Kula Kul Olmayın(27/06/2001 Çrşmb Milligazte) (Bakara) - Nuzulsirasinagorekuran - 81. Sayfa
KULA KUL OLMAYIN(27/06/2001 Çrşmb Milligazte) (Bakara)
“Ey insanlar,sizi ve sizden öncekileri Yaratan Rabbinize ibadet/kulluk edin ki,
takva sahibi olasınız” (Bakara 21)
Allaha kulluk konusu Kur’anın en çok üzerinde durduğu konudur. Çünkü insanların
bozulması kula kul olmakla başlıyor.
Kula kul olanlar, beynini başkalarının emirlerine çanak şeklinde hazırlayanlar,
kendilerini yaratan ve yaşatanın emirlerini bırakıp,kendilerine bir nefes
yaratamayacak birirnin emrine girerse Allah’ın ayetlerinden yüz çevirirlermiş.
Rabbimiz Kur’anı kerimde kafirlerin yüz çevirmelerini haber veren ayetlerin
hemen ardından yeryüzü ayetlerini hatırlatır.
Yani:mideniz için yarattığım gıdaları alıyorsunuz ama iki dünyanızı ma’mur etmek
için indirdiğim ayetlerden yüz çeviriyorsunuz uyarısında bulunuyor.
Biz insanları kendi fikir ve görüşlerimize çağırmayacağız. Onlarında insan
olduğunu, bizden daha isabetli kararlar alabileceklerini , fikir
üretebileceklerini bileceğiz. Ama bütün akılları yaratan Allah’tan daha isabetli
hüküm koyamayacaklarını bileceğiz.
Yıllarca bu ülkede sosyalistlerin dergilerini,derneklerini kapitalistlerin
finanse ettiğini eski sosyalistler yaşlanınca yazdıkları hatıratlardan ve
kapitalistlere kapıkulu olmalarından anlıyoruz. Bir zamanlar özgürlük kelimesini
çokça kullanan, “Kulluk’tan kurtulduk” diyen, binlerce kula kul olanlar şimdi
zorbaların spikeri, baskıcıların basın tetikçisi, dayatmacıların kırbacı ve
Müslüman avcısı oldular.
Biz, siyasi, ekonomik ve silah gücünü eline alarak, baskı, zorlama korkutma,
istibdat vs.. liflerinden kanun kırbaçları örerek, ülkeyi toplama kampına
döndürüp halkını dövenlere karşı “Biz, ancak Sana kulluk ederiz” diyerek hep
birlikte özgürlük sloganını günde beş vakitte kırk defa Fatiha süresinde
tekrarlarız. Çünkü Hasan Âli Yücel’in dediği gibi:
Hürriyetsiz ibadet olmaz,
Hürriyetsiz diyanet olmaz.
Îmana yakışmıyor esaret,
Hür olmadadır bütün selâmet.
İslâmiyet bu kurtuluştur,
Hürriyeti dinde bir buluştur.
Feyz aldım onun hakikatinden,
Kurtuldum esirlik âfetinden. (“Allah Bir” Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara
1961)
Kula kul olmaktan kurtulanlar mutluluğu Rahmana kul olmakta bulurlar. Mevlâna:
“Ben kul oldum, ben kul oldum, ben kul oldum. Köle hür olunca sevinir, bense
sana kul olunca sevinirim” der.
Hersekli Arif Hikmet bey’de:
“Yare kul olmakla buldum devleti hürriyeti,
ihtiyarımla esaret geldi, kendimden bana” diyor. Yani kendi içimden, kendi özgür
seçimimle yare (Allah’a) kul olunca özgürlüğün saltanatını buldum diyor.
Kula kul olmamak için bağını,bahçesini,evini,eşini,dostunu bırakmak zorunda
kalan ve bir mağaraya yerleşen,orada üç yüz dokuz yıl kalan “Ashab’ı-kehf” Dünya
insanı tarafından tanınıyor. Dünyanın her tarafında hayatları filme alınmış.
Bizler her hatim inişte onları rahmetle anıyoruz. Ama onlara zulmeden zalimlerin
adını ben de bilmiyorum. Ardımızdan rahmet okutacak işler yapalım.
Kur’an ayetleriyle yüklenen bir Müslüman,yağmur yüklü bulutlar gibi ihtiyaç
hisseden gönüllere yağmalıdır. Yağarken engel tanımaz. Yağmur,şemsiyeye
sığınanın etrafına yağar ve buharıyla yine ona faydalı olur. Müslüman da gönül
kapısını İslâm’a kapatanların üzerine yağacak ve kalp üzerine kapatılan
perdelerin arasından incelecek buhar halinde gönlüne girecek,küfrün kabuğunu
kıracak ve kula kul olma esaretinden o insanı kurtaracak.
HER ÇAĞIN KİTABI(28/06/2001 Prşmb Milligazete)
Türkiye’de bir sene içinde ne çok satan kitap hangisidir? Filanın romanı değil.
Filan ilim adamının bilimsel eseri de değil. Filancanın hatıratı hiç değil. Ama
filanın belgeseli? Hayır,o da değil. Ya hangisi? Rabbimizin bütün alemlere
rahmet olarak gönderdiği Kur’ân’ı Kerim’dir.
Yayıncılıkla da meşgul olduğum için biliyorum,en az benim bildiğim yirmi kadar
yayınevi “Mushaf” basar. Diyanet İşleri Başkanlığı Mushafları Tetkik heyetinin
imzaladığı “Musahaf”ların en sonuna bakarsanız orada “Bu “Mushaf” elli bin adet
basılmıştır.” diye yazar. Birde izin alma zorunluluğu olmadığı için izinsiz
basanlar var.
Arap olmayan toplumlarda Bütün Müslümanlar manasını anlaman okurlar. Konya
İlâhiyat Fakültesinde okurken sosyalist bir delikanlı annesinin devamlı Kur’ân
okuduğunu ve “Anlamadığı bir şeyi niye okur?”diye şikâyet etmişti. Ben de ona
“Sen anneyin eline Şekispirin İngilizce bir kitabını ver. Senin hatırın için kaç
satır okuyuverir bir bak.” Dediğimde: “Ama Kur’ân’ı ilâhi bir kitap olarak kabul
ettiğinden psikolojik olarak etkileniyor ve onun için okuyor”demişti.
Ben de ona : “Dünyanın hiçbir yerinde Yahudiler,Tevrat’ı,Hıristiyanlar da İncili
İlâhi kitaptır diyerek anlamadıkları Latince’den veya anladıkları dilden
psikolojik etki altında kalarak okumuyorlar. Çünkü bu kitapların içinde
peygamberlerin ve daha sonra gelen insanların sözleri ile Allahın sözleri
birbirinden ayırt edilemeyecek derecede karıştırılmıştır. İnsan,insanın sözünden
geçici olarak etkilenir. Ama Rabbin sözünden ise Müslümanlar sürekli olarak
etkilenirler.
Siz,sevdiğiniz bir ilâhiyi,şarkıyı,türküyü veya bir şiiri bir defa
söylersiniz,iki,üç,beş defa söylersiniz sonunda bıkarsınız. Ama bir Müslüman
günde kırk defa namazda “Fatiha”süresini okur. Namaz dışında yine okur. Altmış
yıllık ömründe bir milyondan fazla okur. Yine de doyamaz. Ölürken yanındakilere
“Beni Fatihasız bırakmayın”der.
Bu da gösteriyor ki bu Kur’an,Allah kelâmıdır.
Bir hukukçumuz bir gün “Hocam,Kur’an bin dört yüz yıl önce deveye binen,deve
sütü içen,çadırda oturan Mekke insanına inmiş. O günün insanlarını en güzel
şekilde terbiye etmiş. Ama biz deveye değil uçağa biniyor,iletişimimizi
internetle yapıyoruz. Kur’an bu çağa hitap etmez”demişti. Hatta bir sosyalist
siyasetçi bir televizyon ekranından : “O dönemde Dünyaya gelseydim Müslüman
olurdum. Çünkü o günün şartlarında en iyisi Kur’andı” diyor.
Ben de hukukçumuza : “Kur’anın Allah kelâmı olduğuna inanıyorsun,Tabiatı da
Allahın yarattığına inanıyorsun. Milyonlarca yıl önce koyulan tabiat
kanunlarından bu çağa uygun olmayan bir tek tabiat kanunu var mı? Bir
Fizikçi,Kimyacı veya bir Biyoloji bilgini “Bunlar milyonlarca yıl önce
yaratılmış ama iki binli yıllara uygun değil” dediği bir şey var mı? “Bu sudan
Hz. Âdem de içti idi ben içmem,bu havadan ilkel insanlar soludu idi bizim
havamız ayrı olsun,suyumuz,üç hidrojen beş oksijen olsun” diyen varmı? Yok. Yani
Rabbimiz milyonlarca yıl önce yarattığı tabiat kanunlarında hiç hata etmemiş de
bin dört yüz yıl önce indirdiği Kur’an ayetlerinde mi hata edecek?”dediğimde
haklı olduğumu söylemişti.
Kur’ân’ımız Rabbimizin kelâmıdır. Anlamak,inanmak ve yaşamak için indirilmiştir.
Lafzı ve manasıyla mu’cizedir. Benzeri yazılamamıştır,yazlamayacaktır. Arapça
lafzıyla okuyalım. Türkçe tefsirlerinden anlamaya çalışalım ve ona göre
hayatımızı düzenleyelim de iki dünyamız güzel olsun.
ÇÖLDE YAŞAYANLAR(29/06/2001 Cuma Milligazete)
Eski komünistler,söyleyecek bir şeyleri kalmadığından,gündemden de düşmek
istemediklerinden yeni yollar arıyorlar. Yerli olan her şeye karşı olduklarından
yabancı olan şey zehir zıkkım olsa da yutuyorlar.
Hindistan dan bir Guru Shri Mataji geliyor binlerce insanımız onun ayaklarına
kapanıyor. Fabrikasında ürettiği ilaçlara güveni olmayanlar da Mataji’nin
ayağının altını öperek huzura kavuşacağına inanıyor.
Hani çölde yaşarken günlerce aç kalan insanın gözünde çöl faresi Dünyanın en
sevimli yiyeceği olarak görünürmüş ya işte bizimkilerin gözünde de durum aynı.
Kendi kalbini,kalıbını,kanını,canını yaratan Allah’a sırt dönmüş kendi aklının
gölgesinin karanlığında kalmış bu insanlarımız karanlıkta çakan şimşeğin
ışığında yol bulmak için çalışıp çabalıyorlar. Sırt döndükleri yere gönülden
dönüverseler binlerce aklın gölgesinden meydana gelen koyu karanlıktan
kurtulacaklar.
Rabbimiz: “Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Siz ölü idiniz O diriltti. Sonra sizi
O öldürecek,sonra sizi yine O diriltecek,sonra da O’na
döndürüleceksiniz.”buyurmuş (Bakara 28)
Biz yoktuk O var etti. Sonra tekrar bizi bu dünyadan alıp götürecek. Ana
rahminden öncesini bilmiyoruz,kabirden ötesini de bilmiyoruz. Ama bizi getirip
götüren ikisi hakkında da bize gerekli olacak bilgiyi veriyor. Bazıları “Evet bu
alemi insan yaratamıyor. İnsanın da üstünde bir yaratıcıyı kabul etme
mecburiyeti oluyor ama niçin bu şaheserleri yarattıktan sonra buruşturup atıyor?
diye soruyorlar.
Onu harap olan evi yıkıp da yerine saray,yapan mimara,eserinin kalıntılarından
daha güzel eserler yapan sanatçıya bir sorsa daha güzel cevap alabilir. Ama biz
bu sorunun cevabını Kur’andan arayacak olursak ölümü buruşturup atmak olarak
görmüyoruz. Gurbetten asli vatana dönüş,hasretten vuslata geçiş olarak görürüz.
