Söz Değil Eylem (4-4-2001 Çrşm,Mü’minun) - Nuzulsirasinagorekuran - 69. Sayfa
SÖZ DEĞİL EYLEM (4-4-2001 Çrşm,Mü’minun)
Mehmet Akif Merhum 1913 yılında yazdığı bir şiirinde,o günün siyasetini tasvir
ederek şöyle diyordu:
“Dilenci mevk’i,milletlerin içinde yerin!
Ne zevki var,bana anlat bu ömr-i derbederin?
Şimale doğru gidersin:Soğuk bir istikbâl,
Cenûba niyyet edersin:Açık bir istiskaal!
“Aman Grey!Bize senden olur olursa medet..
Kuzum Puankare! Bittik..inayet et,kerem et”
Dedikçe sen,dediler karşıdan: “İnâyet ola!”
Dilencilikle siyaset döner mi,hey budala?
Siyasetin kanı :Servet,hayatı satvettir,
Zebûn-küş Avrupa bir hak tanır ki:Kuvvettir.
Donanma ,ordu yürürken muzafferen ileri!
Üzengi öpmeğe hasretti Garb’ın elçileri!”
Şimâle/Kuzeye doğru dilenmeye gittiğimizde, bizi soğuk karşılayan Grey
(1862-1933),İngiltere dışişleri bakanıdır. Cenuba/Güneye doğru dilenmeye
gittiğimizde bizi aşağılayarak karşılayan Puankare(1860-1934),Fransa
başbakanıdır.
Bundan yıllar önce tartışılan ve bir sonuç alınamayan bu yardım konusu günümüzün
yine birinci öncelikli konusu olmaya devam ediyor. Bu konuda en güzel makaleyi
yazmak veya konuşmak çıkış yolu olmadığı görülüyor.
Karnı aç bir insanın yemek kitabını ezberlemesi bu konuda en iyi konferansı
vermesi onun karnını doyurmuyor. Onun içindir ki Kur’an-ı Kerimde “İman”
kelimesinin hemen ardından “Amel’i salih”kelimesi gelmektedir. Yani imanın
eyleme dönüşmesi istenmektedir.
Biz, gücümüz oranında maddi ma’nevi kalkınmaya kendi gücümüz oranında katkıda
bulunalım.
Buyurun, “Mü’minun” sûresinin başından itibaren onbir ayetini uygulamaya
koyalım.
1-Beş vakit namazımızı kılarken Allahın huzuruna vardığımızı bilerek
elbisemizde,midemizde çalıntı,hortumlanmış,haksız elde edilmiş bir şeyin
olmaması için özen gösterelim.
2-Boş işlerden,boş konuşmaktan,boş yazmaktan,havanda su dövmekten, havaya kurşun
sıkmaktan, boş gezenin boş kalfası olmaktan vazgeçelim.
1- Fakirlikten kaçalım,hemde kafirlikten kaçar gibi kaçalım ve Allaha sığınalım.
Zekat vermek ve İslâmın beş şartından biri olan zekatı verebilmek için
çalışalım. Bu günlerde buna biraz daha ağırlık verelim. Çevremizde ihtiyaç
sahibi insanlarla yarım ekmeğimiz olsa dahi paylaşmasını bilelim. Yar olanlar,
yara sarsınlar. Ağyar/düşman olanlar yaramıza yardım yerine kezzap dökerek yeni
yaralar açabilirler.
2- Namuslarımızı koruyalım. Şehevi ihtiyaçlarımızı, nikahla, helal yoldan
karşılayalım ve evlenmeleri kolaylaştıralım. Bu kurala uymayan, medeni diye
takdim edilen Avrupa Milattan önce yaşayan ve Lut aleyhisselâma iman etmeyen
kavmin çağına geri dönüp erkeğin erkekle, kadının kadınla evlenmesine izin veren
kanunu çıkarmak zorunluluğunda kalmıştır.
