Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İşin Ehli Olmak (28-3-2001 Çrşm,Enbiya) - Nuzulsirasinagorekuran - 68. Sayfa

İŞİN EHLİ OLMAK (28-3-2001 çrşm,Enbiya)
Üç boyutlu resimde bir önde görülebilen bir resim var, birde ilk bakışta görülmeyen resim var. O görülmeyen resmi görebilmek için gözlerinizi sabit bir noktaya diktikten sonra zihninizi çevrenizden soyutlayıp yalnız geride görünmeyen resmi görmeye çalışırsanız görebilirsiniz.
Ben bu resimlere ilk baktığımda geride görülmeyen resmi göremeyince tekrar tekrar baktım ve “Burada ikinci bir resim yok siz beni kandırıyorsunuz”dedim. Ama sözüne güvendiğim bu insanlar bakmanın usulünü öğrettiler ve dikkatle baktıktan sonra bende görünmeyen resmi gördüm.
Çocukken kumdan ve çamurdan evler yapar,ikindi üzeri evlerimizi yıkar, hakiki evlerimize dönerdik. Büyüdük; betondan,tuğladan evler yaptık. “Ama ileride Cennette daha güzel ve daha sağlam,depremi olmayan,sıvası dökülmeyen,tamiri gerektirmeyen,gülleri solmayan evler var” denildiğinde bir kısım insanlarımız: “Ben göremediğime göre yok”diyor.
Rabbimiz: “İnsanların hesapları yaklaştı;onlar ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar”diyor. (Enbiya 1)
Bu haberleri bize getiren peygamberlerle dalga geçen, “Bize sihir yapıyor,O rüya görüyor”diyerek fısıldaşan ve görmedikleri şeyleri inkara gidenlere Rabbimiz: “Eğer bilmiyorsanız zikir(Kur’an)ehline sorunuz”buyuruyor. (Enbiya 7)
“İşin ehli” demek hem bilgisi, hem kabiliyeti olan demektir. Bilgi olurda kabiliyet olmazsa,veya kabiliyet olurda bilgi olmazsa o işten tam sonuç alınmaz. Kargaya bin yıl bülbül gibi ötme eğitimi verseniz bülbül gibi ötemez. Kelebekle arı aynı çiçeklere konarlar ama kelebek bal yapamaz.
İbni Haldun “Mukaddime”sinde,İlim adamlarının halifeler yanında göstermelik bir değerleri olduğunu,devlet yönetimine karıştırılmadıklarını anlattıktan sonra bunun sebebi olarak edinilen bilginin tatbikata konulamamasını gösterir.
Zikir(Kur’an)ehli olanlar gülün gerisinde Cenneti görür gibi güzel görüntüler sergileyebilmeli,ateşin gerisinde Cehennemi görür gibi insanları ateşten uzak tutmaya çalışmalı.
Tebük seferine katılmayan ve katılanlara da “Bu sıcaklarda topluca harbe çıkmayın”diyerek engellemeye çalışanlara Rabbimiz: “De ki, Cehennem ateşi daha şiddetlidir” (Tevbe süresi81)diyerek havanın sıcaklığı içinden cehennemin nefesini hissedip yanan bir yürekle Rabbe yönelmeliyiz. Yunus’un dediği gibi “Gelin bu gün yanalım yarın yanmamak için” diyelim.
Cübran Halil Cübran anlatıyor: Kral hanımına -Sen kraliçeliğe lâyık biri değilsin. der
Kraliçe-Sen de senden önce geçen şaşkınların yankısından başka bir şey değilsin” diye cevap verince kral,elindeki saltanat asasını kraliçenin kafasına vurur ve kafasını kanatır. Bunu gören hizmetçi başı “Aman kralım sen ne yapıyorsun? Bu asa,büyük bir sanatkarın sanat eseridir. Siz ölüp gideceksiniz ama bu asa, sanat eseri olarak nesilden nesile kalarak devam edecek. Ama çok şükür ki kırılmadı. Hatta kraliçenin kanıyla daha fazla değer kazandı”der.
Kralın gözünde önemli olan krallığı ve onun temsili.
Kraliçenin gözünde önemli olan onun kadın olması.
Hizmetçi başının gözünde değerli olan, dayak yediği ama sanat eseri olan asa. Herkes kendi bulunduğu yerden olayı yorumluyor.
Biz, bilgimizi kabiliyetimizle birleştirip tatbikat ta koymaya çalışalım. Faydasız bilgiden Allaha sığınalım. Çekirdekte çiçeği görelim,çiçekteki meyveyi,meyvedeki çekirdeği görelim ve her şeye hak ettiği kadar hakkını verelim.