Bakar süresinin 29’uncu ayetinde yeryüzünde yaratılanların tamamının insanlar
için yaratıldığını haber verir. Çatlayan bir çekirdek çiçek açarken, bizim
havamızı güzelleştirirken,gözümüzü aydınlatırken,Rabbimizi de hatırlatır. “Beni
yaratan O” der.
Arab şairi : “Her şey Onun varlığına ve birliğine ayettir/delildir” derken Türk
şairi de : “Hep güzeller birbirine padişahı gösterir” der.
Atom parçasının içinde göklerin ve denizlerin derinliğini seyreden ,
çekirdekteki ağacı, çiçeği ve meyveyi gören, Kur’an ayetlerinde geçmişi ve
geleceği seyreden ilim adamları, vücutlarının bütün hücrelerine kadar işleyen
bir zevkin içinde yaşarlarken bilginin onlara verdiği bir saygı ile Rabbin
huzurunda boyun eğerler.
Bütün Dünyada Allah’a inanmayan insanın sayısı çok azdır. Ancak Allah inancını
kendi akıl sınırları içinde hapseden,Allah’a bir görev verip o görevin dışına
çıkmasına izin vermeyeceğini söyleyenler kendi akıllarına tapınmaya devam
edenlerdirler.
Biz, Rabbimiz kendisini kendi kitabında nasıl tarif ederse öyle inanırız. Onun
için “En doğru iman bizim imanımızdır” deriz.
KURTULUŞUMUZ İLİMLE(28/09/2001Cuma Milligazete)
Bu dünya yolculuğunda övünülecek ve sevinilecek şeyler: ilim iman, ilim ve
imanın eyleme geçmiş hali olan amel ve amelin insana kazandırdığı salih bir kul
olma özelliğidir. Bunlara sahip olunca da Allah’a hamd etmelidir.
Hz. Ademin yaratılışı anlatılrken Adem’in yeryüzünün halifesi olacağı
vurgulanarak insanın değerine dikkat çekilirken bütün insanlığın atası olan Hz.
Adem kasdedilmiştir.
Dünyaya gelen her insan,rengi,dili,ırkı,toprağı,tarihi ne olursa olsun Hz.
Ademin çocuğudur ve hiç birinin diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak yaratanın
koyduğu kurallara uygun hareket edenler Yaratıcı yanında daha değerlidir.
Maalesef Batının o kadar etkisinde kaldık ki Amerikada 11/09/2001günü öldürülen
beş bin insana ağladığımız kadar Bosna’da, Irakta Keşmirde, Çeçenistanda
öldürülen milyonlarca insana ağlayamadık. Amerikalının ki can, öbürleri patlıcan
gibi geliyor. Bu da Kur’anı bilmemekten kaynaklanıyor.
Melekler bile Rabbin huzurunda eksikliklerini arzederken Allah’ın öğrettiğinden
başka ilimlerinin olmadığını itiraf ederek ilmin önemine bizim dikkatimizi
çekmiştir.
İlimle paradan birini tercih etmemiz istense ilmi tercih etmemiz bizim faydamıza
olur.
Bu gün Türkiyenin en zengin insanı bütün servetini verse bir ilim adamının
beyninin içindeki bilgileri bilgisayar disketindeki bilgiyi diğer diskete çeker
gibi çekebilir mi?
İlim parayı kazanır ama, para ilmi kazanamaz. Yardımcı olur . İlimin yollarını
kolaylaştırır.
İlmiyle , imanıyla, irfanıyla Musa ve Harun (S.A.V) fakir olmalarına rağmen
yönetimi elinde tutan Firavun, ekonomik gücü elinde tutan Karun ve ateist
eğitimi elinde tutan Haman’ın saltanatına son vermişlerdir.
Mal isteyenler bir tarafta , ilim iman ve yapıcı işleri isteyenler öbür tarafta.
Şimdi bunların hangisi başarılı olabilir? Gölde boğulan: “Ne mutlu çölde susuz
ölene” dermiş. Çölde susuzluk dan ölende: “Ne mutlu gölde boğularak
ölene”dermiş.
İslâm’ın ilk emri “Oku” olduğundan Kur’an, ilimin önemine dikkat
çekmiştir.Alimler, Peygamberlerin varisi oldukları için hiçbir kral, sultan, şah
ve padişahın sahip olamadığı nimete ve şerefe sahiptirler. Zenginin malı yanar,
eskir, çürür, çalınır ama alimin ilmi çalınamaz. Alındığı oranda artar.
Rabbimiz Kur’anında artmasını istediğimiz şeyin ilim olmasını bildirmiştir.Çünkü
alimin mürekkebiyle şehidin kanı tartıldığında mürekkebin ağır geleceğini
bildirmiştir Sevgili Peygamberimiz.
Mevlâna:
Ey oğul, âlemi ağzına kadar ilim ve güzellik dolu bir testi bil.
Bu ilim ve güzellik, cana ve tene sıkışmamış olan Allah’ın, güzellik deryasından
bir damladır. (Mesnevi Amil çelebioğlu tercemesi1/2963-64)
Hz. Ademi meleklere üstün kılan, Onun Allah’dan öğrendiği ilim sebebiyledir.
İlim bizim hayatımızın gönyesi,şâkülüdür. Eğrilerimizi doğrultur.
Süleyman Aleyhisselam, kuşların dilini bilirdi . Rüzgara yön verirdi. Hz.
Lokman, çiçeklerle konuşurdu.
Davud Aleyhisselam, demire mum gibi şekil verirdi . Şuayb Aleyhisselam uluslar
arası ticaret yapan kavmine doğruluğun yollarını gösterirdi.
İsa Aleyhisselama hastaların tedavisi öğretildi.
Bütün bunlar bize yol göstermesi için Kur’an tarafından bildirildi.
Bütün ilimler Rabbimizin yarattığını öğrettiğinden İslâmi ilimlerdir. Okulunuzda
okumakta olduğunuz her ilim dalına önem verin; bu arada Rabbimizin bizim bu
Dünyada neyi nasıl niçin yapacağımızı öğretmek üzere gönderdiği Kur’ana daha çok
önem verin
EVRENSEL İSLÂMİ DEĞERLER
1-2-veya3 Ekim 2001)
27/05/2004/Prşmb
Ana rahminden, hiç tanımadığımız bir dünyaya getiriliyoruz. Çocukken elimizdeki
oyuncakları kapmaya çalışan çocuklar,elimizdeki ekmeği alıp kaçan
tavuklar,yandıran sıcaklar,donduran soğuklarla mücadele ederek büyürüz.
Büyüyünce koca koca devletlerin horozlandığını,milletlerin elindeki ekmeği alıp
kaçtığını, vermeyenleri dövdüğünü görürüz.
Dünyanın gülleri,gül yüzlüleri de var ama gül ağacında bile diken sayısı gül
sayısından fazla oluyor. Kur’anı Kerimde “Onların çoğu iman etmezler” anlamında
bir çok ayet vardır.
Rabbimiz Bakara süresinin 38 inci ayetinde Hz.Adem ile Hz. Havva’yı cennetten
yeryüzüne indiriverdiğini fakat bu dünyada yolumuzu şaşırmamamız için yol
gösteren kitaplar indirdiğini,onun yoluna uyanların iki dünyada da
korkmayacaklarını,üzülmeyeceklerini bildirir.
Bakara süresinin 40-48inci ayetlerinde İsrail oğulları üzerinden bize nasihat
edilir ve
1-Allahın kitabına iman etmemiz,
2-Küfürde ve her çeşit kötülükte öncülük yapmamamız
3-Allahın ayetlerini satmamamız,
4-Yalnız Allah’tan sakınmamız,
5-Hak işe batılı karıştırmamamız
6-Bile bile hakkı gizlemememiz
7-Namazı dosdoğru kılmamız
8-Zekatı hakkıyla vermemiz
9-İyi ve güzel işler yapmamız ve kötülüklerden uzak durmamız istenmektedir.
Peki ama bütün bunları başarmak kolay değil ki?
Bu Dünyada bile bir eve bir arabaya eş ve çocuklara sahip olmak da kolay değil
ki,bir gülüne bütün dünyanın denk olmadığı cenneti kazanmakta kolay değil. Önce
Adem gibi adam olacaksın. Adam olabilmek için yukarda sayılan evrensel İslâmi
değerleri hakkıyla yerine getireceksin.Zorlukları sabırla ve namaza sığınarak
başaracaksın.
Kur’anın bahar ikliminde yetişen Mevlâna : “Biti,pireyi gül suyu ile öldürünüz.”
der. Gül suyu, biti öldürmez ama vücudumuz,elbisemiz,evimiz gül gibi temiz
olursa insanda bit olmaz. Asıl olan bit öldürücü ilaçlar üretmek değil, bitin
üremesini önlemektir.
“Amerikan polisi çok iyi eğitildiğinden,teknolojinin bütün imkanlarından
yararlandığından, her sene bir milyonun üstünde suçluyu adalete teslim ediyor”
haberi aslında yüz kızartıcı bir haberdir.
Milletlerin hedefi, gül gibi çocukları eğitim kurumlarında diken haline
getirdikten sonra, devlet gücünü göstermek için o dikenleri kırmak değildir.
Diyelim ki eğitimdeki ihmalimiz sonucu köşe dönücünün,soyguncunun,hortumcunun,
hırsızın, katilin, fuhşun, uyuşturucu bağımlısının sayısını artırdık. Hemen çare
olarak polisin sayısını artırmak yerine kültürümüze yön verenleri, eğitimde
kasırga ekip hortum biçenleri değiştirmek gerekir.
Rabbimiz: “İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla gider.
Birde bakmışsın ki,seninle arasında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost
oluvermiş.” Buyurur.(Füssılet 34)
Anadolu insanı bu ayeti atasözü haline getirmiş, “Kanı kanla yıkamazlar,kanı su
ile yıkarlar” deyivermiş. “Taş atana ekmek at” demiş.
“Kötülüğe karşı,kötülük yapmak her kişinin kârı,
Kötülüğe karşı iyilik yapmak er kişinin kârı.” Demişler.
SABAHIN SAHİBİ VAR
04/10/2001 Prşmb Milligazete)
Kral,demirciyi çağırtıp “Yarına kadar Bin tane çivi yapmazsan şafakta
asılacaksın”demiş. Bir günde Bin çivinin yapılamayacağını bilen demirci hiçbir
endişe duymadan çivi yapmaya başlamış. Yakınları ağlayıp sızlarken o çalışmaktan
ağlamaya zaman bulamazmış. Kaygısızlığını hatırlatanlara da “Sabahın sahibi var”
dermiş.
Şafak yaklaşırken saraydan bir adam koşarak gelir. Yakınları ağlamayı
hızlandırır. Saraydan gelen adam “Ne kadar yaptınsa hemen ver. Kral öldü
tabutuna çakacağız”der.
Birkaç gündür televizyonlarda yapılan açık oturumlardan anlaşıldığına göre
Amerika halkının Yüzde Doksanı haritada Afganistan’ın yerini bilmiyorlarmış.
Kendisine yöneltilen bir soruda yavru Bush,Pakistan cumhurbaşkanının adını
bilemedi.
Anadolu Ajansının haberine göre ABD Sahil Güvenlik Komutanlığı'nca, ABD
limanlarına gelecek yabancı bayraklı gemilerin önceden mürettebat listesini
göndermedikleri takdirde limana alınmayacakları, ayrıca mürettebat arasında
Türkiye'nin de dahil olduğu bir grup ülkenin tabiiyetinde olan gemi adamları
bulunduğu takdirde, bu şahısların limana çıkışına izin verilmeyeceği konusunda
aldığı kararda Afganistan, Cezayir, Komor adaları, Küba, Mısır, İran, Irak,
Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Libya, Malezya, Maldiv adaları, Fas, Kuzey Kore,
Pakistan, Filistin halkı, Katar, Suudi Arabistan, Somali, Güney Afrika, Sudan,
Suriye, Tacikistan, Tunus, Türkmenistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Özbekistan,
Yemen ve Yugoslavya ülkelerininde yer aldığı öğrenildikten sonra Dışişlerinin
girişimiyle “Bir yanlışlık oldu”denilerek Türkiye’nin listeden çıkartıldığı
bildirilmiştir.
