Değerimizi Bilelim - Nuzulsirasinagorekuran - 58. Sayfa
DEĞERİMİZİ BİLELİM
29-12-2000 Cuma (Zuhruf)
Çocukluğumuzda öğrendiğimiz bilgilerin bir kısmının Kur’andan kaynaklandığını
daha sonraları öğrenmek ne mutlu bir şey. Kıyamet koptuktan sonra, İsrafil in
sûruyla beraber dünyadan gelip geçen bütün insanlar,kır çiçekleri gibi
kabirlerinden çıkacaklar diye öğrendiğimiz bilgi, Zuhruf süresinin on birinci
ayetinde “O(Allah),gökyüzünden suyu ölçü ile indirdi. Onunla biz ölü beldeyi
diriltiriz. İşte siz de böylece çıkarılacaksınız” haberinin çocuk ruhuna uygun
nakşedilmiş halidir.
İnsan süresinin birinci ayetinde de haber verildiği gibi, İnsan anılmaya değmez
bir halde iken Rabbimizin lutfu keremi olarak varlık alemine çıkarılıyoruz.
Topraktan yaratılan bütün çiçekler buket yapılıp yoluna serilse yine hakkı
verilemeyecek değerde yaratılan ve İsra süresinin yetmişinci ayetinde ifade
edildiği gibi Adem oğlu yaratılanların en değerlisi yapıldı. Bakara süresinin
yirmi dokuzuncu ayetinde de yeryüzündekilerin hepsinin insan için yaratıldığını
haber verir.
Dünyada ki bütün teknoloji ve bilginler bir araya getirilse topraktan bir koyun
yaratamadığını görüp duruyoruz. Bir damla kan yaratılabilse “Dikkat
dikkat......gurubu kan aranıyor” anonsundan kurtulacak insanlık. Hatta herkes
bakkalından şişelerle kan alıp evindeki ecza dolabında şişelerle kan
bulunduracak.
Bu değerli insan, dünyanın omuzları üzerinde yol alırken yorulmasın,üzerine
binsin diye at,katır,eşek, deve yarattığını,(Nahl 8) Nuh aleyhisselama gemi
yapmayı öğrettiğini(Hud 37) ve yaratmaya da devam ettiğini(Nahl 8) haber vererek
bundan sonra yapılacak bineklerimizinde olacağına dikkatimizi çekiyor.
Bir tek çay ikramından sonra teşekkür ediyoruz. Güzel bir tavrı bizi memnun
ediyor ve karşılığını daha nazik bir şekilde veriyoruz. Rabbimizde bu
bineklerimizin üzerine bindiğimizde kendisinin hatırlanmasını bizden istemekte.
Zuhruf süresinin 13-14 üncü ayetleri nazil olduktan sonra her bineğe binişinde
“Bunları bizlerin emrine hizmetkar kılan (Allah)ı tesbih ederim. Biz, bunları
emrimiz altına yanaştıramazdık. Biz,Rabbimize doğru dönüp gidiyoruz.” Anlamına
gelen bu iki ayeti okurmuş.
Biz de bundan sonra gemiye,trene,arabaya,otobüse,uçağa ve bundan sonra yapılacak
olanlara her binişimizde Allah ı hatırlayacağız. Bunları yapanlara teşekkür
ederiz ama yapanların aklını yaratan Allah tır. Bakıyorsunuz beyin cerrahı
doktor bir gün geliyor, kendi çocuğunu tanıyamaz hale geliveriyor.
“Benim” dediğimiz hiçbir şeyi biz yaratamıyoruz. Rabbimizin tabiata koyduğu
kurallara uyarak onun izni içerisinde ,Onun verdiği akıl ve ellerle Onun
mülkünden nasibimizi toplamaya çalışıyoruz. Çok verse de,az verse de ona
hamdedeceğiz ve yine Ona şükredeceğiz.
“Hocam,benim canımdan başka hiçbir şeyim yok. Nem alacak felek benim” demeyin.
İsterseniz en yakınınızdaki bir doktora gidiniz ve tepeden tırnağa kaç trilyon
ettiğinizi bir öğrenin. Organ tacirleri size bakarken,banka hortumcularının
merkez bankasının kasasına bakar gibi bakarlar.
Dünyanın her metre karesini mescit gibi görüp hem temiz tutulmasına,hemde her
yerde Rabbi tesbihe devam edelim.
