Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kula Kul Olmayın(27/06/2001 Çrşmb Milligazte) (Bakara) - Nuzulsirasinagorekuran - 81. Sayfa

KULA KUL OLMAYIN(27/06/2001 Çrşmb Milligazte) (Bakara)
“Ey insanlar,sizi ve sizden öncekileri Yaratan Rabbinize ibadet/kulluk edin ki, takva sahibi olasınız” (Bakara 21)
Allaha kulluk konusu Kur’anın en çok üzerinde durduğu konudur. Çünkü insanların bozulması kula kul olmakla başlıyor.
Kula kul olanlar, beynini başkalarının emirlerine çanak şeklinde hazırlayanlar, kendilerini yaratan ve yaşatanın emirlerini bırakıp,kendilerine bir nefes yaratamayacak birirnin emrine girerse Allah’ın ayetlerinden yüz çevirirlermiş.
Rabbimiz Kur’anı kerimde kafirlerin yüz çevirmelerini haber veren ayetlerin hemen ardından yeryüzü ayetlerini hatırlatır.
Yani:mideniz için yarattığım gıdaları alıyorsunuz ama iki dünyanızı ma’mur etmek için indirdiğim ayetlerden yüz çeviriyorsunuz uyarısında bulunuyor.
Biz insanları kendi fikir ve görüşlerimize çağırmayacağız. Onlarında insan olduğunu, bizden daha isabetli kararlar alabileceklerini , fikir üretebileceklerini bileceğiz. Ama bütün akılları yaratan Allah’tan daha isabetli hüküm koyamayacaklarını bileceğiz.
Yıllarca bu ülkede sosyalistlerin dergilerini,derneklerini kapitalistlerin finanse ettiğini eski sosyalistler yaşlanınca yazdıkları hatıratlardan ve kapitalistlere kapıkulu olmalarından anlıyoruz. Bir zamanlar özgürlük kelimesini çokça kullanan, “Kulluk’tan kurtulduk” diyen, binlerce kula kul olanlar şimdi zorbaların spikeri, baskıcıların basın tetikçisi, dayatmacıların kırbacı ve Müslüman avcısı oldular.

Biz, siyasi, ekonomik ve silah gücünü eline alarak, baskı, zorlama korkutma, istibdat vs.. liflerinden kanun kırbaçları örerek, ülkeyi toplama kampına döndürüp halkını dövenlere karşı “Biz, ancak Sana kulluk ederiz” diyerek hep birlikte özgürlük sloganını günde beş vakitte kırk defa Fatiha süresinde tekrarlarız. Çünkü Hasan Âli Yücel’in dediği gibi:

Hürriyetsiz ibadet olmaz,
Hürriyetsiz diyanet olmaz.
Îmana yakışmıyor esaret,
Hür olmadadır bütün selâmet.
İslâmiyet bu kurtuluştur,
Hürriyeti dinde bir buluştur.
Feyz aldım onun hakikatinden,
Kurtuldum esirlik âfetinden. (“Allah Bir” Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara 1961)
Kula kul olmaktan kurtulanlar mutluluğu Rahmana kul olmakta bulurlar. Mevlâna: “Ben kul oldum, ben kul oldum, ben kul oldum. Köle hür olunca sevinir, bense sana kul olunca sevinirim” der.
Hersekli Arif Hikmet bey’de:
“Yare kul olmakla buldum devleti hürriyeti,
ihtiyarımla esaret geldi, kendimden bana” diyor. Yani kendi içimden, kendi özgür seçimimle yare (Allah’a) kul olunca özgürlüğün saltanatını buldum diyor.
Kula kul olmamak için bağını,bahçesini,evini,eşini,dostunu bırakmak zorunda kalan ve bir mağaraya yerleşen,orada üç yüz dokuz yıl kalan “Ashab’ı-kehf” Dünya insanı tarafından tanınıyor. Dünyanın her tarafında hayatları filme alınmış. Bizler her hatim inişte onları rahmetle anıyoruz. Ama onlara zulmeden zalimlerin adını ben de bilmiyorum. Ardımızdan rahmet okutacak işler yapalım.
Kur’an ayetleriyle yüklenen bir Müslüman,yağmur yüklü bulutlar gibi ihtiyaç hisseden gönüllere yağmalıdır. Yağarken engel tanımaz. Yağmur,şemsiyeye sığınanın etrafına yağar ve buharıyla yine ona faydalı olur. Müslüman da gönül kapısını İslâm’a kapatanların üzerine yağacak ve kalp üzerine kapatılan perdelerin arasından incelecek buhar halinde gönlüne girecek,küfrün kabuğunu kıracak ve kula kul olma esaretinden o insanı kurtaracak.

HER ÇAĞIN KİTABI(28/06/2001 Prşmb Milligazete)
Türkiye’de bir sene içinde ne çok satan kitap hangisidir? Filanın romanı değil. Filan ilim adamının bilimsel eseri de değil. Filancanın hatıratı hiç değil. Ama filanın belgeseli? Hayır,o da değil. Ya hangisi? Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Kur’ân’ı Kerim’dir.
Yayıncılıkla da meşgul olduğum için biliyorum,en az benim bildiğim yirmi kadar yayınevi “Mushaf” basar. Diyanet İşleri Başkanlığı Mushafları Tetkik heyetinin imzaladığı “Musahaf”ların en sonuna bakarsanız orada “Bu “Mushaf” elli bin adet basılmıştır.” diye yazar. Birde izin alma zorunluluğu olmadığı için izinsiz basanlar var.
Arap olmayan toplumlarda Bütün Müslümanlar manasını anlaman okurlar. Konya İlâhiyat Fakültesinde okurken sosyalist bir delikanlı annesinin devamlı Kur’ân okuduğunu ve “Anlamadığı bir şeyi niye okur?”diye şikâyet etmişti. Ben de ona “Sen anneyin eline Şekispirin İngilizce bir kitabını ver. Senin hatırın için kaç satır okuyuverir bir bak.” Dediğimde: “Ama Kur’ân’ı ilâhi bir kitap olarak kabul ettiğinden psikolojik olarak etkileniyor ve onun için okuyor”demişti.
Ben de ona : “Dünyanın hiçbir yerinde Yahudiler,Tevrat’ı,Hıristiyanlar da İncili İlâhi kitaptır diyerek anlamadıkları Latince’den veya anladıkları dilden psikolojik etki altında kalarak okumuyorlar. Çünkü bu kitapların içinde peygamberlerin ve daha sonra gelen insanların sözleri ile Allahın sözleri birbirinden ayırt edilemeyecek derecede karıştırılmıştır. İnsan,insanın sözünden geçici olarak etkilenir. Ama Rabbin sözünden ise Müslümanlar sürekli olarak etkilenirler.
Siz,sevdiğiniz bir ilâhiyi,şarkıyı,türküyü veya bir şiiri bir defa söylersiniz,iki,üç,beş defa söylersiniz sonunda bıkarsınız. Ama bir Müslüman günde kırk defa namazda “Fatiha”süresini okur. Namaz dışında yine okur. Altmış yıllık ömründe bir milyondan fazla okur. Yine de doyamaz. Ölürken yanındakilere “Beni Fatihasız bırakmayın”der.
Bu da gösteriyor ki bu Kur’an,Allah kelâmıdır.
Bir hukukçumuz bir gün “Hocam,Kur’an bin dört yüz yıl önce deveye binen,deve sütü içen,çadırda oturan Mekke insanına inmiş. O günün insanlarını en güzel şekilde terbiye etmiş. Ama biz deveye değil uçağa biniyor,iletişimimizi internetle yapıyoruz. Kur’an bu çağa hitap etmez”demişti. Hatta bir sosyalist siyasetçi bir televizyon ekranından : “O dönemde Dünyaya gelseydim Müslüman olurdum. Çünkü o günün şartlarında en iyisi Kur’andı” diyor.
Ben de hukukçumuza : “Kur’anın Allah kelâmı olduğuna inanıyorsun,Tabiatı da Allahın yarattığına inanıyorsun. Milyonlarca yıl önce koyulan tabiat kanunlarından bu çağa uygun olmayan bir tek tabiat kanunu var mı? Bir Fizikçi,Kimyacı veya bir Biyoloji bilgini “Bunlar milyonlarca yıl önce yaratılmış ama iki binli yıllara uygun değil” dediği bir şey var mı? “Bu sudan Hz. Âdem de içti idi ben içmem,bu havadan ilkel insanlar soludu idi bizim havamız ayrı olsun,suyumuz,üç hidrojen beş oksijen olsun” diyen varmı? Yok. Yani Rabbimiz milyonlarca yıl önce yarattığı tabiat kanunlarında hiç hata etmemiş de bin dört yüz yıl önce indirdiği Kur’an ayetlerinde mi hata edecek?”dediğimde haklı olduğumu söylemişti.
Kur’ân’ımız Rabbimizin kelâmıdır. Anlamak,inanmak ve yaşamak için indirilmiştir. Lafzı ve manasıyla mu’cizedir. Benzeri yazılamamıştır,yazlamayacaktır. Arapça lafzıyla okuyalım. Türkçe tefsirlerinden anlamaya çalışalım ve ona göre hayatımızı düzenleyelim de iki dünyamız güzel olsun.

ÇÖLDE YAŞAYANLAR(29/06/2001 Cuma Milligazete)
Eski komünistler,söyleyecek bir şeyleri kalmadığından,gündemden de düşmek istemediklerinden yeni yollar arıyorlar. Yerli olan her şeye karşı olduklarından yabancı olan şey zehir zıkkım olsa da yutuyorlar.
Hindistan dan bir Guru Shri Mataji geliyor binlerce insanımız onun ayaklarına kapanıyor. Fabrikasında ürettiği ilaçlara güveni olmayanlar da Mataji’nin ayağının altını öperek huzura kavuşacağına inanıyor.
Hani çölde yaşarken günlerce aç kalan insanın gözünde çöl faresi Dünyanın en sevimli yiyeceği olarak görünürmüş ya işte bizimkilerin gözünde de durum aynı.
Kendi kalbini,kalıbını,kanını,canını yaratan Allah’a sırt dönmüş kendi aklının gölgesinin karanlığında kalmış bu insanlarımız karanlıkta çakan şimşeğin ışığında yol bulmak için çalışıp çabalıyorlar. Sırt döndükleri yere gönülden dönüverseler binlerce aklın gölgesinden meydana gelen koyu karanlıktan kurtulacaklar.
Rabbimiz: “Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Siz ölü idiniz O diriltti. Sonra sizi O öldürecek,sonra sizi yine O diriltecek,sonra da O’na döndürüleceksiniz.”buyurmuş (Bakara 28)

Biz yoktuk O var etti. Sonra tekrar bizi bu dünyadan alıp götürecek. Ana rahminden öncesini bilmiyoruz,kabirden ötesini de bilmiyoruz. Ama bizi getirip götüren ikisi hakkında da bize gerekli olacak bilgiyi veriyor. Bazıları “Evet bu alemi insan yaratamıyor. İnsanın da üstünde bir yaratıcıyı kabul etme mecburiyeti oluyor ama niçin bu şaheserleri yarattıktan sonra buruşturup atıyor? diye soruyorlar.
Onu harap olan evi yıkıp da yerine saray,yapan mimara,eserinin kalıntılarından daha güzel eserler yapan sanatçıya bir sorsa daha güzel cevap alabilir. Ama biz bu sorunun cevabını Kur’andan arayacak olursak ölümü buruşturup atmak olarak görmüyoruz. Gurbetten asli vatana dönüş,hasretten vuslata geçiş olarak görürüz.
Bakar süresinin 29’uncu ayetinde yeryüzünde yaratılanların tamamının insanlar için yaratıldığını haber verir. Çatlayan bir çekirdek çiçek açarken, bizim havamızı güzelleştirirken,gözümüzü aydınlatırken,Rabbimizi de hatırlatır. “Beni yaratan O” der.

