Ölçüsüzlerin Ölçüsü (Mutaffifin - Nuzulsirasinagorekuran - 79. Sayfa
ÖLÇÜSÜZLERİN ÖLÇÜSÜ (Mutaffifin
25-5-2001Cuma)
11/10/2004/Pzrts/Millig
Gözümüzü uzağa veya yakına bakarken farkına varmadan ayar yaparız. Bu yaptığımız
ayarın hızına hiçbir bilgisayar ulaşmamıştır ve ulaşmayacaktır.
Ağzımızdan çıkan sesleri ölçülü çıkardığımızda anlamlı kelimeler çıkar.
Rasgele kalemle karalarken belli bir ölçüyle çizmeye başlarsak belli bir şekil
ortaya çıkar.
Seslerin ölçülü çıkışından müzik meydana gelir.
Dünya çocukları birbirinin dilinden anlarken bizim ölçüsüz davranışlarımızla
onların masumiyetini giderip kendi kalıbımıza döktüğümüzden onları da anlaşamaz
hale getiriyoruz.
Bir yaşındaki bir milyar çocuk anlaşabilir ama 70 yaşına gelmiş iki siyasi
anlaşamıyor.
Bu da Rabbimizin fıtratımıza koyduğu ölçüyü çevreden algıladığımız ölçüsüz
ölçülerle fıtratımızı bozup her kalıba uygun bir ölçü benimseyip herkesi kendi
ölçümüze zorlamadan kaynaklanır.
Bazı insanlar bir kiloluk tartı demirlerinin içini oydurarak sattığını eksik
satarlarmış. Zaman zaman belediye, tartı aletlerini kontrol ediyor.
Nereye gitsen kilo , bin gram . Herkes kendine göre ayarlarsa düzen bozulur.
Onun için Rabbimiz “Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu,
daha hayırlı ve sonuç itibariyle daha güzel” buyurur.(İsra 34)
Komünizm: “Benim ölçülerim doğru” dedi milyarlarca insanın katline ve sefahatine
sebep oldu.
Kapitalizm: “Benim ölçülerim doğru” dedi milyarlarca insanın sefahatine sebep
oldu. Uyuşturucu bağımlıları , fuhuş tacirleri , adam öldürme çeteleri üretti ve
demokrasi adına ülkeleri mafya ile medya yönetmeye başladı .
Rabbimiz, sevgili peygamberimize ve onun şahsında bize : “Sana ilim geldikten
sonra eğer onların hevalarına (şahsi ölçülerine) uyarsan sende zalim olursun”
buyuruyor. (Bakara120)
Dünyanın en dürüst adamını yanlış terazinin başına oturtsanız, o da eksik
tartar.
Adalet terazisi yanlış olunca tartan kişinin doğruluğu bir şey değiştirmez.
Dünyanın en doğru terazisinin başına eğri bir adam oturtursanız yine yanlışlık
devam eder.
Doğru terazinin başına, doğru adam gerekir.
Onun için Rabbimiz hem ölçenin tam ölçmesini , hemde terazinin doğrusunu
almamızı emrediyor.
O ilahi terazi olan Kur’an ise bizim konuşmamızı, yürüyüşümüzü, bakışımızı, kaş
göz hareketlerimizi, komşuluk ilişkilerimizi, yöneten ve yönetilen ilişkilerini
en güzel şekilde ayarlamaktadır.
Alırken tam alan, verirken eksik tartanların vay haline diyor Rabbimiz.
(Mutaffifin 1-3)
Mal alıp verirken de, söz alıp verirken de, bütün hakların alış verişinde
alırken verici gibi davranalım. Verirken alıcı gibi davranalım.
Bir malı satarken, o malı en sevdiğinize veriyormuş gibi hissedelim ve ona göre
seçelim. Bir söz söylerken en sevdiğiniz kişiye söylüyormuş gibi hissedelim ve
kelimeleri ona göre seçelim.