SERVETLERİN TRAFİĞİ (Zuhruf 2-1-2001)
Kar olan yerde nar olmuyor. Nar olan yerde de kar tutmuyor. Zeytin yetiştiren
ülkeler belli. Kuzey ülkelerinde zeytin yetişmiyor. Karadeniz bölgesinin bitkisi
ile akdenizin bitki örtüsü ayrı. Kanada ile Japonya’nın toprağı ve ürettikleri
ayrı ayrı.
İnsanlarda,akıl,fikir,beden gücü,beceri bakımından birbirlerinden farklı
yaratılmıştır. Parmak çizgilerimiz,ses tellerimiz,yüz çizgilerimiz kadar
birbirimizden farklı yaratıldık.
Bütün bunlar, Rabbimizin varlığını, birliğini,eşinin ve benzerinin olmadığını
anlatır bize.
Rabbimiz, “Rabbinin rahmetini onlarmı taksim ediyorlar? Onların dünya
hayatındaki geçimliklerini biz taksim ettik. Birbirlerine iş gördürsünler diye
bir kısmını diğerleri üzerine üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların
topladıklarından daha hayırlıdır.” (Zuhruf 32)
Bakara süresinin 197 inci ayetinde “Azıklanınız” diyerek bu dünya yolculuğunda
dünyanın ni’metleriyle yol almamıza dikkatimizi çektikten sonra “Şüphesiz azığın
en hayırlısı takvadır.” Buyurmuş.
Tenimiz ihtiyarlasa da canımız ihtiyarlamaz. Sevgili peygamberimiz “Ten
ihtiyarlarken,mal ve yaşama sevgisi gençleşir”buyurmuş. (Müslim. Zekat. hadis
1047) ve bir hadisinde de “Adem oğlunun iki vadi dolusu malı olsa üçüncü vadiyi
ister. Adem oğlunun karnını ancak toprak doldurur” buyurmuş. (Müslim,Zekat,hadis
1048) Al-i Imran süresinin 14 üncü ayetinde dünyanın bazı ziynetleri sayılır ve
bunların insanlara süslendiği haber verilir.
Zaten fıtratımızdaki bu sevgi olmasaydı,güzel evler,güzel yollar,güzel bahçeler
ve bütün güzellikler korunmazdı. Bu da Rabbimizin bize bir lütfudur.
Ancak dünya sevgisini,dünyayı bize veren olan Allah sevgisinin önüne
geçirmeyeceğiz. Babamız harçlık verdiğinde seviniriz,parayı da severiz,ama
parayı babamızdan daha çok sevmeyiz.
Kudüs deki papazlar Hz. Ömer’e “Dünyaya meyletmediğini duymuştuk ama buralara
kadar gelip ülkeler fethediyorsun” dediklerinde “Allahın mülkünde bir tek hurma
çekirdeğinin dahi Allahın koyduğu kurallar içinde Allahın kullarından hak
sahiplerine gitmesi için buralara kadar geldik”deyivermiştir.
Biz, dünyada Rabbimiz tarafından taksim edilen rızkın Rabbin koyduğu kurallara
göre hak sahiplerini bulması için trafiğini düzenlemeye yönelmeliyiz.
Komünistler ve kapitalistler bu işte başarılı olamadıklarını ortaya koydular.
Altı milyar insanın alın teri,göz yaşı ve kanı üzerinde bir medeniyet kurdular
ama aklı başında insanları o medeniyetin tepesinden, aşağıdaki sürünen insanlara
bakmaktan utanıyorlar.
Aşağıda sürünen insanlardan bir çoğuda yukardakilere özenmekte ve “Keşke Karun’a
verilenin benzeri bize de verilseydi” diyorlar. (Kasas 79)
Rabbimiz Zuhruf süresinin 33-34 üncü ayetlerinde eğer insanlar inkarda tek
millet olmayacak olsalardı kafirlerin tavanlarını,merdivenlerini,kapılarını,
koltuklarını gümüşten ve süslerini altından yapardık diyor.
Biz, Zuhruf süresinin 43üncü ayetinde “Sana vahyolunana sarıl; Muhakkak sen
dosdoğru yoldasın” dediği Rasülünün yolundan yürüyeceğiz. Zekat ve sadakayı daha
çok vermek için çalışırken malımızın içine haram lokma karıştırmadığımız gibi
kırk banka soyan kırk haramilere de sessiz kalmayacağız.
