Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ahtapotun Kolları 15-11-2000 (Zümer - Nuzulsirasinagorekuran - 53. Sayfa

AHTAPOTUN KOLLARI 15-11-2000 (Zümer)

İmanında şirk, amel/eyleminde riya/gösteriş olmayan, söz ve davranışlarından içi okunabilen insana “Muhlis” denir. Kur’anı Kerimde 25 defa “Halis, Muhlis” kelimeleri tekrarlanmış. Zümer suresinde ise dört kere vurgulanmış.
Muhlis, berrak sular gibidir. Bakınca huzur verir. İçince hayat verir. Derinliği ne kadar olursa olsun en dipteki incisini mercanını ele verir.
Biri gelse kenarına dikilse gölgesinin izini belli eder. Onun içindir ki gönül dünyasına hiçbir putu katmadığı gibi putun gölgesini düşürmez.
Mü’min de, kafir de onun berrak dere gibi aktığını, gittiği yeri yeşerttiğini bilir.
Birde münafıklar vardır. Münafikun suresinin dördüncü ayetinde “Onları gördüğün zaman cisimlerini beğenirsin. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Sanki onlar giydirilmiş kereste gibidirler. Her bağırışı kendi aleyhlerine zannederler. Onlar düşmandırlar. Onlardan sakının. Allah onları gebertir. Nasılda döndürülüyorlar.”
Bakara suresinin 204-205 inci ayetinde ise “İnsanlardan öyleleri vardır ki, onun dünya hayatındaki sözü hoşuna gider. Kalbinde olana Allah’ı şahit tutar. Halbuki O, düşmanların en azılısıdır. O işbaşına geçtiği zaman yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah, bozgunculuk yapanı sevmez.”
Sureti hakdan görünen, yüze gülen, arkadan hançer saplayan, konuşunca dilinden bal, dişinden ve işinden zehir akıtan insanları Rabbim, bize Kur’anında tanıtıyor. Kur’an okumayanlarında gözlerine sokacak şekilde yaşanan hayattan örnekler sunuyor.
Zirai mahsulleri hormonlayanlar, hazineyi hortumlayanlar, insan organı pazarlayanlar, makam ve rutbesiyle onları koruyanlar, gazete köşelerinde onlar hakkında methiye düzenleyip caize/ödülünü alanlar, hep içiyle dışı birbirine uymayan, güler yüzlü katı yürekli insanlardır.
İçişleri bakanı sayın Saadettin Tantan’ın bunlarla başa çıkması mümkin değildir.
Milli eğitim, bataklığın sularını bulandırmaya, kan emici sivrisinek üretmeye, insanları İslam’dan uzaklaştırmaya devam ettiği sürece başarılı olmak imkansızdır.
Bataklık kurutulmadığı sürece herkesin eline sinek savar ilacı verilse sonuç alınamaz.
Maliye ile kim oynuyor? Hazineyi kim hortumluyor? diye mercek altına aldığı gibi Milli eğitimle kim oynuyor diye birde oraya bakılsa aynı ahtapotun öbür kolları çıkabilir.
Kapamadığı için yiyemeyen, susuzluğundan yayılmayan ateistlerimizde ahtapotun bir koludur. Çünkü onlar da bütün pisliklerin kaynağı olan kendine tapma, tabiata tapma, kurum veya kuruluşlara tapma putunun önünde secdeye kapanırken aynı başdan emir almaktalar.
Biz, emri bizi yaratandan almaya devam edelim ve Zümer sûresinin tefsirini “Şifa tefsiri” 6/481 den okumaya devam edelim.



