Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Allah Korkusu ve Sevgisi - Ilmilkelam - 6. Sayfa

Allah Korkusu ve Sevgisi
Sükût
 
 
 
Müteşâbihât hakkında süâl sormakdan sükût etmek, ya’nî süâl
sormamakdır. Bu vazîfe bütün avâm üzerine vâcibdir. Çünki süâl etmekle,
gücünün yetmediği, aklının ermediği işe atılmış ve ehli olmadığı
bir mevzu’a dalmış olur. Eğer avâm süâlini bir câhile sorarsa, onun vereceğ
i cevâb, avâmın cehlini artdırır. Belki de onu, farkına varmadan küfre
götürür. Eğer avâm süâlini ârif bir kimseye sorarsa, ârif ona anlatmakdan
âciz kalır. Nitekim bir baba, mektebe yeni başlayan çocuğuna, mektebe
gitmenin fâidelerini anlatmakdan âciz kalır. Kuyumcu da san’atının
inceliklerini mesleğinde mâhir olan bir marangoza anlatmakdan âcizdir.
Marangoz, kuyumculuğun inceliklerini anlamakdan âcizdir. Çünki o, ömrünü
marangozluğu öğrenmekle ve yapmakla geçirdiği için, marangozluğ
un inceliklerini bilir. Bunun gibi kuyumcu da ömrünü, kuyumculuğu öğ-
renmekle ve yapmakla geçirmişdir. Önceleri o mesleği bilmiyordu. Dünyâ
işleri ve ma’rifetullah kabîlinden olmayan şeylerle meşgûl olanlar
umûr-u ilâhiyye ma’rifetlerinden âcizdirler. San’atdan yüz çevirenler de
hiç bir san’atı yapamazlar. Süt çocuğunun et ve ekmek ile beslenmesinden
âciz olması, fıtratındaki kusûrdandır. Ekmek ve etin olmamasından
ve gıdâ olmakdan eksik oldukları için de değildir. Fekat [süt çocuğu gibi]
bünyesi za’îf olanların tabî’ati et ve ekmek ile, kuvvetli gıdâlar ile
beslenmeğe müsâid değildir. Onun için bir kimse, za’îf olan çocuğa et ve
ekmek yidirirse veyâ yimesine imkân sağlarsa, o çocuğu helâk etmiş olur.
Bunun gibi, avâmdan olan bir kimse, bu müteşâbihât ma’nâlarını sorarsa,
onu zecr etmek, mâni’ olmak ve halîfe Ömerin “radıyallahü anh”
müteşâbih âyetlerden soranlara yapdığı gibi, kamçı ile döğmek lâzımdır.
Nitekim Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bir kaç kişinin kader
mes’elesine dalıp, tartışdıklarını gördü. Bu konuda kendisine bir süâl sordukları
nda, (Siz bununla mı emr edildiniz. Sizden öncekiler çok süâl
sormakla helâk oldular) buyurdular.
Bunun için derim ki: Vâ’ızların kürsîler üzerinde halkın müteşâbihâtdan
olan süâllerine, te’vîle dalarak, açıklayarak cevâb vermeleri harâmdı
r. Onlara vâcib olan, selef-i sâlihînin zikr etdiği ve bizim bildirdiğimizin
dışına çıkmamakdır. Bu da, tenzîhde mübâlağa etmek, teşbîhi nefy etmek,
Allahü teâlânın cismden ve cismin sıfatlarından münezzeh olduğunu
söylemekdir. Bu mevzû’da dilediği kadar mübâlağa edebilir. Hattâ “kalbinize
gelen her şeyi, içinize gelen her düşünceyi, hâtırınıza gelen her tasavvuru
Allahü teâlâ yaratmışdır. Bunların hepsinden ve benzerlerinden
münezzehdir” demelidir. Haberlerde cisme ve cismin sıfatlarına âid hiçbir
ma’nâ kasd edilmediğini, murâd olunan şeyin hakîkatini kavramak eh-
liyyetine sâhib olmadıklarını, bunlardan süâl etmeğe, irdeleme yapmağa
yetkili olmadıklarını beyân etmesi, bu gibi fâidesiz şeylerle değil, takvâ
ile meşgûl olmalarını tavsiye etmesi lâzımdır. Allahü teâlânın kendilerine
bunu [müteşâbihâtı bilmeği] emr etmediğini, Onun emr etdiklerini yapıp,
men’ etdiklerinden kaçınmaları îcâb etdiğini söylemelidir. İşte siz, bunlardan
men’ edildiniz. Bunlardan birşey süâl etmeyiniz. Bu konuda her ne
zemân bir şey işitirseniz sükût ediniz, mutlaka, bize ilmden az verildi. Müteşâbihât,
bize verilen az ilm ile çözülecek mes’elelerden değildir demeleri
gerekdiğini söylemesi lâzımdır.