Arab şairi : “Her şey Onun varlığına ve birliğine ayettir/delildir” derken Türk şairi de : “Hep güzeller birbirine padişahı gösterir” der.
Atom parçasının içinde göklerin ve denizlerin derinliğini seyreden , çekirdekteki ağacı, çiçeği ve meyveyi gören, Kur’an ayetlerinde geçmişi ve geleceği seyreden ilim adamları, vücutlarının bütün hücrelerine kadar işleyen bir zevkin içinde yaşarlarken bilginin onlara verdiği bir saygı ile Rabbin huzurunda boyun eğerler.
Bütün Dünyada Allah’a inanmayan insanın sayısı çok azdır. Ancak Allah inancını kendi akıl sınırları içinde hapseden,Allah’a bir görev verip o görevin dışına çıkmasına izin vermeyeceğini söyleyenler kendi akıllarına tapınmaya devam edenlerdirler.
Biz, Rabbimiz kendisini kendi kitabında nasıl tarif ederse öyle inanırız. Onun için “En doğru iman bizim imanımızdır” deriz.


KURTULUŞUMUZ İLİMLE(28/09/2001Cuma Milligazete)
Bu dünya yolculuğunda övünülecek ve sevinilecek şeyler: ilim iman, ilim ve imanın eyleme geçmiş hali olan amel ve amelin insana kazandırdığı salih bir kul olma özelliğidir. Bunlara sahip olunca da Allah’a hamd etmelidir.
Hz. Ademin yaratılışı anlatılrken Adem’in yeryüzünün halifesi olacağı vurgulanarak insanın değerine dikkat çekilirken bütün insanlığın atası olan Hz. Adem kasdedilmiştir.
Dünyaya gelen her insan,rengi,dili,ırkı,toprağı,tarihi ne olursa olsun Hz. Ademin çocuğudur ve hiç birinin diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak yaratanın koyduğu kurallara uygun hareket edenler Yaratıcı yanında daha değerlidir.
Maalesef Batının o kadar etkisinde kaldık ki Amerikada 11/09/2001günü öldürülen beş bin insana ağladığımız kadar Bosna’da, Irakta Keşmirde, Çeçenistanda öldürülen milyonlarca insana ağlayamadık. Amerikalının ki can, öbürleri patlıcan gibi geliyor. Bu da Kur’anı bilmemekten kaynaklanıyor.
Melekler bile Rabbin huzurunda eksikliklerini arzederken Allah’ın öğrettiğinden başka ilimlerinin olmadığını itiraf ederek ilmin önemine bizim dikkatimizi çekmiştir.
İlimle paradan birini tercih etmemiz istense ilmi tercih etmemiz bizim faydamıza olur.
Bu gün Türkiyenin en zengin insanı bütün servetini verse bir ilim adamının beyninin içindeki bilgileri bilgisayar disketindeki bilgiyi diğer diskete çeker gibi çekebilir mi?
İlim parayı kazanır ama, para ilmi kazanamaz. Yardımcı olur . İlimin yollarını kolaylaştırır.
İlmiyle , imanıyla, irfanıyla Musa ve Harun (S.A.V) fakir olmalarına rağmen yönetimi elinde tutan Firavun, ekonomik gücü elinde tutan Karun ve ateist eğitimi elinde tutan Haman’ın saltanatına son vermişlerdir.
Mal isteyenler bir tarafta , ilim iman ve yapıcı işleri isteyenler öbür tarafta. Şimdi bunların hangisi başarılı olabilir? Gölde boğulan: “Ne mutlu çölde susuz ölene” dermiş. Çölde susuzluk dan ölende: “Ne mutlu gölde boğularak ölene”dermiş.


İslâm’ın ilk emri “Oku” olduğundan Kur’an, ilimin önemine dikkat çekmiştir.Alimler, Peygamberlerin varisi oldukları için hiçbir kral, sultan, şah ve padişahın sahip olamadığı nimete ve şerefe sahiptirler. Zenginin malı yanar, eskir, çürür, çalınır ama alimin ilmi çalınamaz. Alındığı oranda artar.
Rabbimiz Kur’anında artmasını istediğimiz şeyin ilim olmasını bildirmiştir.Çünkü alimin mürekkebiyle şehidin kanı tartıldığında mürekkebin ağır geleceğini bildirmiştir Sevgili Peygamberimiz.
Mevlâna:
Ey oğul, âlemi ağzına kadar ilim ve güzellik dolu bir testi bil.
Bu ilim ve güzellik, cana ve tene sıkışmamış olan Allah’ın, güzellik deryasından bir damladır. (Mesnevi Amil çelebioğlu tercemesi1/2963-64)
Hz. Ademi meleklere üstün kılan, Onun Allah’dan öğrendiği ilim sebebiyledir. İlim bizim hayatımızın gönyesi,şâkülüdür. Eğrilerimizi doğrultur.
Süleyman Aleyhisselam, kuşların dilini bilirdi . Rüzgara yön verirdi. Hz. Lokman, çiçeklerle konuşurdu.
Davud Aleyhisselam, demire mum gibi şekil verirdi . Şuayb Aleyhisselam uluslar arası ticaret yapan kavmine doğruluğun yollarını gösterirdi.
İsa Aleyhisselama hastaların tedavisi öğretildi.
Bütün bunlar bize yol göstermesi için Kur’an tarafından bildirildi.
Bütün ilimler Rabbimizin yarattığını öğrettiğinden İslâmi ilimlerdir. Okulunuzda okumakta olduğunuz her ilim dalına önem verin; bu arada Rabbimizin bizim bu Dünyada neyi nasıl niçin yapacağımızı öğretmek üzere gönderdiği Kur’ana daha çok önem verin


EVRENSEL İSLÂMİ DEĞERLER
1-2-veya3 Ekim 2001)
27/05/2004/Prşmb
Ana rahminden, hiç tanımadığımız bir dünyaya getiriliyoruz. Çocukken elimizdeki oyuncakları kapmaya çalışan çocuklar,elimizdeki ekmeği alıp kaçan tavuklar,yandıran sıcaklar,donduran soğuklarla mücadele ederek büyürüz.
Büyüyünce koca koca devletlerin horozlandığını,milletlerin elindeki ekmeği alıp kaçtığını, vermeyenleri dövdüğünü görürüz.
Dünyanın gülleri,gül yüzlüleri de var ama gül ağacında bile diken sayısı gül sayısından fazla oluyor. Kur’anı Kerimde “Onların çoğu iman etmezler” anlamında bir çok ayet vardır.
Rabbimiz Bakara süresinin 38 inci ayetinde Hz.Adem ile Hz. Havva’yı cennetten yeryüzüne indiriverdiğini fakat bu dünyada yolumuzu şaşırmamamız için yol gösteren kitaplar indirdiğini,onun yoluna uyanların iki dünyada da korkmayacaklarını,üzülmeyeceklerini bildirir.
Bakara süresinin 40-48inci ayetlerinde İsrail oğulları üzerinden bize nasihat edilir ve
1-Allahın kitabına iman etmemiz,
2-Küfürde ve her çeşit kötülükte öncülük yapmamamız
3-Allahın ayetlerini satmamamız,
4-Yalnız Allah’tan sakınmamız,
5-Hak işe batılı karıştırmamamız
6-Bile bile hakkı gizlemememiz
7-Namazı dosdoğru kılmamız
8-Zekatı hakkıyla vermemiz
9-İyi ve güzel işler yapmamız ve kötülüklerden uzak durmamız istenmektedir.
Peki ama bütün bunları başarmak kolay değil ki?
Bu Dünyada bile bir eve bir arabaya eş ve çocuklara sahip olmak da kolay değil ki,bir gülüne bütün dünyanın denk olmadığı cenneti kazanmakta kolay değil. Önce Adem gibi adam olacaksın. Adam olabilmek için yukarda sayılan evrensel İslâmi değerleri hakkıyla yerine getireceksin.Zorlukları sabırla ve namaza sığınarak başaracaksın.
Kur’anın bahar ikliminde yetişen Mevlâna : “Biti,pireyi gül suyu ile öldürünüz.” der. Gül suyu, biti öldürmez ama vücudumuz,elbisemiz,evimiz gül gibi temiz olursa insanda bit olmaz. Asıl olan bit öldürücü ilaçlar üretmek değil, bitin üremesini önlemektir.
“Amerikan polisi çok iyi eğitildiğinden,teknolojinin bütün imkanlarından yararlandığından, her sene bir milyonun üstünde suçluyu adalete teslim ediyor” haberi aslında yüz kızartıcı bir haberdir.
Milletlerin hedefi, gül gibi çocukları eğitim kurumlarında diken haline getirdikten sonra, devlet gücünü göstermek için o dikenleri kırmak değildir.
Diyelim ki eğitimdeki ihmalimiz sonucu köşe dönücünün,soyguncunun,hortumcunun, hırsızın, katilin, fuhşun, uyuşturucu bağımlısının sayısını artırdık. Hemen çare olarak polisin sayısını artırmak yerine kültürümüze yön verenleri, eğitimde kasırga ekip hortum biçenleri değiştirmek gerekir.
Rabbimiz: “İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla gider. Birde bakmışsın ki,seninle arasında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost oluvermiş.” Buyurur.(Füssılet 34)
Anadolu insanı bu ayeti atasözü haline getirmiş, “Kanı kanla yıkamazlar,kanı su ile yıkarlar” deyivermiş. “Taş atana ekmek at” demiş.
“Kötülüğe karşı,kötülük yapmak her kişinin kârı,
Kötülüğe karşı iyilik yapmak er kişinin kârı.” Demişler.

SABAHIN SAHİBİ VAR
04/10/2001 Prşmb Milligazete)
Kral,demirciyi çağırtıp “Yarına kadar Bin tane çivi yapmazsan şafakta asılacaksın”demiş. Bir günde Bin çivinin yapılamayacağını bilen demirci hiçbir endişe duymadan çivi yapmaya başlamış. Yakınları ağlayıp sızlarken o çalışmaktan ağlamaya zaman bulamazmış. Kaygısızlığını hatırlatanlara da “Sabahın sahibi var” dermiş.
Şafak yaklaşırken saraydan bir adam koşarak gelir. Yakınları ağlamayı hızlandırır. Saraydan gelen adam “Ne kadar yaptınsa hemen ver. Kral öldü tabutuna çakacağız”der.
Birkaç gündür televizyonlarda yapılan açık oturumlardan anlaşıldığına göre Amerika halkının Yüzde Doksanı haritada Afganistan’ın yerini bilmiyorlarmış.

