Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Söz Değil Eylem (4-4-2001 Çrşm,Mü’minun) - Nuzulsirasinagorekuran - 69. Sayfa

SÖZ DEĞİL EYLEM (4-4-2001 Çrşm,Mü’minun)
Mehmet Akif Merhum 1913 yılında yazdığı bir şiirinde,o günün siyasetini tasvir ederek şöyle diyordu:
“Dilenci mevk’i,milletlerin içinde yerin!
Ne zevki var,bana anlat bu ömr-i derbederin?
Şimale doğru gidersin:Soğuk bir istikbâl,
Cenûba niyyet edersin:Açık bir istiskaal!
“Aman Grey!Bize senden olur olursa medet..
Kuzum Puankare! Bittik..inayet et,kerem et”
Dedikçe sen,dediler karşıdan: “İnâyet ola!”
Dilencilikle siyaset döner mi,hey budala?
Siyasetin kanı :Servet,hayatı satvettir,
Zebûn-küş Avrupa bir hak tanır ki:Kuvvettir.
Donanma ,ordu yürürken muzafferen ileri!
Üzengi öpmeğe hasretti Garb’ın elçileri!”

Şimâle/Kuzeye doğru dilenmeye gittiğimizde, bizi soğuk karşılayan Grey (1862-1933),İngiltere dışişleri bakanıdır. Cenuba/Güneye doğru dilenmeye gittiğimizde bizi aşağılayarak karşılayan Puankare(1860-1934),Fransa başbakanıdır.
Bundan yıllar önce tartışılan ve bir sonuç alınamayan bu yardım konusu günümüzün yine birinci öncelikli konusu olmaya devam ediyor. Bu konuda en güzel makaleyi yazmak veya konuşmak çıkış yolu olmadığı görülüyor.
Karnı aç bir insanın yemek kitabını ezberlemesi bu konuda en iyi konferansı vermesi onun karnını doyurmuyor. Onun içindir ki Kur’an-ı Kerimde “İman” kelimesinin hemen ardından “Amel’i salih”kelimesi gelmektedir. Yani imanın eyleme dönüşmesi istenmektedir.
Biz, gücümüz oranında maddi ma’nevi kalkınmaya kendi gücümüz oranında katkıda bulunalım.
Buyurun, “Mü’minun” sûresinin başından itibaren onbir ayetini uygulamaya koyalım.
1-Beş vakit namazımızı kılarken Allahın huzuruna vardığımızı bilerek elbisemizde,midemizde çalıntı,hortumlanmış,haksız elde edilmiş bir şeyin olmaması için özen gösterelim.
2-Boş işlerden,boş konuşmaktan,boş yazmaktan,havanda su dövmekten, havaya kurşun sıkmaktan, boş gezenin boş kalfası olmaktan vazgeçelim.
1- Fakirlikten kaçalım,hemde kafirlikten kaçar gibi kaçalım ve Allaha sığınalım. Zekat vermek ve İslâmın beş şartından biri olan zekatı verebilmek için çalışalım. Bu günlerde buna biraz daha ağırlık verelim. Çevremizde ihtiyaç sahibi insanlarla yarım ekmeğimiz olsa dahi paylaşmasını bilelim. Yar olanlar, yara sarsınlar. Ağyar/düşman olanlar yaramıza yardım yerine kezzap dökerek yeni yaralar açabilirler.
2- Namuslarımızı koruyalım. Şehevi ihtiyaçlarımızı, nikahla, helal yoldan karşılayalım ve evlenmeleri kolaylaştıralım. Bu kurala uymayan, medeni diye takdim edilen Avrupa Milattan önce yaşayan ve Lut aleyhisselâma iman etmeyen kavmin çağına geri dönüp erkeğin erkekle, kadının kadınla evlenmesine izin veren kanunu çıkarmak zorunluluğunda kalmıştır.
