Rahmetle Anılalım (26-1-2001 Kehf) - Nuzulsirasinagorekuran - 64. Sayfa
RAHMETLE ANILALIM (26-1-2001 Kehf)
Milletlerde insanlar gibi doğarlar, büyürler, yükselirler, duraklama devrine
girerler, ihtiyarlarlar, zayıflarlar, bir hastalık girer uzun zaman yatarlar
veya ani bir krizle ölürler.
Veya milletlerde insanlar gibi intihar ederler.
Kur’anı kerimde milletlerin ölüm sebebi olarak birinci sırada yönetici kadronun
“Müstekbirlik” “mütekebbirlik” hastalığına tutulması gösterilir. Yani yönetici
kadro kendini Hak’dan ve halkdan üstün görmeye başladımı bünyeyi kemirecek olan
mikrop da girmiş ve etkisini göstermeye başlamış demektir.
Ayakta kalabilmek için bir zenginler gurubu üretmeye çalışacak. Kur’an o
hastalığın adına da “ Mütrafin” hastalığı adını koymuştur. “ İstiska/dropsy”
hastalığına yakalanan, çatlayıncaya kadar su içtiği halde doymayan adam gibi
mal, mülk, aRaba, yat, helikopter, villa, çiftlik, dolar hastalığı başlar. Elde
ettikçe hırsı artar. Hazineyi boşaltırlar. Halkın elindekini vergilerle,
alaverelerle, dalaverelerle alırlar. Halk naylon kabına çorba bulamazken,stres
atmak için seramik tabak,çanak kırmaya başlarlar.
Halk harekete geçmeye, kıpırdanmaya başlarsa “Cebbarlık” (baskıcılık) nöbetine
tutulurlar. Cezaları artırma yarışmasına girerler. Baskıcılık hastalığına
tutulanlar ilim ve sanatta başarı sağlayamayınca ilim adamına: “Kaç villan var,
aRabanın markası ne, elbiselerin ve makyaj malzemelerin nereden ve kimden”
sorularıyla üstünlük sağlamaya çalışırlar
Sahip oldukları imkanları korumak için, kurulu düzenlerini bozmak isteyenleri
susturmak için mafya beslerler. Salih aleyhisselâma karşı dokuz kişilik bir
çetenin oluştuğunu haber verir Rabbimiz ( Neml 48). Bu çetenin bozgunculuk
yaptığını bildirir.
Firavun, müstekbirlik, müterafinlik, cebbarlık hastalığına tutulmuş çevredeki
yağcıların yağıyla ayakta dururken göçmeden önceki halini Rabbimiz: "O kavmini
aşağıladı ve onlar da ona itaat ettiler” diye haber veriyor. (Zuhruf 54)
Evet. Aşağılanan insanlar aşağılayana karşı itaatkar ama aşağılama o insanların
atılganlık, iş yapma becerisini yok eder ve savunmacı bir karaktere sahip
olurlar. Üretmeyen toplumlarda yıkılır. Firavunun yıkıldığı gibi.
Halkı, polis ve vergi memurlarıyla sindirmeye, ilim adamlarını, saç sakal
tıraşı,başörtüsü müayenesi,okuduğu kitap,dergi,gazete ayırımı ile aşağılamaya
çalışanlar,a aslında kendi ayaklarını kaydırdıklarının farkında olamayacak kadar
hasta olduklarını gösterirler.
Kadisiye meydan muharebesinde mağlup olan Pers imparatorluğunun genel kurmay
başkanı Rustem,İslam ordularını toplu halde namaz kılarken gördüğünde:“ Ömer,
edeple eğittiği ordularıyla ciğerimi yedi” demiş. (İbni Haldun, mukaddime152) ve
Pers imparatorluğu da tarih mezarlığında yerini almış.
Ve Rabbimiz buyurur: “Her ümmetin (milletin) bir eceli (ömrü) vardır.” (A’raf
34, Yunus 49)
Bu Cuma gününden öbür Cuma gününe kadar “Kehf”süresiyle yolumuza devam edeceğiz.
