Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islama Giriş Nur Yayınları Prof - Külliyat - 1. Sayfa

ISLAMA GİRİŞ

nur yayınları

Prof. Dr.

Muhammed HAMİDULLAH

NUR YAYINLARI : 63

HER HAKKI NUR YAYINLARI'NA AÎTTÎR

GAYE      MATBAASI

Tel :            11 39 50

ANKARA

GİRÎŞ

İslâm dinini öğrenmek için büyük bir talep karşısında kalındı. Bunu karşılamak için müte­addit mesai arkadaşlarımın yardımlarıyla onbeş kadar bir seri yazı, Paris İslâm Kültürü Cemiyeti­nin   himayesi  altında   hazırlandı.

Bu kitap İsiâm 'dini, tarihi, kültürü ve hayctm çeşitii yön ve meşelerinin ele alınmasında umumi bir fikir verecektir. Her fasıl müstakil bir bahisdir. Bu itibarla bazı hususların diğer mevzuları da il­gilendirmesi nisbetinde tekerrüründen kaçınmak mümkün  olamamıştır.

Fazla malûmat, teklif yahut faydalı tenkit için:

«Centre Culturel lslamique c/o The Mosque, Ploce de l'Ermite Paris V, France» adresine mü­racaat  edilmelidir.

Muhammed Hamiduîlah Paris, Şa'ban 1376 H. (1957).

T AKKİZ

«İslama Giriş»i dikkat ve alâka iîe okudum. Eserin aziz dostum, üstadlar üstadı Profesör Muhammed Hami-dullah Efendi hazretlerine aid olduğunu düşünmek onun kemâli hakkında derhal kesin bir hükme varmağa kâfidir.

İslâm gibi şümullü bir mevzu bundan daha iyi bir ter-tib ve daha veciz ve olgun bir ifade tasvir ve izah edile­mezdi. Asli İngilizce olan bu kitap, garp âleminde çok bü­yük revaç ve alâka görmüş, birinci tabı az bir zaman için­de tükenmiştir. İşte Avrupa'da ve Amerika'da müslümanlı-ğm günden güne yayılmasında ki sır ve hikmeti bu gibi sa­lahiyetli eserlerin neşr ve tamiminde aramalıdır. Beş-alti ecnebi lisan bile, bütün saatleri İslama meşkûr hizmetlerle geçen, imanı gibi salih ameli de kâmil ve örnek bir mümin ve müslim olduğunu gösteren üstadın en yakın dostu Ke­mâl Kuşçu bey kardeşimizdir. Gerek müellifin, gerek diğer emsalinin eserlerini de tercüme etmişdir. Bu eserin salahi­yetli mütercimi de odur. Cenabı Hak aziz müellifi de, onun çok değerli mütercimi de böyle daha nice mümtaz eserle­rin neşrine muvaffak buyursun, âmin.

Bu eseri bütün dindaşlarıma ve bilhassa münevver gençlerimize kemâli ehemmiyetle ve emniyetle tavsiye ederim.

Hasan Basri ÇANTAY 23 Recep 1380 - 11 Ocak 1961

ÖNSÖZ

Muhterem Üstad Hasan Basri Çantay beyefendinin takrizinden sonra mütercim sıfatıyla ilâve edeceğim pek az bir şey kalıyor:

Münevver Avrupalı ve Amerikalıyı tatmin eden bu eser, niçin münever Türk gençliğini tamin etmesin de­dim ve mühim, bir ihtiyacı karşılayacağını ümit ederek tercüme ettim.

Eser, münevver garblılara hitabetdiği için ara sıra muhtelif dinlere aid inanç ve âdetlere işaret ihtiyacı du-yulmuşdur. Dip notu olarak izahı gözden kaçmış veya unutulmuş olanlar için şu hususun belirtilmesini faydalı gördüm: Kendileri için yabancı olan bir akideye veya âdeta tesadüf ettikleri zaman, muhtrem okuyucuları­mız böyle bir itikadın veya âdetin Avrupa veya Asyada yayılmış olan dinlerde meveud olduğunu kabul etsinler. Bir misâl olarak «İslâmda Hayat Anlayışı» faslında «di­nî mahiyyeti haiz yerlerde ampuller yanarken kandil yakmak» meselesini ele alalım. Burada bahis konusu olan, İslâm memleketlerindeki türbelere mum adamak değildir. Günahın afvine vesile olur inancıyla bazı hıristiyan ma-bedlerinde  yaygın olan mum  yakmak âdetine  işaretdir.

Şunu da hatırlatmak yerinde olur ki bu kitab, İslâ-miyeti bidayet-i zuhurundaki safiyet-i asliyesi ve klâsik tatbikatı içinde anlatan ilmî bir eserdir. Bu bakımdan herşeyden evvel tarafsız ve ilmî bir görüşle mütalâa edilmesi lâzımdır.

Bütün dikkatlere rağmen baskı hatalarının önüne geçmek mümkün olamamıştır Okunmazdan evvel doğru-yanlış cetvelinden hatâların düzeltilmesini özür dileyerek rica ederim.

17 Nisan 1961

K.K.

İKİNCİ BASKI İÇİN ÖNSÖZ

İslâm, tarihçiye göre bir medeniyetin, sosyaloji bil­ginine göre ahlâki, iktisadî, siyasî bir sistemin, kendi imintesiplerine göre bir dinin iadıdır.

İslâmin bu üç vasfını anahatlanyla ve derin bir vu­kufla bir iaraya toplayan bu eser, lâyık olduğu rağbeti gördü ve kısa bir zamanda tükendi; devam eden talepleri karşılamak için ikinci baskısı düşünüldü. Fikrine müra­caat ettiğimiz muhterem müellif, fransızca baskıda ge­nişletilen kısımların da yeni baskıya sokulması hususun­da dikkatimizi çekti ve ingilizce üçüncü baskıya hazırla­dığı bir bahsi de (göndermek lûtfunda bulundu. Bu su­retle «Namaz niçin yalnız Arapça kılınır» başlıklı bu yazı eserin ingilizce aslından evvel Türkçe tercümesinde neşir sahasına çıkmış oldu.

Bu baskının hususiyetlerinden biri ide birinci baskıda maliyet mülahazasıyla hazfedilen bazı kısımların ve bu arada arapça metinlerle tercümelerinin metne sokularak, ingilizce aslının sadık bir ma'kesi (aynası) olmasıdır.

Bütün dikkatlere rağmen gözden kaçabilmiş baskı hatalarının nazarıı müsamaha île görüleceğini ümid ede­rim.

l/ramazan/1384 4/ocak/1965

K. K.

Müellifin Terceme-i Hâli

16 Muharrem 1326, 19 Ocak 1908 tarihinde Hindis­tan'ın Haydarabad-Dekkan şehrinde doğdu. Darül Ulûm medresesinde okudu, Osmaniye Üniversitesine girdi. Bu­radaki tahsilinin son senelerine doğru, Cemiyeti Akva­mın talebi ve Osmaniye Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanının bu talebi desteklemesi üzerine -Devletler Umu­mî Hukuku mecburi bir mevzu olarak üniversitenin hu­kuk lisansı dersleri arasına sokuldu ve bu karardan son­ra müellif, bu derse ilk devam eden talebe grubu arasında bulundu. Bu derslerde şu nokta dikkatini çekti: «Dev­letler Hukuku» diye okutulan ders, Fıkıh kitaplarının ve İslâm tarihinin öğrettiklerinin birçok hususlarda aynı idi. Bunu Fakülte dekanı Hüseyin Ali Mirzaya söyledi, dekan onu, bir talebe toplantısında okunmak üzere bir makale yazmak fikrine teşvik etti.

Makalenin hacmi günden güne büyüdü ve ertesi sene Edebiyat Master» derecesi araştırmaları bursu için aynı konuyu seçmesine müsaade edildi. Haydarabad kütüpha­nelerinde mevcud eserleri gözden geçirdikten sonra dışa­rıda Hicaz, Suriye, Filistin, Mısır ve Türkiye kütüphane­lerinde tetkiklerde bulunması uygun görüldü ve nihayet kendisi için bu tezi hazırladığı Osmaniye Üniversitesi, Bonn'da (Almanya')da bu mevzuu ilerletmesine ve orada bunu bir doktora tezi olarak ortaya koymasına müsaade etti. 1933 yılında bunu kısmen bitirdi ve doktor unvanını aldı. Araştırmalarına Paris Üniversitesinde devam etti ve Şimalî Afrika kütüphanelerini tetkik etmek fırsatını bul-

du, «The Müslim   Conduct of State»   adlı bu   eseri on iki sene sonra intişar etti.

Osmaniye üniversitesinde Devletler Hukuku profesö­rü iken ve vazife ile hariçte bulunurken 1947 senesinde Haydarabad'm Hindistan hükümeti tarafından işgali üze­rine memleketine dönmedi ve siyasî mülteci sıfatıyla Pa­ris'e gitti. Orada halen CNRS (îlmi Araştırmalar Millî Merkezi) âzasmdandır. Eserler neşrettiği beş dilden başka şark dillerinden Türkçe ve Farsça, garp dillerinden İtal­yanca ve Rusça'ya vakıfdır.

Eserleri:

1  —  (İngilizce) The Müslim    Conduct of State. Hay-darabad - Dekkan (Hindistan)  1962 dördüncü baskısından türkçeye (îslâmda Devlet İdaresi) başlığıyla tercüme edil­miş ve 1963 de neşredilmiştir.

2  — (Arapça) El   vesaik'üssiyasiyye   fil-ahdinnebevi

ve'l Hilâfettiraşide (Peygamber ve   Hulafayı   Raşidin za­manındaki siyasî vesikalar) Kahire, 1360/1941.

3  — (Urduca)    Kanunu beynel memalik ke usul or-naziren (Devletler hukukunun kökleri ve örnekleri) Hay-darabad/Dekkan, 1364 H/1945.

4  — (Almanca)       Die    Neutralitat    im    Islamischen

Voelkerrecht, Bonn ve Leipzig, 1935  (îslâmda    Devletler Hukukunda tarafsızlık) _

5  — (Fransızca)   La  Diplomatie musulmane   â l'epo-que du Prophete et   des Khalifes   Orthodoxes, 2 cilt. Pa­ris, 1935    (Peygamber ve   Hulafayı   Râşidin   zamanında İslâm diplomasisi).

6  — (Fransızca) Les   Champs de   batailles   au temps

du Prophete. Paris, 1939 (Peygamber   zamanındaki harb meydanları). İngilizcesinden Türkçeye çevrilmiştir.

6 a — Fransızca tab'mın tevsii suretiyle (Urduca) Ahdi rebevi ki Meydanı Cenk (Peygamber zamanındaki harp meydanları). 8 harita, 34 resim. Haydarabad - Dek-kan. 3 baskı 1364 H/1945.

/ 7 — (İngilizce) Some Inscription of the Early years of Hijrah, Haydarabad - Dekkan, 1939 (Hicretin ilk se­nelerine ait bazı yazılar).

8  — (Urduca) İmam ebu    Hanife ki    tedvin   kanun İsla mi  (İmam Ebu Hanifenin İslâm    hukukunu   tedvini) 1361 H/1942 Türkçeye tercüme edilmiştir.

9  — (Urduca) Sahifai   Hemman hin Münebbih. Hay­darabad - Dekkan 1375 H/1942    (Hadis   tarihine ait bir eser.)

9 a — (İngilizce) Sahiai Hemman hin Münebbih. Ur­duca dördüncü baskısından tevsian İngilizceye tercümesi. Haydarabad - Dekkan 1380 H/1961.

10  — (İngilizce)  Introduction to islam. Haydarabad-Dekkan 1376 H/1957, ikinci baskı: 1379    H/1959.  (İslama Giriş) Türkçeye ikinci baskıdan çevrilmiştir.

10 a — (Fransızca) Iniüation    â I'Islam.   Paris, 1963.

İslama Giriş'in Fransızca nüshası.

11  — (Fransızca)  Le Prophete    de    I'Islam, 1378 H/ 1959. Paris, iki cilt (İslâm   peygamberi,   birinci cilt: Ha­yatı, ikinci cilt: Eser).

12  — Le Coran. Kur*am    Kerim'in   Fransızca tercü­mesi 1959. Paris.

Muhtelif dillerde İslâm araştırmalarına yazılar.

dair bir çok

 

,      ÎSLÂMIN PEYGAMBERİ — HAL TERCÜMESİ     , i

GİRİŞ

1  — İnsanlık tarihinde, hayatlarını kendi milletlerinin ictimaî-dinî tekâmülüne vakfetmiş    fertler hiç bir vakit eksik olmamıştır.   Onları her devirde ve her   memlekette görürüz. Hindistan'da büyük    Gautama,    Budha ve dün­yaya Vedaları bırakanlar yaşadılar;     Çin'in Konfüçyus'u var; Zend-Avesta İranda meydana    getirildi. Bâbil dün­yaya en büyük yol göstericilerden (İslahatçı) bdrini - de­deleri Nuh ve İdris (a.s.) hakkında pek az şeyler bildiği­miz - İbrahim Peygamber (a.s.)i verdi.   Yahudiler diğer­leri meyanmda Hz. Musa, Hz. İsmail, Hz. Davud, Hz. Sü­leyman ve Hz. îsa gibi peygamberler   serisi ile haklı ola­rak iftihar edebilirler.

2  — Hatırda    tutulacak iki nakta vardır :    Birincisi umumiyetle bu pek muhterem insanlar    ilahî bir vazife ile geldiklerini söylediler; kendi    kavimlerine   verdikleri mukaddes kitaplara, hattı hareket kanunlarına Rabbimiz Allahü Teâlâ tarafından kendilerine vahiy    (veya ilham) olunmuş nazarıyla   bakıldı. İkinci olarak   katliamlara, in­san öldürmelere sebep olan kardeş kavgaları bu ilâhî ha­berlerin ya tamamiyle yahut kısmen imha edilmesine se­bep oldu. İbrahim'in sahifelerine gelince   ancak ismi bili­niyor. Musa'nın kitabının birçok defalar tahrip edildiğini ve kısmen yeniden kaleme alınıp yazıldığını biliyoruz.

3  — Eğer bir kimse ilk    insanların    izleriden kalan­lara bakarak bir   netice çıkarmak   istese,   insanın daima herşeyin Yaratıcısı ve Rafobi olan bir   zati Barinin varlı­ğını idrak etmiş olduğunu anlar^    Metodlar ve yaklaşma

14

İSLAMA GİRİŞ

şeikilleri fark edebilir, fakat bütün devirlerde insanlık Allaıha inkıyada olan niyyetinin delillerini göstermiştir. Her yer Hâzır ve Nazır ve bununla beraber görülmiyen Allah ile irtibat küçük sayıda bir kısım insanlar tara­fından, bir çok asîl ve yüksek ruhlar için mümkün ola­rak kabul edildi. İrtibat, Ülûhiyyetin ister hululü (1) şek­linde olsun, yahut sadece İlâhî Haberin (ilham veya vahy suretiyle) bizatihi almmasıyle îzah edilmiş olsun, her iki 'halin gayesi halka yol göstermekti. Bazı sistemlere ait tefsir ve izahların diğer bazılarınkinden daha canlı ve ik­na edici olması pek tabiîdir.

3/a — Fizik ötesi âlemle ilgili her fikir sistemi ken­di ıstılahlarını geliştirir. Zamanla ıstılahlar kelimede bu­lunmayan mâna kazanır ve tercümeler maksatlarını ifa­dede aciz kalır. Ancak bir grup insana başkalarının fikir­lerini anlatmak için başka bir usul de henüz mevcut de­ğildir. Özellikle müslüman olmayan okuyucuların hâlâ kaçınılmaz bir engel olan bu noktayı dikkate almaları rica edilmektedir.

4 — Altıncı asrın sonunda, Hz. İsa'nın doğuşundan sonra, daha o zamanlar insanlar hayatın muhtelif safha­larında büyük terakkiler elde etmişlerdi. O zamanda açık-dan açığa muayyen ırklar veya yalnız bir grup insana mahsus olduklarını iddia ve ilân eden dinler vardı ki in­sanlığın hastalıklarına karşı hiç bir deva getire miyor lar-dı. Aynı zamanda bazı dinler de vardı ki cihanşümul ol­duklarını iddia ediyorlar, fakat insanın kurtuluşunun dünyayı terk etmekte olduğunu beyana ediyorlardı; bun­lar imtiyazlı sınıfların dinleri idi ve bu itibarla son de­rece mahdut bir kısım insanlara hitap ediyorlardı, Al­lahsızlığın ve maddeciliğin    en yüksek    derecede hâkim

(1)    Bazı inançlara göre Allahın (haşa) insan vücudüne girmesi.

İSLÂMIN  PEYGAMBERLER!

15

olduğu, bu itibarla hiç bir dinin mevcud olmadığı bölge­lerden bahsetmiyeceğiz, oralarda düşünce ve fikir, diğer­lerinin haklarını nazarı dikkate almadan ve onlara ehem- miyet vermeden yalnız zevk ve safa ile meşgul olmak demekti.

ARABİSTAN

5  — Karaların denizlere    nisbeti   bakımından, yarım kürenin büyük bir    kısmına göz    gezdirilecek olsa Arab Yarımadasının Asya,   Afrika ve   Avrupa   gibi üç büyük kıt'anm birleştiği yerde olduğu görülür.    Bahsimize konu olan devirde, daha ziyade çöl sahalarından   teşekkül eden bu geniş Arab Yarımadasında göçebeler gibi, yer tutmuş insanlar da oturuyordu. Ekseriya iki gruba ayrılmış olan aynı kabilenin    mensubları,    ayrı bir    hayat sürmelerine rağmen, akrabalık bağlarını devam ettirdikleri   oluyordu. Arabistan'da geçim imkânları zayıftı. Çölün kendine mah­sus zorlukları vardı ve    ticaret kervanları,    endüstriden, ticaretten daha çok   önemliydi.   Bu, çok   seyahat etmeyi icabettiriyor ve insanlar Yarımadadan dışarıya Suriye'ye, Mısır'a, Habeşistan'a, Irak'a, Hindistan'a  gitmek zorunda kalıyorlardı.

6  —• Merkezî Arabistanırı   Ünyelileri hakkında fazla bilgiye sahib değiliz. Fakat Yemen için haklı olarak, me­sut Arabistan mânasına gelen    Yemen    deniyordu. Daha eski devirlerde  Roma şehrinin temelleri atılmamış olduğu zamanlarda serpilip gelişen Sabâ ve Main   medeniyyetini görmüş,   daha  sonra   Bizanslılardan  ve   İranlılardan  bir çok vilâyetler kopararak daha da büyümüş olan Yemen, o devirde sayısız prensliklere (vilâyetlere) ayrılmış ve hat­tâ kısmen de yabancılar    tarafından    işgal edilmiş bulu­nuyordu. Yemen'e girmiş olan İran'ın Sasanîleri daha o

16

İSLAMA GİRİŞ

bir mOslümanın günlük hayatı

289

zamanlar Doğu Arabistani ele geçirmişlerdi. Medâin baş­kentinde ki siyâsi-içtimaî karışıklık bütün müstemlekele­rinde de kendini hissettiriyordu. Şimalî Arabistan Bizans nüfuzu altında çökmüş ve kendi mes'eleleriyle yüz yüze 'bulunyordu. Yalnız Merkezi Arabistan yabancı işgalinin ma'neviyyatı bozan te'sirlerinden korunmuştu.

7  — Bu sınırlı yerde Mekke - Tâif - Medine üçgeni Allanın lûtfuna nail olmuş gibidir. Su ve   ziraatden mah­rum çöle 'benzeyen Mekke,    Afrikayı ve    yanan Sahrayı temsil eder. Buradan elli milden daha az mesafede Tâif, soğuk havasıyla Avrupayı temsil   eder. Kuzeyde Medine Suriye ve diğerleri gibi Asya memleketlerinin   en mu'te-dilinden daha az verimli değildir. Eğer iklimin insan ka­rakter üzerine bir te'siri varsa   Yarım Kürenin ortasında duran bu üçgen,   yeryüzünün   herhangi   bir bölgesinden daha fazla bütün dünyanın minyatür   bir örneği idi. Ba-billi İbrahim (a.s.) ve Mısırlı Hâcerin neslinden gelen İs­lâm peygamberi   Hz, Muhainmed (s.a.v.) bir Mekkeli ol-maikla beraber, nesebi hem Taife, hem Medine'ye uzanı­yordu.

DÎN

8  — Din bakımından   Arabistan    putperestti. Yalnız bir kısım insan    Hıristiyanlık,    Zerdüştlük ve şâire gibi dinleri kabul etmişlerdi.  Mekkeliler  (Bir Allah)  mefhu­munu biliyorlardı, fakat aynı   zamanda putların da Allah yanında şefaat edeceklerine   inanıyorlardı.    Merak edile­cek bir şeydir ki onlar öldükten   sonra dirilmeğe ve Ahi-ret hayatına inanmazlardı. Dedeleri İbrahim'in (a.s.) kur­duğu  (Bir Allah) m evi olan Kâbeyi ziyaret âyinini mu­hafaza etmişlerdi. Bununla    beraber onları,    İbrahimden (a.s.) ayıran iki bin sene, bu haccı onların gidişleri üze­rinde ne içtimaî, ne de ruhî hiç bir te'sir husule getirme-

530  — Para ile ilgili hususlarda §u hatırda tutulma­lıdır ki bir müslüman için ikraz karşılığı faiz alan mua­melelere iştirak etmek, tesadüf oyunlarına,    piyangolara ve bunlara benzer işlere girişmek caiz değildir. Hiç kimse gönül hoşluğu ile faiz vermez    Hususî   şahıslara    ikraz edilmiş para için faiz istemekten    kaçınılmalıdır.    Tasar­rufların yatırıldığı bankalardaki faiz meselesi    karışıktır ve her bankanın idare mekanizmasına tâbidir. Eğer ban­ka faiz alıyorsa bankanın kazancından elde edilen   kârlar da gayrı meşrudur; bununla beraber bazı memleketlerde bu nevi bankalardan başkaları bulunmıyabilir, eğer    bu gibi bankalardan faiz alınmazsa ve   aranmazsa   bankalar bu paraları, müslümanları dinlerinden döndürmeye çalışan misyoner teşekkülleri   gibi îslâma   zararlı   müesseselere devrederler, bu itibarla bu gibi bankalardan faiz alınmalı, fakat kendine ve ailesine harcedilmiyerek   hayır işlerine tahsis edilmelidir. Büyük fakîh Serahsî, «bir kimse kendi servetinde gayrı meşru bir miktar tesbît   ederse, sadaka mahallerine sarfetmek suretiyle bundan   kurtulabileceği­ni» içtihat ediyor.

