Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Demir Tavında Dövülür 4-12-2000 (Mü’min Süresi - Nuzulsirasinagorekuran - 54. Sayfa

DEMİR TAVINDA DÖVÜLÜR 4-12-2000 (Mü’min süresi)


İş işten geçtikten, tavşan yamaca ağdıktan sonra harekete geçmenin hiç bir faydası olmaz. Harp yaparken düşman dağı aşıncaya kadar duran, düşman dağı aştıktan sonra silaha sarılıp cephaneyi havaya atan, fayda yerine zarar verir.
Musa aleyhisselâm en yumuşak kelimelerle İslâm’ı Firavuna tebliğ eder. Otoriteyi elinde tutan Firavun, eğitim ve öğretimi elinde tutan Haman, ekonomiyi elinde tutan Karun,Musa aleyhisselâmın peygamberliğini inkar ederler.
Müslümanların erkek çocuklarını öldürme kararı alırlar. (Mü’min/Ğafir 25) Hızlarını alamazlar, Hz.Musayı öldürme kararı alırlar. Firavun: “Beni bırakında Musayı ben öldüreyim. O da Rabbini çağırsın.” Der. (Mü’min 26)
Böyle bir ortamda Musa aleyhisselam “Ben de ,hesap gününe inanmayan,büyüklük taslayan herkesten Rabbime ve Rabbinize sığınırım.” Der. (Mü’min 27)
İşte böyle bir ortamda Firavunun yanında bulunan, onun danışma meclisinde görev yapan, Musa aleyhisselâma iman ettiği halde imanını gizlemesini bilen biri, “Demir tavında dövülür” kuralına uyarak Firavunun huzurunda söz alır ve “Siz, “Rabbim Allah”diyen birini mi öldüreceksiniz?Bu gün yeryüzünün galibi olarak otorite sizin. Ya bu doğru söylüyorsa. Allahın azabı bize gelirse bize kim yardım eder? (Mü’min 28-29)
Firavun, “Dediğim dedik, çaldığım düdük, benim görüşümden başka görüşler geçersizdir” anlamında “Ben size ancak gördüğümü gösteriyorum ve ben size doğru yoldan başkasını göstermiyorum.”der.(Mü’min 29)
O imanını gizli tutan Mü’min, Onlara konuşurken “Geçmiş toplumların başına gelenlerin sizinde başınıza gelmesinden korkarım. O mahşerdeki feryadı figan gününde sizi koruyacak yoktur. Daha önce Yusuf gelmişti siz ondanda şüphe etmiştiniz. Allahın ayetlerine karşı mücadele verirken Allahın buğzunu ve Mü’minler in kinini büyütüyorsunuz. Siz bana uyun; sizi doğru yola götüreyim. Bu dünya hayatı değersiz bir şeydir. Ebedi yerleşim yeri ahirettir. Kötülük yapan dengiyle karşılığını görür. Erkek veya kadın, mü’min olarak iyilik yaparsa cennete girer ve hesapsız rızıklandırılır. Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum,siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Siz beni Allahı inkara ve ona ortak koşmaya çağırıyorsunuz,ben sizi güçlü ve afveden Allaha çağırıyorum. Yakında size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allaha havale ediyorum. Şüphesiz Allah,kulları çok iyi görendir.” (Mü’min Süresinin 30-44 ayetleri nin mealinin kısaltılmış hali)
Peki o zalim sultanın yüzüne karşı gerçeği haykıran yiğidimize ne oldu dersiniz? “Ben işimi Allaha havale ettim”diyen bir yiğidi Rabbim yardımsız bırakır mı? Hemen 45 inci ayette: “Allah onu, Firavun ve adamlarının hile ve tuzaklarından korudu ve Firavun ailesini azabın en kötüsü kuşatıverdi.” Diyerek kurtuluşunu haber verir.
Müslüman olduğunu çaktırmadan bu dünyadan gidenler, kabirde “Rabbin kim?” sorusuna da doğru cevap veremezler. Çünkü dilleri antıramanlı olmadığından orada da dilsiz kalabilirler.

