5-BEŞİNCİ BÖLÜM:Dünya ve Ahiret İşlerinde Tüccarın Dini İçin Titiz Davranması | Zehirli Ok - Kazanc Ve Gecim -
5-BEŞİNCİ BÖLÜM:Dünya ve Ahiret İşlerinde Tüccarın Dini İçin Titiz DavranmasıDünya kazancı, tüccarı ahiretinden uzaklaştırmamalıdır. Böyle olduğu takdirde tüccarın ömrü zâyi olur, ticareti de zarardan başka birşey olamaz. Ahiretin kârından kaçırdığını, elde ettiği dünyalıkla telafi etmesi mümkün değildir. Böyle hareket ettiği takdirde ahiretini verip, dünya hayatını satın alan kimselerden olur. Bilâkis akıllı bir kimse, herkesten evvel nefsine şefkat göstermelidir. Nefse şefkat göstermek de ancak sermayeyi korumak suretiyle olur. (Hakikî) sermayesi ise dinidir ve dinindeki ticaretidir. Seleften bazıları şöyle buyurur 'Akıllı bir kimse için en iyi şey, geçici dünyada en fazla muhtaç olduğu şeydir. Geçici dünyada en fazla muhtaç olduğu şey ise, gelecek âlemde neticesi en güzel olan şeydir'. Muaz b. Cebel (r.a) vasiyetnamesinde şöyle yazdı: 'Senin dünyadaki nasibin elbette ki senin için lâzımdır. Fakat sen ahiret nasi-bine dünya nasibinden daha fazla muhtaçsın. Bu bakımdan önce ahiret nasibinden başla, onu edin; zira böyle yaptığın takdirde nasibinin yanından geçer, onu da tanzim edersin'. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Dünyada olan nasibini unutma. Yani ahiretin için dünyadan olan nasibini dünyada unutma. Çünkü dünya, ahiretin tarlasıdır. Sevaplar dünyada kazanılır. Tüccarın dinini korumak makamındaki şefkati ancak yedi şeyi gözetmekle tamamlanabilir: 1. Birincisi, ticaretin başlangıcında güzel niyet ve inançtır. Tüccar bir kimse ticaret yapmakla helâlinden kazanıp halkın elinden gözünü ayırmak ve dilenciliği bırakmak niyetini taşımalıdır. Elde ettiği servet ile dinine yardım etmeyi, çoluk çocuğunun nafakasını temin edip bu hususta mücahid olanların zümresinden olmaya niyet etmelidir. Aynı zamanda müslümanlar için nasihat etmeyi ve kendi nefsi için sevdiğini başka insanlar için de sevmeyi niyet edip kasdetmelidir. Daha önce söylediğimiz gibi, alışverişinde adâlet ve ihsan yoluna tâbi olmaya niyet etmelidir. Pazarda gördüğü her işte emr-i bilmaruf ve nehy-i an'il-münker'e niyet etmelidir. Zira tüccar bir kimse bu niyetleri kalbinde taşıdığında ve bu inançlara sahip bulunduğunda ahiret yolunda çalışmış bir kimse olur. Eğer bu çalışma neticesinde mal da elde ederse bu da kâr üzerine kârdır. Eğer bu niyetlerle beraber dünyalık hususunda zarar etse dahi ahiretindeki kârı muhak-kaktır. 2. İkincisi, sanatında veya ticaretinde farz-ı kifayelerinden birini yapmayı kasdetmektir. Zira sanatlar ve ticaretler terkedildiği takdirde hayat dumura uğrar, insanların çoğu helâk olur. Bu bakımdan insanların işlerinin intizama girmesi, ancak bütün insanların yardımlaşmasıyla ve her grubun çalışmasıyla cemiyetin hayatını tekeffül etmeye bağlıdır. Eğer insanların tamamı bir sanata yönelirse diğer sanatlar dumura uğrar ve bütün insanlar helâk olur. İşte insanların bir kısmı Hz. Peygamber'in (s.a) 'Ümmetimin ihtilâfı rahmettir'62 hadîs-i şerifini bu mânâ üzerine hamletmişlerdir. Yani ümmetin sanatlar ve işlerdeki değişik fikirleri onları helâk olmaktan korumak bakımından