3- Emanetler riayet edelim. Birisi size sırrını açmışsa o sır emanettir. Mektup
göndermişse, o mektup da emanettir. Hastanın hali doktora emanettir. Aklımız,
elimiz, gözümüz, gönlümüz bütün organlarımız, Kur’anımız bize emanettir. İyi
koruyalım.
4- Sözümüze sahip çıkalım. Siyasette, sanatta, ticarette, çekte ,senette, evde
işyerinde her yerde verilen sözler Hukuka aykırı olmadığı takdirde uyulmalıdır.
5- Ve namazlarımızı kuralına uygun olarak kılalım. Başta ve sonda namaza
dikkatimizi çekiyor Rabbimiz. Demek ki namazımızı kalp ve kalıbımızla kılarsak
diğerlerini yapmak bize kolaylaşacak Buyurun Kurtuluşa ermek ve Firdevs
Cennetini kazanmak için bunları yapmaya bu günden itibaren başlayıverelim.
İŞ VE DÜA (5-4-2001 Prşm,Mü’minun)
Hanım kocasına seslenir: “Beğ, çocukdan diş çıkmaya başladı; benden süt kesildi.
Zaten kıt kanaat geçiniyoruz. Şimdi çocuğa yiyeceği nereden bulacağız? Beğ,
cevap verir: Çocuğu dünya sofrasına davet eden ve ona diş veren düşünsün.
Rabbimiz, “Mü’minun”sûresinin 12 nci ayetinde insanın çamurdan yaratıldığını
haber verir. Devam eden ayetlerde meniden ete ,kemiğe büründüğümüzü ve güzel bir
şekilde yaratıldığımızı haber verdikten ve öldükten sonra diriltileceğimize
dikkat çektikten sonra gökyüzünden indirdiği yağmurlarla yeryüzünde bitirdiği
hurma,üzüm,zeytin gibi toprak mahsullerini hatırlatır ardından da bize et ve süt
veren hayvanlara dikkatimiz çekilir.
Kara topraktan bize zeytin,hurma,üzüm çıkaran,kara koyundan beyaz süt veren
Rabbimiz bize diş vermişse bu dişlerin çiğneyeceği rızkı da verecektir.
Anca Rabbimiz, tabiat kanunları ile şeriat kanunları koymuştur. Arpa eken buğday
biçemez. Nuh aleyhisselam, yıllarca kavmini İslâm’a davet eder,çaresiz kalınca
Rabbine yönelir ve “Rabbim,beni yalanlamalarına karşı bana yardım et” der.
Rabbimiz de Nuh aleyhisselâma “Sen de bir gemi yap”der. (Mü’minun 26-27)
Bakara sûresinin 60 ıncı ayetinde Musa aleyhisselam çölde kavmiyle beRaber susuz
kaldıklarında Rabbinden su ister Rabbi de Ona “Sende asanı taşa bir vur”dediğini
haber verir.
Mehmet Akif Merhum da :
“Allah’a dayan, sa’ye sarıl,hükmüne râm ol.
Yol varsa budur,bilmiyorum başka çıkar yol.”
Dediği gibi biz Rabbimizin hem Kur’andaki kurallarına uyarız,hem de tabiata
koyduğu kurallara uyarız. Aklımızı ve kolumuzu çalıştırırken Allahın hükmüne
boyun eğeriz, başkalarına boyun eğmeyiz.
Nuh’un,Musa’nın,Harun’un,İsa’nın (S.A.V.) başarılarından bahsettikten sonra elli
birinci ayette “Ey peygamberler,güzel ve temiz şeylerden yeyin ve salih amel
işleyin. Şüphesiz ben, yaptıklarınızı bilirim” buyurur. İşte işlerimizin
“Püf”noktası burada. Bedenimizi temiz ve helal gıda ile besleyeceğiz,yaptığımız
bütün işleri doğru,sağlam,faydalı ve güzel yapacağız.
Şuursuzca mal toplayan,malı ve insan gücü oranında öğünenler bir müddet
bunlardan yararlanırlar ama bir gün gelir malı da evladı da ona fayda vermez.
