40.Şefaat | Zehirli Ok - Olum Ve Sonrasi - 1439. Sayfa
40.ŞefaatMü'minlerin bazı taifelerine cehenneme girmek sabit olduğu zaman Allah Teâlâ fazlıyla onlar hakkında peygamber ve sıddîklarm şefaatini kabul eder.220 Hatta âlim ve salihlerin şefaatini aile efradı, akrabaları, dostları ve tanıdıkları hakkındaki şefaatini de kabul eder. Bu bakımdan onların şefaatini kazanmaya gayret et! O da şu şekilde elde edilir: Hiçbir kimseyi şahsından ötürü tahkir etmemelisin.221 Çünkü Allah Teâlâ, velîlerini kullarının içinde gizlemiştir. Kendisiyle alay edilen kimsenin Allah'ın velîsi olma ihtimali vardır. Hiçbir günahı küçük sayma, çünkü Allah Teâlâ gazabını günahların içinde gizlemiştir. Küçük saydığın günahta Allah'ın gazabının olması mümkündür. Hiçbir ibadeti azımsama, çünkü Allah Teâlâ rızasını ibadetinde gizlemiştir. Allah'ın rızasının o azımsanan ibadette olması mümkündür. Bazen o ibadet güzel bir söz, helâl bir lokma, güzel bir niyet veya onların yerine geçen bir hareket olabilir. Şefaatin delilleri Kur'an-ı Kerîm ve hadîs-i şeriflerde çoktur. Rabbim! Onlar insanlardan bir çoğunu şaşırttılar. Artık bundan böyle kim bana uyarsa o bendendir, kim bana isyan ederse, muhakkak ki sen çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin.(İbrahim/36) Eğer onlara azap edersen onlar senin kullarındandır.(Mâide/118) Amr b. el-As rivayet ediyor ki Hz. Peygamber (s.a), Hz. İbrahim'in ve Hz. İsa'nın yukarıdaki sözlerini okuduğu zaman, el-lerini kaldırdı, 'ümmetim, ümmetim' dedikten sonra ağladı. Bunun üzerine Allah Teâlâ (ce) şöyle buyurdu: "Ey Cebrail! Muhammed'e git! Ona 'Seni ağlatan ne idi?' diye sor". Cebrail Hz. Peygamber'e gelip sorunca, Hz. Peygamber Cebrail'e ağlamasının sebebini anlattı. Oysa Allah, peygamberinin durumunu daha iyi bi-liyordu. Bunun üzerine Allah Teâlâ Cebrail'e dedi ki: Bana beş şey verildi ki benden önce hiçbir kimseye verilmemiştir: Kıyamet günü geldiğinde, peygamberlerin imamı, hatibi ve şefaatlerinin sahibi olurum. Bunu övünmek için söylemiyorum.224 Ben âdem evladının efendisiyim. Bu sözümde övünme yok! Ben kabrinden çıkan ilk insanım. Ben ilk şefaat edenim. Ben ilk şefaati kabul olunanım. 'Liva'ül-Harnd' benim elimdedir. Adem ve ondan sonra gelenler o bayrağın altında toplanırlar.225 İbn Abbas, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: Kıyamet günü, yeryüzünde bulunan taş ve topraktan daha fazla kimseler için şefaat ederim.228 Ebû Hüreyre (r.a) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber'e bir kol eti getirildi. Zaten kol etini severdi. Etten ön dişleriyle parçalar koparıp yedikten sonra şöyle dedi: Kıyamet gününde insanların efendisiyim. Bunun neden olduğunu biliyor musunuz? Allah Teâlâ öncekileri ve sonrakileri bir toprakta toplayacaktır. Öyle ki bağıran onlara sesini duyuracak, göz onları görecek ve güneş onlara yaklaşacaktır. İnsanlar, üzüntüden tahammül edilmeyecek bir duruma gelecekler. İnsanlar birbirine 'Başınıza geleni görmüyor musunuz? Rabbinizin yanında size şefaat edecek bir kimseyi araştırmayacak mısınız?' diyecektir. Bunun üzerinde insanlar birbirlerine 'Adem'e (a.s) gidin!' derler. Âdem'e (a.s) gelip 'Sen beşerin babamızsın. Allah seni eliyle yarattı. Ruhundan sana üfürdü. Meleklere sana secde etmelerini emretti. Öyle ise bizim için rabbinin katında şefaatte bulun. İçinde bulunduğumuz felâketi ve vardığımız noktayı görmüyor musun?' derler. Bunun üzerine Adem (a.s) 'Rabbiniz öyle öfkelenmiş ki daha önce böyle öfkelenmediği gibi sonra da öfkelenmez. Rabbim cennet ağacından yemekten beni menetti. Ben onun emrinin hilâfına hareket ettim. Nefsim, nefsim! Siz benden başkasına gidiniz! Siz Nuh'a gidiniz' der. Böylece Onlar Nuh'a (a.s) varıp 'Ey Nuh! Sen yeryüzü ehline gönderilen ilk rasûlsün! Allah Teâlâ sana 'Çokça şükreden bir kul' demiştir. Rabbinin katında bizim için şefaatte bulun! İçinde bulunduğumuz durumu görmez misin?' Nuh (a.s) der ki: 'Rabbim bugün öyle bir öfkelenmiştir ki bunun gibi ne daha önce, ne bundan sonra öfkelenmemiş ve öfkelenmez. Benim bir duam vardı. Kavmimin