Lafa Bakma İşe Bak (Ankebüt 16-5-2001 Çrşmb) - Nuzulsirasinagorekuran - 78. Sayfa
LAFA BAKMA İŞE BAK (Ankebüt 16-5-2001 Çrşmb)
Sureti haktan görünen, yüze gülen, arkadan hançer saplayan, konuşunca dilinden
bal, dişinden ve işinden zehir akıtan,eskiden iki yüzlü iken şimdi bin yüzlü
olan insanları Rabbim, bize Kur’anında tanıtıyor. Kur’an okumayanlarında
gözlerine sokacak şekilde yaşanan hayattan örnekler sunuyor.
Zirai mahsulleri hormonlayanlar , hazineyi hortumlayanlar, insan organı
pazarlayanlar, makam ve rütbesiyle onları koruyanlar, gazete köşelerinde onlar
hakkında methiye düzenleyip ödül alanlar, hep içiyle dışı birbirine uymayan ,
güler yüzlü katı yürekli insanlardır.
Hem hac yapmasını,hem haç takmasını bilirler. Rabbimiz onları bize tarif
ediyor,Münafikun suresinin dördüncü ayetinde “Onları gördüğün zaman cisimlerini
beğenirsin. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Sanki onlar giydirilmiş kereste
gibidirler. Her bağırışı kendi aleyhlerine zannederler. Onlar düşmandırlar.
Onlardan sakının. Allah onları gebertir. Nasılda döndürülüyorlar.”
Bakara suresinin 204-205 inci ayetinde ise “İnsanlardan öyleleri vardır ki, onun
dünya hayatındaki sözü hoşuna gider. Kalbinde olana Allah’ı şahit tutar. Halbuki
O, düşmanların en azılısıdır. O işbaşına geçtiği zaman yeryüzünde bozgunculuk
yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah, bozgunculuk yapanı sevmez”
buyurur.
Medine’deki münafıklar, iman etmedikleri halde çıkarları için iman etmiş gibi
görünen ve Müslümanları aldatmaya çalışanlar, Yahudilerin, Hıristiyanların
desteği ile Medine’de bir fitne, fesat, ajanlık merkezi kurdular ve üzerine de
“Mescid” tabelası astılar.
“Mescid” /cami tabelası asılı fitne merkezine münafık olmayan, sesi güzel,
Müslümanlığı güzel, sahabe arasında sevilen Mecma b. Cariye’yi de imam olarak
görevlendirdiler.
Sevgili peygamberimizi mescid de bir namaz kıldırması için da’vet ettiler.
Efendimizde Tebük seferi hazırlığında olduğundan “İnşaallah dönüşte kılarız”
dedi.
Tebuk seferi dönüşünde “zi Evan” denilen yerde Tevbe suresinin 107, 108, 109,
110 uncu ayetlerinde Bu mescid/ caminin İslâm’a zarar vermek için kurulduğunu,
küfrü yaygınlaştırmak, müminler arasına tefrika sokmak, Allah’a ve rasülüne harp
açanlara üss olmak üzere yapıldığını ve orada katiyyen namaz kılmaması
gerektiğini haber verir.
Ankebüt süresinin ikinci ayetinde : “İnsanlar,denenmeden (yalnız) “İman ettik”
deyivermekle bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar?”buyurmuş.
“Ben annemi çok severim,eşimi çok severim”dediği halde bu sevdikleriyle hiç
ilgilenmiyorsa sevgileri inandırıcı olmadığı gibi,İslâm’a,Kuran’a karşı tavır
aldığı halde siyasi veya ticari nedenlerden dolayı İmandan,İslâmdan dem
vurmasıda inandırıcı olmaz. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” denmiş.
Ve Efendimiz bizi uyarır; “Sakın kişinin namazı ve orucu sizi aldatmasın.
Dileyen namaz kılsın, dileyen oruç tutsun. Emaneti olmayanın dini olmaz”
(Musannef, Abdurrezzak bab ül emanet 11/157 hadis 20192)
ANNE VE BABAYA İYİLİK (Ankebüt 17-5-2001Prşmb)
Senelerce anne veya babasını görmeyen,sefaletlerinin görülmesini istemeyen
ünlülerimiz,gündemde kalabilmek uğruna da olsa basını yanlarına alarak anneler
veya babalar gününde anne ve babalarının yanına gitmelerinden biz memnunuz.