rahmettir. Sanatların bir kısmı vardır ki, pek önemli değildir ve bir kısmı da vardır ki, dünyada süslü gezmek, lüks bir hayat yaşamak için talep edilir. Böyle bir sanattan da mü'min bir kimse müstağnidir. Mü'min bir kimse, cemiyetin hayatında önemli olan bir sanatla uğraşmalıdır ki, o sanat ile uğraştığında müslümanların ihtiyaç cephelerinden birini kapatmış olsun. Aynı zamanda da uğraştığı sanatın dince de önemli olması gerekir ki o sanatı yapmakla beraber, dinin önemli saydığı bir açığı kapatmış olsun. Nakışçılık, kuyumculuk ve harç ile duvarları kuvvetlice yapmak sanatından ve dünyanın süslenmesine elverişli olan bütün sanatlardan sakınmak gerekir. Zira bütün bu sanatları dindar kimseler kerih görmüşlerdir. Çalgı ve benzeri aletleri yapmak, kullanılması haram olan aletleri imâl
etmek gibi sanatlardan kaçınmak, zulmü terketmek kabilindendir. Terzinin,
erkekler için (saf) ipekliden cübbe dikmesi, dökümcünün altından terkip
edilmiş at eğeri veya erkekler için altın yüzükler yapması, bunların hepsi
kullanılması haram olan aletleri yapmak grubuna dâhildir. Onların
terkedilmesi zulmü terketmek gibidir. Bütün bunları yapmak günahlardandır.
Bunların karşılığında alınan ücret haramdır. İşte bu sırra binaen biz
bunlarda zekâtın farz olduğunu söyledik. Her ne kadar biz (Şâfiîler) süs
eşyasında zekâtın farz olmadığına kani isek de... Zira süs eşyaları
erkekler için olursa, haram olurlar. Eğer bu şekil süs eşyaları kadınlar
için dahi yapılmış ise, kadınlar için mübah olan ziynet grubuna dahil
olamazlar. Eğer onlarda kadınlar için ziynet kastedilmezse... Bu bakımdan
kadınlar için yapılan bu şekildeki eğerler ve altın yüzükler, ancak
kadının süs eşyası kastıyla yapıldığı takdirde, süs eşyası hükmüne
geçer. Selef-i Sâlihîn sarraflık yapmayı da kerih görmüştür. Zira sarraflık,
bizzat kendisi istenmeyen, ancak geçerliliği kastolunan bir nesnede onun
ince özelliklerini aramak demektir. Çok zaman malın sahibi paranın
inceliklerinden gafil olup onun gafletinden istifade etmeksizin kâr etmek
sarraf için mümkün değildir. Sarraf ne kadar ihtiyatlı davranırsa
davransın hilelerden çok az kurtulabilir. Sarraf bir kimse ve başka bir
satıcı için tüm paranın ve dinar-ların kırılması mekruhtur. Ancak o
paranın katışık olmasından şüpheye düşer veya zaruret olursa, o vakit
kırabilir. Ticaretlerinizin en hayırlısı bezzazlık (kumaş ticareti)dir. Sanatlarınızın en hayırlısı ise, inci işlemeciliğidir.63 Eğer cennet ehli ticaretle uğraşsaydı, muhakkak ki bez ticareti
(manifaturacılık) yaparlardı. Eğer cehennem ehli tica-retle uğraşsaydı,
muhakkak ki, sarraflık yaparlardı.64 1.İnci işlemeciliği Abdulvehhab el-Verrak65 şöyle anlatır; Ahmed b. Hanbel benden 'Sanatın
nedir?' diye sordu. Ben ise 'Hattatlık' dedim. Bunun üzerine 'Hattatlık
helâl kazançtır. Eğer ben elimle bir sanat yapsaydım mutlaka senin
sanatını yapardım. Sakın orta kısmına yazmaktan şaşma. Hâşiyelerde (sahife
kenarlarında) yer bırak. Cüz'lerin arka kısımlarına da yazma'
dedi. a)Örücüler Bu grupların halk nezdinde zayıf görüşlü olarak bilinmelerinin hikmeti
şu olabilir: Çünkü bunların karıştıkları ve konuştukları, çoğunlukla