Suçluların ve günah bataklığında debelenenlerin,kötülükleri nedeniyle kalplerine
küf bağlayanların ahireti inkar ettiğini,iman edenlerin sapıtmış olduğunu
söylediğini,iman edenlerle alay ettiğini,bu alaya almayı bir eğlence vesilesi
kıldıklarını haber verdikten sonra bir gün gelip müminlerin de onların haline
güleceklerini haber verir Rabbimiz. (Mutaffifin 12-32)
Rabbimiz yinede merhametinden bu ayetlerle mü’minlerin Cennetteki
yerini,kafirlerin Cehennemdeki yerini haber vererek,kafirden can çıkmadan
uyarıyor ve Tevbe edip Rabbin koyduğu ölçülere göre hareket ederek Cennete
girmesini istemektedir. Bizim görevimiz bu ayetlerle insanları buluşturmaktır.
BÜTÜN İLİMLER İSLÂMİDİR
(12-6-2001 Salı)
01/01/2003/Çrşmb
Bütün ilimler İslâmî ilimlerdir. Tabiatı yaratan Allah, Peygamberlere kitaplar
gönderen de Allah tır.Müfessir, Allahın kelâmını tefsir ederken, Fizik, kimya,
biyoloji, astronomi, deniz bilimleri, madenler, ormanlar ve top yükün
yaratılanlarla ilgilenen ve o tabiattaki kanunları keşfetmeye çalışanlar da
Rabbimizin tabiata koyduğu kanunları keşfettiklerinden İslâmî ilimlerle meşgul
oluyorlar demektir.
Onun içindir ki daha önce geçen ilim adamlarımız insanlık ailesinin ihtiyacı
olan ilim dalları için “Farz-ı kifaye” dir, yani o toplumun ihtiyacını giderecek
kadar ilim adamı yetiştirmek toplumun bütün bireylerine farzdır. Ancak bu
ihtiyacı birkaç kişi karşılarsa diğerlerinin üzerinden farzı yerine getirme
sorumluluğu düşer demişler.
Her hangi bir farzı yerine getirmek insana sevap kazandırdığı gibi insanların
işlerini kolaylaştıran,sağlıklarını koruyan her türlü ilim dalında çalışma
yapanlar da sevap kazanırlar. Bir şartla ki o da,Tabiatı yaratanın Allah oluğunu
bilecek, tabiata kanunlar koyan o Allahın insanların işlerini düzene koymak için
kitaplar gönderdiğini ve en son kitabın Kur’an olduğunu kabul edecek.
Tabiatta yüz küsur elementten,milyarlarca ayrı şeyler Yaratan Allahımız, 29
harften de altı bin küsur ayet indirmiştir.
Onun içindir ki Kur’anı Kerimin 114 süresinden 29 sürenin başında Elif-Lâm-Mîm
gibi harfler vardır ve 29 harften 14 ü sürelerin başında gelmiştir. Harfle
başlayan her sürenin ilk ayetleri Kur’anı tanıtarak başlar.
Harflerle başlamasının hikmetlerinden biri de “Buyurun bu Kur’an sizin
bildiğiniz bu harflerden meydana gelmektedir. Eğer bu Kur’an,Allah kelâmı
değilde bir insan sözü ise buyurun bu bildiğiniz harlerle bir sürede siz
getirin”anlamınadır.
Tabiattaki elementleri biliyoruz. Hangi maddenin içinde hangi elementler ne
oranda onu da ilim adamları biliyor. Ama bu elementleri birleştirerek biz aynı
şeyi elde edemiyoruz.
Kur’an ayetlerini meydana getiren harfleri biliyoruz ama bu harflerden Kur’anın
bir benzerini bu güne kadar çalışma yapanlar aleme maskara olmaktan başka bir
şey yapamamışlar.
Lokman hekim,Hipokrat ve İbn-i Sina hepsi kendi çağının hastalıklarına bu
tabiatta var olan şeylerden ilaç üretmişler. Çağdaş eczacılar da aynı tabiattan
kendi çağının hastalıklarına ilaç bulduğu gibi,Kur’an ayetlerinden de her çağın
alimleri kendi çağının ilacını bulması gerekir.