Göstermelik bile olsa yanan ateş üzerine dökülen suyun ateşi söndürmesi gibi
yanan yüreklere geçici de olsa serinlik verir.
Senede bir defa da olsa annesini hatırlayanları ayıplamayın,hatırlama günlerini
çoğaltacak yollar arayın.
Azıcık emekli parasını da içkiye veren,hanımı öldüğü için oğlunun evinde
kalan,her akşam eve sarhoş gelen babaya ses çıkarmayan oğlu, sırf Allahın
rızasını yitiririm endişesiyle babaya karşı gelmemekte ve bu sarhoşluktan
vazgeçmesi ve kendisiyle beraber camiye cemaata devam etmesi için düa eden oğlu.
Hiçbir evlat, anne veya babasının kötülüklerini bahane ederek onlara kötü
davranamaz. “Ama hocam benim babamın veya annemin yaptıklarını sen bir
bilsen....” diyerek başlayan sözler kulağıma gitmez. Çünkü Rabbimiz Ankebüt
süresinin sekizinci ayetinde : “Biz, insana anne ve babasına iyilik yapmasını
tavsıye ettik. Eğer annen ve baban bilgisizce bana ortak koşman için
çalışırlarsa onlara itaat etme .Dönüşünüz banadır. Yaptıklarınızı ben size haber
vereceğim”buyurmuş.
Sa’d b. Ebi Vakkas Müslüman olunca,annesi açlık grevi yapmış “Oğlum Müslümanlık
dan vazgeçinceye kadar yemeyeceğim” diye yemin etmiş. Sa’d hemen Efendimize
durumu bildirmiş. Bunun üzerine bu ayet nazil olmuş.
Sa’d,Müslümanlık dan dönmemiş ama annesi müşrik olduğu halde ona olan hizmetinde
kusur etmemiş.
Burada Kur’anın üslübü az ve öz. Yeryüzünde işlenen suçların hepsini toplasanız
Allahı inkar suçuna veya Allaha ortak koşma suçuna denk olamaz. Müşrik anneye
bile iyi davranılmasını emreden dinimiz diğer bütün suçları işleyen anne ve
babalara da iyi davranılmasını emrediyor demektir.
Budist bir profesörün oğlu iken Müslüman olan Türkiye’de doktorasını tamamlayan
ve şimdi Kore’de İslami hizmetlerini hızlandıran Cemil beyefendi “Müslüman
olunca babam beni evden kovdu. Üniversitenin yurdunda kaldım. Dört sene her
Cumartesi anneme babama mektup yazdım. Babamdan bir tek cevap gelmediği halde
ben yazmaya devam ettim. Dört sene sonra okulun mezuniyet töreninde dekanımızın
da aracılığıyla getirebildik ve 208 mektupla babamı ancak yumuşattım.” Demişti.
Sevgili peygamberimiz, duası kabul edilen bir evlattan bahsederken: “Her gün
anne ve babasının sütünü içirmeden kendileri içmezdi. Bir gün anne ve babasının
süt içmeden uyuduklarını görünce sabaha kadar başuçlarında bekledi.” Diye haber
verir. (Buhari, K. İcare)
Rabbimiz İsra süresinde anne babayı azarlamak şöyle dursun “öff” demeyi bile
yasaklamış. (İsra 23)
Kış gününde aynaya üff diye üfleseniz kendinizi aynada göremezsiniz. Kendi
sesiniz size perde olur. Yarın ahirette de Cennete perde olur.
Haydi, gözden ırak ta olan çocuklarınız, anneniz, babanız, kardeşleriniz,
yakınlarınız, dostlarınızla mektupla, telefonla, faxla, internet aracılığıyla
bağınızı kuvvetlendiriniz.
GÜLÜ SEVEN (Ankebüt 18-5-2001 Cuma))
Aman ya Rabbi, bu Ku’an ayetleri bu gün mü indi? Yoksa bir kısım insanlar
binlerce yıl önceki halinden kurtulamadılar mı?