Mü’min insan ise bu ten ve canı yaratan Allahın huzuruna varacağını bildiğinden
Ona ortak koşmaz,onun mülkünde Onun verdiği akıl ve ayakla gezerken Ona
saygısızlık etmemek için hep dikkatli yaşar ve Rabbinin mülkünde Rabbinin
verdiklerini Rabbin kullarıyla paylaşır,onlara yardım eder.
Çevrenizdeki insanlara bir bakıverin; fakirlere,yetimlere, hastalara yardım
elini uzatanlar hep İslâmı yaşamaya çalışan insanlardırlar. Çocuğunu terk etmek
isteyen bir kadın bile biliyor ki bu ülkede merhamet kırıntısı kalmışsa oda
camiye devam edenler arasındadır diyerek çocuğunu cami önüne bırakıyor.
Dilenciler deneme yoluyla gördüler ki para verenler meyhanedekiler
değil,camidekilerdirler.
Biz,bizim hakkımızda iyi düşünenlerin hüsn-ü zanlarını boşa çıkarmayalım. Zor
durumda olanlara darda kalanlara yardım edelim.
İNSANIN KİRLENMESİ (6-4-2001Cuma,Mü’minun)
İnsanlığın kirlenmesi sonucu,havada kuşlar,denizde balıklar ölüyor. Balinalar
toplu intiharlara yöneliyor. Kuzey buz denizine kadar insanlığı pisliği
varabilmiş. Gökyüzünde ozon tabakasını deliyor insanlığın pisliği.
Türkiye’de her geçen gün intiharlar,soygunlar,kapkaççılar,uyuşturucu tacirleri
ve kullanıcıları artıyor.
Irakta her sene on binlerce çocuk ilaçsızlıktan ölüyor. Batı bir kişiye olan
kinini binlerce çocuktan alıyor. Hastahanelerden televizyon ekranlarına yansıyan
çocuk çığlıkları, kendini medeni zanneden insanların taşlardan daha katı
yüreklerinde yankı bulmuyor.
Rabbimiz buyurur: “Eğer hak onların hevalarına uysaydı gökler,yer ve her
ikisindekiler bozulurdu. Hayır,biz onlara zikir(Kitap)lerini verdik. Onlar ise
zikir(Kitap)lerinden yüz çevirdiler.” (Mü’minun 71)
Bir sene önce Hollanda kanunlarına göre erkeğin erkekle,kadının kadınla
evlenmesi yasaktı. Bu sene kanun değiştirildi ve geçen gün Amsterdam belediye
başkanı bunların nikahını, dünya televizyonları önünde kıyarak, üçüncü dünya
ülkelerine medeni olabilmenin yollarını öğretmiş oldu.
Şimdi hangisi doğru? Bir sene önce yasak olan şimdi yasal. “Bu kanun medenice
bir kanundur”derseler peki binlerce yıldır vahşimi idiniz? İki sene önceki
parlamenterleriniz vahşi mi idiler? Bu kanuna karşı oy kullananlar vahşi mi?
Bir oy farkıyla kanun çıkaranlar yeni sene bir oy kaybederler ve yeniden oylama
yapılırsa tekrar geri dönülünce kim medeni kim vahşi olacak?
İşte biz,burada Hakka uyarız. el-Hak ismi, Rabbimizin Esmâ’ül-Husnâsından
biridir.
“Varlığında hiç şüphe duyulmadan kabul edilen. Gerçek olan” anlamına gelen
“el-Hak” ismi şerifi Kur’anı kerimde on defa tekrarlanmıştır. (Kehf 44, Taha
114, Hac 6, 62, Lokman 30, Nur 25, Zuhruf 86, Hadid 16, Mümtehine 1)
Ayrıca Hak kelimesi Kur’anın adı olarak doğru, adalet, hak, hisse, gerçek
anlamlarında Kur’anı kerimde 218 defa tekrarlanmıştır.
