Azmimizi Bileyelim (İbrahim 28-2-2001 Çarş) - Nuzulsirasinagorekuran - 67. Sayfa
AZMİMİZİ BİLEYELİM (İbrahim 28-2-2001 çarş)
İbrahim süresinin birinci ayetinde Kur’anı Kerimin bizi karanlıklardan aydınlığa
çıkarmak üzere indirildiğini haber verir. “Karanlıklar” kelimesi çoğul olarak
kullanılmış fakat “Aydınlık”kelimesi tekil olarak kullanılmış.
Demekki insanları sapıtan yollar çok ama insanları iki dünyada da mutlu edecek
yol tek o da insanların çizdiği yol değil,Allahın indirdiği kitap da belirtilen
yoldur.
Üçüncü ayette yoldan sapan kafirlerin sapmalarının ve saptırmalarının nedeni
olarak aşırı derecede dünyayı sevmek ve dünyayı ahirete tercih etmek olduğu
bildirilir.
Günümüzde krizlere sebep olanların,bankaların içini boşaltanların,kamerayla
şantaj yapanların,para karşılığı adam öldürüverme çeteleri kuranların,bir makama
gelebilmek veya geldiği makamda kalabilmek için yetimlerin hakkını hortumlamaya
göz yumanların iç dünyalarındaki aktif gücün dünya sevgisi olduğu görülmektedir.
Yoksa bunların zimmete geçirdiği paraları harcayarak tüketmeleri mümkin
değildir.
Rabbimiz burada,İbrahim süresinin 5-8 inci ayetlerinde Firavun ve Musa
aleyhisselam arasında geçen olayı örnek olarak vermekte. Firavun,İsrail
oğullarının erkeklerinden dilediğini öldürüyor,öldürmediklerini de köle gibi zor
işlerde çalıştırıyordu. Hatta İsrail oğullarını kendi aralarında parçalara
ayırarak güçlerini zayıflatıyor böylece yönetimini kolaylaştırıyordu.
Gücünü göstermek için gökyüzünde Allahı arama kuleleri kuruyor ve böylece
kölelerin gözlerini korkutuyordu. (Mü’min 36)
Sonuç Firavunun helaki,Hz. Musa’nın zaferiyle noktalanır.
Ahkaf süresinin 35inci ayetinde Sevgili peygamberimize ve onun şahsında bize
“Ülü’l-azm peygamberlerin sabrettiği gibi sabret” buyurulmuş. İbni Abdi’l-Berr
et-Temhid 14/122 de bu ayette bahsedilen Ülü’l-azm peygamberlerin,
Hz.Muhammed,Hz.Nuh,Hz.İbrahim,Hz.Musa ve Hz.İsa olduğunu söyler ve Ahzab
süresinin yedinci ayetini delil olarak getirir.
İbrahim süresinin 13 üncü ayetinde Kafirlerin kendi yollarını din edindiklerini
ve Müslümanları da kendi sapık dinlerine döndürmek için zorladıklarını,eğer
sapık dine dönmezlerse yurtlarından çıkarılma tehdidinde bulunduklarını haber
verir.
İslâm alemi üzerine sekiz defa haçlı seferleri düzenleyen batı, “Avrupa’nın
ortasında Müslüman istemiyoruz”sloganıyla Bosna’da ve Kosova’da Müslüman
katliamı için Sırpları kışkırttı. Türkiye’de ajanları ve ajansları aracılığıyla
Müslümanları gözden düşürme planları yaptı, uyguladı ama Müslümanların
uyanmasına,Müslümanlığa yan çizen batı hayranı insanlarımızın kendine gelmesine
sebep oldu.
“Batı bizi sever,batıda dini değerler değil, insani değerler belirleyici rol
oynar” diyenler,bir sözde Ermeni soy kırım iddiasında istisnasız Hıristiyan
batının tek blok halinde karşımıza dikilmesi batı hayranı insanlarımızla
kaynaşmamıza sebep oldu.