Rabbimiz bin dört yüz yıl önce münafık insanların röntgen filmini bize
gösteriveriyor. Münafıklar, Cami ile puthane arasında kalan ve ikisinden de
yararlanmaya çalışırken ikisinden de mahrum kalanlardırlar. Münafıklar,iki sürü
arasında gelip giden ve açlıkdan ölmeye mahkum kurtlardırlar.
Ankebüt süresinde ayet 10 da Rabbimiz şöyle haber verir: “İnsanlardan bir kısmı
“Biz Allaha iman ettik”derler. Arkasından Allah yolunda bir eziyet
gördüklerinde,insanların eziyetini Allahın azabı gibi gördüler. Eğer Rabbinden
bir yardım gelirse “Biz de sizinle beraberdik”derler. Allah herkesin
göğüslerindekini en iyi bilen değil mi?”
Bir yaz günü sevgili peygamberimiz, Tebuk seferine hazırlandığında
Münafıklar,yolun uzunluğunu ve günlerin sıcaklığını ileri sürerek sefere
katılmamışlardı. Rabbimiz “Onlara söyle,Cehennem ateşi daha sıcaktır” (Tevbe 82)
İyi ve güzel olan her şeyi kazanmak zor olduğu gibi,korumak da zordur.
Can,canan,vatan bütün bunlar her an tehlikededir. Sahibi uyanık olmalıdır. Ya
Cennet!
Bütün dünya, Cennetin bir gülüne değmez. Bu dünyada yeme,içme,giyme ve ev
ihtiyaçlarımızı kazanmak için ne zahmetlere katlanıyoruz.
Cennete doğru koşanların önüne engeller çıkmasaydı bu iki yüzlüler Müslümandan
önce Cennete varmaya çalışırlardı. Ama temiz yere temizler layık olduğundan
yolda gidenler denenirler. İbrahim’in önüne çıkan ateş,Yusuf’un önüne çıkan
hapishane ve kadın engeli bizim önümüze de çıkınca insanların eziyetini Allahın
azabı gibi görenler yoldan saparlar ve kafirler kervanına katılırlar.
Münafıkların,Müslümanlara neler söylediklerini de haber verir Kur’an: “Siz,bize
uyun,sizin günahınız bize olsun”derler. Aman ya Rabbi,bu sözler bu gün de aynen
söyleniyor. Hemde din profesyonelleri tarafından söyleniyor. “Alınız, atınız,
yutunuz, açılınız, saçılınız, içiniz, kendinizden geçiniz. Sizin günahınız,
bizim olsun”diyorlar. Olurmu?
Ankebüt süresinin12-13 üncü ayetlerinde herkes kendi günahını taşır dedikten
sonra suç işlemeye öncülük edenlerin günahının iki kat olacağı,biri kendi
günahı,diğeri de sebep olduğu günahın aynısı buna da yazılacağı ifade edilir.
Nisa süresinin 85 inci ayetinde iyi şeylere aracılık ve öncülük yapanın o
iyilikten payını alacağını, kötülüğe aracılık ve öncülük yapanın da günahını
alacağını haber verir.
Rabbin Cennetine doğru koşan Nuh, İbrahim, Lut, İshak, Ya’kubŞuayb, Hud, Salih
aleyhisselamların hayatından örnekler vererek yar yolunda yorulmayanların
menzili maksutlarına vardıklarını haber verir bu sürede.
Bülbül dikenden korkarsa gül koklayamaz. Anne doğum sancısından korkarsa çocuk
sevemez. Çiftçi,serçeden korkarsa darı ekemez. Müslüman da kafirden korkarak
yolundan geri dönmez.
“Gülü seven dikenine katlanır”
PUTÇULUĞUN PSİKOLOJİSİ (Ankebut 21-5-2001Pzrts)
İki parmağınızı, iki gözünüzün önüne getirseniz tabiatın bütün güzelliklerini
göremezsiniz. Büyük bir havuzun içine bir gram bulaşıcı hastalık mikrobu
atıverseniz havuzun suyu içilmez olur.
Mekke müşrikleri Allahın varlığını kabul eden insanlardı. Kur’anı Kerim’de
“Onlara,gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan, “Elbette Allah yarattı” derler”
diye haber verir. (Lokman25,Zümer 38,Zuhruf 9)
Allahı kabul ediyorlar da Allahdan başka bir veya birkaç ilah daha üretip gönül
gözlerinin önüne onu koyup Allahı görmezlikten geliyorlar.