“NE YAPALIM” DEMEYİN 5-12-2000 (Mü’min süresi)

Kur’an ayetleri bizim gözlerimizi tabiata çevirir. Yeryüzü gemisine bindiriyor Rabbimiz bizi. Dört iklim limanlarına uğratıyor. Her mevsimin meyve,sebze,yiyecek,içecek ve çiçeklerinden ikram ettiğini bildirir. Bizleri birbirimize aşık eden güzel suretler verdiğini ve o güzel insanlara uygun tertemiz rızklar yarattığını haber verir.
Kibirinden Allaha boyun eğmeyen, Allahın ayetlerine karşı mücadele veren, ama kendi iç dünyasında geliştirdiği kibirin boyuna bile ulaşamayan (Mü’min 56) insanlara geçmişlerini hatırlatır ve “Sizi (önce)topraktan, sonra nutfeden, sonra (rahme yapışan) alakdan yaratan,sonra olgunluk çağına ulaşmanız,daha sonrada ihtiyar olmanız için sizi çocuk olarak çıkaran Odur.” Buyurur.
Uzayda yüzüp duran bu dünya gemisindekilere birde geçmiş toplumların yurtlarını görüp ibret almalarını öğütler. (Mü’min 82)
Allahın ayetlerine karşı harp i’lan edenler, o ayetlere iman edenlere akla hayale gelmedik işkenceler yapanlar,tarih sayfalarında “Bir varmış bir yokmuş” hikayelerine konu olarak kalmışlar ama Allahın ayetlerine iman edenler sabırla yollarında yürümüşler bu dünyada dahi iyi sonuçlar aldıkları gibi ahirette büyük mükafatı kazanmışlar.
Rabbimiz: “Sabret;şüphesiz Allahın va’di haktır. Onlara va’dettiğimizin (azabın) bir kısmını sana göstersek veya seni öldürsek de onlar bize döndürülecekler.” (Mü’min 77) buyurur.
Yetmiş sene Türk illerinde İslâm’ın sesini ve nefesini kesmek için geliştirilen bütün metotları deneyen,batılı uzmanlardan da yardım alan kominizim en sonunda kan içerken kendisi patlayıp geberdi; “Öldürdüm” dediği İslâm yeniden yeşerdi.
“Ne yapalım” sorularıyla vakit öldürmenin faydası yok. O soruyu dilimizden atalım. Rabbimiz in emrine uyalım : “De ki,Rabbimden bana apaçık deliller gelince Allah dan başka düa ettiklerinize tapınmak bana yasaklandı. Ben,alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum.”
Biz Kur’anın emirlerini,sevgili peygamberimizin yaptığı şekilde uygulamaya koyalım. “Hakkın mabedinde zikir çekenin tesbihi zincirden olurmuş.” Zincirde vursalar yarim beni görüyor diye yar yolundaki yaralardan şikayet etmeyiz ama Mü’min süresinin 71 inci ayetinde Allahın kitabını yalanlayanların zincirlere bağlanıp sürüklenerek cehenneme atılacaklarını haber verir. Mü’min bu dünyada kendisine vurulan zincirden daha fazla, kendisine zincir vuranlara ahirette zincir vurulacağına iman ettiğinden bu dünyada cellatlığa soyunan insanları uyarmak için çırpınır. Bu durumu daha önce şöyle açıklamıştım:
Gece karanlığında eğlenerek yürüyen bir kalabalık uçuruma doğru gitseler, uçurumdan haberi olmayan bu kalabalığa bir adam “Yahu nereye gidersiniz? Yolun sonu uçurum; gitmeyin” diye bağırsa içlerinde birkaç kişi o bağıranı yakalayıp “Sen ayırımcılık yapıyorsun” diyerek ağaca bağlasa, kalabalık gülerken o bir kişi ağlasa şimdi biz hangisine: “Ne olacak bu/ bunların hali” diyeceğiz.(Bak:Tevbe 109 Âl-i Imran 103))
Ağlayan adam bağlandığına ağlamıyor. Bu kalabalığın yardan aşağıya düşeceklerine ağlıyor. Yoksa o Müslüman yar yolunda yaralanmayı gazilik nişanı gibi zevkle taşır.