Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Allah Korkusu ve Sevgisi - Ilmilkelam - 4. Sayfa

Allah Korkusu ve Sevgisi
Îmân ve tasdîk
 
 
 
Müteşâbih lafzlarda irâde olunan ma’nânın, Allahü teâlânın azamet
ve celâline yakışır bir ma’nâ kasd edildiğini kesin olarak bilmek ve Resûlullahı
n “sallallahü aleyhi ve sellem” Allahü teâlâyı bu lafzlarla vasf etmesinde
sâdık olduğunu bilmek ve inanmakdır. Resûlullahın buyurdukları-
nın doğru, haber verdiklerinin hak olduğunu şübhe etmeden kalben tasdîk
etmeli, ya’nî muhakkat, şeksiz ve şübhesiz inandık ve tasdîk etdik, demelidir.
Hakîkatine vâkıf olmasam da, Allahü teâlâ kendisini ne ile vasf etmiş
veyâ Resûlü Onu nasıl vasf etmiş ise, Allahü teâlâ [kendisinin ve Resûlünün]
vasf etdikleri gibidir. İrâde etdikleri ma’nâ ve söyledikleri vech
üzere hakdır, demelidir.
Süâl: Tasdîk ancak tasavvurdan sonra, îmân ise, ancak anladıkdan
sonra olur. Müteşâbih lafzların ma’nâlarını anlamıyan kimse, bu lafzları
söyliyenin sâdık olduğuna nasıl inanır?
Cevâb: İşleri icmâlî, ya’nî kısa ve toplu hâlde olarak tasdîk etmek
muhal değildir. Her akl sâhibi, bu müteşâbih lafzlardan ma’nâlar murâd
edildiğini ve her ismin bir müsemmâsı kasd edildiğini bilir. O hâlde haber
verilen şeyin haber verildiği üzere doğru olduğuna i’tikâd etmek
mümkindir. Bu icmâl yolu ile ma’kûldür. Bu lafzlardan mufassal değil, mücmel
işleri anlamak ve tasdîk etmek mümkindir. “Evde canlı vardır” denildiğ
inde, bu söze, insan mıdır, at mıdır veyâ başka bir canlı mıdır bilmeden,
evde bir canlının olduğunu tasdîk etmek mümkindir. Hattâ “Evde bir
şey vardır” denildiğinde, o şeyin ne olduğunu bilmese de, evdeki şeyin
varlığını tasdîk etmek mümkindir. Bunun gibi, meâl-i şerîş (Rahmân Arşa
istivâ etmişdir) olan, Tâhâ sûresi beşinci âyet-i kerîmesini duyan kimse,
istivâ lafzından, mücmel olarak Arşa özel bir nisbet irâde edildiğini anlar.
Bu nisbetin Arş üzerine istikrâr, mahlûklarına dönüş, Arş-ı a’lâ ile ittihâd
[birleşme], Arşı istîlâ etme [hükmü altına alma] veyâ nisbete delâlet
eden başka bir ma’nâya geldiğini bilmeden de, istivâdan murâdın Arşa
özel bir nisbetin olduğunu tasdîk etmesi mümkindir.
Süâl: Halka anlamadığı şeklde hitâb etmenin fâidesi nedir?
Cevâb: Bu hitâbdan maksad, ehli olan kimselere anlatmakdır. Onlar
da Evliyâ ve râsih ilmli âlimlerdir. Bunlar kasd edilen ma’nâyı anlamışlardı
r. Akllı olanlara hitâb eden kimsenin, çocukların anlıyabileceği sözlerle
hitâb etmesi şart değildir. Avâmın ârişere nisbeti, çocukların bâlig
olanlara nisbeti gibidir. Çocukların, anlamadığı şeyleri bâliglerden sorması,
bâliglerin de çocuklara, “Bu sizin işiniz değil, bunlar üzerinde durmayı
nız, başka sözler üzerinde durunuz”, demeleri lâzımdır. Avâmdan olan
câhiller bir şey sorarlarsa, onlara meâl-i şerîş (Ehl-i zikre [ya’nî âlimlere]
sorunuz) olan Nahl sûresi kırküçüncü âyet-i kerîmesini söylemelidir.
Eğer anlama kâbiliyyetinde iseler, onlara anlatılır. Aksi takdîrde onlara,
meâl-i şerîş, (Size az bir bilgi verilmişdir) olan İsrâ sûresi, seksenbeşinci
âyet-i kerîmesi ile, meâl-i şerîş, (Size açıklanınca, hoşunuza gitmeyecek
olan şeyleri sormayınız) olan Mâide sûresi, yüzbirinci âyet-i kerîmesini
söylemelidir. Bu süâlin ma’nâları bunlardır. Bunlara îmân etmek
vâcibdir. Keyfiyyeti, nasıl olduğu sizin için mechûldür. Bu müteşâbih
lafzlardan süâl etmek bid’atdir. İmâm-ı Mâlik “rahmetullahi aleyh”, “İstivâ
ma’lûmdur. Keyfiyyeti mechûldür. Ona inanmak vâcibdir” buyurmuşdur.
O hâlde zihnde tafsîlâtı olmayan mücmel şeylere îmân etmek mümkindir.
Allahü teâlâ hakkında muhal olanları nefy ederek tenzîh etmek tafsîlâtlı
olmalıdır. Çünki nefy edilenler cism ve cismin îcâblarıdır. Burada
cismden maksadımız, eni, boyu ve derinliği olan, kuvvetli ise, bulundu-
ğu yere geçmeği taleb edene mâni’ olan, za’îf ise, kendisini yerinden çı-
karmak isteyen itici bir kuvvet ile kendi yerinden ayrılan bir şeydir. Çok
açık olmakla berâber cismi açıklamamız, avâmın bir kısmının belki cism
ile ne murâd edildiğini anlayamazlar diye düşündüğümüz içindir.