Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hatıratlar 13-10-2000 (Sebe) - Nuzulsirasinagorekuran - 52. Sayfa

HATIRATLAR 13-10-2000 (Sebe)
Cumnurbaşkanları , başbakanlar, generaller, polis şefleri, gazeteciler, uyuşturucu tacirleri, uyuşturucu kullanan....vs. yüzlerce insan, görevli iken veya emekli olunca hatırat yayınlıyor.
“Hocam yaz tatilinde yanıma filanın yazdığı hatıratı alacağım, onu okuyacağım.” diyen dostlarım , “Filancanın hatıralarını okudun mu” diye soran dostlarım, okuduğu hatırattan hayret ettiği olayları nakleden tanıdıklarım var.
“Beş sene içinde yazılan hatıratların sayısı ne kadar?” diye soruyorum, “Önemli olanları yüzü aşar.” diyor. Peki birini bir haftada okusam yüz hafta eder. İki senemi alır. Sonunda ne kazanacağım?
C.I.A. dan emekli biri hatırat yazıyor,başkanları nasıl yönettiklerini,söz tutmayanları nasıl düşürdüklerini,veya nasıl boğduklarını anlatıyor. Ülkelerin yöneticilerine korku salarak yine görevini yerine getirmiş oluyor. Ben bu türden korku salan tercemelere karşıyım.
Eskiden solcu olan yazarın o dönemde birbirlerine yaptıkları ihanetler ortaya çıkıyor. Allah’a ve Rasülü’ne ihanet eden birinin arkadaşına ihanet etmesi normaldir.
“Uyuşturucu mafyasının lideerinin yardımcıları ünlü siyasiler, hukukçular ve en önemli askerlerimizmiş.”
“Adam öldürme çetesi polis adına çalışıyormuş.....”
Peki ama bu ülkede namusuyla yaşayan milyonlarca insanın örnek olacak yaşantıları yok mu? Hep kötü örnekler mi hatıra oluyor?
Ben, bana nakledilenlerden hareketle , bazı gazetelerde özetle verilenlerle söylüyorum ki hep kötü ilişkiler , kötü davranışlar, iki yüzlülükler kayda değer bulunuyor.
Hapishane hatıralarında hep göz korkutan, yürek eriten manzaralar sergileniyor.
Her yazar kendini temize çıkararak, yıpratmak istediğini de yerin dibine batırarak yazmaya çalışıyor.
Peki okumayalım mı?
Evet . Okumayalım. O zaman dönen dolapları nasıl fark edeceğiz? Elli sene önce yazılan hatıratlar insanları akıllandırsaydı bunlar hatırat yazamazlardı.
Her dönemin dolabının rengi , çarkı ayrı ayrıdır. Biz renklere ve isimlere şartlanmışız. O ismi biri siliyor. Sileni alkışlıyoruz. Ama bu yeni gelen daha beter olabiliyor.
Doğrusu ne? Ne okuyalım? Kur’an okuyalım. Kur’an’da da hatıratlar var. Hemde tarafsız veriliyor. Olay olduğu gibi naklediliyor.
Peygamber öldüren çeteler var. Günümüz çeteleri camiye girerken veya kiliseye girerken elini göğsüne koyarda girer. Ama Kur’an’da bahsedilen çeteler peygamber öldürmüşler, kilise ,havra yıkmışlar. Ka’be yi yıkmaya gelmişler.
Çağımızdaki bütün banka soyguncularının Amerika ya kaçırdığı paraları toplasanız Karun’un hazinelerine denk olmaz.
İnternet görüntüyü ekrana getirir. Süleyman Aleyhisselam Yemen’den Saba kraliçesinin tahtını ışık hızıyla getirtir.
Kur’anın bize sunduğu hatıralar kötülükde evrenseli yakalamış insanlar. Ama Kur’anın özelliği ve güzelliği, iyilerin güzelliklerine ağırlık vermesidir. Ve sonunda Firavun’un değil Musa aleyhisselamın kazandığını, Nemrut’un değil İbrahim aleyhisselamın kazandığını , Ebu cehil’in değil Hz. Muhammed aleyhisselamın kazandığını haber vererek kıssadan güzel hisse çıkarmamızı sağlar.






