelmiştir.
Biz Rabbimizin yasakladığı, günah dediği şeyleri açıkta ve gizlide her hal ve
durumda yapmayacağız. “En’am 120)
Çoğunluk şarabı, viskiyi içermiş, haramı yermiş, köşeyi dönermiş, fuhuş
yaparmış, çete kurarmış, hazineyi soyarmış, soyunurmuş....beni ilgilendirir. Tek
başımıza da olsak sevgili Peygamberimiz gibi çoğunluğun karşısına geçip yolun
yanlış olduğunu, bu yolun cehenneme çıktığını ve yaptıklarının karşılığını çok
kötü bir şekilde göreceklerini söylemek, uyarmak, uyandırmak görevimiz.
Çoğunluğun despotluğuna “Dur” demek görevimiz ama günümüzde bu despotluğu
azınlıklar yapıyor.
KENDİNE KUYU KAZANLAR 26-9-2000 (En’am)
Kötü tuzak sahibini yakalar” “ayetiyle Rabbimiz haksız yere hiçbir kimseye tuzak
kurmamamızı öğretir (Fatır 43) Halkımız bu ayetten hareketle Ebu Cehilin
hayatını da göz önüne alarak “Ebu cehil kuyu eşer, kuyusuna kendi düşer”
deyivermiştir.
Hileyle iş gören mihnetle can verir” “Hilekar tilkinin dönüp dolaşıp geleceği
yer kürkçü dükkanıdır” demiş ve hilekar insanın başarılı olamayacağını , hatta
hilenin kendisine zarar vereceğini anlamış ve çocuklarına da anlatmak için veciz
bir şekilde ifade etmiştir.
“Kapı çalanın kapısı çalınır.” Bir köy delikanlısı askere gider. Dönüşünde eşine
hiç rahatsız edilip edilmediğini sorar. Eşide: “Bir gece dış kapı zorla açıldı
uyandım. İç kapıyı kilitledim ve korkuyla bekledim . Aralığa iren kimse aralıkda
durdu, durdu sonra dış kapıyı açtı ve çıkıp gitti. Başka da bir şey olmadı.”
Dedi. Delikanlı kendi yaptığınıı hatırladı ve “Eğer o gece ben eve girseydim
benim evede girilirdi” diye mırıldandı.
“İhtikar /karaborsacılığın sonu iflastır” derler. Bütün bunlar fert / birey
hayatında geçtiği gibi milletlerin hayatında da “Rüzgar eken” devletler “fırtına
biçerler.”
Kırk yıldır ülkenin yönetiminde söz sahibi olanlar televizyon ekranından
“katilleri, çeteleri, vurguncuları yakaladık, yakalamaya devam edeceğiz.” diyor.
Yakalananlar yirmi, otuz, kırk veya elli yaşlarındalar. Konuşan yetkilinin
yönetiminde büyümüş ve eğitilmiş.
Üniversiteyi bitirmiş, ingilizceyi ana dili gibi öğrenmiş, kanunları yutmuş,
siyasileri uyutmuş, hazineyi hortumlamış. Yöneticide yetiştirdiği adamı
“yakaladım” diye öğünüyor.
Allah’ın kitabı Kur’ana göre yaşamak yasaklanırsa ülkedeki mahkum sayısı ilim
adamı sayısından fazla olur. Hapishane sayısı fabrika sayısından fazla olur.
Çocuğunun karnına ateş dolduran bir baba görseniz “Delirmiş” dersiniz. Bakara
süresinin 174 üncü ayetinde Allahın ayetlerini gizleyen ve bundan çıkar
sağlayanların kendi karınlarına ateş doldurduklarını, Nisa süresinin 10 uncu
ayetinde yetim malı yiyenlerin kendi karılarına ateş doldurduklarını haber
verir. Hazineyi yakınlarına ve yandaşlarına ikram edenler ateş ikram ettiklerini
bilsinler.
“Ama hocam batı devletleri Kur’ana göre yaşamadığı gibi Kur’anada inanmaz. Orada
mahkum sayısı bize oranla daha az” denebilir. Onu sen batıda yaşayan Türk işçine
sor. Eğer batı uyuşturucu kullanan her vatandaşını hapse atsa ülkedeki her evi
hapishane yapıp kapısına da uyuşturucudan uyuşmuş bir gardiyan koyması gerekir.