Bu ülke ne menem bir ülke ki önce terörist ülkeler diye nitelediği ülkelerin
gemilerini limanlarına almama kararını sahil güvenliğe bildirirken Türkiye’yi de
listeye alıyor,sonra “Türkiye ile birlikte teröre karşı mücadele verelim”
diyor,daha sonra terörist ülkeler listesine Türkiye’nin yanlışlıkla girdiğini
söylüyor ve bizde inanıyoruz.
“Milim şaşmaz” dediği Güdümlü mermileri Saddam’ı vuramıyor,Miloseviçi bulamıyor
ama yüz binlerce mazlum Müslüman’ın kanını akıtıyor.
Doğum kontrolü haplarıyla Müslüman nüfusun önünü alamayınca şimdi kitle imha
silahlarıyla katliam yaparak Müslümanlığın önünü almaya çalışıyor.
Bunda başarılı olacağını zannediyorsan aldanıyorsun.
Firavun bu yolu denedi.İsrailoğullarının erkek evladını öldürürken Hz. Musayı
bağrında besliyordu. Başarılı olamadı.(Bak: Bakara 49)
Sarışın,mavi gözlü dört Amerikalıdan biri bayan üsteğmen,biri bayan
öğretmen,ikisi üniversite öğrencisi,bir tane de Kızılderili Apachi olmak üzere
beş Amerikalı benim önümde Kelime-i şehadet getirmişlerdir.
Hatta bayan üsteğmen “Amerika halkı İslâm hakkında olumlu hiçbir bilgiye sahip
değil. Eğer bu din, Amerika halkına doğru şekilde tanıtılırsa toplu halde
İslâm’a girişler olur”demişti.
“Hocam bu ortamda bu kadar iyimser olma, bak herkes İslâm’ı kötü tanıtmada yarış
ediyorlar” denebilir. “Reklâmın kötüsü olmaz” derler ya işte öyle bir olay var.
Bayan üsteğmen Körfez harbi için Suudi Arabistan’ın Zahran kentine gelinceye
kadar İslâm hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını ve orada bilgi sahibi olduğunu
söylemişti.
Haberlerden öğrendiğimize göre Amerika’da kitapçı dükkanlarında İslâm’ı tanıtan
kitaplar kapışılmış.
Biz gönlümüzün sesini dinleyelim.
Dünyanın neresinde bir çocuk dünyaya gelse kendi çocuğumuz olmuş gibi sevinelim.
“Müslüman nüfusu bir daha arttı” diyelim.
Sevgili Peygamberimizin Yemende Müslüman olan Üveys el Karani nin kokusunu
aldığı gibi (Ahmed, Müsned 2/541) İngiltere’de Amerika’da veya Tanzanya’da
Müslüman olanın kokusunu gözetleyelim. Köpeğin leş kokusunu takip ettiği gibi
kan,barut,gözyaşı,alınteri,çığlık peşinde gitmeyelim. Düğün merasimlerinde “Bu
gül gibi eşlerden Müslüman takviyesi gelecek” diye sevinelim.
Eli silahlı, cüzdanı dolarlı imansızları gördüğümüzde dikenler arasındaki gülün
gelişini hayal edelim. Azer lerden İbrahimleri bekleyelim.
KÜÇÜK GÖRDÜĞÜMÜZ İŞLERİ YAPARAK BÜYÜYELİM (Bakara)
(18/10/2001 Prşmb Milligazete)
Kocaman çam ağacına bakarız hayranlıkla seyrederiz.Elimize çam kozalağını alırız
bir avuçluk bir şey. Halbuki o çam kozalağının içinde bir çam ağacı var. Yani
elimizin içinde kocaman bir çam ağacının özünü taşıyoruz.
Geliniz hep beraber yolumuza Kur’anla devam edelim.Üç ayeti,Bakara süresinin
83,84,85’inci ayetlerini tefsirden,varsa “Şifa Tefsiri” 1/174 den bir
okuyuverelim;sonra ona göre hayatımızı düzenleyelim. Amerika’ya veya Talibana
göre değil kendimizi, yaratanın iradesine göre ayarlayalım.
(83) Hani İsrail oğullarından "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya,
hısımlara, yetimlere, yoksullara, iyilik yapın. İnsanlara güzellikle söyleyin.
Namazı dosdoğru kılın. Zekatı verin" diye söz almıştık. Sonra bir kısmınız
hariç, yüz çevirerek döndünüz.
(84) Hani sizden, kanınızı dökmeyin ve nüfusunuzu yurdunuzdan çıkarmayın, diye
söz almıştık da, sonra siz de bu sözü onaylamıştınız. Ve hâlâ siz şahitlik
ediyorsunuz.
(85) Sonra siz kendinizi öldürüyorsunuz, sizden olanların bir kısmını
yurtlarından çıkarıyorsunuz, günah ve düşmanlıkta onlara karşı birbirinize arka
çıkıyorsunuz, size esir olarak gelirlerse fidyeleşiyorsunuz. Halbuki
çıkarılmaları size haram kılınmıştı. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıyor da,
bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Böyle yapanların cezası ancak dünyada
rüsvaylıktır. Kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine itileceklerdir. Allah
yaptıklarınızdan gafil değildir.
Allah’tan başkasına kul olmayacağız.
Hiçbir şekilde ana ve babamızı kırmayacağız. Ana ve babamız kafir bile olsalar
meşru isteklerini yerine getireceğiz ve gönüllerini hoş tutacağız.
Akrabalarla bağlarımızı koparmayacağız.Hataları sebebiyle onlardan uzaklaşırsak
onlar hatalarını dahada çoğaltırlar.
Yetimlere,fakirlere maddi manevi yardımda bulunacağız.
Bütün insanlık ailesinden her hangi biriyle konuşurken kelimelerin en şık,en
güzel,en tatlısıyla konuşacağız.
Namazımızı dosdoğru kılacağız.
Zekatımızı hakkıyla vereceğiz.Hele hele bu günlerde fazlasıyla vereceğiz.
Zekatlarımızı hep öğrencilere burs olarak vererek çevremizdeki fakirleri ihmal
etmeyeceğiz.
Haksız yere bir damla kan akıtmayacağız.
Kendi insanımıza karşı kafirin yanında yer almayacağız.
Düşmanlık yapanlara,günah işleyenlere arka çıkmayacağız.
Kur’anı Kerimin içindeki bütün emir,yasak,tavsıyelerin tamamını kabul edeceğiz.
Hiçbir şahıs,kurum veya kuruluşun emir veya yasaklarını Rabbimizin emri ve
yasağı üstünde tutmayacağız.
Kainatı kuşatan Rabbimizin ayetlerinden bizim küçücük aklımıza sığmayanlar
olursa,ayeti aklımıza göre küçültmek veya inkar etmek yerine aklımızın ufkunu
genişleteceğiz. Çünkü bu ayetler bütün insanlığın aklına hitap edecek şekilde
indirildi.
ZALİME YANDAŞ OLMAYALIM
(05/10/2001 Cuma Milligazete)
Yeni yetme zenginlerden biri anlatıyor: “Orta büyüklükte olan,halkı birbirini
tanıyan bu şehirlerde zengin olmak için fazla akla ihtiyaç yok.Çok çalışıp biraz
sivrildin mi yüzlerce insanın aklı, bilgisi,parası,tecrübesi,yetkisi senin
emrine sunulur.Filan mahallede daralan ve malını çok ucuza satışa çıkaran adamı
mahalleden biri gelir sana haber verir. Haciz işleriyle uğraşan yetkili,değerli
malları sana bildirir.Belediyede işlerini kolaylaştırmak için sana gelip
teklifte bulunurlar. Ve daha akla hayale gelmedik teklifler gelir ve sende şaşar
kalırsın” diyor.
-Peki sen onlara ne verirsin?
-Benim büroda oturmaları,çay içmeleri,öğle vakti ise yemek yemeleri birçoğu için
yeterli;ancak elinde bazı yetkileri olanlar çakal paylarını alırlar”diyor.
Sivri sineğin en büyük olduğu zaman karnını, emdiği kanlarla doldurduğu zaman
olurmuş,ama o an aynı zamanda ölüm zamanı olurmuş.
Amerika başta beyin emerek şişmeye başladı.Bütün Dünyada en zeki çocukların
beyinlerini sömürdü. O çocuklara silahların her çeşidini yaptırdı ve o çocuğun
ülkesinin bütün ürünlerinin karşılığında silahlar sattı. Hâlâda satmaya devam
ediyor. Milyonlarca beyin, beni de ülkesine götürsede cola karşılığında ona
hizmet ederek kendi ülkemin insanlarına hava atsam diye bekliyor.
Firavun,yanı başında duran Haman gibi bir kurnaz bilgin,Karun gibi bir hortumcu
zengin varken ilim adamlarını Hz. Musa ile karşı karşıya getirir ve yarıştırır.
Firavunun adamları “Biz galip gelirsek bize ne vereceksin?”diye sorduklarında
Firavun: “Siz benim yakınım olacaksınız”diyor.(Bak A’raf 114, Şifa Tefsiri
3/235)
Amerika’nın yakını olmak için kendi Pentagon’unu bile göremeyenin gözlerini
badem yapanlar,içindeki kini köpürüp dışına Haç olarak çıktığında Haç’ı Hac
yapanlar,daha çok Afganlı Müslüman’ın ölmesi,Amerika askerlerinin hiç ölmemesi
için Amerika’ya akıl veren strateji azmanları,bunların hepsinin isteği bir
aferin ve bir cola.
Şeytanın gör dediğini görenler, şeytanın avukatlığına soyunanlar rüzgardan
kalemlerle sudan defterler üzerine yazı yazar gibi gelip geçici titreşimler
meydana getirirler.
Altından haç olmaktansa gümüşten hilâl olmayı tercih edelim.
Altın kadehte zehir olmaktansa kırık çanakta panzehir olmayı tercih edelim.
Domuz derisine basılmış yağlı koyun peyniri olmaktansa koyun derisine basılmış
çökelek olmayı tercih edelim.
Firavun’un sarayında bir eli ...burger’de bir eli cola’da köle gibi
yaşamaktansa, çölde Musa Aleyhisselâm la hür bir şekilde yaşamayı tercih edelim.
Allaha kullukta özgürlüğü tadan Hz. Musa,Firavun’un saltanatına son vermiş ve
sonuç Müttakilerin lehine olmuştur.
SİYASET BİLMEYEN ÜLKE(Bakara)
(08/10/2001 Pzrts milligazete)
Şu anda bütün Dünyada hiç siyaset bilmeyen devlet veya millet hangisidir? Diye
sorsam ne cevap verirdiniz?
Hayır. Bilemediniz. Hatırınıza gelen değil.Tarih boyunca hiçbir devirde doğru
bir siyaset yürütemeyen tek devlet veya millet, kendilerini kurtaran
peygamberleri bile öldüren Yahudilerdir.
-Olur mu hocam, Yahudi, dünyayı idare ediyor, borsayı yönlendiriyor, Altın ve
diğer paraların trafiğini ayarlıyor” der gibisiniz.
İsrail oğullarının tarihi, Hıristiyanların tarihinden binlerce yıl öncesine
dayanır.Eğer Yahudiler iyi bir siyaset gütmüş olsalardı dünyanın en güzel
yerlerinde en çok nüfusa sahip olarak yaşamaları gerekirdi. Şu andaki nüfusları
İspanya’daki çingenelerin nüfusuna denk değildir.