aleyhinde o duamı yaptım. Bu bakımdan ben ancak nefsimle meşgulüm. Siz başkasına gidiniz, İbrahim Halîlullah'a gidiniz!' Böylece onlar İbrahim Halîlullah'a varırlar. İbrahim Halîlullah'a derler ki: 'Sen Allah'ın peygamberi ve yeryüzünün sakinleri arasında onun dostusun. Rabbin katında bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz durumu görmez misin?' Bunun üzerine İbrahim Halîlullah der ki: 'Rabbim bugün öyle öfkelenmiş ki ne bundan önce böyle öfkelenmiş, ne de gelecekte böyle öfkelenir. Ben daha önce üç defa hilâf-ı hakîkat beyanda bulundum'. (O üç şeyi belirttikten sonra şöyle de) 'Ben ancak nefsim için şefaatçi olurum. Öyle ise siz Musa'ya gidin!' Böylece onlar Musa'ya (a.s) varırlar ve derler ki: 'Sen Allah'ın Rasûlü'sün. Allah risalet ve konuşmasıyla seni insanlardan üstün kıldı. Bizim için rabbinin katında şefaat et. İçinde bulunduğumuz durumu görmez misin?' Bunun üzerine Musa (a.s) der ki: 'Rabbim bugün öyle öfkelenmiştir ki ne bundan önce böyle öfkelenmiş, ne de bundan sonra böyle öfkelenir. Ben bir adam öldürdüm. Ancak nefsim için şefaatçi olurum. İsa'ya (a.s) gidin!' Böylece onlar İsa'ya varırlar ve derler ki: 'Ey İsa! Sen Allah'ın Rasûlü ve Meryem'in rahmine atılmış kelimesisin. Allah'tan gelen ruhsun. Beşikte iken insanlarla konuştun. Rabbinin katında bizim için şefaatçi ol! İçinde bulunduğumuz dehşeti görmez misin?' İsa (a.s) der ki: 'Rabbim bugün öyle öfkelenmiş ki ne bundan önce böyle öfkelenmiş, ne de bundan sonra böyle öfkelenir'. İsa (a.s) işlemiş olduğu bir zelleyi söyler ve 'Nefsim, nefsim' dedikten sonra Muhammed'in (s.a) yanına gidin' der. Mahşer ehli bana gelip şöyle derler: 'Ey Muhammed! Sen Allah'ın Rasûlü, peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını (zellelerini) affetti. Rabbinin katında bizim için şefaatte bulun. İçinde bulunduğumuz 'dehşeti görmez misin?' Bunun üzerine ben arşın altına varırım. Orada rabbim için secdeye kapanırım. Allah Teâlâ hamdlerinden ve güzel övgüsünden bana öyle birşey açar ki benden önce hiç kimseye açmamıştır. Sonra der ki: 'Ey Muhammed! Başını sec-deden kaldır! İste! İsteğin verilecektir. Şefaat et? şefaatin kabul olunacaktır'. Başımı kaldırır ve şöyle derim: Tarab! Ümmetim, ümmetim!' Bunun üzerine denilir ki: 'Ey Muhammed! Ümmetinden hesabı olmayanları cennet kapılarının sağından içeri bırakacağım'! Diğer kapılarda da insanların ortaklarıdırlar'. Hz. Peygamber bütün bunlardan sonra şöyle buyurmuştur: Başka bir hadîste bu siyak, bu ibarelerin mânâları aynen vardır. Ancak o hadîste İbrahim'in hataları (zelleri) zikredilmiştir. O da, yıldızlar hakkında 'Bu benim rabbimdir', kavminin putları için 'Onları parçalayan en büyük puttur' ve 'Ben hastayım' sözleridir. İşte bu şefaat, Hz. Peygamber'in şefaatidir. Ümmetinden âlim ve sâlihler de şefaat ederler. Hatta Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Ümmetimden bir kişinin şefaatiyle Râbia ve Mudar kabilelerinden daha fazla kimseler cennete girecektir.230 Kişiye 'Ey falan kalk! Şefaat et' denir, Enes, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder: İnsanlar haşre gönderildiklerinde, kabirlerden çıkan ilk insan benim. Rablerinin huzuruna vardıklarında onların sözcüsü benim. Ümitsiz olduklarında onların müjdecisi benim. O gün 'Liva'ül-Hamd' (Hamd sancağı) benim elimdedir. Ben rabbimin katında Âdem evladının en şereflisiyim. Bu sözümde övünme yoktur. İbn Abbas (r.a) şöyle diyor: Ashabtan bir grup oturup Hz. Peygamber'i beklediler. Hz. Peygamber çıkıp onlara yaklaştığında aralarında müzakere ettiklerini gördü. Onlar diyorlardı ki: Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara selâm verdi ve şöyle dedi: 220) Mutezile ve Havâric mezhebinin bir kısmı, ateşe giren günahkârların şefaatle ateşten çıkacakları görüşünü 'Onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermez' mealindeki ayet ve benzerleriyle karşı çıkıp kabul etmemişlerdir,. Ehl-i Sünnet âlimleri ise bu hususta gereken cevapları vermişlerdir. (Geniş bilgi için bkz. İthaf'us-Saade, X/485) |
İslami Okul Okulların En Önemlisi