Vika | Zehirli Ok - Nikah
VikaEşler arasındaki ilişkiye besmele ile başlanması
müstehâbdır. Temastan önce İhlâs suresini okuyup Allahu Ekber deyip Lâ
ilâhe illâllah dedikten sonra şu duâyı okumalıdır: Hz. Peygamber (s.a) bu hususta ümmetine şöyle tavsiyede bulunmaktadır: Âlimlerden biri, cinsî münasebette bulunmak istediği zaman (gayr-i İhtiyârî
olarak) evdekilere işittirecek derecede sesini yükseltip tekbir getirirdi. Sizlerden herhangi biriniz eşiyle cima ettiği zaman sakın merkepler gibi soyunmasınlar.131 Cimadan önce ince ve hassas konuşmalar yapmalı, hanımı öpmelidir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Üç şey vardır ki, bunlar kişinin acizliğinden kaynaklanır: a) Tanıması gereken biriyle bir araya gelip onun ismini ve soyunu öğrenmeden ondan ayrılmak, b) Biri kendisine ikrâm ettiği halde ikrâmını geri çevirmek, c) Kişi, câriyesine veya zevcesine yaklaşıp onunla konuşmadan, onunla sevişmeden önce onunla cinsî münâsebet kurup onun ihtiyacını düşünmemek.133 Ayın üç gecesinde kişi için cinsî münâsebette bulunmak mek-ruhtur: a) Ayın birinci gecesi, b) Ayın sonuncu gecesi, c) Ayın ortanca gecesi. Deniliyor ki, bu gecelerde yapılan cinsî münâsebette şeytan hazır bulunur.
Yine deniliyor ki, bu gecelerde şeytanlar cinsî münasebette bulunurlar. Bu
gecelerde cinsî münâsebette bulunmanın mekruh olması Hz. Ali'den, Muaviye'den ve
Ebu Hüreyre'den (r.a) rivayet edilmiştir: Bu hadîs-i şerifin te'villerinden birini (cuma günü cinsî münasebette bulunmak ve dolayısıyla zevcesini de yıkanmaya mecbur etmek) yerine getirmek için âlimlerden bir kısmı, Cuma gününde ve gecesinde cinsî münasebette bulunmayı müstehab görmektedir. Kişi cinsî münasebette bulunup zevklendiği zaman, hanımının da zevklenmesine fırsat vermesi gerekir ki, o hanımından zevk aldığı gibi, hanımı da ondan zevk almış olsun. Zîra kadının menisi çok zaman erkeğin menisinden daha sonra gelmektedir. Bu bakımdan kadının şehvetini tahrik edip, daha şehveti tamam olmadan ondan uzaklaşmak, ona bir nev'i eziyettir. Eşler arasındaki meninin akışından meydana gelen ihtilâf eğer kocanın menisi daha önce akıyorsa buğz ve ayrılığa sebep olur. Karı kocanın ikisinin menisi birden akarsa bu durum zevceye daha lezzetli gelir. Böyle olması için erkeğin çaba sarfetmesi gerekir. O anda kişi eşiyle değil, kendi nefsiyle meşgul olmalıdır. Zira kadın çok zaman utanarak bu derdini açmaktan kaçar. Karısıyla dört gecede bir cinsî münâsebette bulunması uygun-dur ve böyle yapmak daha âdil bir şekildir. Zira müslüman bir erkeğe helâl olan kadınların sayısı dörttür. Bundan daha fazla geciktirebilir. Evet, (kendi nefsini veya) zevcesinin nefsini zinadan korumak bakımından gerektiği anda bu müddeti çoğaltıp veya azaltabilir. Çünkü kadının bu hususta korunması kocasına farzdır. Her ne kadar zorluluğundan ötürü cinsî münasebette bulunmak kocadan şer'an istenilmese de... (Bu bakımdan kocanın vazifesi geceleyin hanımının yanında uyumaktır. Hanıma düşende gece gündüz nefsini kocasından menetmemektir. Oruçlu olsa bile. (Zira ancak kocanın izniyle nafile orucu tutabilir). Kadın hayızlı iken onunla cinsî münasebette