Firavunun zulmü, bütün mazlumları Hz. Musanın etrafında topladığı gibi batının
İslâm’a karşı gaddar tavrı, kafire hoşgörü, Müslüman’a sırt dönme hastalığına
tutulanlarımızın da aklını başına almasına sebep olmuştur.
Biz, azimle sebatla doğru bildiğimiz yolda o Ülü’l-azm peygamberleri gibi
yürüyeceğiz. Zalimin elinden tutarak zulmetmesini engelleyerek, mazlumu da
zulümden kurtararak her ikisine de yardım elimizi uzatmış olacağız. Yoksa
hoşgörü adına zalime: “Vur, elin dert görmesin”diyenlerden olmayacağız.
KELİME-İ TAYYİBE (İbrahim 1-3-2001 perş)
Sevgili peygamberimiz, “İslâm beş şey üzerine bina edilmiştir:Allah’dan başka
ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah Rasülü olduğuna şahitlik yapmak,Namazı
dosdoğru kılmak,Zekatı vermek,Oruç tutmak ve Kâ’beyi haccetmek” diyerek İslâm
binasının ana direklerini bildirmiş.(Buhari,İman 1/9,Müslim,İman, 1/176)
Takva üzerine atılan o temel Hz. Adem’den bu yana sağlamlığından ve
güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeden gelmiş ve kıyamete kadar gideceğini
göstermekte. İslâm binasını parçalamak için tarih boyunca bir çok imansız, iğne
ucu kadar olmayan akılları ve bir kül zerresi kadar değeri olmayan mallarıyla
gayret gösterdiler, kendileri yok olup gittiler ama O İslâm binası bütün
haşmetiyle varlığını sürdürmekte ve kendisine sığınanları iki dünyada da
kötülüklerden korumakta.
Rabbimiz,İbrahim süresinin 18 inci ayetinde Rabbi inkar eden kafirlerin
yaptıklarını fırtınalı bir günde rüzgarın savurduğu küle benzetir. Külün her
zerresi ayrı istikamette uçar. Hiç biri diğerine faydalı olamaz. Hiçbiri yerinde
kalamaz. Hiç biri diğerini bulamaz ve yardım edemez.
Ahirette paramparça olacaklar. O kesin ama bu dünyada bile çıkarları olduğu
yerde birleşip sonra ayrılıyorlar. Leş etrafında toplananlar gibi bir
birliktelik gösterisinde bulunurlar ama hepsinin niyeti leşin ciğerinden
yakalamak.
O güzel Rabbimiz,Kur’anında her konuda bize yol gösterdiği gibi kafirlerin
birlikteliğinin tahlilini de yapıvermiş. Haşr süresinin 14 üncü ayetinde “Onlar
sizinle ancak surlarla çevrili şehirlerde veya duvarların arkasında savaşırlar.
Onların kendi aralarındaki çatışmaları çetindir. Sen onları birlik
sanırsın,kalpleri paramparçadır. İşte bu onların akılsız bir toplum
olmalarındandır.”buyuruyor.
“Aralarındaki çatışmaları çetindir,sen onları birlikte sanırsın,kalpleri
paramparçadır” Bu tahlil bindörtyüz yıl önce yapılmış ama hala tazeliğini
koruyor.
Günümüzdeki kafirlerin birlikte göründüklerine bakmayın ve korkmayın. Hepsi ayrı
can ve mide derdine düşmüştür. Birbirinin kuyusunu kazmaktadırlar. Bu arada
birlikte olup bizi yok etmek içinde bir araya gelmekteler.
Peki yok edebilirler mi? Bu güne kadar başaramamaları başaramayacaklarının
delilidir. Çünkü din Allahın dinidir. İbrahim süresinin 24-26 ıncı ayetlerinde
İslâmın özünü ifade eden “Kelime-i Tayyibe” nin kökleri derinde dalları
gökyüzünde olan bir ağaca benzediğini ve her an meyve verdiğini ,Kafirliğin
ürettiği kelimelerin ise kökü olmayan,rüzgara göre yol alan bir ağaç gibi
sürüklendiğini haber verir.