3- Emanetler riayet edelim. Birisi size sırrını açmışsa o sır emanettir. Mektup göndermişse, o mektup da emanettir. Hastanın hali doktora emanettir. Aklımız, elimiz, gözümüz, gönlümüz bütün organlarımız, Kur’anımız bize emanettir. İyi koruyalım.
4- Sözümüze sahip çıkalım. Siyasette, sanatta, ticarette, çekte ,senette, evde işyerinde her yerde verilen sözler Hukuka aykırı olmadığı takdirde uyulmalıdır.
5- Ve namazlarımızı kuralına uygun olarak kılalım. Başta ve sonda namaza dikkatimizi çekiyor Rabbimiz. Demek ki namazımızı kalp ve kalıbımızla kılarsak diğerlerini yapmak bize kolaylaşacak Buyurun Kurtuluşa ermek ve Firdevs Cennetini kazanmak için bunları yapmaya bu günden itibaren başlayıverelim.

İŞ VE DÜA (5-4-2001 Prşm,Mü’minun)
Hanım kocasına seslenir: “Beğ, çocukdan diş çıkmaya başladı; benden süt kesildi. Zaten kıt kanaat geçiniyoruz. Şimdi çocuğa yiyeceği nereden bulacağız? Beğ, cevap verir: Çocuğu dünya sofrasına davet eden ve ona diş veren düşünsün.
Rabbimiz, “Mü’minun”sûresinin 12 nci ayetinde insanın çamurdan yaratıldığını haber verir. Devam eden ayetlerde meniden ete ,kemiğe büründüğümüzü ve güzel bir şekilde yaratıldığımızı haber verdikten ve öldükten sonra diriltileceğimize dikkat çektikten sonra gökyüzünden indirdiği yağmurlarla yeryüzünde bitirdiği hurma,üzüm,zeytin gibi toprak mahsullerini hatırlatır ardından da bize et ve süt veren hayvanlara dikkatimiz çekilir.
Kara topraktan bize zeytin,hurma,üzüm çıkaran,kara koyundan beyaz süt veren Rabbimiz bize diş vermişse bu dişlerin çiğneyeceği rızkı da verecektir.
Anca Rabbimiz, tabiat kanunları ile şeriat kanunları koymuştur. Arpa eken buğday biçemez. Nuh aleyhisselam, yıllarca kavmini İslâm’a davet eder,çaresiz kalınca Rabbine yönelir ve “Rabbim,beni yalanlamalarına karşı bana yardım et” der. Rabbimiz de Nuh aleyhisselâma “Sen de bir gemi yap”der. (Mü’minun 26-27)
Bakara sûresinin 60 ıncı ayetinde Musa aleyhisselam çölde kavmiyle beRaber susuz kaldıklarında Rabbinden su ister Rabbi de Ona “Sende asanı taşa bir vur”dediğini haber verir.
Mehmet Akif Merhum da :
“Allah’a dayan, sa’ye sarıl,hükmüne râm ol.
Yol varsa budur,bilmiyorum başka çıkar yol.”
Dediği gibi biz Rabbimizin hem Kur’andaki kurallarına uyarız,hem de tabiata koyduğu kurallara uyarız. Aklımızı ve kolumuzu çalıştırırken Allahın hükmüne boyun eğeriz, başkalarına boyun eğmeyiz.
Nuh’un,Musa’nın,Harun’un,İsa’nın (S.A.V.) başarılarından bahsettikten sonra elli birinci ayette “Ey peygamberler,güzel ve temiz şeylerden yeyin ve salih amel işleyin. Şüphesiz ben, yaptıklarınızı bilirim” buyurur. İşte işlerimizin “Püf”noktası burada. Bedenimizi temiz ve helal gıda ile besleyeceğiz,yaptığımız bütün işleri doğru,sağlam,faydalı ve güzel yapacağız.
