1. İdrâkin Sebeplerinin Yaratılmasındaki İlâhî Nimetler | Zehirli Ok - Korku Ve Umit - 980. Sayfa
1. İdrâkin Sebeplerinin Yaratılmasındaki İlâhî Nimetlerİki sınıf insan, ümit ile tedaviye muhtaçtır. Bunlardan biri ümitsizliğe düşüp ibadeti terkeden, diğeri de fazla korkuya kapılıp kendisine ve ailesine zarar verecek şekilde ibadete dalan kişidir. Bunların ikisi de itidâlden ayrılmış olup ifrat ve tefride kaymışlardır. Bunların kendilerini itidâle sevkedecek tedaviye ihtiyaçları vardır. Mağrur olan, ibâdetten yüz çevirmesine rağmen Allah'tan birçok şey temenni eden ve günahlara dalan âsi için ümidin ilâçları helâk edici zehir olur. O ilâçlar soğukluğun kendisine geldiği bir kimse için şifa olan balın yerine geçer. Oysa o bal hararete mağlup olan bir kimse için öldürücü zehirdir. Mağrur için sadece korkuyu gerektiren ilaçlar kullanılır. İşte bunun için halk vaizinin lütufkâr olması, illetlere bakması, illeti arttıran ilâçla zıddını tedavi etmesi gerekir; zira maksat sıfatlar ve ahlâkların tamamında adalet ve itidâldir. İşlerin hayırlısı itidâlli olandır. Ne zaman itidâlden kayarsa onu itidâle çevirecek şekilde tedavi etmek gerekir. İtidâlden daha fazla uzaklaştıran ilâçla tedavi edilmemelidir. Bu zaman öyle bir zamandır ki o zamanda halka ümit vermek uygun değildir. Korkutmakta mübalağa etmek de onları hak caddesine ve doğruluk yollarına çeviremeyebilir. Fakat ümit vermek onları tamamen helâk eder. Fakat kalplere daha hafif ve nefisler katında daha lezzetli olduğu için ve vaizlerin de hedefleri zaten kalpleri celbetmek, halkı nasıl olursa olsun lehlerinde konuşturmaktan başka birşey olmadığı için vaizler bol bol ümit vermeye meylettiler. Öyle ki alabildiğine fesad çoğaldı, hatta alabildiğine tuğyana dalanlar arttı. Nitekim Hz. Ali 'Âlim ancak o kimsedir ki halkı Allah'ın rahmetinden ümitsiz kılmadığı gibi azabından da emin kılmaz' demiştir. Biz Kitab'a ve Sünnete uyarak ümitsizliğe düşeni ve fazla kor-kuya kapılanı bu çıkmazdan kurtarmak için recâ ve ümit'in sebeplerini zikredeceğiz. Kitap ve Sünnet ümit ve korkuyu kapsamaktadır. Çünkü onlar her çeşit hasta hakkında şifanın sebeplerini toplamıştır. Amaç, peygamberlerin vârisleri olan âlimlerin ihtiyaca göre halkı bunlarla tedavi etmeleridir. Fakat reçeteyi verirken her ilacın her hastalığa şifa olduğunu sanan ahmaklar gibi değil, uzman doktor gibi olmalıdır. Recâ hali iki şeyle mûtedil olur: Onlardan biri ibret almak, ikincisi ise ayet, hadîs ve eserleri araştırmaktır. İbret almak, Şükür bölümünde nimet sınıfları hakkında zikrettiklerimizin tümünü düşünmek demektir. O zaman, Allah'ın kullarına dünyada vermiş olduğu nimetlerinin incelikleri, insan fıtratında gözettiği hikmetlerin acaiplikleri bilinir. Dünyada insan varlığının devamında zarurî olan her şeyi; gıda aletleri, muhtaç olduğu parmak ve tırnaklar, zîneti için kaşların kavisli olması, göz renklerinin değişikliği, dudakların kırmızılığı ve yok olması ile bir gayenin değil, ancak güzellik meziyetinin ortadan kalkacağı başka şeyleri bilir. Dolayısıyla insan ilâhî inayetin bu inceliklerin benzerlerinde kullardan esirgenmediğini, hatta kullar için zînet ve ihtiyaçtaki meziyetlerin yokluğuna bile rıza göstermediğini anlar. İlâhî inayet onları ebedî helâke sevketmeye nasıl razı olabilir? Aksine insan