Kendisine yöneltilen bir soruda yavru Bush,Pakistan cumhurbaşkanının adını bilemedi.
Anadolu Ajansının haberine göre ABD Sahil Güvenlik Komutanlığı'nca, ABD limanlarına gelecek yabancı bayraklı gemilerin önceden mürettebat listesini göndermedikleri takdirde limana alınmayacakları, ayrıca mürettebat arasında Türkiye'nin de dahil olduğu bir grup ülkenin tabiiyetinde olan gemi adamları bulunduğu takdirde, bu şahısların limana çıkışına izin verilmeyeceği konusunda aldığı kararda Afganistan, Cezayir, Komor adaları, Küba, Mısır, İran, Irak, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Libya, Malezya, Maldiv adaları, Fas, Kuzey Kore, Pakistan, Filistin halkı, Katar, Suudi Arabistan, Somali, Güney Afrika, Sudan, Suriye, Tacikistan, Tunus, Türkmenistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Özbekistan, Yemen ve Yugoslavya ülkelerininde yer aldığı öğrenildikten sonra Dışişlerinin girişimiyle “Bir yanlışlık oldu”denilerek Türkiye’nin listeden çıkartıldığı bildirilmiştir.
Bu ülke ne menem bir ülke ki önce terörist ülkeler diye nitelediği ülkelerin gemilerini limanlarına almama kararını sahil güvenliğe bildirirken Türkiye’yi de listeye alıyor,sonra “Türkiye ile birlikte teröre karşı mücadele verelim” diyor,daha sonra terörist ülkeler listesine Türkiye’nin yanlışlıkla girdiğini söylüyor ve bizde inanıyoruz.
“Milim şaşmaz” dediği Güdümlü mermileri Saddam’ı vuramıyor,Miloseviçi bulamıyor ama yüz binlerce mazlum Müslüman’ın kanını akıtıyor.
Doğum kontrolü haplarıyla Müslüman nüfusun önünü alamayınca şimdi kitle imha silahlarıyla katliam yaparak Müslümanlığın önünü almaya çalışıyor.
Bunda başarılı olacağını zannediyorsan aldanıyorsun.
Firavun bu yolu denedi.İsrailoğullarının erkek evladını öldürürken Hz. Musayı bağrında besliyordu. Başarılı olamadı.(Bak: Bakara 49)
Sarışın,mavi gözlü dört Amerikalıdan biri bayan üsteğmen,biri bayan öğretmen,ikisi üniversite öğrencisi,bir tane de Kızılderili Apachi olmak üzere beş Amerikalı benim önümde Kelime-i şehadet getirmişlerdir.
Hatta bayan üsteğmen “Amerika halkı İslâm hakkında olumlu hiçbir bilgiye sahip değil. Eğer bu din, Amerika halkına doğru şekilde tanıtılırsa toplu halde İslâm’a girişler olur”demişti.
“Hocam bu ortamda bu kadar iyimser olma, bak herkes İslâm’ı kötü tanıtmada yarış ediyorlar” denebilir. “Reklâmın kötüsü olmaz” derler ya işte öyle bir olay var.
Bayan üsteğmen Körfez harbi için Suudi Arabistan’ın Zahran kentine gelinceye kadar İslâm hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını ve orada bilgi sahibi olduğunu söylemişti.
Haberlerden öğrendiğimize göre Amerika’da kitapçı dükkanlarında İslâm’ı tanıtan kitaplar kapışılmış.

Biz gönlümüzün sesini dinleyelim.
Dünyanın neresinde bir çocuk dünyaya gelse kendi çocuğumuz olmuş gibi sevinelim. “Müslüman nüfusu bir daha arttı” diyelim.
Sevgili Peygamberimizin Yemende Müslüman olan Üveys el Karani nin kokusunu aldığı gibi (Ahmed, Müsned 2/541) İngiltere’de Amerika’da veya Tanzanya’da Müslüman olanın kokusunu gözetleyelim. Köpeğin leş kokusunu takip ettiği gibi kan,barut,gözyaşı,alınteri,çığlık peşinde gitmeyelim. Düğün merasimlerinde “Bu gül gibi eşlerden Müslüman takviyesi gelecek” diye sevinelim.
Eli silahlı, cüzdanı dolarlı imansızları gördüğümüzde dikenler arasındaki gülün gelişini hayal edelim. Azer lerden İbrahimleri bekleyelim.

KÜÇÜK GÖRDÜĞÜMÜZ İŞLERİ YAPARAK BÜYÜYELİM (Bakara)
(18/10/2001 Prşmb Milligazete)
Kocaman çam ağacına bakarız hayranlıkla seyrederiz.Elimize çam kozalağını alırız bir avuçluk bir şey. Halbuki o çam kozalağının içinde bir çam ağacı var. Yani elimizin içinde kocaman bir çam ağacının özünü taşıyoruz.
Geliniz hep beraber yolumuza Kur’anla devam edelim.Üç ayeti,Bakara süresinin 83,84,85’inci ayetlerini tefsirden,varsa “Şifa Tefsiri” 1/174 den bir okuyuverelim;sonra ona göre hayatımızı düzenleyelim. Amerika’ya veya Talibana göre değil kendimizi, yaratanın iradesine göre ayarlayalım.
(83) Hani İsrail oğullarından "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, hısımlara, yetimlere, yoksullara, iyilik yapın. İnsanlara güzellikle söyleyin. Namazı dosdoğru kılın. Zekatı verin" diye söz almıştık. Sonra bir kısmınız hariç, yüz çevirerek döndünüz.
(84) Hani sizden, kanınızı dökmeyin ve nüfusunuzu yurdunuzdan çıkarmayın, diye söz almıştık da, sonra siz de bu sözü onaylamıştınız. Ve hâlâ siz şahitlik ediyorsunuz.
(85) Sonra siz kendinizi öldürüyorsunuz, sizden olanların bir kısmını yurtlarından çıkarıyorsunuz, günah ve düşmanlıkta onlara karşı birbirinize arka çıkıyorsunuz, size esir olarak gelirlerse fidyeleşiyorsunuz. Halbuki çıkarılmaları size haram kılınmıştı. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıyor da, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Böyle yapanların cezası ancak dünyada rüsvaylıktır. Kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine itileceklerdir. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
Allah’tan başkasına kul olmayacağız.
Hiçbir şekilde ana ve babamızı kırmayacağız. Ana ve babamız kafir bile olsalar meşru isteklerini yerine getireceğiz ve gönüllerini hoş tutacağız.
Akrabalarla bağlarımızı koparmayacağız.Hataları sebebiyle onlardan uzaklaşırsak onlar hatalarını dahada çoğaltırlar.
Yetimlere,fakirlere maddi manevi yardımda bulunacağız.
Bütün insanlık ailesinden her hangi biriyle konuşurken kelimelerin en şık,en güzel,en tatlısıyla konuşacağız.
Namazımızı dosdoğru kılacağız.
Zekatımızı hakkıyla vereceğiz.Hele hele bu günlerde fazlasıyla vereceğiz. Zekatlarımızı hep öğrencilere burs olarak vererek çevremizdeki fakirleri ihmal etmeyeceğiz.
Haksız yere bir damla kan akıtmayacağız.
Kendi insanımıza karşı kafirin yanında yer almayacağız.
Düşmanlık yapanlara,günah işleyenlere arka çıkmayacağız.
Kur’anı Kerimin içindeki bütün emir,yasak,tavsıyelerin tamamını kabul edeceğiz. Hiçbir şahıs,kurum veya kuruluşun emir veya yasaklarını Rabbimizin emri ve yasağı üstünde tutmayacağız.
Kainatı kuşatan Rabbimizin ayetlerinden bizim küçücük aklımıza sığmayanlar olursa,ayeti aklımıza göre küçültmek veya inkar etmek yerine aklımızın ufkunu genişleteceğiz. Çünkü bu ayetler bütün insanlığın aklına hitap edecek şekilde indirildi.



ZALİME YANDAŞ OLMAYALIM
(05/10/2001 Cuma Milligazete)
Yeni yetme zenginlerden biri anlatıyor: “Orta büyüklükte olan,halkı birbirini tanıyan bu şehirlerde zengin olmak için fazla akla ihtiyaç yok.Çok çalışıp biraz sivrildin mi yüzlerce insanın aklı, bilgisi,parası,tecrübesi,yetkisi senin emrine sunulur.Filan mahallede daralan ve malını çok ucuza satışa çıkaran adamı mahalleden biri gelir sana haber verir. Haciz işleriyle uğraşan yetkili,değerli malları sana bildirir.Belediyede işlerini kolaylaştırmak için sana gelip teklifte bulunurlar. Ve daha akla hayale gelmedik teklifler gelir ve sende şaşar kalırsın” diyor.
-Peki sen onlara ne verirsin?
-Benim büroda oturmaları,çay içmeleri,öğle vakti ise yemek yemeleri birçoğu için yeterli;ancak elinde bazı yetkileri olanlar çakal paylarını alırlar”diyor.
Sivri sineğin en büyük olduğu zaman karnını, emdiği kanlarla doldurduğu zaman olurmuş,ama o an aynı zamanda ölüm zamanı olurmuş.
Amerika başta beyin emerek şişmeye başladı.Bütün Dünyada en zeki çocukların beyinlerini sömürdü. O çocuklara silahların her çeşidini yaptırdı ve o çocuğun ülkesinin bütün ürünlerinin karşılığında silahlar sattı. Hâlâda satmaya devam ediyor. Milyonlarca beyin, beni de ülkesine götürsede cola karşılığında ona hizmet ederek kendi ülkemin insanlarına hava atsam diye bekliyor.
Firavun,yanı başında duran Haman gibi bir kurnaz bilgin,Karun gibi bir hortumcu zengin varken ilim adamlarını Hz. Musa ile karşı karşıya getirir ve yarıştırır. Firavunun adamları “Biz galip gelirsek bize ne vereceksin?”diye sorduklarında Firavun: “Siz benim yakınım olacaksınız”diyor.(Bak A’raf 114, Şifa Tefsiri 3/235)
Amerika’nın yakını olmak için kendi Pentagon’unu bile göremeyenin gözlerini badem yapanlar,içindeki kini köpürüp dışına Haç olarak çıktığında Haç’ı Hac yapanlar,daha çok Afganlı Müslüman’ın ölmesi,Amerika askerlerinin hiç ölmemesi için Amerika’ya akıl veren strateji azmanları,bunların hepsinin isteği bir aferin ve bir cola.
Şeytanın gör dediğini görenler, şeytanın avukatlığına soyunanlar rüzgardan kalemlerle sudan defterler üzerine yazı yazar gibi gelip geçici titreşimler meydana getirirler.
Altından haç olmaktansa gümüşten hilâl olmayı tercih edelim.
Altın kadehte zehir olmaktansa kırık çanakta panzehir olmayı tercih edelim.
Domuz derisine basılmış yağlı koyun peyniri olmaktansa koyun derisine basılmış çökelek olmayı tercih edelim.
Firavun’un sarayında bir eli ...burger’de bir eli cola’da köle gibi yaşamaktansa, çölde Musa Aleyhisselâm la hür bir şekilde yaşamayı tercih edelim.
Allaha kullukta özgürlüğü tadan Hz. Musa,Firavun’un saltanatına son vermiş ve sonuç Müttakilerin lehine olmuştur.