Şuursuzca mal toplayan,malı ve insan gücü oranında öğünenler bir müddet bunlardan yararlanırlar ama bir gün gelir malı da evladı da ona fayda vermez. Mü’min insan ise bu ten ve canı yaratan Allahın huzuruna varacağını bildiğinden Ona ortak koşmaz,onun mülkünde Onun verdiği akıl ve ayakla gezerken Ona saygısızlık etmemek için hep dikkatli yaşar ve Rabbinin mülkünde Rabbinin verdiklerini Rabbin kullarıyla paylaşır,onlara yardım eder.
Çevrenizdeki insanlara bir bakıverin; fakirlere,yetimlere, hastalara yardım elini uzatanlar hep İslâmı yaşamaya çalışan insanlardırlar. Çocuğunu terk etmek isteyen bir kadın bile biliyor ki bu ülkede merhamet kırıntısı kalmışsa oda camiye devam edenler arasındadır diyerek çocuğunu cami önüne bırakıyor.
Dilenciler deneme yoluyla gördüler ki para verenler meyhanedekiler değil,camidekilerdirler.
Biz,bizim hakkımızda iyi düşünenlerin hüsn-ü zanlarını boşa çıkarmayalım. Zor durumda olanlara darda kalanlara yardım edelim.


İNSANIN KİRLENMESİ (6-4-2001Cuma,Mü’minun)
İnsanlığın kirlenmesi sonucu,havada kuşlar,denizde balıklar ölüyor. Balinalar toplu intiharlara yöneliyor. Kuzey buz denizine kadar insanlığı pisliği varabilmiş. Gökyüzünde ozon tabakasını deliyor insanlığın pisliği.
Türkiye’de her geçen gün intiharlar,soygunlar,kapkaççılar,uyuşturucu tacirleri ve kullanıcıları artıyor.
Irakta her sene on binlerce çocuk ilaçsızlıktan ölüyor. Batı bir kişiye olan kinini binlerce çocuktan alıyor. Hastahanelerden televizyon ekranlarına yansıyan çocuk çığlıkları, kendini medeni zanneden insanların taşlardan daha katı yüreklerinde yankı bulmuyor.
Rabbimiz buyurur: “Eğer hak onların hevalarına uysaydı gökler,yer ve her ikisindekiler bozulurdu. Hayır,biz onlara zikir(Kitap)lerini verdik. Onlar ise zikir(Kitap)lerinden yüz çevirdiler.” (Mü’minun 71)
Bir sene önce Hollanda kanunlarına göre erkeğin erkekle,kadının kadınla evlenmesi yasaktı. Bu sene kanun değiştirildi ve geçen gün Amsterdam belediye başkanı bunların nikahını, dünya televizyonları önünde kıyarak, üçüncü dünya ülkelerine medeni olabilmenin yollarını öğretmiş oldu.
Şimdi hangisi doğru? Bir sene önce yasak olan şimdi yasal. “Bu kanun medenice bir kanundur”derseler peki binlerce yıldır vahşimi idiniz? İki sene önceki parlamenterleriniz vahşi mi idiler? Bu kanuna karşı oy kullananlar vahşi mi?
Bir oy farkıyla kanun çıkaranlar yeni sene bir oy kaybederler ve yeniden oylama yapılırsa tekrar geri dönülünce kim medeni kim vahşi olacak?
İşte biz,burada Hakka uyarız. el-Hak ismi, Rabbimizin Esmâ’ül-Husnâsından biridir.
“Varlığında hiç şüphe duyulmadan kabul edilen. Gerçek olan” anlamına gelen “el-Hak” ismi şerifi Kur’anı kerimde on defa tekrarlanmıştır. (Kehf 44, Taha 114, Hac 6, 62, Lokman 30, Nur 25, Zuhruf 86, Hadid 16, Mümtehine 1)
Ayrıca Hak kelimesi Kur’anın adı olarak doğru, adalet, hak, hisse, gerçek anlamlarında Kur’anı kerimde 218 defa tekrarlanmıştır.