bulunmamalıdır. Hayız kanı kesildikten sonra da yıkanmadan önce (Şâfiî mezhebine göre) cinsî münasebette bulunmak yasaktır. Hayızlı iken cinsî münasebetin harâm olduğu Kur'an nassıyla sâbittir. Denildi ki, kadın hayızlı iken yapılan temaslardan ötürü çocukta cüzzam hastalığı olur. Kişi hayızlı hanımının bütün bedeniyle oynayabilir. Mûtad yolun dışında hanımı ile temasta bulunamaz. Zira hayızlı bir kadının cinsî münâsebeti eziyet verici olduğu için haram kılınmıştır. Hanımın mûtad yolundan başka yollarında ise eziyet daimî bir şekilde mevcuttur. Bu bakımdan böyle bir yoldan münâsebette bulunmak, hayızlı bir hanımla münâsebette bulunmaktan daha şiddetli bir şekilde haramdır. 'Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza nasıl isterse-niz öyle varın' (Bakara/223) ayeti İstediğiniz vakitte tarlanıza gelebilirsiniz' mânâsını da ihtiva eder. (İstediğiniz yoldan oraya varınız mânâsını ifade etmez). Hayızlı hanımın eliyle istimna edilebilir. Cinsî münâsebet hariç, elbisesinin altında istediği şekilde bedeninin her tarafından yararlanabilir.134 Hayız halinde kadının kemer bağlama yerinden dizlerinin üstüne kadar uzanan küçük bir izar bağlaması uygundur. Böyle yapmak edeptendir. Kişi hayızlı bulunan hanımıyla beraber yemek yiyebilir. Onunla beraber aynı yatakta yatmak ve oynaşmakta kişi için bir sakınca yoktur. Hayızlı olduğundan ötürü ondan cinsî münasebet hariç sakınması gerekmez. Eğer kişi ikinci bir defa helâliyle cinsî münâsebette bulunmak istiyorsa, temastan önce tenasül uzvunu yıkamalıdır. Eğer kişi ihtilâm olmuşsa uyandıktan sonra tenâsül organını yıkamadan önce veya küçük su dökmeden önce cima etmemelidir, Taharetsiz uyanmamak için, gecenin başlangıcında cima mekruhtur. Eğer cünüb iken uyumak veya yemek istiyorsa, namaz için abdest aldığı gibi abdest almalıdır. Çünkü böyle yapmak sünnettir. İbn Ömer şöyle diyor: Hz. Peygamber'e 'Herhangi birimiz cünüp olduğu hâlde uyuyabilir mi?' diye sordum. 'Evet, abdest alıp uyuyabilir' buyurdu.135 Fakat bu hususta ruhsat bildiren bir haber vardır. Zira Aişe validemiz (r.a) Rasûlullah'ın (s.a) hiç suya dokunmadan cünüp olarak uyuduğunu rivayet etmektedir.136 Kişi yatağına yatmadan önce yatağının yüzünü eliyle süpürmeli veya yatağı silkmelidir. Çünkü yataktan ayrıldıktan sonra ne olduğundan habersizdir.137 Cünüp iken traş olmak, tırnak kesmek, kasıkları traş etmek veya kan aldırmak
veya bedenin herhangi bir parçasını koparıp atmak uygun değildir. Zira bütün bu
parçalar âhirette bedene geri döneceklerdir. Eğer bedenden cünüp olarak
ayrılmışlarsa, cünüp olarak döneceklerdir. Cimanın edeplerinden birisi de azil yapmamaktır. Tohumun tarlası olan (zevcenin) rahminden başka, menisini herhangi bir yere akıtmamalıdır. Hiçbir nefis yoktur ki, Allah Teâlâ onun yaratılışını takdir etmiş olsun da o
olmasın,138 Kerâhiyet'e139 gelince, şu üç mânâya gelmektedir: a) Tahrîmen kerâhiyet, b) Tenzîhen kerâhiyet, c) Faziletin terki mânâsına gelen kerâhiyet. Bu bakımdan 'azil yapmak mekruhtur'140 diyenler üçüncü mânâ ile mekruh
olduğunu söylemek istiyorlar. Yani azil yap-makta faziletin terkedilmesi vardır.