GÖNÜL YUMUŞATMA
16-11-2000 (Zümer)
17/11/2004/Çrşmb/Millig
“Müminler her sözü duyarlar en güzeline uyarlar.” (Zümer suresi 17) iyiyle kötüyü, hayırla şerri, akla karayı, imanla inkarı yanyana görmezsek ayırt edemeyiz.
Sözün en güzelini de sözler arasından seçeceğiz. Söz güzel olacak. Taşıdığı ma’na güzel olacak. Ma’na o sözde gül yağının gülde oluşu gibi bulunacak. Çağının bütün insanına hitap edecek. Anlaşılır, sade, inandırıcı, akıcı ve yönlendirici olacak. Zaman aşımına uğramayacak.
Her çağda güçlü yazarlar ve hatipler gelmişler, toplumu etkilemişler, tarih kitaplarında yerlerini almışlar.
Halâ bizi etkileyen cümleleri de var. Ancak ilk cümlesinden son cümlesine kadar her cümlesi her çağda doğruluğu test edilmiş bir yazar, hatip veya filozof yok.
Çağları ve çağdaşları yaratan Rabbimizin kelâmı olan Kur’anı Kerim ise sanki bu gün bizim şartlarımız için inmiş gibi tazeliğini koruyor.
Onun için Rabbimiz , Müminleri tanıtırken : “Her sözü duyarlar , en güzeline uyarlar” dedikten sonra : “Allah sözlerin en güzelini (ayetleri) uyumlu, yer yer tekrarlanan bir kitap olarak indirdi” buyurur. (Zümer 23)
Bir profesörümüzün yazdığı bir kitabın bir dergide tenkidini okumuştum: “Kitabınızın filan sayfasında savunduğunuzu,filan sayfada aksini savunuyorsunuz ...” diyordu.
Kendimize ait fikirlerde değişiklik veya aynı fikri ifadede değişiklik biz insanlar için normaldir. Unutmak bize ait özelliklerdir.
Allah’ın ayetleri ise baştan sona kadar , harfleri, kelimeleri, cümleleri v e sureleriyle birbirine uyumlu.
“Rablerinden korkanların derileri onlardan (ayetlerden) ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrinde yumuşar.” (Zümer 23)
Allah’ın azameti,büyüklüğü,kudreti,azap ayetleri karşısında mü’min insanın derisi korkudan ürperir. Hani: “Vücudumdaki tüyler diken diken oldu” deriz ya işte öyle bir şey.
Ama Rabbimizin nimetleri , rahmeti cennet ayetleride derileri ve kalbi yumuşatır.
Dikkat ederseniz korkunun olduğu yerde derinin ürpermesinden bahsetmiş. Allah’ın zikrinin olduğu yerde derinin yumuşaması yanında kalplerin de yumuşadığından bahsediyor.
Denizin dengesi gel gitlerle/med ve cezirlerle olduğu gibi insanların başarısıda ürperti , heyecan , kasılma ve gevşemedir. Atar damarımız olsada toplar damarımız olmasa denge bozulur.
Ama günümüzde yöneticiler hep korku üreterek, halkı baskı altında tutarak, daha rahat yönetebileceklerine inandırıldıklarından hep ürperen, endişe duyan, diken üstünde yaşayan insan ürettiler.
Kalbi / gönlü yumuşak insan yetişmedi. Kalpleri karartan, katılaştıran haberler üreterek varlıklarını sürdürdüler.
Rektör de öğrenci de bunalım içinde. İnsanların hem cildini hem de gönlünü yumuşatacak Allah kelamıyla tanışmak veya tezine bir ayet olan besmeleyle başlamak yasak.
Yasaklanan rahatsız. Yasaklayan ve ceza veren evine varınca yorganı başına çekip nefsiyle baş başa kalınca hafakanlar basıyor.
Bırakın insalarıda sözlerin en güzeline uysunlar hem ciltleri hemde gönülleri yumuşacık olsun.
Zümer sûresinin tefsirini “Şifa Tefsiri” nden okumaya devam edelim.