İnsanlar için yüz sene uzun bir zaman ama insanlık için üç yüz dokuz sene çok
kısa bir zamandır. Kula kul olmamak için bağını,bahçesini,evini,eşini,dostunu
bırakmak zorunda kalan ve bir mağaraya yerleşen,orada üç yüz dokuz yıl kalan
“Ashab’ı-kehf” dünya insanı tarafından tanınıyor. Dünyanın her tarafında
hayatları filme alınmış. Bizler her hatim inişte onları rahmetle anıyoruz. Ama
onlara zulmeden zalimlerin adını ben de bilmiyorum. Ardımızdan rahmet okutacak
işler yapalım.
YEDİ YİĞİTLER (Kehf 29-1-2001 pzrt)
“Kehf” süresini haftada bir defa okuyunuz. Vakit bulamayacağınızı
söylüyorsanız,o zaman sürenin başından ve sonundan onar ayet okuyunuz. Ona da
vakit ayıramayacaksanız o zaman sürenin başından üç ayet okuyunuz.
Kehf süresinin tamamını okumakla ilgili hadisler olduğu gibi,on ayetini veya üç
ayetini okumakla ilgili hadisler vardır. Okunduğu takdirde Deccalın(hak ile
batılı birbirine karıştıranların) şerrinden korunacağını haber
verir.(Müslim,salat,809,Ebudavud,Melahım,4323,Tirmizi,sevab’ul- Kur’an,2888)
Daha sürenin başında bu Kur’anın Allah tarafından indirildiği,Çok kıymetli
olduğu,kıyamete kadar devam edeceği,ona sarılanların onunla ayakta kalabileceği
“KAYYİMEN” kelimesi işe vurgulanır.
“IVECEN” kelimesi ile Kur’anın lafzında ve ma’nasında her hangi bir eğriliğin
olmadığı,Kur’ani adalet terazisinin,zenginden yana,veya fakirden yana
eğilmediği,haklının hakkını tam olarak verdiği,kralla kölenin adalet terazisinde
eşit olduğu vurgulandıktan sonra Allahın adaletine sığınan yedi yiğidin örnek
hayatından kesitler verilir.
İnsanı ilahlaştıranlar,insanlardan birini Allahın çocuğudur diyerek onun
arkasında çıkar sağlayanların yaptıklarının çok büyük bir günah olduğu
vurgulanırken sevgili peygamberimizin o inkarcı insanlar için de çok üzüldüğünü
ifade eder.
İşte bu süreyi her Cuma günü okuyan bizler, bize yapılan baskılara üzülürken,
baskı yapanlara da üzülüyoruz. Onlar bize bu dünyada eziyet ediyorlar. Ahirette
onlara yapılacak azabı haber veriyor Rabbimiz ve biz onlar adına üzülüyoruz.
Filistin’de Yahudilerin geliştirdiği Filistin askısında günlerce kaldıktan sonra
can veren bir Müslüman’ın duyduğu acı geçicidir. Ama onu askıya alan imansızın
cezası sonu gelmez yıllarda ebediyyen cehennemde yanmaktır. İşte sevgili
peygamberimiz onlardan can çıkmadıkça iman edip kurtulabileceklerini biliyor ve
kendisini helak edercesine gayret gösteriyordu.
Bu sürenin ana başlıkları şöyledir:
Allah kendi yolunda samimiyetle yürüyen ve hiçbir ta’viz vermeyenlere hiç hesap
etmedikleri yerden yardımını gönderir.