kadınlar ve çocuklardır. Aklen gelişmemiş kimselerle oturup-kalkmak ise,
aklın zâfiyetine yol açar. Nitekim akıllılarla oturup-kalkmak da aklın
artmasına vesile olduğu gibi... Selef-i Sâlihîn, farz-ı kifâyeler ve ibâdetler kabilinden olan herhangi bir şeyin karşılığında ücret almayı hoş görmezlerdi. Meselâ, ölü yıkamak, ölüyü gömmek, ezan okumak, teravih namazını kıldırmak gibi... Her ne kadar bu çalışmalar karşılığında alınan ücretin doğruluğuna hükmedilmiş ise de... Kur'ân ve şer'î ilimleri öğretmek de böyledir. Zira bu çalışmalar karşılığında dünya ücreti değil de ahiret ücreti düşünülmelidir. Bunların karşılığında ücret almak ise, âhireti dünya ile değiştirmek mânâsına gelir. Böyle bir muamele ise, müstehab değildir. 3. Üçüncüsü, dünya pazarı, müslüman kişiyi ahiret pazarından
menetmemelidir. Ahiretin pazar yerleri camilerdir. Nitekim Allah Teâlâ
şöyle buyurmuştur: Selef-i Sâlihîn günün başlangıcını ve sonunu ahirete ayırarak günün ortasında ticaretle uğraşırlardı. Herise (dövmeden yapılmış bir yemektir) ve kelle-paçayı sabahleyin ancak bâliğ olmayan çocuklar ve İslâm diyarında yaşayan zimmîler satarlardı. Çünkü bâliğ müslümanlar ise, o zaman hâlâ mescidlerde ibadet etmekle meşguldüler. Melekler, kulun amel defterini Allah'ın huzuruna götürdükleri zaman, o defterde günün başında ve sonunda Allah'ın zikri ve işlenilmiş bir hayır varsa Allah Teâlâ bu iki vaktin arasında işlenen kötü amellerine onu kefaret kılar.67 Gece nöbetçisi bulunan meleklerle gündüz nöbetini devralan melekler
fecrin doğuşunda ve ikindi namazında bir araya gelirler. Bunun üzerine
Allah Teâlâ -herşeyi onlardan daha iyi bildiği halde- kendilerine şöyle
sorar: Selef-i Sâlihîn ezanı işitir işitmez pazar ve çarşıları çocuklar ile zimmîlere bırakıp boşaltır, camilere akın ederlerdi. Namaz vakit-lerinde dükkânlarını korumak için kıratlar (paranın küçük birimleri) vererek çocuklar veya zimmîleri bekçi tutarlardı ve bu ücretler de bu tür işlerde çalışanlar için maişet vesilesi olurdu. 'Onları Allah'ın zikrinden ne bir ticaret, ne de bir alışveriş meşgul etmez' (Nûr/37) ayetinin tefsirinde şöyle vârid olmuştur: Onlar demirci ve inci işlemecisi idiler. Bu bakımdan onlardan herhangi biri çekicini demire indirmek üzere yukarı kaldırır veya inciyi delmek üzere çarkı harekete geçirir ve tam bu durumda iken ezan sesini işitir, çarkı inciden çekmez, yukarıda kalan çekici demire vurmaz, derhal elindekileri atar, namaza kalkardı. 4. Sadece bununla yetinmemeli, çarşıda ve pazarda Allah'ın zikrini
daimî bir şekilde yapmalı, tehlil ve tesbihlerle (alışveriş es-nasında
dahi) meşgul olmalıdır. Gafiller arasında Allah'ı zikreden, düşmanın önünden ka-çanların
arkasında savaşan ve ölüler arasında diri bulunan bir kimse gibidir. Kim çarşı ve pazara girip 'Allah'tan başka ilah yok! Allah kuvvet ve kudretinde tekdir. O'nun ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'nundur. Dirilten ve öldüren O... O, ölümsüz diridir. Hayr O'nun elindedir. O, herşeyi Kitabu Âdâb'il-Kesb ve'1-Meâş/V. Bölüm 281 İbn Ömer, Salim b. Abdullah, Muhammed b. Vasık ve diğer sahabîler69 çarşı ve pazara bu zikrin faziletine nail olmak için giderlerdi. Hasan Basrî şöyle buyurmuştur: Pazarda veya çarşıda Allah'ı zikreden bir kimse kıyamet gününde haşre gelir. Onun ayın ziyası ve güneşin burhanı gibi bir burhanı vardır. Pazarda Allah'tan af dileyen bir kimseye Allah Teâlâ o pazarda bulunan-ların adedince sevap verir'. Hz. Ömer (r.a), çarşıya girdiği zaman şöyle derdi: Ey Allahım! Küfürden ve fısktan ve bu çarşıdaki şeylerin şerrinden sana