SİYASET BİLMEYEN ÜLKE(Bakara)
(08/10/2001 Pzrts milligazete)
Şu anda bütün Dünyada hiç siyaset bilmeyen devlet veya millet hangisidir? Diye sorsam ne cevap verirdiniz?
Hayır. Bilemediniz. Hatırınıza gelen değil.Tarih boyunca hiçbir devirde doğru bir siyaset yürütemeyen tek devlet veya millet, kendilerini kurtaran peygamberleri bile öldüren Yahudilerdir.
-Olur mu hocam, Yahudi, dünyayı idare ediyor, borsayı yönlendiriyor, Altın ve diğer paraların trafiğini ayarlıyor” der gibisiniz.
İsrail oğullarının tarihi, Hıristiyanların tarihinden binlerce yıl öncesine dayanır.Eğer Yahudiler iyi bir siyaset gütmüş olsalardı dünyanın en güzel yerlerinde en çok nüfusa sahip olarak yaşamaları gerekirdi. Şu andaki nüfusları İspanya’daki çingenelerin nüfusuna denk değildir.
Siyaset, Hz.Musanın eğittiği ve Firavun devletinin zulmüne son veren bir ümmeti, zalim bir çete topluluğuna dönüştürmek değildir.
Farenin biri dağda otlamakta olan deveyi görünce “Bu et dağını yuvama bir götürürsem torunlarımın çalışmasına gerek kalmaz”demiş ve devenin yularından asılmış. Başı yumuşak olan hayvan da yürümüş. Fare kendi deliğine girmiş fakat deve girmemiş. Fare geri çıkmış deveye kızmış bunu gören deve başını bir sallamış, et dağının yularına sımsıkı sarılan fareyi bir yere çarpıp öldürmüş.
Tarih boyunca katliama uğramalarının temelinde Hz.Musanın eğitimine değilde kendi hırslarına göre hareket etmeleri yatmaktadır. Bu millet kadar katliama uğrayan başka bir millet yoktur. En son Hitlerin yaptığı zulüme kendileri çanak tutmuşlardır.
Bakara süresinin Doksan altıncı ayetinde “Andolsun sen onları, insanlardan ve (hatta) müşriklerden de hayata hırslı bulacaksın.”diye Rabbimiz tarafından röntgen filmi bize gösterilmiştir.
İşte bu hırsları nedeniyle tarih boyunca kendilerinin katledilmesine sebep olmuşlar. Bal tasını görünce kendine hakim olamayan sinek gibi tasın tam ortasına dalıp orada boğulup kalmışlar. Halbuki sineklerden rahatsız olanlar da o tası önlerine koymuş olabilirler.
İngilizler,kendi içlerindeki Yahudilerden kurtulmak için size Sina çölünü verelim demişler ve elli yıldır orada Yahudileri tutmaya çalışıyorlar.Bunun farkında olan bir kısım Yahudi “Yaptığımız bu zulümler bizim başımıza bela olup yağacak” diye pankart açmaya başladı.
Dün İsrail Başbakanı Şaron “Amerika bizi Araplara satıyor”diye feryat ediyordu.
Gül sevenler,bülbül sevenler,köpek sevenler,kedi sevenler derneği ve diğerlerini duyduk ama “Akrep sevenler derneği”diye bir şey duymadık.Kendini besleyeni bile sokanı kimse sevmez.
Yıllardır sınırlarını,siyasetini,parasını,bütçesini,ordusunu,silahını sahip olduğu her şeyini ayarlayıveren,bütün dünya kınarken, kınayanları kınayan Amerikanın başına hiç hayal etmediği bir ikizler ve Pentagon bombalanması olayı oluyor,olmadan önce İkizler(Dünya Ticaret Merkezin”de çalışan Dört bin Yahudi o gün binaya gelmiyor.
Şimdi bu işten Amerika pireleniyor.Haberin vardı,halkını korurken niçin bize haber vermedin? Yoksa seninde elin mi var” diye anlamlı anlamlı bakmaya başlayınca Şaron bağırıyor “Bizi Araplara satıyorsunuz.”
Bunlar siyaset değildir. Siyaset,bedeviyi medeni yapmaktır. Siyaset,aşiretten bir devler çıkarıp altı yüz yıl Dünyayı adaletle yönetmektir.

ÖZ VE SÖZ (Bakara)
(17/10/2001 Çrşmb Milligazete)
Kur’an, bizim hem edebimizi hem edebiyatımızı öğretir.altı milyar insanın parmak çizgileri,yüz hatları,ses telleri,karakterleri ayrı olduğu gibi konuşma esnasındaki üslupları,edaları da ayrıdır. Adli tıpta kişinin yazısı ve imzasından sahibini belirlemek mümkin olduğu gibi konuşma üslubundan da kişinin kimliğini belirlemek mümkindir.
Rabbimiz Bakara süresinin 104’üncü ayetinde “Ey iman edenler, “Râına”demeyin “Ünzurna”deyin ve dinleyin.Kâfirler için acıklı bir azap vardır.”buyurmuş.
Bu,Raına ile Ünzurna kelimelerinin her ikside “Bizi gözet”yani bizim bilgimizi,kültürümüzü,alım gücümüzü gözeterek konuş ya Rasülellah demektir.Ancak “Raına”kelimesi: salaklaşma,ahmaklaştın,sen bizim koyun çobanımızsın gibi manalara da gelen bir kelimedir. Ayrıca Yahudi dilinde kötü bir anlamı da varmış. Onun için Rabbimiz, “Raına”yerine başka manalara çekilemeyecek “Ünzurna” kelimesini kullanmamızı isterken konuşma üslubumuza da yol göstermektedir.
Eşinizle, çocuklarınızla, baba ve annenizle, dostlarınızla konuşurken hiçbir zaman onları aldatma kastıyla iki manaya gelen kelimelerin bir manasıyla övdüğünüzü,öbür manasıyla yerdiğinizi zannederek kendinizi kandırmayın.
“Üslûb-i beyan aynıyla insandır”demişler.Yani kişinin dili kimliğidir.İki yüzlü insanlar, lügat kitaplarındaki ikiyüzlü kelimeleri seçerek kullanırlar ve yeri geldikçe her iki manasını da işletirler.
Şair Nef’i:
“Meclis-i erbâb-ı dil bir lâhza sensiz olmasın.
Hurmetin inkar eden âlemde hurmet bulmasın”demiş.
Yani : “Ey şarap, gönül ehli bir anlığına sensiz kalmasın.Sana saygı göstermeyen alemde saygı bulmasın” anlamına gelen bu şiirin manası Hakim huzurunda sorulduğunda “Senin haram olduğunu inkâr eden alemde saygı bulmasın” anlamına geldiğini söyler. Bu şiirdeki “Hurmet”kelimesi:saygı manasına geldiği gibi haram manasına da gelir.
Son günlerde uydudan okuduğumuz gazeteyi dahi gördüğünü söyleyen,evimizin içinde geçen konuşmaları dahi dinlediğini bölgesel ajanları aracılığıyla bize yutturan,kendini her yerde hazır ve nazır göstererek ilahlığa soyunan Amerika’nın beyni Pentagon’a uçak,Nemrut’un beynine sinek girer gibi girince,atalarının uykudan korkuyla uyanırken “Türkler geliyoooor,Haçli seferleri başlasın”diye bağırdığı gibi bu sefer yavru Bush, “Haçlı seferleri başlayacak”diyor.
Derken uzmanları hemen yetişiyorlar ve “Efendimiz biz Müslümanları sırayla döveceğiz.Hepsini karıştırma.Hepsini karşımıza almayalım”derler.
Hemen Dünyada ve Türkiye’deki Beyaz Saray sözcüleri: “Efendim sayın Bush’un kullandığı “crusade” kelimesi :Haçlı seferleri manasına geldiği gibi topyekün savaş anlamına da gelir. Sayın Bush bu ikinci manayı kastetmiştir”anlamında sözler söyleyerek “Sayyad-ı bî insaf”ın önünde gitmeye çalışmışlardır.
Mevlâna : “Ya olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol”demiş.Dışımız,içimizi gösterdiği gibi sözümüz de özümüzü göstersin.
Dostumuzu da düşmanımızı da kandırmayalım.Lastikli kelimelerden uzak duralım. Billûr gibi parlak,saf ve temiz kelimeler seçelim. Harp halinde de,sulh halinde de bu üslubumuzu koruyalım.


DIŞ SİYASET (22/10/2001 Pzrt Milligazete)
Edebimizi, edebiyatımızı, ibadetimizi düzenleyen Kur'anımız bizim dış siyasetimizi de düzenliyor.
Rabbimiz, Bakara suresinin 120 inci ayetinde şöyle buyurur.: “Sen onların dinine uymadıkça, Yahudiler de, Hıristiyanlar da asla senden hoşnut olmazlar....”
Tarih boyunca ayetin bu haberi test edilmiş ve bir defa olsun aksi meydana gelmemiştir.Bin dört yüz yıl hep düşmanlık gördüğü bu insanların davranışları halkın topluca “Gâvurdan dost,domuzdan post olmaz. Kanaatine varmışlar.
Son günlerde sözde “Ermeni soykırımı”meselesinde, Azerbaycan-Ermeni sorununda, Kuzey Kıbrıs hakkında, Keşmir meselesinde, Rusya-Çeçenistan savaşında hep Müslümanların karşısında yer almışlardır.
NATO’YA girdik, onları müttefik zannettik, terörde otuz bin insanımızı kaybettik hiç birinin kılı kıpırdamadığı gibi katillere yataklık yaptılar.Şimdi Amerikalı beş bin insan öldürülünce bütün NATO üyeleri silaha sarıldılar.
Bir televizyonda açık oturumda emekli bir general: “Yunanisanla Türkiye otuz defa Lahey adalet divanına gitmiştir ve yirmi dokuzunda Yunanistan kazanmıştır.”demişti.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği bu birliğini sağlamak için türkiye nüfusu kadar adam öldürmesine rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye kadar cezalandırılmamıştır.
Toprağımızdaki altının çıkamsını,pancarın yeşermesini istememektedirler.Rabbimiz buyurur:

“Rabbinizden sizin üzerinize bir hayır/iyilik indirilmesini, kitap ehlinden olan kâfirler de, müşrikler de istemezler. Allah ise rahmetini dilediğine verir. Allah büyük fazl/lütuf sahibidir.” buyurur.(Bakara 105)
Peki bu düşmanlık nereden kaynaklanıyor? Sorusunun cevabını yine Kur’anı Kerim,Bakara süresinin 109’uncu ayetinde:


“Ehli kitaptan çoğu, gerçek kendilerine açıklandıktan sonra nefislerindeki haset nedeniyle sizi imandan sonra küfre çevirmek isterler. Fakat size Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve afvedin. Şüphesiz Allah herşeye kadirdir.”buyurarak hasetlerinden düşmanlık yaptıklarını haber verir.
Tutarsız,tahrif edilmiş dört incile,üç ilaha sahip olmanın ezikliğiyle ateistliğe yönelen batı, şimdi bizi de zorluyor “Sen de gâvur olacaksın”diyor.
Biz kendimizi Alladın kitabına teslim edelim.Hem tabiat kitabını okuyalım,her sahada ilmimizi geliştirelim,hemde Kur’an-ı Kerimimizi okuyalım manasını anlayalım ve ona göre hayatımızı düzene sokalım ki kadının kadınla,erkeğin erkekle evlenmesi için kanun çıkarmak zorunda kalan,uyuşturucu kullanımı senatosuna kadar sıçrayan,çıkış yolu bulamayan bu insanlara güzel örnek olalım.
Bunun için namazımızı dosdoğru kılalım,günde beş defa halkla beraber Hakkın huzurunda bulunarak birliğimizi koruyalım.
Kazandığımız malların zekatını hakkıyla verelimde yeryüzünde aç ve bî ilaç insan bırakmayalım.
Batı,batı diyoruz.Bununla batılı kasdediyoruz. Yoksa Bakara süresinin 115’inci ayetinde ifade edildiği gibi “Doğu da batı da Allahındır.”
Sevgili peygamberimiz:“Bütün iller Allahın,bütün kullar Allahın” (Ahmet.Müsned 1/166) buyurmuş.
Biz Allah’ın kullarını, kafirlik kiriyle kirletenleri sevmiyoruz.

