Gönlü Kapalılar 6-12-2000 (Füssilet) - Nuzulsirasinagorekuran - 56. Sayfa
GÖNLÜ KAPALILAR 6-12-2000 (Füssilet)
İman, gönül işidir. İnkar da gönül işidir. İman eden de, inkar eden de bu işlemi
tamamladıktan sonra kendine yöneltilecek sorulara, tenkitlere, kınamalara
karşılık vermek ve kendi aklını da tatmin etmek için imanına veya inkarına
mantıklı gerekçeler aramaya başlar ve bulurda.
Ancak Kur’anı Kerimde “.....akıl edesiniz diye” “Aklınızı başınıza alasınız
diye” “Düşünesiniz diye....” başlayıp sona eren ayetlerden anlıyoruz ki
gönlümüzün dışa açılan kapılarından en önemlisi aklımız, Sonra kulağımız,daha
sonra gözümüzdür.
Kur’an da hep kulak dan sonra gözden bahsedilmiştir. Dünyada gözü görmediği
halde ilim adamı olan çoktur. Kulağı duymayanların çoğunluğunun aynı zamanda
dilleride konuşmaz. Türkiye’de ve İslâm aleminde gözleri görmediği halde Kur’an
hafızı olan on binlerce insanımız vardır.
Ama asıl olan kapılar değil, gönül ülkesidir. Kulağı duymayan,dili
konuşmayan,gözü görmeyen,kolu ve bacağını kaybeden birçok insanımız var ki
insanlığından hiçbir şey kaybetmemiş.
Ama Kulağı kirişte olan,Dünya Bankasının en gizli odalarında para üzerine
yapılan gizli konuşmaları duyan, Hangi ülkeye kaç ton kaçak domuz eti
girdiğini,Kaç milyon doların nereden nereye gittiğini gören ancak Hakkı ve halkı
görmeyen gözlerden haber verir Kur’anı Kerim.
Fussılet süresinde (Ayet 1-5) Rahman ve Rahim olan Allah tarafından
indirilen,bilgili insanlar için açıklanmış olan,müjdeleyen ve uyaran Kur’andan
yüz çevirenlerin kalplerinin kapalı,kulaklarının sağır ve gözlerinin perdeli
olduğunu haber verir.
Baştaki gözün görmemesi bir nimetten mahrumiyettir;ama gönül gözünün kapalı
olması tam bir musibettir. Kulağı duymayan,dili konuşmayan bir dostum var.
Onunla gözlerimiz konuşur. Gönül dili ağız dilinden daha çok şeyler söyler. Ama
baştaki gözü gördüğü halde gönül gözü kapalı olan tanıdıkla bir dakika bin saat
gibi uzar. “Bülbül güzel bir kuş” desen “Ne kadar eti çıkar,nerede satılır,kim
alır,kim satar?” der.
Gönül gözü kapalı,gönül kulağı tıkalı olan bu adamlara “ Müşriklere yazıklar
olsun;onlar zekat vermezler, ahireti inkar ederler.” Buyurur. (Fussılet 6-7)
Pekide gökleri, yeri, ellerini,dillerini, ayaklarını yaratan Allahın Kitabı
Kur’ana karşı çıkanlar neden bunları yaparlar? Hiç düşünmezler mi? diye
hatırımıza gelir. Rabbim , 25 inci ayette onun da cevabını veriyor. Hani baştaki
gözü görmeyenler beyaz bastonla yollarını bulurlar. Gönül gözü görmeyenlere de
yardakçıların musallat edildiğini,onlara yaptıklarını ve yapacaklarını güzel
gösterdiklerini haber verir.
Aman ya Rabbi, günümüzde Kur’anın sesini kısmak için elinden geleni geri
bırakmayanların sevinçli tavırlarını görüyor ve senin kitabında bildirdiğin
ta’rife tam uyduğunu görüyoruz. Yerde bağıranların gökyüzündeki Ay’a bir şey
yapamayacaklarını biliyoruz. Biz bağıranlar adına üzülüyoruz. Dokuzuncu haçlı
seferide başarısız sona erecektir. Gelin kendinize yazık etmeyin.