GÖZETİLİYORUZ 31-10-2000 (Sebe)
Bir televizyon kanalı , bakanlık dan veya valilikten izin alarak , bir devlet dairesine gizli kamera yerleştirseler ve memurların vatandaşa yaptığı muameleyi görüntülemek isteseler . Müdür bey de durumu memurlara telefonla bildirse , O gün akşama kadar memurlar , güler yüz tatlı dil ile vatandaşın işini çabucak halletmeye çalışır. Akşam olunca televizyon ekranında görüntüsünün güzel olmasını ister.
Eş- dost içine çıkarken veya insanların arasına çıkarken dahi saçımıza , başımıza, elbisemize , kaşımıza bakarız. Temiz ve güzel olmaya , güzel kokular saçmaya dikkat ederiz. Çünkü bizim bu görüntümüz eşimizin dostumuzun göz kamerasından hafızaya güzel kayıt yapsın, insanların göz zevkine zarar vermesin isteriz.
Çevrenizde kimsesiz deliler vardır. Üstü aşı kirli, saçı sakalı birbirine karışmış , pis kokular saçarlar. Bu görüntüler hoşumuza gitmez. Elinizden gelirse bunlara temiz elbise giydiriniz. Şehir hamamında temizlenmesini sağlayınız.
Rabbimiz Sebe suresinin 3üncü ayetinde Kıyametin mutlaka geleceğini , göklerde ve yerde zerre ağırlığında (yaratılanların en küçüğü dahi olsa) hiçbir şeyin Allah’a gizli kalmayacağını , gizli kapaklı her şeyi bildiğini haber verir.
Kur’ana iman eden bizler , her anımızın görüldüğüne , görüntülendiğine, hiçbir hareketimizin Allah’dan gizli kalmayacağına inandığımız için siyasetimizde , ticaretimizde ve her türlü insani ilişkilerimizde İslâmi kurallara uyarak temiz kalmaya çalışmalıyız.
Dünyadaki bütün milletlerin “Temiz toplum ” sloganıyla yola çıktığı halde bir türlü başaramamasının nedeni her şeyi ekonomi ve ceza yollarıyla halledeceğine inanmasındandır. Rüşvetin ortadan kalkması için, memurun maaşının artması teklifi, tek çıkar yol olmadığı milyarlık rüşvetleri, milyarlık adamların alıp vermesinden, trilyonluk rüşvetleride trilyonlara sahip insanların alıp vermesinden anlıyoruz.
Hukuk profları eşkıyaya akıl satıyor, ekonominin başında bulunan yetkililer bankanın nasıl soyulacağını para karşılığı öğretiyor. Böylece eğitime katkıda bulunuyor.
Örnek aldığımız Amerika’da “Örnek polis” diye halka lanse edilen William Hanhardt, Chicago da soygun çetesinin elebaşısı olduğu ortaya çıkıyor.
Bizdeki örnek polisde soygun ve tecavüz suçlamasıyla tutuklanıyor.
Ten toprak dan geldiği için toprak dan gelen yiyecek ve giyeceklerle doyar ama , nefis veya gönül denilen şey trilyonlara doymaz. “Bir vadi dolusu altını olsa, ikinci vadideki altınları ister. Onun ağzını ancak toprak doldurur. Allah,Tevbe edenin Tevbesini kabul eder.” buyurmuş sevgili Peygamberimiz.(Müslim,Zekat,117)
Gönlü ancak, Allah’ın zikri olan Kur’anla tatmin edebiliriz. Her hareketimizin , her sözümüzün ve her nefesimizin kayda geçtiğini bilir ve yürekten iman edersek görüntümüzün güzel olmasına dikkat ederiz.