şifa verici bir bakışla baktığı zaman bilir ki halkın çoğu için daha dünyada saadetin sebepleri hazırlanmıştır. Hatta halkın çoğu kendisine 'Ölümden sonra azap görmeyeceksin veya asla dirilmeyeceksin!' denilse bile yine de ölümü hoş görmez. Bu bakımdan onların yokluğu hor görmeleri, nimetin sebeplerinin daha çok olmasından ileri gelir. Ölümü temenni eden pek azdır. Sonra o temenni eden de ancak zor durumda kaldığında ölümü temenni eder. Madem halkın çoğunun dünyadaki galip olan hali hayır ve selâmettir. Öyle ise Allah'ın sünnetinin değiştiğini görmezsin. Bu bakımdan ahiret işi de böyle olur. Çünkü dünya ve ahireti tedvir eden Bir'dir. O gafur, rahîm ve kulları için latîfdir. Onlara merhamet edicidir. Bu durum hakkı ile düşünüldüğü zaman, bu düşünce ile recâ'nın sebepleri kuvvet bulur. Şeriatın hikmetine, dünya maslahatları hakkındaki teşriine ve onunla kullara rahmet etmesinin yönüne bakmak da ibrettir. Hatta Âriflerden biri Bakara sûresindeki müdâyene (borçlanma) ayetini ümit sebeplerinin en kuvvetlisi olarak görürdü. Kendisine denildi ki: 'Bu ayette ümidin nesi var?' Cevap olarak dedi ki: 'Dünyanın tamamı azdır, insanoğlunun dünyadaki rızkı azdır. Borç ise rızıktan daha az birşeydir. Allah Teâlâ'nın borç hakkında en uzun ayetini indirip bununla kulunu dininin korunmasındaki itiyad yoluna nasıl irşad ettiğine dikkat et!' O. halde Allah Teâlâ (dünya ve ahiretinde) kulun hiçbir karşılığı kendisinden olmayan dinini nasıl korumaz. İkincisi, ayetleri ve hadîsleri tedkik etmektir. Bu bakımdan ümit hakkındaki vârid olanlar sayılmayacak kadar çoktur. Ayetler Hz. Peygamber bu ayeti okuduğunda 'O perva etmez, çünkü o gafûr ve rahimdir'7 demiştir. Allah Teâlâ ateşi düşmanlarına hazırladığını, ancak onunla dostlarını korkuttuğunu haber vermiştir. O kâfirlerin üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da ateşten tabakalar var. İşte Allah kullarını bundan korkutuyor.(Zümer/16) Kâfirler için hazırlanan ateşten sakının!(Âlu İmran/131) Ben sizi, alevlendikçe alevlenen bir ateşe karşı uyardım. Ona ancak bedbaht kimse girer. O ki yalanladı ve döndü.(Leyl/14-15-16) Şüphesiz rabbin, insanların zulümlerine karşı mağfiret sahibidir.(Ra'd/6) Hz. Peygamber'in (s.a) ümmeti hakkında Allah'tan (rahmet) istediği ve ona 'Sen hâlâ razı olmuyor musun, senin üzerine şu ayet inmiştir' dendiği söylenmiştir. Şüphesiz rabbin, insanların zulümlerine karşı mağfiret sahibidir.(Ra'd/6). Rabbin sana verecek ve sen razı olacaksın! Oysa biz ehl-i beyt deriz ki Kur'an'da en ümit verici ayet, şu ayettir: Hadîsler Bu ümmetin her biri bir yahudi veya hristiyanı cehenneme götürür ve der ki: 'Bu benim ateşten azat edilmemin karşılığıdır'. O getirilen hristiyan veya yahudi ateşe atılır.9 Sıtma, cehennemin nefesindendir. Bu bakımdan sıtma mü'minin ateşten olan nasibidir.10 Bu ayetin tefsiri ile ilgili olarak rivayet ediliyor ki Allah Teâlâ peygamberine vahiy göndererek şöyle buyurmuştur: Enes'ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber, ümmetinin günahları hakkında Allah Teâlâ'dan af dileğinde şöyle demiştir: Bunun üzerine Allah Teâlâ ona vahiy göndererek şöyle buyurmuştur: Benim hayatım sizin için hayırlıdır. Ölümüm (de) sizin için hayırlıdır. Hayatıma gelince, ben sizlere ilâhî emir ve prensipleri getirip tebliğ ediyorum. Ölümüme