531  — Sigorta hükümet vasıtasıyla ve karşılıklı yar­dım esasına dayanan şirketlerle olursa meşrudur;    kapi­talist şirketlerle olursa hayır.

ÎZ Dİ V AÇ

532  — Bir müslüman erkek, müslüman    kadınla ev­lendiği gibi musevi veya hıristiyan dinindeki   kadınlarla da evlenebilir (Kur'an 5/S), fakat putperest, müşrik veya Allahı inkâr eden bir kadınla evlenemez. Bir müslüraan kadın ise çeşiti ne olursa olsun gayrı müsUm bir  erkekle evlenemez; hatta evlilikte devam edemez. (Kur'an 2/221)

533  — Evli bir erkeğin ihtida ederek îslâma girmesi halinde hanımı musevi veya   hıristiyan ise   ve kocasıyle

Ulama Giriş — F: 19

BİR  MÜSLÜMAN İN  GÜNLÜK  HAYATI

291

2ÖÖ

İSLAMA GİRİŞ

beraber ihtida etmek istemezse evlilik bir arızaya uğra­madan devam eder. Zevce eğer evlenilmesi yasak olan bir zümreye mensup ise ve dinsizlikte kalmakta İsrar ederse evlilik hayatı derhal kesilir, kendisine düşünmek için mu­ayyen bir müddet verilir ve sonunda mecburen boşanma vaki olur_        .   '                     '                      :■■

534  — Eğer evli bir kadın îslâmı kabul ederse, zevci muslüman değilse zevciyet hayatı derhal durur ve kocaya tanınan muayyen bir müddet sonunda hanım   mahkeme vasıtasıyla boşanmayı talep etmelidir.       .     ■                :

ÖLÜM

535  — Bir muslüman ölüm    döşeğinde imanın    şart­larından olan   kelimei - şehadeti telâffuz   etmeğe' gayret eder: Lâ ilahe illallah,   Muhammedür   Resulüllah. Ya'ni: Allahtan" başka Tanrı yoktur, Muhamed    Onun Resulü­dür. Etrafında bulunanlar da bunu tekrar etmek suretiyle ruhunu teslim etmek üzere olan kimseye' yardımcı olur­lar. Buna telkin denir. Ceset sertleşmeden kollar   ibadet­teki gibi ya göğsün üzerinde çapraz konur' veya iki ta­rafa salınır.          ■'■■..'■',

' 536 —' Ölen kimsenin definden evvel na'şı yıkanır ve temizlenir, üzerindeki elbiseler daha evvel alınmış'ol­duğundan üç parça olan kefene sarılır, Yıkamak şöyle olur: evvelâ sabunlu veya mümasil bir madde ile karışık su ile yıkanır;'ikincisinde'"şabün ■ vesairenin izleri silinir,, giderilir, üçüncüsünde suya bir miktar kâfuru karıştırılır bütün vücuda dökülür. Yıkamak kâabiİ olmazsa teyem­müm kâfi gelir (ileride abdest"bahsinde;bundanda bahse­dilecektir.) Na'şı kefenledikten sonra cenaze namazı kılı­nır (tafsili ileride gelecek).. Bu;namaz na'şm gıyabında .da ölen kimsenin vasiyetine uyularak başka yerde':defne-dilse dahi; kılınır; .Kabir ' mümkün ' olduğu1 kadar Ölünün yüzü Kâbeye doğru gelecek şekilde kazılır, ölünün yüzün

Kâbeye müteveccih olması için başı hafifçe sağa meylet­tirilir. Meyyit kabre indirilirken «Bismillah, Allahuı Re­sulünün dini üzere» (asli metin, ek: D) denir. Müslüman inancına göre Ölen kimseye kabrinde iki melek gelerek itikadına dair bazı sualler soracaktır. Bu itibarla defnin­den sonra kabir başında telkin verilir, ölünün nasıl cevap vermesi lâzım geldiğini öğretmek, hatırlatmak manasına­dır. Tercemesi aşağıdadır :

Kadın   veya erkek), Ey    Allanın   kulu, bu    dünyayı terk ederken ettiğin ahdi hatırla, Allahdan başka    tanrı olmadığına ve Muhammedin onun Resulü olduğuna şeha-det ettin, Cennetin hak olduğuna, cehennemin hak   oldu­ğuna ve kabirde sualin hak olduğuna   ve ceza   gününün hiç şüphesiz geleceğine,    Allahuı kabirden    dirilteceğine inandın, Allahı Rabbin, İslâm'ı dinin ve Hz.    Muhammed. (s.a.) i peygamberin, Kur'anı rehberin, Kâbeyi kıblen ve,. müminleri kardeş olarak kabul ettin.. Allah, seni .bu imti­handa sabit kılsın.»- (1). «Alîaha iman edenlere bu.dünya, hayatında da, .ahirette de o sabit sözlerinde daima   sebat ihsan eder,'Allah zalimleri şaşırtır. Allah ne dilerse ya'' par.» .(2). «Ey itminana ermiş ruh, dön Rabbİne, sen On­dan razı, O senden, razı oİarak, haydi gir kullarımın >i;çi--ne, ğir cennetime.* (asli.metin ek: E).              ■ .    .

7 537 — Kabirler için israf derecede, para harcamak yasaktır; o .parayı fakirlere ve lâyık olanlara - harcamak. ve sevabının ölen kimse için/kabul edilmesine dua etmek daha hayırlıdır. .';'■■ '  .   ,■■■■"-     ' ■      ....'.■■..■■■ ■■

:-    UMUMÎ İTİYADLAR    .

.". 538 ~' Günde beş vakit namazdan' ve senede; bir ay oruçtan başka müslümariîara bazı 'hususların   itiyad ha-

 (i)

 (2)

 14/27},   ■■

 89/28-30).

I

292

İSLAMA GİRİŞ

Üne getirilmesi tavsiye olunur. En mühimi Kurbanın *sW metninin ve tercümesinin okunmasıdır, bu suretle kendi hayatını ona uydurmak ve muhtevası üzerinde derin de­rin düşünmek imkânı bulunmuş olur. Bu dünyada Allah kelâmını yâd etmek ve ona müracaat etmekten daha ha­yırlı bir şey olabilir mi?

539  — Hangisi olursa   olsun   bir işe    başlarken Bis­millah ya'ni Allahın adıyla) diye başlamalı ve bitirildik­ten sonra Elhamdülillah (ya'ni Allaha hamdolsun) denil­melidir. Bir şey düşünülür veya istikbal için va'd edilirse arkasından derhal înşaalîah (eğer Allah isterse) deyiniz.

540  — Müslümanlar birbirlerine rastgeîdikleri zaman «Esselâmii aleyküm    (veya    selâmün   a ley küm)» — «Ve aleyküm selâm» diyerek   birbirlerini   selâmlarlar.    (Her ikisinin de   mânası: Selâmet   sizin   üzerine   olsun'dur). Bunlar, «günaydın, iyi akşamlar gibi cahiliyet   devri ba­kiyelerinden daha şümullü ve daha geniş manâlıdır.»

541  — Uykuya yatarken   yahut yataktan   kalkarken Aîlahı ta'zim etmelidir,   bunun en basit   ifadesi   Sübha-naljah'dır. Bunun gibi meselâ Hz. Peygamber (s.a.) in üze­rine Allahın rahmetini niyaz etmek de vardır. Bunun ifa­desi şöyledir:    Allahümme salli alâ Muhammed ve bârik sellim   (Ey  Allahım Muhammede meylet, onu mübarek kıl ve himayene al).

542  — Hz. Peygamber (s.a.)    sağ tarafta olmağı ter­cih ederdi, sandallarını   giyerken evvelâ sağ   ayağını gi­yer, sol ayağını sonra giyerdi.   Çıkarırken de bunun ak­sini yapardı, bir gömlek giyerken evvelâ sağ kolunu sonra sol  kolunu geçirdi,  başını tararken evvelâ yan sağ ta­rafını sonra yan sol tarafını tarardı; bir eve yahut   bir camî'e girerken evvelâ sağ ayağını içeri    atar sonra» sol ayağını atardı. Bununla beraber    hamama veya    helaya girerken evvelâ sol    ayağını atar,    dışarı    çıkarken   sağ ayağını atardı.    Bir elbiseyi    bir    yakkabıyı    çıkarırken

BİR MÜSLÜMANIN  GÜNLÜK  HAYATI

293

I

soldan başlardı. Bir şey dağıtırken sağ tarafında    bulu­nanlardan başlar sol tarafında bulunanlarla bitirirdi.

YÎYECEK VE İÇECEK

543  — Bu hususta en mühim noktalar şunlardır :

544  — Alkollü içkiler ve domuz eti bütün şekilleriyle yasaktır. Bir yanlış anlamanın izâlesi gerekir:    Kür'an-ı Kerîm tarafından kullanılan hamr kelimesi aslında üzüm­den yapılan şarabı ifade ediyorsa da, bizzat Peygamberin zamanında dahi kelime maddesine bakılmaksızın her çeşit alkollü içkileri ifade ediyordu. Bu yüzden hamr ayeti nazil olunca Medine'li müslümanlar sadece şarabı değil, her çe­şit alkollü içki stoklarını döktüler. Medine'de içkilerin hur­ma meyvelerinden   fermantasyonla   elde edildiği   kayde­dilmelidir. Diğer etlere gelince müslüman, usulüne    göre kesilmemiş olan hayvanları veya kuşları yiyemez. Kur'an (5:3) de şöyle der :

«Ölü, kan, domuz eti, Allahdan başkası adma boğaz­lanan ve (canı üstünde iken yetişip meşru surette kestik­leriniz müstesna) boğulmuş, vurulmuş, yüksekten düşe­rek Ölmüş, süzülmüş, canavar tarafından parçalanmış, putlar için kurban edilenler... size haram kılınmıştır. Fa­kat kim son derece açlık ve çaresizlik halinde, günaha meyil olmaksızın yemeğe mecbur kalırsa yer, çünkü Allah çok yarîığayıcı ve çok esirgeyicidir.»

Yeni nesil helâl olan hayvanlar ve kuşlar semavî din sahibi olanların meselâ hıristiyanlar ve yahudiler) kesme esnasında kendi dinlerinin kaidelerine riâyet etmek şar­tıyla kestikleri müstesna müslüman olmayanların kesme­leri halinde yenmesi haram olur Bir hıristiyan tarafın­dan boğularak öldürülen bir piliç bizzat tarafından boğu­landan daha çok helâl olmaz.

Yani her ikisi de haram kalır.

294

İSLAMA GİRİŞ

545 7-7 Dinî bakımdan hayvanın, kesilmesi şöyledir: Bismillah diye başlanarak hayvanın boğazı ya'ni nefes borusu, gıda ve su borusu ve iki kan damarının .kesilme­siyle olur, omurga kemiğine dokunulmaz, hayvan tama-miyîe can vermeden başı ayrılmaz ve derisi yüzülmez.

546— Yemek yemek için altın ve gümüşten yapıl­mış, tabak, kaşık, çatal v.s. de müslümanlar için yasaktır.

Hz. Peygamber şöyle .buyurdu: «Altının ve saf ipeğin kullanılması erkeklere haram kadınlara helâldir». Bunun bazı istisnaları mevcuttur_ Böylece askerî bir üniforma olarak ipeğin kullanılması caizdir. Altının da çene cerra­hisi için kullanılması caizdir. Halife Hz. Osman dişini altınla kaplatmıştır; Erfece b. Es'ad isimli bir zât bizzat Hz. Peygamberin kendisine harpte kaybettiği burnunun ye­rine daha evvel yapılan gümüşten burun harabolduğu için altından bir burun takmasına müsaade ettiğini rivayet et­mektedir.

ELBÎSE ve SAÇ TUVALETİ

547  — Tamamen tabiî    ipekten yapılmış elbise    giy­mek  (kadınlar hariç) îslârhda erkekler için yasaktır. Hz. Peygamber (s.a.) erkeklerin kırmızı renkte elbise giyme­lerini de sevmezdi; kendileri sakal salıvermişlerdi ve müs-lümanlara da öyle yapmalarını tavsiye ederlerdi.

548  — Müslüman kadınları uygun bir tarzda    bütün vücudu kaplayan bir elbise giymelidirler, bacakların   üst kısmını meydanda bırakan biçimden, dekolte    elbiseden, vücudun çıplaklığını belli   eden şeffaf   kumaşlardan   ka­çınmalıdırlar. Elbise ve saç   biçiminde   erkeklere   benze­meğe çalışmamaklar ve kadınlık   cazibesini   belirten her şeyden sakınmalıdırlar. Bundan başka diğer zamanlarda olduğu gibi namaz kıldıkları zaman da   saçlarını örtme­lidirler. Peygamber efendimiz kadınlara elbisenin    altına pantolan giymelerini tavsiye ederdi. Roblara gelince, bun-

BİR MÜSLÜMANIN  GÜNLÜK HAYAT!

295

lar hiç olmazsa bacakların ortalarına tercihan topuklara) kadar inmelidirler. (Bu hususu Ebû Dâvûd, Tirmizî, îbn-i Hanbel ve daha başkaları tarafından rivayet edilen bir ihadiste görüyoruz).

NAMAZ ve ORUÇ

549  — Hz. Peygamber   (s.a.)   «Temizlik imanın yan­sıdır» buyurmuştur. Bu itibarla namaz    kılmağa niyetle­nen kimsenin evvelâ vücutça temiz    olması lâzımdır Su­reti umumiyede günlük namazlar" için abdest alınır, diğer hallerde de gusledilir. Münasebeti, zevciyede bulunduktan sonra kadın Ve erkek için, ihtilâm olunca erkek için, âdet ve lohusalığm hitamında kadın için   gusletmek    farzdır, cuma namazları için gusül te'kiden tenbih edilmiştir.

550  — Gusletmenin usulü : Evvelâ gusle  niyet edile­rek abdest almak, sonra   tepeden   tırnağa   kadar   bütün vücudu en az üç defa yıkamaktır; eğer bir küvet içinde yıkanılacak olursa küveti boşalttıktan sonra temiz bir su kabı ile baş ve omuzlardan üç defa dökerek   temizlenme­lidir.

551  — AT>dest almanın usulü şöyledir : Abdest almağa niyet edilir, besmele çekilir, bileklere kadar eller yıkanır, ağız su ile çalkanır, buruna su çekilir ve   temizlenir, al­nından çeneye, bir kulaktan   ötekine kadar yüz   yıkanır, evvelâ sağ sonra sol kol dirsekler   dahil olmak üzere yı­kanır, ıslak parmaklarla başa rnesih verilir, parmakla ktt-lağm içi yıkanır  (bazı mezheplere    göre bütün, ense ve boyun yıkanır) sonra evvelâ sağ sonra sol ayak bileklere kadar yıkanır. Bütün bu yıkama hareketleri üç defa ya­pılır.

552  — Eğer su yoksa,   bulmak   imkânı da yoksa   te­yemmüm  etmeğe  müsaade vardır_  Bu,   toprakla  abdest

296

İSLAMA GİRİŞ

BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI

297

almak demektir. Tıbbî sebeplerle bir hastanm suya do­kunması mahzurlu ise o hasta da bu tarzda abdest alır ya'ni teyemmüm eder. Teyemmüm etmek için evvelâ ni­yet edilir, besmele çekilir, eller temiz bîr toprağa (hattâ evin içinde duvara) sürülür, avucun içi ile yüz sıvanır, tekrar eller toprağa sürülür sol avuç ile sağ el, sağ avuç ile sol el dirseklere kadar sıvazlanır. Bu teyemmümün kaa-dir-i mutlak huzurunda insan mahviyetinin sembolüdür.

553  — Her namaz için abdest tazelemek şart   değil­dir. Alman abdest bozulmadıkça yenisini almağa   lüzum yoktur. Abdest, uyumak gaz çıkarmak, helaya gitmek ve kusmakla bozulur. Sırası gelmişken şunu da işaret edelim ki helalarda yalnız kâğıt istimali caiz değildir,    temizlen­mek için su kullanılmalıdır

554  — Namaz kılmağa gelince, bunun için de elbise­sinin ve namaz   kılacağı yerin   temiz olması ve   kıbleyi (Mekke'deki Kabe istikametini) bilmesi lâzımdır. Bunun için lalettayin bir dünya   haritasının   yardımiyle —böyle bir harita bu kitaba eklenmiştir— Mekke'nin istikametini ta'yin etmek kolaydır. (Mekke,   Arabistanm batı sahille­rinin ortası istikametidir.);    sonra bir pusula,    alınacak istikametin hakikî cihetini kolayca   gösterir. Meselâ : İn­giltere'deki insanlar    güney-doğu;    Birleşik    Amerika'da olanlar doğu-güney-doğu istikametine yönelirler. Bu bap­ta dikkate alınacak diğer bir husus, dünyanın   yuvarlak­lığı dolayısiyle kıble bahsinde, o mevki ile Kabe   arasın­daki mesafenin en kısa olanının aranması matluptur.   Bu bakımdan    New-York'ta   doğu-güney-doğu    istikametine dönmek, fakat   Alaska'da güney-batıya   dönmek   —daha yakın bir istikamet olduğundan— daha uygundur. Kabe'­nin coğrafî mevkiinin arz yuvarlağında mukabili Sandwiç yahut Samoa adalarının civarındadır. Bu mevkiden    me­selâ vapurla geçerken her dört istikamet Kabe'ye müsavi mesafede olduğundan tıpkı Kâbenin dahilinde np.mçtz kı-

lan veya kıldıran bir şahıs gibi hangi   istikamete yönelip namaz kalınsa caiz olur_

555  — Günde beş vakit namaz vardır, bunlardan ikin­cisinin yerini her cuma' merasimle icra edilen ve cemaatle kılınan bir namaz alır. Bundan başka ayrıca   Bayramları tes'id için senede iki defa Bayram   namazı kılınır.   Birisi Ramazan ayının sonunda, diğeri Mekke'yi ziyarete tesa­düf eden Hac zamanında Kurban Bayramıdır. Daha son­ra (§ 569) bahsedeceğimiz cenaze namazı hariç bütün na­mazlar şekil itibariyle birbirinin aynı, uzunluk itibariyle muhteliftir. Günün ilk namazı güneş doğmadan evvel farz olarak iki rek'at (kelime aşağıda izah edilecektir)    sabah namazı, ikincisi öğle namazı farzı dört, üçüncüsü    ikindi namazı farzı dört, akşam namazı farzı üç, yatsı    namazı farzı dört rek'attir. Hz. Peygamber (s.a.)  yatsı namazın­dan sonra üç rek'at vitir namazı    kılmağı te'kiden    emir buyurmuşlardır.

556  — Namaz kılmanın ususlü    şöyledir: Evvelâ ab­dest alınır, temiz bir yer seçilir (seccade serilir), kıbleye dönülür ve eller kulak hizasına kaldırılarak niyet   edilir: (Şekil: 1)   (duruma göre)  —bu cemaate    imam olarak— yahut —cemaat halinde imama uyarak— Allah için   filân vaktin şu kadar rek'at   farzını,   Kâbeye dönerek kılmaya niyet ettim, der namazı yalnız başına     kılıyorsa yalnız son cümleyi söyler) (1) AHahü Ekber   (Allah en   büyük­tür) der, ellerini indirir. Maliki ve Şiî mezheplerinde eller yanlarına salıverilir. Şekil: 2 a), diğer mezheplerde göğ­sün altında sağ el üstte sol el altta bağlanmış olarak du­rur (Şekil: 2 b). Artık namaz başlamıştır, ne başkalarıyla

(1)    İki   kişi  namaz     kılarsa  biri     İmam   olur,      diğeri     imamın

sağında    ve    biraz    gerisinde   durur.    Cemaat    iki veya    daha fazia

olursa   imamın temamiyle    arkasında     dururlar ve    kalabalık  olursa saflar    teşkil ederler.

298

İSLAMA GİRİŞ

konuşur, ne de secde ;edilecek yerden başka bir yere ba­kar ve ne de namazın ciddiyetiyle te'lifi kabil olmayan bir harekette bulunur. Rükûa, secdeye vardığı, tahiyatta oturduğu zaman her defasında Allahü Ekber der_

557  — Namaz sübhaneke ile başlar. Bu Allahı ta'zim ve temcid, diğer bir ifade ile, Cenabı Hakkı noksan sıfat­lardan tenzih etmektir  (Ek: F) (1).    Sonra Kur'anın bi­rinci suresi olan Fatiha okunur (Ek:  G). Bu     bittikten sonra (Ek: C, H, î, «T, K) da gösterilenlerden biri okunur. Bütün bunlar alçak sesle, kendi işiteceği kadar bir sesle, okunur (2). İmam yalnız sabah, akşam ve yatsı    namaz­larının ilk iki rek'atinde, cuma ve bayram,   namazlarında Kur'an-ı Kerîm'i açıktan okur.