Nitekim camide oturan bir kimse için 'Şu adam boş oturup zikir veya namazla
meşgul ol-mazsa oturması mekruhtur' ve 'Mekke'de oturan bir kimse, her sene
haccetmezse kerâhet işlemiştir' denir. Bu kerâhetten gaye; evlâ ve faziletliyi
terketmek demektir. Azil meselesinde de bu şekildeki kerâhet sabittir. Çünkü biz
daha önce evlat edinmekteki faziletten bahsetmiştik. Bu hükmünü şu sırra binâen söylemiştir: Eğer bu kişiye hadîste vasfı geçen
evlat gibi, bir evlat verilirse, böyle bir evladın doğumuna sebep olduğu için
sevap kazanır. Oysa böyle bir evladın esas yaratanı, dirilteni ve cihada gitme
kuvvet ve kudretini kendisine vereni Allah Teâlâ'dır. Babaya düşen vazife ki
varolmasında sebep olmaktır cinsî münasebette bulunmaktır. Cinsî münasebette
bulunmak da ancak meniyi anne rahmine akıttığı takdirde gerçekleşmiş olur. Biz
azil yapmanın, kerâhet-i tahrîmiyye veya tenzihiyye olmadığını, ancak şu
illetten ötürü söyledik: Yasağın (nehyin) isbatı ancak nass veya nass ile
bildirilen başka bir şeyin üzerine kıyas etmekle mümkündür. Oysa azlin mekruh
olması için herhangi bir nass olmadığı gibi, kerâheti hakkında kıyas
edebileceğimiz bir asıl da mevcut değildir. Aksine burada azlin mübah olduğuna
dair kıyas yapılacak bir asıl vardır. O da evlenmeyi esasından terketmek veya
evlendikten sonra cimâı terketmek veya cinsî münasebette bulunduğu halde meniyi
akıtmayı terketmektir. Bunların herhangi birini terketmek, en faziletli olanı
terketmek demektir. Herhangi bir yasağı işlemek değildir. Bunlarla azl arasında
hiçbir fark yoktur. Zira çocuk, ancak meninin rahme düşmesiyle oluşur. Meninin
rahme düşmesinin de dört sebebi vardır: Bu sebeplerin bir kısmı çocuk yapımına diğerinden daha yakındır. Meselâ dördüncüden kaçınmak, üçüncüden kaçınmak gibidir. Böylece üçüncüsü, ikincisi gibi ve ikincisi de birincisi gibidir. Azil yapmak, âzaları daha belirmeyen çocuğu düşürmek veya olduktan sonra çocuğu öldürmek gibi değildir. Zira çocuğun oluştuktan sonra düşürülmesi veya olduktan sonra öldürülmesi, var olan bir varlığa saldırıp yok etmek demektir. Var olmuş çocuğun dört mertebesi vardır. Varlık mertebelerinin ilki, meninin rahme akıp, hayatı kabul etmeye hazırlanmak için kadının suyu ile karışmasıdır. İşte bu şekilde kadının suyu ile karışmış bir meniyi yok etmek cinayettir. İkinci mertebesi, eğer bu meni, kan pıhtısı veya et parçası olursa onu ifsâd etmek, birinciyi ifsâd etmekten daha da korkunç bir cinâyet olur. Üçüncü mertebe, çocuğa ruh üfürülür ve âzaları belirirse, cinâyet daha da kor-kunçlaşır. Dördüncü mertebesi ve cinâyetin en ağırı ise, çocuğun annesinden diri olarak doğduktan sonra hayatına son vermektir. Bizim 'Varlık sebebinin başlangıcı, meninin rahme akıtılmasıdır, erkek uzvundan çıkması değildir' dememizin sebebi şudur; çocuk sadece erkeğin menisinden yaratılmaz, iki eşin menilerinin karışmasından meydana gelir; ya erkek ile kadının suyundan veya erkeğin suyu ile kadının hayız kanından meydana gelir.141 Hekimlerden bazıları 'döl yatağındaki et parçası Allah'ın takdiri ile hayız kanından yaratılır' demiştir. Kan pıhtısında kanın yeri, yoğurt içindeki sütün yeri gibidir. Erkeğin menisi ise, o kanın katılaşması için, mayanın süt için şart olması gibi şarttır. Zira yoğurt ancak maya ile meydana gelebilir. Durum ne olursa olsun kadının suyu (menisi) çocuğun oluşumunda şarttır. Bu bakımdan eşlerin suları (menileri) akidlerdeki icab ve kabulün yerine geçer. Bu bakımdan kim önce akde evet deyip sonra karşı tarafın kabullenmesi olmadan önce cayarsa, akdi feshettiğinden ötürü suçlu sayılmaz. Ne zaman icab ile kabul, yani verdim ile aldım sözü bir araya gelirse, ondan sonra caymak yapılmış bir akdi feshetmek demek olur. Erkeğin bel kemiklerinde bulunan meni, tek başına çocuğu yapmadığı gibi, erkeğin tenâsül uzvundan çıktıktan sonra kadının suyu veya kanı ile karışmadıkça çocuk olmaz. İşte en açık kıyas budur. İtiraz: Meniyi dışarıya akıtmak çocuğun olmasını bertaraf et-mek hususunda mekruh sayılmasa dahi, insanı böyle yapmaya sevkeden niyetinden ötürü mekruh olması, uzak sayılmayan bir ihtimaldir. Zira insanı azil yapmaya sevkeden niyet, bozuk bir niyettir. Böyle bir niyette şirkin şâibelerinden bir koku vardır. Cevap: İnsanı azil yapmaya sevkeden niyetler beş tanedir: İkincisi, kadının gençlik ve güzelliğini korumak için azil yapmaktır.