Dünyanın hiçbir süsü,güzelliği,zineti onu yolundan alıkoymamalıdır. (Ayet 7)
Şartlar nasıl olursa olsun nazik olmalı. Cumhurbaşkanı da olsa, elleri zincirli
mahkum da olsa, zenginde olsa, fakir de olsa nezaketten ayrılmamalı. (Ayet19)
Yapacağımız işler için insan olarak yapmamız gereken her şeyi yaptık dan sonra
İNŞALLH/Allah diler ve izin verirse yapacağım diyeceğiz.(Ayet24)
Allah dan başka sığınağımızın olmadığını bileceğiz. Yol alırken neyi nasıl
yapacağımızı öğrenmek için Kur’anı okuyacağız.(Ayet 27)
Bizimle beraber iman edenler fakir olsalar,hakir görülseler onlarla beraber
olaya devam edeceğiz.Kıralların, kodamanların saraylarında bal yalamaktansa O
fakir ve hakir görülenlerle kuru ekmeği suya batırarak sevgiyle
ballandıracağız.(Ayet 28)
Varlığa sevinip şımarmayacağız,yokluğa yerinip üzülmeyeceğiz. Helalinden
kazanmak için çalışırken şımaranları da uyaracağız sahip olduğumuz
şeyleri,evimizi,eşimizi,çocuklarımızı,bağımızı,bahçemizi,dükkanımızı,fabrikamızı
gördüğümüzde“MAŞAALLAH;LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH=Allahın dediği ve dilediği olur.
Bütün güç ve kuvvet Allaha aittir”diyeceğiz. (Ayet32-44)
Ben Kehf süresini özetleyerek yazıyorum. Siz, “Şifa Tefsiri” cilt 4,sayfa 461
den başlayarak okuyuverin.
GELDİĞİMİZ GİBİ TEKER TEKER GİDECEĞİZ (Kehf 30-1-2001)
Batılı bir yazar bir eserinde “İnsanlar teker teker ölür”demiş ve bu söz
Türkiye’de bir çok yazar çizer tarafından çokça tekrarlanmış.“Bin kişi kurşuna
dizilse hepsi ayrı ayrı ölür” denmiş. Edebiyat sohbetlerinde ölüm işlenirken bu
söz yeniden tekrarlanmış.
Halbuki evlerinde olduğu halde bir defa açıp okumadıkları Kur’anı Kerimde Meryem
süresinde ayet 80 de “...ve O bize tek başına gelecek” bururken ayet 95 de
“Hepsi kıyamet gününde Ona teker teker gelecektir”buyurur. En’am süresi ayet 94
de “Sizi ilk defa yarattığımız gibi bize teker teker geldiniz” buyurur.
Kehf süresinin 46 ıncı ayetinde mal ve evladın bu dünya hayatının süsü
olduğunu,salih amellerin/Kur’ana uygun eylemlerin Allah katında daha hayırlı
olduğunu haber verir. 45 inci ayette yeryüzünde yağmurların yağmasıyla
yeryüzünün yeşermesi,sonunda o yeşilliklerin kuruyup rüzgar önünde çerçöp olup
savrulması gibi bir gün malımız ve evladımızda bize fayda vermez olacak. 48 inci
ayette Rabbin huzuruna dünyaya geldiğimiz gibi (malsız,evlatsız,çıplak ve teker
teker)varacağımız haber verilir.
Hazreti Ömer: “Hesaba çekilmeden, kendinizi hesaba çekiniz”diyor.
(Tirmizi,sıfat’ül-kıyamet hadis 2461,İbn’i Ebi Şeybe,Müsannef 7/96,188)
Geliniz,bu dünya mahkemelerinden korktuğumuz kadar bari ahiret mahkemesinden
korkalım. Hatta daha fazla korkalım. Bu dünyanın hakimleri de bizim gibi
insanlar. Önüne gelen belgelere,bilgilere ,şahitlere göre hüküm verirler.
Şahitlendirilemeyen,ispat edilemeyen iddialardan dolayı ceza veremezler. Ama
ahiret mahkemesinde en büyük işimizden en küçüğüne kadar yaptığımız her şeyin
yazıldığı kitabımızla karşılaşacağımız haber verilir. (Kehf 49)
En zalim adam kim?
Zevkine adam öldürüp,koliye koyup, şehrin meydanına bırakan mı?Hazineyi
hortumlayan,yetimin hakkına el koyan, o paraları kodamanlara rüşvet olarak veren
mi?Dünyanın efendisi bir milleti, dilenci haline getirenler vs.mi?