558  — Kur'anın okunması bittikten sonra rükûa    va­rılır, yani vücud Öne eğilir ve eller —kollar bükülmemek şartıyla— dizlerin üzerine konulur.   (Şekil:  3). Üç    defa «mecd'ü azamet çok büyük olan Allahımındır» mânasına gelen (Ek: L) deki asli metin okunur, sonra doğrulur ve eller bağlanmayıp iki tarafa salınarak «Allah hamdedeni işitir; ey Rabbimiz, hamd sanadır» mânasına gelen    (Ek: M) deki metin okunur, sonra diz çökmüş burun ve avuç içleri yerde, alnını yere koymak suretiyle secde eder (Şe­kil: 4 a, b)ı Bu vaziyette üç defa «mecd'ü azamet en yük­sek olan Allahımındır»    mânasına   gelen    (Ek: N)  deki metni okur, sonra sağ ayak, topuk yukarıda,    parmaklar ileriye bükülmüş olduğu halde sol ayağının üzerine otu­rur (Şekil: 5a, 2), Allahdan rahmet ve mağrifet   dilemek mânasına gelen (Ek: O)  yu (3) okur. Sonra ikinci    defa secde eder ve bu vaziyette evvelki duayı üç defa   tekrar

{1)   Hanefilerde ve    tebarekesmüke'den   sonra    ve    telalâ ced-düke ilâve edilir. (Mütercim)

(2)    Hanefi mezhebinde    imama    uyulduğu     zaman     okunmaz. (Mütercim)

(3)    Hanefi mezhebinde yoktur. (Mütercim)

B\k MÜSLÜMANIN  GÜNLÜK HAYATI

299

eder. Bütün bu ayakta durma (kıyam), rükû' iki secde bir rek'ati , teşkil eder.

t : 559 — İkinci rek'at Fatiha (Ek: G) ile başlar, Süb­haneke okunmaz.' Arkasından bir sûre okunur. (Zammı sûre) (bu kitapta Kur'an-ı Kerim'den bazı sûreler ekte H dan K ya kadar verilmiştir). Sonra biraz evvel.söylen­diği gibi rükû' ve sücuddan secdelerden) sonra sol aya­ğın üzerine tahiyatta oturur ve (Ek: P) de gösterileni okur.                     '                                  '                  ■           ;

560  — Sabah namazı —keza  cuma ve     bayram na­mazları— iki rek'at olduğundan Ettehiyyatü okunduktan sonra bazı münacat ilâve    olunur (Ek: Q), namaz    biter ve yüzünü evvelâ sağa çevirerek (Şekil: 6 a) selâm   verir, sonra sola çevirir (Şekil: 6 b) selâm verir_    Selâm    ver­mek: Esselâmü aleyküm ve rahmetullah demektir ki «se­lâmet ve Allahm rahmeti sizinle olsun» demektir.    Eğer namaz iki rek'atten fazla ise  (Ek: P)  okunduktan sonra tekrar ayağa kalkar, fatihayı okur, zammı sûre    okumaz, rükû' ve sücuddan sonra   namaz (akşam   namazında ol­duğu gibi) üç rek'at ise tahiyyata oturur, dört rek'at   ise tahiyyata oturmaz dördüncü rek'ati de üçüncüsü gibi kı­lar ve tahiyyata oturur    (Ek: P ve Q)    yü    okuduktan sonra selâm verir (1).

BAZI HUSUSİYETLER

561  — Safi ve, Hanbeli mezheplerinden olanlar   sabah namazında Kunût denilen bir dua okurlar. îkinci rek'atte

(1) Sünnet namazlarda üçüncü ve dördüncü rek'atlerde fati­hadan sonra zammî süre okunur. Gayri müekked (Efendimizin bazan kılıp bazan terk ettiği) sünnetrerde (ikindinin ve yatsının ■ilk sünnetlerinde) ikinci rek'atin ta-hiy atında . tesllyeler okunur, üçüncü rek'at sübhaneke ile başlar. (Mütercim)

BİR MÜSLÜMANIN  GÜNLÜK HAYATİ

301

1 — Namaza başlarken. 2 — Kıyamda fatiha ve zammı sûre okur­ken; (a) Maliki ve Şiî mezheplerinde; (b) Hanefî, Şafiî ve Hatıbelî mezheplerinde. 3 — Rükû'. 4 — Secde; (a) Önden görünüş; (b) Ar­kadan görünüş. 5 — İki secde arasında ve teşehhütte oturuş; (a) Önden görünüş; (b) Arkadan görünüş. 6 — Namazın sonundaki selâm: (a) Sağa; (b) Sola.

rakû'dan doğrulup secdeye varmadan evvel elerini müna-cat için göğüsleri hizasında havaya kaldırırlar ve (Ek: U) da gösterilen Kuııût duasını okurlar. Diğer mezhepler, Aleyhisselâtü Vesselam efendimizin bunu muvakkat bir zaman için yaptığını iddia ederek buna riayet etmezler.

562  — Hanefi    mezhebinin de bir Kunût   duası var­dır (Ek: V). Yatsı namazından sonra kılınan vitir nama­zının   üçüncü   rek'atinin   sonunda   okurlar.   Binaenaleyh üçüncü rek'atta kıraetten sonra rüku'dan   evvel onlar bu kunûtu okurlar; ondan sonra rüku'a   gidip normal   şekil­de ibadetlerini tamamlarlar. Cemaatle kılınan namazlarda hangi mezhepten olursa olsun imama uyulur.

563  — Bundan başka öğle, ikindi, akşam ve yatsı na­mazlarının ikinci rekatın tahdyyatında, cttehiyatü'den son­ra bazı mezhepler bir tasliye okurlar, bazıları son tahiyat-ta ve duadan evvel okurlar.

MEZHEP AYRILIĞI

563 — a) Bir başlangıç mahiyetinde olan bu kitap sünni, şiî, hanefî, şafii v.b. çeşitli mezhepler tarihinin de-rinleştirilmesinin yeri değildir. Fakat bunlardan da bah­setmek icabediyor. Çünkü muhtelif memleketlerden ge­len müslümanlarm buluştuklan büyük ve kalabalık şehir­lerde namaz kılarlarken bazılarının yaptıkları hareketlerin diğerine uymadığı görülür. Meraklılar hangisinin doğru olduğunu kendi kendilerine sorarlar; mutaassıplar da ken­di mezheplerine yabancı olanlara itiraz ederler. Şunu der­hal söyleyelim ki kimse kendiliğinden bir şey uydurmuş değildir. Hepsi ya Peygamber (s.a.) in bir sözünden   doğ-

.ın doğruya» yakat o sözden istinbat edilenden ileri gelmektedir.

b) Okunan dualarda olsun, yapılan hareketlerde ol­sun âdetini (sünnetini) zaman zaman değiştiren,   Aleyhia-

302

İSLAMA GİRİŞ

selâtü Vesselam efendimiz dir. Kendileri ekseriya eskiden yaptığını iptal ettiklerim tasrih buyururlardı '(meselâ ilk zamanlar rükû'da ellerini yana salı verirlerdi, sonra elle­rini dizlerine dayadılar ve yana salıverilmesini yasak et­tiler). Bazan da tatbikatım değiştirdiğinden bir şey de-mezlerdi_ Birkaç nesilden sonra —pek nadir-— münaka­şalar oldu ve âlimler peygamberin bir hadisine verilecek mana hususunda ihtilâf ettiler.

c)    Görülüyor ki tatbikatta   bütün   farklılıklar yahut hemen hemen hepsi Resulü Ekrem efendimizin . sünnetin­iz a ptıklarından) ileri   geliyor ve bunlardan,   herhangi

birini reddetmeye, kimsenin hakkı yoktur. Zamanı tesbit edilmiş (hangisini evvel,..hangisini sonra yapmış olduğu­nu gösteren) bir bilginin yokluğu karşısında, birisinin nâsh iptal edici) diğerinin mensûh (iptal edilmiş oldu-; ğunu söylemek mümkün değildir.. Eğer bir şafiî, hanefi imama uymayı reddederse bu şafiî bizzat peygamberi ta-kibetmeyi reddetmiş demektir; bu şafillere-, malûm olma­yan bir sünnettir. Bu ne şeni bir hareket olur?.

d)    İslâm müelTefatmda_ Hz.   Peygamberin .bir'-adı «Habibullah (Allahm sevgilisi) dir ve Kur'an-ı Kerîm açık­ça 33/21)   peygamberin" müslümanlar   için -takibedilecek en iyi örnek' olduğunu !',söylemektedir_   Kaydedelim ki'buj Alîahtandır, yani Âl'lâhm   sevgisi içinde   Habibi Ekrerhi' tarafından namazda   yapılan neshedilmemiş bütün   hare­ketler ve okunan bütün duaların ilelebet   devam   etmesi muradı ilâhî muktezasrdır. Yapılmakta   olanlar da bu de­ğil midir? Müslümanların bir   kısmı sünnetinin   bir kıs­mını tatbik etmektedirler; Eğer ; bir   mezhep   müntesibi, diğer mezhepten olan bir İmamın   arkasında   namaz kıl­mak istemez ise, bu cahil   adamın,   Peygamber* (s.a.) in arkasında,namaz kılmak istemediği hükmüne varılır.   Bu gibi hususlarda mezhepler arasında en büyük   müsamaha

BİR  MÜSLÜMANIN  GÜNLÜK  HAYATİ

303

ve eh büyük hürmet gösterilmelidir (1).   ,    ,                      .

e) Müslümanlar, her. birinin sayısız kolları olan.üç büyük gruba, ayrılır: Sünnîler, Şiîler ve Abâdiler (ki bu sonunculara Haricî de denir). Onlar gerek itikat ve ge­rekse amel hususunda bazı farklara sahiptir..    -    ..       ■ ■■■.'

, NAMAZIN FASİD OLMASI "       "           ;•

564  — Bir kinişe namazda   birisine   söz   söylerse, gaz çıkarsa, kahkaha ile gülerse, yahut bir şey yer veya içer­se namaz fasid olur, yani baştan kılmak lâzım', gelir, ikinci ve üçüncü hallerde abdest de almak lâzımdır.

Bir kimse namaz esnasında bazı hareketleri unutsa ve sonra —daima aynı namaz içinde— unuttuğunu hatırlar­sa, yeniden namaza başlamasına hacet yoktur. Namazı, sonuna kadar kılar; selâm verdikten sonra iki defa secde eder (secdei sehiv) bu secdede ya (Ek:. N-) deki ifadeyi okur yahut: .daha uygun olarak Ek: R) i1,okur.ki .«Mec? dii. izzet yalnız O uyumayan ve unutmayan zati eceli ve a'lâya mahsustur» demektir. (2).     ..            ..              .

565  — Eğer bir kimse   cemaate    geç kalsa,ve namaz■ başladıktan sonra .■ yetişse,   ..niyet    eder ve , imama. uyar. Eğer bir rek'at veya daha fazlasını, kaçırmış^ ise, imam se­lâm verdikten sonra, ayağa-kalkıp-yetişemediği   kısımları eda eder. Meselâ bir kimse akşam namazının ikinci rek'a-

{1) Büyük âlim şafiî mezhebinden olduğu iOkı namaz duafarı da bu mezhebe göre kitaba dercedilmiştir. Türkiye'de hanefi mezhe­binden olanlar ekseriyette olduğundan onların ihtiyacım karşıla­mak için tahiyatta okunanlar ve diğer dualar (Eki. P1, P2, Q1) de gösterilmiştir. Müellifin de izah ettiği gibi bunlar arasında fark denecek hususlar yok gibidir, ve ilk defa bunlarla karşılaşan bir müslüman için ancak ^birbirinden: güzel» vasfına lâyıktır. (Mü­tercim)" '            '     .       '          ',■.'■._■•■■•■■'           ■     .         '■■:'

(2)  'Hanefile'f yalnız sübhane rabbiyel âla okurlar..- (Mütercim) 7

304                                        ISLAMA GİRİŞ

tinde imam secdede iken cemaate yetişse bu kimse imamla beraber üçüncü rek'ati kılar, imam selâm verince kalkar ikinci rek'ati kılar ve tahiyata oturur ve okunması mutact olanları okur sonra üçüncü rek'ati kılıp tekrar tahiyata oturur ve okuyacaklarını okuduktan sonra selâm verir. Eğer imama rükû'da yetişirse o, rekatın tamamına yetiş­miştir, Kur'an kıraati gibi kaçan kısma üzülmek ihtiya­cında değildir; fakat eğer imamı rükû'dan sonra meselâ ayakta, secdede bulursa bütün rek'at kaçırılmıştır ve imam selâm verdikten sonra geçen rek'at kılınmalıdır.

BAZI UMUMÎ BİLGİLER

566  — Eğer Kâbenin    hakikî istikameti    bilinmiyor­sa tahminle tayin edilmelidir, Cenabı Hak her   yerde ha­zır ve nazır olduğundan bu kadarı da kâfidir îbadet sıra­sında huşu ve hudû İle   hareket edilmelidir;    Secdede al­nım koyduğu noktaya    (rükûda    ayak uçlarına,   secdede gözler iyice açık olarak)    bakmalı; yukarı, sağa ve   sola bakmamahdır. Keza sabit durmalıdır.   Muhtelif   secdeler içinde ileri geri gitmek ve eski haline dönmek çok   kötü bir itiyattır.

567  — Namazdan sonra dua edilir, en iyi dualar   biz­zat Kur'anı Kerim tarafından Öğretilen dualardır

568  — Namazda metinlerin Arapça okunması   lâzım­dır, bu itibarla onların ezberlenmeleri de lâzımdır. Evvelâ Fatiha ile başlanır ki namazın   ayrılmaz bir   parçası sa-yıhr.

CENAZE NAMAZI

569  — Cena?e namazı   şekil   itibariyle   diğer namaz­lardan farklıdır. Abdestli iken, kıbleye   dönülür, eller ku­lak hizasına kaldırılarak niyet edilir ve tekbir   alınır Di-

BİR  MÜSLÜMANIN   GÜNLÜK  HAYATI                        339

GAYRI TABİÎ MINTIKALARDA NAMAZ. VAKİTLERİNİN HESABI

581 — «Günlük Hayat» bahsinde izah edildiği gibi normal olarak her müslüman günde beş defa Allaha iba­det kasdıyla namaz kılar :

1.    Hakikî  fecrin başlamasından   (güneşin doğmasın­dan takriben bir buçuk saat evvelinden itibaren) güneşin doğmasına    kadar olan zaman    zarfında kılman sabah namazı,

2.    Güneşin semada en yüksek noktasını    geçmesin­den itibaren üç saat  .sonraya    kadar olan zaman zarfında kılman öğle namazı.

3.    Öğle namazının vaktinin bitmesinden güneşin bat­masına   (tekaddüm eden zamana) kadar olan za­man zarfında kılınan ikinci namazı,

4.    Güneşin batmasından sonra alaca karanlığın kay­bolmasına kadar geçen    zaman zarfında    kılman akşam namazı,

5.    Alaca karanlığın kaybolmasından sabah     namazı vaktine kadar geçen zaman zarfında kılman yatsı namazı,,

Ekvatordan pek uzaklarda, tarif edilen bu . vakitler ■pratik olmaktan ziyade mahzurludur. Bunun için güneşin hareketi yerine saatin hareketine bakılır ve hesab edi­lir; ve izah. edildiği gibi 45 derece arz dairesindeki zaman (namaz ve oruç vaktleri) bu arz dairesiyle kutup ara­sındaki mıntıkaların tekmili için muteber olur. Böylece Avrupa'da Bordo-Bükreş, Şimal Amerika'da Portland -Halifaks normal bölgenin sınırlarını teşkil ederler; bu mahallerin kuzeyinde bulunan bütün memleketler bu mev­kilerin evkat cetvelini (Namaz vakitlerini gösteren cetvel) takibedeceklerdir. Aynı şey gerekli tadilât yapılarak Gü-

340

İSLAMA GİRİŞ

ney Amerika'da,   Arjantin ve Şili'nin   en uzak güney uç­ları için de kabili tatbiktir.

582 — Aşağıda 45 derece Kuzey enlemi ve 45 derece Güney enlemi İçin mahallî vakte göre saatler verilmiştir. Bunları izah için birkaç kelime ilâvesi faideden hâli de­ğildir.

a)    Yalnız güneşin doğuş ve batış saatlerini verdik. Öğle vakti    mevsime   göre   12 den biraz evvel   alınarak. 12.30'a kadar gidebilir. (Kışın erken, yazın geç)  diğer iki vaktin namazı ya'ni ikindi ile yatsı namazlarının    vakit­leri yukarıda verdiğimiz kaideye göre hesaplanır.

b)    Mahallî vakitle,    Mülkî vakit  (memleket    saati) arasında geniş bir fark vardır, filvaki Ekvatorda her on-beş mil veya buna yakın bir miktar bir dakika fark hu­sule getirir; kutuplara   yaklaştıkça   aynı vakit farkı için mesafe daha yakındır. Birleşik Amerika, Kanada, Sovyet Rusya gibi geniş memleketlerde şark hudutlarında güne­şin doğuşu garb  hudutlarmdaki güneşin doğuşundan se­kiz on saat daha   erkendir. Bizim   evkat cetvelimiz   ma­halli vakte göre tanzim edilmiştir ve bir memlekette kul­lanılmakta olan   «mülkî vakt»a   memleket   saat   ayarına uydurulması zeki bir kimse için güçlük arz etmez.

Meselâ Fransa'daki saat hakikî mahallî saatten bir saat ilerdedir. Saat 12'yi çalarken hakikî mahallî saat 11'-dir. Oruç bakımından imsak ve iftarda olduğu gibi günlük. namazlarda da bu vakı'amn dikkate alınması gerekir.

e) Arzın yuvarlaklığı dolayısıyla günün başlamasa lâzım gelen yerde keyfi bir çizgi çizilmiştir. Bu farazi tarih çizgisi Asya ile Amerika arasından geçiyor; siyasî mülâhazalar bazı noktalarda bu çizgiyi inhiraf ettirmiş­tir. Japonya, Avustralya, Endonazya'dan Amerika,yave-ya Amerika'dan aksi istikamete vapurla, tayyare ile se­yahat eden müslümanlar için bu çizginin ehemmiyeti var­dır. Amerika'ya giderken bu hayalî çizgiyi geçer geçmez.

BİR  MÜSLÜMAN1N   GÜNLÜK  HAYATI

341

24 saatlik bir fark husule gelecektir: Cumartesi, cuma ■olur ve diğer cumartesi mutad seyrini takibederek gelir. Amerika'dan Asya'ya gelirken aynı noktai nazardan bü­tün bir gün ilâve edilmek lâzım gelir ve cuma, cumartesi •olur. Eğer bir kimse Öğleden evvel karaya inecek olsa terk edilen memleketin değil, varılan memleketin vaktine göre cuma namazının kılınması icabeder.

d)    Gittikçe hızı   artan   hava   seyahatleri   karar ve­rilmesi asla mümkün olmıyacak meseleler ortaya    çıkar­maktadır. Şimdi diyelim ki güneşin doğmasından    biraz sonra hareket edip, yolda giderken güneşin şarkta battı­ğını görerek bir müddet sonra güneşin henüz doğmadığı bir memleikete ulaşmak mümkündür; yahut hareket eğer güneşin batmasından   sonra   vaki olursa yolda   giderken güneşin garbdan doğduğunu   görmek kabildir. (Kim bilir acaba bu Aleyhissalâtü vesselam Efendimizin ihtiyar dün­yanın sonuna alâmet olarak verdiği haberin bir    işareti değil midir?). Bunun aksine bir memleket saat 6 da terk edilir ve yalnız üç saat sonra varılan yerde mahallî   saat 9 olacağına 12 olabilir. Aklı selim bu gibi hallerde güne­şin hareketini değil terkedilen memleketin saatine uyul­masını icabettirir. Böyle süratli seyahatlarda güneşin hiç batmadığına ve yahut günde müteaddit defalar battığına :§ahid olmak mümkündür.

e)    Hava yollarıyla yapılan süratli seyahattan doğan birçok problem arasmda orucun iftarının zamanı meselesi vardır. Meselâ biri ilkbaharda saat 4'te sahur yapmış ve diyelim ki saat 6'da Tokyo'dan Taşkent yolu ile Tunus'a hareket etmiştir. Saatta 900 km. sür'atle 8 saat uçtuktan sonra uçak alana inince mahallî saat öğleden sonra 2 ol­mıyacak, bilâkis sabah 6 olacaktır ve güneş de henüz doğ­muş bulunacaktır. Bu böyle oluyor, çünkü bu iki  (kalkış ve iniş) yerdeki güneşin doğması   arasında 8 saatlik bir fark vardır. Ve uçak güneşin   yörüngesiyle    aynı istika-

342

İSLAMA GİRİŞ

mette ve güneşle aynı hızda hareket etmiştir. Bu duruma göre, eğer yolcular akşam 6'ya kadar Tunus'ta bekliye-cek olursa 14 saat değil, 22 saat oruç tutmuş olacaklar­dır. Keza eğer Tunus'tan Tokyo'ya, seyahat edilirse o za­man normalden iki misli daha süratle geçecektir ve 6" saatlik bir uçuştan sonra kol saati öğle 12'yi gösterirken güneş Taşkent'in doğusunda bir yerde batacak ve iki saat sonra da uçak Tunus'taki zaman ölçüsüyle Öğleden sonra? saat 2'de Tokyo'ya inince vakit Japonya'da gece saat 10 olacaktır. Aynı hadise zaman farkından başka mevsim­lerin dahi değişmesi bahis mevzu olan kuzey yarım kü­reden güneye ve güneyden kuzeye yapılan uçak seyahat-larmda da ortaya çıkar. Aralık ayı Norveç ve Kanada'da^ çok soğuk bir aydır; halbuki aynı anda Şili ve Cope Tawn'-da çok sıcak var. İcma derki böyle hava seyahatmda ge­rek oruç ve gerekse namaz için üzerinden aşılan memle­ketlerin durmadan değişen mahallî saaterine göre değil de seyahatin başlangıç yeri zamanına göre hareket edil­melidir.

f)    Eğer bir insan aya inerse yeryüzünün   kâbesinin onun namazı için kıble olması imkânsız olur. eBlki orada dünyaya bakan kısmında ve bize de gözüken bir ay kâbe-sinin inşası gerekecektir.

g)    Keza eğer bir sputnik içinde dünyanın çevresinde seyahat edilecek olursa normal olarak bir çevre uçuşu 90-dakika olacaktır. Güneş görünüşü kuzeyden güneye, gü­neyden kuzeye, doğudan batıya ve batıdan doğuya uçu­şuna göre değişecektir.    Güneşin doğup   batması her 24-saatta bir değilse her bir buçuk saatta bir defa olacaktır-Biz   dünyalı   seyyahla   için   yapma   peyklerinki   değilse1 dünya    güneşin doğup batmasına müstenid dünya    saati tatbik edilmeli.