Hapse atmadığı gibi mecbur kalmış ve uyuşturucu kullanılabilen sokak ve
kahvehaneler ayırmış ve ruhsat vermiş.
Fahişelerine yer ayırmış. Her türlü rezaletin önünü alamadığı için belirli
yerlere izin vermiş ama dünyaya da “Ben özgürlükler ülkesiyim “ diye buruk
ağzıyla hava atmaya kalkmış.
Rabbimiz , Bozulan toplumlarda halkı ikinci derecede suçlu olarak tanıtır.
Şehrin ileri gelenlerini suçlu olarak ilan eder. (En’am 123)
Suçlu insan yaptığı kötülüğü kapatmak için mantık oyunlarıyla yaptığının iyi ve
güzel olduğuna kendi inandıktan sonra toplumuda inandırmak için çalışır.
Önemli olan katilleri, vurguncuları yakalamak değil. Önemli olan sana teslim
edilen körpecik beyinleri inkarcı değil imanlı , öldüren değil yaşatan olarak
yetiştirmek ve “Ülkemizde yakalayacak bir tek vurguncu yok” diyebilmektir.
ÇALIŞ, ÇALIŞ, ÇALIŞ 27-9-2000 (En’am)
“Lafla değirmen dönmez” sigortası atmış bir değirmenin veya fabrikanın başında
bütün işçiler toplansalar ve “çalıış, çalııış” diye bağırsalar makine çalışmaz.
Yakıtı biten, rüzgarı kesilen peynir gemisi de kaptan ve tayfaların “Haydaaa”
demeleriyle hareket etmez.
Mekkeli müşrikler, sevgili peygamberimizin getirdiği ışığın yayılmasını
engellemek için maddi manevi bütün baskıları yaparken sevgili peygamberimizden
kendine acındırıcı, şikayet edici, yalvarıcı, karşılık verici tek kelime
çıkmıyordu.
O, kendisine indirilen ayetleri gönüllere yerleştirmeye çalışıyordu. Lafa laf
yetiştirmiyordu. Düşmanın gücünü büyüterek Müslümanların gözünü korkutmuyordu. O
üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmeye çalışıyordu.
Hud suresi 93,121, En’am 135, Zümer 39 ncu ayetlerde Rabbimiz, O müşriklere “Siz
bütün imkanlarınızla yapacağınızı yapın, bizde yapıyoruz ve yapacağız” denmesini
emreder.
“Biz de yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz” sonunda Kalem suresinin beşinci
ayetinde ifade edildiği gibi sonucun Müslümanların lehine olduğunu “Sende
göreceksin onlarda görecekler”
Allah’ın dini olan İslâm için, canla başla, ara vermeden, gece gündüz, durup
dinlenmeden çalışacağız.
“Ben bilmiyorum ki ne yapabilirim?” dersen derim ki: “Eğer Sübhaneke yi
biliyorsan, bilmeyene öğret. Kur’an okumasını bilmiyorsan hemen bu gün eline bir
elif cüzü al ve cami imamına giderek öğretmesini iste. Sen öğrenince hemen
birine öğret.”
Okuduğun ayetlerin manasını öğren. Bulunduğun yerde İslam düşmanlarından uzak
dur. Müslümanlarla birlikte ol. İslama hizmet için kurulan bütün kuruluşlara
sevgiyle bak, başarıları için dua et. Gönlünün meylettiğiyle beraber olurken,
diğerlerinin aleyhinde tek kelime söyleme.
Yaptığın işi sağlam ve güzel yap. Namazı vaktinde cemaatla kıl. Dost, düşman
hiçbir kimseye yalan söyleme. Sözüne, çek’ine, senedine sahip ol. Haram lokma
yeme, çocuklarına yedirme. Eline, diline, beline sahip ol.
Her gün en az bir ayetin manasını tefsirden oku ve o gün birkaç kişiye o ayetin
veya ayetlerin manasını anlat.
Herkes hakkında olumlu düşün. “Şu adam insafsız, zalim bir kafir” dediklerinde
sende: “Eğer Müslüman olursa insaflı, adaletli bir mü’min olur inşaallah” de ve
o adama da İslamı tanıtmak için gayret göster.”
Avara kasnak gibi, dolap beygiri gibi çalışır görünüp de iş bitirmeyen, ezbere
iş yapanların bugünlerde çok konuşarak ümitleri, gayretleri kırdığını görüyorum.
