İşin Ehli Olmak (28-3-2001 Çrşm,Enbiya) - Nuzulsirasinagorekuran - 68. Sayfa
İŞİN EHLİ OLMAK (28-3-2001 çrşm,Enbiya)
Üç boyutlu resimde bir önde görülebilen bir resim var, birde ilk bakışta
görülmeyen resim var. O görülmeyen resmi görebilmek için gözlerinizi sabit bir
noktaya diktikten sonra zihninizi çevrenizden soyutlayıp yalnız geride
görünmeyen resmi görmeye çalışırsanız görebilirsiniz.
Ben bu resimlere ilk baktığımda geride görülmeyen resmi göremeyince tekrar
tekrar baktım ve “Burada ikinci bir resim yok siz beni kandırıyorsunuz”dedim.
Ama sözüne güvendiğim bu insanlar bakmanın usulünü öğrettiler ve dikkatle
baktıktan sonra bende görünmeyen resmi gördüm.
Çocukken kumdan ve çamurdan evler yapar,ikindi üzeri evlerimizi yıkar, hakiki
evlerimize dönerdik. Büyüdük; betondan,tuğladan evler yaptık. “Ama ileride
Cennette daha güzel ve daha sağlam,depremi olmayan,sıvası dökülmeyen,tamiri
gerektirmeyen,gülleri solmayan evler var” denildiğinde bir kısım insanlarımız:
“Ben göremediğime göre yok”diyor.
Rabbimiz: “İnsanların hesapları yaklaştı;onlar ise gaflet içinde yüz
çeviriyorlar”diyor. (Enbiya 1)
Bu haberleri bize getiren peygamberlerle dalga geçen, “Bize sihir yapıyor,O rüya
görüyor”diyerek fısıldaşan ve görmedikleri şeyleri inkara gidenlere Rabbimiz:
“Eğer bilmiyorsanız zikir(Kur’an)ehline sorunuz”buyuruyor. (Enbiya 7)
“İşin ehli” demek hem bilgisi, hem kabiliyeti olan demektir. Bilgi olurda
kabiliyet olmazsa,veya kabiliyet olurda bilgi olmazsa o işten tam sonuç alınmaz.
Kargaya bin yıl bülbül gibi ötme eğitimi verseniz bülbül gibi ötemez. Kelebekle
arı aynı çiçeklere konarlar ama kelebek bal yapamaz.
İbni Haldun “Mukaddime”sinde,İlim adamlarının halifeler yanında göstermelik bir
değerleri olduğunu,devlet yönetimine karıştırılmadıklarını anlattıktan sonra
bunun sebebi olarak edinilen bilginin tatbikata konulamamasını gösterir.
Zikir(Kur’an)ehli olanlar gülün gerisinde Cenneti görür gibi güzel görüntüler
sergileyebilmeli,ateşin gerisinde Cehennemi görür gibi insanları ateşten uzak
tutmaya çalışmalı.
Tebük seferine katılmayan ve katılanlara da “Bu sıcaklarda topluca harbe
çıkmayın”diyerek engellemeye çalışanlara Rabbimiz: “De ki, Cehennem ateşi daha
şiddetlidir” (Tevbe süresi81)diyerek havanın sıcaklığı içinden cehennemin
nefesini hissedip yanan bir yürekle Rabbe yönelmeliyiz. Yunus’un dediği gibi
“Gelin bu gün yanalım yarın yanmamak için” diyelim.
Cübran Halil Cübran anlatıyor: Kral hanımına -Sen kraliçeliğe lâyık biri
değilsin. der
Kraliçe-Sen de senden önce geçen şaşkınların yankısından başka bir şey değilsin”
diye cevap verince kral,elindeki saltanat asasını kraliçenin kafasına vurur ve
kafasını kanatır. Bunu gören hizmetçi başı “Aman kralım sen ne yapıyorsun? Bu
asa,büyük bir sanatkarın sanat eseridir. Siz ölüp gideceksiniz ama bu asa, sanat
eseri olarak nesilden nesile kalarak devam edecek. Ama çok şükür ki kırılmadı.
Hatta kraliçenin kanıyla daha fazla değer kazandı”der.
Kralın gözünde önemli olan krallığı ve onun temsili.
Kraliçenin gözünde önemli olan onun kadın olması.
Hizmetçi başının gözünde değerli olan, dayak yediği ama sanat eseri olan asa.
Herkes kendi bulunduğu yerden olayı yorumluyor.
Biz, bilgimizi kabiliyetimizle birleştirip tatbikat ta koymaya çalışalım.
Faydasız bilgiden Allaha sığınalım. Çekirdekte çiçeği görelim,çiçekteki
meyveyi,meyvedeki çekirdeği görelim ve her şeye hak ettiği kadar hakkını
verelim.