BİR  MÜSLÜMANIN   GÜNLÜK  HAYATI

343

583 — GAYRI TABİΠ   MINTIKALAR İÇİN DAİMÎ EVKAT CETVELİ.

/{Dünyanın Kuzey Kesimin Güneşin)

ne                           (L»uny

ıuiıım    VJUiıcy    mü

Güneşin)

 

Doğuşu

Batışı

Tarih

Doğuşu

Batışı

7.39

16.28

1 Ocak

4.17

19.50

7.38

16.35

8     »

4.23

19.49

7.36

16.43

15     »

4.31

19.46

7.31

16.52

22      »

4.41

19.43

7.22

17.06

1 Şubat

4.52

19.31

7.13

17.16

8     »      .

5.05

19.22

7.03

17.26

15     »

5.16

19.13

6.52

17.36

22     »

5.26

19.10

6.39

17.47     .

I Mart

5.37

18.47

6,26

17.56

8     »

5.46

18.35

6.13

18.06

15     »

5.55

18.22

6.00

18.15

22     »

6.04

18.10

5.42

18.27

1 Nisan

6.18

17.50

5.29

18.31

8     »

6.26

17.36

5.16

18.45

15      »

6.34

17.26

5.04

18.54

22      »

6.44

17.13

4.50

19.05

1 Mayıs

6.54

16.59

4.40

19.14

8

7.02

16.49

4.31

19.22

15     »

7.10

16.42

4.24

19.29

22     »

7.18

16.35

4.17

19.39

1 Haziran

7.28

16.28

4.14

19.44

8     »

7.32

16.24

4.12

19.48

15     »

7.37

16.24

4.13

19.50

22     »

7.39

16.25

4.17

19.50

1 Temmuz

7.39

16.29

4.21

19.48

8     »

7.37

16.33

4.27

19.44

15     »

7.33

16.39

4.34

19.38

22     »

7.28

16.45

344

İSLAMA GİRİŞ

(Dünyanın

Kuzey Kesiminde

 

(Dünyanın Güney

Kesiminde

G

ü n eş i n)

 

 

1 Güneşi

n)

Doğuşu

Batışı

 

Tarih

Doğuşu

Batışı

4.46

19.27

1

Ağustos

7.17

16.56

4.53

19.18

8

»

7.08

17.03

5.01

19.07

15

»

6.58

17.12

5.09

18.56

22

»

6.46

17.21

5.21

18.38

1

Eylül   -

6.39

17.31

5.30

18.25

8

»

6.16

17.40

5.38

18.12

15

»

6.03

17.49

5.46

17.58

22

»

'     5.49

17.57

5.57

17.41

1

Ekim

5.34

18.07

6.06

17.28

8

»

5.21

18.16

6.15

17.16

15

 

5.06

18.26

6.24

17.04

22

»

4.54

18.35

.6.38

16.49

1

Kasım

4.39

18.48

6.48

16.39

8

»

4.30

18.58

6.57

16.32

15

»

4.22

19.07

7.07

16.25

22

»

4.15

19.18

7.18

16.20 ,

1

Aralık

4.08

19.28

7.25

16.18

8

»

4.07

19.37

7.31

16.19

15

»

4.08

19.43

7.36

16.22

22

»

4.10

19.47

BİR  MÜSLUMANIN   GÜNLÜK  HAYATI

345

KİTAPTA İSİMLERİ GEÇEN ŞAHISLAR

584 — Evvelki sahifelerde isimleri geçen müellifle­rin muhtasar bile olsa hal tercümelerim yazmaya cildler lâzımdır. Bütün maddeleri münderecatı tarafsız bir gö­rüşle yazılmamış olsa da umumiyetle İslâm Ansiklopedi­sine bu hususta müracaat edilebilir. Aşağıda verilen ta­rihler milâdî senelere göredir. Aksi işaret edilenler müs­tesna, bütün bu zevat müslümandır.

ALKAME EN NAHAÎ (v: 681). Büyük bir fıkıh âli­mi ve ashabı kiramdan İbn Mes'ud'un talebesidir.

BAYBABS (v: 1277). Aynı Câlut'da Hulâgu Hanı mağlûb eden Mısır sultam. (Hulâgu Bağdad'ı zabt ve tah-ribedip halife El-Musta'sım'ı öldürttü, sonra Mısır'a yü­rüdü, karşılaşma Aynı Câlut'da oldu.)

BELAZÜRİ (v: 895). Büyük bir tarihçi ve teracim-i ahval (biyografiler) muharriri. Fütuh'ul Buldan (İngiliz­ce, Almanca ve Urduca tercümeleri vardır) ve Esnab'ül Eşraf müellifi.

BÎRUNÎ (v: 1048). Bir feylesof. İlim, tarih ve sos­yoloji üzerine olan eserleri birer abide sayılacak kadar mühimdir.

BUCER (yahut) RUTZER (v: 1552). Maruf Alman din âlimlerinden ve hıristiyanlıkta Protestan Kilisesini kuranlardan biridir.

BUHARI (v: 870). Es Sahih isimli eserin ve diğer birçok eserlerin müellifi, itimada şayan muhaddislerden biridir.

CAEİR İBN HAYYAN (v: takriben 776). Eski âlim ve feylesoflardandır.

CAFER ES SADIK (v: 765). Büyük fakîh ve mu­tasavvıf.

CAHIZ (v: 868). Feylesof ve edib.

BAMİRÎ (v: 1405). Hayat'ül Hayvan isimli eserin müellifi, maruf bir hayvanat (zooloji) âlimi.

346

İSLAMA GİRİŞ

BİR   MÜSLÜMANIN   GÜNLÜK  HAYATI

347

DARİMİ  (v: 869). Kitab    es-Sünen    müellifi,    başlıca

muhaddislerden biridir.

. DİHLEVÎ (Veliyullah Ahmed) (v: 1762). Meşhur hadis âlimlerinden ve mutasavvıflardandır. Hind-Pakis-tan müslümanlarmın uyanışının babasıdır.

DİNAVERÎ ,(v: 895). Feylesof ve büyük bir müslü-man nebatat (botanik) âlimi.

EBU DAVUD (v: 888). Kitab-es-Sünen müellifi ve başlıca muhaddislerden biridir.

EBU HANİFE ■ (v: 767). Hanefî mezhebinin kuru­cusudur. Müslümanların % 80'i bu mezhebdendir.

EBU UBEYD (v: 838). Meşhur muhaddislerden biri ve İslâm maliyesi üzerine yazılmış bir eser olan El-em-val'in müellifidir.

EBU YA'LA EL-FERRA (v: 1065). Hanbelî fakîh-lerindendir. Siyaset üzerine yazılmış bir eser olan El-Ah-kâm'us Suîtaniye'nin müellifidir.

EVZAÎ (v: 773). Babası Sind'den gelmiş büyük bir fahîhdir. Bir zamanlar onun mezhebi İslâm dünyasında pek yayılmış bulunuyordu.

F ARABİ (v: 950). Çok orijinal büyük bir   feylesoftur.

GAZÂLÎ (v: 1111). Büyük bir din âlimi ve muta­savvıf. Hangi çeşit felsefenin İslâm ile akıl ile uygu­lanmasının mümkün olduğunu gösterdi.

HAMMAO (v: 737). Büyük bir fakîh ve Ebu Ha-nife'nin hocası.

HEMMAM BİN MÜNEBBİH (v: 719). İlk muhad­dislerden biridir ve ashab-ı kiramdan Ebu Hüreyre'nin talebesidir.

İBN ABDEL HAKEM (v: 871). Mısır'ın büyük ta­rihçisi ve muhaddisi. Fütuh Mısr. müellifi.

İBN FADLAN 921 de Rusya'ya gönderimiş sefir ve muallimdir. Bulgar (şimdi Kazan) kralını İslama döndürmeye muvaffak oldu. Seyahatnamesi mevcuttur.

İBN FİRNAS (v: 921). Uçmak için bir kanad icad eden dâhi. Bir planetoryum (yıldızları gösteren bir kub-,be) yaptırdı. Bu planetoryumda yalnız yıldızlar değil bu-İ lutlar ve ışık meseleleri de tarif ediliyordu. Ayrıca mu­sikişinastı.

İBN EL HAİSEM (v: 1039). Meşhur bir âlim. Op­tik üzerine olan eserleri büyük kıymettedir.

İBN HACER (v: 1449). Muhaddis teracim-i ahval muharriri.

İBN HANBEL (v: 855). Hanbelî mezhebinin kuru­cusu, Şafiî'nin talebesi ve muhaddis tir.

İBN HAVKAL (v: tahminen 977). Meşhur bir coğ­rafyacı.

İBN HİŞAM (v: 834). Tarihçi. Hayatı Hz. Peygam­ber (s.a.) üzerine yazdığı eseri ile meşhurdur. Bu eser İngilizceye terceme edilmiştir.

İBN EL KELBÎ (v: 819). Cahiliyet devrine ait ih-tisasıyla tanınmış tarihçidir.

İBN HALDUN' (v: 1406). Sosyolog ve tarihçi. Ta­rih kitabına yazdığı Mukaddime ile Tarih felsefesini icad etmiş oldu.

İBN MACE (v: 886). Başlıca muhaddislerden biridir.

İBN MECİD, 15. asrın büyük denizcilerindendir. Vaskö dö Gama'nm donanmasına Afrika'dan Hindistan'a kılavuzluk etmiştir.

İBN EL MUKAFFA (v: 756). Kelile ve Dimme'yi . ve bir çok eseri farsça'dan arapça'ya. tercüme eden bir rafizî idareci ve edebiyatçıdır.

İBN RÜŞD (v: 1198). Büyük bir fakih, feylesof ve âlimdir.

İBN SA'D (v: 844). Eski bir tarihçi ve büyük bir teracim-i ahval kamusunun müellifidir.

İBN CİNÂ (v: 1073). Avrupalılarca Avicenna namiy-

348

İSLAMA GİRİŞ

le bilinir. Büyük bir tabib ve feylesof. Eserleri hâlâ üni­versitelerde okutulmaktadır.

İBRAHİM EN NAHA'Π (v: 713).    Büyük bir fakihtir.

ÎDRÎSÎ (v: 1164). Coğrafyası ve dünya haritası ken­di devrinde bir harika idi.

IYAD (v: 1149). Maruf bir muhaddis ve tarihçi.

KAZVİNÎ (v: 1283). Meşhur bir ilim adamı ve tarihçi.

KÎNBÎ (v: takriben 900). Çok orijinal bir âlim ve feylesof.

LUTHED (v: 1546). Protestan kilisesinin kurucusu, Arapçayı çok iyi bilirdi.

MÂLİK (v: 795). Maliki mezhebinin kurucusu, .El-Muvatta isimli eserin müellifi.

MA'MER İBN RAŞİD (v: 770). İlk muhaddislerden, El Cami isimli eserin müellifi.

ME'MUN (v: 833). Bağdad, Abbasî halifelerinden, ede­biyat ve ilim hâmisi.

MES'UDÎ (v: 956). Tarihçi ve bir çok eserin mü­ellifi.

MA VERDİ (v: 1058). Devlet adamı, hukukçu ve siya­set felsefecisi. El Ahkâm'us Sultaniye'nin müellifi. Bu eser İngilizce ve Fransızcaya terceme olunmuştur.

MELANCHTON (v: 1560). Protestanlığın kurucu­larından bir Alman.

MîSKEVEYH (v: 1030). Tarihçi ve sosyolog.

MUS'AB EZ ZÜBEYRİ (v: 850). Eski tarihçi. Ne-seb-i Kureyş müellifi.

MÜSLİM (v: 875). En iyi muhaddislerden biri, Es Sahih müellifi.

NESAÎ (v: 915). Başlıca muhaddislerden ve Es Sü­nen müellifi.

REŞÎDÜDDİN HAN (v: 1318). Meşhur Tarihi Umumî müellifi.

RAZİ (v: 958). Feylesof ve meşhur bir tabib.

BİR  MÜSLÜMANIN   GÜNLÜK  HAYATI

349

SAİD EL ENOÜLÜSÎ (v: 1070). Meşhur bir sosyo­log ve tarihçi.

SALÂHADDÎN (v: 1193). Mısır ve Suriye sultam. Haçlı seferleri boyunca birleşmiş Avrupa'ya karşı mu­vaffakiyetle çarpıştı. Mütteki bir hükümdardı.

SERAHSİ (v: 1090). Büyük bir fıkıh âlimi, Eî Meb-sut ismindeki eseri 30 cilttir.

ŞAFİÎ (v: 820). Şafiî mezhebinin kurucusu! Eî Ub ve Er Risale adlı eserlerin müellifi. Er Risale, mücerred hukuk ilmi üzrine yazılmış dünyada ilk eserdir.

TABERÎ (v; 923). Mütebahhir bir âlim. Kur'an tef­siri, fıkıh ve tarih üzerine eserleri yüksek ilim kudreti­nin bir harikasıdır.

TÂC'UŞ-ŞERİ'A ÖMER B. SADR'IŞ-ŞARİ'A EL-EVVEL, halen Hanefî mezhebinin , tedrisinde kullanılan Nihâyetu Hâşiyet'il-Hidâye eserini 1295 yılında telif et­miş bir zattır.

TİRMİZÎ (v: 888). Başlıca muhaddislerden biri ve E! Camii' müellifi.

ÖMER I (İbn Hattab) (v: 644). Hazreti Ebu Bekir'in halefi, büyük fâtih ve dindar ve âdil bir halife.

ÖMER II (İbn Abdülazİz) (v: 720). Emevî halifele­rinden çok mütteki bir zat.

ÖMER HAYYAM (v: 1131). Mütefennin, heyetşhtas ve edib.

ZEHEBÎ (v: 1352). Büyük tarihçi ve teracim-i uh-val muharriri.

ZEYD İBN ALİ (v: 738). Zeydî mezhebinin kuru­cusu, ilk müelliflerdendir, Hukuk, Kur'an ve Hadîs üze­rine yazdığı eserleri zamanımıza kadar gelmiştir.

ZÜBEYR İBN BEKKAR, Mus'ab ez Zübeyrî'nin ye­ğeni, çok vukuflu bir Ensab (şecere) müellifi.

İÇİNDEKİLER

Giriş.....................................................'.............       5

Takriz       ...............................................................       6

Önsöz    ......................................................;...........       7

İkinci baskı için önsöz    ....■......................................       8

Müellifin tercüme-i hâli.......................................       9

İSLÂM PEYGAMBERİ — HAL TERCÜMESİ

Giriş      ...............................................................      13

Arabistan.........................................................      15

Din    ..................................................................      16

Cemiyet     ............................................................      17

Peygamberimizin doğuşu       .................................  .   18

Bir Şövalye Sınıfı................................................      19

Din şuurunun başlaması   .......................................     20

Vahy...............................................................      21

Risalet  (Peygamberlik).......................................     22

Sosyal boykot      ............■.........:.............................     24

Mi'rac       ............................................................     25

Medine'ye Hicret    ................................................     26

islâm toplumunun teşkilâtlandırılması    ..................      27

Müsamahasızlık ve itikatsızlıkla mücadele   ...............     29

Musalâha      .........................................................     30

İÇİNDEKİLER                                              351

ÎSLÂMIN ASLÎ TALİMLERİNİN MUHAFAZASI

Muhafaza vasıtaları    .............................................     36

İslâmm ta'lîmleri (öğrettikleri, emirleri)    ...............      37

Kur'an'm tarihi...................................................      37

Kur'an'm  muhteviyatı     .......................................     43

Hadîs...............................................................     46

Resmî vesaik      ...................................................      48

Peygamber   zamanındaki   telif at........................     51

Ashab devrinde hadîslerin toplanması   .....................      53

Hadîslerin yazılmasının yasak edilmesi   ..................      56

Sonraki asırlarda   ................................................      58

Netice     ...............................................................      59

ÎSLÂMDA HAYAT ANLAYIŞI

İslâm ideolojisi    ...................................................     64

AUaha itikad......................................................      69

Cemiyet       .........................................................      71

Milliyet       ...................................................■........      72

İktisadî cephesi     ................................................      74

İrade-i cüz'dye ve kader    .......................................      75

İNSAN VE İNANÇLARI

Allaha itikad    ...................................................      30

Melekler        .........................................................      82

Münzel (indirilmiş) kitaplar   .................................      87

Allahm elçileri (Peygamberler)   ..............................      89

Ahiret bahsi       ...................................................      90

Kader ve irade-i cüz'iye   ..................;.....:..............      93

Netice       ............................................................      95

352                                        İSLAMA GİRİŞ

İSLÂMDA İBADET HAYATI VE DİNÎ ÂDETLER

Namaz    ...............................................................     96

Oruç       ...............................................................    103

Hac         ........,......................................................    106

Zekât...............................................................    111

Netice     ...............................................................    117

MANEVÎ HAYATTA İRFAN

Suffa      ...............................................................    120

Tasavvufun zübdesi   .............................................    121

Allahm rızası   ......................................................    j 24

Husûsî ibâdetler       ................................................    128

Netice    ...............................................................    132

ahlAk sistemi

İslâmın karakteristik özellikleri     .........................-■    134

Ahlâkın esası     ......................................................    135

Hata ve kefareti      ................................................    139

Emirler        ...........................................................,    143

İSLÂMIN SİYASÎ SİSTEMİ

Milliyet.........................................................    149

İslâmı cihan şümul hale getiren vasıflar    ...............    152

Hilâfet       ............................................................    154

Devletin vazifeleri.............................................    157

Hükümet şekli.......................'.........................    159

İŞtişarî müzakere    ................................................    160

Din siyaset   .........................................................    161

Netice     ...............................................................    166

İÇİNDEKİLER

353

ÎSLÂMIN HUKUK SİSTEMİ

f Müslümanların hukuk ilmine hizmetleri ..................    168

i Hukuk ilmi   .........................................................    168

Amelde niyet   ......................................................    169

Yazılı devlet anayasası.......................................    169

Dünyaya şamil bir devletler hukuku   .....................    170

İslâm hukukunun umumî vasıfları   ........................    171

Hukuk felsefesi    ...................................................    172

Müeyyideler     .....................................'.................    173

Teşri'      ...............................................................    175

Adaletin tevzii     ...................................................    180

Hukukun menşei ve inkişafı   .................................    180

Netice     ...............................................................    188

İSLÂMDA EKONOMİK  SİSTEM

Veraset      ............................................................    193

Vasiyyet        .........................................................    194

Umuma ait mallar     .............................................    195

Devlet  giderleri         .............................................    196

İstisnaî vergiler................................................    200

Sosyal  sigorta     .......................................'............    200

Şans oyunları      ...................................................    203

Faizle  borç verme     .............................................    204

îstatistlikler......................................................    206

Günlük  hayat     ...................................................    207

MÜSLÜMAN KADINI

Umumî malûmat    ................................................    208

Kadının vecibeleri.............................................    211

Kadının  hakları................................................    216

354                                             İSLAMA GİRİŞ

İSLÂMDA GAYRİ MÜSLÎMLERÎN DURUMU

Vazifelerin ilâhî   menşei     ....................................    226

Temel     bilgiler      ................................................    227

Hz. Peygmaberin âdeti    .......................................    228

Sonraki zamanlara ait icraat Örnekleri     ..................    232

Sosyal muhtariyet     .............................................    233

İhtida         ............................................................    239

Mukaddes cihad       ................................................    239

MÜSLÜMANLARIN İL:M VE SANATA HİZMETLERİ

Umumî durum    ...................................................    241

Dinî ve felsefî ilimler.......................................    244

Sosyal ilimler      ...................................................    246

Hukuk        ............................................................    247

Tarih ve sosyoloji   ................................................    249

Coğrafya ve Topografya     ....................................    251

Hey'et ilmi    (Astronomi)    ....................................    252

Tabi ilimler     ......................................................    253

Tıp ilmi     .........................................................    254

Optik     ...............................................................    255

Mineraloji (Madenler ilmi) Mekanik v.s.   ...............    255

Zooloji  (Hayvanlar ilmi)     ....................................    255

Kimya  ve Fizik     ................................................    256

Matematik         ......................................................    257

Hülâsa       .......................................    .....................257

Güzel sanatlar         ................................................    258

UMUMÎ İSLA TARİHİ

Hulefa-i Reşidin devri      .......................................    263

Emeviler        .........................................................    268

Abbasiler.........................................................    269

İÇİNDEKİLER                                                    355

Hindistan............................................................    275

Endülüs   hilâfeti     ................................................    275

Doğu Asya ve Güney-Doğu Asya    ........................    275

iAfrika        ...................•.........................................    276

Muasır   dünya         ................................................    277

BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI

Doğuş     ...............................................................    279

İlk çocukluk       ...................................................    285

İzdivaç        ............................................................    289

Ölüm............................................................    290

Umumî itiyadlar    ................................................    291

Yiyecek ve ' içecek     .............................................    293

Elbise ve saç tuvaleti      .......................................    294

Namaz ve Oruç     ................................................    295

Bazı hususiyetler.............................................    299

Mezhep ayrılığı       ................................................    301

Namazın fasid olması    ..........................................    303

Bazı umumî bilgiler      ..........................................    304

Cenaze  namazı       ...................................................304

Hastalık ve seyahat      ..........................................    305

Namaz saatleri    ...................................................    305

Namaz niçin yalnız Arapça kılınır   ........................    310

İslâmda niçin kemeri takvim kullanılır   ..................    317

Netice............................................................    318

Erkeklerdeki metinlerin nıealen tercümeleri    .........    329

Namaza müteallik Arapça metinlerin yeni harflerle

yazılmış şekli................................................    331

Başlıca Müslüman bayramlarının cetveli    ...............    336

Gayri tabii mıntıkalarda namaz vakitlerinin hesabı ...    339

Gayri tabiî mıntıkalar için daimî evkat cetveli .........    343

Kitapta isimleri   geçen  şahıslar     ...........................    345

İçindekiler.........................................................    350

(JJ nur yayınaarı

Huzur Sokağı Cilt I, Şule Yüksel ŞENLER                         60,— TL.