Rabbimiz, Kehf süresinin 57 inci ayetinde Allahın ayetleri kendisine
hatırlatıldığı halde ondan yüz çeviren ve yaptığı kötülükleri unutandan daha
zalim birinin olmadığını haber verir. Ve bu ayet Kur’anı Kerimde bazı
değişikliklerle 16 defa tekrarlanır.
Dünyanın en fazla adam öldüren manyağının öldürdüğü insan sayısı onlarla
yüzlerle ifade edilir. En büyük soyguncularının hortumladığı birkaç milyar
dolarla ifade edilir. Ama Allahın ayetlerini inkar eden,o ayetler
hatırlatıldığında yüzünü çevirenler,binlerce
katilin,soyguncunun,tefecinin,mafyanın,hainin,casusun yetişmesine zemin
hazırlarlar. İşte onun içindir ki Rabbimiz pislik üretme merkezlerine
dikkatimizi çekmektedir.
Dünyanın en kaliteli sinek savarını geliştirerek havada sinek avlamak,ileriliğin
veya gelişmişliğin ölçüsü olamaz. Asıl olan sinek üreten merkezleri kurutarak
sineğin üremesini engellemektir.
“Amerikan polisi çok iyi eğitildiğinden,teknolojinin bütün imkanlarından
yararlandığından, her sene bir milyonun üstünde suçluyu adalete teslim ediyor”
haberi aslında yüz kızartıcı bir haberdir.
Milletlerin hedefi, gül gibi çocukları eğitim kurumlarında diken haline
getirdikten sonra, devlet gücünü göstermek için o dikenleri kırmak değildir.
İLİM VE KÜRESELLİK (Kehf 31-2-2001 Çarş)
Kur’anı Kerimin ilk ayeti “Oku” diye başlar, “Takva” ayetiyle sona erer (Bakara
281) Yani ilim insanı takvaya erdirip,içini Hak için,dışını halk için
süsleyemiyorsa o, ilim değil, milletin baş belasıdır.
“İlim öğrenin. Öğrenmek iyiliktir. Öğrencilik ibadettir. Derse çalışmak
tesbihtir. Araştırma yapmak cihaddır. Öğretmek sadakadır. İlim,gurbette yoldaş,
yalnızken arkadaştır, sana konuşuverir. Zengin ve mutlu isen yol gösterir. Fakir
kalırsan yardım eder. Bela gelirse yardım eder . Dostlar yanında süstür.
Düşmanlara karşı silahtır. Allah, milletleri ilimle yükseltir ve idareci kılar.”
Bu sözler, sevgili Peygamberimizin eğitiminde yetişmiş ola Muaz b. Cebel’e
aittir. (Şerh-u – Hadisi Ebi-d-Derda, İbni Receb- el- Hanbeli s:34)
İlmiyle , imanıyla, irfanıyla Musa ve Harun (S.A.V) fakir olmalarına rağmen
yönetimi elinde tutan Firavun, ekonomik gücü elinde tutan Karun ve ateist
eğitimi elinde tutan Haman’ın saltanatına son vermişlerdir.
İlam parayı kazanır ama , para ilmi kazanamaz. Yardımcı olur . İlimin yollarını
kolaylaştırır.
Bu gün Türkiye’nin en zengin insanı bütün servetini verse bir ilim adamının
beyninin içindeki bilgileri bilgisayar disketindeki bilgiyi diğer diskete çeker
gibi çekebilir mi?
İlim, insanın süsü olur ama süksesi olmaz. Çünkü ilim arttıkça alimin tevazuu
artar. Dalların meyvesi arttıkça dik başlılığı gider ve toprağa doğru eğilir.
Kehf süresinden ilim için Musa aleyhisselamın uzun bir yolculuğa
çıktığını,Peygamber olmasına rağmen ilim sahibi birinden bilmediklerini
öğrenmeye gittiğini ve bunu gurur meselesi yapmadığını öğreniyoruz.
İlim için ilk başta sabır olması gerektiğini öğreniyoruz. “Beşikten mezara kadar
ilim arayın” sözünü yerine getirmek için uzun süreli sabıra ihtiyaç vardır.