“Bilirler ki şüphesiz Allah apaçık Hakkın ta kendisidir” (Nur 25)
Hak, Allah olunca onun sözüde en doğru olur. “Doğruyu ben söylerim” (Sad 84) buyurur.
Cenabı Hakk’ın yarattığı kullarda hakkı=doğruyu söyleyebilir. Ancak insanların söylediklerinde yanılma ihtimali vardır. “Bin ihtimal, bir hakikat etmez” Devletler, sistemler, akımlar, partiler ve “Benim dediğim doğru” deyip kabul ettirmek için bazan parmak çokluğuna, bazan yumruk gücüne baş vuranlar söylediğinin doğruluğunda şüphe duyanlardır.
Biz, Allah’ın kelamı Kur’anda olan bir söz üzerine söz söylemeyiz, söyleyeni de dinlemeyiz.
Sözlerimizin doğruluğunu parmak veya yumrukla test etmeyiz.
Hakka karşı gelenlere, hakları çiğneyenlere, haksızlık yapanlara karşı hak sözü söylemek, hak sahibine hakkını vermek ve haksızın hakkından gelmek için hakkıyla gayret gösteririz. (Hac 78)
Kesin doğruların ne olduğunu öğrenmek için roman değil Kurân okuruz. Kur’an okumayı engelleyen konuşmaları ve kitapları takip edenler hakkında Ku’anın şikâyetçi olacağını Rabbimiz haber verir (Mü’minun 67)
Hiçbir engelin, bizimle Rabbimizin kelamı arasına girmesine izin vermeyelim.

BİZ,BİZLİĞİMİZİ GÖSTERLİM (9-4-2001Pzrts, Mü’minun)

Paranın para çektiği, kişilerin parası oranında sözünün geçtiği, paranın put, kasaların puthane olduğu, para şıngırtısı önünde adaletin oynadığı, zenginlerin yağlı kuyrukları emmeye tahammüllerinin olmayıp yuttuğu dönemlerde kodamanların put dolu kasalarına, kanlanan bitlerine dokunmadan gönüllerine yönelik mesajlar vererek tedavileri mümkün olur.
Fakirliği ateşten gömlek gibi giyenler, günlerce bacasından duman çıkmayanlar, acı soğan kuru yavan yiyenler,kurumuş kanını emen zenginin dişine ağrı girse üzüntüsünden kahrolanların yaşadığı bir ortamda para, mal, servet, vergi, altın, dolar, mark kelimelerini ağzınıza almamaya dikkat edin.
Kimseye yük olmayın. Hamurunuzu alın terinizle karıştırın, dostlarınız ve ihtiyaç sahipleriyle yemeye çalışın.
Tarih boyunca İslâm’a güzel hizmet edenlerin,Kuduri, Ğazali, Zeccac, Zehebi gibi alimler olduğunu,çömlek yapıp satarak,dokumacılık yaparak, cam üreterek, altın işleyerek geçimini temin ettiği gibi öğrencilerinin ihtiyacını da karşıladığını görüyoruz.
Halkımızın gönül tellerini titretenlerin eserlerinde geçen kelimeleri saydığımızda İman,İslâm,İyilik,güzellik,gönül,gül kelimelerinin çokça tekrarlandığını, Para,mal,mülk kelimelerine fazla yer verilmediğini görürüz.
Haç’ını koltuğunun altında saklayan hacılar,birlikte şirket kurup ihale alan dervişler ve berduşlar,kapitalistlere dolar sayıveren ekonomist komünistler,bütün bunlar kimlik bunalımı neticesinde para putunun esiri olmuş insanlarımız. Bunların bu esaretten kurtulması için peygamberlerin yolu izlenmelidir.