Huzur Sokağı Cilt II, Şule Yüksel ŞENLER                       60,— TL.

Gençliğin Izdırabı, Şule Yüksel ŞENLER                            40,— TL. İslâmda ve Günümüzde Kadın, Şule Yüksel ŞENLER     40,— TL.

Hidâyet, Şule Yüksel ŞENLER                                                17,5 TL.

Bize Ne Oldu? Şule Yüksel ŞENLER                                 40,— TL.

Yılanla Tilki,  Şule Yüksel  ŞENLER                                      22,5 TL.

Sağ  El Şule Yüksel  ŞENLER                                                  17,5 TL.

Bir Bilinçli Öğretmene, Şule Yüksel ŞENLER                   27,50 TL.

Ahenk, Mustafa YAZGAN                                                      17,50 TL.

Yavrularımıza Din Dersleri, Ahmed Hamdi AKSEKİ        40,— TL.

Müslümanın Amentüsü,  Dr. Ali  Arslan AYDIN                 17.50 TL.

Ahiret Günü,  Mutlakurrahbavî                                              25,— TL.

Uyarış, Ali YILMAZ                                                                 35,— TL.

İmanın Alâmetleri, Hamdi GÜLAL                                        12,50 TL.

Üçaylar ye   Faziletleri,  Abdülkadir GEYLANİ                    25,— TL.

Sürgün Öğretmen,  Hüseyin  KARATAY                               40,— TL.

Yegâne  Dünya Nizamı,   Prof.  Seyyid  KUTUB                    6,— TL.

Dokuz Numaralı  Hücre,  Hüdai  BAYiK                               10,— TL.

Yasin-i Şerif ve Dualar,                                                         10,— TL.

Hac Rehberi, M.  Kemal PİLAVOĞLU                                  15,— TL.

Son Fırtına, Ahmed  Lüîfi KAZANCI                                    20,— TL. İyiliği Emretmek, kötülükten sakındırmak A. İZZÜDDİN 15.— TL.

Resülullâh'ın Pâk Zevceleri, Prof. M. E. - SAVVAF            7,50 TL.

İbadetlerimiz, M. Saim YEPREM                                          10,— TL.

Hacı  BAYRAM-I VELİ  Bayram SEZGİT                              12,50 TL.

Osmanlılarda   Fazilet  Mücadelesi, Tahsin  ÜNAL             15,— Tl.

Yolda, Emine KUTUB (Şule Yüksel'in taıkdimiyle)            12,50 TL.

Volga Kızıl Akarken, Saadet BEKTÖRE                            40,— TL.

Dikenli Yollar, İbrahim YAVUZ                                            40,— TL.

Müslümanların  Gerileme Sebepleri,  Ş. ARSLAN             17,50 TL.

Fatih, Ali   Himmet BERKİ                                                      15,— TL. Allah İndinde Makbul Dualar, 0. Fehmi DURSUNOĞLU

Nevzat AKALTUN                                                                    22,50 TL.

İslâm Hanımlarından Kıssalar, İnci  BEŞOĞUL                40,— TL.

Ebedi Yol, İnci BEŞOĞUL                                                     40,— TL.

Kor, Ahmet EFE                                                                      30,— TL.

Ramazan Orucu, Dr. Ali Arslan AYDIN                                8,— TL.

Sessiz Çığlık, Mustafa YAZGAN                                          20,00 TL. Müslüman Türk Çocuğunun Ahlâk Kitabı, M. YAZGAN   15,— TL.

Ahlâkî Çocuk Hikâyeleri, Mustafa YAZGAN                      35,— TL.

Semavî Dinlerde Ahlâk, Mustafa YAZGAN                           7,5   TL.

Kur'an Felsefesi, Mahmud AKDÂD                                       20,— TL.

Mevlöna Muhammed Ali                                                        40,— TL.

Peygamberimiz, Ömer Faruk ERGİN                                     4,— TL. İslâm Kültürünün Garbı Medenileştirmesi, A. GÜRKAN 60,— TL.

Fakirlik Problemi ve İslâm. Yusuf EI-KARDAVİ                35— TL.

İslâm Şeriatı, Abdülkadir ÜDEH                                           15,— TL. Yolların  Ayrılış  Noktasında  İslâm,   Muhammed   ESED 30,— TL.

Mimden  Felsefeden Dine,  Fazlurrahman  ENSARİ             25,— TL. Yeni  Hutbelerim, Ahmet Hamdi AKSEKİ                            250— TL.

Peygamberimizin  Hayatı, Ahmed Hamdi  AKSEKİ             15— TL.

BİR  MÜSLÜMANIN   GÜNLÜK  HAYATI                      339

GAYRI TABİÎ MINTIKALARDA NAMAZ VAKİTLERİNİN HESABI

581 — «Günlük Hayat» bahsinde izah edildiği gibi normal olarak her müslüman günde beş defa Allaha iba­det kasdıyla namaz kılar :

1. Hakikî fecrin başlamasından (güneşin doğmasın­dan takriben bir buçuk saat evvelinden itibaren) güneşin doğmasına kadar olan zaman zarfında kılman sabah namazı,

.2. Güneşin semada en yüksek noktasını geçmesin­den itibaren üç saat sonraya kadar olan zaman zarfında kılınan Öğle namazı.

3.    Öğle namazının vaktinin bitmesinden güneşin bat­masına   (tekaddüm eden zamana) kadar olan za­man zarfında kılman ikinci namazı,

4.    Güneşin batmasından sonra alaca karanlığın kay­bolmasına kadar geçen    zaman zarfında    kılman akşam namazı,

5.    Alaca karanlığın kaybolmasından sabah    namazı vaktine kadar geçen zaman zarfında kılman yatsı namazı,,

Ekvatordan pek uzaklarda, tarif edilen bu vakitler pratik olmaktan ziyade mahzurludur. Bunun, için güneşin hareketi yerine saatin hareketine bakılır ve hesab edi­lir; ve izah edildiği gibi 45 derece arz dairesindeki zaman (namaz ve oruç vaktleri) bu arz dairesiyle kutup ara­sındaki mıntıkaların tekmili için muteber olur. Böylece Avrupa'da Bordo-Bükreş, Şimal Amerika'da Portland -Halifaks normal bölgenin sınırlarını teşkil ederler; bu mahallerin kuzeyinde bulunan bütün memleketler bu mev­kilerin evkat cetvelini (Namaz vakitlerini gösteren cetvel) takibedeceklerdir. Aym şey gerekli tadilât yapılarak Gü-

340

JSLAMA GİRİŞ

ney Amerika'da,   Arjantin ve Şili'nin   en uzak güney uç­ları için de kabili tatbiktir.

582 — Aşağıda 45 derece Kuzey enlemi ve 45 derece Güney enlemi için mahallî vakte göre saatler verilmiştir. Bunları izah için birkaç kelime ilâvesi faideden hâli de­ğildir.

a)    Yalnız güneşin doğuş ve batış saatlerini verdik. Öğle vakti    mevsime   göre   12 den biraz evvel   alınarak 12.30'a kadar gidebilir.  (Kışın erken, yazın geç)  diğer iki vaktin namazı ya'ni ikindi ile yatsı namazlarının    vakit­leri yukarıda verdiğimiz kaideye göre hesaplanır.

b)    Mahallî vakitle,    Mülkî vakit  (memleket    saati) arasında geniş bir fark vardır, filvaki Ekvatorda her on-beş mil veya buna yakın bir miktar bir dakika fark hu­sule getirir; kutuplara   yaklaştıkça   aynı vakit farkı için mesafe daha yakındır. Birleşik Amerika, Kanada, Sovyet Rusya gibi geniş memleketlerde şark hudutlarında güne­şin doğuşu garb  hudutlarındaki güneşin doğuşundan  se­kiz on saat daha   erkendir. Bizim   evkat cetvelimiz   ma­halli vakte göre tanzim edilmiştir ve bir memlekette kul­lanılmakta olan   «mülkî vakt»a   memleket   saat   ayarına uydurulması zeki bir kimse için güçlük arz etmez.

Meselâ Fransa'daki saat hakikî mahallî saatten bir saat ilerdedir. Saat 12'yi çalarken hakikî mahallî saat 11'-dir. Oruç bakımından imsak ve iftarda olduğu gibi günlük namazlarda da bu vakı'anın dikkate alınması gerekir.

c)    Arzın yuvarlaklığı    dolayısıyla günün    başlaması lâzım  gelen yerde  keyfî bir  çizgi  çizilmiştir.  Bu farazi tarih çizgisi Asya ile  Amerika arasından geçiyor; siyasî mülâhazalar bazı noktalarda bu çizgiyi inhiraf ettirmiş­tir.   Japonya,  Avustralya,   Endonazya'dan   Amerika,yave-ya Amerika'dan aksi istikamete vapurla,  tayyare  ile se­yahat eden müslümanlar için bu çizginin ehemmiyeti var­dır. Amerika'ya giderken bu hayalî çizgiyi geçer geçmez

BİR   MÜSLÜMANIN   GÜNLÜK  HAYATI

341

24 saatlik bir fark husule gelecektir: Cumartesi, cuma olur ve diğer cumartesi mutad seyrini takibedefek gelir. Amerika'dan Asya'ya gelirken aynı noktai nazardan bü-( tün bir gün ilâve edilmek lâzım gelir ve cuma, cumartesi olur. Eğer bir kimse Öğleden evvel karaya inecek olsa terk edilen memleketin değil, varılan memleketin vaktine göre cuma namazının kılınması icabeder.

d)    Gittikçe hızı   artan   hava   seyahatleri   karar ve­rilmesi asla mümkün olmıyacak meseleler ortaya    çıkar­maktadır. Şimdi diyelim ki güneşin doğmasından    biraz sonra hareket edip, yolda giderken güneşin şarkta battı­ğını görerek bir müddet sonra güneşin henüz doğmadığı bir memlekete ulaşmak mümkündür; yahut hareket eğer güneşin batmasından   sonra   vaki olursa yolda   giderken güneşin garbdan doğduğunu   görmek kabildir. (Kim bilir acaba bu Aleyhissalâtü vesselam Efendimizin ihtiyar dün­yanın sonuna alâmet olarak verdiği haberin bir    işareti değil midir?). Bunun aksine bir memleket saat 6 da terk edilir ve yalnız üç saat sonra varılan yerde mahallî   saat 9 olacağına 12 olabilir. Aklı selim bu gibi hallerde güne­şin hareketini değil terkedilen memleketin saatine uyul­masını icabettirir. Böyle süratli seyahatlarda güneşin hiç batmadığına ve yahut günde müteaddit defalar battığına şahid olmak mümkündür.

e)    Hava yollarıyla yapılan süratli seyahattan doğan birçok problem arasında orucun iftarının zamanı meselesi vardır. Meselâ biri ilkbaharda saat 4!te sahur yapmış ve diyelim ki saat 6'da Tokyo'dan Taşkent yolu ile Tunus'a hareket etmiştir. Saatta 900 km. sür'atle 8 saat uçtuktan sonra uçak alana inince mahallî saat öğleden sonra 2 ol­mayacak, bilâkis sabah 6 olacaktır ve güneş de henüz doğ­muş bulunacaktır. Bu böyle oluyor, çünkü bu iki  (kalkış ve iniş) yerdeki güneşin doğması   arasında 8 saatlik bir fark vardır. Ve uçak güneşin   yörüngesiyle   aynı isii.ka-

342

İSLAMA GİRİŞ

BİR   MÜSLÜMANIN   GÜNLÜK  HAYATI

343

mette ve güneşle aynı hızda hareket etmiştir. Bu duruma* göre, eğer yolcular akşam 6'ya kadar Tunus'ta bekliye-cek olursa 14 saat değil, 22 saat oruç tutmuş olacaklar­dır. Keza eğer Tunus'tan Tokyo'ya seyahat edilirse o za­man normalden iki misli daha süratle geçecektir ve 6 saatlik bir uçuştan sonra kol saati öğle 12'yi gösterirken güneş Taşkent'in doğusunda bir yerde batacak ve iki saat sonra da uçak Tunus'taki zaman ölçüsüyle öğleden sonra saat 2Jde Tokyo'ya inince vakit Japonya'da gece saat 10 olacaktır. Aynı hadise zaman farkından başka mevsim­lerin dahi değişmesi bahis mevzu olan kuzey yarım kü­reden güneye ve güneyden kuzeye yapılan uçak seyahat-larında da ortaya çıkar. Aralık ayı Norveç ve Kanada'da çok soğuk bir aydır; halbuki aynı anda Şili ve Cope Tawn'-da çok sıcak var. İcma derki böyle hava seyahatmda ge­rek oruç ve gerekse namaz için üzerinden aşılan memle­ketlerin durmadan değişen mahallî saaterine göre değil de seyahatin başlangıç yeri zamanına göre hareket edil­melidir.

f)    Eğer bir insan aya inerse yeryüzünün   kâbesinin onun namazı için kıble olması imkânsız olur. eBlki orada dünyaya bakan kısmında ve bize de gözüken bir ay kâbe-sinin inşası gerekecektir.

g)    Keza eğer bir sputnik içinde dünyanın çevresinde-seyahat edilecek olursa normal olarak bir çevre uçuşu 90 dakika olacaktır. Güneş görünüşü kuzeyden güneye, gü­neyden kuzeye, doğudan batıya ve batıdan doğuya uçu­şuna göre değişecektir.    Güneşin doğup   batması her 24 saatta bir değilse her bir buçuk saatta bir defa olacaktır; Biz   dünyalı   seyyahla   için   yapma   peyklerinki   değilse dünya    güneşin doğup batmasına müstenid dünya    saati, tatbik edilmeli.

583

(Dünyanın

Doğuşu

— GAYRI TABİΠ   MINTIKALAR İÇİN DAİMİ EVKAT CETVELİ.

(Dünyanın Güney Kesiminde Güneşin) Doğuşu            Batışı

Kuzey Kesiminde ü n eş i n) Batışı

Tarih

7.39 7.38 7.36

7.31

7.22

7.13

7.03

6.52

6.39

6.26

6.13

6.00

5.42

5.29

5.16

5.04

4.50

4.40

4.31

4.24

4.17

4.14

4.12

4.13

4.17

4.21

4.27

4.34

16.28 ,16.35 16.43 16.52 17.06 17.16 17.26 17.36 17.47 17.56 18.06 18.15 18.27 18.31 18.45 18.54 19.05 19.14 19.22

19.39 19.44 19.48 19.50 19.50 19.48 19.44 19.38

1 Ocak

8     » 15     » 22     » 1 Şubat 8     » 15     » 22      » 1 Mart, 8     » 15     » 22      » 1 Nisan 8    » 15     » 22     » 1 Mayıs 8

15     » 22     » 1 Haziran 8     » 15     » 22     » 1 Temmuz

8 » 15 » 22     »

4.17

4.23

4.31

4.41

4.52

5.05

5.16

5.26

5.37

5.46

5.55

6.04

6.18

6.26

6.34

6.44

6.54

7.02

7.10

7.18

7.28

7.32

7.37

7.39

7.39

7.37

7.33

7.28

19.50

19.49   ,

19.46

19.43

19.31

19.22

19.13

19.10

18.47

18.35

18.22

18.10

17.50

17.36

17.28

17.13

16.59

16.49

16.42

16.35

16.28

16.24

16.24

16.25

16.29

16.33

16.39

16.45

344

İSLAMA GİRİŞ

(Dünyanın  Kuzey Kesiminde

Güneşin) Doğuşu             Batışı

Tarih

(Dünyanın Güney  Kesiminde Güneşin) Doğuşu            Batışı

4.46

19.27

1

Ağustos

7.17

16.56

4.53

19.18

8

»

7.08

17.03

5.01

19.07

15

»

6.58

17.12

5.09

18.56

22

»

6.46

17.21

5.21

18.38

1

Eylül

6.39

17.31

5.30

18.25

8

»

6.16

17.40

5.38

18.12

15

»

6.03

17.49

5.46

17.58

22

»

5.49

17.57

5.57

17.41

•     1

Ekim

5.34

18.07

6.06

17.28

8

 

5.21

18.16

6.15

17.16

15

»

■     5.06

.      18.26

6.24

17.04

22

 

4.54

18.35

6.38

16.49

1

Kasım

4.39

18.48

6.48

16.39

8

»

4.30

18.58

6.57

16.32

15

»

4.22

19.07

7.07

16.25

22

»

4.15

19.18

7.18

16.20

1

Aralık

4.08

19.28

7.25

16.18

8

»

4.07

19.37

7.31

16.19

15

»

4.08

19.43

7.36

16.22

22

»

4.10

19.47

BİR  MÜSLÜMANIN   GÜNLÜK  HAYATİ

345

KİTAPTA İSİMLERİ GEÇEN ŞAHISLAR

584 — Evvelki sahifelerde isimleri geçen müellifle­rin muhtasar bile olsa hal tercümelerini yazmaya cildler lâzımdır. Bütün maddeleri münderecatı tarafsız bir gö­rüşle yazılmamış olsa da umumiyetle İslâm Ansiklopedi­sine bu hususta müracaat edilebilir. Aşağıda verilen ta­rihler milâdî senelere göredir. Aksi işaret edilenler müs­tesna, bütün bu zevat müslümandır.

ALKAME EN NAHAÎ (v: 681). Büyük bir fıkıh âli­mi ve ashabı kiramdan îbn Mes'ud'un talebesidir.

BAYBARS (v: 1277). Aynı Câlut'da Hulâgu Hanı mağlûb eden Mısır sultanı. (Hulâgu Bağdad'ı zabt ve tah-ribedip halife El-Musta'sım'ı öldürttü, sonra Mısır'a yü­rüdü, karşılaşma Aynı Câlut'da oldu.)

BELAZÜRİ (v: 895). Büyük bir tarihçi ve teracim-i ahval (biyografiler) muharriri. Futuh'ul Buldan (İngiliz­ce, Almanca ve Urduca tercümeleri vardır) ve Esnab'ül Eşraf müellifi.

BÎRUNÎ (v: 1048). Bir feylesof. İlim, tarih ve sos­yoloji üzerine olan eserleri birer abide sayılacak kadar mühimdir.

BUCER (yahut) RUTZER ,(v: 1552). Maruf Alman din âlimlerinden ve hıristiyanhkta Protestan Kilisesini kuranlardan biridir.

BUHAEÎ (v: 870). Es Sahih isimli eserin ve diğer birçok eserlerin müellifi, itimada şayan muhaddislerden biridir.

CABİR İBN HAYYAN (v; takriben 776). Eski âlim ve feylesoflardandır.

CAFER ES SADIK (v: 765). Büyük fakîh ve mu­tasavvıf.

CAHIZ (v: 868). Feylesof ve edib.

DAMİftî (v: 1405). Hayat'ül Hayvan isimli eserin müellifi, maruf bir hayvanat (zooloji) âlimi.

346

İSLAMA GİRİŞ

DARİMİ (v: 869). Kitab es-Sünen müellifi, başlıca muhaddişlerden biridir.

DİHLEVÎ (Veliyullah Ahmed) .(v: 1762). Meşhur hadis âlimlerinden ve mutasavvıflardandır. Hind-Pakis-tan müslümanlarınm uyanışının babasıdır.

DİNAVERÎ ,(v: 895). Feylesof ve büyük bir müslü-man nebatat (botanik) âlimi.

EBU DAVUD (v: 888). Kitab-es-Siinen müellifi ve başlıca muhad dişlerden biridir.