Musa aleyhisselamın Hızırla olan yolculuğunda meydana gelen üç olay Hz. Musanın
şeriatına göre suçtu. İtirazında haklıydı. Ancak Hızır da Rabbimizin
“Tarafımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve katımızdan bir ilim öğrettiğimiz
kullarımızdan bir kul buldular” dediği değerli,salih bir insan.
Biz günümüz olaylarında perdenin arkasını aralayamadığımızdan görünüşe göre
hüküm vermeye devam ederken,iyiliğin arkasında kötülüğün olabileceğini,kötülüğün
arkasında iyiliğin olabileceğini bilerek temkin ve teselliyi birlikte
taşıyacağız.
Çağımızda hiçbir insan kendini Hz. Musa’nın yolculuk arkadaşı yerine koyarak
çevresindeki insanlara yasak işleri yaptırmaya kalkmasın. Böyle kendini yüksek
makamlarda zannederek Allahın yasakladığı şeyleri yaptırmaya kalkan olursa
“Vardır bir hikmeti” diyerek o işi yapmaya kalkmasın. Kehf süresindeki olayda
Hz. Musa da O salih zat ta Allahın kontrolü içinde hareket ediyorlardı.
Hz. Musa’nın ilim yolculuğundan sonra dünyanın hem doğusuna hem batısına yön
veren,yol gösteren,Allahın salih kullarından Zü’-karneyn’in bu dünya küresini
Allahın koyduğu kurallar içinde yönettiğini ve küreselleşmenin lafını değil
icraatını yaptığını görüyoruz.
ZÜLKARNEYN VE KÜRESLLİK (Kehf 1-2-2001 Perş)
Kehf süresi bize ilim için uzun yolu ve uzun zamanı göze alan Hz. Musa’yı örnek
gösterdiği gibi dünyanın her tarafında Allahın koyduğu kuralları işletmek için
dünyanın doğusunu ve batısını kan akıtmadan,hiçbir ülkenin ekonomisine zarar
vermeden ve hiçbir ülkenin topraklarını zimmetine geçirmeden yalnız iyilik
yaparak hizmet ve bilgi götürerek dünyayı yöneten Zülkarneyn’den haber verir.
(Bak: Kehf 83-97)
Kur’an okuyan her Mü’min, Kur’anda haber verilen Peygamber ve salih insanları
örnek edinmek için okur. Zülkarneyn’in hayatı da bizim ufkumuzu genişletir.
Dünyanın öbür ucunda zulme uğrayan bir toplum olsa onlara yardım etmeyi ve
karşılığında bir şey almamayı öğretir bu süre bize. (Bak:Kehf 92-97)
Bizim Küresellik, Evrensellik, Cihangirlik anlayışımızı belirler Kur’an.
Çok uluslu şirketlerin başkanı : “Dünya bir Pazar yeridir. Orada bizim uygun
gördüğümüz mallar , bizim biçtiğimiz fiyattan satılır.” derken Sevgili
Peygamberimiz: “Yeryüzü bana mescit / camii kılındı” buyurmuş. (Buhari K.
Teyemmüm,Ahmet,Müsnet 2/222))
30-3-2001 tarihli Hürriyet gazetesinin birinci sahifesinde şöyle bir i’tiraf
vardı: “Son seçimlerde yenilgiye uğrayınca siyasetten çekilen İsrail eski
Başbakanı Ehud Barak, Demirel'le görüşmesi sırasında, bölgedeki güvenlik
sorunundan yakınırken, Kudüs'ün Osmanlı dönemindeki yönetiminden esprili bir
örnek verdi. Barak, ‘Osmanlı döneminde tek pırpırlı bir Onbaşı, 20 kişilik
askeri gücüyle burayı huzur içinde yönetiyordu’ dedi. ‘İstanbul’dan gelen
talimatları uygulayan Onbaşı, otur deyince oturuluyor, kalk deyince
kalkılıyordu'' diyen Barak'ın, ‘Osmanlı Onbaşısı’nın o zaman, şimdi bölgede
kendilerinin içinden çıkamadığı işlerin üstesinden geldiğini de söylemesi,
Demirel'i güldürdü.”