Şu kısacık ömrümüzde bile nice ....izimlerin yok olup gittiğini gördük. Biz
“Kelime-i Tevhid” üzerinden hiç ayrılmayacağız. Rabbimizden bizi ayırmaması için
düa edeceğiz. Al-i Imran süresinin sekizinci ayetinde öğretilen düayı çokça
okuyacağız. Namazla birliğimizi,Zekatla sosyal dayanışmamızı sağlayacağız
KORKU (21-3-2001 Çrşm –İbrahim)
Fakirlik korkusu, işten atılma, terfi edememe, iflas etme, hapse atılma, sınıfta
kalma gibi korkularla göz dağı vererek, Blöf yaparak,Kuru sıkı atarak,Yumruk
göstererek,Dizinin bağı çözülen,Ödü patlayan,Yüreği ağzına gelen,Kendi
gölgesinden korkan bir nesil meydana getiriliyor.
Akıl madeni altın madeninden değerlidir. Altının üzerini topraklar, kayalar,
ormanlar örter. Aklın üzerini ise kanunsuz veya kanunlu baskılar örter.
Bir insan yazarken, konuşurken hatta rüyasında bile konuşurken kendisi gibi
birilerinin baskısından korkuyorsa o toplumda insanların akılları açığa çıkmadan
toprağa geri gider.
Onun için Kur’an, Allah’dan başka hiçbir şeyden korkmamayı, hiçbir kula kul
olmamayı bize emreder.
Çocuğumuz doğuştan korkusuz olsun istermiyiz? Hayır. O zaman elektrik teline bir
defa dokunur. Tren yolundan trene karşı bir defa yürür. Süratle geçen bir
taksinin önünden geçmeye bir defa teşebbüs eder.
Korkularımız bizim için Rabbimizin bir Rahmetidir. Ancak onu Kur’ani eğitimle
yönlendirelim. İnsan sayısınca korktuğu şey vardır. Rabbimiz ise: “İnsanlardan
korkmayın; benden korkun” buyurur.(Maide 44)
Biz, siyasi, ekonomik ve silah gücünü eline alarak, baskı, zorlama korkutma,
istibdat vs.. liflerinden kanun kırbaçları örerek, ülkeyi toplama kampına
döndürüp halkını dövenlere karşı “İYYAKE NA’BÜDÜ”= “Biz, ancak Sana kulluk
ederiz” diyerek hep birlikte özgürlük sloganını günde beş vakitte tekrarlarız.
Dünyanın bütün ajanları, mafya babaları, kiralık katilleri, üzerine gelse
hepsinin gücünün toplamı Rabbinin kudreti karşısında sinek pisliği kadar yer
tutmayacağını bildiğinden, gönlünde boş yer olmadığından korkuya kapılmaz.
Öldürseler ten kafesinden kurtulur. Kafesten kurtulan bülbül gibi sevinir.
Malına el koysalar “imtihan sorularımı azalttılar” diye sevinir. Dövseler
“Günahlarımı çırparak döküyorlar” diye sevinir.
Karıncalar yuvalarından çıkmış. “Devler ve filler beni ezer” korkusu taşımadan
çalışmaya devam ediyor. Geçen senenin yıldırımları, depremleri onun bu seneki
çalışmasına engel olmuyor. “Bugün yağmur yağarsa beni sel alıp götürürse, veya
biri beni tepelerse” korkusuyla yuvadan çıkmamazlık etmiyor.
Bir kurt bin kuzuyu korkutup kaçırabilir ama dağ taş koyun ve kuzuyla dolu.
“Tuttuğunu koparanlar” kuruturlar;Tuttuğunu yeşertenlere yardım edin siz.
“Diş geçirenler” yaralarlar. Yaraları saranlarla yürür insanlık.
“Kolu uzun , ensesi kalın” olanlar, “Döner taşı öten kuşu” bulunanlar her yerde
“Borusu ötenler” “İtibarım zedelenmesin , koltuğum alınmasın , makamım ve rutbem
sökülmesin, malıma el konmasın” diye Gelene ağam , gidene paşam” derler. El etek
öperler” her gelip geçene kuyruk sallarlar . Bunlarla bir yere varmak mümkin
değil.