DOKUNULMAZLIK (29-3-2001 prşm,Enbiya)
Enbiya süresi ayet 23: “O(Allah)yaptığından sorulmaz;onlar ise sorulurlar” yani
dokunulmazlığı olan yalnız Allah’tır. Peygamberler dahil bütün insanların
dokunulmazlığı yoktur.
1982 Anayasası madde 83: “.....Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri
sürülen Milletvekili,Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz,sorguya
çekilemez,tutuklanamaz ve yargılanamaz.....”
1400 küsür sene önce indirilen Kur’an ayetiyle Rabbimiz, insanlar arasında
ayırımcılığın olamayacağını, hepsinin bir ana ve babadan yaratıldıklarını,
Rabbin koyduğu hukuka bağlılıkları oranında Allah katında değer kazanacaklarını,
fakat bunun hukuk karşısında bir ayrıcalık meydana getirmeyeceğini
bildirir.(Hucurat 13)
Sevgili peygamberimiz: “İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittirler. Hiç
birinin diğeri üzerinde üstünlüğü yoktur; ancak Allah dan sakınan hariç.”
(Müsned-i Şihab 1/145,hadis 195,Ilel-ü İbni Ebi Hatem 2/111,hadis 1829)buyurur.
Allahdan sakınan ve Onun kurallarına uyanlar Allah katında üstün dereceler elde
ederler.
Güzel kural koymak önemli ama, o kurala uymak daha önemli. Sevgili
peygamberimiz, Mekke müşriklerinin, yanına dahi yaklaşmasına izin verilmeyen
Bilâli Habeşi gibi insanlarla beraber oturmuş, aynı kaptan yemek yemiş, birlikte
yolculuk yapmış.
Bir soylu kişiye, ceza yasasının uygulanmaması için gelen heyete “Kızım Fatıma
da olsa uygulardım” diyerek eşitlik ilkesini anlatmaya çalışmış.
Aradan yıllar geçmiş 1748 yılında Fransa’nın Frejüs’de Emmanuel Sieyes dünyaya
gelmiş, önce papaz sonra siyasetçi olmuş ve kamu hukuku dalında eser vermiş.
Dokunulmazlıklar üzerine şunları yazmış: “Başkasına zarar vermeyeceksin” Bütün
yasalar,bu anayasanın işlenmesinden doğar.....
Şimdi, ayrıcalıklara bu açıdan bakalım. Toplum içinde bir yada birkaç kişiye
yasa karşısında dokunulmazlık tanıyan ayrıcalıkları benimsemek,bu
ayrıcalıklardan yararlananlara “Başkasına zarar verebilirsin” demekle birdir.”
(Prof.Dr.İlhan F.Akın,Kamu Hukuku181,İst. 1974)
Sieyes’in kitabında ki “Başkasına zarar vermeyeceksin” cümlesi sevgili
peygamberimizin: “Zarar vermekte yoktur,zarar görmekte yoktur” hadisinden eksik
bir alıntıdır.(Hadis için bak, İbni Mace 2/784,hadis no:
2340,2341,Ahmet,Müsned,1/313)
Kanundan güç alarak dokunulmazlığı olanlar, parasından güç alarak dokunulmazlığı
olanlar, Makamı nedeniyle dokunulamayanlar, rütbesine güvenenler, bilek gücüne
dayanarak hesap vermeyenler, gazetesinin gücüne güvenenler, iyi bilsinler ki her
çıkışın bir de inişi vardır. “Merdivenden çıkarken yanından geçtiklerine iyi
davran. Çünkü düşerken de onların yanından geçeceksin”denilmiş
Sadi’nin Gülistan veya Bostan’ından okumuştum; Hazineyi hortumlayan babalardan
biri,bilek gücüyle dokunulmazlık zırhını giydiği günlerde bir taşla bir dervişin
başını yarar. Gün geçer devran döner yeni babalar büyüyünce eskisini hapse
atarlar. Tek kişilik F tipi ceza evi olarak da terkedilmiş,suyu çekilmiş kuyuyu
kullanıyorlarmış. Bunu duyan derviş kuyunun başına varır ve elinde taşı aşağıya
atar. Baba eskisi aşağıdan bağırır; “Kim o,bu taşı bu zor günümde atan kim?”
Derviş; “Bu taş, senin kendi attığın taş. Filan zaman filan yerde bir dervişe
taş atmıştın. İşte o taş yenice senin başına düştü” deyiverir.