DOKUNULMAZLIK (29-3-2001 prşm,Enbiya)
Enbiya süresi ayet 23: “O(Allah)yaptığından sorulmaz;onlar ise sorulurlar” yani dokunulmazlığı olan yalnız Allah’tır. Peygamberler dahil bütün insanların dokunulmazlığı yoktur.
1982 Anayasası madde 83: “.....Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen Milletvekili,Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz,sorguya çekilemez,tutuklanamaz ve yargılanamaz.....”
1400 küsür sene önce indirilen Kur’an ayetiyle Rabbimiz, insanlar arasında ayırımcılığın olamayacağını, hepsinin bir ana ve babadan yaratıldıklarını, Rabbin koyduğu hukuka bağlılıkları oranında Allah katında değer kazanacaklarını, fakat bunun hukuk karşısında bir ayrıcalık meydana getirmeyeceğini bildirir.(Hucurat 13)
Sevgili peygamberimiz: “İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittirler. Hiç birinin diğeri üzerinde üstünlüğü yoktur; ancak Allah dan sakınan hariç.” (Müsned-i Şihab 1/145,hadis 195,Ilel-ü İbni Ebi Hatem 2/111,hadis 1829)buyurur. Allahdan sakınan ve Onun kurallarına uyanlar Allah katında üstün dereceler elde ederler.
Güzel kural koymak önemli ama, o kurala uymak daha önemli. Sevgili peygamberimiz, Mekke müşriklerinin, yanına dahi yaklaşmasına izin verilmeyen Bilâli Habeşi gibi insanlarla beraber oturmuş, aynı kaptan yemek yemiş, birlikte yolculuk yapmış.
Bir soylu kişiye, ceza yasasının uygulanmaması için gelen heyete “Kızım Fatıma da olsa uygulardım” diyerek eşitlik ilkesini anlatmaya çalışmış.
Aradan yıllar geçmiş 1748 yılında Fransa’nın Frejüs’de Emmanuel Sieyes dünyaya gelmiş, önce papaz sonra siyasetçi olmuş ve kamu hukuku dalında eser vermiş. Dokunulmazlıklar üzerine şunları yazmış: “Başkasına zarar vermeyeceksin” Bütün yasalar,bu anayasanın işlenmesinden doğar.....
Şimdi, ayrıcalıklara bu açıdan bakalım. Toplum içinde bir yada birkaç kişiye yasa karşısında dokunulmazlık tanıyan ayrıcalıkları benimsemek,bu ayrıcalıklardan yararlananlara “Başkasına zarar verebilirsin” demekle birdir.” (Prof.Dr.İlhan F.Akın,Kamu Hukuku181,İst. 1974)
Sieyes’in kitabında ki “Başkasına zarar vermeyeceksin” cümlesi sevgili peygamberimizin: “Zarar vermekte yoktur,zarar görmekte yoktur” hadisinden eksik bir alıntıdır.(Hadis için bak, İbni Mace 2/784,hadis no: 2340,2341,Ahmet,Müsned,1/313)
Kanundan güç alarak dokunulmazlığı olanlar, parasından güç alarak dokunulmazlığı olanlar, Makamı nedeniyle dokunulamayanlar, rütbesine güvenenler, bilek gücüne dayanarak hesap vermeyenler, gazetesinin gücüne güvenenler, iyi bilsinler ki her çıkışın bir de inişi vardır. “Merdivenden çıkarken yanından geçtiklerine iyi davran. Çünkü düşerken de onların yanından geçeceksin”denilmiş
Sadi’nin Gülistan veya Bostan’ından okumuştum; Hazineyi hortumlayan babalardan biri,bilek gücüyle dokunulmazlık zırhını giydiği günlerde bir taşla bir dervişin başını yarar. Gün geçer devran döner yeni babalar büyüyünce eskisini hapse atarlar. Tek kişilik F tipi ceza evi olarak da terkedilmiş,suyu çekilmiş kuyuyu kullanıyorlarmış. Bunu duyan derviş kuyunun başına varır ve elinde taşı aşağıya atar. Baba eskisi aşağıdan bağırır; “Kim o,bu taşı bu zor günümde atan kim?” Derviş; “Bu taş, senin kendi attığın taş. Filan zaman filan yerde bir dervişe taş atmıştın. İşte o taş yenice senin başına düştü” deyiverir.