İbrahim aleyhisselam bu olayı yakinen görüp, putçuluğun psikolojisini bize
açıklayıveriyor. Aslında bu psikolojiyi açıklayan Rabbimizdir. Ancak Rabbimiz
bize Hz. İbrahimin sözü olarak naklediyor. Rabbimiz naklettiği için bu tahlilin
kesin doğru olduğuna inanıyoruz.
Ankebüt süresinin 25’inci ayetinde Rabbimiz : “(İbrahim)dedi ki: “Siz ancak
dünya hayatında aranızda bir sevgi oluşturmak için Allah’tan başka putlar
edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinize küfredeceksiniz,birbirinize lanet
edeceksiniz. Sığınacak yeriniz ateştir. Size hiçbir yardımcı da yotur.”
Aslında put insanları üretenler, çıkar çevreleridirler. Çıkarlarına zarar
verecek her türlü harekete karşı çıkacak kendilerinde bir cesaret olmadığından
“Sen ilahlarımıza karşı mı geliyorsun?”sorusuyla susturmaya çalışmışlar. Bu
susturucu soru bütün peygamberlere sorulmuştur. Bunlar korkuluk sorulardır.
Tarladaki mısırı serçeler yemesin diye insan elbisesi giydirilmiş korkuluklar
koyarlar ama serçeler bile bir gün korkarlar sonra mısırı yerler ve korkuluğun
üzerine çıkıp tarlayı da seyrederler.
Putlar, şimşekleri üzerine çeksin diye Karunlar tarafından insanların gönül
gözünün önüne dikilmiş Faraday kafesi gibidirler. Onlar, şimşeklerle uğraşırken
bunlar, içerde alem yapan insanlardırlar.
Çıkar çevreleri Putların gölgesinde Lut aleyhisselamın zamanında cinsel
sapmaları yaygınlaştırmışlar ve Lut aleyhisselama “Çık bu şehirden”demişler.
Aynı olay Çağdaş dünyamızda Hollanda’da meydana geliyor ve “Bu ahlaksız akımdan
çocuklarınızı koruyunuz”diyen bir hoca sorguya çekiliyor.
Acımasız Kapitalizmin en zalimanesinin yaşandığı Eyke halkına Şuayb aleyhisselam
gönderilir.
Kendini Rab olarak ilan eden Firavuna, Musa aleyhisselam gönderilir. Zalimler
çıkarlarının zedelenmemesi için gereken her şeyi yaparlar amma sonunda galip
gelenler Mü’minlerdirler.
Rabbimiz, kafirleri tarif ederken “Zoru göğüsleyemedi, gediği aşamadı”dedikten
sonra gediğin ve zorun ne olduğunu açıklar : “O, boyun kurtarmaktır, kıtlık
gününde doyurmaktır....”diye devam eder.(Beled 11-13) Boyun’u kurtarmak,
özgürlüğe kavuşmak ve kavuşturmaktır.
Bunu yapmak öyle zorda değildir. Rabbimiz,onların ilahlarını örümceğin ağ’ına
benzettikten sonra “Şüphesiz evlerin en zayıfı örümceğin evidir”buyurur.
(Ankebüt 41)
“Ama hocam batının örümcek ağ’ına benzeyen tuzaklarına tutulan hep biziz. Bunda
bir yanlışlık var” diyorlar. Doğru söylüyorlar. Bunda bir yanlışlık var. O
yanlışlık bizde.
Ferid Kam Merhum:
“Tutulur sinekler lakin yırtar geçer kuşlar.
Örümcek ağına benzer bu günkü kanunlar” deyivermiş.
MAL VE CAN Ankebut 22-5-2001 Salı)
“Mal canın yongasıdır” demişler. Bu söz,cimri için geçerli değildir. Normal
insan içindir. Her insanın gönlü mala meyil ettiği için “Meyil” kelimesinden
türetilen “Mal” kelimesi kullanılmıştır. Bizi hedefimize ulaştıran şey malımız
olduğu gibi hedefimize varmayı engelleyen şey yine mal oluyor. Onun için
Rabbimiz bizi en çok değer verdiğimiz Canımızla malımız konusunda da uyarıyor ve
“Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürülüceksiniz” dedikten sonra
Mü’minlerin Cennetteki köşklere yerleştirileceğini,o köşklerin altından ırmaklar
aktığını haber verir ve asıl istikbalimizin Cennet olduğunu haber verir.