Hastaya günlerce hastalık üzerine laf etmek yerine doktorun tavsıye ettiği bir
hapı vermek daha faydalı olduğu gibi,günümüz
krizleri,bunalımları,yolsuzlukları,ahlaksızlıkları üzerine günlerce yazı
yazıp,laf üretmek yerine neyi nasıl yapacağımızı Kur’an eczahanesinden alarak
önce kendimizi,sonra çevremizi,ve sonra bütün insanlığı kurtarmaya çalışmamız
daha iyi olur.
“Bakara”süresiyle yolumuza devam edeceğiz ama sizde “Şifa Tefsiri”nden
“Bakara”süresinin ilk ayetlerinin tefsirini bir okuyuverin.
TAKVA (13-6-2001 Çrşm)
Pıtrak dikeninin çok olduğu yerde ayakkabı olmadan yürürken,insanın ayaklarına
diken batmaması için bütün vücudu dikkat kesilir ve vücudunun her parçası göz
olurya, işte bu Dünya hayatında elini,dilini,belini,gözünü , gönlünü ve
ayaklarını haramlara dokundurmadan ömrünü geçirmeye “Takva” denir.
Gönülden şirki söküp atmanın ve kula kul değil,Allaha kul olmanın adıdır Takva.
(Fetih 26)
İsyandan sakınmak ve Allaha itaatkar olmaktır Takva. (Maide 65,A’raf 96)
İçini Hak için,dışını halk için süslemektir Takva.
Kur’an takva sahibi insanlara yol gösterir. (Bakara 2) Gündüz vakti gözünü
kapattıktan sonra: “Her yer karanlık” diye bağırana güneş fayda vermediği
gibi,gönlünü Kur’an’a kapayana da Kur’an fayda vermez.
Kula kul olanlar,sahip oldukları makam ve mevkilere güvenerek haram yiyenler bir
gün geliyor bu Dünyada bile güvendiği dağlara karlar yağıveriyor.
Etle tırnak gibi olduğu insanlar tırmalamaya başlarlar. Düşünce dostların hepisi
dağılıverir. Onun için Allahı ve Allah dostlarını dost edineceğiz. Diğerlerinin
de Allah dostu olması için çalışacağız.
Allah takva sahibi insanlarla beraberdir. (Nahl 128)
Sizi her zaman her yerde gören ve koruyan Allah’tan sakınınız.
Siz nerede olursanız olun O,sizinle beraberdir. (Hadid 4)
Takva üzerine olana Allah,iyiyle kötüyü ayırdetme özelliği verir. (Enfal 26)
Midesini haramla dolduranlardan iyi işler beklemek safdillik olur. Hazineyi
hortumlayanların yakayı ele vermeleri gönül gözlerinin paradan başka bir şey
görmemelerinden kaynaklanır.
Takva sahibi insan ise her gün gönlünü cilalar. Midesine haram lokma almaz.
Rabbin huzuruna günde beş defa gelerek namazını kılar. Müslümanlarla aynı yöne
dönmenin,omuz omuza vermenin eğitimini yapar.
Her gün yanyana geldiği insanın malını hortumlayamaz. Hortumculara ve onlara
arka çıkanlara bakınız. Onlar insan içine çıkmayan insanlardırlar.
Takva sahibi Müslüman, hortumlamadığı gibi,Allahın kendisine lütfettiği rızıkdan
ihtiyaç sahiplerine verir.(Bakara 3)
Allahın Kur’anda bildirdiği Cennet,Cehennem,kıyamet v.s. gibi şeyleri görmediği
halde iman eder. Her insanın meçhulü kurcalama meyli vardır. Takva sahibi insan
bu ihtiyacını Rabbinin bildirdiklerine inanarak giderir. Allaha iman etmeyenler
de kendilerine çeşitli hurafeler uydururlar.
Takva sahibi Müslümanlar,Allahın gönderdiği bütün peygamberlere ve İndirdiği
kitaplar inandıkları için ayrı dinden olan bütün insanların kendisinde
birleşebileceği insandır.
Takva sahibi Müslüman,ahirete iman ettiğinden her işinin kendisi için ahirette
ya bir gül veya bir ateş olarak karşısına çıkacağına inandığından güllü işler
yapmaya ahiretini gülistana çevirmeye çalışınca bu Dünyası da güzel olur ve iki
Dünyada da kurtuluşa erer.