Siyaset, Hz.Musanın eğittiği ve Firavun devletinin zulmüne son veren bir ümmeti,
zalim bir çete topluluğuna dönüştürmek değildir.
Farenin biri dağda otlamakta olan deveyi görünce “Bu et dağını yuvama bir
götürürsem torunlarımın çalışmasına gerek kalmaz”demiş ve devenin yularından
asılmış. Başı yumuşak olan hayvan da yürümüş. Fare kendi deliğine girmiş fakat
deve girmemiş. Fare geri çıkmış deveye kızmış bunu gören deve başını bir
sallamış, et dağının yularına sımsıkı sarılan fareyi bir yere çarpıp öldürmüş.
Tarih boyunca katliama uğramalarının temelinde Hz.Musanın eğitimine değilde
kendi hırslarına göre hareket etmeleri yatmaktadır. Bu millet kadar katliama
uğrayan başka bir millet yoktur. En son Hitlerin yaptığı zulüme kendileri çanak
tutmuşlardır.
Bakara süresinin Doksan altıncı ayetinde “Andolsun sen onları, insanlardan ve
(hatta) müşriklerden de hayata hırslı bulacaksın.”diye Rabbimiz tarafından
röntgen filmi bize gösterilmiştir.
İşte bu hırsları nedeniyle tarih boyunca kendilerinin katledilmesine sebep
olmuşlar. Bal tasını görünce kendine hakim olamayan sinek gibi tasın tam
ortasına dalıp orada boğulup kalmışlar. Halbuki sineklerden rahatsız olanlar da
o tası önlerine koymuş olabilirler.
İngilizler,kendi içlerindeki Yahudilerden kurtulmak için size Sina çölünü
verelim demişler ve elli yıldır orada Yahudileri tutmaya çalışıyorlar.Bunun
farkında olan bir kısım Yahudi “Yaptığımız bu zulümler bizim başımıza bela olup
yağacak” diye pankart açmaya başladı.
Dün İsrail Başbakanı Şaron “Amerika bizi Araplara satıyor”diye feryat ediyordu.
Gül sevenler,bülbül sevenler,köpek sevenler,kedi sevenler derneği ve diğerlerini
duyduk ama “Akrep sevenler derneği”diye bir şey duymadık.Kendini besleyeni bile
sokanı kimse sevmez.
Yıllardır sınırlarını,siyasetini,parasını,bütçesini,ordusunu,silahını sahip
olduğu her şeyini ayarlayıveren,bütün dünya kınarken, kınayanları kınayan
Amerikanın başına hiç hayal etmediği bir ikizler ve Pentagon bombalanması olayı
oluyor,olmadan önce İkizler(Dünya Ticaret Merkezin”de çalışan Dört bin Yahudi o
gün binaya gelmiyor.
Şimdi bu işten Amerika pireleniyor.Haberin vardı,halkını korurken niçin bize
haber vermedin? Yoksa seninde elin mi var” diye anlamlı anlamlı bakmaya
başlayınca Şaron bağırıyor “Bizi Araplara satıyorsunuz.”
Bunlar siyaset değildir. Siyaset,bedeviyi medeni yapmaktır. Siyaset,aşiretten
bir devler çıkarıp altı yüz yıl Dünyayı adaletle yönetmektir.
ÖZ VE SÖZ (Bakara)
(17/10/2001 Çrşmb Milligazete)
Kur’an, bizim hem edebimizi hem edebiyatımızı öğretir.altı milyar insanın parmak
çizgileri,yüz hatları,ses telleri,karakterleri ayrı olduğu gibi konuşma
esnasındaki üslupları,edaları da ayrıdır. Adli tıpta kişinin yazısı ve
imzasından sahibini belirlemek mümkin olduğu gibi konuşma üslubundan da kişinin
kimliğini belirlemek mümkindir.
Rabbimiz Bakara süresinin 104’üncü ayetinde “Ey iman edenler, “Râına”demeyin
“Ünzurna”deyin ve dinleyin.Kâfirler için acıklı bir azap vardır.”buyurmuş.
Bu,Raına ile Ünzurna kelimelerinin her ikside “Bizi gözet”yani bizim
bilgimizi,kültürümüzü,alım gücümüzü gözeterek konuş ya Rasülellah demektir.Ancak
“Raına”kelimesi: salaklaşma,ahmaklaştın,sen bizim koyun çobanımızsın gibi
manalara da gelen bir kelimedir. Ayrıca Yahudi dilinde kötü bir anlamı da
varmış. Onun için Rabbimiz, “Raına”yerine başka manalara çekilemeyecek “Ünzurna”
kelimesini kullanmamızı isterken konuşma üslubumuza da yol göstermektedir.
Eşinizle, çocuklarınızla, baba ve annenizle, dostlarınızla konuşurken hiçbir
zaman onları aldatma kastıyla iki manaya gelen kelimelerin bir manasıyla
övdüğünüzü,öbür manasıyla yerdiğinizi zannederek kendinizi kandırmayın.
“Üslûb-i beyan aynıyla insandır”demişler.Yani kişinin dili kimliğidir.İki yüzlü
insanlar, lügat kitaplarındaki ikiyüzlü kelimeleri seçerek kullanırlar ve yeri
geldikçe her iki manasını da işletirler.
Şair Nef’i:
“Meclis-i erbâb-ı dil bir lâhza sensiz olmasın.
Hurmetin inkar eden âlemde hurmet bulmasın”demiş.
Yani : “Ey şarap, gönül ehli bir anlığına sensiz kalmasın.Sana saygı göstermeyen
alemde saygı bulmasın” anlamına gelen bu şiirin manası Hakim huzurunda
sorulduğunda “Senin haram olduğunu inkâr eden alemde saygı bulmasın” anlamına
geldiğini söyler. Bu şiirdeki “Hurmet”kelimesi:saygı manasına geldiği gibi haram
manasına da gelir.
Son günlerde uydudan okuduğumuz gazeteyi dahi gördüğünü söyleyen,evimizin içinde
geçen konuşmaları dahi dinlediğini bölgesel ajanları aracılığıyla bize
yutturan,kendini her yerde hazır ve nazır göstererek ilahlığa soyunan
Amerika’nın beyni Pentagon’a uçak,Nemrut’un beynine sinek girer gibi
girince,atalarının uykudan korkuyla uyanırken “Türkler geliyoooor,Haçli
seferleri başlasın”diye bağırdığı gibi bu sefer yavru Bush, “Haçlı seferleri
başlayacak”diyor.
Derken uzmanları hemen yetişiyorlar ve “Efendimiz biz Müslümanları sırayla
döveceğiz.Hepsini karıştırma.Hepsini karşımıza almayalım”derler.
Hemen Dünyada ve Türkiye’deki Beyaz Saray sözcüleri: “Efendim sayın Bush’un
kullandığı “crusade” kelimesi :Haçlı seferleri manasına geldiği gibi topyekün
savaş anlamına da gelir. Sayın Bush bu ikinci manayı kastetmiştir”anlamında
sözler söyleyerek “Sayyad-ı bî insaf”ın önünde gitmeye çalışmışlardır.
Mevlâna : “Ya olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol”demiş.Dışımız,içimizi
gösterdiği gibi sözümüz de özümüzü göstersin.
Dostumuzu da düşmanımızı da kandırmayalım.Lastikli kelimelerden uzak duralım.
Billûr gibi parlak,saf ve temiz kelimeler seçelim. Harp halinde de,sulh halinde
de bu üslubumuzu koruyalım.
DIŞ SİYASET (22/10/2001 Pzrt Milligazete)
Edebimizi, edebiyatımızı, ibadetimizi düzenleyen Kur'anımız bizim dış
siyasetimizi de düzenliyor.
Rabbimiz, Bakara suresinin 120 inci ayetinde şöyle buyurur.: “Sen onların dinine
uymadıkça, Yahudiler de, Hıristiyanlar da asla senden hoşnut olmazlar....”
Tarih boyunca ayetin bu haberi test edilmiş ve bir defa olsun aksi meydana
gelmemiştir.Bin dört yüz yıl hep düşmanlık gördüğü bu insanların davranışları
halkın topluca “Gâvurdan dost,domuzdan post olmaz. Kanaatine varmışlar.
Son günlerde sözde “Ermeni soykırımı”meselesinde, Azerbaycan-Ermeni sorununda,
Kuzey Kıbrıs hakkında, Keşmir meselesinde, Rusya-Çeçenistan savaşında hep
Müslümanların karşısında yer almışlardır.
NATO’YA girdik, onları müttefik zannettik, terörde otuz bin insanımızı kaybettik
hiç birinin kılı kıpırdamadığı gibi katillere yataklık yaptılar.Şimdi Amerikalı
beş bin insan öldürülünce bütün NATO üyeleri silaha sarıldılar.
Bir televizyonda açık oturumda emekli bir general: “Yunanisanla Türkiye otuz
defa Lahey adalet divanına gitmiştir ve yirmi dokuzunda Yunanistan
kazanmıştır.”demişti.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği bu birliğini sağlamak için türkiye nüfusu
kadar adam öldürmesine rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye
kadar cezalandırılmamıştır.
Toprağımızdaki altının çıkamsını,pancarın yeşermesini istememektedirler.Rabbimiz
buyurur:
“Rabbinizden sizin üzerinize bir hayır/iyilik indirilmesini, kitap ehlinden olan
kâfirler de, müşrikler de istemezler. Allah ise rahmetini dilediğine verir.
Allah büyük fazl/lütuf sahibidir.” buyurur.(Bakara 105)
Peki bu düşmanlık nereden kaynaklanıyor? Sorusunun cevabını yine Kur’anı
Kerim,Bakara süresinin 109’uncu ayetinde:
“Ehli kitaptan çoğu, gerçek kendilerine açıklandıktan sonra nefislerindeki haset
nedeniyle sizi imandan sonra küfre çevirmek isterler. Fakat size Allah'ın emri
gelinceye kadar onları bırakın ve afvedin. Şüphesiz Allah herşeye
kadirdir.”buyurarak hasetlerinden düşmanlık yaptıklarını haber verir.
Tutarsız,tahrif edilmiş dört incile,üç ilaha sahip olmanın ezikliğiyle
ateistliğe yönelen batı, şimdi bizi de zorluyor “Sen de gâvur olacaksın”diyor.
Biz kendimizi Alladın kitabına teslim edelim.Hem tabiat kitabını okuyalım,her
sahada ilmimizi geliştirelim,hemde Kur’an-ı Kerimimizi okuyalım manasını
anlayalım ve ona göre hayatımızı düzene sokalım ki kadının kadınla,erkeğin
erkekle evlenmesi için kanun çıkarmak zorunda kalan,uyuşturucu kullanımı
senatosuna kadar sıçrayan,çıkış yolu bulamayan bu insanlara güzel örnek olalım.
Bunun için namazımızı dosdoğru kılalım,günde beş defa halkla beraber Hakkın
huzurunda bulunarak birliğimizi koruyalım.
Kazandığımız malların zekatını hakkıyla verelimde yeryüzünde aç ve bî ilaç insan
bırakmayalım.
Batı,batı diyoruz.Bununla batılı kasdediyoruz. Yoksa Bakara süresinin 115’inci
ayetinde ifade edildiği gibi “Doğu da batı da Allahındır.”
Sevgili peygamberimiz:“Bütün iller Allahın,bütün kullar Allahın” (Ahmet.Müsned
1/166) buyurmuş.
Biz Allah’ın kullarını, kafirlik kiriyle kirletenleri sevmiyoruz.
SAPMAYALIM SAPTIRMAYALIM
(23/10/2001 Salı Milligazete)
“Sen onların dinine uymadıkça, ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar asla Senden
hoşnut olmazlar. Deki: "Gerçekten doğru yol, Allah'ın yoludur." Sana gelen bu
ilimden sonra onların arzularına uyarsan, Sana Allah'tan ne bir dost ne de bir
yardımcı vardır.” (Bakara 120)
Bu ayeti kerimenin baş tarafını dünkü yazımda açıklamıştım.Devamında ise gerçek
doğru yolun Allahın gösterdiği yol olduğunu bildirir.