Yıllarca bu ülkenin imam ve müezzinleri Kur’an’dan bir ayeti “Ve ma erselnâke
illâ rahmeten l il alemin” ayetini cemaate ezberletmişlerdi . (Enbiya 107) Kısa
manası : “Biz seni alemlere rahmet peygamberi olarak gönderdik” olan bu ayeti
kerime bindörtyüz yıldır bu ümmet tarafından okunmuş değerli hattatlar
tarafından yazılmış ve Müzehhib veya Müzehhibeler, gönüllerinin kıvrımlarıyla
süslemişler, cami, medrese , kışla , gibi toplumun toplandığı yerlere ışık saçan
bir levha gibi asmışlar ve Cihangirlik sevdasına tutulmuşlar.
Yıllarca C.I.A da çalışan, cumhurbaşkanlığı yapan bir adam batı toplumunu ve
ürettiği hukuku ve siyaseti ve demokrasiyi çok iyi bildiğinden,bu sistemin
Vietnam’daki köylüyü bile memnun etmediğini gördüğünden,Somali’de karnını
doyurduğu insan biraz kendine gelip gözünü açıp baktığında “Defol” dediğini
işittiğinden Batının geliştirdiği sistemin tutulmadığını gördü ve tek çıkar yol
“Medya ve mafya” dedi.
Fransızlar 130 sene Cezayir de kendi hukukunu tutturmaya çalıştı tutmadı .
İsrail, hukukunun Filistin’de tutması için kırılmadık kol, alınmadık can
bırakmadı, tutmadı. Osmanlı yirmi askerle Filistini yönetirken hakkı, hak
sahibine veriyordu. Hakkı iki pırpırlı onbaşı veya Ehut Barak
belirlemiyor,hepsini yaratan Allahın kitabı belirliyordu.
Kuzey İrlanda’daki bir kasaba kıtlıkla boğuşurken gemilerle yardım gönderiyor
karşılığında “On beş günde on beş kanun çıkarırsanız yardımı gemilerden
indiririz,yoksa vermeyiz” diyerek şahsiyetlerini rencide etmiyordu.
Rusya, Çarlık döneminde Hıristiyan kafayla,1917 den itibaren Komünist kafayla
Çeçenistan meselesini 400 senedir halledemedi .Zorla oluşturulan Sovyet paktı
çöktü.
Osmanlı çekildiği günden beri Balkanlarda kan akmaya devam ediyor.
Rahmet ümmeti olan ecdadımız altı yüzyıl her dinden insanı güven içinde
yaşatırken Hıristiyanların giyotininden kurtulan Yahudileri bile himayesine
almış. İspanyadan gelen Sefarat Yahudileri, geldikleri yıl İstanbul Balat’ta
Ahrida sinagogunu yapmışlar ve hala ayakta.
Ama Yahudiler Filistin işgalinin üzerinden elli yıl geçmeden binlerce camiyi
yıktılar Mescidi Aksa’yı bile ateşe verdiler.
Sayıları çok az olan Hıristiyanlar,İslâm aleminin her yerinde kiliselerinde Çan
çalabiliyorlar ama milyonlarca Müslüman,Hıristiyan Avrupa’da minareden ezan
okuyamazlar.
Dünya üzerinde üç binin üzerinde konuşulan dillerin varlığını kabul eder ve bu
dil farklılığını dahi Allah’ın varlığına birliğine delil sayar.
“Gökleri ve yeri yaratması , dillerinizin ve renklerinizin değişik olması Onun
ayetlerindendir. Şüphesiz bunda alimler için ayetler vardır.” (Rum suresi 22)
BEŞİKTE VE EŞİKTE ÖĞRETİLENLER (Kehf 2-2-2001cuma)
Beşikte iken çocuk uyutma ve avutma için söylenen ninniler,çocuğun eğitiminde en
etkili telkinlerdir.