sığınıyorum. Ey Allahım! Yalan yemin et-mekten, zarar edici bir
alışverişten sana sığınıyorum. Abdullah'tan biridir. Salim b. Nerede olursan ol, Allah'tan kork! (Günahın arkasından iyilik işle ki o
günahı silsin. Halka güzel ahlâkla muamele Bu bakımdan takva dindar kimselerden -durumlar ve haller Denildi ki: 'Ahireti seven yaşar. Dünyayı seven ise, taşar; yani delidir'. Ahmak odur ki, sabah akşam hiç peşinde gezer. Akıllı odur ki, kendi nefsinin ayıplarını arar, bulur (ve ıslah eder). 5. Beşincisi, pazar ve ticarete fazlasıyla haris ve düşkün olmamaktır. Şöyle ki, herkesten evvel pazara gidip herkesten sonra pazardan ayrılanlardan olmamalıdır. Ticaret peşinde deniz yolculuğuna çıkmamalıdır. Zira herkesten evvel çarşıya gelip herkesten sonra ayrılmak ve ticaret için deniz yolculuğuna çıkmak mekruhtur.71 Ancak hac veya umre veya muharebe için deniz seferi yapılır.72 Abdullah b. Amr b. As şöyle buyurmaktadır: 'Sakın herkesten önce çarşıya giren ve herkesten sonra çarşıdan ayrılan olma! Zira orada şeytan yumurtlamış ve civcivler çıkarmıştır'. Muaz b. Cebel ve Abdullah b. Ömer'den şöyle rivayet edilir: İblis, Zelembur adlı çocuğuna şöyle emir verir: 'Askerlerinle beraber geceleyin git. Pazarcıların yanına var. Onlar için yalan söyle-meyi, yemin etmeyi, kandırmayı, hile yapmayı ve hıyânette bu-lunmayı süslü göster. Herkesten evvel pazara girenle ve herkesten sonra pazardan çıkanla beraber ol!' Yerlerin en şerlisi çarşı ve pazarlardır. Çarşı ve pazar ehlinin en şerlisi de, çarşıya ilk giren ve son çıkandır.73 Bu ihtirazın (korunmanın) tamamı, kişinin günlük nafa-kasına yetecek kadar kazanmayı murakabe etmesidir. Ne zaman yetecek kadar nafakasını elde ederse gitmeli ve ahiret ticaretiyle meşgul olmalıdır. Selefin salihleri böyleydi. Selefin sahillerinden bazıları vardı ki, bir danik (dirhemin altıda biridir) kâr ettiği zaman onunla kanaat eder, derhal alışverişi bırakır, ahiret ticaretiyle meşgul olmak üzere ayrılırdı. Hammad b. Selme (veya Seleme)74 içinde koku saklanan bir kabı (yani bir tablayı) önüne bırakıp onun üzerinde peçe satardı. Ne zaman iki habbe kâr ederse (habbe, o devrin para birimi) derhal koku kabını kaldırır, alışverişi bırakır giderdi. İbrahim b. Beşşar75 şöyle anlatır; İbrahim b. Edhem'e dedim ki; 6. Altıncısı, sadece haramdan sakınmakla yetinmemelidir. Bilâkis
şüpheli şeylerden kaçınmalıdır. Şekkin kokusu bulunan yerlerden
uzaklaşmalıdır. Bu hususta fetvalara pek fazla kulak asmamalıdır. Sadece
kalbinden fetva istemelidir. Eğer kalbinde yapacağı işe karşı bir ürkeklik
görürse, derhal ondan sakınmalıdır. Kendisine bir mal geldiği zaman, o mal
kendisini şüpheye sevkediyorsa, onun durumunu sormalı, nereden geldiğini
anlamalıdır. Eğer sormaksızın yerse, şüpheli birşeyi yemiş olur. Hz.