Kur’an karşıtı insanların Kur’ana hizmet etmesini bekliyor. Ateşten serinlik,
akrepten şefkat bekler gibi kafirden İslam’a hizmet bekliyor.
Taşı sıksan belki su çıkar ama kafirin taş yüreğinden Ferhat olsan bir damla su
çıkaramazsın. Ondan merhamet dilenme. Olmayan şey verilmez. Onun Müslüman olması
için çalış, çalış, çalış.
KİMİN SÖZÜNÜ TUTALIM 28-9-2000 (En’am)
Hırsız balkona tırmanırken balkon demirinin devrilmesi nedeniyle bacağı kırılır
ve ev sahibini mahkemeye verir. Ev sahibi , balkon demirlerini yapan demirciden
şikayetci olur. Demirci usta da başörtüsünden şikayetçi olur.
Hakim nasıl olduğunu sorar. Demirci : “Efendim kaynak yaparken başörtülü biri
geçiyordu . Gözüm ona takıldı . O anda kaynak yaptığım yerden demirin birinin
kaynağını atlamışım. Suç bende değil başörtüsünde” diyerek kendini savunur.
Zamanın hakimi , başörtüsünün tutuklanmasına , hırsızın tedavi giderlerinin,
başörtüyü takan tarafından ödenmesine karar verir.
“Olurmu? böyle bir dava yamyamlar ülkesinde bile gerçekleşmez” denebilir. Tabii
gerçekleşmez . Böyle bir olay olmamıştır da.
Böyle bir olay mahkeme salonunda gerçekleşmemiştir. Ama dünya üzerinde
gerçekleşmeye devam etmektedir.
Birileri en etkili ve yetkili insanların gölgesini karaltı ederek,
Cumhurbaşkanı. başbakan ve bakanların makamına kadar tırmanıp hazineyi
götürürken bir gürültü kopar. Vatanını milletini sevenlerden birkaçı uyanır.
Hırsızın üzerine doğru yürürken hırsız bağırır : Başörtülüler geliyooor”
Hazır kuvvet bekleyen , eğitimi engelleme görevlileri önce kendi evlerinden
başlayarak annesinin , hanımının , kızının,gelininin başörtüsünü sandıkta
yaşamaya mahkum ederler. Sonra hazineden eksileni tamamlamak için vergilerini
öderler.
Bu olayın ırkla , şahısla alakası yoktur. Hangi ırktan olursanız olun, hangi
makamda bulunursanız bulunun, hangi üniversiteden mezun olursanız olun zihniyet
aynı olunca sonuçta aynı olur.
Allah’la, ikbal, makam, mevki, şan şöhret ,şehvet, siyaset putları arasına
sıkışan bütün insanlar aynı davranışı sergilerler.
En’am suresinin 136ıncı ayetinde o günün insanlarının durumunu bize bildirir.
Hayvanlardan ve ürünlerinden bir kısmını Allah’a bir kısmını da Allah’a ortak
koştuklarına ayırırlarmış. Hedef ikisini de gönüllemek . Sonra Allah’a
ayırdıklarını da öbür tarafa aktarırlarmış. Çünkü Allah’ın cezası öbür dünyada
olduğundan , görülmediğinden , bu dünyadaki cezalandırmadan korktuklarından bu
dünyadakine ağırlık verirlermiş.
Değişen bir şey yok. Bir kısım insan Allah’ı hesaba katmıyor. Bir kısmı yalnız
bayram namazlarında bir saatini Allah’a ayırıyor. Bir kısmı Cuma namazında
ayırıyor. Beş vaktini ayıranlardan bir kısmı, Allah’ın azabından değil,
dünyadakilerin cezasından korkuyor. Makamım , servetim, malım , şöhretim gider
endişesine kapılıyor.
Allah’a ayırdıklarını da korktuklarına tahsis ediyor. Halbuki o korktuğu
insanlar, bir çekirdeğin veya soğanın zarını dahi yaratamazlar.
Rabbimiz ise En’am suresinin 141-144 üncü ayetlerinde bağlarımızı ,
bahçelerimizi , meyvelerimizi , ekinlerimizi sebzelerimizi, davarlarımızı
yarattığını haber veriyor.