Bu çocuğun neyi seveceğine neye göre hayatını yönlendireceğine karışmak ve
kalıplamak demektir.
Korkularımızda öyle. Doğuştandır. Nelerden korkacağımızı çevremizden ve eğitim
kurumlarından öğreniriz.
“Korkak tüccar ne kaybeder ne kazanır” derler ya , korkuyla yetiştirilen bir
toplumda atılgan, başarılı, öncülük yapacak insanlar kolay kolay çıkmaz.
Çıkanlarda itilenlerdir.
GÜVENLİK (22-3-2001 Prşm-İbrahim süresi)
Güvenlik: çocuğun anne veya babasının kucağında iken duyduğu mutluluğu, vatanın
bağrında gezerken duymaktır.
Bülbülün gül dalındaki sevinci ve hüznü birlikte yaşadığı gibi vatandaşlarıyla
birlikte düğün evinde oynamak , ölü evinde ağlamaktır.
Yoksa çelik kafesler içinde her türlü yırtıcı kuş tehlikesinden koruyoruz diye
bülbülün kafese konduğu gibi insanlarında kanun kalıpları arasında
hapishanelerde korumaya almak değildir.
İnsanın fıtratında anne-babaya güvenme ve dayanma hissi vardır. Babasının veya
annesinin kucağındaki çocuk, kendini dünyanın en güvenli yerinde hisseder. Sonra
akrabalarına güvenir.
Hz. İbrahim Mekke’ye yerleşirken Rabbine düa eder : “Rabbim bu beldeyi güvenli
kıl;beni ve çocuklarımı putlara yapmaktan uzak kıl”der.
Demekki bir insan için ilk önce lazım olan şey güven içinde olacağı bir yurttur.
Sevgili peygamberimiz,Adiy b. Hatem’e“Eğer ömrün uzun olursa ( Kûfe yakınındaki)
Hîre’den bir kadının deve üzerinde gelip Ka’be yi ziyaret edeceği günleri
göreceksin . O kadın ( yolculuğu esnasında) Allah’dan başka hiçbir kimseden
korkmayacaktır.” (Buhari , menakip hadis no: 3365)
Bu hadisi sevgili peygamberimiz, Adiy b. Hatem’e söylemiş. Adiy b. Hatem :
“İran’ın fethinden sonra bir kadın, Allah’dan başka kimseden korkmadan Hîre den
Ka’be ye geldiğini gördüm” diyor.
Kapitalist ülkelerde güvenlik sorunu baş göstermiş durumda . 1928 lerde insanlar
mafya kurşunlarıyla can verirlerken şimdilerde AİDS mikrobuyla can veriyorlar.
Aldığı eğitim ahlakı yok etmiş. Askere alacak sağlam adam azaldığından
eşcinselleri de subay olarak askere alalım diye tartışma başlatmıştır.
Türkiye şartlarında güvenliğin her türlü tedbiri alınmasına rağmen Sabancı
Center’in 25nci katında da insan güvenlikte olamıyor. Para babasını para
koruyamıyor. Yer altı dünyasının babalarından İnci babayı kendi koruması
öldürüyor. Hindistan’da siyasetin anası bayan Gandiyi yine koruması öldürüyor.
Eskiden banka soymak için sağlam bilek ve çatal yürek lazımdı. Şimdilerde iyi
bir İngilizce , bilgisayar mühendisliği ve internet bilgisiyle banka soyuluyor.
Rabbimiz “Enfal” suresinde Ayet 63 de “Yeryüzünde olanların tamamını dağıtsan
yinede bunların kalplerini kaynaştıramazdın. Onların arasını ancak Allah
kaynaştırdı” buyurur. Bu topraklar üzerinde Türk’ü, Arab’ı Kürd’ü, Laz’ı
Çerkez’i, Abaza’sı, Arnavud’u, birbirine kaynaştıran ve kardeş ilan eden İslam
nimetidir. Bunların hepsi günde beş defa aynı yere, müşrik Kureyş’in bile
birliğini sağlayan Ka’be’ye dönmekteler.