Günümüz insanı bir ara sentetik kumaşları giydi.giyerken de yün veya pamuklu
giyenlere “Hala babayın kumaşcısındanmı giyiniyorsun diye hava attı.
Yapay çiçekler yaptı evin her tarafını hatta bahçeyi naylon çiçeklerle süsledi.
Ama şimdi tekrar tabiata dönüş başladı.
Tabiat ana bize en merhametli,en cömert bir ana olduğu anlaşıldı. Sun’i
olanların zararlı olduğu ortaya çıktı.
Bir gün makinadan civciv üretir gibi fabrikadan çocuk üretenler, kendi
nesillerinin devamının nikahla evlenen eşlerle olmasını isteyecekler. Yeryüzünün
de, o çocuk fabrikasının da nikah mahsülü aşk çocukları tarafından yönetildikten
sonra tabii olana yine onlar dönecekler.
Yemede,içmede,giyimde ve çevre düzenlemesinde tabii olana dönüş başladığı
günlerde “Evrensel İnsani Değerler”sözü çokça tekrarlanmaya başladı.
İşte bu günler Kur’an hakikatlarını duyurma ve gerçek yolun Allah yolu olduğunu
bildirme zamanı.
Eğer biz bunu yapmaz elinde silahı ve parası olan,kaba kuvvetle her şeyi
halledeceğine inanan insanlara “Güç sizde olduğuna göre siz doğru
yoldasınız”dersek hem zalime hem mazluma hem de kendimize zulmetmiş oluruz ve o
zalimler geri kalmış ülkeler de teknolojinin ni’metlerinden yararlansınlar diye
üzerlerine uzaydan bombalar yağdırmaya devam ederler.
Afganlıya sorsak “Allah kaç” desek “Bir”der. Yavru Bush’a sorsak “Üç” der. Rus
devlet başkanı Putin’e sorsak “Hiç” der.Şimdi Bush’la Putin biraraya geliyor hem
Çeçenistan’dakilere hemde Afganistan’dakilere ya hiç dedirtelim veya üç
dedirtelim diye Çin’de fikir alış verişi yapıyorlar.
Peki biz ne yapalım?Güçlü olanın dediğini mi doğrulayalım,yoksa haklı olanın
dediğini mi doğrulayalım?
Tarih boyunca hiçbir güç hiçbir imanı veya düşünceyi yok edememiştir.silah beyni
parçalar ama imana veya düşünceye zarar veremez.Onun içindir ki Kur’anı Kerim
“Dinde zorlama yok”demiştir.(Bakara 256)
Roma’nın güçlü zalim orduları Hz.İsanın birkaç tane Havarisi ile başa çıkamamış
sonunda Romalı siyasiler ve askerler iman ederek kurtulmuşlardır.
Eğer o Havariler “Romalılar haklı olmasalardı bu güce sahip olamazlardı”deseler
ve kendi fakirliklerini ileri sürüp çekilip gitselerdi hem kendilerine hem
Romalılara kötülük olurdu.
Şimdi bu güne kadar İngilizce öğrenen değerli insanlarımız, İslam’ı tanıtan
yazıları İngilizce olarak bulabiliyorlarsa o haliyle bulamıyorlarsa önemli
gördükleri kitap veya makaleleri İngilizceye terceme ederek İnternet
aracılığıyla maillere postalamaya başlasınlar.
İnternet yoluyla Dünyanın öbür ucundan eş bulup evlenen ve eşinin Müslüman
olmasına sebep olan çok değerli insanlarımızın olduğunu biliyorum.
Eş bulmak için gösterdiğimiz gayretten biraz daha fazla gayret gösterir ve bir
insanın Müslüman olmasına sebep olursak onun ebediyyen yanmasını engellemiş
oluruz.Bir iş yapalım.
Baştaki ayetin tefsiri için “Şifa Tefsiri”1/242 yi bir okuyuverelim.
ZALİMDEN ÖNDER OLMAZ
(30/10/2001 Salı Milligazete)
05/11/2004/Cuma/Millig (Biraz değişiklikle Bak “Çeşitli” bölümüne)
Rabbimiz,Bakara süresinin 124’üncü ayetinde“Hani İbrahim'i, Rabbi bir takım
kelimelerle imtihan etmişti de, O da bunları tam olarak yerine getirince Allah
da: "Ben Seni bütün insanlara imam (lider, reis) yapacağım" demişti. İbrahim de:
(ya Rab) neslimden de (imamlar önderler çıkar) deyince (Allah): "zalimler ahdime
(o imamlığa) erişemezler" buyurdu.”
Yani adil bir toplumun başına tarih bohunca zalim yönetici gelmemiş. Rabbimiz
buna izin vermemiş.
Halifelerin, kralların, şahların, padişahların, cumhurbaşkanlarının,
başbakanların, kabile şeflerinin, aşiret beğlerinin iki eli, iki ayağı ve bir
başı vardır.
Onlarca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca başlar ve eller, baş eğerek, oy vererek
alkış tutarak iki ele güç katarlar.Yöneticiler adil olurlarsa sizin ellerinizle
adalet dağıtıyor demektir. Eğer zulmediyorlarsa sizin ellerinizle zulmediyor
demektir.
Onlar bizim iç dünyamızın dışta görülen halidir.
Onun için sevgili peygamberimiz: “İşleriniz sizin yöneticilerinizdir” buyurmuş.
Bir başka hadisinde ise “Nasılsanız öyle idare olunursunuz.” buyurmuş. (Taberani
den naklen Keşf-ül hafa 2/127)
Bu iki hadisi bize rivayet eden Hasan-ı Basri’ dir. Bir adamın Haccacı zalimin
aleyhinde dûa ettiğini görünce Hasan-ı Basri : “Öyle dûa yapma . Siz
birbirinizin aynısınız. Birbirinizden geldiniz. Eğer Haccac, görevden alınır
veya ölürse maymunlar veya hınzırlar yöneticiniz olur” dedikten sonra yukarıdaki
hadisleri rivayet eder.
Kur’an’ı Kerim’de “Bir toplum kendini değiştirmedikçe , Allah o toplumu
değiştirmez.” buyurur. (Ra’d 11)
Eskiden “Seçim” kelimesi yerine “İntihap” kelimesi kullanılırdı.
Müntehıp=seçmen, Müntehap =seçilendi .
Bir gün, milletvekilinin biri halka konuşurken : “Siz Müntehıp siniz;ben
Müntehabım . Kelimeni kökü, “Nuhbe” den gelir. “Nuhbe” :seçilmek,süzülmek, öz,
kaymak manalarına gelir. Siz süt iseniz ben süt kaymağıyım. Siz katransanız, ben
katran kaymağıyım.”der.
Onun için bizler önce kendimizin değişmesi için gayret göstermemiz gerekir.Sonra
peşinden gittiğimiz bizi nereye götürüyor diye dikkatli bakmamız gerekir.
“O gün bütün insanları önderleriyle çağırırız.” (İsra 71)
Rabbimiz böyle diyor. Ona göre peşinden gideceğiniz, ülkenin güvenlik, huzur,
sağlık, eğitim sorunlarını kendisine havale edeceğiniz devletin başını seçerken
dikkat ediniz.
Bu dünyada canınızı, malınızı, namusunuzu, dininizi, vatanınızı korumak üzere
önder seçtiğiniz insan, ahirettede önderiniz olacak.
Mahşerde kiminle haşrolmak istiyorsak onunla bu dünyada beraber olalım.
“Camiye imam seçmiyoruz milletvekili seçiyoruz” sözü yıllardır söylenir. Bu
sözün sevindiren tarafı var,üzen tarafı da var.
Sevindiren tarafı bütün halkımız tarafından imamların dürüstlüğü kabul edilmiş.
Bu sevindirici tarafı. Ama milletvekillerimiz hakkındaki kanaat ise üzücü.
Halbuki: millet vekillerimiz , imamlarımız kadar dürüst , imamlarımızda
milletvekillerimiz kadar atılgan olmalı .
KENDİNİ BİLMEZLER (31/10/2001 Çrşmb Milligazete)
Dünyadaki bütün insanların kabul ettiği bir peygamber var ki o da İbrahim
aleyhisselamdır.Bakara süresinin 135’inci ayetinde Yahudiler bize “Yahudi olun
doğru yolu bulun”diyorlar.Hıristiyanlar ise “Hıristiyan olun doğru yolu
bulun”diyorlar.
Rabbimiz de bize ve bütün insanlığa İbrahim’in dinine uymamızı emrediyor.
Çünkü İbrahim aleyhisselam tartışmasız kabul edilen bir peygamberdir. Âl-i Imran
süresinin 67’inci ayetinde İbrahim aleyhisselamın Yahudi veya Hıristiyan
olmadığı,ancak hiçbir puta gönülden dahi meyletmeyen bir Müslüman olduğu
bildirilir.
Bakara 132 de İbrahim ve Ya’kup peygamberlerin kendi çocuklarına,yani kıyamete
kadar gelecek nesillerine en önemli vasıyyeti yapıyorlar ve şöyle diyorlar:
“Allah,sizin için bir din seçti.O halde siz de Müslüman olarak can verin”
Afgan dağlarında kavga kurulur.Terörist avına çıktığını söyleyen Amerika bu güne
kadar bir tane terörist vurmadı ama Kur’an okuyan insanların başına binlerce
bomba yağdırdı.Körpecik çocuklar öldü.Evlerin enkazı arasında ucu yanmış Kur’an
sayfaları görüldü televizyon ekranlarında.
Ucu yanmış mektuplar bizim yüreklerimizi yakardı.Çünkü askerin acı haberi öyle
verilirdi.Şimdi ise Amerika, ucu yanmış Kur’an sayfaları gösteriyor bu bağrı
yanık ümmete.
“ Ümmet”kelimesini kullanıyorum çünkü Afgan dağlarında İngilizlerle İngilizler
karşı karşıya geldi.
Müslüman olmuş sarışın mavi gözlü İngiliz vatandaşı, benim din kardaşım, alın
teriyle kazandığı Sterlinlerini vererek Afgan cihadına katılmış.Karşısında Dolar
için gelen Amerikan askerleri ile Sterlin için gelen İngiliz askerleri var.
İki İngilizden biri Sterlin için savaşıyor,öbürü dedesi İbrahim aleyhisselamın
“Müslüman olarak can verin”vasiyyetine uymuşta gelmiş.
İkisinin de eceli orada gelmişse biri sonsuza değin Cenneti hak ederken öbürü
Sterlin’ini de harcayamadan Cehennemi boyluyor.
Aynı eğitimi almış iki İngilizden biri niçin Sterlin için savaşırken öbürü Hak
ve adalet uğruna savaşır? Sorusunun cevabını yine Rabbimiz verir: “İbrahim’in
dininden ancak kendini bilmeyen yüz çevirir.”buyurur.(Bakara 130) “Kendini
bilen, Rabbini bilir”Kendini bilen, cami üzerine,hastahane üzerine bomba
yağdırmaz. Kendini bilen teröristle karşılaşmaktan korktuğu için çocuk öldürmez.
Bebek katili Apo’yu yıllarca koruyup kolladıktan sonra paketlenmiş olarak
getirildiğinde bir kısım insanlarımız Amerika’ya teşekkür ederek hem Amerikanın
gücünü büyütüyorlar hem de Türk istihbaratını küçültmek için ellerinden geleni
yapıyorlardı.
Şimdi bebek katilliğine Amerika soyununca bizdeki yerli Amerikalılar önce
“”Canım çocuğun babası Talibandır.Harp bu ayıramaz ya” demeye kalktılar ama
katiller : “Evet yanlışlıkla vurduk”dediler ve yerli Amerikalılara söyleyecek
söz bırakmadılar.