Şuara süresi ayet,127,145,164,180,Hud 51,29,Fürkan 57,Sad 84,Şura 23 Enam 90 da bütün peygamberlerin ümmetlerine bir şey söylediğini haber verir. O da : “Ben sizden ücret istemiyorum”
Bir meydana çıkıp elini kolunu sallayarak konuşan birini görseniz hemen akla gelen ya bir işportacı mal satıyor veya bir siyasi konuşuyor olacaktır. İkisinin de çıkar peşinde olduğunu düşnürüz. Onun içindir ki Rabbimiz, Peygamberlerine Ücret istemediklerini ilk başta söylemelerini istemiştir.
Sevgili peygamberimiz: “Biz peygamberler topluluğu miras bırakmayız”buyurmuş.(Buhari,Humus 1,Müslim,Cihad 49, Ebu davud,İmarat 19)
Bildiğimiz kadarıyla Peygamber varisi olan biz Müslümanlar, hiç değilse çocuklarımıza haram mal bırakmayalım. İslâmi hizmetlerde öncülük yapanlar, hediye helal olduğu halde mutat olmayan hediyeleri dahi kabul etmeyelim. Alan değil, veren olalım. Toplayan değil, dağıtan olalım. Kanat altına giren değil, kanat geren olalım.
Mü’minun sûresinin 72-74 üncü ayetlerinde doğru yoldan sapanları, sıratı müstakime/dünyada devlete ahirette cennete çıkaran yola davet ederken insanlardan vergi istemememizi öğütler. Rızık verenlerin en hayırlısının Allah olduğunu bildirir.
Harun-u Reşit hanımlarından birin daha fazla severmiş. Diğerlerinin kıskandığını öğrenince hepsini hazine dairesine götürmüş. Altın,gümüş,yakut,inci süs eşyalarından dilediklerini almalarını söylemiş. Herkes beğendiğini almış o kıskanılan kadın ise Harun’u tercih etmiş. Aslında akıllı olan o kadın. Çünkü Harun’a sahip olan hazinelerin tamamına sahip olur.
Sevgili peygamberimiz zengin-fakir ayırımı yapmadan tebliğini yaptı. Bilâlı Habeşi simsiyah yüzü bembeyaz kalbiyle geldi. Ebu Bekir ise malıyla beRaber geldi ve bu dava uğrunda bütün malını harcadı.
Gönül gözü kapalı olanlar, insanların içinde bir yürek olduğunu göremediklerinden,insanların elindekine göz dikerler ve çeşitli alavere ve dalaverelerle onları deve yaparlar. Bir gözümüzle deveyi hamuduyla yutanları gözetelim,bir gözümüzle de yutulanları gözetelim.
Zor günler yaşanıyor. Çevrenizdeki insanların sıkıntılarına ortak olmaya çalışın. Bakkalınıza sorun. Ekmek almakta zorluk çekenlerin parasını bakkala siz ödeyin, o sizi tanımasın. Ödemede zorluk çeken borçlularınızı gücünüz oranında sıkmayın ki Allah da sizi sıkmasın.


BİLGİMİZ BİZİ KORUSUN (Mü’minun
Şu bilgisayarlar Rabbimizin bize en büyük lütuflarından biri. “Yok hocam, o bilgisayar Allahın lütfu değil Amerikalı Billi’n lütfu” Peki Bill kendisini kendisi mi yapmış? Onu Allah yaratmış. Ona bir zekâ vermiş ve bu bilgisayarı bizim istifademize sunmuş.
Asker arkadaşım, iş yerine bilgisayar almış ve işyerine getirip kurmaya çalışan elemanlara sormuş: “Bu benden akıllı mı”demiş. İşini iyi bilen eleman: “Hayır,senden akıllı olmadığı gibi,çarşınızın delisi kadar da akıl yok bunda”demiş ve açıklamış: “Bak dükkanın önünde duran bu bilgisayarı biz içeriye almazsak,yağmurda ıslanır,güneşte yanar,soğukta donar da içeriye girmeyi akıl edemez. Halbuki çarşınızın delisi,yağmur yağarken ıslanmamak için bir sipere girer. Bu alete ne verirsek onu alırız. Senin işinle ilgili programı biz bunun içine koyduk,senin işini çok kolaylaştıracak.