EBU HANİFE (v: 767). Hanefî mezhebinin kuru­cusudur. Müslümanların % 80'i bu mezhebdendir.

EBU UBEYD (v: 838). Meşhur muhaddislerden biri ve İslâm maliyesi üzerine yazılmış bir eser olan El-em-val'in müellifidir.

EBU YA'LA EL-FERRA (v: 1065). Hanbelî fakîh-lerindendir. Siyaset üzerine yazılmış bir eser olan El-Ah-kânı'us Sultaniye'nin müellifidir.

EVZAÎ (v: 773). Babası Sind'den gelmiş büyük bir fahîhdir. Bir zamanlar onun mezhebi İslâm dünyasında pek yayılmış bulunuyordu.

F ARABİ (v: 950). Çok orijinal büyük bir   feylesoftur.

GAZÂLÎ (v: 1111). Büyük bir din âlimi ve muta­savvıf. Hangi çeşit felsefenin İslâm ile akıl ile uygu­lanmasının mümkün olduğunu gösterdi.

HAMMAD (v: 737). Büyük bir fakîh ve Ebu Ha-nife'nin hocası.

HEMMAM BİN MÜNEBBİH (v: 719). İlk muhad­dislerden biridir ve ash.ab-1 kiramdan Ebu Hüreyre'nin talebesidir.

İBN ABDEL HAKEM    (v: 871).    Mısır'ın büyük ta-, rihçisi ve muhaddisi. Fütuh Mısr müellifi.

İBN FADLAN 921 de Rusya'ya gönderimiş sefir ve muallimdir. Bulgar (şimdi Kazan) kralını İslama döndürmeye muvaffak oldu. Seyahatnamesi mevcuttur.

BİR   MÜSLÜMANIN   GÜNLÜK HAYAT!

347

İBN FİRNAS  (v: 921).    Uçmak için bir    kanad icad eden dâhi. Bir planetoryum  (yıldızları gösteren bir kub­be) yaptırdı. Bu planetoryumda yalnız yıldızlar değil bu-/lutlar ve ışık meseleleri de tarif ediliyordu. Ayrıca mu­sikişinastı.

İBN EL HAİSEM (v: 1039). Meşhur bir âlim. Op­tik üzerine olan eserleri büyük kıymettedir.

İBN HACER, (v: 1449). Muhaddis teracim-i ahval muharriri.

İBN HANBEL (v: 855). Hanbelî mezhebinin kuru­cusu, Şafiî'nin talebesi ve muhaddistir.

İBN HAVKAL (v: tahminen 977). Meşhur bir coğ­rafyacı.

ÎBN HİŞAM (v: 834). Tarihçi. Hayatı Hz. Peygam­ber (s.a.) üzerine yazdığı eseri ile meşhurdur. Bu eser îngilizceye terceme edilmiştir.

İBN EL KELBÎ (v: 819). Cahiliyet devrine ait ih-tisasıyla tanınmış tarihçidir.

İBN HALDUN (v: 1406). Sosyolog ve tarihçi. Ta­rih kitabına yazdığı Mukaddime ile Tarih felsefesini icad etmiş oldu.

İBN MACE (v: 886). Başlıca muhaddislerden biridir.

İBN MECİD, 15. asrın büyük denize ilerin dendir. Vaskö do Gama'nm donanmasına Afrika'dan Hindistan'a kılavuzluk etmiştir.

İBN EL MUKAFFA (v: 756). Kelile ve Dimme'yi ve bir çok eseri farsça'dan arapça'ya tercüme eden bir rafizî idareci ve edebiyatçıdır.

ÎBN RÜŞD (v: 1198). Büyük bir fakiri, feylesof ve âlimdir.

İBN SA'D (v: 844). Eski bir tarihçi ve büyük bir teracim-i ahval kamusunun müellifidir.

İBN CİNÂ (v: 1073). Avrupalılarca Avicenna namiy-

348

İSLAMA GIRIS

le bilinir. Büyük bir tabib ve feylesof. Eserleri hâlâ üni­versitelerde okutulmaktadır,

İBRAHİM EN NAHA'Π (v: 713).    Büyük bir fakihtir.

İDRİSÎ (v: 1164). Coğrafyası ve dünya haritası ken­di devrinde bir harika idi.

IYAD (v: 1149). Maruf bir muhaddis ve tarihçi.

KAZVİNÎ (v: 1283). Meşhur bir ilim adamı ve tarihçi.

KİNDİ (v: takriben 900). Çok orijinal bir âlim ve feylesof.

LUTHED (v: 1546). Protestan kilisesinin kurucusu, Arapçayı çok iyi bilirdi.

MÂLİK (v: 795). Maliki mezhebinin kurucusu, El-Muvatta isimli eserin müellifi.

MA'MER İBN RAŞİD (v: 770). İlk muhaddislerden, El Cami isimli eserin müellifi.

ME'MUN (v: 833). Bağdad, Abbasî halifelerinden, ede­biyat ve ilim hâmisi.

MES'UDÎ (v: 956). Tarihçi ve bir çok eserin mü­ellifi.

MA VERDİ (v: 1058). Devlet adamı, hukukçu ve siya­set felsefecisi. El Ahkâm'us Sultaniye'nin müellifi. Bu eser İngilizce ve Fransızcaya terceme olunmuştur.

MELANCHTON (v: 1560). Protestanlığın kurucu­larından bir Alman.

MİSKEVEYH (v: 1030). Tarihçi ve sosyolog.

MUS'AB EZ ZÜBEYRİ (v: 850). Eski tarihçi. Ne-seb-i Kureyş müellifi.

MÜSLİM (v: 875). En iyi muhaddislerden biri, Es Sahih müellifi.

NESAÎ (v: 915). Başlıca muhaddislerden ve Es Sü­nen müellifi.

KEŞİDÜDDİN HAN (v: 1318). Meşhur Tarihi Umumî müellifi.

RAZİ (v: 958).. Feylesof ve meşhur bir tabib.

BİR  MÜSLÜMANiN   GÜNLÜK  HAYAT!

349

• SAîD EL ENDÜLÜS! (v: 1070). Meşhur bir sosyo­log ve tarihçi.

SALÂHADDÎN (v: 1193). Mısır ve Suriye sultanı. /Haçlı seferleri boyunca birleşmiş Avrupa'ya karşı mu­vaffakiyetle çarpıştı. Mütteki bir hükümdardı,

SERAHSİ (v: 1090). Büyük bir fıkıh âlimi, El Meb-sut ismindeki eseri 30 cilttir.

ŞAFİÎ (v: 820). Şafiî mezhebinin kurucusu. El Ub ve Er Risale adlı eserlerin müellifi. Er Risale, mücerred hukuk ilmi Üzrine yazılmış dünyada İlk eserdir.

TABERÎ (v: 923). Mütebahhir bir âlim. Kur'an tef­siri, fıkıh ve tarih üzerine eserleri yüksek ilim kudreti­nin bir harikasıdır.

TÂC'UŞ-ŞERÎ'A ÖMER B. SADR'IŞ-ŞARt'A EL-EVVEL, halen Hanefî mezhebinin tedrisinde kullanılan Nihâyetu Hâşiyet'Ü-Hidâye eserini 1295 yılında telif et-niiş bir zattır.

TİRMİZÎ (v: 888).    Başlıca   muhaddislerden    biri    ve

Ei Camii' müellifi.

ÖMER I (İbn Hatiab) (v: 644). Hazreti Ebu Bekir'in halefi, büyük fâtih ve dindar ve âdil bir halife.

ÖMER II (İbn Abdülaziz) (v: 720). Emevî halifele­rinden çok mütteki bir zat.

ÖMER HAYYAM (v: 1131). Mütefennin,    heyetşinas

ve edib.

ZEHEBΠ (v: 1352). Büyük tarihçi    ve teracinvi    :ıh-

val muharriri.

ZEYD İBN ALİ (v: 738). Zeydî mezhebinin kuru­cusu, ilk müelliflerdendir, Hukuk, Kur'an ve Hadîs üze­rine yazdığı eserleri zamanımıza kadar gelmiştir.

ZÜBEYR İBN BEKKAR, Mus'ab ez Zübeyrî'nin ye­ğeni, çok vukuflu bir Ensab (şecere) müellifi.

İÇİNDEKİLER

351

İÇİNDEKİLER

Giriş      ..................................................................       5

Takriz       ...............................................................       6

Önsöz    ..................................................................       7

İkinci baskı için önsöz    ..........................................       8

Müellifin tercüme-i hâli    .......................................       9

İSLÂM PEYGAMBERİ — HAL TERCÜMESİ

Giriş      ...............................................................      13

Arabistan      .........................................................      15

Din     ..................................................................      16

Cemiyet     ............................................................      17

Peygamberimizin  doğuşu.................................      18

Bir Şövalye Sınıfı   ................................................      19

Din şuurunun başlaması   .......................................      20

Vahy     ,..............................................................      21

Risalet  (Peygamberlik)     .......................................      22

Sosyal boykot      .....................-.-...........................     24

Mi'rac       ............................................................     25

Medine'ye Hicret    ................................................     26

İslâm toplumunun teşkilâtlandırılması    ..................      27

Müsamahasızlık ve itikatsızlıkla mücadele   ...............      29

Musalâha      .........................................................      30

ÎSLÂMIN ASLÎ TALİMLERİNİN MUHAFAZASI

/ Muhafaza vasıtaları    .............................................      36

Islâmm ta'lîmleri (Öğrettikleri, emirleri)    ...............      37

Kur'an'm tarihi   ...................................................      37

Kur'an'm muhteviyatı     .......................................     43

Hadîs      ...............................................................     46

Resmî vesaik      ...................................................      48

Peygamber   zamanındaki   telifat        ........................      51

Ashab devrinde hadîslerin toplanması   .....................      53

Hadîslerin yazılmasının yasak edilmesi   ..................      56

Sonraki asırlarda................................................      58

Netice     ...............................................,................     59

İSLÂMDA HAYAT ANLAYIŞI

İslâm ideolojisi   ...................................................     64

Allaha itikad     ....................................................,.      69

Cemiyet       .........................................................      71

. Milliyet       ............................................................     72

İktisadî cephesi................................................      74

İrade-i cüz'iye ve kader.......................................      75

İNSAN VE İNANÇLARI

Allaha itikad    ...................................................      80

Melekler.........................................................      82

Münzel (indirilmiş) kitaplar   .................................      87

Allahm elçileri (Peygamberler)   ..............................      89

Ahiret bahsi      ...................................................     90

Kader ve irade-i cüz'iye   .......................................      93

Netice        ............................................................      95

,^^t|

352                                        İSLAMA GİRİŞ

İSLÂMDA İBADET HAYATI VE DİNÎ ÂDETLER     •

Namaz    ...............................................................     96

Oruç...............................................................    103

Hac         ...............................................................    106

Zekât     ................................................................    III

Netice     ...............................................................    117

MANEVÎ HAYATTA İRFAN

Suffa      ...............................................................    120

Tasavvufun zübdesi   .............................................    121

Allahm rızası......................................................    124

Husûsî ibâdetler       ................................................     1.28

Netice    ...............................................................    132

AHLÂK SİSTEMİ

İslâmm karakteristik özellikleri     ...........................    134

Ahlâkın esası     ......................................................    135

Hata ve kefareti      ................................................    139

Emirler         ............................................................    143

ÎSLÂMIN SİYASÎ SİSTEMİ

Milliyet         .........................................................     149

îslâmı cihan şümul hale getiren vasıflar    ...............    152

Hilâfet............................................................    154

Devletin vazifeleri.............................................    157

Hükümet şekli       ................................................    159

îştişarî müzakere    .................'...............................    160

Din siyaset.........................................................    J-öl

Netice     ...............................................................    166

■ı omur, naves

temek lâzımdır. Çünkü bir mü'mînin havas ve ku-

cede musibete uğramağa ve o musibet sebebiyle düş-

siyle bi

 bir dirlik ve yaşayış;   hayatımın sonuna tatlı

191 — Bana doğru yolu göster, ahlâk ve maîşeti-

193 — Allah'ım! Her şeyden Senden sebat, doğru

,-i ilam

Peygamber Efendimiz sBÖyte dua @den bir adam ölüne*»

İÇİNDEKİLER

Kur'ârH Kerim'de İsmi Gecen Peygamberler - HazreM

's-s#iâm> in

Sin Baş

42       Gizli Davet Açıktan Döveî

cooî v@ Tehdit 46       Kurayş'Sn Tehdidine Hasrst-S Peygamberin Cevobı

Hazreî-i Muhammedi Fkrinden Oevfrme Teşebbösferi Cevabı-Hazret-l  Hamza'nm

lan - Ksssodsn

76   .  Kıble'nin Tahvili - Ramazan Orucunun Farz Olması

Büyük Bedir Muharebesi 81       Üçüncü Sene ve Uhut Muharebesi 84       Hazret-i   Hamza'nın   Şehacteti - Peygamber   Efendimi-

112       Dokuzuncu  Sene

 M@din®'y@  Heyo^'srin  Gelmesi

:r@H  Peygamber

5gn©, V©fst Senesi

sr Ek

140       Hastalar!   Ziyareti

imam

 Nezahet  ve  Ne-

Peygamberimizin Affetmek Hasleti tığı = Peygamberimizin Şefkat

v@ Allah'ına Güvenmesi

ıi's-

149       islâm vs Müslüman'ın Mânâsı - Müslümanlık Kaç Esas Üzerin© kurulmuştur?

150       Allahın   Bîr'liğine İman

151        Müslümanlıkta itikat Esaslarının Kıymet ve Mâhiyeti 153       Müslümanlığın Ameli Esaslars

1$4       İbadetlerin Faydası

15§       Namazın v© Temizliğin Ehemmiyeti -T&mizHğin İslâmda Ehemmiyeti - Beden Temizliği

Dinî Vazifeler • Şahsî ve Beden* Vazifeler Ruhi Vazifeler - Ahlâkı Dilin Temiz kalmasına Cali

161

165       İçtimaî Vazifeler - Sözün özü

166       Müslümanlığı Ba^ka Dinlerin,

Vazifeler - Cismi ve ve Yükseltmek

 Peygamberimiz* Diğer

lümanhk Bütün Peygamberleri berimiz Vazifesini ifa Etmiştir

 Umumî Mı

 Müsolemettn   Esaslarını   Koy-

I

174      Ps

■01 o""

insanlar lç\n En Müksmm&l Bir Örnek-v@ Tam Brr Müslümam Nasıl OSur

206

211       Ham Dünya  Hem Ahlret Içfn

nt g

zeng

(Erzel-ü ömür, hav^ ve kuvanın tamamiyle za-

ve kuvvetleri zayıf, akıl ve yaşamak şüphe yok ki çok

ir

müminin

ti gidermt

sınan dana %ı

!) BU

İÇİNDEKİLER

Kur'ân-ı Kertm'da İsmi Gecen Peygamb»rl«r = HazreM

s-selâm) m

30       Kabe'nin Tgmirl ve Hazret-S Muhommed'in    Hgfcsmîîği

42       GizM Davet    v® ilk MûalOmonlor- Üçüncü    Sene Açıktan Davet

43       Yökın Akrobatarmı Davet

coot v« Tehdit

46       KureyşHn Tehdidine Hazret»! Peygamberin Cevobı

47       Müşriklerin Müslümanlara Eziyetler) 49      tstdmlora Eziyet ve Habeşistan'a Hicret

§0       Hazret-I Muhammedi Fikrinden Çevirme Teşebbüsleri V#  Pftygombsrin  Cevabi -.Hozrat-i   Hamza'nt^ı  Müslü-

lan -Kıssadan

 v« Benî Haşim'in 0c Son© Mahsur Kah

Büyük Bedir Muharebesi 81       Üçüncü S&n© ve Uhut M       Hazrai-i   Hamza'nın   Şehadeti - Peygamber

12i       Peygomber Efendimizin Teehî

 Şekil m ŞemAHi

zreM  Peygamber Vazifesini  Bitirmiş   Son  Sözünü

141      İffet

153        Müslümanlığın Amei! Esastan

154        İbadetlerin Faydası

155        Namazın ve Temizliğin Ehemmiyeti -Temizliğin İsldmda

Dirn Vazifeler - Şahsî vs

 Ruhî Vazifeler - Ahlâkî Güzelleştirmek v© Yükssltmek  Dilin Temiz kalmasına Çalışmak

161 162

166       Müslümanlığı  Başko Dinlerin,     PeYga'mberSmizi- Di Psygsmberîerin Üstünde Tutan Evsâfırt Saşlıcalan

Sırı

169       Bir Kavmin  Değil,, Bütün  Beşerin     İrşâdı^c   Memur-

Sunun

İNSAN ve İNANÇLARI

81

YEDİNCİ KISIM

Muhammed Muhttte Yetiştirdiği Bir İnsanlar foto En Mûkommal Bir Örnek-

ve Tam Bfrr Müslûmam Nasfi Oiur

Hazret^ Muhamm«d

 Menfaat-i  UmgmiyeC

Hem Dünya Hem Ahir©t Içtn Çalışmak

kötülük izafidir : Birine göre birşey   eğer kötü ise aynı şey başka şahıslara nispetle iyi olur ve    mutlak kötüde mevcut olmadığından kötünün Tanrıya isnadı   mevzubahis / değildir, (bkz. aşağıda paragraf 155, 157, 228)

134  — Saf    ve temiz    Alah'm birliği     (monateizm) akidesi aklı tatmin edebilir. Allah   birdir. Her şeyi yap­maya kadirdir. Buradan Onun    sıfatlarının çok oluşu or­taya çıkar. Böylece Allah hem Halik (yaratan) dır, hem de her şeyin Rabbidir : Göklerde ve yerde hükümran odur, izni ve bilgisi   olmadan hiç bir şey    hareket etmez. Hz. Peygamber    (s.a.) demiştir   ki Allahın 99    sıfatı için 99 Esmaü'l    Hüsna'sı (en güzel isimleri)    vardır: Halifedir. Bütün varlıkların özüdür, hakimdir, âdildir, merhametli­dir. Her yerde hazır ve nazırdır, her şeye kaadirdir, her şeyi bilicidir, her şeyi  takdir edendir.  Hayat,  ölüm, Öl­dükten sonra dirilmek v.b. hep Ona aittir.

135  — Bundan şu netice çıkar ki Allah mefhumu şa­hıslara    göre fark eder : Bir filozof   alelade bir    adamın düşündüğü gibi düşünemez. Hz.    Peygamber  (s.a.)  basit insanların itikadmdaki harekete hayran   olurdu ve ekse­riya sarsılmaz ve samimî inanışla dolu «İhtiyar kadınların itikadını»    misal olarak   gösterdi.   Körlerle    filin   hikâ­yesi malûmdur : Bu kör insanlar daha   evvel filden bah­sedildiğini hiç işitmemişler di. Bir gün   önlerine getirildiği zaman her   birisi bu garip hayvana   yaklaştı. Birisi elini hortumunun üstüne koydu, diğeri   kulaklarına, üçüncüsü bacağının üstüne... sonra her birisi sıra ile hissini   beyan etti ve fili tarif etmeye  başladı: Fil bir direk jjibi idi, bir kanat gibiydi,   bir taşgibi sert   yahut ince uzundu. Her­kesin hakkı   vardı,   bununla beraber   hiç   birisi   hakikati bulamamıştı. Çünkü kabiliyetlerinin dışında   idi. Eğer bu

İslama Giriş — F: 6

82

ISLAMA GİRİŞ

temsilî hikâyedeki körlerin yerine görünmeyen Allahı ara yanları koyacak olursak ferdî tecrübelerin nisbî doğru­luğunu kolayca anlayabiliriz, tslâmın ilk devir Sufilerin-den bir zatın dediği gibi: «Alelade bir adamın Allah bil­gisinde bir hakikat vardır Bu işe mahrem kılınmış olan için de bir başka hakikat, ve ilhama mazhar olan pey­gamberler için de daha başka bir hakikat ve nihayet biz­zat Allah tarafından bilinen bir başka hakikat vardır.» İslâm peygamberine atfen yukarıda verilen izahata cahil veya âlim, basit veya zeki, şair, sanatkâr, hukukçu, sûfi, ve din âlimi gibi muhtelif insan zümrelerinin ve geriye ka­lanların ihtiyaçlarına kâfi gelecek yeter derecede elasti­kiyet vardır. Görüş noktası ve görme zaviyesi şahsa göre değişebilir, bununla beraber görülen şey aynı olarak kalır.

136  — İslâm âlimleri kendi    sistemlerini hukukî bir esas üzerine inşa ettiler, bu sistemde    haklar ve vecibe­ler karşılıklıdır. Cenabı Hak bize malik olduğumuz uzuv­ları ve iradeleri vermiştir. Verilen her   şey ayrı bir mec­buriyeti gerektirir. Allaha ibadet etmek    (kulluk etmek), müteşekkir olmak, itaat etmek, kâinata şamil ulûhiyetinin hoşlanmayacağı şeylerden kaçmak her    şahsa    ayrı    ayrı sorumlu olduğu ferdî vecibelerini teşkil eder.