“Bilirler ki şüphesiz Allah apaçık Hakkın ta kendisidir” (Nur 25)
Hak, Allah olunca onun sözüde en doğru olur. “Doğruyu ben söylerim” (Sad 84)
buyurur.
Cenabı Hakk’ın yarattığı kullarda hakkı=doğruyu söyleyebilir. Ancak insanların
söylediklerinde yanılma ihtimali vardır. “Bin ihtimal, bir hakikat etmez”
Devletler, sistemler, akımlar, partiler ve “Benim dediğim doğru” deyip kabul
ettirmek için bazan parmak çokluğuna, bazan yumruk gücüne baş vuranlar
söylediğinin doğruluğunda şüphe duyanlardır.
Biz, Allah’ın kelamı Kur’anda olan bir söz üzerine söz söylemeyiz, söyleyeni de
dinlemeyiz.
Sözlerimizin doğruluğunu parmak veya yumrukla test etmeyiz.
Hakka karşı gelenlere, hakları çiğneyenlere, haksızlık yapanlara karşı hak sözü
söylemek, hak sahibine hakkını vermek ve haksızın hakkından gelmek için hakkıyla
gayret gösteririz. (Hac 78)
Kesin doğruların ne olduğunu öğrenmek için roman değil Kurân okuruz. Kur’an
okumayı engelleyen konuşmaları ve kitapları takip edenler hakkında Ku’anın
şikâyetçi olacağını Rabbimiz haber verir (Mü’minun 67)
Hiçbir engelin, bizimle Rabbimizin kelamı arasına girmesine izin vermeyelim.
BİZ,BİZLİĞİMİZİ GÖSTERLİM (9-4-2001Pzrts, Mü’minun)
Paranın para çektiği, kişilerin parası oranında sözünün geçtiği, paranın put,
kasaların puthane olduğu, para şıngırtısı önünde adaletin oynadığı, zenginlerin
yağlı kuyrukları emmeye tahammüllerinin olmayıp yuttuğu dönemlerde kodamanların
put dolu kasalarına, kanlanan bitlerine dokunmadan gönüllerine yönelik mesajlar
vererek tedavileri mümkün olur.
Fakirliği ateşten gömlek gibi giyenler, günlerce bacasından duman çıkmayanlar,
acı soğan kuru yavan yiyenler,kurumuş kanını emen zenginin dişine ağrı girse
üzüntüsünden kahrolanların yaşadığı bir ortamda para, mal, servet, vergi, altın,
dolar, mark kelimelerini ağzınıza almamaya dikkat edin.
Kimseye yük olmayın. Hamurunuzu alın terinizle karıştırın, dostlarınız ve
ihtiyaç sahipleriyle yemeye çalışın.
Tarih boyunca İslâm’a güzel hizmet edenlerin,Kuduri, Ğazali, Zeccac, Zehebi gibi
alimler olduğunu,çömlek yapıp satarak,dokumacılık yaparak, cam üreterek, altın
işleyerek geçimini temin ettiği gibi öğrencilerinin ihtiyacını da karşıladığını
görüyoruz.
Halkımızın gönül tellerini titretenlerin eserlerinde geçen kelimeleri
saydığımızda İman,İslâm,İyilik,güzellik,gönül,gül kelimelerinin çokça
tekrarlandığını, Para,mal,mülk kelimelerine fazla yer verilmediğini görürüz.
Haç’ını koltuğunun altında saklayan hacılar,birlikte şirket kurup ihale alan
dervişler ve berduşlar,kapitalistlere dolar sayıveren ekonomist
komünistler,bütün bunlar kimlik bunalımı neticesinde para putunun esiri olmuş
insanlarımız. Bunların bu esaretten kurtulması için peygamberlerin yolu
izlenmelidir.