SAPMAYALIM SAPTIRMAYALIM
(23/10/2001 Salı Milligazete)
“Sen onların dinine uymadıkça, ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar asla Senden hoşnut olmazlar. Deki: "Gerçekten doğru yol, Allah'ın yoludur." Sana gelen bu ilimden sonra onların arzularına uyarsan, Sana Allah'tan ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara 120)
Bu ayeti kerimenin baş tarafını dünkü yazımda açıklamıştım.Devamında ise gerçek doğru yolun Allahın gösterdiği yol olduğunu bildirir.
Günümüz insanı bir ara sentetik kumaşları giydi.giyerken de yün veya pamuklu giyenlere “Hala babayın kumaşcısındanmı giyiniyorsun diye hava attı.
Yapay çiçekler yaptı evin her tarafını hatta bahçeyi naylon çiçeklerle süsledi. Ama şimdi tekrar tabiata dönüş başladı.
Tabiat ana bize en merhametli,en cömert bir ana olduğu anlaşıldı. Sun’i olanların zararlı olduğu ortaya çıktı.
Bir gün makinadan civciv üretir gibi fabrikadan çocuk üretenler, kendi nesillerinin devamının nikahla evlenen eşlerle olmasını isteyecekler. Yeryüzünün de, o çocuk fabrikasının da nikah mahsülü aşk çocukları tarafından yönetildikten sonra tabii olana yine onlar dönecekler.
Yemede,içmede,giyimde ve çevre düzenlemesinde tabii olana dönüş başladığı günlerde “Evrensel İnsani Değerler”sözü çokça tekrarlanmaya başladı.
İşte bu günler Kur’an hakikatlarını duyurma ve gerçek yolun Allah yolu olduğunu bildirme zamanı.
Eğer biz bunu yapmaz elinde silahı ve parası olan,kaba kuvvetle her şeyi halledeceğine inanan insanlara “Güç sizde olduğuna göre siz doğru yoldasınız”dersek hem zalime hem mazluma hem de kendimize zulmetmiş oluruz ve o zalimler geri kalmış ülkeler de teknolojinin ni’metlerinden yararlansınlar diye üzerlerine uzaydan bombalar yağdırmaya devam ederler.
Afganlıya sorsak “Allah kaç” desek “Bir”der. Yavru Bush’a sorsak “Üç” der. Rus devlet başkanı Putin’e sorsak “Hiç” der.Şimdi Bush’la Putin biraraya geliyor hem Çeçenistan’dakilere hemde Afganistan’dakilere ya hiç dedirtelim veya üç dedirtelim diye Çin’de fikir alış verişi yapıyorlar.
Peki biz ne yapalım?Güçlü olanın dediğini mi doğrulayalım,yoksa haklı olanın dediğini mi doğrulayalım?
Tarih boyunca hiçbir güç hiçbir imanı veya düşünceyi yok edememiştir.silah beyni parçalar ama imana veya düşünceye zarar veremez.Onun içindir ki Kur’anı Kerim “Dinde zorlama yok”demiştir.(Bakara 256)
Roma’nın güçlü zalim orduları Hz.İsanın birkaç tane Havarisi ile başa çıkamamış sonunda Romalı siyasiler ve askerler iman ederek kurtulmuşlardır.
Eğer o Havariler “Romalılar haklı olmasalardı bu güce sahip olamazlardı”deseler ve kendi fakirliklerini ileri sürüp çekilip gitselerdi hem kendilerine hem Romalılara kötülük olurdu.
Şimdi bu güne kadar İngilizce öğrenen değerli insanlarımız, İslam’ı tanıtan yazıları İngilizce olarak bulabiliyorlarsa o haliyle bulamıyorlarsa önemli gördükleri kitap veya makaleleri İngilizceye terceme ederek İnternet aracılığıyla maillere postalamaya başlasınlar.
İnternet yoluyla Dünyanın öbür ucundan eş bulup evlenen ve eşinin Müslüman olmasına sebep olan çok değerli insanlarımızın olduğunu biliyorum.
Eş bulmak için gösterdiğimiz gayretten biraz daha fazla gayret gösterir ve bir insanın Müslüman olmasına sebep olursak onun ebediyyen yanmasını engellemiş oluruz.Bir iş yapalım.
Baştaki ayetin tefsiri için “Şifa Tefsiri”1/242 yi bir okuyuverelim.

ZALİMDEN ÖNDER OLMAZ
(30/10/2001 Salı Milligazete)
05/11/2004/Cuma/Millig (Biraz değişiklikle Bak “Çeşitli” bölümüne)
Rabbimiz,Bakara süresinin 124’üncü ayetinde“Hani İbrahim'i, Rabbi bir takım kelimelerle imtihan etmişti de, O da bunları tam olarak yerine getirince Allah da: "Ben Seni bütün insanlara imam (lider, reis) yapacağım" demişti. İbrahim de: (ya Rab) neslimden de (imamlar önderler çıkar) deyince (Allah): "zalimler ahdime (o imamlığa) erişemezler" buyurdu.”
Yani adil bir toplumun başına tarih bohunca zalim yönetici gelmemiş. Rabbimiz buna izin vermemiş.
Halifelerin, kralların, şahların, padişahların, cumhurbaşkanlarının, başbakanların, kabile şeflerinin, aşiret beğlerinin iki eli, iki ayağı ve bir başı vardır.
Onlarca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca başlar ve eller, baş eğerek, oy vererek alkış tutarak iki ele güç katarlar.Yöneticiler adil olurlarsa sizin ellerinizle adalet dağıtıyor demektir. Eğer zulmediyorlarsa sizin ellerinizle zulmediyor demektir.
Onlar bizim iç dünyamızın dışta görülen halidir.
Onun için sevgili peygamberimiz: “İşleriniz sizin yöneticilerinizdir” buyurmuş. Bir başka hadisinde ise “Nasılsanız öyle idare olunursunuz.” buyurmuş. (Taberani den naklen Keşf-ül hafa 2/127)
Bu iki hadisi bize rivayet eden Hasan-ı Basri’ dir. Bir adamın Haccacı zalimin aleyhinde dûa ettiğini görünce Hasan-ı Basri : “Öyle dûa yapma . Siz birbirinizin aynısınız. Birbirinizden geldiniz. Eğer Haccac, görevden alınır veya ölürse maymunlar veya hınzırlar yöneticiniz olur” dedikten sonra yukarıdaki hadisleri rivayet eder.
Kur’an’ı Kerim’de “Bir toplum kendini değiştirmedikçe , Allah o toplumu değiştirmez.” buyurur. (Ra’d 11)
Eskiden “Seçim” kelimesi yerine “İntihap” kelimesi kullanılırdı. Müntehıp=seçmen, Müntehap =seçilendi .
Bir gün, milletvekilinin biri halka konuşurken : “Siz Müntehıp siniz;ben Müntehabım . Kelimeni kökü, “Nuhbe” den gelir. “Nuhbe” :seçilmek,süzülmek, öz, kaymak manalarına gelir. Siz süt iseniz ben süt kaymağıyım. Siz katransanız, ben katran kaymağıyım.”der.
Onun için bizler önce kendimizin değişmesi için gayret göstermemiz gerekir.Sonra peşinden gittiğimiz bizi nereye götürüyor diye dikkatli bakmamız gerekir.
“O gün bütün insanları önderleriyle çağırırız.” (İsra 71)
Rabbimiz böyle diyor. Ona göre peşinden gideceğiniz, ülkenin güvenlik, huzur, sağlık, eğitim sorunlarını kendisine havale edeceğiniz devletin başını seçerken dikkat ediniz.
Bu dünyada canınızı, malınızı, namusunuzu, dininizi, vatanınızı korumak üzere önder seçtiğiniz insan, ahirettede önderiniz olacak.
Mahşerde kiminle haşrolmak istiyorsak onunla bu dünyada beraber olalım.
“Camiye imam seçmiyoruz milletvekili seçiyoruz” sözü yıllardır söylenir. Bu sözün sevindiren tarafı var,üzen tarafı da var.
Sevindiren tarafı bütün halkımız tarafından imamların dürüstlüğü kabul edilmiş. Bu sevindirici tarafı. Ama milletvekillerimiz hakkındaki kanaat ise üzücü.
Halbuki: millet vekillerimiz , imamlarımız kadar dürüst , imamlarımızda milletvekillerimiz kadar atılgan olmalı .

KENDİNİ BİLMEZLER (31/10/2001 Çrşmb Milligazete)
Dünyadaki bütün insanların kabul ettiği bir peygamber var ki o da İbrahim aleyhisselamdır.Bakara süresinin 135’inci ayetinde Yahudiler bize “Yahudi olun doğru yolu bulun”diyorlar.Hıristiyanlar ise “Hıristiyan olun doğru yolu bulun”diyorlar.
Rabbimiz de bize ve bütün insanlığa İbrahim’in dinine uymamızı emrediyor.
Çünkü İbrahim aleyhisselam tartışmasız kabul edilen bir peygamberdir. Âl-i Imran süresinin 67’inci ayetinde İbrahim aleyhisselamın Yahudi veya Hıristiyan olmadığı,ancak hiçbir puta gönülden dahi meyletmeyen bir Müslüman olduğu bildirilir.
Bakara 132 de İbrahim ve Ya’kup peygamberlerin kendi çocuklarına,yani kıyamete kadar gelecek nesillerine en önemli vasıyyeti yapıyorlar ve şöyle diyorlar: “Allah,sizin için bir din seçti.O halde siz de Müslüman olarak can verin”
Afgan dağlarında kavga kurulur.Terörist avına çıktığını söyleyen Amerika bu güne kadar bir tane terörist vurmadı ama Kur’an okuyan insanların başına binlerce bomba yağdırdı.Körpecik çocuklar öldü.Evlerin enkazı arasında ucu yanmış Kur’an sayfaları görüldü televizyon ekranlarında.
Ucu yanmış mektuplar bizim yüreklerimizi yakardı.Çünkü askerin acı haberi öyle verilirdi.Şimdi ise Amerika, ucu yanmış Kur’an sayfaları gösteriyor bu bağrı yanık ümmete.
“ Ümmet”kelimesini kullanıyorum çünkü Afgan dağlarında İngilizlerle İngilizler karşı karşıya geldi.
Müslüman olmuş sarışın mavi gözlü İngiliz vatandaşı, benim din kardaşım, alın teriyle kazandığı Sterlinlerini vererek Afgan cihadına katılmış.Karşısında Dolar için gelen Amerikan askerleri ile Sterlin için gelen İngiliz askerleri var.
İki İngilizden biri Sterlin için savaşıyor,öbürü dedesi İbrahim aleyhisselamın “Müslüman olarak can verin”vasiyyetine uymuşta gelmiş.
İkisinin de eceli orada gelmişse biri sonsuza değin Cenneti hak ederken öbürü Sterlin’ini de harcayamadan Cehennemi boyluyor.
Aynı eğitimi almış iki İngilizden biri niçin Sterlin için savaşırken öbürü Hak ve adalet uğruna savaşır? Sorusunun cevabını yine Rabbimiz verir: “İbrahim’in dininden ancak kendini bilmeyen yüz çevirir.”buyurur.(Bakara 130) “Kendini bilen, Rabbini bilir”Kendini bilen, cami üzerine,hastahane üzerine bomba yağdırmaz. Kendini bilen teröristle karşılaşmaktan korktuğu için çocuk öldürmez.
Bebek katili Apo’yu yıllarca koruyup kolladıktan sonra paketlenmiş olarak getirildiğinde bir kısım insanlarımız Amerika’ya teşekkür ederek hem Amerikanın gücünü büyütüyorlar hem de Türk istihbaratını küçültmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Şimdi bebek katilliğine Amerika soyununca bizdeki yerli Amerikalılar önce “”Canım çocuğun babası Talibandır.Harp bu ayıramaz ya” demeye kalktılar ama katiller : “Evet yanlışlıkla vurduk”dediler ve yerli Amerikalılara söyleyecek söz bırakmadılar.
Bunlar bu “Yanlışlıkla vurduk”itirafını da açıklayamazlar. Çünkü yıllarca ilahlarını büyütürken “Karanlık gecede yuvarlanan kara topu görür ve sese ve ısıya ayarlı güdümlü mermisiyle, topuyla vurur”diye hava atıyorlardı.
Amerika aslında bizim uyanmamızı sağlıyor. Biz elimizde Kur’an,uykuyla uyanıklık arası mıymıntı bir halde yaşarken “Sen hala Kur’an mı okuyorsun?”diye tepeden bir vurunca bizi kendimize getiriyor,Kitabımıza sımsıkı sarılmamızı sağlıyorlar. Amerika’yı ilahlaştıranlar hakiki ilahına dönüş yapıyorlar. “Kendi haremi ismeti olan Pentagona saldıranı görmeyen,karanlık gecede kara topu nereden görecek?”demeye başladılar.
Biz,Haremi Şerifi yapan İbrahim ile İsmail aleyhisselamların yolundan yürümeye devam edelim.Bizim yönümüzü günde beş defa döndüğümüz yer,Haremi Şerif iki peygamberin alın teriyle yapılmıştır. Onların harem-i ismetlerinin/Pentagon’un duvarlarının harcında Asyadaki,Afrikadaki milyonlarca mazlumun alın teri vardır. Duvarlarının deseni mazlumların kanıyla süslenmiştir.
İbrahim aleyhisselam,zamanının zalim diktatörü Nemrut’a galip gelmiştir. İbrahim aleyhisselamın yolundan yürüyenler de günümüzün zalimlerine galip geleceklerdir. Bundan hiç şüphem yoktur.