MELEKLER

137  — Allah gözle görülmez ve    fizik ötesi olduğun­dan. Cenabı Hakla insan arasında bazı temas vasıtalarının bulunması zarurî idi; yoksa ilâhî iradeye uymak imkânı ol­mazdı. Cenabı Hak yalnız bedenlerimizin değil, o kadar çe­şitli ve gelişmeye elverişli bütün kabiliyetlerimizin de ha­likıdır. Sezgiyi,    ahlâkî şuuru ve bizi    doğru yola götü­ren, diğer imkanları veren Odur.   însan ruhu hem iyi ve hem fena    ilhamlara müsaittir_ Halk    arasında iyi kim­senin bazan kötü bir iğva'ya (suç işlemek arzusuna)  ka-

INSAN ve  İNANÇLARI

83

pılması mümkün olduğu gibi kötü bir adamm da bazan iyi ilhamlara mazhar olması mümkündür. İlhamlar Allah-tan başkasından da gelir,. şeytandan gelen telkinlerle ol­duğu gibi. Allahm bir lûtfudur ki O1 bizi hangi şeyin rahr mânı ve .bu itibarla uyulmaya lâyık ve hangi şeyin şey­tanî ve dolayısıyla .kaçınmak lâzım geldiğini ayırt etmeye kabiliyetli kılmıştır.

138  — Allah ile insan arasında temas ve tebliğ için müteaddid  imkânlar vardır.  En mühim imkân, tecessüd (Allahm  insan şekline girmesi)   olabilirdi;     fakat İslâm bunu reddetmiştir. Tanrının insan olması, yemesi, içmesi, kendi yarattıkları tarafından işkenceye duçar olması, hat­tâ öldürülmesi, insan aklının herşeyin üstünde bildiği bir Allah için çok alçaltıcı bir şey olurdu. Ne kadar yakin olarak Allaha yaklaşırsa yaklaşsın en yüksek urucunda (yükselişinde)     bile insan    yine insan ve    Allahtan çok uzakta kalır. İnsan, sufilerin dediği gibi   Allahm   rızasına uygun hareket    etmek için kendini ifna ve    şahsını sile­bilir, fakat yine de —bir daha tekrar edelim— insan yine insan ve bütün zaaflarının zebûnu kalır,   Allah bütün bu noksanların fevkindedir.

139  — Allah ile insan arasında, diğer    tebliğ vasıta­ları arasında belki en zayıfı, fakat herkesin malı olan uyku vardır. Peygamberlere göre iyi rüyalar   Allah tarafından ilham edilir ve insanı doğru yola yöneltir.

140  — Bir    diğer vasıta ilka'dır   (lügat mânası    bir şeyi bir kimseye doğru atmaktır.) ki bir-nevi kendi ken­dine telkin, sezgi, bir çıkmazın yahut gayrıkabili hal, ya­hut müşkili problemlerin hal suretlerinin bir hissi kabl-el vukuudur (vukua gelmeden evel hissedilişidir.).

141  — Bir de ilham vardır ki ona  «ilâhî telkin»  de diyebiliriz. Ruhu başkalarına karşı   adalet, merhamet, fe­ragat ve  hayırseverlik mevzularında kâfi     derecede ge-

84

İSLAMA GİRİŞ

İNSAN ve İNANÇLARI

85

lişmiş bir insanın kalbine (aklına) bazı şeyler ilham olu­nabilir. Bütün memleketlerde bütün devirlerin verileri bu lütuftan faydalandılar. Bir kimse kendini Allaha vak­feder ve nefsini unutmaya çalışıp gayret ederse —çok kı­sa süren — öyle anlar olur ki tarifi imkânsız bir hal için­de Cenabı Hakkın huzuru bir lem'a (parıltı) gibi parlar. Beşer ruhu —yahut eskilerin dediği gibi kalbi— böylece aydınlanır; ve o zaman bir itminan (emin olma, inanma) hissi kanaat ve hakikatin idraki husule gelir. İşlerinde olduğu gibi düşüncelerinde de ona yol gösteren, onu mu­rakabe eden Aîlahtır. Peygamber de —Allahın beşer nevinden habercileri— bu nevi bir irade mazhar olurlar. Sufiler derler ki bazı zamanlar ne de olsa insan hüküm vermede yahut anlayışta hata yapabilip Bazı mutasav­vıfların beyanına göre en muttaki (takva sahibi) kimseler bile ilâhî bir imtihan gibi gelen âdi ilhamları ayırt ede­mediklerinden gayri mahsûs benlikleri yüzünden yoldan çıkmışlardır.

142 — însan ile yaratanı arasındaki temasın en yük­sek derecesine, irtibatın en emin ve şaşmaz vasıtasına Hz. Muhammed (s.a.) tarafından vahy denilmiştir. Vahy alelade bir ilham değildir. Rab tarafından insana yapı­lan hakikî bir keşif (açıklama), ilâhî bir tebliğdir. în­san maddedir, Alah ise bilâkis ruhun bile fevkindedir, bu itibarla insanın doğrudan doğruya fizik teması ihti­malinin ötesindedir (Kur'an 6/103). Allah her yerde hazır ve nazırdır ve Kur'anın dediği gibi (50 :16) «İn­sana boynundaki damardan daha yakındır.» Bununla be­raber hiç bir fizikî temas mümkün değildir. Bu itibarla lügat mânası haberci, ilâhî mesaj taşıyıcı olan melek, Allahın emirlerini beşer nevinden memuruna yani ha­bercisine, peygamberine ileten bir vasıtadır Peygamber­den başkası bu nevi vahye mazhar   olamaz. Şu hatırda tu-

tulmalıdır ki îslâmda peygamber gaibden    haber veren, olacak   şeyleri    evelden bildiren mânasına    gelmez. Yal-t    nız Allahın bir elçisi, ilâhî haberi kavmine götüren o ha-"     berin hamili mânasına gelir.    Melek'e gelince onun kâi­natta maddî mahlûklardan ayrı ruhanî bir varlık mı, baş­ka türlü bir şey olup olmadığı münakaşası buradaki bah­simize girmez.

143  — Kur'ana göre vahyi   peygambere    getiren se­mavî habercinin adı Cebrail'dir,   Kelime   itibariyle    (Al­lahın kudreti)    demektir. Kur'an,   vazifelerinin ne oldu­ğunu tashih etmeden Mikâl'den de bahseden,    Cehennem ile vazifeli olanın    adı Mâlik'tir Kelime    mânası «sahip» demektir. Diğer meleklerden de    isimlerinin ve sıfatları­nın ne olduğunu söylemeden bahseder.   Onlar Rabbin bü-tüm emirlerini yerine getirirler, İslâm itikadına göre Ceb­rail bütün meleklerin    üstündedir.    Kur'an ona (Ruh'ül-Emin) de der_ Mânası    (emniyete lâyık ruh)    demektir. Peygamberinin bir Hadisinde Cebrail'in   Peygambere her zaman aynı şekilde görünmediğini   okuyoruz. îbn Hanbel tarafından     tespit edilmiş    bir rivayete  (1,53    veya No 374)    nakledilir (bkz.    paragraf 129)    ki bir gün   birçok insanların huzurunda kimsenin   tanımadığı bir   adam gel­di, Hz.   Peygamber (s,a.) e bazı   sualler sordu ve   sonra çekildi gitti. Birkaç gün sonra Hz.   Peygamber (s.a.) As­habına dedi ki :  «Eminim ki o gün bana    sualleri soran kimse Cebrail'den başkası değildi. Size   dininizi öğretmek için gelmişti# Ben onu   tanımakta hiç   bir zaman bu ka­dar gecikmemiştim.» Bu böyle oldu; çünkü o peygamber­lere bir ilâhî vahy getirmek için değil de onu imtihan et­mek için gelmişti.

144  — Vahyin  geliş  şeklini,   Hz Peygamberin  bizzat veya kendisini vahy esnasında seyredenlerin   tavsifte bu­lunduğunu aşağıdaki rivayetlerden çıkarmak mümkündür :

86

İSLAMA GIRiS

«Bazan o bana bir çıngırak (zil) sesi gibi geldi. Bu' be­nim için en ağır olanı idi, O kesilince bütün söylenenler . hafızama iyice nakşedilmiş olurdu; fakat bazan melek ba­na insan suretinde görünür ve konuşur, ben de onun söylediklerini kavrardım.» (Buharı) Aynı hadis ibn-i Han-■bel'in rivayetinde şöyledir :•■ «Çıngırak sesi duyarak ve bu­nun üzerine sessiz dururum; canımın çıkacağından kork­tuğum hiç bir vahiy hali mevcut değildir.»

Ashab müşahedelerini şöyle nalkederler : «O'na ne-zaman vahiy geldi ise bir nevi hareketsizlik O'nu sarmış­tır.» (İbn-i Hanbel) «Allah'ın Resulüne ne zaman vahiy geldi ise o sıkıştı ve bir müddet sanki sarhoşmuş gibi bir halde kaldı...» (İbn-i Sa'd). «Çok soğuk bir havada O'na ■ vahy geldi, vahy kesilince Hz. Pe'ygamberin alnı inci gibi terlemişti.» (Buharı) «Vahy anı gelince o ba­şını elbisesinin içine büktü. Hz. Peygamberin yüzü ha­kikaten kıpkırmızı oldu ve horladı. Sonra da bu hal kay­boldu.» (Buharı) «Ne zaman vahy geldi ise ona sıkıntı basmış ve yüzü kararmıştır. (İbn-i Sa'd) «Ona ne za­man vahy geldi ise biz onun etrafında arıların vızıltısına benzer bir ses duyardık.» (İbn-i Hanbel ve Ebû Nuaym). «Vahy gelince Peygamber çok sıkıntı duyardı ve dudak­larını kımıldatırdı.» (Buharı) Bir diğer rivayet onun bü­yük bir yük ağırlığını hissettiğini beyan eder ve şöyle söyler : «Ben, devenin üzerinde iken kendisine vahy gelen peygamberi gördüm. Deve kızkmlığmdan köpürmeye ve ayaklarını çatlayacağından korkacağım ve bazan de inat edip vahyin devamı boyunca ayakları çakılırcasma dik durmuş ve bu vahy hali bitinceye ve peygamberin alnın­da inci gibi ter boşanmcaya kadar devam etmiştir.» (İbn-i Sa'd) «Yüksek devenin ayaklarını az kalsın bir çatırtı ile kı­rıyordu.» (îbn-i Hanbel) Zeyd b. Sabit bir günkü şahsî tecrübesini şu sözlerle anlatır : «Onun ayağı benim uylu-

İNSAN ve İNANÇLARI

87

ğuma dayanıyordu; o kadar bastırdı ki kemiğimin çat diye kırılacağından korktum.» (Buharı) Diğer bir riva­yette şu ilâve var: «... Eğer Peygamberin ayağı olma-' saydı bir nara atıp ayağımı çekecektim.» Başka rivayet­ler de şöyle diyor: «Bir defasında peygamber camide minberde dururken vahy geldi. Kendisi kımıldamadan ka­lıverdi» (İbn-i Hanbel) «Kendisine vahy geldiğinde elin­de bir lokma et vardı. Vahy bittiği zaman lokma hâlâ elin­de idi.» (İbn-i Hanbel) «Böyle hallerde Peygamber ba­zan sırtüstü yatardı ve bazan da yanındakiler hürmet kas-dıyla onun yüzünü örterdi ki bu o zamanın icabı ola­bilir. Ancak o şuurunu ve kendi üzerindeki hakimiyetini asla kaybetmemiştir. Risaletin ilk yıllarında o, kendisi­ne gelen vahyleri vahy esnasında yüksek sesle tekrar eder­di; sonra, henüz Mekke'de iken, aynen tekrar itiyadı­nı terketti; vahy bitinceye kadar sessiz kaldı. Ve son­ra da Allah'ın vahyini yaymaları için (Kur'anı Kerim, 75/16'da zikredildiği gibi.) kâtiplerine tebliğ etti : «Onu acele kavrayıp ezber edesin diye Cebrail vahyi bitirme­den dilini onunla depretme. Onu göğsünde toplamak, onu dilinde akıtıp okutmak şüphesiz bize aittir.» Keza (20/ 114) : «... sana vahy tamamlanmazdan önce Kur'an-ı oku­mada acele etme, Rabbim benim ilmimi artır, de.» Hz. Peygamber normal haline dönünce müslümaniar arasında yaymak ve nüshaları çoğaltmak maksadıyla kendisine he­nüz nazil olan vahyi kâtiplerine yazdırdı. İbn-1 îshâk, el-Mebhes ve'1-meğâzi (Fas yazması) adlı eserinde şu rivayet bulunur : «Hz Peygambere Kur'anın bir kısmı nazil olunca onu önce erkeklere, sonra da kadınlara okurdu.»

MÜNZEL (İNDİRİLMİŞ) KİTAPLAR

145 — Alalı. arzın ve semaların Rabbidir, bu iti­barla insanın vazifesi Ona itaat etmektir. Bu   vazife itaat-

88

İSLAMA GİRİŞ

ten de fazla bir şey olmalıdır. Çünkü kemâli rahmetinden ona peygamberini göndermiştir. Allah hükümrandır, ruhanî, cismanî bütün hukukun (kanunların) kaynağı O'dur. Biraz evel vahyden ve Allahm iradesinden insana tebliğinden bahsetmiştik. Bu vahylerin toplanması ve bir araya girilmesi Münzel Kitapları teşkil eder,

146  — Hz. Peygamber (s.a.)  tarafından   ilân edilmiş iman formülü Kitaplardan bahseder. Yalnız bir   Kitaptan değil. Öyle    olsaydı bu yalnız    Kur'ana delâlet    ederdi. Kur'anın   ta'limlerindeki bu   müsamaha   karakteristiktir. Kur'an birçok âyetlerinde bundan    bahseder. Meselâ  (2 : 285): «Onlardan (müslümanlardan)   her biri Alla'ha , me­leklerine,   kitaplarına ve peygamberlerine   inanırlar, (ve derler):   «... hiç bir kavim yoktur ki ona bir nezir (haber verici)  gelmiş    olmasın.» Ve yine    (4/164,40/78)   «... ha­kikat Biz senden evvel de (ey Muhammed) o bahsettiği­miz kavimlerin arasına (ve    bahsetmediğimiz kavimlerin arasına)    peygamberler gönderdik.»    Kur'an Hz   İbrahim (a.s.) in (Suhuf) unu, Hz. Musa (a.s.) m «Tevrat» mı, Hz. Davud (a.s.) un (Zebur) unu ve Hz. İsa (a.s.) mn (İncil) ini Allah tarafından indirilmiş kitaplar olarak tanır.

147  — Bugün  İbrahim   (a.s.) in  Sahufundan bir  şey kalmadığı doğrudur. Hz. Musa (a.s.) nın Tevrat'ının hazin hikâyesi de malûmdur,    birçok defalar    putperestler ta­rafından nasıl tahrip edildiği biliniyor.    Aynı akıbet Hz-. Davut    (a.s.)    un Zebur'unun   da başına    gelmiştir, Hz. İsa   (a.s.) ya gelince o vaaz ve nasihat    olarak söyledik­lerini yazdırmaya ve bir araya toplamaya vakit bulama­dı; onun talebeleri ve onların halefleri neden sonra onun ağzından çıkanları topladılar, tashih ve tertiplenmiş me­tinler halinde gelecek nesillere    bıraktılar ki dördü hariç kilise tarafından gayr-ı mevsuk ilân edilen en azından 70 kadarı bugün muhtarref (değiştirilmiş)  olarak    biliniyor.

İNSAN ve İNANÇLAR)

89

Ne olursa olsun her müslüman için yalnız Kur'ana değil, îslâmdan evvelki devirlerin semavî kitaplarına inanmak bir nas (doğma) icabıdır. îslâm peygamberi (s.a.) Bu-da'mn ve Zerdüşt'ün ismini söylemediği gibi Hind Brah-manizminin kurucularından da bahsetmişdi. Bu itibar­la müslümanlara meselâ. Zendavesta'nm ve Hindu Veda-larının ilâhî vasfını tasdik etmeğe ceva/. verilmemiştir. Bununla beraber Vedaların aslında ilâhî açıklamalar ol­ması ve yahut Hz. Musa (s.a.) nın Tevrat'ının başına ge­lenlerin, onların da başına gelmiş olması ihtimali kat'î olarak reddedilmez, aynı şey Çin için, eski Yunan ve di­ğer yerler için de doğrudur.

ALLAHIN ELÇİLERİ (Peygamberler)

148 — Allahm haberlerini (emirlerini) bir melek, in­sanlar içinden seçilen bir zâta getirir, bu zât onları kav­mine tebliğe memur edilmiş olur. Kur'an ıstılahında teb­liğe memur bu insana Nebi (Peygamber, Resul (elçi), Beşir (sevinçli' haber getiren), Nezîr (ihtar, ikaz edici, korkutucu) gibi isimler verilir. J

14$ — Peygamberler zühd ve takva sahibi, uhrevî gidişlerinde olduğu gibi sosyal ve dünyevî işlerinde de güzel hareket sahibi örnek insanlardır. Her ne kadar tarih onların hepsine mucizeler atfederse de bunlar pey­gamberler için mutlaka lâzım değildir; Onlar onu yapa­nın kendileri değil, Allah olduğunu daima söylemişlerdir. Onların yalnız öğrettikleri, doğruluklarının ölçüsüdür,

150 — Kur'anın ifadesine göre bir kısım peygam­berler vardır ki kendilerine ilâhî vahy eseri olan kitaplar verilmiş, diğer bir kısım peygambere kitap verilme­miş, kendilerinden evel gelmiş olanların kitaplarıyla amel etmişlerdir. İlâhî haberler AUahm birliğine inanmak, iyilik yapmak, kötülükten kaçınmak   tavsiyeleri V.b. gibi

90

İSLAMA GİRİŞ

temel teşkil eden hakikatlerde uyuğmazlik ' etmezler, - bununla beraber bir kavmin eriştiği sosyal tekâmüle uya­cak içtimaî hatt-ı hareket kaidelerinde birbirinden farklı olabilirler. Eğer Cenabı -Hak birbiri ardınca peygamber­ler göndermiş ise eski ahkâmdan bazılarının açık veya kapalı surette ibka edilenleri hariç evvelki emirlerin ibtal ve yerlerine yenilerinin vazedilmiş olması   gayet tabiîdir.

151  — Bazı peygamberler bir tek   hanedanın (kabile veya klanın)   üyelerinin yahut bir ırkın,     bir  tek böl­genin insanlarının vazifeleri beşeriyeti kucaklayan ve bü­tün zamanlara şamil olan daha geniş mahiyette idi.

152  — Kur'an   bazı peygamberlerin   isimlerini zikre­der : Âdem, îdris. Nuh, Hud, Salih, îbrahim, îshak, Ya-kub, îsmail,    Musa, Davud, Yahya, İsa ve    Muhammed (aleyhimüsselâm). Fakat Kur'anı Keriiıı diğer peygamber­lerin    gelip geçtiği    hususunda da sarihtir.    Muhammed (s.a.) peygamberinin hatemi (mührü)  ve    sonuncusudur,

AHİRET BAHSİ

153  — Hz. Peygamber   (s.a.)  hüküm    (kıyamet)  gü­nüne de inanmayı   ta'Iim etti. İnsan öldükten   sonra tek­rar dirilecektir ve Allah onun   hakkında bu dünyadaki ha­yatı boyunca işlediği iyi amellerine mükâfat ve kötülerine mücazat olarak hükmünü verecektir.    Bir gün bu kâinat Allahm emriyle mahvolacaktır, bizi evvelce yaratmış olan bizi tekrar hayata iade edecektir. Mükâfat olarak Cennet, mücazet olarak cehennem. Bizim bu dünyadaki   hayatımı­zın bütün tasavvurlarının ötesinde bir mevcudiyetin halini anlatmakta kullanılan şeklî bir     tâbirdir başka  bir  şey değildir. Ondan bahşederken Kur'an     (32:17)  şöyîe der: «Yapmakta olduklarına mükâfak bir sevinç olarak kendi­lerinden ne gizlenmiş olduğunu kimse    bilmez.» Ve yine (9 :72) de «Allah mümin erkeklere de    mümin kadınlara

.    İNSAN Ve- İNANÇLAR!                                     ■ 91

da —kendileri oralarda ebediyen kalmaları için— altın­dan ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde çok ğü-/zel meskenler" va'd etti. Lâkin Allanın bir rızası hepsin­den büyüktür. İşte bu en büyük muvaffakiyettir.» Görü­lüyor ki Allanın rızası Adn cennetlerinden kat kat üstün­dür. Diğer bir ayette Kur'anı Kerim (10 : 26) şöyle teyid buyurur: «... iyi hareket edenlere daha iyisi ve daha faz­lası vardır...». Buharı. Müslim ve diğer muhaddisler ri­vayet ederler ki, Aleyhisselâtu vesselam Efendimizin, tak­va ehline en yüksek mükâfat olarak Cennetten sonra ce­mali İlâhinin. nıüşahadesi vaki olacağını söylemek için bu son ayeti zikretmeleri âdetleri idi. Çenet konusunda Peygamber (s.a.) in meşhur bir sözü vardır: «Allah bu­yurur ki Cennette benim salih kullarım için Öyle şeyler hazırladım ki onlara benzer şeyleri hiç bir göz asla gör­medi, ne kulak işitti ve ne de insan kalbi (aklı) onu dü-şÜndü»_ Fakat Cennetin ötesindeki bu mükâfatlara ge­lince, Muhârî, Müslim ve diğerleri Peygamber (s.a.) in şu sözlerini rivayet ederler : «Cennete lâyık olanlar oraya girdikten sonra Allah onlara soracak: Benden istiyeceği-niz daha başka .bir şey var mı? Cehennem'den kurtulup Cennet'le şereflenen herkes hayrete düşecek ve hiç bir şey istemiyecek. O zaman Allahü Azimüşşan kendisi aradaki perdeyi kaldıracak ve daha evvel nail olunan nimetler, Cemali İlâhinin müşahedesinden daha kıymetli olmayacak». Hz. Peygamber (s.a.) (10:26) de en iyisi ve daha fazlası denilen işte budur, derlerdi. Buhâri ve Müslim tarafından nakledilen diğer bir Hadiste «Rida-ı Kibriyasmdan» (Azametinin libasından) başka hiç bir şey Allahı insanlann nazarından ayırmıyacaktrr der. Di­ğer bir ifade ile Aîlahı temaşa edebilmek müminin en büyük ve hakikî'mükâfatıdır, bunlar Âhiret konusunda mücerret mefhumları anlayıp takdir edecekler içindir. İn-

92

İSLAMA GİRİŞ

İNSAN ve İNANÇLARI

93

san Allaha ve sonsuzluğa doğru bir seyir (seyahat) halindedir. Öyle bir seyahat ki Cennet ve Cehennem onun akisleridir. Alelade bir insan için bu dünyadaki muhitimizi hatırlatan şeylerle Kur'amn ve Hadisin dur­madan tasvir ettiği Cenneti ve onun zevklerini, Cehen­nem ve onun dehşetlerini, bizzat Peygamber (a.s.) gibi yüksek bir otoriteden çıkan bu tefsirin ışığında anlamak lâzımdır. Cennete bahçeler ve ırmaklar vardır, genç ve güzel kızlar vardır, şerbetler ve müzeyyen lüks elibseler vardır. İnciler, kıymetli taşlar, meyvalar, şerbetler ve insanın arzu edebileceği her şey vardır. Buna karşılık Cehennemde ateş vardır, yılanlar ve işkenceler vardır, son derece soğuk olan kısımları da vardır, ve bütün bu ıztırablara rağmen orada da ölüm yoktur. Bütün bunlar, ilâhî haberin hitap ettiği insan kitlelerinin çoğunluğu düşünülürse kolayca izah olunabilir. Herkes anlayışı ve zekâ kabliyetine göre söz söylemek zarurîdir. Bir gün Hz. Peygamber (s.a.) müminlerden bir cemaate, uçan sedirler (tahtlar) da dahil olmak üzere Cennetten ve oradaki nimetlerden bahsediyordu. Bir bedevi kalktı ve şu suali sordu: «Orada develer de var mı?.» Hz. Pey­gamber (s.a.) tebessüm etti ve nazikâne cevap verdi : «Orada bir kimsenin arzu edeceği her şey bulunacak», (îbn-i Hanbel ve Tİrmîzi) Kur'an cennetten ve cehen­nemden, vasat seviyeli bir adamı dürüst bir hayat sür­meğe ve doğru yolda yürümeğe inandırma vasıtası ola­rak bahseder, birer -mahal midir, bir mevcudiyet hali midir, teferruata girmez_ Bu bizi de ilgilendirmez. Müs­lüman nasıl diye sormadan bunlara inanır.