Tîn süresinde İnsanı en güzel kıvamda yarattığını bildiren Rabbimiz,Hz.İsa da olsa ilâhlaştırılmamasını ister ve Nahl süresinin 17 inci ayetinde: “Hiç yaratan,yaratmayan gibimidir? Siz düşünmüyor musunuz?”buyurur.
Doğduğumuz gündenberi duyduğumuz,gördüğümüz,işittiğimiz,tuttuğumuz,hissettiğimiz,tattığımız şeylerin bir çoğunu hafızamızda saklıyor ve lazım olduğunda bilgisayardan daha hızlı bir şekilde olayın yerini,zamanını,sesleri ve renkleri hayalimizde canlandırıveriyoruz. Bizim bilgisayarların hafızası birden doluveriyor,ama sıhhatli bir vücutta bilgi arttıkça hafızamız genişliyor ve bilginlerimiz,bilgisayar programları üretmeye,ve yeni buluşlar yapmaya devam ediyor.
Mü’minun süresinin 78-91 inci ayetlerinde Kulaklarımızı,gözlerimizi,kalplerimizi Allahın yarattığını hatırlatır ve şükretmemizi ister. Yeryüzüne yayılan bu derisiyle diliyle rengarenk olan insanları yayanın Allah olduğunu hatırlatır ve tekrar ona döndürüleceğimizi bildirir.
Ayna karşısında güzelliğine hayran olan ve bakımını yapan insanlarımız,bu ten ve canın ahirette de bozulmaması,dökülmemesi için de bakım yapmaları gerekir. Bu sürenin 103 ve 104 üncü ayetlerinde mahşer günü amel terazisi hafif gelenlerin cehennemde ceza göreceklerini ve yüzlerinin derilerinin döküleceğini haber veren Rabbimiz, bize merhamet ediyor ve haber veriyor,can bedende iken bu güzel tenimizi kremlerle koruduğumuz gibi İman ve salih amellerle de cehennem ateşinden korumamızı istiyor.
Şeytan ve şeytanlaşmış insanlar, bizi dürtmekte. Şu haramı alıver,şunu soyuver,bunu çalıver, bunu eziver gibi vesveseler vermekte. Rabbimiz bunların şerrinden Allaha sığınmamızı istemekte. (Ayet 9798)
Canımızın çektiği her şeyi elde etmek için bir helal yol birde haram yol vardır. Biz, helal yolu tercih edersek bu dünyada insanca yaşar ve ahirette insanca muamele görürüz.
Annemizin hacı olduğuna,babamızın hoca olduğuna güvenmeyelim. Filancaların çocuğu veya torunu olmak bizi kurtarmaz. Babanızın midesine giden ekmek sizin karnınızı doyurmuyor. Herkes kendi yaptığıyla baş başa kalacak. Akrabalık bağları imansıza fayda vermeyecek. Nuh aleyhisselam,kendi oğluna fayda sağlayamadığını Rabbimiz bize bildiriyor.
Bilgisayarın içindeki bilgi onu kapı önünden içeriye alamıyor,soğuk da donmasını ,sıcakta yanmasını engellemiyor demiştik. Biz insanız. Bilgimiz bizi hem bu dünyada hemde ahirette yanmaktan,donmaktan,rezil-rusvay olmaktan kurtarsın.

ALLAH VAR KEDER YOK (SECDE
Ümidinizi kesmeyiniz. Allah var, keder yok. Kaderle keder birleşmezmiş. Kadere iman edenler korkmazlar ve kederlenmezler.
Secde süresinin 27inci ayetinde çorak toprağı bize örnek olarak verir Rabbimiz ve: “Çorak toprağa su gönderip,hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekini çıkardığımızı görmüyorlar mı”buyurur.