Onun için bütün insanların Rabbine itaat edildiğinde Fırat nehri üzerindeki
köprüden geçen koyunun ayağı kırılsa sahibi kim olursa olsun , hangi dinden
olursa olsun tazminatı ödenmiştir.
Günümüzde Fırat nehri civarında otuz bin insanımız ölmüş,köyler yakılmış , sürül
er kurşunlanmıştır. Çağdaş dünyada katillere destek vermiştir.
Rabbimiz En’am suresinin 82inci ayetinde “İman edip imanlarına zulmü
karıştırmayanlar varya işte güven onlar içindir ve onlar doğru yolu
bulanlardır.” Buyurur.
Parası olan insanın yürüyüşü bile değişik olur. Biz anne — babamıza,
akrabalarımıza, paramıza, makamımıza güvenerek yola çıkmayacağız. Çocuk annesine
teslim olduğunda; Allah, ananın göğsünden şelale gibi süt akıtıyor. Çocuk
kendine güvenmeye başlayınca süt kesiliyor.
Yüzüne sırıttığı zenginin malını elde etmek için sırtından kurşunu sıkar. Onun
için siyasilerimiz ve zenginlerimiz kimseye sırt dönmezler. Kendi kendilerine
bile güvenmediklerinden aynaya dahi sırt çevirmezler.
“Kureyş” suresinde Rabbimiz “ülfet”i karnın doymasından ve güven içinde
yaşamaktan önce zikretmiştir. Çünkü kalplerin kaynaşmadığı ortamlarda güvenlik
olmaz. Kalpleri kaynaştırma metotları geliştirmeyen ülkelerin güvenliğe
harcadıkları para her şeyin üstünde olur.
Kalpleri kaynaştıran iman esaslarından biri koparıldığında hemen cambazlar onun
yerine güvenlik cihazı pazarlamak için televizyondan göz kırpıyorlar. “Güvenlik
elemanlarımız ve cihazlarımız var” diyorlar.
Teşviklerin tamamını cebe indirenlerin evlerinin veya bürolarının önüne bir
dilencinin yaklaşması mümkün değil. Halk onları ancak televizyon ekranlarında
görebilirler. Bir kurşun menzili insanlardan uzak dururlar. Halk onların ne halt
ettiğini bilmeseler de onlar kendilerini bildiklerinden etraflarına korku
telleri örerler.
“Rablerinden korkanların derileri onlardan (ayetlerden) ürperir. Sonra onların
derileri ve kalpleri Allah’ın zikrinde yumuşar.” (Zümer 23)
Allah’ın azameti,büyüklüğü,kudreti,azap ayetleri karşısında mü’min insanın
derisi korkudan ürperir. Hani: “Vücudumdaki tüyler diken diken oldu” deriz ya
işte öyle bir şey.
Ama Rabbimizin nimetleri , rahmeti cennet ayetleride derileri ve kalbi
yumuşatır.
Dikkat ederseniz korkunun olduğu yerde derinin ürpermesinden bahsetmiş. Allah’ın
zikrinin olduğu yerde derinin yumuşaması yanında kalplerin de yumuşadığından
bahsediyor.
Denizin dengesi gel gitlerle/med ve cezirlerle olduğu gibi insanların başarısıda
ürperti , heyecan , kasılma ve gevşemedir. Atar damarımız olsada toplar
damarımız olmasa denge bozulur.
Ama günümüzde yöneticiler hep korku üreterek, halkı baskı altında tutarak, daha
rahat yönetebileceklerine inandırıldıklarından hep ürperen , endişe duyan ,
diken üstünde yaşayan insan ürettiler.
Haram yemeyen , insanlığı seven, halkına kol kanat geren, kanatlarıyla halkın
önünü kapatmayan , halkının güvenliğini sağlamak için ilim adamlarına ,
sanatçılarına , düşünürlerine en güvenli yer olarak hapishaneyi görmeyen bir
başkan.