Şuara süresi ayet,127,145,164,180,Hud 51,29,Fürkan 57,Sad 84,Şura 23 Enam 90 da
bütün peygamberlerin ümmetlerine bir şey söylediğini haber verir. O da : “Ben
sizden ücret istemiyorum”
Bir meydana çıkıp elini kolunu sallayarak konuşan birini görseniz hemen akla
gelen ya bir işportacı mal satıyor veya bir siyasi konuşuyor olacaktır. İkisinin
de çıkar peşinde olduğunu düşnürüz. Onun içindir ki Rabbimiz, Peygamberlerine
Ücret istemediklerini ilk başta söylemelerini istemiştir.
Sevgili peygamberimiz: “Biz peygamberler topluluğu miras
bırakmayız”buyurmuş.(Buhari,Humus 1,Müslim,Cihad 49, Ebu davud,İmarat 19)
Bildiğimiz kadarıyla Peygamber varisi olan biz Müslümanlar, hiç değilse
çocuklarımıza haram mal bırakmayalım. İslâmi hizmetlerde öncülük yapanlar,
hediye helal olduğu halde mutat olmayan hediyeleri dahi kabul etmeyelim. Alan
değil, veren olalım. Toplayan değil, dağıtan olalım. Kanat altına giren değil,
kanat geren olalım.
Mü’minun sûresinin 72-74 üncü ayetlerinde doğru yoldan sapanları, sıratı
müstakime/dünyada devlete ahirette cennete çıkaran yola davet ederken
insanlardan vergi istemememizi öğütler. Rızık verenlerin en hayırlısının Allah
olduğunu bildirir.
Harun-u Reşit hanımlarından birin daha fazla severmiş. Diğerlerinin kıskandığını
öğrenince hepsini hazine dairesine götürmüş. Altın,gümüş,yakut,inci süs
eşyalarından dilediklerini almalarını söylemiş. Herkes beğendiğini almış o
kıskanılan kadın ise Harun’u tercih etmiş. Aslında akıllı olan o kadın. Çünkü
Harun’a sahip olan hazinelerin tamamına sahip olur.
Sevgili peygamberimiz zengin-fakir ayırımı yapmadan tebliğini yaptı. Bilâlı
Habeşi simsiyah yüzü bembeyaz kalbiyle geldi. Ebu Bekir ise malıyla beRaber
geldi ve bu dava uğrunda bütün malını harcadı.
Gönül gözü kapalı olanlar, insanların içinde bir yürek olduğunu
göremediklerinden,insanların elindekine göz dikerler ve çeşitli alavere ve
dalaverelerle onları deve yaparlar. Bir gözümüzle deveyi hamuduyla yutanları
gözetelim,bir gözümüzle de yutulanları gözetelim.
Zor günler yaşanıyor. Çevrenizdeki insanların sıkıntılarına ortak olmaya
çalışın. Bakkalınıza sorun. Ekmek almakta zorluk çekenlerin parasını bakkala siz
ödeyin, o sizi tanımasın. Ödemede zorluk çeken borçlularınızı gücünüz oranında
sıkmayın ki Allah da sizi sıkmasın.
BİLGİMİZ BİZİ KORUSUN (Mü’minun
Şu bilgisayarlar Rabbimizin bize en büyük lütuflarından biri. “Yok hocam, o
bilgisayar Allahın lütfu değil Amerikalı Billi’n lütfu” Peki Bill kendisini
kendisi mi yapmış? Onu Allah yaratmış. Ona bir zekâ vermiş ve bu bilgisayarı
bizim istifademize sunmuş.
Asker arkadaşım, iş yerine bilgisayar almış ve işyerine getirip kurmaya çalışan
elemanlara sormuş: “Bu benden akıllı mı”demiş. İşini iyi bilen eleman:
“Hayır,senden akıllı olmadığı gibi,çarşınızın delisi kadar da akıl yok
bunda”demiş ve açıklamış: “Bak dükkanın önünde duran bu bilgisayarı biz içeriye
almazsak,yağmurda ıslanır,güneşte yanar,soğukta donar da içeriye girmeyi akıl
edemez. Halbuki çarşınızın delisi,yağmur yağarken ıslanmamak için bir sipere
girer. Bu alete ne verirsek onu alırız. Senin işinle ilgili programı biz bunun
içine koyduk,senin işini çok kolaylaştıracak.