Bu ayet bizim maddi hayatımızda ve manevi hayatımızda hiçbir zaman ümitsizliğe düşmememiz gerektiğini öğütler. Ekonomik sıkıntıların yaşandığı dönemlerde “Battık,bittik,çıkış yolu kalmadı,kimse bizi kurtaramaz”gibi ifadelerden kaçınalım.
Kısır kadına çocuk veren,çorak toprakta içi su dolu karpuz yetiştiren,dikenler arasından gül çıkaran, Rabbimize karşı görevlerimizi hakkıyla yerine getirirsek O,bizim hesap etmediğimiz yerden bizi rızıklandırır.
Hz. Ademden beri gelen bütün insanlar,hayanlar,bitkiler ve ağaçların hepsi yeryüzünün yalnız yüzünden geçinip gittiler. Gıdalarını,toprağın bir karışlık bölümünden aldılar. Hala altı milyar insan bir karış derinlikteki yerden bütün yiyeceklerini temin etmektedir.
Bir insan, bütün bu tabiat ayetlerini görüp durduğu ve Kur’an ayetlerini işitip durduğu halde hala Hakdan yüz çevirirse işte o zalimlerin en zalimidir. (secde 22)
Ana rahmindeki çocuğa : “Buranın arka tarafında daha geniş bir yer var. Orada meyve ve sebze ve etlerden binlerce çeşit yiyecek var” deme imkanımız olsaydı ve çocuğunda cevap verme gücü olsaydı “İnanmam” diyen çıkabilirdi.
Şimdi biz, Rabbimizin sözüne güvenerek insanlara :” Öbür dünya diye bir yer var. Orada Müminler bahçelerde yaşayacaklar,kafirler de ateşte yanacaklar”dediğimizde “Biz ölüp yok olduktan sonra yeniden mi dirileceğiz” diye inkara gidiyorlar. Onun içindir ki “Her ne elde edeceksek bu dünyada elde edelim”diyerek haram,helal tanımıyorlar ne bulurlarsa zimmetlerine geçiriyorlar. Milattan önce hırsızlara ceza olarak derilerine saman basıp meydanlarda aylarca asmışlar ama yinede hırsızlığı önleyememişler.
Herkes kötülüğü yaparken “Ben yakayı ele vermem” diyerek yaparmış.
Göklerde ve yerde işleri idare eden,kara topraktan insanı en güzel şekilde yaratan,insana kendinden ruh üfüren Allaha iman edenler,Allahın ayetleriyle uyarıldıklarında hiç kibirlenmeden gönülden secdeye kapanırlar,Cehenneme düşme korkusuyla,Cennete girme ümidi arasında yaşarken geceleri kalkıp Allahı zikrederler.
Allahın yarattığı ten ve Allahın üfürdüğü can ile Allaha karşı gelmediği gibi Allahın kullarına da zulmetmez,haklarını yemez,onlara zarar vermez.
Hortumcuların, hırsızların,yüzsüzlerin,arsızların en tepelerde dolaştığı bir zamanda başbakan “Büyük iş adamlarının ellerine kelepçe takılmasın”diyor. Kanunlar ve cezalar yetersiz kalıyor,mevzuat müsait değil deniliyor. Hiç iman ve imansızlık üzerinde durulmuyor.
Rabbimiz : “Mü’min insan,fasık insan gibi midir?bunlar aynı olmazlar" buyurur. (Secde 18)
Fasık: yoldan çıkmış,her türlü suçu işlemeye hazır insan. Toplumun rahatsız olduğu,cebimdeki parayı dalaverasyonla çalıyor diye şikayet ettiği insandır.
Mü’min:Rabbine iman eden ve güvenen,insanlara hayvanlara ve diğer yaratıklara güven veren,insanların mal,can ve namusunu Allahın emaneti olduğuna inanan ve emanete hıyanet etmeyen insandır.
Biz kurtuluşumuz için İmanlı insanın sayısını çoğaltmalıyız.