Delilerin kirliliği yanına yaklaşana zarar verir. İmansızlığın, inkarın , şirkin kirliliği insanları kirlettiği gibi topyekün tabiatı da kirletir.
Onun içindir ki insani ilişkilerimizi islami kurallara göre ayarlayalım. Kur’anın rahmet ayetleriyle temizlenelim, temiz kalalım.




BİLGİNİN GÜCÜ 30-10-2000 (Sebe)
“İlim öğrenin. Öğrenmek iyiliktir. Öğrencilik ibadettir. Derse çalışmak tesbihtir. Araştırma yapmak cihaddır. Öğretmek sadakadır. İlim,gurbette yoldaş, yalnızken arkadaştır, sana konuşuverir. Zengin ve mutlu isen yol gösterir. Fakir kalırsan yardım eder. Bela gelirse yardım eder . Dostlar yanında süstür. Düşmanlara karşı silahtır. Allah, milletleri ilimle yükseltir ve idareci kılar.”

Bu sözler, sevgili Peygamberimizin eğitiminde yetişmiş ola Muaz b. Cebel’e aittir. (Şerh-u – Hadisi Ebi-d-Derda, İbni Receb- el- Hanbeli s:34)
Hz. Ademi meleklere üstün kılan, Onun Allah’dan öğrendiği ilim sebebiyledir. İlim bizim hayatımızın gönyesi,şâkülüdür. Eğrilerimizi doğrultur.
Süleyman Aleyhisselam, kuşların dilini bilirdi . Rüzgara yön verirdi. Hz. Lokman, çiçeklerle konuşurdu.
Davud Aleyhisselam, demire mum gibi şekil verirdi . Şuayb Aleyhisselam uluslar arası ticaret yapan kavmine doğruluğun yollarını gösterirdi.
İsa Aleyhisselama hastaların tedavisi öğretildi.
Bütün bunlar bize yol göstermesi için Kur’an tarafından bildirildi.
Allah’ın iki türlü ayeti vardır:
1 - Kur’an ayetleri.
2 – Tabiat ayetleri

Kur’an ayetlerini okumak , anlamak ve tatbik etmek ibadet olup iki dünyamızı da güzelleştirdiği gibi tabiat ayetleri olan fizik, kimya, biyoloji, yer bilimi, gök bilimi, deniz bilimi ...vs. tabiatın tefsirini yapan bütün ilimlerle bir mümin olarak ilgilenmekte farzı kifayeyi yerine getirmek olduğundan ibadettir ve iki dünyamız içinde saadettir.
Bilginin gücüyle dağlar deliniyor. Demire binip gökyüzünde uçuyoruz. Denizaltında yüzüyoruz. Dünyanın öbür ucundakiyle yüz yüze konuşabiliyoruz.
Bir milletin her iki ayetide ayakta tutması,iki kanatlı kuşun uçması gibidir. Tek kanatla uçulmadığı gibi yalnız tabiat kanunlarıyla yetinen , teknolojinin zirvesine yükselmeye çalışan milletler ahlaken alçalıyorlar.
Her halükarda ilim hareketini destekliyoruz. Kişi ilim sahasında derinlemesine ilerlerken bir şeyin oluşmasında binlerce sebebi gördükten sonra sebepleri yaratanı görür gibi anlayacaktır.
Rabbimiz Sebe suresinin altıncı ayetinde bunu şöyle haber verir: “Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin doğru olduğunu , Aziz ve Hamid olan Allah’ın yoluna ilettiğini görürler.”
Tevrat’ı çok iyi bilen Yahudi asıllı Abdullah b. Selam’ı secdeye kapayan ve şehadet getirten bu Kur’andır .
Cahiliyye döneminde şiirde zirveye çıkanlardan bir çoğu Kur’anı ilk dinleyişte secdeye kapanmıştır. Çağımızda örneklerini gazetelerden ve “Niçin Müslüman olduk” adı ile Türkçe’ye terceme edilen kitaptan okumaktasınız. Yeterki biz , Kur’anın hakkını vererek okuyalım, anlayalım, yaşayalım ve gül gibi yüz , bal gibi sözlerle duymayanlara duyuralım.