Deprem bölgesinde çocuklar çadırda yanarken milyarlar harcayarak yurt dışında
kayak merkezlerinde eğlenenler, Köprü altlarında evsiz barksız gencecik çocuklar
soğuğa karşı birbirlerine sarılırken onların haklarını gasbeden ve gasbettiğini
korumak için milyarlarca liralık güvenlik aletleri satın alanlar, oğlunun veya
kızının düğününde işkembelerine dökülen şampanya paralarıyla deprem bölgesinde
bir mahalle kurabilecekken kurmayanlar Rabbimizin bu “malınızı saçıp savurmayın”
yasağından rahatsız olup “bu yasak çağdaş değil” diyebilirler.
Eşimize,çocuklarımıza,çevremize hiçbir zaman “Bana güvenmiyor musun?” dememeli.
İlk başta işi bu sözü söyleme durumuna getirmemeli. Yusuf’un kardeşleri
babalarına “ Bize güvenmiyor musun?” diyorlar. Baba, eş, çocuk , arkadaş, “Evet
güvenmiyorum” dediği an iş biter. Onun için biz özümüzle, sözümüzle, işimizle ,
imzamızla insanlara güven telkin edeceğiz. “ Bana güvenmiyor musun?” diye
bağırarak karşımızdakinin kelimelerini boğazının boğumlarında boğmayacağız
Hiçbir baskıcı mantıksız değildir. Mantığı olmayan baskıcı olamaz. Baskı aleti
olan cendereyi yaparken bir eli kan , öbür eli katran olan adamın aklı, akrep
kuyruğu kadar kıvrak olmalıki o aleti yapabilsin.
Yaptıklarını kanun kalıplarına dökmeliki kendisi unutmadığı gibi gelecek
nesillerde de devam etsin.
Bütün bu yaptıklarıyla da gurur duyarlar. Halkı tımarhanedeki hasta gibi
görürler. Beton da olsa yatacak yer vermenin mutluluğunu yaşarlar. Zincire
vurduklarını “Güvenlik altında tutuyoruz. Onun güvenliği için nöbetçi
görevlendiriyoruz. Şu kadar para harcıyoruz” diye hizmetlerini sayar dökerler.
Deliye gömlek biçer gibi halkın kıyafetini belirlerler. Bülbül gibi şakıyanları
susturup karga gibi ötmeye zorlar. Düşünceyi,kıyafeti,san’atı onlar belirlerler.
YAŞLILARIMIZ ( İbrahim Süresi23-3-2001 Cuma )
Rabbimiz,Kur’an’ı Kerim’in birçok ayetinde kendisine itaatten sonra anne babaya
itaati,kendisine şükürden sonra anne – babaya teşekkürü emrediyor.(İsra
23,Lokman 14) Çünkü annesi onu 9 ay karnında taşıdı . Midesi, kalbi, kanı onun
için çalıştı. Yani anne, çocuğun canına can katmak için çalıştı . Doğduktan
sonrada ona en temiz içecek olan sütü ile besledi. İşte bu anneye itaat
edilmesini istiyor Rabbimiz.
“Ana yüreği” şefkatin,merhametin,ferağatin ve fedakârlığın anlatımında
kullanılan en zirve tabirdir.
Alın terini toprakla yoğurup buğdaya dönüştüren babalarımız, Ciğerinin kanını
bembeyaz süte dönüştürüp bir şelâle gibi yavrusunun ağzına akıtan analarımız,
Allah ve onun Rasülünden sonra sevilmeye en layık insandırlar.
Unu eleyip eleği asarken yorulan,beli bükülüp,saçına ak düşen,dokuz evlâdının
eline ekmek verirken, bir gün gelip çocuklarının eline bakan yaşlılarımızı
sevmek ibadettir.
Bir çiçeğin kendi dalını sevmesi gibidir bu sevgi . Bir dalın çiçeğini beslemesi
koruması gibidir bu şefkat.
Baba, gül ağacının kendi bünyesinde gülü gizlice taşıması gibi yıllarca taşıyor
yavrusunu .
Sonra anne en değerli incileri boynunda taşırken yavrusunu daha mahrem ve
kalbinin en yakın yerinde severek taşıyor. Gül renkli kanını yavrusunun
damarlarına akıtıyor. Allah’ın can verdiği yavrusuna dokuz ay kan veriyor.