gelince, sizin amelleriniz bana arzolunacaktır. Onların içinde bir iyilik görürsem ondan dolayı Allah'a hamdederim.. O ameller içerisinde bir kötülük görürsem, sizler için Allah'tan af talep ederim.13 Hz. Peygamber 'Ya Kerîm'ul-Afiv (ey kerem sahibi affedici!)' diye Allah'ı çağırınca, Cebrail 'Sen Kerîm'ul-Afiv'in tefsirini biliyor musun? Eğer O rahmetiyle günahları affederse, keremiyle onların yerine sevapları yerleştirir'dedi.14 Hz. Peygamber bir kişinin şöyle dediğini duydu: 'Ey Allahım! Ben senden nimetinin tamamını isterim'. Hz. Peygamber ona 'Sen nimetin tamamının ne olduğunu biliyor musun?' dedi. O Hayır!' dedi. Hz. Peygamber 'O, cennete girmek demektir' buyurdu.15 Âlimler dediler ki: Allah Teâlâ, bize islâm dinin seçmek sûretiyle nimetini tamamlamış bulunuyor; zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Kul bir günah işleyip Allah'tan af talep ettiğinde, Allah Teâlâ meleklerine şöyle der: 'Kuluma bakınız! Bir günah işledi ve kendisinin günahları affeden ve günahtan dolayı azap eden bir rabbi olduğunu hatırladı. Ben sizi şahid tutarım ki onu affettim.16 Eğer kul, günahları göklere varıncaya kadar günah işlese, benden af dilediği ve umduğu müddetçe o günahlarını affederim.17 Eğer kulum yeryüzü dolusu günah ile benim huzuruma gelse, ben de yeryüzü dolusu af ile onu karşılarım.18 Kul günah işlediği zaman melek altı saat yazmaz. Eğer kul tevbe edip af talebinde bulunursa, o günahı onun defterine hiç yazmaz. Eğer tevbe etmezse tek bir günah olarak defterine yazar.19 Melek, günahı kulun defterine yazdığı zaman, kul bir amel işlerse, sağ taraftaki melek sol taraftaki meleğin âmiri olduğu için ona der ki: 'Onun işlemiş olduğu bu günahı at ki ben de onun hasenelerinin on katından birini atayım ve dokuz hasenesini de onun için yazayım'. Böylece o günah kulun defterinden atılmış olur. Enes'in rivayet ettiği bir hadiste ki Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Bir kişi Hz. Peygamber'in huzuruna gelerek şöyle dedi: Enes'in rivayet ettiği uzun bir hadiste vârid olduğuna göre, bir bedevî şöyle dedi: Bu söze binaen, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ, Kâbe'yi şereflendirdi ve yüceltti. Eğer bir kul onu taş taş yıksa, sonra yaksa, o kimsenin günahı Allah'ın velî kullarından biriyle istihfaf edenin günahına yetişmez. Bedevî dedi ki: 'Allah'ın velî kulları da kimlerdir?' Hz. Peygamber 'Mü'minlerin tümü Allah'ın velî kullarıdır. Ey bedevî! Sen Allah Teâlâ'nın şu ayetini işitmedin mi?' dedi. Bazı hadîslerde şöyle vârid olmuştur: Mü'min temiz ve tahirdir.24 Mü'min Allah katında meleklerden daha kıymetlidir.25 Allah Teâlâ, cehennemi, rahmetinin faziletinden bir kamçı olarak yarattı. Onunla kullarını cennete sevkeder.26 Allah Teâlâ bir hadîs-i kudsî'de şöyle buyurmaktadır: insanları benden kâr etsinler diye yarattım. Onların sırtından kâr edeyim diye yaratmadım,27 Ebu Said el-Hudrî'nin rivayetine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ, halkı yaratmadan önce 'rahmetim öfkemi geçmiştir' diye kendi üzerine rahmeti yazmıştır.29 Muaz b. Cebel ve Enes b. Mâlik'ten şöyle rivayet ediliyor: Kim 'Lâ ilâhe illâllah' derse cennete girer.30 Kimin konuşmasının sonu 'lâ ilâhe illâllah' ise ateş onu yakmaz.31 Kalbinde zerre kadar imanı olan ateşe (ebedî kalmak üzere) girmez.33 