ULUSLAR ARASI PROĞRAM (2-4-2001 Pzrts,Enbiya)
30-3-2001 tarihli Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında şöyle bir i’tiraf vardı: “Son seçimlerde yenilgiye uğrayınca siyasetten çekilen İsrail eski Başbakanı Ehud Barak, Demirel'le görüşmesi sırasında, bölgedeki güvenlik sorunundan yakınırken, Kudüs'ün Osmanlı dönemindeki yönetiminden esprili bir örnek verdi. Barak, ‘Osmanlı döneminde tek pırpırlı bir Onbaşı, 20 kişilik askeri gücüyle burayı huzur içinde yönetiyordu’ dedi. ‘İstanbul’dan gelen talimatları uygulayan Onbaşı, otur deyince oturuluyor, kalk deyince kalkılıyordu'' diyen Barak'ın, ‘Osmanlı Onbaşısı’nın o zaman, şimdi bölgede kendilerinin içinden çıkamadığı işlerin üstesinden geldiğini de söylemesi, Demirel'i güldürdü.”Yıllarca bu ülkenin imam ve müezzinleri Kur’an’dan bir ayeti “Ve ma erselnâke illâ rahmeten l il alemin” ayetini cemaate ezberletmişlerdi . (Enbiya 107) Kısa manası : “Biz seni alemlere rahmet peygamberi olarak gönderdik” olan bu ayeti kerime bindörtyüz yıldır bu ümmet tarafından okunmuş değerli hattatlar tarafından yazılmış ve Müzehhib veya Müzehhibeler, gönüllerinin kıvrımlarıyla süslemişler, cami, medrese , kışla , gibi toplumun toplandığı yerlere ışık saçan bir levha gibi asmışlar ve Cihangirlik sevdasına tutulmuşlar.
Yıllarca C.I.A da çalışan, cumhurbaşkanlığı yapan bir adam batı toplumunu ve ürettiği hukuku ve siyaseti ve demokrasiyi çok iyi bildiğinden,bu sistemin Vietnam’daki köylüyü bile memnun etmediğini gördüğünden,Somali’de karnını doyurduğu insan biraz kendine gelip gözünü açıp baktığında “Defol” dediğini işittiğinden Batının geliştirdiği sistemin tutulmadığını gördü ve tek çıkar yol “Medya ve mafya” dedi.
Fransızlar 130 sene Cezayir de kendi hukukunu tutturmaya çalıştı tutmadı .
İsrail, hukukunun Filistin’de tutması için kırılmadık kol, alınmadık can bırakmadı, tutmadı. Osmanlı yirmi askerle Filistini yönetirken hakkı, hak sahibine veriyordu. Hakkı iki pırpırlı onbaşı veya Ehut Barak belirlemiyor,hepsini yaratan Allahın kitabı belirliyordu.
Kuzey İrlanda’daki bir kasaba kıtlıkla boğuşurken gemilerle yardım gönderiyor karşılığında “On beş günde on beş kanun çıkarırsanız yardımı gemilerden indiririz,yoksa vermeyiz” diyerek şahsiyetlerini rencide etmiyordu.


Rusya, Çarlık döneminde Hıristiyan kafayla,1917 den itibaren Komünist kafayla Çeçenistan meselesini 400 senedir halledemedi .Zorla oluşturulan Sovyet paktı çöktü.
Osmanlı çekildiği günden beri Balkanlarda kan akmaya devam ediyor.
Rahmet ümmeti olan ecdadımız altı yüzyıl her dinden insanı güven içinde yaşatırken Hıristiyanların giyotininden kurtulan Yahudileri bile himayesine almış. İspanyadan gelen Sefarat Yahudileri, geldikleri yıl İstanbul Balat’ta Ahrida sinagogunu yapmışlar ve hala ayakta.
Ama Yahudiler Filistin işgalinin üzerinden elli yıl geçmeden binlerce camiyi yıktılar Mescidi Aksa’yı bile ateşe verdiler.
Sayıları çok az olan Hıristiyanlar, İslâm aleminin her yerinde kiliselerinde Çan çalabiliyorlar ama milyonlarca Müslüman,Hıristiyan Avrupa’da minareden ezan okuyamazlar.
Dünya üzerinde üç binin üzerinde konuşulan dillerin varlığını kabul eder ve bu dil farklılığını dahi Allah’ın varlığına birliğine delil sayar.
“Gökleri ve yeri yaratması , dillerinizin ve renklerinizin değişik olması Onun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda alimler için ayetler vardır.” (Rum suresi 22)



BİR ALTERNATİF TEKLİF DE BENDEN (3-4-2001 Salı,Enbiya)
Enbiya süresi on iki tane peygamberin hayatından az ve öz bölümler nakleder. Hiçbir peygamberin doğum yeri,tarihi,baba adı,ana adı verilmez. Peygamberlere karşı direnenlerin kimlik bilgileri de verilmez. Çünkü asıl anlatılmak istenen tarihi olaylar değil,tarihi olaylara yön veren iman ve çarpık düşünce tarzlarıdır.
Okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri “İbrahim aleyhisselâm’ın anasının adı neydi?” diye ev ödevi vererek öğrencileri,velileri,hocaları sıkıntıya sokmasınlar.
“Tecellide tekrar yoktur” her tarihi olay kendi çağının ,bölgesinin,insan ve malzeme imkanları içinde gerçekleşir. Mimar Sinan günümüzde yaşasaydı,eserini nasıl yapardı sorusuna ben cevap veremem ama “Selimiye veya Süleymaniye camilerinin aynını yapmazdı”derim.
Ekonomi uzmanları günümüzün krizini tenkit ediyorlar,Osmanlı dönemi krizini,borçlanmalarını,Düyunu umumiye yi,1929 Amerika ekonomisini,Kore ,Arjantin örneğini biliyorlar,Tv.ekranlarında bilgiçlik taslıyorlar.
Eski edebiyatımızda işlenen “Midyede inciye dönüşen Nisan yağmuru,yılanda zehire dönüşür” düşüncesi aynıyla geçerlidir. Her devletin insanı,bölgesi,fiziki şartları,kültür yapısı ayrı olduğundan aynı ilaç aynı hastalığa çare olmuyor.
Doktorlarımız,aynı hastalığa tutulan iki hastanın ikisine de aynı ilacı vermiyor. Hastaların yaşına,bünyesine,başka hastalık olup olamadığına göre ilaç veriyor ve aynı hastalığa tutulanların birbirinin ilaçlarından içmemesi gerektiğini,mutlaka bir doktora gitmesi gerektiğini söylüyorlar.
Bir sineğin kanadından ne kadar yağ çıkacağının hesabını yaparak yetişen ekonomistlerimiz, vatandaşın elindeki son kuruşunun nasıl alınacağının hesaplarını yapıp “Alternatif teklif” adı altında vatandaşın donunu da çıkartma peşindeler. Be adam, bu vatandaşın elindeki o on kuruş, zaten bu topraklar üzerinde buharlaşıyor.
Hava alanlarından çıkış yapan dolarlara ses çıkarmadınız. En milliyetçi olanın İngiltere bankalarında milyonlarca doları çıktı. Banka hortumcuları,ihale yolsuzları,yüzsüzler,arsızlar, hırsızlar Amerika ya dolarlarla uçarken ses çıkarmadınız. Hava alanından yurda marklarla girenleri hava alanından karakola,oradan savcılığa gönderdiniz.
Dış borç, boğaza gelmiş dayanmış. Bu gelecek olanla burnumuzu da kapatacak olursa, nefes aldırmazlar bize.
Ekonomistlerimiz, günün sorunlarından kaçıp, 17nci yüzyıl Galata bankerleri üzerine ahkam kesmeyi bıraktığı gibi, Alman, Japon veya Amerika ekonomisi üzerine yazılmış araştırmaları veya istatistikleri okuyarak bize hava atmayı da bıraksınlar. Türkiye’nin yer altı, yerüstü kaynakları nelerdir? Ziraatımız, hayvancılığımız, sanayiimiz ne durumdadır? Az para ve az iş gücüyle verim ve üretim nasıl artırılır. Üretilenler, en kısa yoldan, dünya pazarlarında yüzümüzü ak edecek, kasamızı dolduracak şekilde nasıl ulaştırılır?
Karaman çiftçisi toprağa saçtığı bir havayı buğdaydan otuz havayı buğday aldığı sene sevincinden uçuyor. Almanya’da bire yüz alınabiliyormuş. Kur’anı Kerimde, bire yediyüz ve daha fazla alınabileceğine işaret ediyor. (Bak Bakara sûresi ayet 261) Kur’an, ziraatın tekniğini söylemez. Çünkü teknik çağın imkanlarıyla sınırlıdır. Ama Kur’an ufuk açan,her çağda geçerli olan kuralları söyler.
Ziraatçılarımız, siyasilerimiz, sosyologlarımız, hariciyecilerimiz, edebiyatçılarımız, sağlıkçılarımız, velhasıl bütün insanlarımız, ellerine Kur’an-ı Kerimi alsalar da kendi uzmanlık açılarından bakarak birkaç defa okusalar cehaletlerinden başka hiçbir şey kaybetmedikleri gibi bir çok şey kazanacaklar.