DÖNEKLER VE DÖNDÜRENLER
17-11-2000 Zümer
24/08/2004/Salı/Millig

Ar damarları çatlayanlar, alın teri dökmemek için yüzsuyu dökenler, gelene ağam, gidene paşam diyenler, her gelene kuyruk sallayanlar, Allah’a değilde Allah’ın kullarına kul olanlar için Rabbimiz: “Allah, geçimsiz birçok ortağa hizmet eden bir adamla , bir adama hizmet eden bir adamı örnek verdi . Bu ikisi hiç eşit olurmu? Hamd Allah’a aittir. Ancak onların bir çoğu bilmezler.” (Zümer 29)
Yusuf Aleyhisselam, hapishane arkadaşlarına konuşurken : “ Ey hapishane arkadaşlarım, ayrı ayrı Rabler mi daha hayırlı, yoksa her şeyi hükmü altına alan bir tek Allah’ mı?” diyor.
Servet, makam ve mevkiyi put gibi görenler, hep ekmek veren el’e baktıklarından ekmeği vereni görmediklerinden dostla düşmanı ayırt edemezler.
Onlara göre dünyadaki insanlar, Ona yardım edenler ve etmeyenler diye ikiye ayrılırlar.
Ekmek karşısında el pençe divan dururlar. Dolar’ın dümen suyuna kapılırlar. Marka göre yelken açarlar. “Höt” diyen olursa servet yelkenini rüşvet limanına indirirler.
Bunlar, Kur’anın ifadesiyle “ Ne onlardandırlar, nede bunlardandırlar. Bunların arasında bocalayıp dururlar.”(Nisa 143)
Nasreddin Hoca “Hırsızın hiç suçu yok mu?” diye sormuş. Evet hırsızın suçu var ama hırsızın iştahını kabartanda suçludur.
Bir sistem uyguluyorsunuz ki, o sistemde ancak riyakar, hilekar, iki yüzlü, yağcı, hain insanlar iş bulabiliyor.
Sanki başvuracaklarda, aranan şartlar bunlarmış gibi bir his veriliyor. Peki bu şartlarda adam arayanlar, ve bunların yetişmesi için Milli Eğitimi münbit/verimli arazi gibi kullananlar, bunlarla ileriye gidilemeyeceğini, bunların üretici değil tüketici olduğunu, destekleyen değil köstekleyen olduğunu bilmez mi?
Bilmesine bilirde, fert olmadığı için mert olamayan, eşkin ata binemeyenler, uyuz eşeğe binmeyi tercih ederler.
Medeniyet yolunda ilerleyip hedefe varamazlar ama hiç değilse uyuz eşekten düşmezler.
Sevgili Peygamberimizin yanında putperest Mekke toplumunun en kültürlü insanı Hz. Ebu Bekir var. Adalet tarihinde en ön sıralarda adı yazılan Hz. Ömer var. Kahramanlık, yiğitlik kelimeleri söylenince zihinlerde hemen şimşek hızıyla beliren Hz. Ali var. Haya ve edebin timsali Hz. Osman ve ilmi dirayeti medeni cesareti yerinde insanlar var.
Onlar yalnız Allah’tan korktukları için Allah’ın kullarından korkmuyorlardı.
Günümüzde gönülden Allah korkusunu kaldıranlar ekmeğine, makamına, rutbesine, istikbaline hatta kılına zarar vereceğini rüyasında gördüğü kişi kurum, kuruluş ve devletlerden korkarak ilah sayısını artırıyorlar.
Bir kıbleye dönemeyenler binlerce kıbleye dönerek dönek hale geliyorlar. Yazıktır. Günahtır. Bu Hz. Adem’in çocuklarına döneklik yakışmaz.



“ALLAH” DİYEN KAZANIR 20-11-2000 Zümer

Ruh ve sinir hastalıkları doktoru bir tanıdığım, hastasına gözlerini yumarak her gün yüz defa ...... kelimesini tekrarlamasını söyler. O kelime, Türkçe değil. Arapça değil. Batı dillerinde de kullanılmaz.
Her sene tatilini Hindistan’da geçiren bu doktorla buluştuğumuzda, kelimenin anlamını sordum. Hiç bir anlamı olmadığını söyledi. Anlamının önemi olmadığını,bütün mesele o hastanın günün belirli saatlerinde gözünü yumarak o kelimeyi tekrarlarken aklının , fikrinin , dilinin o kelimeyle meşgul olması ve onu rahatsız eden düşünceden uzaklaşmasıdır dedi.
Peki o kelime yerine Allah, Allah ,Allah dese olmazmı? dedim. Olur; dahada iyi olur. Hasta için iyi olan bu kelime benim için iyi olmaz. Çevremde aydın doktor olarak tanınan ben , yobaz doktor olarak tanınmaya başlarım” demişti.
Rabbimiz 1400 yıl önce indirdiği ayetinde “Allah” kelimesi anıldığında bir kısım insanların nefretle ürkeceğini şöyle ifade edivermiş:
“Allah, tek olarak anıldığında , ahirete inanmayanların kalpleri nefretle ürker. Allah’dan başkası anıldığında hemen sevinirler.” (Zümer 45)
Bir meydan veya salonda bir grup insan “Allahü Ekber” diye bağırırken bundan rahatsız olanların “En büyük filan” diye bağırmaları hasta kalplerin açığa çıkmasıdır.
Bu psikolojik baskı o kadar ağırlığını hissettiriyor ki bir kısım yazar çizer ve konuşmacılarımız ayet veya hadisi kendi sözüymüş gibi kaynağını vermeden, tırnak içine almadan naklediyor ve aydınlığına zarar vermemeye çalışıyor.
Peki “Allah” kelimesinden rahatsız olanlar Allah’a inanmazlarmı? Rabbimiz: “Onlara “gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, “Elbette Allah yarattı” derler” buyurur. (Zümer 38)
Ancak, Allah’ın kitabına göre yaşamak işine gelmemekte. Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, kullandığı haram olan ve bu haramları alnı terlemeden elde eden insanlar, Ahirete de inanmazsa veya şüphe içinde ise onu o haramlardan alıkoyacak her şeye karşı olacaktır.
Günümüzde yapılan din düşmanlığının temelinde bu kavga vardır. Bu güne kadar hazine soyarak gelen dede, oğul, torun, amca ,yeğen ,kardeş ve dayılara birileri “Dur” demeye başladı
Adalette, maliyede, mülkiyede, bakan, müsteşar, vali, kaymakam, hakim savcı, emniyet müdürü, müfettiş, müdür, şef, memur seviyesinde değerli insanların yetişmesi, dinine, vatanına, milletine zarar veren işlemlere imza atmamaları birilerini rahatsız ediyor.
“Rüşvet almıyor, rakı içmiyor, fuhuşla kandırılamıyor. Bize de geçit vermiyor. Öyle ise bu irticacıdır.” diyerek haram yolunu açmaya çalışıyorlar. Ama bu sefer başarılı olmayacaklar. “Allah” diyenler kazanacaklar.