ULUSLAR ARASI PROĞRAM (2-4-2001 Pzrts,Enbiya)
30-3-2001 tarihli Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında şöyle bir i’tiraf
vardı: “Son seçimlerde yenilgiye uğrayınca siyasetten çekilen İsrail eski
Başbakanı Ehud Barak, Demirel'le görüşmesi sırasında, bölgedeki güvenlik
sorunundan yakınırken, Kudüs'ün Osmanlı dönemindeki yönetiminden esprili bir
örnek verdi. Barak, ‘Osmanlı döneminde tek pırpırlı bir Onbaşı, 20 kişilik
askeri gücüyle burayı huzur içinde yönetiyordu’ dedi. ‘İstanbul’dan gelen
talimatları uygulayan Onbaşı, otur deyince oturuluyor, kalk deyince
kalkılıyordu'' diyen Barak'ın, ‘Osmanlı Onbaşısı’nın o zaman, şimdi bölgede
kendilerinin içinden çıkamadığı işlerin üstesinden geldiğini de söylemesi,
Demirel'i güldürdü.”Yıllarca bu ülkenin imam ve müezzinleri Kur’an’dan bir ayeti
“Ve ma erselnâke illâ rahmeten l il alemin” ayetini cemaate ezberletmişlerdi .
(Enbiya 107) Kısa manası : “Biz seni alemlere rahmet peygamberi olarak
gönderdik” olan bu ayeti kerime bindörtyüz yıldır bu ümmet tarafından okunmuş
değerli hattatlar tarafından yazılmış ve Müzehhib veya Müzehhibeler,
gönüllerinin kıvrımlarıyla süslemişler, cami, medrese , kışla , gibi toplumun
toplandığı yerlere ışık saçan bir levha gibi asmışlar ve Cihangirlik sevdasına
tutulmuşlar.
Yıllarca C.I.A da çalışan, cumhurbaşkanlığı yapan bir adam batı toplumunu ve
ürettiği hukuku ve siyaseti ve demokrasiyi çok iyi bildiğinden,bu sistemin
Vietnam’daki köylüyü bile memnun etmediğini gördüğünden,Somali’de karnını
doyurduğu insan biraz kendine gelip gözünü açıp baktığında “Defol” dediğini
işittiğinden Batının geliştirdiği sistemin tutulmadığını gördü ve tek çıkar yol
“Medya ve mafya” dedi.
Fransızlar 130 sene Cezayir de kendi hukukunu tutturmaya çalıştı tutmadı .
İsrail, hukukunun Filistin’de tutması için kırılmadık kol, alınmadık can
bırakmadı, tutmadı. Osmanlı yirmi askerle Filistini yönetirken hakkı, hak
sahibine veriyordu. Hakkı iki pırpırlı onbaşı veya Ehut Barak
belirlemiyor,hepsini yaratan Allahın kitabı belirliyordu.
Kuzey İrlanda’daki bir kasaba kıtlıkla boğuşurken gemilerle yardım gönderiyor
karşılığında “On beş günde on beş kanun çıkarırsanız yardımı gemilerden
indiririz,yoksa vermeyiz” diyerek şahsiyetlerini rencide etmiyordu.
Rusya, Çarlık döneminde Hıristiyan kafayla,1917 den itibaren Komünist kafayla
Çeçenistan meselesini 400 senedir halledemedi .Zorla oluşturulan Sovyet paktı
çöktü.
Osmanlı çekildiği günden beri Balkanlarda kan akmaya devam ediyor.
Rahmet ümmeti olan ecdadımız altı yüzyıl her dinden insanı güven içinde
yaşatırken Hıristiyanların giyotininden kurtulan Yahudileri bile himayesine
almış. İspanyadan gelen Sefarat Yahudileri, geldikleri yıl İstanbul Balat’ta
Ahrida sinagogunu yapmışlar ve hala ayakta.
Ama Yahudiler Filistin işgalinin üzerinden elli yıl geçmeden binlerce camiyi
yıktılar Mescidi Aksa’yı bile ateşe verdiler.
Sayıları çok az olan Hıristiyanlar, İslâm aleminin her yerinde kiliselerinde Çan
çalabiliyorlar ama milyonlarca Müslüman,Hıristiyan Avrupa’da minareden ezan
okuyamazlar.
Dünya üzerinde üç binin üzerinde konuşulan dillerin varlığını kabul eder ve bu
dil farklılığını dahi Allah’ın varlığına birliğine delil sayar.
“Gökleri ve yeri yaratması , dillerinizin ve renklerinizin değişik olması Onun
ayetlerindendir. Şüphesiz bunda alimler için ayetler vardır.” (Rum suresi 22)
BİR ALTERNATİF TEKLİF DE BENDEN (3-4-2001 Salı,Enbiya)
Enbiya süresi on iki tane peygamberin hayatından az ve öz bölümler nakleder.