MÜNAFIK (14-6-2001 Prşm)
Sureti hakdan görünen, yüze gülen, arkadan hançer saplayan, konuşunca dilinden
bal, dişinden ve işinden zehir akıtan insanları Rabbim, bize Kur’anında
tanıtıyor. Kur’an okumayanlarında gözlerine sokacak şekilde yaşanan hayattan
örnekler sunuyor.
Zirai mahsulleri hormonlayanlar, hazineyi hortumlayanlar, insan organı
pazarlayanlar, makam ve rutbesiyle onları koruyanlar, gazete köşelerinde onlar
hakkında methiye düzenleyip caize / ödülünü alanlar , hep içiyle dışı birbirine
uymayan , güler yüzlü katı yürekli insanlardır.
Her münafık kafirdir. Ama her kafir münafık değildir. Amelde münafık olanlar ise
günahkar mümindirler.
Burada konu olan, dinde münafık olan kafirlerdir. Hakikatte Müslüman olmadıkları
halde Müslümanları kandırmak için namaz kılan, oruç tutar görünen, yetkisini
Kuranı kapatmak için kullandığı halde meydanlarda Kuran öpen, hasta ruhlu
insanlardır.
Medine’deki münafıklar, iman etmedikleri halde çıkarları için iman etmiş gibi
görünen ve Müslümanları aldatmaya çalışanlar, Yahudilerin, Hıristiyanların
desteği ile Medine’de bir fitne, fesat, ajanlık merkezi kurdular ve üzerine de
“Mescid” tabelası astılar.
“Mescid” /cami tabelası asılı fitne merkezine münafık olmayan, sesi güzel,
Müslümanlığı güzel, sahabe arasında sevilen Mecma’ b. Cariye’yi de imam olarak
görevlendirdiler.
Sevgili peygamberimizi mescid de bir namaz kıldırması için da’vet ettiler.
Efendimizde Tebük seferi hazırlığında olduğundan “İnşaallah dönüşte kılarız”
dedi.
Tebuk seferi dönüşünde “zi Evan” denilen yerde Tevbe suresinin 107, 108, 109,
110 uncu ayetlerinde bu mescid/ caminin zarar vermek için kurulduğunu, küfrü
yaygınlaştırmak, müminler arasına tefrika sokmak, Allah’a ve Rasülüne harp
açanlara üs olmak üzere yapıldığını ve orada katiyyen namaz kılmaması
gerektiğini haber verir.
Ayet nazil olunca sevgili peygamberimiz Malik b. Duhşum, Ma’n b. Adiy ile Asım
b. Adiyyi göndererek fitne merkezini yıktırmış ve Medine’nin küllüğü yapmıştır.
Mevlana bu olayı özetle şöyle anlatır:
Münafıklar, döşemesi, tavanı, kubbesi süslü bir cami yapdılar. Hasetlerinden
İslam cemaatını dağıtmak istiyorlardı. Bir gün Rasülüllahın huzuruna geldiler,
deve gibi diz çöktüler, Mescidi teşrif ve taltif etmesini istediler. Sözleri
özden olmadığı için tesir etmedi. Gönülden gelmeyen güzel sözler küllükte biten
yeşillik gibidir. O yenmez ve koklanmaz. Ey oğul o yeşilliğe uzak dan bak ve geç
git.
Peygamber (S.A.V) onları dinledi, gülümsedi “Peki” dedi ama başka bir şey
yapmadı. Onların hilesini süt içindeki kıl gibi görüyordu. Hıristiyan ve
Yahudiler, İslâm dininin hayrını isterler mi?
“Seferden dönünce Mescide giderim dedi. (Tahir-ül Mevlevi,Şamil yayınevi,beyit
6770-6805)
“Mescid-i Dırar”ın İslâm mescidi olmadığı, hile yuvası, çıfıt tuzağı olduğu
meydana çıkınca,
“Hz. Peygamber, onu yıkmalarını ve çöplük yapmalarını emretti” (T.M 6953- 6954)
Hile yuvası, Çıfıt tuzağı, fitne merkezi olan Dırar mescidinin imamı Mecma’b.