(Ankebüt 57-58)
Nedir istikbal? Bütün ekmekler sizin olsa midenizin alacağı belli. Bütün
kumaşlar sizin olsa giyebileceğiniz günler sayılı. Bütün koltuklar size ait olsa
siz birine oturunca diğerleri boş kalır.
Bütün güzeller size ait olsa gücünüz ve gününüz sınırlı. Sonra bu dünyada hiçbir
insan “İstediğiniz her şeyi elde ettim.” diyememiştir. Türkiye’nin en
zenginlerinden biri bir ses sanatçısına imreniyor. O’ da kendine sıkılan
kurşunlardan sonra “paradan ve şöhretten sıkıldım”diyor.
Çocuğunun istikbali için on beş yıl eğitim masraflarını karşılıyor. On beş yıl
sonra bir diplomayla çocuğu geliyor ve kahveye gitmek için harçlık istiyor veya
iş buluyor. İşleri iyi gidiyor. Köşeyi çabuk dönüyor. İçi dışı yağ bağlıyor.
Zayıflama merkezlerinde vakit öldürüyor.
Her şey gönlünce giderken şeker yükseliyor. En sevdiği tatlılar onun zehiri
oluveriyor. Kollestrolü yükseliyor. Yağdan etten uzak kalıveriyor.
“ Kalp var fazla sevinmeyeceksin, fazla üzülmeyeceksin” deniyor. Sevdiği her
şey, hapishanesini ören tuğla veya demir şebekeye dönüşü veriyor.
Çiçekler soluyor. Güzellikler gidiyor. Güzellik uzmanları dıştaki kırışmayı
kapatıyor; ama içteki kırışıklığı gideremiyor.
İstikbalin mesafesini yetmiş sene ile , memurlukla, amirlikle sınırlamamalı.
Ufkumuzu geniş tutmalıyız. Dünyamızın gerisinde cenneti ve cehennemi
görebilmeli. Üç boyutlu resimde bir önde görülebilen bir resim var, birde çok
dikkatli bakan, bakarken çevresiyle ilişkisini zihinsel olarak kesebilenler
geride bir başka resim görürler.
Sineğin bal tasında boğulup çlmesi gibi malımızla ahirette malamat olmayalım.
Helal mal ile de bu hayat geçer. Rabbimiz hiçbir hayvanın rızkını sırtında
taşımadığı halde kıpırdayan her canlının rızkını verdiğini ve bizi de kendisinin
rızıklandırdığını haber verir. (Ankebut 60)
İşte bu dünyada yaptığı evini çocukken kumdan veya çamurdan evler yaptık dan
sonra yıktığı ev gibi görürse, bir gün ecel gelip “Haydi” dediğinde gözü görmez
hale gelebileceğini bilir ve ona göre ahirete bakmaya ve hazırlanmaya çalışırsa
dünyasıda güzel olur. Çünkü yüz karartıcı işleri yapmaz. Sonuçta ahireti de
güzel olur.
Mal veya can korkusuyla Cennete doğru giden yoldan sapmayın. Cennet yolunun
üzerine duran eşkıya canını zı almak isterse bilin ki ecel gelmeden ölünmez.
Malınıza zarar vermek isterse bilin ki yükünüzü hafifletir. Allahın yeryüzü
geniştir. Yalnız ona kulluk yapmaya devam.
KÖTÜLÜKKLERİ ENGELLEYENLERDEN BİRİ(Ankebut 23-5-2001 Çrşm)
Fransa’nın üç bin nüfuslu bir kasabasında fırıncılık yapan bir Fransız hanım,
Hıristiyanlıktan çıktığını,Yahudilik ve Müslümanlığı da araştırdığını ama
beğenmediğini ve dinsiz olduğunu benim asker arkadaşıma söyler.