Böyle bir niyetle yapılan azil de yasaklanmış değildir. Dördüncüsü, kız çocuğunun ar getireceği düşüncesiyle yapılan azildir.
Kız çocukları kendilerine bir ayıp olur diye öldürmek cahiliyye Arabının âdeti
olduğu gibi, kız çocuklarının başkasıyla ev-lenmelerinde bir rezâletin olduğuna
inandığı için azil yaparsa, bu niyeti bozuk bir niyettir. Eğer bu niyetten ötürü
evlenmenin esasını veya cinsî münâsebetin esasını terkederse günahkâr olur. Yani
evlenmeyi veya cinsî münâsebeti terketmekten ötürü değil, bu niyetinden dolayı
günahkâr olur. Böylece bu niyetle yapılan azilde de Beşincisi, temizliğe aşırı derecede düşkün olan bazı kadınlarda olduğu
gibi, çocuk doğurmaktan, hayız ve nifastan kaçındıkları için çocuk
istememeleridir. Hatta evlenmekten bile kaçınmalarıdır. Bu hâricî mezhebine
mensup kadınların âdetidir. Onlar temizliğe çok önem verirler. Hayız halinde
oruç tutar. Hatta hayız günlerinde geçen namazlarını bile kazâ ederler. Helâya
bile soyunarak girerler. Onların yaptıkları sünnet-i seniyye'ye aykırı bir
bid'attir. Bu niyet de bozuktur. Haricî kadınlarından birisi Âişe vâlidemiz
(r.a) Basra'ya geldiği zaman, Âişe'nin huzuruna girmek için izin istemiş, ancak
Âişe validemiz ona izin vermemiştir. Bunların da çocuk doğurmamaları değil, bu
niyet ve tutumları bozuktur. Şayet bu hadîsi öne sürerek itiraz edecek olursan, derim ki: Azil yapmak, evlenmeyi terketmek gibidir. Fakat Rasûlullah'ın 'Bizden değildir' demesi, şu mânâya gelir: 'Sünnetimiz ve yolumuz üzerinde bize uymuş değildir'; zira sünnetin en faziletlisi evlenip çocuk edinmektir. Hz. Peygamber'in (s.a) azil hakkında 'Azil, çocuğu diri diri gömmektir' dediğini ve 'Diri olarak (toprağa) gömülen kıza hangi günahla öldürüldüğü sorulduğu zaman' (Tekvir/8)144 ayetini okuduğunu söyleyecek olursan ki bu hadîs sahih'de vardır cevap olarak deriz ki: Bu hadîs gibi, azlin mübah olduğuna işaret eden birçok sahih hadîs de vardır. Hz. Peygamber'in 'çocuğunu diri gömmektir' sözü ise 'gizli şirktir' sözü gibidir. Bu ise, haram olmasını değil, mekruh olmasını icabettirir. İtiraz: İbn Abbas (r.a) azlin, çocuğu öldürmenin bir şekli olduğunu söylemiştir. Zira azil yapmakla doğumu önlenen, küçücük iken öldürülen bir yavru gibidir. Cevap: İbn Abbas bu kıyasıyla varlığın önlenmesini, varlığın doğduktan
sonra öldürülmesi hususuna kıyas etmiştir. Bu kıyas ise, zayıf bir kıyastır.
Zayıf olduğundan ötürü Hz. Ali (r.a) İbn Abbas'ın bu şekilde kıyas yaptığını
duyduğu zaman, onun bu kıyasının yerinde bir kıyas olmadığını söyleyerek şöyle
demiştir: 'Ancak meni yedi tür değişimden geçtikten sonra zâyi edilirse,
öldürülen çocuk hükmüne geçer'. Hemen bu sözün akabinde yaradılışın geçirdiği
devirler hakkında vârid olan şu ayeti celîleyi okudu: Daha sonra Hz. Ali (r.a) şu ayeti de okudu: Sahih'de Câbir'den şu hüküm de rivayet edilmektedir: Adamın biri Hz.
Peygamber'e gelerek şöyle dedi: Hz. Peygamber (s.a) şöyle cevap verdi: 129) Müslim ve Buhârî |
İslami Okul Okulların En Önemlisi