Cariye samimi bir Müslüman’dı. Hz. Ömer onu Kufeye Kur’an öğretmek için
görevlendirdi (Bak Ebu Hayyan, Tefsirul-Bahr-il-Muhit, Tevbe suresi Ayet 107 nin
tefsiri)
İnkarcıların oyununa gelen saf Müslümanları saf dışı etmeyiniz
Sana maval okuyarak, kuyunu kazıp, kül yutturmak isteyen dalaverecilere, kuzu
postuna bürünerek, kündeye getirip, kapana kıstırıp, zoka yutturmak isteyenlere,
başına çorap örmeye çalışan düzenbazlara karşı yapman gerekeni yap. Yaptığın
Allah’ın kurallarına uygun olsun,
“Ey iş adamı, kendi halini şeriat mihengine vur ki, sende bir “Mescidi-Dırar”
yapmış ve bir fitne çıkarmış olmayasın.”(Mesnevi T.M tercemesi 6960)
“Sonunda müminler, münafıklara galip gelirler. Münafıklar ahirette mat olurlar,
yani kaybederler.” (T.M. 284)
Müminlerle, münafık kafirler aynı dünya salonunda oyun oynarlar. Aynı dalda gül
ile diken gibiler. Panzehirle zehir gibiler. Aynı masada satranç oynayan
gibiler.
“Her ikisi müminle münafık bir oyun başında bulunsalar da birbirlerine nispetle
“Merv”li ve “Rey”li gibidirler.” (T.M. 286)
Oyun bitince biri “Merv” şehrine, öbürü “Rey” şehrine gittiği gibi bu dünyada
oyun bitip öbür dünyaya gidince bu ikisinin birbirinden ne kadar uzak olduğu
görülecek.
Kafir veya münafıkın cehenneme gideceği bu dünyadan belli. Mevlana diyor ki:
“Birine “Mümin” deseler ruhen bu sözden tat alır, hoşuna gider. Fakat münafık
diyecek olsan hiddetlenir, ateş kesilir.” (T. M. 287)
Kafirler ve münafıklar için kullandığı kelimeler ve benzetmeler benim yüzümü
kızartıyor.
“Mümin” kelimesi de “münafık” kelimesi de harflerden meydana gelir. Asıl olan
harflerin tarif ettiğidir. “Mümin” kelimesi tat verirken “münafık” kelimesi
akrep gibi insanın içini sokuyor. Kafir ve münafık kelimelerinde cehennem tadı
var.
Hayber, Yahudilerin sığındığı yerdi. Bizans ile ilişki kurarak Medine’de ki
münafıkları güçlendiriyorlar ve Müslümanların başını ağrıtıyorlardı. Hicretin 7
inci yılında fethedildi.
Günümüzde Kudüsü işgal eden Yahudiler de Amerikanın ileri karakol görevini
yaparak Müslümanların başını ağrıtmaya devam ediyor.Hz.Ali gibi olup Kudüsün
kapılarını Müslümanlara açmalı.
“Sen, yiğitçesine baltayı eline al da Ali gibi Hayber kalesinin kapısını kopar.”
“Maun” suresi dine inanmayanların merhametsiz olduklarını, çıkarlarını
düşündüklerini bildirdikten sonra bu münafık iki yüzlülerin, çağımızdaki
yüzsüzlerin gösteriş için namaz bile kılabileceklerini haber verir.
Allah’ın emaneti olan Kur’an’ın tamamını veya bir kısmını veya bir ayetini
yalanlayanın namazı veya orucu bizi aldatamaz.
Dünyamızda yaşayan altı milyar insanın altı milyar ayrı parmak çizgisi ve ruh
çizgisi olduğunu söylemiştim. Her insan çok doğru şeyler söyleyebildiği gibi çok
yanlış şeyler de söyleyebilir.
Muaz b. Cebel (R.A) "Hakim insan yanlış şeyler söyleyebilir, münafık da doğru
şeyler söyleyebilir." diyor. (İbni Receb Camiu l ulum 382) Çünkü Rabbimiz
yarattığı her insana iyiliği ve kötülüğü ilham ettiğini bildirir. (Şems 8)
İslami Okul Okulların En Önemlisi