Asker arkadaşım ilk okul mezunu ama Anadolu insanının tabiriyle “Laf ebesi”. Köy
delikanlısı dini konularda ne bilirse onu bilir. Fransız hanımla her gün dini
konuları tartışırlar. Fırıncı hanım o şehirde çalışmakta olan otuz kadar Türk
işçisinin ekmeğini evlerine dağıtır. Yaz mevsiminde izine gelen işçilerimize
çeksiz senetsiz borç para verir. İşçilerimiz izin dönüşü borçlarını öderler.
Ben de Fransa’da işçi olarak çalışıyordum. Bir gün asker arkadaşım beni kendi
şehrine çağırdı ve bu kadınla konuşmamı istedi. Bizim din anlatacak dilimiz
yoktu. Gerçi bizim insanımız bu davranışıyla tebliğini yapıyordu. Hiçbir
Fransız’a çeksiz senetsiz para vermeyen bu kadın, Türklere veriyordu. Bu
bizimkilerin farkına varmadan yaptığı ve en etkili olan bir tebliğdi.
Ben Prof.Dr.Muhammet Hamidullah bey’e mektup yazarak “İslâm’a Giriş” diye birkaç
defa Türkçe’ye terceme edilen,en son olarak değerli dostum Cemal Aydın
tarafından terceme edilen eserinin Fransızcasını istedim. Kitaplar geldi biraz
para gönderdim,Hamidullah beyefendiden bir mektup geldi “Dokuz frank fazla
göndermişsiniz. Bu parayı ne yapalım?”diye soruyor ve bize de büyük olmanın
yolunu öğretiyor.
O kitabı alarak 80 kilometre uzaklıktaki arkadaşımın yanına gittim.
Hanımefendiye “Sana din anlatacak dilimiz yok bizim. Sen bu kitabı oku. Bir ay
sonra gelir ve tereddütlerin üzerinde konuşuruz”dedim. Bir ay sonra tekrar
gittim. Hanımefendi “Bu güne kadar Fransız yazarların kaleminden okuduğum İslâm
ile bu kitaptaki İslâm aynı şey değil”dedi. Ben de “Fransız yazarların kitapları
Fransa’da İslâm’ın doğru olarak tanıtılmasını engellemek için devlet desteğiyle
yazılmış kitaplardır. Bu yazar da taraflı olabilir. Şimdi sen birde Kur’anı
Kerimi oku”dedim.
Hamidullah beyin kitabında tanıtılan İslâm’ı beğenmiş ama bir sorun varmış. O da
domuz sucuğunu seven bu bayan Müslüman olsa bile bu sucuğu yemeye devam edermiş.
Ben : “Hanımefendi siz beğendiğiniz yerleri kabul edin ve yapmaya devam edin. Bu
arada domuz sucuğunu da yeyin. Rabbimz,Ankebüt süresinin 45’inci ayetinde
“Kitaptan sana vahyolunanı oku. Namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz namaz fuhşiyattan
ve kötülükten alıkoyar.”buyurur. Sen diğer emir ve yasaklara uy. Namazı kıl.
Domuz etini ye. Ancak bu namaz bu domuzu bir seneye varmaz senin hayatından
kovar” dedim. Dediğim gibi oldu. Şimdi o hanımefendinin o şehirdeki Türklerin
hem borç para vericisi hemde dini bilgiler konusunda müracaat ettikleri bir
hanım.
Bazı kötülükleri bırakamadığını söyleyenler,hemen namaza başlasınlar. Namaz
kıldığı halde haram olan şeyleri yapanlar hemen namazı hem kalpleriyle hemde
kalıplarıyla kılsınlar.
Kalıbı namazda iken kalbi çek senet peşinde çarı Pazar dolaşanlara namazın
etkisi fazla olmaz.
ROLÜMÜZ GÜZEL OLSUN (Ankebut 24-5-2001 Prşmb)
Dünya bir oyun sahnesi ve insanlar oyuncuları.
Denizler,yıldızlar,taşlar,kuşlar,çiçekler,kelebekler ve bütün yaratıklarda
dekor. Senaryo hazır. Ya Rahmanın tarafında rol alacağız veya Şeytanın tarafında
rol alacağız.
Rahmanın tarafında rol alanlar için iki dünya saadeti veriliyor. İnsanlık
izzetini, iffetini, şerefini koruyarak, eşiyle, çocuklarıyla, dostlarıyla barış
içinde hoş bir hayat geçirirler.