Hiçbir peygamberin doğum yeri,tarihi,baba adı,ana adı verilmez. Peygamberlere
karşı direnenlerin kimlik bilgileri de verilmez. Çünkü asıl anlatılmak istenen
tarihi olaylar değil,tarihi olaylara yön veren iman ve çarpık düşünce
tarzlarıdır.
Okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri “İbrahim aleyhisselâm’ın
anasının adı neydi?” diye ev ödevi vererek öğrencileri,velileri,hocaları
sıkıntıya sokmasınlar.
“Tecellide tekrar yoktur” her tarihi olay kendi çağının ,bölgesinin,insan ve
malzeme imkanları içinde gerçekleşir. Mimar Sinan günümüzde yaşasaydı,eserini
nasıl yapardı sorusuna ben cevap veremem ama “Selimiye veya Süleymaniye
camilerinin aynını yapmazdı”derim.
Ekonomi uzmanları günümüzün krizini tenkit ediyorlar,Osmanlı dönemi
krizini,borçlanmalarını,Düyunu umumiye yi,1929 Amerika ekonomisini,Kore
,Arjantin örneğini biliyorlar,Tv.ekranlarında bilgiçlik taslıyorlar.
Eski edebiyatımızda işlenen “Midyede inciye dönüşen Nisan yağmuru,yılanda zehire
dönüşür” düşüncesi aynıyla geçerlidir. Her devletin insanı,bölgesi,fiziki
şartları,kültür yapısı ayrı olduğundan aynı ilaç aynı hastalığa çare olmuyor.
Doktorlarımız,aynı hastalığa tutulan iki hastanın ikisine de aynı ilacı
vermiyor. Hastaların yaşına,bünyesine,başka hastalık olup olamadığına göre ilaç
veriyor ve aynı hastalığa tutulanların birbirinin ilaçlarından içmemesi
gerektiğini,mutlaka bir doktora gitmesi gerektiğini söylüyorlar.
Bir sineğin kanadından ne kadar yağ çıkacağının hesabını yaparak yetişen
ekonomistlerimiz, vatandaşın elindeki son kuruşunun nasıl alınacağının
hesaplarını yapıp “Alternatif teklif” adı altında vatandaşın donunu da çıkartma
peşindeler. Be adam, bu vatandaşın elindeki o on kuruş, zaten bu topraklar
üzerinde buharlaşıyor.
Hava alanlarından çıkış yapan dolarlara ses çıkarmadınız. En milliyetçi olanın
İngiltere bankalarında milyonlarca doları çıktı. Banka hortumcuları,ihale
yolsuzları,yüzsüzler,arsızlar, hırsızlar Amerika ya dolarlarla uçarken ses
çıkarmadınız. Hava alanından yurda marklarla girenleri hava alanından
karakola,oradan savcılığa gönderdiniz.
Dış borç, boğaza gelmiş dayanmış. Bu gelecek olanla burnumuzu da kapatacak
olursa, nefes aldırmazlar bize.
Ekonomistlerimiz, günün sorunlarından kaçıp, 17nci yüzyıl Galata bankerleri
üzerine ahkam kesmeyi bıraktığı gibi, Alman, Japon veya Amerika ekonomisi
üzerine yazılmış araştırmaları veya istatistikleri okuyarak bize hava atmayı da
bıraksınlar. Türkiye’nin yer altı, yerüstü kaynakları nelerdir? Ziraatımız,
hayvancılığımız, sanayiimiz ne durumdadır? Az para ve az iş gücüyle verim ve
üretim nasıl artırılır. Üretilenler, en kısa yoldan, dünya pazarlarında yüzümüzü
ak edecek, kasamızı dolduracak şekilde nasıl ulaştırılır?
Karaman çiftçisi toprağa saçtığı bir havayı buğdaydan otuz havayı buğday aldığı
sene sevincinden uçuyor. Almanya’da bire yüz alınabiliyormuş. Kur’anı Kerimde,
bire yediyüz ve daha fazla alınabileceğine işaret ediyor. (Bak Bakara sûresi
ayet 261) Kur’an, ziraatın tekniğini söylemez. Çünkü teknik çağın imkanlarıyla
sınırlıdır. Ama Kur’an ufuk açan,her çağda geçerli olan kuralları söyler.
Ziraatçılarımız, siyasilerimiz, sosyologlarımız, hariciyecilerimiz,
edebiyatçılarımız, sağlıkçılarımız, velhasıl bütün insanlarımız, ellerine
Kur’an-ı Kerimi alsalar da kendi uzmanlık açılarından bakarak birkaç defa
okusalar cehaletlerinden başka hiçbir şey kaybetmedikleri gibi bir çok şey
kazanacaklar.
İslami Okul Okulların En Önemlisi