ALLAH’IN BOYASI
(05/11/2001 Pzrts Milligazete)
“Allah'ın boyasıyla boyanınız. Allah'tan daha güzel boyası olan kim var? Biz ancak O'na ibadet edenleriz.”(Bakara 138)

Kılı kırka yaran, kırk parçadan bir beyit ören, kelimelerin en şıkından,elvan elvan çiçeklerden sevgilinin başına tac örer gibi şiir ören ve o kelimelerin özünde sakladığı manayı gönül buhurdanında yakarak kelimeleri tütsüleyen şair,öğrencisine sanatın tekniğini öğretir ama kendi iç dünyasını veremez.
Müzik öğretmeni öğrencisine müziğin bütün kurallarını verir ama kendi kulağını veremez.

Seramik sanatçısı, kendi benliğini ve bildiğini parmaklarının ucundan çamura akıtarak çamuru dillendirir.
Ressam, kalemi, fırçası ve boyası ile kendi haleti ruhiyyesinin haritasını çizer ve kendisinin gönül ülkesini insanlara tanıtır fakat içini veremez
Vermesi de beklenmez,hatta vermemesi istenir. Çünkü Rabbimiz hepimizi ayrı ayrı yaratmış.
Aynı güneşten milyonlarca çiçek renk alır ama hepsinin rengi ayrıdır.Bu ayrılık yaratanın aynılığını yani birliğini gösterir.
Bizler,gül versin diye bahçemize veya saksımıza gül fidanı ekeriz ama gülün kulağına “Senden sümbül istiyorum”demeyiz.Desekte fayda vermez. O, tabii olarak görevini yapacak.
Çocuğumuzun doğumuna sebep oluruz , ama onun huyunu , aklını , düşüncelerini biz veremeyiz. Biz ancak onu tabiat ayetleri ile Kur’an ayetleri arasında yaşadığını ve kendi şahsiyetinin kurallarını bunlardan alması gerektiğini öğretiriz.
Bak, aynı topraktan yiyen , aynı güneşten ısınan ve aydınlanan , aynı havayı soluyan insanların ve hayvanların renkleri birbirinden ayrı.
Koyun ot yiyor et oluyor, yün oluyor, süt oluyor, kan oluyor, gübre oluyor, kemik oluyor. Hiçbiri diğerine karışmıyor. Kan süte renk vermiyor. Gübre ete koku vermiyor. Teknoloji harikası buz dolaplarımız gibi kokuları karıştırmıyor. (bak. K. Kerim Nahl 66, Şifa tefsiri 4/364)

Bin yılanın hissiyyatı bir araya gelse yalçın kayalardan kalkarak yücelerde kanat çırparak süzülen bir kartalın hissiyyatını anlamaları mümkün değil.
Bu kafirler müminlere niçin düşman olur sorusunun cevabını verirken Kur’an : “içlerindeki hased nedeniyle” diyor. (Bakara 109)
Sen hased eden sürüngenlere de acı. Onları vahiyle kanatlandır. İçinde kuduran, kuduzlaşan damarlarını kelebek kanadının tozları , çiçek kokuları ile tedavi et. Kelebeği ve çiçeği yaratan Rabbimiz rahmet damlaları gibi rahmet ayetleri indirmiş. İşte o ayetlerle kanatlandır. Kur’anla kanatlananlar, meleklerin uçtuğu yerlerin üstünde uçarlar.
Bizler,gözleri kör insanlarımızın gözlerini ameliyat ederek güneşin aydınlığında yürümesini sağlamanın sevap olduğuna inandığımız gibi gönül gözü kapalı kafirlerin de gönüllerinin İslâm’a açılmasını ve İslâm’ın aydınlığında yürüyerek hiçbir insanın akıl gölgesinde dünyasını karatmamasını istemeyeceğiz ve herkesin yapay ...izm renklerinden arınıp Allah’ın rengiyle yani İslâm boyasıyla boyanmasını isteyeceğiz.



ORTA YOL (Bakara)
(06/11/2001 Salı Milligazete)

Amerika cumhurbaşkanına “Allah kaç?” diye sorsanız, “Üç” diye cevap verir.Rus devlet başkanına aynı soruyu yöneltseniz “Hiç”diye cevap verir.
İmanda orta yol,İhlâs süresinde: “De ki: O Allah birdir. Allah Samed'dir. (Her şey ona muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç değildir) O doğurmadı, doğurulmadı. Hiç bir şey Onun dengi olmadı.”buyurulduğu gibidir.
Dünyadaki altı milyar insanın ihtiyacını karşılayacak parayı kasasında saklayan iki yüz tane kapitalistin,dokuz günlük yiyeceğini bir günde yiyerek çıkardığı geğirti ile kapitalistlere hizmet eden ve bir günlük yemek, dokuz gün yeter diyerek karın gurultusuyla toplumu rahatsız edenlere karşı,acıkmadan sofraya oturmamak,dünyadaki helal rızklardan kendisi israf etmeden yediği gibi ihtiyaç sahiplerine vermek,işçisine yediğinden yedirmek,giydiğinden giydirmektir orta yol.
Vatikan papası ve bütün Katolik papazları ve rahibeleri gibi bekarlığı fazilet sayanlara,binlerce kadınla birlikte olduğunu televizyonlardan açıklayarak rezilet sergileyenlere karşı,nikahlı eşiyle mutlu olmaktır Orta yol.
Zalimin biri mazlumun birine tokat vurduğunda öbür yüzünü de çevirenlere karşı olup,zalimiz elinden tutmak,mazluma kendini koru demektir Orta yol.
Eşine karşı kazak erkek değil,kılıbık da değil,kalbi ılık olmaktır Orta yol.
Kendini kocasının işçisi veya aşçısı gibi görmek veya kimyasal birleşimi sağlamak için bir evde/laboratuarda bir arada yaşamak mecburiyetinde hissetmek veya kocasını yolunacak kaz gibi görmek yerine onu hayat arkadaşı görmektir orta yol.
Pire için yorgan yakanlara,hayvan hakları adına pire için yorganı yatak yapanlara karşı yorganı temiz tutmaktır Orta yol.
Newyork’ta beni vurdular diye Afganistan’da dünyadan habersiz,Amerikanın haritada yerini bulamayan suçsuz halkı öldürmek süretiyle içinin soğuyacağına inananlara karşı Mekke’nin fethi günü kan akıtmadan Mekke’yi fethetmek,kendisini yerinden yurdundan çıkaran katilleri,kâfirleri affetmektir Orta yol.
Peyniri şişeye koyup dışından yalayarak ekmeğine katık yapan,yemeyen yedirmeyen cimrilere,çocuğunun düğününde milyarlarca içki tüketen saçıp savuranlara karşı helâlından yiyip içmek,israf etmemek,çevresiyle paylaşmasını bilmek ve “Afiyet olsun yarim sen yedikçe ben doydum” demektir Orta yol.
“Yönümüzü batıya mı dönelim yoksa doğuya mı dönelim” diyen ve bu uğurda milleti kamplara ayıran,kendi yanında olamayanları hainlikle suçlayanlara karşı “Doğu da batı da Allahındır” (Bakara 142) deyip dünyadaki bütün insanları Allah için kucaklamanın adıdır Orta yol.
Rabbimiz bizi orta ümmet kıldığını,bizim dünyanın denge unsuru olmamız gerektiğini Bakara süresinin 143’üncü ayetinde şöyle buyurmuş: “ Böylece sizi insanlara karşı (her türlü aşırılıktan uzak) orta (yolu izleyen) bir ümmet kıldık ki insanlara karşı (doğruluğun) şahitleri olasınız ve peygamberde size şahid olsun.”
Sevgili peygamberimiz de “İşlerin en hayırlısı orta olanıdır”buyurmuş.(Beyheki,Şuab-ül Îman 3/402)