Kimin sözünü tutalım? Bizi kim yarattıysa , konuşan dili, yazan eli , seven
gönlü, düşünen kalbi kim yarattıysa onun sözünün önüne kimsenin sözünü
geçirmeyelim.
KİM KUR’ANA KARŞI 29-9-2000 (En’am)
“Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayınız. Ana – babaya iyilik yapınız. Ekonomik
nedenlerle çocuklarınızı öldürmeyiniz. Açıkda ve gizlide ahlaksızlık yapmayınız.
Haksız yere adam öldürmeyiniz . Yetim malına yaklaşmayınız. Ölçü ve tartıları
doğru yapınız . Akrabanız da olsa konuştuğunuzda adil olunuz . Allah’ın sözünü
yerine getiriniz. Allah’ın kitapta gösterdiği , peygamberlerin yürüdüğü yolda
yürüyünüz . Diğer yollara gitmeyiniz. Paramparça olursunuz.”
Bu okuduğunuz bölüm En’am suresinn 152-153üncü ayetlerinin kısaltılmış halidir.
Kur’ana karşı olanlar bu emir ve yasakların hangisine “çağdaş değildir”
diyecekler?
Yumurtadan çıkıp da kabuğunu beğenmeyen civciv yapabilirmi? “Sen adam olmazsın”
diyen babasını jandarma önünde eli kelepçeli olarak valilik makamına getirten
soysuzlarmı? Katıra : “Baban kim?” demişler “Babam eşek” diyememişte “At dayım
olur” demiş.
İşte bu tür kanı bozuklar ana- baba yükü taşımamak için Kur’ana karşı yasaklar
getiriyorlar.
Depremde elinde ve evinde ne varsa deprem bölgesine yardım için Kur’ana gönül
veren gençler koşarken , oralarda aşhaneler hastaneler kurarken Bodrumda köpük
dansı yapanların velilerinin ve onları yetiştirenlerin yüzü kızardıda bunların
yüzünü kızartan Kur’ana gönül vermiş gençliğin elinden kur’anını almaya
kalktılar.
Fuhşun gizlisinide açığınıda yasaklayan Kur’an barların, pavyonların ,
kumarhanelerin, kerhanelerin sermayesini azaltıyor . İşte onun için bu çıkar
çetesi Kur’ana karşı tavır alıyor.
12 Eylül1980 öncesi ve sonrasından bu güne kadar ellibin gencin canına kıyılmış.
Amerika bomba satmış. İsrail tabanca satmış. Rusya uzun namlulu silah satmış.
Aracılar ,nakliyeciler, dağıtıcılar, öldürenler, öldürtenler para kazanmış.
İşte bu ekip “Haksız yere adam öldürmeyiniz” emrini bize veren Kur’ana karşı
gelecekler.
Kur’an kursu , imam-hatip ve ilahiyatta okuyanların, bu terör sektörüne
girmemeleri birilerini rahatsız ediyor ve o nesli güzelleştiren Kur’andan uzak
tutulmaya çalışılıyor.
Nişanlısıyla birlikte Cantaş Yayınevi’ne gelerek: “Hocam evimize giden yol bir
zamanlar vakıf arazisi imiş. Şimdi asfalt yol . Bu vakıf arazisindeki yoldan
geçerken rahatsız oluyorum. Yolumu biraz uzatıyorum. Bu yoldan geçebilirmiyim?”
diye soran üniversite öğrencisinden rahatsız olanlar, “Tüyü bitmedik yetim”in
dahi hakkı olan hazineyi soyanlar, “Yetim malına yaklaşmayın” diyen Kur’anı
susturmaya çalışırlar.
Partisinin , aşiretinin gayretini güderek haksızken haklı çıkarmaya çalışanlar,
“Akrabanızda olsa adaletten ayrılmayın” diyen Kur’anı gündemden kaldırmaya
böylece kendi koydukları kurallarla Allah’ı devreden çıkarmaya çalışıyorlar.
Ama onlar bu çalışmayı yaparlarken dahi onların kanını kalbini , kalıbını Allah
çalıştırıveriyor.
“ Ne olacak bu Müslümanların hali” demeyelim
“Ne olacak bu inkarcıların hali” diyelim ve gelecek yazımızda inkarcıların
acınacak halini birlikte araştıralım.
İslami Okul Okulların En Önemlisi