Peygamber'e (s.a) süt getirildi. Şüpheli gördüğü için getirenlere şöyle
sordu: Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: 'Muhakkak ki, Allah Teâlâ, peygamberlerine emrettiklerini mü'min kullarına da emrederek şöyle buyurmuştur: 'Ey mü'minler! Size verdiğim rızıkların temiz ve helâlinden yeyin ve Allah'a şükredin! Eğer hakîkaten ona ibadet ediyorsanız... (Bakara/172). İşte görüldüğü gibi, Hz. Peygamber, birşeyin aslını ve aslının aslını
sormuştur. Fakat öteye gitmemiştir. Çünkü ötekileri bilmek güçtür. Biz
Helâller ve Haramlar bölümünde bu kabil soruların nerede farz olduğunu
belirteceğiz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a), kendisine getirilen herşeyi sorup
tahkik etmezdi. Tüccar bir kimse alışveriş yaptığı kimsenin haline ve
tavrına bakmalıdır. Zulme, hıyânet, hırsızlık veya faize nisbet edilen bir
kimse ile alışveriş yapmamalıdır. Cündîlerle (paralı asker), zâlimlerle
hiçbir şekilde alışveriş yapmamalıdır. Çünkü bunlarla alışveriş yapmak
onların zulmüne yardımcı olmak demektir. Anlatıldığına göre bir kişi,
İslâm hududlarının herhangi birinde yapılmakta olan bir sur'un
müteahhitliğini aldı. Adam diyor ki; 'Buradan aldıklarım kalbime şüphe
getirdi. Her ne kadar böyle birşeyi yapmak hayırlı işlerden, belki İslâmî
farzlardansa da...' Çünkü o kişinin mıntıkasındaki emîr,
zâlimlerdendi. Zâlim bir kimsenin yaşaması için dua eden bir kimse, Allah'ın mülkünde Allah'a isyan etmeyi sevmiş olur.77 Fâsık bir kimse övüldüğü zaman muhakkak Allah gazaba gelir.78 Kim herhangi bir fâsığa ikramda bulunursa, o kimse İslâm'ın yıkımına
yardım etmiş olur.79 Kısaca, müslüman kişinin nazarında insanlar 'kendileri ile iş yapılır' ve 'kendileriyle iş yapılmaz' diye iki kısma ayrılır. Bu zamanda kendileriyle iş yapılanlar; iş yapılmayanlardan daha azdır. Seleften biri şöyle buyurmuştur: "İnsanlar için bir zaman geldi ki,
kişi çarşıya gider, çarşıdakilere 'Benim için şu insanlardan hangisiyle iş
yapmayı münasip görürsünüz?' derdi. Bu sözünü işitenler de İstediğinle iş
yap. Ancak filân ve falan adamla yapma!' derlerdi. Daha sonra üçüncü bir
zaman geldi ki, kendisine şöyle denildi: 'Sakın filan ve falandan başka
kimselerle iş yapmayasın'. Ben korkuyorum ki, dördüncü bir zaman gelsin
ki, bu kadarı da o zamanda kalmamış olsun". 7. Yedincisi, iş yaptığı şahısların herbiriyle muamelesinin cereyan
etme şekillerinin tamamını murakabe ve kontrol etmektir. Zira kişi murâkıb
ve muhâsiptir. Bu bakımdan, hesap ve ikab gününde her yaptığından sorumlu
tutulduğu anda verilecek cevapları şimdiden hazırlamalıdır. Her sözünden
'Neden bunu söyledin veya yaptın?' diye sorulacaktır. Çünkü denildi ki,
tüccar bir kimse kıyamet gününde her alışveriş yaptığı kimse ile teker
teker durup onların adedince muhasebeye çekilir. Eğer kişi -beşinci bölümde zikredildiği gibi- bununla beraber dinî
vazifelerini de ihmâl etmezse sıddîkîn'den olur. Allah en doğrusunu
bilir! ________ |
İslami Okul Okulların En Önemlisi