Bunlar bu “Yanlışlıkla vurduk”itirafını da açıklayamazlar. Çünkü yıllarca
ilahlarını büyütürken “Karanlık gecede yuvarlanan kara topu görür ve sese ve
ısıya ayarlı güdümlü mermisiyle, topuyla vurur”diye hava atıyorlardı.
Amerika aslında bizim uyanmamızı sağlıyor. Biz elimizde Kur’an,uykuyla uyanıklık
arası mıymıntı bir halde yaşarken “Sen hala Kur’an mı okuyorsun?”diye tepeden
bir vurunca bizi kendimize getiriyor,Kitabımıza sımsıkı sarılmamızı sağlıyorlar.
Amerika’yı ilahlaştıranlar hakiki ilahına dönüş yapıyorlar. “Kendi haremi ismeti
olan Pentagona saldıranı görmeyen,karanlık gecede kara topu nereden
görecek?”demeye başladılar.
Biz,Haremi Şerifi yapan İbrahim ile İsmail aleyhisselamların yolundan yürümeye
devam edelim.Bizim yönümüzü günde beş defa döndüğümüz yer,Haremi Şerif iki
peygamberin alın teriyle yapılmıştır. Onların harem-i ismetlerinin/Pentagon’un
duvarlarının harcında Asyadaki,Afrikadaki milyonlarca mazlumun alın teri vardır.
Duvarlarının deseni mazlumların kanıyla süslenmiştir.
İbrahim aleyhisselam,zamanının zalim diktatörü Nemrut’a galip gelmiştir. İbrahim
aleyhisselamın yolundan yürüyenler de günümüzün zalimlerine galip geleceklerdir.
Bundan hiç şüphem yoktur.
ALLAH’IN BOYASI
(05/11/2001 Pzrts Milligazete)
“Allah'ın boyasıyla boyanınız. Allah'tan daha güzel boyası olan kim var? Biz
ancak O'na ibadet edenleriz.”(Bakara 138)
Kılı kırka yaran, kırk parçadan bir beyit ören, kelimelerin en şıkından,elvan
elvan çiçeklerden sevgilinin başına tac örer gibi şiir ören ve o kelimelerin
özünde sakladığı manayı gönül buhurdanında yakarak kelimeleri tütsüleyen
şair,öğrencisine sanatın tekniğini öğretir ama kendi iç dünyasını veremez.
Müzik öğretmeni öğrencisine müziğin bütün kurallarını verir ama kendi kulağını
veremez.
Seramik sanatçısı, kendi benliğini ve bildiğini parmaklarının ucundan çamura
akıtarak çamuru dillendirir.
Ressam, kalemi, fırçası ve boyası ile kendi haleti ruhiyyesinin haritasını çizer
ve kendisinin gönül ülkesini insanlara tanıtır fakat içini veremez
Vermesi de beklenmez,hatta vermemesi istenir. Çünkü Rabbimiz hepimizi ayrı ayrı
yaratmış.
Aynı güneşten milyonlarca çiçek renk alır ama hepsinin rengi ayrıdır.Bu ayrılık
yaratanın aynılığını yani birliğini gösterir.
Bizler,gül versin diye bahçemize veya saksımıza gül fidanı ekeriz ama gülün
kulağına “Senden sümbül istiyorum”demeyiz.Desekte fayda vermez. O, tabii olarak
görevini yapacak.
Çocuğumuzun doğumuna sebep oluruz , ama onun huyunu , aklını , düşüncelerini biz
veremeyiz. Biz ancak onu tabiat ayetleri ile Kur’an ayetleri arasında yaşadığını
ve kendi şahsiyetinin kurallarını bunlardan alması gerektiğini öğretiriz.
Bak, aynı topraktan yiyen , aynı güneşten ısınan ve aydınlanan , aynı havayı
soluyan insanların ve hayvanların renkleri birbirinden ayrı.
Koyun ot yiyor et oluyor, yün oluyor, süt oluyor, kan oluyor, gübre oluyor,
kemik oluyor. Hiçbiri diğerine karışmıyor. Kan süte renk vermiyor. Gübre ete
koku vermiyor. Teknoloji harikası buz dolaplarımız gibi kokuları karıştırmıyor.
(bak. K. Kerim Nahl 66, Şifa tefsiri 4/364)
Bin yılanın hissiyyatı bir araya gelse yalçın kayalardan kalkarak yücelerde
kanat çırparak süzülen bir kartalın hissiyyatını anlamaları mümkün değil.
Bu kafirler müminlere niçin düşman olur sorusunun cevabını verirken Kur’an :
“içlerindeki hased nedeniyle” diyor. (Bakara 109)
Sen hased eden sürüngenlere de acı. Onları vahiyle kanatlandır. İçinde kuduran,
kuduzlaşan damarlarını kelebek kanadının tozları , çiçek kokuları ile tedavi et.
Kelebeği ve çiçeği yaratan Rabbimiz rahmet damlaları gibi rahmet ayetleri
indirmiş. İşte o ayetlerle kanatlandır. Kur’anla kanatlananlar, meleklerin
uçtuğu yerlerin üstünde uçarlar.
Bizler,gözleri kör insanlarımızın gözlerini ameliyat ederek güneşin aydınlığında
yürümesini sağlamanın sevap olduğuna inandığımız gibi gönül gözü kapalı
kafirlerin de gönüllerinin İslâm’a açılmasını ve İslâm’ın aydınlığında yürüyerek
hiçbir insanın akıl gölgesinde dünyasını karatmamasını istemeyeceğiz ve herkesin
yapay ...izm renklerinden arınıp Allah’ın rengiyle yani İslâm boyasıyla
boyanmasını isteyeceğiz.
ORTA YOL (Bakara)
(06/11/2001 Salı Milligazete)
Amerika cumhurbaşkanına “Allah kaç?” diye sorsanız, “Üç” diye cevap verir.Rus
devlet başkanına aynı soruyu yöneltseniz “Hiç”diye cevap verir.
İmanda orta yol,İhlâs süresinde: “De ki: O Allah birdir. Allah Samed'dir. (Her
şey ona muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç değildir) O doğurmadı, doğurulmadı. Hiç bir
şey Onun dengi olmadı.”buyurulduğu gibidir.
Dünyadaki altı milyar insanın ihtiyacını karşılayacak parayı kasasında saklayan
iki yüz tane kapitalistin,dokuz günlük yiyeceğini bir günde yiyerek çıkardığı
geğirti ile kapitalistlere hizmet eden ve bir günlük yemek, dokuz gün yeter
diyerek karın gurultusuyla toplumu rahatsız edenlere karşı,acıkmadan sofraya
oturmamak,dünyadaki helal rızklardan kendisi israf etmeden yediği gibi ihtiyaç
sahiplerine vermek,işçisine yediğinden yedirmek,giydiğinden giydirmektir orta
yol.
Vatikan papası ve bütün Katolik papazları ve rahibeleri gibi bekarlığı fazilet
sayanlara,binlerce kadınla birlikte olduğunu televizyonlardan açıklayarak
rezilet sergileyenlere karşı,nikahlı eşiyle mutlu olmaktır Orta yol.
Zalimin biri mazlumun birine tokat vurduğunda öbür yüzünü de çevirenlere karşı
olup,zalimiz elinden tutmak,mazluma kendini koru demektir Orta yol.
Eşine karşı kazak erkek değil,kılıbık da değil,kalbi ılık olmaktır Orta yol.
Kendini kocasının işçisi veya aşçısı gibi görmek veya kimyasal birleşimi
sağlamak için bir evde/laboratuarda bir arada yaşamak mecburiyetinde hissetmek
veya kocasını yolunacak kaz gibi görmek yerine onu hayat arkadaşı görmektir orta
yol.
Pire için yorgan yakanlara,hayvan hakları adına pire için yorganı yatak
yapanlara karşı yorganı temiz tutmaktır Orta yol.
Newyork’ta beni vurdular diye Afganistan’da dünyadan habersiz,Amerikanın
haritada yerini bulamayan suçsuz halkı öldürmek süretiyle içinin soğuyacağına
inananlara karşı Mekke’nin fethi günü kan akıtmadan Mekke’yi fethetmek,kendisini
yerinden yurdundan çıkaran katilleri,kâfirleri affetmektir Orta yol.
Peyniri şişeye koyup dışından yalayarak ekmeğine katık yapan,yemeyen yedirmeyen
cimrilere,çocuğunun düğününde milyarlarca içki tüketen saçıp savuranlara karşı
helâlından yiyip içmek,israf etmemek,çevresiyle paylaşmasını bilmek ve “Afiyet
olsun yarim sen yedikçe ben doydum” demektir Orta yol.
“Yönümüzü batıya mı dönelim yoksa doğuya mı dönelim” diyen ve bu uğurda milleti
kamplara ayıran,kendi yanında olamayanları hainlikle suçlayanlara karşı “Doğu da
batı da Allahındır” (Bakara 142) deyip dünyadaki bütün insanları Allah için
kucaklamanın adıdır Orta yol.
Rabbimiz bizi orta ümmet kıldığını,bizim dünyanın denge unsuru olmamız
gerektiğini Bakara süresinin 143’üncü ayetinde şöyle buyurmuş: “ Böylece sizi
insanlara karşı (her türlü aşırılıktan uzak) orta (yolu izleyen) bir ümmet
kıldık ki insanlara karşı (doğruluğun) şahitleri olasınız ve peygamberde size
şahid olsun.”
Sevgili peygamberimiz de “İşlerin en hayırlısı orta
olanıdır”buyurmuş.(Beyheki,Şuab-ül Îman 3/402)
KENDİNE DÜŞMAN OLANLAR (Bakara)
(7/11/2001 Çrşmb Milligazete)
Göz kapaklarını kapattıktan sonra “Bana aydınlığın varlığını ispat edin”diyen
birine yapılacak bir şey yok. Güneşe karşı göz kapayana siz binlerce lâmba
yaksanız faydasız.
“Ben inanmıyorum,beni ikna edecek varsa gelsin tartışalım”diyene kızmadığımız
gibi ümitte kesmeyiz.Uyarmaya ve uyandırmaya devam ederiz.
Birileri çıkıp “Kardeşim beni inkarımla baş başa bırak,Cehennemde yanarsam ben
yanarım” derse biz onu yine de bırakmayız. 25 yaşında üniversiteyi bitirmiş,aklı
başında bir delikanlı kendini yakmaya teşebbüs etse ve aynı sözleri söylese
“Demokrasi var,özgürlük var,ten ve can bana ait,dilediğim gibi yakarım”dese
polis de itfaiye de ona müdahale eder.
“Biz onu bırakmayız,müdahale ederiz”derken zor ve cebir kullanırız anlamında
söylemiyorum. Kur’an ayetlerini okumaya,anlatmaya ve gözünü açmaya çalışırız.
Kalbi kapalılara hiçbir şey yapamayacağımızı biliriz ama kimin kalbinin kapanıp
mühürlendiğini biz bilmediğimizden can taşıyan her insanın iman edeceği ümidini
taşırız.
Mevlâna,inkarında ısrar edenlere:
“Allah’ın huzuruna çıkıp onun misafiri olacağına eşekliğinden inanmıyorsan, onun
mutfağından (Cehenneminden) toprak ve kül yemeye mecbur kalırsın”
(Mesnevi,Tahir-ül-Mevlevi tercemesi 3173) diyor.
Mevlana kafirler için “Eşek” kelimesini kullanınca ben, “Acaba kabamı olur”
dedim. Kur’ana baktım. Kur’anda kafirlere “Eşek” kelimesi kullanılmışsa kaba
olmaz inancındayım. Müddesir suresinin ellinci ayetinde Kur’andan yüz
çevirenleri aslandan ürküp kaçan eşeklere benzetir. “Cum’a” suresinin beşinci
ayetinde Tevrat’ı çok iyi öğrendiği halde onunla amel etmeyen Yahudi
bilginlerini de sırtında kitap taşıyan eşeğe benzetir.