BEN MÜSLÜMAN’IM 7-12-2000 (Füssılet)
Eşyaya isim verme ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’le başlar. Bakara
süresinin 31 inci ayetinde Allah, Adem’e isimleri öğrettiğini haber verir.
Kalbimizi,kalıbımızı,kanımızı,canımızı yaratan Rabbimiz lütfetmiş,bize konuşmayı
ve konuşulacak kelimeleri de öğretmiş.
İnsanlar,bölgelere, kıtalara dağılmışlar. Gittikleri yerlerde yeni gördüklerine
yeniden isimler vermişler. Başka kıtalara gidenlerle böylece dilleri ayrılmaya
başlamış.
Çayların,nehirlerin zaman içinde yatak değiştirdiği gibi kelimelerde zaman
içinde anlam değiştirmişler.
Rabbimiz insanlık tarihi içinde hukuki,ahlaki bozulmaları önlemek için
gönderdiği kitaplarla aynı zamanda kelimelerin asıl manalarını da korumuş.
İnsanların eşyaya verdiği her isimde o insanın veya o milletin inancını,
karakterini, kültürünü, sosyal yapısını hatta havasının yumuşak veya sert
olduğunu işin ehli olanlar tahmin ederler.
Hukuk da Kur’an ve sünnetten delil bulunamadığı zaman, müctehidler ictihada
gittiği gibi, dilde de ilk insanlar Hz. Ademin diliyle konuşurken yeni olaylar
ve eşyaya yeni isimler vererek diller gelişmiş.
Ama bazı isimler var ki bütün peygamberler tarafından manası korunmuştur.
Meselâ, “Müslüman” kelimesi onlardandır. Rabbimiz Hac süresinin 78 inci ayetinde
Kur’an nazil olmadan önce geçen ve peygamberlere tabi olan toplumları da
“Müslüman” olarak isimlendirdiğini haber verir.
Al-i Imran süresinin 67inci ayetinde Hz. İbrahim’in Yahudi veya Nasrani
olmadığını, ancak puta tapmayan bir Müslüman olduğunu, Yusuf süresinin 101 inci
ayetinde Yusuf aleyhisselamın, “Rabbim,beni Müslüman olarak öldür” diye düa
ettiğini haber verir.
Muhammet ümmeti olarak bizim de “Ben Müslüman’ım” dememizi özendirmektedir.
Füssılet süresinin 33 üncü ayetinde “Allaha da’vet eden,amel-i salih işleyen ve
“Ben Müslüman’ım” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?” buyurur.
Kur’anı Kerimde,Kafirlerin insanları insana tapınmaya ve onun sonucu olarak
Cehenneme da’vet ettiklerini haber verir. Biz ise insanın,insana tapınmasına
karşı çıkarak Allaha Kulluk yapmaya çağır dığımız gibi,kendimizi de tek
kelimeyle “Müslüman” olarak isimlendireceğiz.
Mao’cular,Castro’cular,Lenin’ciler diye insanlarımızı bölenlerin bu millete
çıkardığı fatura çok ağır oldu. Komünizm yıkılınca şimdi o isimlere sahip çıkan
yok, ama yeni isimler türetiliyor.
İnsan olarak en çok sevdiğimiz sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)
dir,ama “Biz, Muhammed’ciyiz” demeyiz.
İslâm’a çok güzel hizmetler yapan değerli ilim adamlarımızı hayırla anarız,düa
ederiz,fakat “Ben Hasan’ı Basri’ciyim” ,”Gazali’ciyim” demeyiz.
Tarih içinde hak yoldan ayrılan sapık kollar ve yolların ayrılış noktasında
....cılık....culuk vardır.
İnsan,insanın ilminden,tecrübesinden yararlanır,onu sever,saygı gösterir ama onu
put gibi dikip aklını onun aklı önünde kurban etmez.
Allah her insana ayrı özellik ve güzellik vermiştir. Herkes kendindeki özellik
ve güzellileri sergilesin de insanlık ailesi ayrılıkların ahenginden
yararlansın.
KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE GİDER (Füssılet )
8-12-2000 Cuma
17/03/2004/Çrşmb/Millig
Mevlâna : “Biti, pireyi gül suyu ile öldürünüz.” Der. Gül suyu, biti öldürmez
ama vücudumuz, elbisemiz, evimiz gül gibi temiz olursa insanda bit olmaz. Asıl
olan bit öldürücü ilaçlar üretmek değil, bitin üremesini önlemektir.
“Amerikan polisi çok iyi eğitildiğinden, teknolojinin bütün imkanlarından
yararlandığından, her sene bir milyonun üstünde suçluyu adalete teslim ediyor”
haberi aslında yüz kızartıcı bir haberdir.
Milletlerin hedefi, gül gibi çocukları eğitim kurumlarında diken haline
getirdikten sonra, devlet gücünü göstermek için o dikenleri kırmak değildir.
Diyelim ki eğitimdeki ihmalimiz sonucu köşe dönücünün, soyguncunun, hortumcunun,
hırsızın, katilin, fuhşun, uyuşturucu bağımlısının sayısını artırdık. Hemen çare
olarak polisin sayısını artırmak yerine kültürümüze yön verenleri, eğitimde
kasırga ekip hortum biçenleri değiştirmek gerekir.
Rabbimiz: “İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla gider.
Birde bakmışsın ki,seninle arasında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost
oluvermiş.” Buyurur.(Füssılet 34)
Anadolu insanı bu ayeti atasözü haline getirmiş, “Kanı kanla yıkamazlar,kanı su
ile yıkarlar” deyivermiş. “Taş atana ekmek at” demiş.
“Kötülüğe karşı,kötülük yapmak her kişinin kârı,
Kötülüğe karşı iyilik yapmak er kişinin kârı.” Demişler.
Kötülük yapana iyilikle karşılık vermek kişinin kendisine iyilik yapması
demektir. Hep kötülükle karşılık verenler kötülüğe alışırlar ve kötülük
yapmaktan zevk alır hale gelirler. Yaptıklarının çok iyi bir şey olduğuna
inanırlar.
İyilikle karşılık verenler hem kötülüğe alışmamış olurlar,hemde karşıdaki insana
iyilik örneği oluştururlar.
Kur’anı Kerimin ilk ayeti “Oku” diye başlar, “Takva” ayetiyle sona erer (Bakara
281) Yani ilim insanı takvaya erdirip,içini Hak için,dışını halk için
süsleyemiyorsa o, ilim değil, milletin baş belasıdır.
Kötülüğü iyilikle giderebilmenin yolunu da Füssılet süresinin 35-36 ıncı
ayetlerinde gösteriyor. Önce sabreden, tahammüllü bir insan olmak, sonra büyük
ahlak sahibi olmak ve şeytanın dürtülerinden Allaha sığınmak.
Dinime karşı savaşanlara bile hakaret etmeden, iftira atmadan, işin doğrusunu
söyleyerek ve yaparak mücadeleye devam edeceğiz. Sevgili peygamberimize ve onun
ashabına yapılanın binde biri bize yapılmış değil. Sevgili peygamberimiz
iyilikle mücadele verdi, Ebu cehlin şahsıyla uğraşmadı,küfrüyle,küfüyle uğraştı
ve galip geldi. Ebu cehlin oğlu bile o güzellik karşısında İslâm’a girdi.
Kötü söylemeyeceğiz,çünkü bir gün gelir o düşman sıcacık bir dost oluverir. O
zaman o kötü sözlerimiz hep araya engel olurlar.
Şair ne güzel söylemiş:
“Gülşende bülbülü zar iden sensin
Düşmanı dost edip yar iden sensin
Alemleri yoktan var iden sensin
Sen yarattın yine sen yardım eyle.
KUR’AN TERCEMESİ ÜZERİNE
11-12-2000 pzrt Füssılet
07/11/2003/Cuma/Millig
“ Ak akça kara gün içindir.” Ata sözümüzü,Türkiye’de kolejlerde İngilizce
dersleri veren,Amerikalı,İslâm’ı seçen bir hanımefendiye,İngilizce’ye terceme
etmesini rica ettim; o da “white money is for black days” diye terceme etti.
Bu İngilizce terceme yi bir başkasına bunu Türkçe’ye terceme et dedim;o da
“Beyaz para kara günler içindir” diye terceme etti.