KENDİNE DÜŞMAN OLANLAR (Bakara)
(7/11/2001 Çrşmb Milligazete)
Göz kapaklarını kapattıktan sonra “Bana aydınlığın varlığını ispat edin”diyen birine yapılacak bir şey yok. Güneşe karşı göz kapayana siz binlerce lâmba yaksanız faydasız.
“Ben inanmıyorum,beni ikna edecek varsa gelsin tartışalım”diyene kızmadığımız gibi ümitte kesmeyiz.Uyarmaya ve uyandırmaya devam ederiz.
Birileri çıkıp “Kardeşim beni inkarımla baş başa bırak,Cehennemde yanarsam ben yanarım” derse biz onu yine de bırakmayız. 25 yaşında üniversiteyi bitirmiş,aklı başında bir delikanlı kendini yakmaya teşebbüs etse ve aynı sözleri söylese “Demokrasi var,özgürlük var,ten ve can bana ait,dilediğim gibi yakarım”dese polis de itfaiye de ona müdahale eder.
“Biz onu bırakmayız,müdahale ederiz”derken zor ve cebir kullanırız anlamında söylemiyorum. Kur’an ayetlerini okumaya,anlatmaya ve gözünü açmaya çalışırız.
Kalbi kapalılara hiçbir şey yapamayacağımızı biliriz ama kimin kalbinin kapanıp mühürlendiğini biz bilmediğimizden can taşıyan her insanın iman edeceği ümidini taşırız.
Mevlâna,inkarında ısrar edenlere:
“Allah’ın huzuruna çıkıp onun misafiri olacağına eşekliğinden inanmıyorsan, onun mutfağından (Cehenneminden) toprak ve kül yemeye mecbur kalırsın” (Mesnevi,Tahir-ül-Mevlevi tercemesi 3173) diyor.
Mevlana kafirler için “Eşek” kelimesini kullanınca ben, “Acaba kabamı olur” dedim. Kur’ana baktım. Kur’anda kafirlere “Eşek” kelimesi kullanılmışsa kaba olmaz inancındayım. Müddesir suresinin ellinci ayetinde Kur’andan yüz çevirenleri aslandan ürküp kaçan eşeklere benzetir. “Cum’a” suresinin beşinci ayetinde Tevrat’ı çok iyi öğrendiği halde onunla amel etmeyen Yahudi bilginlerini de sırtında kitap taşıyan eşeğe benzetir.
İnkarcının zararı önce kendisine dokunur.
“O inkarcılar, kendilerine düşmandı. Onlar bilgisizliklerinden kendi canlarının düşmanı oldular.” (Mesnevi,Amil Çelebioğlu tercemesi 2/796)
“Güneşi, yarasaya düşman zannetme. O yarasa kendi kendisine düşmandır, kendi kendine zarar verir.” (A.Ç. 2/798)
“Güneşin ışığından ızdırap çeker. Parlak güneş ise onun derdinden habersizdir.” (A.Ç. 2/799)
“O kafirler güruhu, kendilerini peygamberlerin ışığından menettiler” (A.Ç. 2/801)
“Peygamberler halkın perdesi olamaz. Kafirlerin nefisleri kör ve sağırdır.” (A.Ç. 2/802)
“Eğer bir hasta, doktora düşman olsa, talebe hocasına kin tutsa, gerçekte onlar kendilerine düşman olur. Kendi akıl ve canlarının yolunu keserler.” (A.Ç. 2/805-806)
“Bez yıkayıcı, güneşe kızsa, balık suyun düşmanı olsa, bundan kime zarar vardır?” (A.Ç. 2/807-808)diye sorarak inkarın zararlarını anlatır.
“Bana delil getirin” diyene dilini gösteriverin.Eline baksın,saçının teline baksın,yüzüne baksın.Bu güne kadar hangi ressam,heykeltıraş,robot yapımcısı insan yüzünden daha güzel bir şey yaratmış?
Altı milyar insan bu sorunun cevabında birleşir ve “Evet daha güzeli yaratılamaz”derler.Yeterlimi? yeterli değil.Çünkü tabiatta her şeyi yerli yerince yaratan Rabbimiz sözlerin en güzelini de indirmiş.Biz Rabbimizin söylediği her şeyin en doğru olduğuna inanır ve ona zıt olan hiçbir söze itibar etmeyiz.Edersek sapacağımızı Rabbimiz:
“Kendilerine kitap verilenlere, Sen bütün delilleri getirsen Senin kıblene tabi olmazlar. Sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Onların bir kısmı diğer kısmının kıblesine tabi olucu değildir. Andolsun Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, Sende o takdirde zalimlerden olursun.(Bakara 145)ayetiyle bizi uyarmaktadır.

UFKUNUZ GENİŞ OLSUN (Bakara)
(08/11/2001 Prşmb Milligazete)
Horasan’da doğan, Endülüs’te okuyan, Bağdat’ta kitap yazan, Mısır’da okutan, Mekke’de ulema ile buluşan, Balkanlar’da ölen değerli insanların neslinden geldik.
Sevgili peygamberimiz, Medine’deki ashabına doğuyu ve batıyı hedef gösterirken İstanbul ile Roma’ya özel işaret koymuştur.(Bak:Müslim,fiten 19,Ahmet,Müsned 5/278,4/123,Roma’nın fethi için Ahmet,Müsned 2/176)
“Adriyatik’ten Çin seddine kadar”diyerek ufkunuzu daraltmayın.
Hedef,dünyanın hazinelerine sahip olmak değildir.Sömürmek hiç değildir. Haram lokmalarla canımızı Cehenneme yakıt olarak hazırlamak için gelmedik biz bu Dünyaya.
Hedefimiz:Allaha ait olan bu Dünyanın ni’metlerini Allahın kulları arasında İslâm adaletine göre hak sahibine hakkını vermektir.Yalnız insanların hakları değil, hayvanların haklarını da korumaktır.Adı adalet tarihine altın harflerle geçen Hz. Ömer (r.a.):
"Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu,
Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!"diyerek Dicle kenarında bir koyunun kurtlar tarafından kapılmasından kendini sorumlu hissediyor.
"Dünya tek çarşıdır ve orada bizim uygun gördüğümüz mallar satılacaktır"diyen çok uluslu şirketlerin başkanı, Dünyayı kedi gözüyle görmektedir.Kedinin gözünde bülbül,bir çiğnemlik etmiş.
Sevgili peygamberimiz ise "Dünya bana mescid kılındı" buyurmuş (Buhari,teyemmum 1)
Mescidde/camide adam öldürülmez,dövülmez,küfredilmez,rahatsız edilmez.
Terörden,anarşiden,köşe dönücülerden,mafyadan şikayet ediyor ve de kurtulmak istiyorsak,önce Dünya hakkındaki görüşümüzü belirlememiz gerekir. Dünyayı tek çarşı gibi görür ve orada yalnız kendi kartelinin mallarının satılmasını istersen sana zayıf ülkeler de yedirmezler,güçlü devletler de yedirmezler.Dünya Ticaret Merkezini başına geçiriverirler.
Çin'in kâselerini Bursa'ya getiren,Bursa'nın ipeğini Yemene götüren,Yemen'in kahvesini Hindistan'a taşıyan,Hindistan'ın cevizini Viyana'ya ulaştıran,Viyana'nı çeliğini İstanbul'a getiren,İstanbul’un İslâm ahlakını,edebini,edebiyatını,nezaketini,nezafetini gittiği her yere nakış nakış işleyen Hassa tacirleri gibi siz de Dünyayı dolaşın, "İlim Çin'de de olsa gidin alın."
İşçisi Kore'den kauçuğu Endonezya'dan,petrolü Venezüella'dan,fabrikası Tayvan’da, ,yönetimi İstanbul'da,pazarlaması Cenevre'de olan Japonya'dan Amerika’ya,Güney Afrika’dan Litvanya'ya kadar her yerde meşru olan her şeyin ticaretini yapın ama gözünüzü,gönlünüzü ve yüzünüzü günde beş defa Ka'be'ye çevirin ki can ve teninizi haramlardan koruyabilesiniz.
Fizik,Kimya,Matematik,Biyoloji,Astronomi,Deniz bilimleri,çiçekler,böcekler..v.s her daldaki ilimler Rabbimizin tabiata koyduğu kanunların okunduğu ilim dalları olması nedeniyle hepsi İslâmi ilimlerdir.Bütün bunlar Rabbimizin Tekvin/Yaratma sıfatındandırlar.Kur'an da Rabbimizin Kelâm sıfatındandır. Biz,her iki kanunu da okuyup tatbikata koyacağız.Bütün bunları yaparken Dünyada kendimizi kaybetmemek için günde beş defa yönümüzü ka'beye dönerek yerimizi belirleyeceğiz.Rabbimiz şöyle buyurmuş:



“Her nereden çıkarsan (namaz da) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. İnsanlardan zulmedenlerin dışında kalanlara, sizin aleyhinize delil olmaması için her nerede olursanız yüzünüzü onun tarafına çeviriniz. İnsanlardan korkmayınız, Benden korkunuz da size olan nimetimi tamamlayayım. Umulur ki, hidayete erersiniz.” (Bakara 150)


GÖZÜ YARDA ELİ KÂRDA OLANLAR (Bakara)
09/11/2001 Cuma/ Milligazete
İki insan bir davete katılır. Davete katılanlardan biri sofranın hayaliyle ağzını sulandırarak gider, öbür davetli ise davet eden insanı çok sevdiğinden, dost yüzü görmek, gönülleri cilalamak, dostluğun dozunu artırmak için gider.
İkisi de aynı sofrada aynı şeylerden yararlanacak.Yemek için gidenin önüne ne gelirse gelsin memnun olmayacak ve sofranın bir kusurunu bulacak. Dost yüzü görmeye giden ise ballı kaymak yese de, acı soğan kuru yavan yese de memnun olacaktır. Çünkü o, dost yüzü görmeye geldi.
Rabbimiz, İsrail oğulları için “Ey İsrail oğulları, size bağışladığım nimetimi hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki, bende ahdinizi yerine getireyim ve ancak benden korkun.” (Bakara 40)buyururken, Muhammet(s.a.v.) Ümmeti için “O halde Beni anın, Ben de sizi anayım. Bana şükredin, küfretmeyin.” (Bakara 152) buyurmuş.
Dikkat edersek bu dünya sofrasına getirilen İsrail oğulları nimeti verene değil de nimete baktıklarından Rabbimiz de onlara “Nimetimi hatırlayın” diyor ve nimet karşılığında teşekkür istiyor.
Rabbimiz, bizlerden ise kendisini zikretmemizi istiyor.
Şeyh Galip:
“Gül değil, ateşi ruhsardadır gözlerimiz.
Ceyşi pervaneye cay olmaz ocağı yakut.”
Yani: “Şu ışığı çok seven Pervane/kelebek, ateş renginde olan yakut taşını görüpte aşk ile onun etrafında dönmediği gibi, bizim gözlerimiz de güle değil gül yanaklıya bakar.” deyivermiş.
Gazneli Mahmut eşlerinden birini daha fazla severmiş. Diğerleri daha çok güzel oldukları için bu fazla sevgiye bir anlam verememişler ve bir gün durumu sultan Mahmud’a açmışlar. O da eşlerinin hepsini hazine dairesine götürmüş ve “Bunlardan beğendiğinizi alın” demiş.Hepsi önce hazine dairesini gezmişler sonra biri kıymetli taşlardan işlenmiş bir taç almış, öbürü bir altın kemer almış, hepsi istediğini almış. Sultan Mahmut’un çok sevdiği ise “Ben seni beğendim” demiş.
Aslında bu hem sultana hem de hazinenin tamamına sahip olmuştur.
“İmtisâl-i “Cahidû fillâh”oluptur niyyetim
Dîn-i İslâm’ın mücerret gayretidir gayretim”
Yani: “Niyyetim,Cenabı Hakkın Hac süresinde ayet 78 de “Câhidû fillâh” Allah yolunda cihad edin emrine sımsıkı sarılmaktır. İslâm dininin kendini koruma gayreti ne ise benim dini gayretim de odur.” Diyen Fatih Sultan Mehmet han hem peygamberimizin övgüsüne layık olmuş hem de dünya nimetlerine kavuşmuş.
Ama hocam günümüzde dünya nimetleri genellikle kafirlerin elinde denirse ben de size Mecnunla devenin hikayesini hatırlatırım.
Mecnun devesine binmiş Leyla’sının diyarına yönelmiş.Deve de yeni yavruladığı için potuk evde alıkonulmuş. Mecnunun gönlü Leyla’da devenin gönlü yavrusunda. Mecnun, Leyla’sının hayaliyle dalarken yuları bırakırmış. Deve durumu anlayınca yavrusuna döner eve gelirmiş. Durumu anlayan Mecnun tekrar yuları ele alır Leyla’sına doğru yol alırmış. Dalınca da deve eve geri gelirmiş ve günler böyle gelip geçer ne Mecnun Leyla’sına kavuşurmuş, ne de deve yavrusuna kavuşurmuş.
Bizim gözümüz yarda, elimiz kârda. Gönlümüz ise ikisi arasında gelip gitmede. Ne kâra sahip olabiliyoruz, ne de yara.