Diyanet işleri Başkanı Sayın Mehmet Nuri Yılmaz Beyefendinin imzasıyla valiliklere yazdığı 02-06-2000 tarih ve B.02.1.DİB.0.12.00.01/239-633 sayılı yazısında Cami dersleri için :
a) Kur’anı Kerim ve Kur’an meali
b) Temel dini bilgiler
c) Hatem-ül Enbiya
d) Seçme hadisler
Başlığı altında verilecek derslere, camilerimizde devam edelim, cami görevlilerine yardımcı olalım.

MUM GİBİ YÜREKLER 1-11-2000 (Sebe)

Yunus Emre:
“Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni,
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni” derken Davud aleyhisselam gibi davranıyordu. Sebe suresinin 10 uncu ayetinde Davud aleyhisselamla birlikte dağların ve kuşlarında Allah’ı zikrettiğini haber verir.
Dağlara, taşlara, denizlere, yıldızlara, kuşlara, çiçeklere, böceklere bakarken onların hepsini Allah’ı zikredenler olarak görürsek, onları israf ederek kullanamayız.
Umranı harap, Ormanı serap/çöl, anaların yüreğini kebap eyleyenlerin gözünde her şeyin değeri, getireceği paraya göredir.
Biz, dağlarla taşlarla birlikte zikreden Davud aleyhisselamın demiri mum gibi yumuşatıp şekil verdiğine iman ederiz.
Elinde demir, dilinde demiri yaratan, yumuşatmasını öğreten Allah’ın adı ve alnında emeğini helal kıldıran alın teri olan Davud’a iman ederiz.
Kur’ana ve Kur’anın haber verdiği Davud aleyhisselama iman etmeyenler, mum gibi yumuşak gönülleri demir gibi, taş gibi kaskatı hale getiriyorlar.
Alınları terlemediği gibi, yüreği yanan anaların gözyaşlarını siyasetin cadı kazanında kaynatıp viskiye dönüştürüp haramiler sofrasında içiyorlar.
Bizim örneğimiz peygamberler. Elimizin emeğini, alın terimizle yoğuracağız. Demiri yumuşattığımız gibi, taş yüreklilerinde katı kalbini Rabbimizin rahmet ayetleriyle ıslatıp, azap ayetleriyle ısıtıp yumuşatacağız.
Gönüllerine girip en derin yerini eşeleyip, fıtratta var olan imanını ortaya çıkarmaya çalışırken, edindiği çağdaş kültürünü deşeleyip, aklın ürettiği ile nakli kıyaslayıvereceğiz.
Sebe suresi bize Süleyman aleyhisselamı tanıtır.
Rüzgarlara hükmeden, köşkler, heykeller, dev havuzlar, kazanlar yapan Süleyman’ı hatırlatırken kalıcı eserler bırakmamızı teşvik eder.
Ya Mi’mar Sinan gibi bir Selimiye veya Süleymaniye camii bırakmalı veya Baki gibi bir “Mısra-ı berceste” bırakmalı. Veya Davud gibi hoş bir sada bırakmalı.
“Devleti soydu soğana çevirdi, bütün yeğenlerini Karunlaştırdı, yandaşlarına yetimlerin haklarını vererek yaktı, başları ayak, ayakları baş eyledi. Yeğenlerini de yakınlarını da bu dünyada rezil eyledi. Bakalım ahireti nasıl olur” dedirtmeyelim.





Güzel Bir Ülke , Afveden Bir Rab. 2-11-2000(Sebe)
Başlık, Sebe suresinin 15inci ayetinin son cümlesidir. Süleyman Aleyhisselam’a iman eden Saba melikesinin ülkesi,toplu halde kraliçeleri , ordusu ve halkıyla iman etmişler. Yemen den Şam diyarına kadar şehirlerin birbirini görecek kadar yakın olduğu , yol kenarlarının,evlerin çevresinin bağlık bahçelik olduğu , günlerce yolculuk yapanların gece ve gündüz güven içinde gezdiği , düzenli seyahatlerin olduğu haber verilir Sebe suresinin 18 inci ayetinde ve tefsirinde.