SEBAT 21-11-2000 Zümer
Halkın cahilliğinden yararlanan simsarlar, tarih boyunca hep olmuştur. Dine inanmayan biri, yaşlı bir çınar ağacına birçok eski çaput bağlar. Ağacın dibine de yapmacık bir mezar yapar ve adına da “Belli baba” der ve oturur.
Çocuğu olmayanlar, olup ölenler, milletvekili seçilemeyenler, doktordan çare bulamayanlar, kısmeti bağlananlar, köşe dönemeyenler, köşeyi fazla döndüğü için evini bulamayanlar “Belli Baba”yı ziyarete koşarlar, adaklar kesilir, paralar atılır. Simsarda geçinir gider.
Bütün bunların dine uygun olmadığını bilen, bunun bir çeşit putperestlik solduğunu söyleyen, gayreti diniyyesi yerinde , mücahit biri, yaptığı nasihatlarla halkı ikna edemeyince baltayı alır ve ağacı kesmeye gider.
Simsar onu karşılar. Kesmesini engellemeye çalışır. Kavgaya tutuşmuşlar. Mücahit haklılığında verdiği güçle o iblis herifi tuttuğu gibi yere vurur. İblis herif “Bana vurma. Kazancımın yarısını sana vereyim. Sende fakirlere, yetimlere , öğrencilere yardım edersin.” der, Mücahidi ikna eder.
İblis herif günlük hasılatın yarısını her gün getirip verir. Kırk gün sonra para getirmemiş. Birkaç gün bekler para gelmez. Mücahit eline baltayı alır ve yürür. İblis herif onu karşılar. Kavgaya tutuşurlar. İblis onu alt eder ve “ilk gelişinde samimi idin . Sen haklı olduğun için beni yenmiştin. Şimdi haklı ve samimi değilsin . Para için geldin onun için yenildin” der.
Futbol takımı kendi sahasında avantajlı oluyor. Karşı takımın sahasına gidince avantaj karşı takıma geçiyor.
Erkan Yolaç beyefendi “Evet” veya “Hayır” dedirtmekte zorlandığının kolundan tutuyor bir adım kendine doğru çekiyor ve “Evet” veya “Hayır” dedirtiyor.
Rabbimiz, sevgili Peygamberimizin gönlünü din üzerinde sabit kılmak için geçmiş peygamberlerin hayatından örnekler verdiğini (Hud 120), “Eğer biz seni dinde sabit kılmasaydık onlara biraz meyledecektin” buyurur. (İsra 74) “Allah iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sabit bir söz üzerinde tutar” buyurmuş. (İbrahim 27)
Sevgili Peygamberimizde dualarında “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, Kalbimi / kalplerimizi dinin üzerinde sabit kıl” diye dua edermiş. (Tirmizi , Kader bab 7, Hadis 2141, İbni Mace, Mukaddime bab 13, hadis 199)
İmanda, amelde, kültürde, sanatta , siyasette , servette helal alan çok geniş olmasına rağmen bizi haram mıntıkaya çekmeye , haram alandaki leşi güzel göstermeye çalışıyorlar ve bizi kaydırmaya , alt etmeye çalışıyorlar.
Allah’ın rahmetinden ümit kesmeden, onun “Kelime-i Tevhit” sözü üzerinde,Rabbimize dönerek,Ona teslim olarak,indirdiği güzel kitaba uyarak,geriye bir adı atmadan yürürsek “Eyvah,yazıklar olsun bana”demeyiz. (Bak,Zümer 53-56)