Yavrusu doğunca yemiyor yediriyor. Baba ise kuşlar gibi kazancını akşam eve
getirmek ve yavrularının sevincini paylaşmak için çırpınıyor.
Çocukken ayakları ayaklarımız , elleri ellerimiz, gözleri gözlerimiz, dişleri
dişlerimiz oluyor.
Anne ve babanın dört ayağı , dört eli, dört gözü ve altmış dört dişi bizim için
çalışıyor.
Onların bizim için yanan yüreği üşüdüğümüz zaman sıcacık oluyor, yandığımız
zaman ise serinlik veriyor. Yananı serinleten, donanı ısıtan böyle bir ateş,
başka hiçbir yerde icat edilmemiştir.
Kış gününde aynaya üfleseniz kendinizi aynada göremezsiniz. Rabbimiz de “Anne ve
babanıza üff bile demeyiniz” buyurur. (İsra 17/23)
Denizlerin söndüremediği anne ve baba yüreğinin ateşini üff demekle söndürenler
kendisinin cehennemdeki ateşinin alevlenmesi için üfürmüş olurlar.
Bizler anne ve babalarımızı, senenin belirli gün ve haftalarında değil,günde beş
vakit namazımızda onüç defa RABBENAĞFİRLİ VE LİVALİDEYYE............
“Rabbimiz,beni anne ve babamı ve bütün mü’minleri afvet” diye düa ederek
hatırlarız.(İbrahim süresi 41)
Müşrik anne ve babaya bile iyilikte bulunmayı tavsiye (emir) eden Rabbim
(Ankebut 29/8) insanların gönül kapılarının iyilikle açılabileceğine işaret
etmiştir. Ben burada sevgili peygamberimizin,yaşlılarımıza verdiği bir müjdeyle
yazımı bitireceğimç
Sevgili peygamberimiz şöyle buyuruyor; “Kırk yaşına ulaşan Müslüman bir kulun,
Allah hesabını hafifletir. Altmış yaşına vardığında Allah ona Tevbe etme
nimetini lütfeder. Yetmişine vardığında gökyüzü ehli onu sever. Seksenine
vardığında iyiliklerini sabit tutar,kötülüklerini siler. Doksanına vardığında
Allah onun geçmiş ve gelecek günahlarını afveder, ailesine şefaatçi kılar ve
gökyüzünde “Allahın yer yüzündeki esiri” diye yazılır.” (İbni kesir,Tefsir Ahkaf
4/157)
Bir kere şunu bilelim ki bütün ruhlar yaşıttırlar. Yaşlılık bedenlerimiz
içindir. “Gönül kocamaz” deyimimiz bunu güzel ifade eder. Her insanın ruhu
Rabbin varlığını kabul etmiştir ve Rabbimiz de her doğan çocuğun içini dışını
tertemiz yaratmıştır.
Kibirinden Allaha boyun eğmeyen,Allahın ayetlerine karşı mücadele veren,ama
kendi iç dünyasında geliştirdiği kibirin boyuna bile ulaşamayan insanlara
geçmişlerini hatırlatır ve “Sizi (önce)topraktan,sonra nutfeden,sonra (rahme
yapışan)alakdan yaratan,sonra olgunluk çağına ulaşmanız,daha sonrada ihtiyar
olmanız için sizi çocuk olarak çıkaran Odur.” Buyurur. (Mü’min 56)
AZMETTİREN DE SUÇLU (27-3-2001-Salı,İbrahim)
İbrahim aleyhisselam,ülkesinin güvenli bir yer olması için Rabbine düa ederken
ülkedeki güvenliğin önemine dikkat çeker. (İbrahim süresi 35) düasına devam eder
ve putlara tapınmaktan uzak tutulmalarını ve insanların gönüllerinin onlara
meyletmesini ister. Bu düanın arkasından bol rızk vermesini ister.(İbrahim
35-37)
Bakara süresinin 124 üncü ayetinde neslinden geleceklerin de önder olmalarını
Rabbinden ister. Bütün bu düaların bize bildirilmesinin gayesi,bir insan veya
bir toplum için olmazsa olmazların bildirilmesidir. Onlar:
İnsan,akıl,ilim,iman,insanların ufkunu kapatan putların olmadığı güvenli bir
ülke,gönüller arasına sarılmış sevgi sarmaşıklarıyla süslü İslâmi
ilişkiler,helal yollardan kazanılmış servet ve önderlik yani başkanlık.