Güzel bir ülkede ilk önce övülen özellik, güvenliktir. O güvenlik sağlanınca seyahatler/Turizm hareketlenir. Turizm hareketlenince bölgesellikten kurtulurlar; küreselleşirler ama güvenliği,seyahati ve küreselleşmeyi sağlayacak olan temel hukuk lazımdır. O’ da Süleyman Aleyhisselam’a Rabbin öğrettiği hukuktur. Yoksa Kudüs’ün kralı ile saba kraliçesinin kurallarından hangisinin üstün olduğunu belirleyecek bir kural yoktur.
Onun içindir ki Süleyman Aleyhisselam kraliçeye yazdığı mektubun başına “Bismillahirrahmanirrahim” i yazarak başlamış ve Saba halkını Allah’a teslim olmaya çağırmıştır.
Onlarda topluca Müslüman olmuşlar. Ancak burada dikkat edilmesi gereken,Süleyman Aleyhisselam yüce Allah’a itaate davet ederken teknolojisinin de üstünlüğünü sergilemiş. (Bak Neml 44, sebe 12,13)
Günümüzde “Yeni dünya düzeni” adı altında sömürgeyi bir düzene koymaya çalışanlar teknolojinin dışında hiçbir yetenek göstermemektedirler.
Kureyş suresinde de ifade edildiği gibi insanların mi’delerinin doymasına, yüreklerinin güven içinde bulunmasına ve gönüller arasında ülfetin/sarmaş-dolaşın gerçekleşmesine çalışmalıyız. O’ da Ka’benin Rabbinin koyduğu kurallara uymaktan geçer.
Kimin kanununun adalet dağıttığını kim belirleyecek? Sorusuna ya parmak sayısı veya yumruk gücü cevap verirse nüfusu çok olan ülkeler ve silahı cok olanlar lehine adalet terazisi eğilme gösterir.
Onun için bütün insanların Rabbine itaat edildiğinde Fırat nehri üzerindeki köprüden geçen koyunun ayağı kırılsa sahibi kim olursa olsun , hangi dinden olursa olsun tazminatı ödenmiştir.
Günümüzde Fırat nehri civarında otuz bin insanımız ölmüş,köyler yakılmış , sürüler kurşunlanmıştır. Çağdaş dünyada katillere destek vermiştir.
İslam’dan yüz çevirmeleri nedeniyle Sebe halkının bu dünyada iken cezalandırıldığını,yeşil vadilerin çöle dönüştüğünü,meyve bahçelerinin kurak yerde biten ılgın ağaçlarıyla yer değiştirdiğini haber verir Rabbimiz. (Sebe 16-17)
Sebe halkını haber verirken bizi anlatıverir.
Dünyanın en ünlü sanatkarları, ressamları , ustaları para kazanmak için İstanbul’a gelirken,şimdi ülkemizdekiler Avrupaya gidiyor.
Sadabat çirkeften geçilmiyor . Bizden Lâle alan Hollanda,şimdi bize Lâle satıyor. Bülbül öten yerlerde ,Baykuş ötüyor. YÖK ve Milli eğitim bakanı çeşitli bahanelerle eğitimi engelliyor. Ülke insanını üniversiteden uzaklaştırmanın yollarını aramakla ün kazanıyor.
Bize lazım olan,Güzel bir ülke ve afv eden bir Rab.



GECE - GÜNDÜZ TUZAK KURANLAR
14-11-2000 (Sebe) 06/11/2004/Pzrts/Millig
Tarih boyunca peygamberlere karşı gelenler, “Allah’ın dediği değil , bizim dediğimiz olur” diyenler hep kodamanlar olmuş. Kur’an, bunlar için “Mütrafin” kelimesini kullanmış.