Şeytanın tarafında rol alanlar,helal haram demeden,zengin yetim ayırımı
yapmadan,önüne konan etin, Salih peygamberin devesinin etimidir,Deccalın
eşeğinin eti midir diye ayırım yapmadan midesine indiren,eşinin ve çocuklarının
sırtındaki elbiseler yetimlerin gözyaşı,işçilerin alın teri,gençlerin kanıyla
kazanıldığından insan içine çıkamadıklarından, kendilerine özel yerlerde
eğlendiklerinden,korumalarla gezdiklerinden,korumalara bile
güvenemediklerinden,bir çoğunun koruma kurşunuyla ölmesi nedeniyle dünyada bile
rahat edememektedirler.
Müslümanlar, beş vakit namazlarının son oturuşlarında bir ayeti düa olarak
okurlar ve Rabbena atina fi-d-dünya haseneten ve fi-l-ahirati haseneten......=Ya
Rabbi,dünyamızı güzel eyle,ahiretimizi güzel eyle....diye yalvarırlar.
Mısır ülkesinin harap olmasına sebep olan üç kişinin isimlerini verir Rabbimiz.
İsimleri sıraya dizerken önem sırasına göre bildirmiş ve Ankebüt süresinin
39’uncuayetinde Karun,Firavun ve Haman’ın kibirlenmeleri ve Hz. Musanın
getirdiği ayetlere iman etmemeleri nedeniyle helak edildiklerini haber verirken
Karun’un adını öne almış ve siyasi otorite üzerinde sermayenin önemine dikkat
çekmiştir.
Hz. Musa’nın yönetiminde söz Hakkın ve haklınındır. Firavunun yönetiminde
söz,siyasi ve ekonomik gücü elinde tutanlarındır.
Bilek,kılıç,silah,top,tüfek’e dayalı güçlerde devamlılık görülmemiştir. Hiç bir
güç, adalet gücünün üstünde olamamıştır. Adaleti emretmek için gönderilen
peygamberler, zalimler tarafından hapse atılmışlar ama sonunda adalet sahipleri
galip gelmişler ve servetleriyle halka zulmedenler de o adaletten
yararlanmışlardır.
İmanın dünyada sağlayacağı güvenliği Efendimiz: “Allaha yemin olsun ki Allah bu
İslâm işini tamamlayacak, hatta bir yolcu San’a şehirden Hadramuta kadar
yürüyecek Allah korkusundan ve birde koyuna kurt saldırır korkusundan başka
hiçbir şeyden korkmayacak” buyurmuş.
(Ebu Davud , cihad bab 107 hadis 2649 Buhari ikrah bab 1 ,Ahmed, Müsned
5/109,110)
M. Akif Ersoyun:
“Kenarı Diclede bir kurt aşırsa bir koyunu,
Gelirde adl-i ilahi sorar Ömer’den onu”
Diye şiirleştirdiği Hz.Ömer, Medinede devlet başkanı iken Dicle nehri kenarında
bir koyunun kurt tarafından yenmesinden kendini sorumlu tutuyor .
İşte “Mümin” olan Allah a iman eden mü’müinin yönetimi öyle olur.
1400 sene sonra İslâm sistem olarak rafa kaldırıldı . Batıdan sistem ithal
edildi ve Dicle nehri kenarında terör adı altında 30.000 (otuzbin) insanın kanı
akıtıldı .
Dicle kenarında değil şehrin merkezinde en güvenli merkez diye yapılan binanın
25. Katında yirmi beş ayrı güvenlik tertibatı olan yerde yaşayan insanın
güvenliği olmadığını bütün dünya gördü .
Biz elimizden geldiğince,bütün gücümüzle,her şeyi göze alarak,her ne pahasına
olursa olsun,Hakkın hakimiyeti için kolları sıvar ve yola koyulursak Rabbimizin
bizi başarılı kılmak için bir çok yol göstereceğini Ankebüt süresinin son ayeti
haber vermektedir. Bu azimle yürüyenleri ne kötü siyaset,nede haram servet
yolundan alıkoyabilir. Yola devam.
İslami Okul Okulların En Önemlisi