Ata sözümüzdeki “Ak” kelimesi için Hüseyin Kazım Kadri’nin “Büyük Türk Lügatı”
isimli dev eserine baktım. “Ak: beyaz,pak,temiz,günahsız,..manalarına gelir”
diyor. “Akça”kelimesi için M. Zeki Pakalın’ın “Osmanlı Tarih Deyimleri Ve
Terimleri Sözlüğü” isimli eserinde “Akça: vaktiyle tedavül eden gümüş paranın
adıydı” dedikten sonra gümüş paranın tarihine ve tanıtımına geçer.
“Ak akça kara gün içindir” ata sözünün içinde Osmanlı parasının
tarihi,Osmanlının para politikası,paranın ananın ak sütü gibi helal ve günahsız
olması gerektiği,öyle ana sütü gibi helal,beyaz bir paranın karanlık günlerde
insana ışık olacağı anlatılır. Sonra “Ak” ile “Akça” kelimeleri arasındaki söz
ve mana uyumu terceme edilemez.
Atalarımızın beyinlerinden süzülerek bir kalıba dökülen özlü sözlerin terceme
sinde bir çok zorluk yaşanırken Allahın kelamı Kur’anı Kerim terceme sini
aslının aynı gibi kabul edenler,hem Kur’anı tanımamışlar,hem de terceme
konusunda fazla kafa yormamışlar veya verilen emri yerine getirdiklerinden böyle
söylemekteler.
Yaşlı bir yazar,merkezi yurt dışında olan bir dernekte Kur’an’ın Türkçe olarak
namazda okuna bileceğini ve öyle olması gerektiğini söyler ama aynı derneğin
adının Türkçe olması gerektiğini söyleyemez.
Kur’an’ın binlerce kelimesinin Türkçeleştirilmesini ve Türkçe Kur’an okunmasını
isteyen bu adamlar ekmeğini yediği bu derneğin bir kelimesinin kılına
dokundurtmuyorlar. Bu da gösteriyor ki bunlar samimi değiller. Bu iddiada olan
biri Kur’anı Türkçe’ye terceme ediyor ve her baskısında gelen baskılar sonucu
manayı değiştiriyor. Şimdi bu tercemelerin hangisini namazda okuyacak bu adam?
Benim de “ŞİFA TEFSİRİ” adıyla yayınlana bir tefsirim var. Kendi tefsirime
bakmadan herhangi bir ayeti terceme etsem aynı kelimeleri tutturamam. Şimdi bu
iki tercemeden hangisine “Türkçe Kur’an” diyeceğiz?S
“Törütkenimiz bir uğan idi atı birle” bu nedir? Hangi dildendir? Ne anlama
gelir? Bu, Hicri dördüncü asırda yapıldığı tahmin edilen,Türk İslâm Eserleri
Müzesinde 73 noda kayıtlı olan en eski Türkçe Kur’an tercemesinden
“Bismillâhirrahmanirrahim” ayetinin anlamıdır. Bu konuda Sayın Macit Yaşaroğlu
beyefendinin “Kur’an-ı Kerimin Türkçe Tercemelerinin Kronolojik Bibliyoğrafyası”
isimli eseri önemli bir çalışmadır.
Mealler/tercemeler kıyamete kadar devam edecektir. Her çağın insanı kabı
oranında Kur’andan nasibini alacaktır. Eğer Müslümanlar da ilk çağlardan
itibaren Terceme yi Kur’an olarak kabul etselerdi şimdi Hıristiyanların elinde
ki tahrif edilmiş İncil gibi bir Kur’an kalırdı. Ama Rabbimiz buna izin vermemiş
ve Kur’anı indiği gibi koruyacak değerli ilim adamlarını her asırda göndermiş.
“Onun (Kur’anın) önünden de arkasından da ona batıl bir şey giremez .O,Hakim ve
Hamid tarafından indirilmiştir.” (Füssılet 42)
Badem,ceviz,fındık en iyi kendi kabuğunda korunduğu gibi Rabbimiz’in kastettiği
ma’na da en iyi Rabbimizin kelamında korunur.