MEVLÂ’NIN MECNUNLARI 22-11-2000 Zümer
Mecnun’a : “Ağacın ne güzel yaprakları var” demişler; Mecnun: “Leylâ’mın saçlarına benzer” demiş. “Ne güzel dalları var” demişler; “Leylâ’mın kollarına benzer” demiş. “Ne güzel meyvesi var” demişler; “Leylâ’mın gözleridir.” demiş. Mecnun’un gözünde ve özünde hep Leylâ olduğundan, her şeyi o açıdan görüyor.
Gül yaprağına güzellik ve tazelik katan seher yeli esse biz onu Mevlâ’mızın rahmeti olarak gördüğümüz gibi,çınar ağaçlarını deviren,filleri bile şaşkına çeviren kasırgaları da Mevlâ’mızın rahmeti olarak görürüz. İnsanız. Çığlık atarız. Şikayet ederiz. Ama şikayetimiz Ondan yine Onadır.
“Ama Mecnun deli idi. Biz akıllıyız Kendimizi onunla kıyaslamayalım.” denebilir. Aslında her birimiz bir çeşit deliyiz. Aklı erenin birine bankayı soyanların durumunu sordum: “Bankayı soymadan önce, sabah çorbasını altın ezmesinden yapsa, yaprak sarmasını Mark’la sarsa, baklavasının yufkası olarak Dolar,iç malzeme olarak da Sterlin kullansa parası bitmeyecek adamlar bu soygunu yaptı diye içeri atıldılar.”diyor. Eğer yaptılarsa bu delilik değilde nedir?
Onlar da olaya Mecnun gibi bakıyorlar. “Bu sene mahsuller çok iyi” diyorsunuz, O, harmanı nasıl talan edeceğini,pamukları nasıl uçuracağını düşünüyor. “Baban öldü” deniliyor, O,bu cenaze merasiminde hangi siyasinin yanında ağlarsam para verir düşüncesinde.
Şair:
“Gitti Mecnûn hanesi bize kaldı.
Bir harap evdir,kalır dîvaneden dîvaneye.”diyor.
Gelin,bizde Mevlâ’nın Mecnunu olalım. Her şeyi, Onun mülkü olarak görelim. Kanayan bir yaraya merhem olalım. Yaralayana acıyalım. Onun kalbini kayalardan katı hale getirenlere acıyalım. O kalpler, Cehennem ateşine atılmadan, Rahman olan Mevlâ’mızın rahmet ayetleriyle sulayıp yumuşatalım.
Mevlâ’mız : “De ki, Ey kendilerini israf eden kullarım, Allahın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah,bütün günahları afveder. Muhakkak O,bağışlayandır,merhamet edendir.” (Zümer 53)
“Kullarımmmmm” sözü,Anamın “Yavrummm” sözünden, Leylâmın “Canımmm” sözünden daha tatlı geliyor. Çünkü,Anamı da, Leylâmı da, onların sevgisini de yaratanım bizlere “Kullarımmm” diyor. Hem de “Kendilerini israf eden kullarım” diyor. Şimdi Şairin:
“Gözü dünyamı görür aşıkı dîdar olanın” dediği gibi,
“Ballar balını buldum kovanım yağma olsun” dediği gibi,
“Hoştur bana Senden gelen,
Ya gonca gül yahut diken.
Nârın da hoş Nûrun da hoş” dediği gibi deriz. Zalimlerin eline kırbaç verip bizim hatalarımızı ve günahlarımızı çırptıran Allah tır. Biz, sefa halinde de,cefa halinde de ona sığınırız.
Hak erenlerinden birine imanından dolayı işkence ediyorlarmış. Erenin ağzından gık çıkmıyormuş. Yahu nasıl dayanıyorsun, hiç bağırmıyorsun?” demişler, “Sevgilim bana bakıyor” demiş. O, bizi hoş görse, bütün gözler de hor görse vız gelirler. Yar yolunda yar’a yuvarlansak Cennete yükseleceğimize inanırız. Öyle olunca bizi yolumuzdan kim nasıl alıkoyabilir?