Tîn süresinde İnsanı en güzel kıvamda yarattığını bildiren Rabbimiz,Hz.İsa da
olsa ilâhlaştırılmamasını ister ve Nahl süresinin 17 inci ayetinde: “Hiç
yaratan,yaratmayan gibimidir? Siz düşünmüyor musunuz?”buyurur.
Doğduğumuz gündenberi
duyduğumuz,gördüğümüz,işittiğimiz,tuttuğumuz,hissettiğimiz,tattığımız şeylerin
bir çoğunu hafızamızda saklıyor ve lazım olduğunda bilgisayardan daha hızlı bir
şekilde olayın yerini,zamanını,sesleri ve renkleri hayalimizde
canlandırıveriyoruz. Bizim bilgisayarların hafızası birden doluveriyor,ama
sıhhatli bir vücutta bilgi arttıkça hafızamız genişliyor ve
bilginlerimiz,bilgisayar programları üretmeye,ve yeni buluşlar yapmaya devam
ediyor.
Mü’minun süresinin 78-91 inci ayetlerinde Kulaklarımızı,gözlerimizi,kalplerimizi
Allahın yarattığını hatırlatır ve şükretmemizi ister. Yeryüzüne yayılan bu
derisiyle diliyle rengarenk olan insanları yayanın Allah olduğunu hatırlatır ve
tekrar ona döndürüleceğimizi bildirir.
Ayna karşısında güzelliğine hayran olan ve bakımını yapan insanlarımız,bu ten ve
canın ahirette de bozulmaması,dökülmemesi için de bakım yapmaları gerekir. Bu
sürenin 103 ve 104 üncü ayetlerinde mahşer günü amel terazisi hafif gelenlerin
cehennemde ceza göreceklerini ve yüzlerinin derilerinin döküleceğini haber veren
Rabbimiz, bize merhamet ediyor ve haber veriyor,can bedende iken bu güzel
tenimizi kremlerle koruduğumuz gibi İman ve salih amellerle de cehennem
ateşinden korumamızı istiyor.
Şeytan ve şeytanlaşmış insanlar, bizi dürtmekte. Şu haramı alıver,şunu
soyuver,bunu çalıver, bunu eziver gibi vesveseler vermekte. Rabbimiz bunların
şerrinden Allaha sığınmamızı istemekte. (Ayet 9798)
Canımızın çektiği her şeyi elde etmek için bir helal yol birde haram yol vardır.
Biz, helal yolu tercih edersek bu dünyada insanca yaşar ve ahirette insanca
muamele görürüz.
Annemizin hacı olduğuna,babamızın hoca olduğuna güvenmeyelim. Filancaların
çocuğu veya torunu olmak bizi kurtarmaz. Babanızın midesine giden ekmek sizin
karnınızı doyurmuyor. Herkes kendi yaptığıyla baş başa kalacak. Akrabalık
bağları imansıza fayda vermeyecek. Nuh aleyhisselam,kendi oğluna fayda
sağlayamadığını Rabbimiz bize bildiriyor.
Bilgisayarın içindeki bilgi onu kapı önünden içeriye alamıyor,soğuk da donmasını
,sıcakta yanmasını engellemiyor demiştik. Biz insanız. Bilgimiz bizi hem bu
dünyada hemde ahirette yanmaktan,donmaktan,rezil-rusvay olmaktan kurtarsın.
ALLAH VAR KEDER YOK (SECDE
Ümidinizi kesmeyiniz. Allah var, keder yok. Kaderle keder birleşmezmiş. Kadere
iman edenler korkmazlar ve kederlenmezler.
Secde süresinin 27inci ayetinde çorak toprağı bize örnek olarak verir Rabbimiz
ve: “Çorak toprağa su gönderip,hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekini
çıkardığımızı görmüyorlar mı”buyurur.