ASLA DÖNÜŞ
12-12-2000 Salı Füssılet
04/08/2004/Çrşmb/Millig (Bazı ilavelerle)
“Ayetlerimizi onlara,ufuklarda ve kendi içlerinde göstereceğiz ki, onun
(Kur’anın)hak olduğu onlara apaçık belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olduğu
yetmezmi?” (Füssılet 53)
Tabiat,Rabbimizin yarattığıdır. Şeriatta,Rabbimizin indirdiği Kur’anın
kanunlarıdır.
İnsanlar tabiat kanunlarına uyumlu hareket ettikleri sürece rahat edip
sıhhatlarını koruyorlar. İlmi gelişmeler her geçen gün insanları tabiata
döndürmekte. Sentetik,plastik sanayinin devleri kendi evlerinde
ağaçdan,yünden,pamuk dan,topraktan yapılmış malları kullanmaktalar.
Kullandığı malzemenin tabii olmasına özen gösteren insan, bir gün gelir, okuduğu
kitabın da ilâhi olasına dikkat eder. Evrensel insani değerleri ararken evreni
yaratan Rabbimizin evrensel İslâmi değerleriyle buluşuverir.
İnsani değerlerde o değeri belirleyen ve ona değer veren insan veya insanların
kültür derinliklerini görmek mümkindir.
1,75 boyundaki bir adama bakan korkak biri onu, iki metre olarak algılar. Aynı
adama bakan cesur biri, onu bir buçuk metre olarak görür.
Doğru olan kişilerin algılamalarıyla değerlendirmek yerine evrensel ölçü aleti
olan metre ile ölçmektir.
Korkağın veya cesurun kişiler hakkındaki değerlendirmeleri bizi yanıltabilir.
Peki ama Evrensel değerleri kim belirleyecek? İçtiğimiz suyun, soluduğumuz
havanın, kokladığımız çiçeğin, yediğimiz buğdayın kanununu kim koyduysa, özetle
evreni kim yarattıysa evrensel değerleri de o belirler. Yaratmayan, kendisi
yaratılan biri kendisi gibi yaratılan hakkında değer biçerse bu hakiki değer
olmaz, izafi değer olur.
Allah (c.c.) evrensel değerleri belirlemek, iyi ile kötüyü, hak ile batılı ayırt
etmek için bir ismi de “Furkan” olan Kur’anı indirir. Allah’ın Rasulüde o
“Furkan” hak ile batılı ayırt eden kitapla evrendekileri uyarır. (Bak Furkan
suresi ayet 1)
İlk başta anlamını verdiğimiz ayeti karime bir gün gelecek insanlar Kur’ani
hakikatları hem dışlarında hemde içlerinde göreceklerdir diye haber verir.
İslâm’ın bütün dinlere galip geleceği haberinin doğruluğunu görüyor insanlık.
Vatikan papazı,Hıristiyanların ateizme/tanrı tanımazlığa kaydığını görünce geçen
hafta hepsinin Cennete gideceğini söyleyerek papaz tanımayanların da günahını
çıkartıverdi. Papa olmasa bile etrafındakiler bu yolun yol olmadığını görürler
ve Tevrat’ı,Zebur’u,İncil’i ve Kur’an’ı gönderen Allah’a ve onun son kitabına
iman ediverirler.
Müslümanların içinde Yahudilerin,Hıristiyanların yıllarca hayatlarını
sürdürdükleri halde,Yahudilerin yanında Filistin’de Müslümanlara hayat hakkı
tanımadıklarını,İspanyada Hıristiyanların Müslümanlara hayat hakkı
tanımadığını,Bosna’da Hıristiyanların Müslümanlara hayat hakkı tanımadığını
görürlerde insanlığın selâmeti için İslâm’ı seçerler.
Yanlışlardan korunmanın yolu, insanların boyunu ölçerken korkumuz veya
cesaretimizin ölçüsüyle değil, evrensel ölçü aleti olan metreyle ölçtüğümüz gibi
insanları ve davranışlarını değerlendirirken, evreni yaratan, tabiat kanunlarını
koyan ve evrensel değerleri Kur’anıyla indiren Allah (c.c.) ın ölçülerine göre
değerlendirirsek kimseye insafsızlık yapmayız, haksız muamele etmeyiz.
İslami Okul Okulların En Önemlisi