“Besmeleyle uyanır
O nurlara boyanır
Buna canmı dayanır
Ninni yavrum ninni
Uyusunda büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni
Mekke evlerinde doğan,
Cebrail’dir gökte öğen
Hak “Habibim” diye seven
Nenni Muhammed’im nenni
Nenni can Ahmed’im nenni” ninnileriyle büyüyenle,
“Dandini dandini dastana,
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı” nenni siyle büyüyen bir olmaz.
Okulun eşiğinden içeriye besmeleyle girip “Rabbi yessir,ve lâ tüassir,Rabbi
temmim bi’l-hayr=Rabbim,işimi kolaylaştır zorlaştırma,Rabbim,işimi
hayırla,iyilikle tamamla” diyerek eğitime başlayanla, “Ali koş. Ali tut. Ali top
oyna” diyerek eğitime başlayan da bir olmaz.
Birisi beşikte ve eşikte aldığı eğitimin etkisiyle “Karadağ haydudu,Sırp
eşeği,Bulgar yılanı”nın zulmüne son verip zalimleri,Kosova’da,Niğbolu’da hizaya
getirirken, Öbürü aldığı eğitimle Metin Bostancıoğlu Milli Eğitim Bakanı
olur,milyonlarca kızın başını açtırır,babalara,analara ve kuzularına okul
önlerinde kan kusturur,Meclis Başkanlığı görevini yapan DSP millet vekili Ali
Ilıksoy’a yazacak bir şey bulamaz ve ilk okulda öğrendiğini ve öğrettiğini
yazar: “Ali,devam et,okut,oyla” Ali de bu bakanın bana emir verme yetkisi varmı
yokmu diye düşünmeden aldığı eğitim gereği emri yerine getirir ve Mecliste zorba
hareketlerle 30-1-2001 günü Urfa milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu’nun ölümüne
sebebiyet verilir.
Ne ise biz Kehf süresiyle yolumuza devam edelim. Bizim örneğimiz,ilim için uzun
ve yorucu yollara koyulan, Hz. Musa ve dünyanın doğusunu ve batısını adaletle
idare eden Zü’l-Karneyn olursa yokluk ve yoksulluk yok olur. Bu dünyamız adalet
ve ihsan arasında geçer,ahiretimizde Cennet olur.
Kehf süresinin 102-106 ıncı ayetlerinde,Allaha sırt çevirip kula kul
olanların,yaptıklarını beğendiklerini,iyi yaptıklarını zannettiklerini, ama
yaptıklarının iki dünyada da boşa gittiğini,yaptıklarının Allah katında hiçbir
değerinin olmadığını ve ahirette Cehennemde konaklayacaklarını bildirir.
Dil bilmez,halden anlamaz,zorba insanlardan medeniyet öğrenmek yerine bütün
gelmiş geçmiş medeniyetleri kuranları,yıkanları,yapanları yaratan Allaha kul
olmaya devam edelim.
Onun kelimelerini yazmak için bütün denizler mürekkep olsa denizler
tükenir,Allahın kelimeleri tükenmez. (Kehf 109)
Bütün kainat, Onun “Kün=ol” emriyle olmuş. Yalnız karıncanın ayağı için dünyanın
bir çok üniversitesinde binlerce araştırma yapılmış,yüz binlerce sayfa yazı
yazılmış,yazılmaya da devam ediliyor.
Denizin derinliklerinde yaşayan hayvanların daha sayısı tamamlanmamış. Her biri
için kesin ve tam bilgilerin sunulması için bile denizin suyu mürekkep olsa
denizdekilere yetmez Bütün bunlar da “Kün=ol” emrinin eseridir. Ya Allahın
sonsuz kelimelerini biz hayal bile edemeyiz.
Kur’andaki Kelamı bindörtyüz yıldır açıklanmaya devam ediliyor. Bitmiyor.
Kıyamete kadar sürecek, yinede O her çağa yeni şeyler söylemeye devam edecek.
Örneğimiz Allahın kulu ve Rasülü olan peygamberimiz olsun. Allahın hiç bir
kulunu Allaha ortak koşmayalım ve salih amel işlemeye devam edelim.
İslami Okul Okulların En Önemlisi