İnkarcının zararı önce kendisine dokunur.
“O inkarcılar, kendilerine düşmandı. Onlar bilgisizliklerinden kendi canlarının
düşmanı oldular.” (Mesnevi,Amil Çelebioğlu tercemesi 2/796)
“Güneşi, yarasaya düşman zannetme. O yarasa kendi kendisine düşmandır, kendi
kendine zarar verir.” (A.Ç. 2/798)
“Güneşin ışığından ızdırap çeker. Parlak güneş ise onun derdinden habersizdir.”
(A.Ç. 2/799)
“O kafirler güruhu, kendilerini peygamberlerin ışığından menettiler” (A.Ç.
2/801)
“Peygamberler halkın perdesi olamaz. Kafirlerin nefisleri kör ve sağırdır.”
(A.Ç. 2/802)
“Eğer bir hasta, doktora düşman olsa, talebe hocasına kin tutsa, gerçekte onlar
kendilerine düşman olur. Kendi akıl ve canlarının yolunu keserler.” (A.Ç.
2/805-806)
“Bez yıkayıcı, güneşe kızsa, balık suyun düşmanı olsa, bundan kime zarar
vardır?” (A.Ç. 2/807-808)diye sorarak inkarın zararlarını anlatır.
“Bana delil getirin” diyene dilini gösteriverin.Eline baksın,saçının teline
baksın,yüzüne baksın.Bu güne kadar hangi ressam,heykeltıraş,robot yapımcısı
insan yüzünden daha güzel bir şey yaratmış?
Altı milyar insan bu sorunun cevabında birleşir ve “Evet daha güzeli
yaratılamaz”derler.Yeterlimi? yeterli değil.Çünkü tabiatta her şeyi yerli
yerince yaratan Rabbimiz sözlerin en güzelini de indirmiş.Biz Rabbimizin
söylediği her şeyin en doğru olduğuna inanır ve ona zıt olan hiçbir söze itibar
etmeyiz.Edersek sapacağımızı Rabbimiz:
“Kendilerine kitap verilenlere, Sen bütün delilleri getirsen Senin kıblene tabi
olmazlar. Sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Onların bir kısmı diğer
kısmının kıblesine tabi olucu değildir. Andolsun Sana gelen ilimden sonra
onların heveslerine uyarsan, Sende o takdirde zalimlerden olursun.(Bakara
145)ayetiyle bizi uyarmaktadır.
UFKUNUZ GENİŞ OLSUN (Bakara)
(08/11/2001 Prşmb Milligazete)
Horasan’da doğan, Endülüs’te okuyan, Bağdat’ta kitap yazan, Mısır’da okutan,
Mekke’de ulema ile buluşan, Balkanlar’da ölen değerli insanların neslinden
geldik.
Sevgili peygamberimiz, Medine’deki ashabına doğuyu ve batıyı hedef gösterirken
İstanbul ile Roma’ya özel işaret koymuştur.(Bak:Müslim,fiten 19,Ahmet,Müsned
5/278,4/123,Roma’nın fethi için Ahmet,Müsned 2/176)
“Adriyatik’ten Çin seddine kadar”diyerek ufkunuzu daraltmayın.
Hedef,dünyanın hazinelerine sahip olmak değildir.Sömürmek hiç değildir. Haram
lokmalarla canımızı Cehenneme yakıt olarak hazırlamak için gelmedik biz bu
Dünyaya.
Hedefimiz:Allaha ait olan bu Dünyanın ni’metlerini Allahın kulları arasında
İslâm adaletine göre hak sahibine hakkını vermektir.Yalnız insanların hakları
değil, hayvanların haklarını da korumaktır.Adı adalet tarihine altın harflerle
geçen Hz. Ömer (r.a.):
"Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu,
Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!"diyerek Dicle kenarında bir koyunun
kurtlar tarafından kapılmasından kendini sorumlu hissediyor.
"Dünya tek çarşıdır ve orada bizim uygun gördüğümüz mallar satılacaktır"diyen
çok uluslu şirketlerin başkanı, Dünyayı kedi gözüyle görmektedir.Kedinin gözünde
bülbül,bir çiğnemlik etmiş.
Sevgili peygamberimiz ise "Dünya bana mescid kılındı" buyurmuş (Buhari,teyemmum
1)
Mescidde/camide adam öldürülmez,dövülmez,küfredilmez,rahatsız edilmez.
Terörden,anarşiden,köşe dönücülerden,mafyadan şikayet ediyor ve de kurtulmak
istiyorsak,önce Dünya hakkındaki görüşümüzü belirlememiz gerekir. Dünyayı tek
çarşı gibi görür ve orada yalnız kendi kartelinin mallarının satılmasını
istersen sana zayıf ülkeler de yedirmezler,güçlü devletler de yedirmezler.Dünya
Ticaret Merkezini başına geçiriverirler.
Çin'in kâselerini Bursa'ya getiren,Bursa'nın ipeğini Yemene götüren,Yemen'in
kahvesini Hindistan'a taşıyan,Hindistan'ın cevizini Viyana'ya
ulaştıran,Viyana'nı çeliğini İstanbul'a getiren,İstanbul’un İslâm
ahlakını,edebini,edebiyatını,nezaketini,nezafetini gittiği her yere nakış nakış
işleyen Hassa tacirleri gibi siz de Dünyayı dolaşın, "İlim Çin'de de olsa gidin
alın."
İşçisi Kore'den kauçuğu Endonezya'dan,petrolü Venezüella'dan,fabrikası
Tayvan’da, ,yönetimi İstanbul'da,pazarlaması Cenevre'de olan Japonya'dan
Amerika’ya,Güney Afrika’dan Litvanya'ya kadar her yerde meşru olan her şeyin
ticaretini yapın ama gözünüzü,gönlünüzü ve yüzünüzü günde beş defa Ka'be'ye
çevirin ki can ve teninizi haramlardan koruyabilesiniz.
Fizik,Kimya,Matematik,Biyoloji,Astronomi,Deniz bilimleri,çiçekler,böcekler..v.s
her daldaki ilimler Rabbimizin tabiata koyduğu kanunların okunduğu ilim dalları
olması nedeniyle hepsi İslâmi ilimlerdir.Bütün bunlar Rabbimizin Tekvin/Yaratma
sıfatındandırlar.Kur'an da Rabbimizin Kelâm sıfatındandır. Biz,her iki kanunu da
okuyup tatbikata koyacağız.Bütün bunları yaparken Dünyada kendimizi kaybetmemek
için günde beş defa yönümüzü ka'beye dönerek yerimizi belirleyeceğiz.Rabbimiz
şöyle buyurmuş:
“Her nereden çıkarsan (namaz da) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.
İnsanlardan zulmedenlerin dışında kalanlara, sizin aleyhinize delil olmaması
için her nerede olursanız yüzünüzü onun tarafına çeviriniz. İnsanlardan
korkmayınız, Benden korkunuz da size olan nimetimi tamamlayayım. Umulur ki,
hidayete erersiniz.” (Bakara 150)
GÖZÜ YARDA ELİ KÂRDA OLANLAR (Bakara)
09/11/2001 Cuma/ Milligazete
İki insan bir davete katılır. Davete katılanlardan biri sofranın hayaliyle
ağzını sulandırarak gider, öbür davetli ise davet eden insanı çok sevdiğinden,
dost yüzü görmek, gönülleri cilalamak, dostluğun dozunu artırmak için gider.
İkisi de aynı sofrada aynı şeylerden yararlanacak.Yemek için gidenin önüne ne
gelirse gelsin memnun olmayacak ve sofranın bir kusurunu bulacak. Dost yüzü
görmeye giden ise ballı kaymak yese de, acı soğan kuru yavan yese de memnun
olacaktır. Çünkü o, dost yüzü görmeye geldi.
Rabbimiz, İsrail oğulları için “Ey İsrail oğulları, size bağışladığım nimetimi
hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki, bende ahdinizi yerine getireyim ve ancak
benden korkun.” (Bakara 40)buyururken, Muhammet(s.a.v.) Ümmeti için “O halde
Beni anın, Ben de sizi anayım. Bana şükredin, küfretmeyin.” (Bakara 152)
buyurmuş.
Dikkat edersek bu dünya sofrasına getirilen İsrail oğulları nimeti verene değil
de nimete baktıklarından Rabbimiz de onlara “Nimetimi hatırlayın” diyor ve nimet
karşılığında teşekkür istiyor.
Rabbimiz, bizlerden ise kendisini zikretmemizi istiyor.
Şeyh Galip:
“Gül değil, ateşi ruhsardadır gözlerimiz.
Ceyşi pervaneye cay olmaz ocağı yakut.”
Yani: “Şu ışığı çok seven Pervane/kelebek, ateş renginde olan yakut taşını
görüpte aşk ile onun etrafında dönmediği gibi, bizim gözlerimiz de güle değil
gül yanaklıya bakar.” deyivermiş.
Gazneli Mahmut eşlerinden birini daha fazla severmiş. Diğerleri daha çok güzel
oldukları için bu fazla sevgiye bir anlam verememişler ve bir gün durumu sultan
Mahmud’a açmışlar. O da eşlerinin hepsini hazine dairesine götürmüş ve
“Bunlardan beğendiğinizi alın” demiş.Hepsi önce hazine dairesini gezmişler sonra
biri kıymetli taşlardan işlenmiş bir taç almış, öbürü bir altın kemer almış,
hepsi istediğini almış. Sultan Mahmut’un çok sevdiği ise “Ben seni beğendim”
demiş.
Aslında bu hem sultana hem de hazinenin tamamına sahip olmuştur.
“İmtisâl-i “Cahidû fillâh”oluptur niyyetim
Dîn-i İslâm’ın mücerret gayretidir gayretim”
Yani: “Niyyetim,Cenabı Hakkın Hac süresinde ayet 78 de “Câhidû fillâh” Allah
yolunda cihad edin emrine sımsıkı sarılmaktır. İslâm dininin kendini koruma
gayreti ne ise benim dini gayretim de odur.” Diyen Fatih Sultan Mehmet han hem
peygamberimizin övgüsüne layık olmuş hem de dünya nimetlerine kavuşmuş.
Ama hocam günümüzde dünya nimetleri genellikle kafirlerin elinde denirse ben de
size Mecnunla devenin hikayesini hatırlatırım.
Mecnun devesine binmiş Leyla’sının diyarına yönelmiş.Deve de yeni yavruladığı
için potuk evde alıkonulmuş. Mecnunun gönlü Leyla’da devenin gönlü yavrusunda.
Mecnun, Leyla’sının hayaliyle dalarken yuları bırakırmış. Deve durumu anlayınca
yavrusuna döner eve gelirmiş. Durumu anlayan Mecnun tekrar yuları ele alır
Leyla’sına doğru yol alırmış. Dalınca da deve eve geri gelirmiş ve günler böyle
gelip geçer ne Mecnun Leyla’sına kavuşurmuş, ne de deve yavrusuna kavuşurmuş.
Bizim gözümüz yarda, elimiz kârda. Gönlümüz ise ikisi arasında gelip gitmede. Ne
kâra sahip olabiliyoruz, ne de yara.
KAZA’YA RIZA (Bakara)
(28/11/2001/Çrşm/Milligazete)
Hak erenlerinden birine imanından dolayı işkence ediyorlarmış. Erenin ağzından
gık çıkmıyormuş. Yahu nasıl dayanıyorsun,hiç bağırmıyorsun?” demişler, “Sevgilim
bana bakıyor” demiş. O,bizi hoş görse, bütün gözler de hor görse vız gelirler.
Yar yolunda yaralansak yaralarımızdan gül bitirileceğine inanırız.Şairin:
“Hoştur bana senden gelen ,
Ya gonca gül, yahut diken.”