Eğer kâfir Allah'ın rahmetinin genişliğini bilseydi, Allah'ın cennetinden ümitsiz olmazdı.34 Hz. Peygamber bu ayeti okuduğu zaman şöyle buyurmuştur: Hz. Peygamber şöyle dedi:Siz ümmetler arasında ne kadarsınız ki? Tavil, Taris, Mensik, Ye'cüc ve Me'cüc nerededirler? Bunlar Allah'tan başka sayıları bilinmeyecek ümmetlerdir. Siz ancak diğer ümmetler arasında siyah öküzün derisindeki beyaz kıl gibisiniz. Yürüyen hayvanın ön ayağındaki nişan gibisiniz.35 Hz. Peygamberin halkı nasıl korku kamçısı ve ümit gemiyle Allah'a doğru sevkettiğine dikkat et! Zira önce onları korku kamçısıyla sevketti. Sonra bu korku onları normal hududların dışına çıkarıp ye'se düşürdüğü zaman, Hz. Peygamber onları ümit ilâcıyla tedavi etti. Onları itidale çevirdi. Bu sonuncusu, birincisine zıd değildir. Fakat Hz. Peygamber birincisinde 'Şifaya sebep olacağını' gördüğü şeyi zikretti ve sadece onunla yetindi. Onlar ümitle tedavi edilmeye muhtaç olduklarında işin tamamını onlara söyledi. Bu bakımdan vâizin yapması gereken vazife, vâizlerin efendisine uymaktır. Öyleyse vâiz, korku ve ümit hakkında vârid olan hadîsleri kullanırken kalp hastalıklarını tesbit ettikten sonra ihtiyaca göre hassas davranmalıdır. Eğer vâiz buna riayet etmezse, ifsad ettiği ıslah ettiğinden fazla olur! Sizi götürüp, affetmek için yerinize başka bir halk getirirdi. Muhakkak ki Allah çokça affeden ve çokça merhamet edendir. Eğer siz günah işlememiş olsaydınız, günahtan daha şerli bir şeyin başınıza gelmesinden korkardım! Denildi ki: 'O nedir?' Şöyle cevap verdi: 'Ucub (nefsini beğenmek) tir'.37 Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin olsun! Mü'min kulu hakkında Allah, şefkatli annenin evladına merhametinden daha fazla merhametlidir.38 Allah (c.c) kıyamet gününde öyle bir af ilan eder ki o af, hiç kimsenin kalbine bir an bile gelmiş değildir. Hatta İblis bile, kendisine isabet eder ümidiyle o affa uzanır. 39 Allah'ın yüz rahmeti vardır. Onlardan doksan dokuzunu bekletmiştir. O yüz rahmetten bir tanesini, dünyada göstermiştir. Halk birbirine o rahmetle rahmeder. Bu nedenle ana evladına şefkat gösterir. Kıyamet günü geldiği zaman, bu rahmetini de o doksan dokuz rahmete ekler, sonra hepsini bütün halkın üzerine yayar. O rahmetin her biri, gökler ve yer dolusu kadardır. Râvi dedi ki: 'O halde, o günde, Allah'ın katında ancak helâk olmuş bir kimse helâk olur!'40 Amel edin! Müjde verin. Bilin ki hiçbir kimseyi ameli kurtaramaz.42 Ben şefaatimi ümmetimden büyük günah işleyenlere sakladım. Siz o şefaatin, muttaki ve itaatkar kimseler için olduğunu mu sanıyorsunuz? Aksine o şefaat, mülevves olmuş günahkâr kimseler içindir.43 Ben kolay, geniş ve bâtıldan hakka yönelmiş bir dinle gönderildim.44 Bu hadîsin mânâsına, Allah Teâlâ'nın mü'min kullarının şu dileklerini kabul etmesi delâlet eder: Üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar.(A'raf/157) Muhammed b. Hanefiyye46 Hz. Ali'den (r.a) şöyle rivayet eder: 'Veya güzel muamelede bulun!' (Hicr/85) ayeti nazil olduğu za-man, Hz. Peygamber, Cebrail'e şöyle sordu: Rabbiniz size selâm ediyor ve diyor ki: 'Affettiğim kimseyi nasıl kınarım? Bu benim keremime yakışmayan birşeydir'.47 Recâ'nın sebepleri hakkında vârid olan haberler sayılmayacak kadar çoktur. 7) Tirmizî |
İslami Okul Okulların En Önemlisi