“Baş olan, boş duramaz. Başa geçen, milletine ön ayak olur. Ayağı baş yürütür.
Baş felç olursa, ayak leş olur.
Başkan, Hz. Ebu Bekir gibi doğru, Hz. Ömer gibi adaletli , Hz. Osman gibi
cömert, Hz. Ali gibi bilgili ve cesaretli olmalı . Kendine örnek alarak Allah
Rasulünü seçmeli. Çünkü o peygamberin 23 yıllık peygamberlik hayatında hiçbir
haksızlık olmadığı gibi şaibenin kokusu bile yoktur.
Hz. Ömer devlet başkanı olduktan sonra bir gün Medine mescidinin önünden besili
develeri geçerken görür ve sahibini sorar. “Oğlunuz Abdullah’a ait” derler. Hz.
Ömer, oğlu Abdullah’ı çağırır ve sorar. Abdullah bunları satın aldığını söyler.
“Niçin Abdullah’ın develeri daha besili?” deyince sahabeden bazıları “Efendimiz
bizim bahçelerde otlatmasına izin veriyoruz” demişler.
Hz. Ömer : “develer hazinenin olacak; sana satın aldığın para verilecek .Senin
baban devlet başkanı olmasaydı bu insanlar senin develeriyin onların bahçesinde
otlamasına izin vermezlerdi .Sen babayın makamından yararlandın” der ve develere
el koyar.
Çağımız dünyasında yetkili yerlere gelipte sülalesi zengin olmayan çok az.
Haram yemeyen , insanlığı seven, halkına kol kanat geren, kanatlarıyla halkın
önünü kapatmayan , halkının güvenliğini sağlamak için ilim adamlarına ,
sanatçılarına , düşünürlerine en güvenli yer olarak hapishaneyi görmeyen bir
başkan.
Önce Hakkın rızasını , sonra halkın saadetini düşünen bir başkan.
Hz. Ömer gibi “benim nüfusumda bir aile şehirde kaç lirayla geçinebiliyorsa
başkanlık maaşım o kadar olsun ve asgari ücretin sınırı benim maaşımla
belirlensin” diyecek bir başkan.
Sokaktaki bütün kedileri Ebu Hüreyrenin kedisi bilecek, bütün köpekleri Ashab-ı
kehfin köpeği kabul edecek , bütün hayvanları Salih peygamberin devesi gibi
görecek bir başkan.
Çoban, kurtla arkadaşlık yaparsa kuzulara yazık eder. Devlet başkanı kurt gibi
adamlarla arkadaşlık yapar, onların yazdıklarını okursa bir millete yazık eder.
İçimizdeki kurt bizide yer bitirir . O,yün içinde gelişen kurt gibi içimizden
büyür ve bizi kemirir. Eline Kur’an almasını yasakladığımız çocuklar,okula
tabancayla gelmeye,öğretmenini ve arkadaşlarını öldürmeye başladı. Her geçen gün
olumsuzlukların sayısı artıyor ve M.E.B. Bostancıoğlu,din kültürü ve ahlak
derslerini verecek öğretmenleri atamamada ısrar etmede. Bütün ceza yasalarında
suç işleyenler cezalandırıldığı gibi,suça zemin hazırlayanlarda
cezalandırılırken,öğretmenini öldürüp kaçan çocuğu bu hale getirenler hakkında
hiç bir şey yapılmamakta.
Halbuki İstiklâl Marşını yazan M.Akif merhum:
“Muallimim” diyen olmak gerektir imanlı,
Edepli,sonra liyakatli,sonra vicdanlı” demiş
İslami Okul Okulların En Önemlisi