Nârın da hoş Nûrun da hoş” dediği gibi deriz.
Rabbimiz Bakara süresinin 154’üncü ayetinde Allah yolunda iken ölenlerin
ölümsüzlüğü tadacağı bildirilir.
Yar yüzünü görmek için malından ve canından geçmeye hazır olanların sevdiğine
kavuştuğu gibi Rabbimizin rızasını kazanmak için mal ve canlarımız araya perde
olmamalı.
En sevdiğimiz mal da can da,çocuklar da sevdiğimiz her şey Rabbimiz tarafından
yaratıldı.Biz sevdiklerimizin bir hücresini dahi yaratacak güçte değiliz.Bize
düşen görev bu dünya hayatında çalışmak.Kazanmak için çalışmak.Vermek Allaha
mahsustur.
Çok çalıştığı halde kazanamayanlar olduğu gibi,az çalıştığı halde çok
kazananları görüyoruz.Biz çok çalışmalarımızın sevabını alırız.Arkasından da
nasibimizi alırız.
Türkiye’nin en zenginlerinin her türlü imkanı olduğu halde hiç birinin
çocuğu,fakir bir ailenin çocuğu olan Halil Mutlu gibi güçlü olup halterde dünya
şampiyonu olamıyor.
Halbuki zenginlerimiz dünyanın her tarafından her çeşit gıda maddesini getirtip
yedirebilecek güçteler.Gıdaların yetmediği yerde suni ilaçların en pahalısıyla
takviye edebilecek güçteler ama olmuyor.Rabbimiz vermeyince olmuyor.
Biz her halde hamd edenlerden olacağız.Bol verdiğinde “Bu mal benim imtihan
sorumdur.Hakkını vermeliyim.Zekatını,sadakasını vermeliyim.Haram
karıştırmamalıyım.Şükrümü yerine getirmeliyim”demeli.
Depremler,seller,dolular,donlar,fırtınalar.kuraklıklar gibi sebeplerle az
verdiğinde,siyasilerin iş bilmezlikleri sebebiyle krizlere tutulduğumuzda biz
yine “Bu benim imtihan sorumdur.Bu imtihan salonu olan dünyadan başarıyla çıkmam
için çalışmalıyım.Rabbime olan hamdimi devam ettirmeliyim.Rabbimizin yarattığı
bu dünya nimetlerini birkaç kişinin tekeline verenlerden hesap sormalıyım ki
imtihanımı başarıyla tamamlamalıyım”demeli
İnsanın hem canını,hem de tenini rahatsız eden bela ve musibetler geldiğinde
insanın canı tenine sığmaz olur.Canı çıkacakmış gibi sıkıntı verir.Patlamaya
hazır balon gibi gerilir.İşte o anda Rabbini hatırlaması,Ondan gelip Ona
gittiğinin farkına varması,çıplak geldiği bu dünyadan yalnız kefenle gideceğini
düşünmesi gerilimi azaltacaktır.(Bu konuda “Şifa tefsiri” 1/304 den itibaren
okuyunuz.)
Gerilimlerden,sıkıntılardan kurtulmak için çalışırken sabır ve namazla da
Rabbimizden yardım istemeye devam edeceğiz.Sevgili peygamberimiz,ezan
okutacağında”Haydi Bilal,bizi rahatlat”dermiş.Şiddetli fırtınalardan kurtulmak
için gemilerin limana sığınması gibi biz de Rabbimize sığınacağız.
Sıkıntıların,streslerin verdiği gerilimi yumuşatmak için Kur’an
okuyalım.Rabbimiz:
Rablerinden korkanların derileri ondan (âyetlerden ) ürperir. Sonra onların
derileri ve kalpleri Allah'ın zikrinde yumuşar. İşte bu Allah'ın
hidayetidir.(Zümer 23)buyuruyor.Çünkü Kur’an bize hiç hesap etmediğimiz çıkış
yolları gösterecek ve kazanın altından rızayı göstererek güldürecektir.
GÜVEN VERELİM (Bakara)
(29/11/2001/Prşm/Milligazete)
Bozguna uğramış bir ordu düşünün. Çeşitli sebepler nedeniyle cephede
tutunamamışlar ve geriye kaçmışlar.Komutan ölünce kaçan orduda başıbozukluk
hakim olmuş.Ormanlık bir dağa sığınmışlar.Herkes kendi başının çaresine bakmaya
başlamış.Gecenin karanlığında her biri kendine bir sığınak bulmuş ve gizlenmiş.
Kalp atışları bile düşman topu gibi kendine yüreğini hoplatmakta. Ürkek bir
tavşanın cığıştısı bile ona düşman narası gibi gelmekte.İşte böyle bir zamanda
her çalının arkasındaki hareketi düşman olarak değerlendirmekte.Halbuki o
hareket kendisi gibi korkan arkadaşının hareketidir.
İşte böyle bir zamanda hepsinin tanıdığı bir er kişi,bir kayanın başına çıkıp
“Ben buradayım,benim yanıma gelin.Kendi arkadaşlarınızı düşman
zannediyorsunuz.Bu ormanda bizden başka kimse yok”demesi gerekir.
Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde Ankara’ya konferans vermek için gittiğimde
bu konuya değinmiştim.Konferans sonrası bir bakanlıkta genel müdürlük yapan bir
beyefendi kendi arabasıyla beni götürürken konuşmamı destekleyen bir olayı
anlattı.
Bakanlığın birinde iki tane müdür muavini, aynı odayı paylaşıyorlar.İkisi de
birbirini tanımıyorlar.Her sabah gelişlerinde merhabalaşıyorlar,sonra işlerine
devam ediyorlar.İkindi vakti ikisi de kendi masalarında sessizce duruyorlar ve
kaş göz hareketleri yapıyorlar.
Bir Cumartesi akşamı ikisi de bir evde karşılaşıyorlar.Ev sahibi ikisinin de
arkadaşı.O zaman anlıyorlar ki her ikisi de ikindi vaktinde kaş göz
işaretleriyle çaktırmadan namaz kılıyorlarmış.
Bakan Müslüman, müsteşar Müslüman, genel müdür Müslüman,şoför Müslüman, yazar
Müslüman, mürettip Müslüman, vali Müslüman, sekreteri Müslüman ama bakan,
şoförünün yanında namaz kılmıyor. Kapıyı kilitliyor, meşgul lambasını
yaktırıyor, çaktırmadan namazını kılarken,sekreter de şoför de çaktırmadan
namazlarını kılıyorlar.
Doktorasını alıncaya kadar çaktırmayanlar, daha sonra doçentliği
hedefliyorlar.Sırada Profluk, Dekanlık, Rektörlük, YÖK başkanlığı var.Kimliksiz
insanlar kendileri olamadan ahirete giderler ve orada da unutulmuş muamelesi
görürler.
Rabbimiz Bakara süresinin 159-163’üncü ayetlerinde Allahın ayetlerini
gizleyenlerin akıbetinin kötü olacağını, ancak Tevbe ederlerse, bozduklarını
düzeltirlerse afvedileceklerini bildirir.
159- Biz Kitapta insanlara apaçık bildirdikten sonra, indirdiğimiz açık
delilleri ve doğruyu gizleyenlere hem Allah la'net eder ve hem de la'net
edebilenler eder.
160- Ancak Tevbe eden, yaptıklarını düzelten ve öğrendiklerini açıklayanların
Tevbelerini kabul ederim. ben, Tevbeleri çok kabul eden, merhamet edenim.
161- Küfredip kâfir olarak ölenlere gelince, Allah'ın, meleklerin ve insanların
hepsinin la'neti işte onlaradır.
162- O la'nette ebedî kalıcıdırlar. Onlardan azap hafifletilmez ve (yüzlerine de
) bakılmazlar.
163- Sizin ilâhınız tek ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur. Esirgeyendir.
Bağışlayandır.
Makam,mevki,maaş,rutbe ve istikbal için kendisini gizleme çalışan insanlarımızı
bir kalemde silip atmayın.Korku gelince mantık çalışmazmış.Siz onlarla uğraşmak
yerine yediden yetmişe her kesin güven duyacağı ortamı oluşturmaya çalışın.Güven
veren bir ses duyulunca insanlar gizlendikleri yerlerden çıkarlar.
GÜL KASİDESİ(30/12/2001/Cuma/Milligazete)
Camiler, namaz kılmak için gelenlere yetmiyor. “Bu kadar camiye ne gerek var”
diyen bî-namazlar bu günlerde meskun mahallerdeki bir camiye Teravih namazı
kılmak için bir gidip görsünler. Veya Cuma namazı için gidip görsünler.
Bu sene oruç tutanlar, nüfusun %78ine ulaşmış.Hasta olduğu için,yolcu olduğu
için tutamayanları da bu sayıya ilave edersek %90’ı bulur.
Üniversite öğrencilerine yaptığım bir sohbette “Sağcı, solcu,
devgeçnci,sevgenççi her ne ise bütün öğrencilerle %95 kültür birliklerinin
olduğunu, sloganda ayrılıklar olduğunu, o ayrılıkları da birleştirmek için
çalışmaları gerektiğini” söylediğimde bazı itirazlar olmuştu.O öğrencilere bu
Ramazan ayında “Sınıfınızda oruç tutmayan kaç kişi var?” dediğimde cevap iki
kişi olmuştur.
1400 yıl öncesinden Rabbimiz “Ey iman edenler, oruç sizden öncekilere farz
kılındığı gibi, Allah'tan sakınasınız diye size de farz kalındı.”
buyurmuş.(Bakara 183)
Aradan bin dört yüz yıl geçiyor ve bu emir bize ulaşıyor.Bizler de aramızdaki
bütün ayrılıkları bir yana itiyoruz, birleşiyoruz, aynı anda aynı ibadeti
yapıyoruz.Hiçbir zaman bir araya gelemeyeceğimizi zannettiğimiz insanlarla oruç
tutuyoruz, camide aynı safta omuz omuza verip ibadet yapıyoruz.
“Ama hocam onların sevdiği liderlerle bizimkisi aynı değil.Onlar liderlerini
sevgili peygamberimizden daha fazla severler”denebilir.Ammaaa, eğer liderleri
onlara “Bu gün öğle yemeğini benim hatırım için yemeyin” dese bakalım kaç kişi
tutar.Sevgili peygamberimizin Mübarek adı anıldığında eli göğsüne gidip dili
salatü selam getirirken, kendi liderinin adı anıldığında bakalım neler söyler.
Rabbimiz Bakara süresinin 165’inci ayetinde:
“İnsanlar arasında, Allah'tan başkasını O'na ortak koşanlar ve onları Allah'ı
sever gibi sevenler vardır. İman edenlerin Allah'a sevgisi ise daha kuvvetlidir.
Zalimler azabı görecekleri zaman bütün güç ve kuvvetin şüphesiz Allah'a ait
olduğunu ve Allah'ın gerçekten çetin azablı olduğunu keşke (Bu dünyada iken)
bilselerdi.”buyurur.
İşte ben, bu üslubu seviyorum: “Mü’minler, Allah’ı daha çok severler”
Kur’an-ı Kerimde “Zina etmeyiniz”diye yasak koyan bir ayet yoktur. Ancak Fürkan
süresi 67-68 inci ayetlerde Mü’mini tarif ederken“Onlar, infak ettiklerinde,
israf etmezler, cimrilik de yapmazlar. Bunun arasında orta bir yol tutarlar.
Onlar, Allah'la beraber diğer ilahlara düa etmezler. Allah'ın haram kıldığı
canı, haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa günahla
karşılaşır.”
“Kötülükleri görmeyelim” demiyorum.Kara toprağın altında kara engerek yılanının
ne kadar zehiri olduğunu bilelim.O zehiri panzehire çevirelim. Bu çalışmayı
yaparken Gül kasidesini okuyalım.
İslami Okul Okulların En Önemlisi