Elmalılı Merhumda “Kodaman” diye terceme etmiş. Servette şişmiş, hantal hale gelmiş insan demektir. Mi’desi büyümüş aklı küçülmüş, Karunlaşmış adamlar, haramsız mal kazanamayacaklarını bildirdiklerinden peygamberlere karşı gelmişler. Şimdilerde peygamber yolundan gidenlere karşılar.
Sebe suresinin 34-35 inci ayetlerinde mallarının bu dünyada onları koruduğu gibi ahirettede koruyacağına inandıklarını haber verir.
Günümüzde bir kısım insanlar “Hocam hep Müslüman ülkeler fakir, Hıristiyan ülkeler zengin...” diye sorarlar.
Bende diyorum: “Hindistan, bir milyar nüfusuyla fakirliğin en alt sınırında. Yedi yüz milyonu Budist veya Konfiçyüst. Çin, yine öyle. Güney Amerika’daki Hıristiyan insanların fakirliğini anlatacak kelime komünistlerin lügatında bile yok .
Afrika’nın içlerinde Müslümanlar , Hıristiyanlar ve putperestler aynı sefaleti çekiyorlar.
Ancak Hindistan , Afrika ve Güney Amerika devletinin ortak bir tarafı vardır ki o da, Avrupalı ve Amerikalı kodamanlar tarafından istila edilmek, sonra eyalet valisi atar gibi devlet başkanı atayarak sömürüsünü sürdürmek .
İşte bu kodamanlar, sömürdükleri ülkelerin insanlarını her tarafta köleliğe alıştırmışlar. Ancak halkı Müslüman olan yerlerde başarılı olamamışlar.
Cevher Dudayevi,Ruslar ilk okuldan başlayarak komünist eğitimi vermeye başlamışlar. Harbiyeyi bitirmiş general olmuş.
General yapıncaya kadar yüzlerce denemeden geçirmişler. “Tamam bu tam bir “Mankurt” oldu” demişler, ama gönlünde taşıdığı iman onu yeniden alevlemiş ve Çeçenistan’ın özgürlüğü için Ruslara karşı mücadele vermiş ve o yolda şehit olmuş.
Onun için bu batılı kodamanlar , halkı Müslüman ülkelerin yöneticilerinin en fazla batıcı görünenine , ateistliğini ilan edenine içinden inanmamakta ve hepsini potansiyel Cevher Dudayev olarak görmekte .
Komünist olduğunu ilan eden bir Müslüman yazara Nobel edebiyat ödülünü verdikten ve dünyaca meşhur ettikten sonra ya Müslümanlığını öne çıkarmaya başlarsa kuşkusu kodamanları yiyip bitirmede.
Ve Rabbimiz onların gece – gündüz tuzak kurduğunu haber vermekte . (Sebe 33)
Ama Rabbimiz: “Kötü tuzak sahibini yakalar” buyurmuş. (Fatır 43)
Biz imanımıza sımsıkı sarılalım. İşlerimizi Kur’anımıza göre ayarlayalım .
Dürüst insan görsünler . Çoğunluğu okuma yazma bilmeyen işçilerimizin Avrupa’da beşbin camii açması, yüz binin üzerinde Avrupalının Müslüman olmasını sağlaması ,malının çokluğundan değil. İslami bilgisinin çokluğundan da değil. İslamı yaşayan ecdadının hayat haline getirdiği dine örf olarak sahip olmasındandır.
Şimdi bizim yapacağımız sağcı, solcu, komünist, sosyalist, faşist, ilerici , gerici , yaftalarıyla parçalanan ama aynı kültüre sahip olan insanımızı yeniden Kur’an etrafında toplamak , hayat kumaşımızı dokurken sevgili peygamberimizi örnek almaktır.
Küfrün üstün görülmesi güneşin tutulması esnasında ortalığın kararması gibidir. Geçicidir.