SİLİK İNSAN YETİŞTİRMEYİN (Zuhruf) 3-1-2001
Sevgili peygamberimizin,eşlerinden bir tanesine bir tokat vurduğu görülmediği
gibi eşleri tarafından da nakledilmemiştir. Halbuki o hanımlar sevgili
peygamberimizin evde geçen bütün hareketlerini bize örnek olur diye olduğu gibi
haber vermişler.
Efendimizin yanında büyüyen ve Onun eğitiminden geçen Sahabe çocuklarından bir
tanesinin kulağından tutarak cezalandırma tarafına gitmemiştir. Mekke’nin zengin
ve soylu ailelerinden olan Ebubekir ile Mekkeli putperestler tarafından
köleleştirilen Bilali Habeşi Müslüman olunca her ikisini İslam kardeşi
yapmış,birini sağ tarafına öbürünü sol tarafına oturtup birlikte yemek yeme
şerefine kavuşmuşlar.
Harp meydanı ve hukuki kararların dışında hiçbir yerde hiçbir zaman,hiçbir
insana vurmadığı gibi hakaret anlamına gelecek bir tek kelime dahi
kullanmamıştır Bu hassasiyet yalnız Müslümanlara karşı yapılmamıştır. Kafirlerin
de şahsı rencide edilmemiştir. Onların yaldız küfrü,inkarı,zulmü hafife alınmış
ve aşağılanmıştır.
Çünkü Füssılet süresinin 34 üncü ayetinde Kötülüğün iyilikle giderilmesi,çünkü o
düşmanın bir gün sıcacık bir dost oluvereceği haber verilmiştir.
Dünya insanına Allahın mesajını taşıyacak insanların ezik yetişmemesi gerekir.
Kimliğini kaybetmiş insanın kendine faydası olmadığı gibi sahibine de faydalı
olamaz. Ayı’nın,kendisine iyilik yapan köylünün başına konan sineğe kızıp ta
sineği öldürmek için kayayı köylünün başına vurup köylüyü öldürdüğü gibi
efendisini öldürebilir.
Her şahsı başkasından ayıran parmak çizgileri olduğu gibi kişilik çizgileri
vardır. Antika eserlerin ve güzel tabloların bir çizgisinin silinmesi o eserin
değerini düşürdüğü gibi kişilik çizgilerininde silinmemesi gerekir.
“Memuruna yüz vermeyeceksin”, “Yüz verirsen astar isterler”, “İşçinin yüzüne
gülersen çalıştıramazsın” anlayışı ile başa gelen insanlardan çok başarılı bir
yönetici çıkmamıştır. Onlar küçücük dünyalarının küçük kralı olarak yaşayıp
gitmişler,silik adamların yöneticisi olduklarından silinip gitmişler.
Günümüzde üniversitelerde haksızlığa karşı çıkan öğrencilerin başı dik olanları
birde karakol eğitiminden geçirilerek başları yumuşatılır. “Gelene ağam gidene
paşam” dedirtilir. Yeri gelince “kavuk” yeri gelince “kuyruk sallamaya” başlar.
Başı yumuşatıldığı için “her kalıba girer” . “Çanak yalayarak” yükselir banka
yutmaya başlar. Bu tür insanlar, uyuz eşek gibi yol almazlar, sırtındakine de
yol aldırmazlar. Ama efendilerini de düşürmezler.
Rabbimiz,yıllarca Firavunun zulmüne katlanan insanların psikolojisini/haleti
ruhiyyesini şöyle haber verir: “Firavun kavmini küçümsedi/aşağıladı, onlarda ona
itaat ettiler. Çünkü onlar fasık bir toplum idiler.”
Yöneticiler tarafından aşağılanan bir toplumla uzun süre yol almak mümkin
değildir. Öylede olur. Hz. Musa’ya iman eden küçük bir topluluk karşısında
tarihin derinliklerinde yok olup giderken Rabbimiz in Zuhruf süresi 56 ıncı
ayette ifade ettiği gibi kendilerinden sonra gelenlere kötü bir örnek olmuşlar.
Siz, siz olun, kendinizi, eşinizi, çocuklarınızı, dostlarınızı, düşmanlarınızı
hafife almayın, hafife alınırsınız, aşağılamayın, aşağılanırsınız.
İslami Okul Okulların En Önemlisi