KAZA’YA RIZA (Bakara)
(28/11/2001/Çrşm/Milligazete)
Hak erenlerinden birine imanından dolayı işkence ediyorlarmış. Erenin ağzından gık çıkmıyormuş. Yahu nasıl dayanıyorsun,hiç bağırmıyorsun?” demişler, “Sevgilim bana bakıyor” demiş. O,bizi hoş görse, bütün gözler de hor görse vız gelirler. Yar yolunda yaralansak yaralarımızdan gül bitirileceğine inanırız.Şairin:
“Hoştur bana senden gelen ,
Ya gonca gül, yahut diken.”
Nârın da hoş Nûrun da hoş” dediği gibi deriz.
Rabbimiz Bakara süresinin 154’üncü ayetinde Allah yolunda iken ölenlerin ölümsüzlüğü tadacağı bildirilir.
Yar yüzünü görmek için malından ve canından geçmeye hazır olanların sevdiğine kavuştuğu gibi Rabbimizin rızasını kazanmak için mal ve canlarımız araya perde olmamalı.
En sevdiğimiz mal da can da,çocuklar da sevdiğimiz her şey Rabbimiz tarafından yaratıldı.Biz sevdiklerimizin bir hücresini dahi yaratacak güçte değiliz.Bize düşen görev bu dünya hayatında çalışmak.Kazanmak için çalışmak.Vermek Allaha mahsustur.
Çok çalıştığı halde kazanamayanlar olduğu gibi,az çalıştığı halde çok kazananları görüyoruz.Biz çok çalışmalarımızın sevabını alırız.Arkasından da nasibimizi alırız.
Türkiye’nin en zenginlerinin her türlü imkanı olduğu halde hiç birinin çocuğu,fakir bir ailenin çocuğu olan Halil Mutlu gibi güçlü olup halterde dünya şampiyonu olamıyor.
Halbuki zenginlerimiz dünyanın her tarafından her çeşit gıda maddesini getirtip yedirebilecek güçteler.Gıdaların yetmediği yerde suni ilaçların en pahalısıyla takviye edebilecek güçteler ama olmuyor.Rabbimiz vermeyince olmuyor.
Biz her halde hamd edenlerden olacağız.Bol verdiğinde “Bu mal benim imtihan sorumdur.Hakkını vermeliyim.Zekatını,sadakasını vermeliyim.Haram karıştırmamalıyım.Şükrümü yerine getirmeliyim”demeli.
Depremler,seller,dolular,donlar,fırtınalar.kuraklıklar gibi sebeplerle az verdiğinde,siyasilerin iş bilmezlikleri sebebiyle krizlere tutulduğumuzda biz yine “Bu benim imtihan sorumdur.Bu imtihan salonu olan dünyadan başarıyla çıkmam için çalışmalıyım.Rabbime olan hamdimi devam ettirmeliyim.Rabbimizin yarattığı bu dünya nimetlerini birkaç kişinin tekeline verenlerden hesap sormalıyım ki imtihanımı başarıyla tamamlamalıyım”demeli
İnsanın hem canını,hem de tenini rahatsız eden bela ve musibetler geldiğinde insanın canı tenine sığmaz olur.Canı çıkacakmış gibi sıkıntı verir.Patlamaya hazır balon gibi gerilir.İşte o anda Rabbini hatırlaması,Ondan gelip Ona gittiğinin farkına varması,çıplak geldiği bu dünyadan yalnız kefenle gideceğini düşünmesi gerilimi azaltacaktır.(Bu konuda “Şifa tefsiri” 1/304 den itibaren okuyunuz.)
Gerilimlerden,sıkıntılardan kurtulmak için çalışırken sabır ve namazla da Rabbimizden yardım istemeye devam edeceğiz.Sevgili peygamberimiz,ezan okutacağında”Haydi Bilal,bizi rahatlat”dermiş.Şiddetli fırtınalardan kurtulmak için gemilerin limana sığınması gibi biz de Rabbimize sığınacağız.
Sıkıntıların,streslerin verdiği gerilimi yumuşatmak için Kur’an okuyalım.Rabbimiz:

Rablerinden korkanların derileri ondan (âyetlerden ) ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrinde yumuşar. İşte bu Allah'ın hidayetidir.(Zümer 23)buyuruyor.Çünkü Kur’an bize hiç hesap etmediğimiz çıkış yolları gösterecek ve kazanın altından rızayı göstererek güldürecektir.

GÜVEN VERELİM (Bakara)
(29/11/2001/Prşm/Milligazete)
Bozguna uğramış bir ordu düşünün. Çeşitli sebepler nedeniyle cephede tutunamamışlar ve geriye kaçmışlar.Komutan ölünce kaçan orduda başıbozukluk hakim olmuş.Ormanlık bir dağa sığınmışlar.Herkes kendi başının çaresine bakmaya başlamış.Gecenin karanlığında her biri kendine bir sığınak bulmuş ve gizlenmiş.
Kalp atışları bile düşman topu gibi kendine yüreğini hoplatmakta. Ürkek bir tavşanın cığıştısı bile ona düşman narası gibi gelmekte.İşte böyle bir zamanda her çalının arkasındaki hareketi düşman olarak değerlendirmekte.Halbuki o hareket kendisi gibi korkan arkadaşının hareketidir.
İşte böyle bir zamanda hepsinin tanıdığı bir er kişi,bir kayanın başına çıkıp “Ben buradayım,benim yanıma gelin.Kendi arkadaşlarınızı düşman zannediyorsunuz.Bu ormanda bizden başka kimse yok”demesi gerekir.
Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde Ankara’ya konferans vermek için gittiğimde bu konuya değinmiştim.Konferans sonrası bir bakanlıkta genel müdürlük yapan bir beyefendi kendi arabasıyla beni götürürken konuşmamı destekleyen bir olayı anlattı.
Bakanlığın birinde iki tane müdür muavini, aynı odayı paylaşıyorlar.İkisi de birbirini tanımıyorlar.Her sabah gelişlerinde merhabalaşıyorlar,sonra işlerine devam ediyorlar.İkindi vakti ikisi de kendi masalarında sessizce duruyorlar ve kaş göz hareketleri yapıyorlar.
Bir Cumartesi akşamı ikisi de bir evde karşılaşıyorlar.Ev sahibi ikisinin de arkadaşı.O zaman anlıyorlar ki her ikisi de ikindi vaktinde kaş göz işaretleriyle çaktırmadan namaz kılıyorlarmış.
Bakan Müslüman, müsteşar Müslüman, genel müdür Müslüman,şoför Müslüman, yazar Müslüman, mürettip Müslüman, vali Müslüman, sekreteri Müslüman ama bakan, şoförünün yanında namaz kılmıyor. Kapıyı kilitliyor, meşgul lambasını yaktırıyor, çaktırmadan namazını kılarken,sekreter de şoför de çaktırmadan namazlarını kılıyorlar.
Doktorasını alıncaya kadar çaktırmayanlar, daha sonra doçentliği hedefliyorlar.Sırada Profluk, Dekanlık, Rektörlük, YÖK başkanlığı var.Kimliksiz insanlar kendileri olamadan ahirete giderler ve orada da unutulmuş muamelesi görürler.
Rabbimiz Bakara süresinin 159-163’üncü ayetlerinde Allahın ayetlerini gizleyenlerin akıbetinin kötü olacağını, ancak Tevbe ederlerse, bozduklarını düzeltirlerse afvedileceklerini bildirir.
159- Biz Kitapta insanlara apaçık bildirdikten sonra, indirdiğimiz açık delilleri ve doğruyu gizleyenlere hem Allah la'net eder ve hem de la'net edebilenler eder.
160- Ancak Tevbe eden, yaptıklarını düzelten ve öğrendiklerini açıklayanların Tevbelerini kabul ederim. ben, Tevbeleri çok kabul eden, merhamet edenim.
161- Küfredip kâfir olarak ölenlere gelince, Allah'ın, meleklerin ve insanların hepsinin la'neti işte onlaradır.
162- O la'nette ebedî kalıcıdırlar. Onlardan azap hafifletilmez ve (yüzlerine de ) bakılmazlar.
163- Sizin ilâhınız tek ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur. Esirgeyendir. Bağışlayandır.

Makam,mevki,maaş,rutbe ve istikbal için kendisini gizleme çalışan insanlarımızı bir kalemde silip atmayın.Korku gelince mantık çalışmazmış.Siz onlarla uğraşmak yerine yediden yetmişe her kesin güven duyacağı ortamı oluşturmaya çalışın.Güven veren bir ses duyulunca insanlar gizlendikleri yerlerden çıkarlar.

GÜL KASİDESİ(30/12/2001/Cuma/Milligazete)
Camiler, namaz kılmak için gelenlere yetmiyor. “Bu kadar camiye ne gerek var” diyen bî-namazlar bu günlerde meskun mahallerdeki bir camiye Teravih namazı kılmak için bir gidip görsünler. Veya Cuma namazı için gidip görsünler.
Bu sene oruç tutanlar, nüfusun %78ine ulaşmış.Hasta olduğu için,yolcu olduğu için tutamayanları da bu sayıya ilave edersek %90’ı bulur.
Üniversite öğrencilerine yaptığım bir sohbette “Sağcı, solcu, devgeçnci,sevgenççi her ne ise bütün öğrencilerle %95 kültür birliklerinin olduğunu, sloganda ayrılıklar olduğunu, o ayrılıkları da birleştirmek için çalışmaları gerektiğini” söylediğimde bazı itirazlar olmuştu.O öğrencilere bu Ramazan ayında “Sınıfınızda oruç tutmayan kaç kişi var?” dediğimde cevap iki kişi olmuştur.
1400 yıl öncesinden Rabbimiz “Ey iman edenler, oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'tan sakınasınız diye size de farz kalındı.” buyurmuş.(Bakara 183)
Aradan bin dört yüz yıl geçiyor ve bu emir bize ulaşıyor.Bizler de aramızdaki bütün ayrılıkları bir yana itiyoruz, birleşiyoruz, aynı anda aynı ibadeti yapıyoruz.Hiçbir zaman bir araya gelemeyeceğimizi zannettiğimiz insanlarla oruç tutuyoruz, camide aynı safta omuz omuza verip ibadet yapıyoruz.
“Ama hocam onların sevdiği liderlerle bizimkisi aynı değil.Onlar liderlerini sevgili peygamberimizden daha fazla severler”denebilir.Ammaaa, eğer liderleri onlara “Bu gün öğle yemeğini benim hatırım için yemeyin” dese bakalım kaç kişi tutar.Sevgili peygamberimizin Mübarek adı anıldığında eli göğsüne gidip dili salatü selam getirirken, kendi liderinin adı anıldığında bakalım neler söyler.

Rabbimiz Bakara süresinin 165’inci ayetinde:

“İnsanlar arasında, Allah'tan başkasını O'na ortak koşanlar ve onları Allah'ı sever gibi sevenler vardır. İman edenlerin Allah'a sevgisi ise daha kuvvetlidir. Zalimler azabı görecekleri zaman bütün güç ve kuvvetin şüphesiz Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın gerçekten çetin azablı olduğunu keşke (Bu dünyada iken) bilselerdi.”buyurur.
İşte ben, bu üslubu seviyorum: “Mü’minler, Allah’ı daha çok severler”
Kur’an-ı Kerimde “Zina etmeyiniz”diye yasak koyan bir ayet yoktur. Ancak Fürkan süresi 67-68 inci ayetlerde Mü’mini tarif ederken“Onlar, infak ettiklerinde, israf etmezler, cimrilik de yapmazlar. Bunun arasında orta bir yol tutarlar.
Onlar, Allah'la beraber diğer ilahlara düa etmezler. Allah'ın haram kıldığı canı, haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa günahla karşılaşır.”
“Kötülükleri görmeyelim” demiyorum.Kara toprağın altında kara engerek yılanının ne kadar zehiri olduğunu bilelim.O zehiri panzehire çevirelim. Bu çalışmayı yaparken Gül kasidesini okuyalım.