Bu ayet bizim maddi hayatımızda ve manevi hayatımızda hiçbir zaman ümitsizliğe
düşmememiz gerektiğini öğütler. Ekonomik sıkıntıların yaşandığı dönemlerde
“Battık,bittik,çıkış yolu kalmadı,kimse bizi kurtaramaz”gibi ifadelerden
kaçınalım.
Kısır kadına çocuk veren,çorak toprakta içi su dolu karpuz yetiştiren,dikenler
arasından gül çıkaran, Rabbimize karşı görevlerimizi hakkıyla yerine getirirsek
O,bizim hesap etmediğimiz yerden bizi rızıklandırır.
Hz. Ademden beri gelen bütün insanlar,hayanlar,bitkiler ve ağaçların hepsi
yeryüzünün yalnız yüzünden geçinip gittiler. Gıdalarını,toprağın bir karışlık
bölümünden aldılar. Hala altı milyar insan bir karış derinlikteki yerden bütün
yiyeceklerini temin etmektedir.
Bir insan, bütün bu tabiat ayetlerini görüp durduğu ve Kur’an ayetlerini işitip
durduğu halde hala Hakdan yüz çevirirse işte o zalimlerin en zalimidir. (secde
22)
Ana rahmindeki çocuğa : “Buranın arka tarafında daha geniş bir yer var. Orada
meyve ve sebze ve etlerden binlerce çeşit yiyecek var” deme imkanımız olsaydı ve
çocuğunda cevap verme gücü olsaydı “İnanmam” diyen çıkabilirdi.
Şimdi biz, Rabbimizin sözüne güvenerek insanlara :” Öbür dünya diye bir yer var.
Orada Müminler bahçelerde yaşayacaklar,kafirler de ateşte yanacaklar”dediğimizde
“Biz ölüp yok olduktan sonra yeniden mi dirileceğiz” diye inkara gidiyorlar.
Onun içindir ki “Her ne elde edeceksek bu dünyada elde edelim”diyerek
haram,helal tanımıyorlar ne bulurlarsa zimmetlerine geçiriyorlar. Milattan önce
hırsızlara ceza olarak derilerine saman basıp meydanlarda aylarca asmışlar ama
yinede hırsızlığı önleyememişler.
Herkes kötülüğü yaparken “Ben yakayı ele vermem” diyerek yaparmış.
Göklerde ve yerde işleri idare eden,kara topraktan insanı en güzel şekilde
yaratan,insana kendinden ruh üfüren Allaha iman edenler,Allahın ayetleriyle
uyarıldıklarında hiç kibirlenmeden gönülden secdeye kapanırlar,Cehenneme düşme
korkusuyla,Cennete girme ümidi arasında yaşarken geceleri kalkıp Allahı
zikrederler.
Allahın yarattığı ten ve Allahın üfürdüğü can ile Allaha karşı gelmediği gibi
Allahın kullarına da zulmetmez,haklarını yemez,onlara zarar vermez.
Hortumcuların, hırsızların,yüzsüzlerin,arsızların en tepelerde dolaştığı bir
zamanda başbakan “Büyük iş adamlarının ellerine kelepçe takılmasın”diyor.
Kanunlar ve cezalar yetersiz kalıyor,mevzuat müsait değil deniliyor. Hiç iman ve
imansızlık üzerinde durulmuyor.
Rabbimiz : “Mü’min insan,fasık insan gibi midir?bunlar aynı olmazlar" buyurur.
(Secde 18)
Fasık: yoldan çıkmış,her türlü suçu işlemeye hazır insan. Toplumun rahatsız
olduğu,cebimdeki parayı dalaverasyonla çalıyor diye şikayet ettiği insandır.
Mü’min:Rabbine iman eden ve güvenen,insanlara hayvanlara ve diğer yaratıklara
güven veren,insanların mal,can ve namusunu Allahın emaneti olduğuna inanan ve
emanete hıyanet etmeyen insandır.
Biz kurtuluşumuz için İmanlı insanın sayısını çoğaltmalıyız.
İslami Okul Okulların En Önemlisi