154 — Söylemeğe hacet yoktur ki Cennet ebedîdir. Bir defa oraya girmeğe hak kazanılınca oradan çıkarıl­mak yoktur. Kur'an-ı /Kerîm teminat verir (15/48) : «Orada bulunanlara   hiç bir   yorgunluk   ve   zahmet değ-

miyecek, oradan bunlar çıkarılacak da değillerdir.» Bazı­ları oraya doğrudan doğruya girecek, bazıları Cehennem­de uzun veya kısa bir müddet azab (ceza) çekip Cenneti : hak ettikten sonra oraya girecektir. Fakat mesele, acaba cehennem kâfirler (inanmıyanlar) için ebedî midir? îs-lâm din âlimlerinin bu husustaki görüşleri birbirinden farklıdır. Onlardan büyük bir çoğunluk. Kur'an ayetlerine (4/48, 4/116) istinaden, Allanın, Allaha inanmamak ha­riç her suçu her günahı affedeceğini, fakat inanmayan­ların cezasının ebedî olacağını beyan ederler. Bir kısmı, inanmayanların cezasının Allahm lûtfu ile bir gün sona ereceği mütalâasında bulunurlar*. Bu âlimler bu mütalâa­larını da Kur'anm bazı ayetlerinden (11/107, 39/53) çı­karırlar. Burada daha fazla bilgi vermek lüzumunu his­setmiyoruz; fakat Allah'ın sonsuz rahmetini diliyoruz_

KADER VE İRADE-İ  CÜZİYE

155  —• Son olarak Hz. Peygamber    (s.a.) imanı anla­tırken hayır ve şerrin takdirinin Allah'dan   olduğuna ina­nılmasını taleb etti. Bu cümle insan için her   şeyin evvel­den takdir edilmiş   olduğunu   ifade eder mi?    Yahud bu ifade muayyen bir fiilin iyilik   veya   fenalıkla vasıflandı-rılmasmın   mahzâ Allaha    ait olduğuna zımnen    delâlet eder mi? Diğer bir   tâbirle   hiç bir şey   bizatihi iyi veya fena değildir, fakat o öyledir, çünki   Allah onun öyle ol­duğunu beyan etmiştir ve   insanın   ona   riayetten başka yapacağı bir şey yoktur.

156  — Burada din âlimi için bir kıyas-ı    mukassem, bir çıkmaz vardır. Eğer insanın iş ve   hareketlerinden so-

* Bu görüş ehl-i sünnete uygun değildir. Münkirler ebedi cehennemde kalacaklar. Ancak, insanlığa bir açıdan faydaiı olanlar Cehennem içinde değer zalim münüirlere nisbetle daha iyi şartlarda orada ebe­di kalacaklardır.

-İSLAMA GİRİŞ.

İNSAN ve  İNANÇLAR!

95

rumlu olduğunu söyleyecek olursak işlerinin daha evvel­den, takdir edilmiş olması ile bu keyfiyet uyuş turalamaz, birbirine uymaz. Bunun . gibi eğer insanın :ef alinde hür olduğunu söyliyecek olursak bu da Allanın, insanın dün­ya hayatında yapacağı şeylerden haberi ve ona karşı bir kudreti olmadığına zımnen delâlet eder. Her iki şık bir müskilâf ortaya çıkarır_ Cenabı Hakkın . yalnız adaleti değil mutlak bir kudreti ve her şeyi ihata eden bir ilmi vardır. Peygamber (s.a.) neticesiz kalan bu münakaşayı daima gülünç bulur ve arkadaşlarına bu gibi münakaşa­lara dalmaktan çekinmelerini tavsiye ederdi, bunun için şöyle demiştir: «Sizden evvelki kavimler bu münakaşa ile doğru yoldan çıkmışlardır.» O. Aüahi her türlü tazim ve tekrîm ile herşeye kaadir ve her şeyi bilen olarak ta­nır ve insanın işlediklerinden sorumlu tutulacağını te'kiden beyan eder. Bunlardan birini diğerine bağlamağa lüzum yoktur. Bir bakıma bu münakaşa mevzuu, yumurta mı tavuktan çıktı, yoksa tavuk mu yumurtadan çıktı dere­kesine indirmektedir.

157  — Bundan  başka  iyi ve kötü izafî tâbirlerdir. Bir kaplan, kendisine gıda olsun   diye bir   tavşan    tutsa, bu birisine gıda olduğu için iyi,   ötekine   Ölüm   olduğu için kötüdür, Bunun içindir ki başımıza gelmiş gibi    görünen fenalık, ona müstahak olan veya onu   gerektiren   tabiatı­mızdan   çıkmaktadır.   Yine bunun içindir ki muayyen bir amelin iyi veya kötü olduğunu takdir etmek Cenabı Hakk,a aittir. Bundan başka şunu . hatırda   tutmalıdır ki «mes'u-liyyet»   anlayışı bu   dünyaya   ait   hususlardandır,   «ilâhî mükâfat veya   mücazet» m da öteki   dünyeya ait husus­lardan olduğu gibi.   Biz onları aynı seviyeye   indirdiğimiz için müteessir oluyoruz. Böyle yapmak hatâdır.

158  — Şunu   da hatırlatalım   ki    Allahm   her   şeye kaadir oluşuna   ve   insanın   mutlak   sorumluluğuna   olan

bu iki katlı inançtır ki bir müslümanı gayrete getirir ve onu kaçınılması mümkün olmayan talihsizlikler karşı­sında tahammüle kabiliyetli kılar. Bu itikad, onda bir hareketsizlik husule getirmek şöyle dursun ona bir dina­mizm aşılar. Bu kaziyenin doğruluğuna kendimizi inan­dırmak için Hz. Peygamber (s.a.) in ta'limlerini en iyi şekilde yerine getiren ilk müslümanlarm başardıkları bü­yük işleri misal olarak gösterebiliriz.

NE Iİ C E

159 — Bu her müslünıanm gerçekten inanacağı bir hulâsadır. İmanın formülü, onu iki cümlede toplar: «Al-lahdan başka tanrı yoktur, Hz. Muhammed (s.a.) onun kulu ve resulüdür.» Şunu da unutmamalıyız ki îslâm yal­nız bir iman değil, cismanî olduğu kadar ruhanî bir iti­yattır; o   beşer hayatının bütün bir sistemidir.

ÎSLÂMDA ÎBADET HAYATI

ve DÎNÎ ÂDETLER

160  — Beşer   faaliyetinin    çeşitli sahalarında hiç bir şeye ilgisiz kalmadan tam bir hayat   kanunu ortaya koy­mak îslâmın hedefidir. Bundan fazla   olarak İslâm bütün bu sahalar arasında da bir ahenk    talep eder. Bütün İs-lâmî ibadetlerin aynı   zamanda   ruha   ve   bedene temas etmesi keyfiyetinde   bir   «merkez   toplama»   lüzumu göz önüne serilmektedir   îlâhî emirlere uygun olarak dünyevî âdetlerin daima kudsî ve manevî bir vasfı   mevcut olduğu gibi ibadetlerin de maddî bir   faydası vardır.   Hafct-ı ha­reket kaidelerinin yalnız   ruhanî değil, aynı zamanda cis-manî oluşu ve aynı   kaynaktan   yani Allah   kelâmı olan Kur'andan çıkmış olması kayda değer. Bunun   kaçınılmaz bir neticesi olarak   İslâm   ıstılahlarına göre «İmam» yal­nız camide namaz kıldıran değil, aynı zamanda İslâm dev­letinin de reisidir.

161  — Hz.  Peygamber   (s.a.)   pek iyi bilinen bir Ha­disinde imanla beraber Allanın   iradesine   teslimiyeti ve oraya götüren en iyi metodu   tarif   etti.   Bahis    konusu mevzuun   izahı için bu ikinci   noktada onun ne   buyur­duğuna işaret ederek açıklayıp izah etmek   bizim maksa­dımıza pek uygun ve kâfi   gelmektedir.   Hz,   Peygamber (s.a.) buyurdu ki: «İslâm; bir kimsenin namazını kılması, senede bir ramazan orucunu tutması, hac etmesi ve zekât vermesidir.»

NAMAZ

162  — Hz. Peygamber    (s.a.) bir Hadisinde   «Namaz dinin direğidir.» buyurmuştur. Kur'an namazdan yüzlerce defa bahseder, ve onu Salât (rağbet veya heves), Dua (re-

İSLÂMDA  İBADET HAYATİ                               9/

ca, çağırma), Zikr (hatırlama), Teşbih (tazim), înabe (dönüş, bağlılık), v.b. kelimeleriyle muhtelif şekillerde erkek olsun kadın olsun reşid olan her kese mahsustur.

163  — Yeryüzünde   yalnız Allanın   Hükümranlığının havasını yaratmak    (akıllara zihinlere    yaraştırmak)  ga­yesiyle İslâm günde beş   vakit   namazı  emretmiştir: —er­ken kalkmak şartıyla— sabahleyin   kalkıldığı   zaman, öğ­leyin, ikindi vakti, güneş,   battıktan sonra ve    yatmadan evvel geceleyip Bu    (ibadetler), her   namazın    kılındığı beş  on  dakikalık zaman içinde Halikımız olan Allah'a teslimiyetimizi   ve    minnettarlığımızı   isbat   için   bütün maddî alâkaların terk    edilmesini icab ettirir. Bu, erkek olsun kadın olsun reşid olan herkese mahsustur.

164  — Öğle namazı her cuma   günü   daha büyük bir ciddiyet ve vakar içinde kılınan haftalık toplu bir ibadet haline inkılâp eder. O gün   mahallin   imamı   namazdan evvel  bir nasihatta bulunur. İslâm, senede iki bayram vaz' etmiştir. Birincisi oruç, ayının sonunda,   diğeri de Mekke'­deki Hac münasebetiyle   yapılandır.   Bu iki bayram, gün­de beş vakit   namaza   ilâveten   hususî   namazlarla tes'îd edilir. O günlerde cemaatle   namaz   kılmak   için sabahle­yin erkenden müslüman   erkekler   camide   toplanır.   Na­mazdan sonra imam bir hutbe okur.   Diğer bir nevi na­mazda mahdud bir    mecburiyetle  (farz-ı    kifaye, defin­den evvel Ölü için kılınan namazdır (cenaze namazı)

165  — Dua   yahud   namazın   gizli   mana   ve   esrarlı tesirlerinden   bahsederken   büyük  sûfî   Şah   Veliyyullah Dehlevî şöyle söyler :

«Bil ki insan bazan kendini bir şimşek gibi Huzuru İlâhîye nakledilmiş ve mümkün olabilen en büyük bir bağlılıkla kendini Allah'ın eşiğine bağlanmış bulur. Ora­da şahsına öyle ilâhî tecelliler   zuhur   eder ki bütün ru-

İslâma Giriş — F: 7

98

İSLAMA GİRİŞ

hunu kaplar, öyle şeyler görür ve hisseder ki insan dili onu anlatmağa muktedir olmaz. Bu nuranî hal bir defa zail olunca evvelki haline rücu eder ve mü'min vecd ha­linin kaybolmasından dolayı kendi kendine elem duyar. Bunun üzerine kendisinden kaçmış olan bu hale tekrar erişmeye çalışır ve Halikın bilgisinde istiğraka en yakın bir hali bu hakir dünyanın şartı olarak kabul eder. Bu bir ihtiram, bir bağlılık ve daima Allah ve vasıtasız bir mükâleme duruşudur ki bu duruşta uygun olan hare­ketler yapılır ve sözler söylenir... Namaz esas itibarıyla üç unsurdan ibarettir :

1)    Kalbin   (ruhun)   huşu'u   ki   Allahın   azamet   ve celâli huzurunda hissedilenin icabıdır.

2)    Allahın en yüksek   üstünlüğünün ve   insanın ac­zinin bu hallere muvaffık kelimelerle ifadesi, ve,

3)    Vücudun azası ile lüzumlu olan ihtiram duruşu­nun   alınmasıdır... Birisine   hürmetimizi   göstermek için bütün   dikkatimizi   toplar   ve   yüzümüzü   ona   çevirerek ayağa kalkarız. Daha    hürmetkar   bir ifade,    tazim ma­kamında başımızı eğmemiz   ve   eğilmemizdir... Daha   bü­yük hürmet —son haddine   kadar benliğini   ve   şuurunu toplayarak— yüzünü yere doğru indirmek   suretiyle izhar edilir, o kadar aşağı indirilir ki    hürmete   mevzu   teşkil edenin önünde yere   değer... İnsan ruhanî   tekâmülünün zirvesine   tedricen   erişebileceğinden   böyle   bir   urûcda (yükselişde)   bu   üç   safhadan   geçmeğe mecburdur. Tam bir ibadet merasimi (olan namaz da) de bu   üç duruş va­ziyetini ihtiva   eder ki   ayakta   durmak    (kıyam),   yere doğru eğilmek (rükû)   ve   Kaadiri   Mutlakın   huzurunda yüzünü yere koymakla    (secde)    olur; ve   bütün   bunlar Allahın ulüvvü şanını ve insanın   hiçliğini   hakkıyla his­sedecek surette ruha lüzumu olan   tekâmülü   elde etmek içindir.»   (Huccetü'l-lahi'l-baliğa, cild I, Esrarı Salat).

İSLAMDA  İBADET HAYATI

99

166 — Kur'an bir yerinde (22:18) şöyle der: «Gör­medin mi, göklerde ve yerde bulunan herşey, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allaha secde ediyor...» Keza (17/44) «Yedi gökle yer ve bunların içinde bulunanlar onu teşbih ve tenzih ederler. Hiç bir şey hariç değil, hepsi ona hamd ile teşbih eder. Fakat siz onların teşbihini iyi anlamazsınız. O, hakika­ten hâkimdir, gerçekten yargılayıcıdır,» îslâm ibadeti ha­kikaten bütün mahlukatm ibadet şekillerini toplar. GÖk ci­simleri (Güneş, ay ve yıldızlar) doğma ve batma hareket­lerini (İbadetteki rek'atten sonra rek'at gibi) tekrar edip . dururlar; dağlar (İbadetteki kıyam gibi) dimdik durur. Hayvanlar, (İbadetteki rüku gibi) iki büklüm beklerler. Ağaçlara gelince, biz onların ağızları mesabesinde olan köklerinin besin aldıklarım görürüz ki bir başka ifade ile bu ağaçların (İslâm ibadetindeki secde gibi) devamlı ola­rak secdede olduklarını ifade eder. Bundan başka Kur'an-ı Kerime göre (8/11) suyun ana vazifelerinden biri temiz­lemektir. (Namaz için abdestin lüzumunu düşününüz.) Bir başka ayet (13/13) «Gök gürültüsü O'nu hamd ile teşbih eder.» diyor. Bu bizi, bazı namazlarda Kur'an-ı Kerimin yüksek sesle okunmasını bir tarafa bıraksak bile namaz­larda sık sık tekrar edilen Allah-ü Ekber tekbirinin yük­sek sesle söylenişini düşündürür, Müslümanların cemaat halindeki ibadetlerde yaptıkları gibi sürü halinde uçan kuşlar da Aliaha ibadet ederler. (Kur'an-ı Kerim: 24/41) Cisimlerin gölgeleri Allaha hususî bir teslimiyet ve iba­det tarzı olarak her gün nasıl uzanıp kasılıyorsa (Bkz. Kur'an-ı Kerim: 13/15, 16/18) ibadet eden insan da na­mazda kıyam, rükû, secde ve kâ'de yaparken uzanıp kısa­lır. (Son bölümdeki İslâm ibadetinin muhtelif durumlarını gösteren resimlere bakınız. Mahlukatm yukarda adı geçen

[100

İSLAMA GİRİŞ

bütün hareketleri insana mahsus olup diğer   mahlûkatta

bulunmayanların ilâvesi ile adapte edilmiştir.)

166/a — îslâmda ibadet kelimesinin kul manasına ge­len abd kelimesinin de müştak bulunduğu «İbadet» olduğu hatırlanabilir. Bir başka ifade ile kulun efendisinin iste­diği hizmeti yapmasıdır. Allah dağlardan ayakta durma­larını ve hayvanlardan iki büklüm olmalarını istemiştir. Onların hizmeti ve ibadeti de budur. Her varlığa kendisine uyan ve Allahın istediği şekilde şüphesiz akıl sahibi bir varlık mahlûka tın en üstünü ve Allahm halifesi olarak in­sana da kendine de yakışan bir tarzda_

166/b — Daha sonra (§ 549) tafsilâtı verileceği gibi abdest ve beden temizliği ibadetin kabulü için bir ön şart­tır. Bir müslüman filozofu onun manasını çok iyi belirt­miştir. Bu dinî temizlik maksadıya eller, ağız, burun, yüz, kollar. Kulaklar ve ayaklar yıkanmalı, baş mest edil­melidir. Bunları yıkamak sadece dış temizlik değildir; geçmiş için tevbe, geleceğe azimle girmektir. Tevbe, mazi­nin günahlarını temizler ve azim Allahm yardımını celp ile hayatta henüz geleceği alâkadar eder. Bu bizim kötülük yapabilen ana uzuvları ilgilendirmektedir. Eller taarruz eder, ağız söyler, burun koklar, yüz veya çehre prestije zarar verir, tesir ve baskı sağlar; kollar kavrar, baş dü­şünür ve fesat kurar, kulak işitir ve ayak da Allah tara­fından yasaklanan kötü yolda yürür, Abdestlerden evvel dahi kurtulabileceği şehevî günah bir tarafa tuvalette de temizlenmelidir. Bu temsilî ve tasavvufî cephe veya te­mizlik her uzvu yıkarken okunan dua formüllerinde açık­ça gözükür. Tuvaletle ilgili olarak bir şey deriz: «AI-lahım kalbimi ni faktan ve ırzımı kötü fiillerden, fuhuştan temizle.» Abdeste şöyle niyet edilir : «Suyu temiz ve temiz­leyici yapan Allaha hamdolsun.» Yüz yıkarken Allaha şu niyazda bulunulur: «Kıyamet günü yüzümü ağart, ka-

ISLÂMDA  İBADET HAYATİ

101

rartma.» Kolları yıkarken: «Beni iyi işlerde kullan kötü işlerde değil; kıyamet günü defterimi sol elime değil sağ elime ver; hesabımı kolaylaştır. onu güçleştirme.» Baş için «Bana faydalı ilim öğret.» Kulaklar için «Bana senin ve Resulünün sözünü dinlet.» Ayaklar için de «Ayağımı sı­ratta sabit eyle, senin dostlarının ayaklarının sabit kala­cağı ve düşmanlarının ayaklarının kayacağı günde ayak­larımı kaydırma» deriz.

167 — Malûmdur ki günde beş vakit namaz müslü-manlara Hz. Peygamber (s.a.) in mirâeı vesilesiyle farz kılınmıştı. Hz. Muhammed (s.at) bundan başka bir mü'~ minin namazının Allahın huzuruna yükseldiği bir miracı olduğunu beyan buyurmuştur. Bu boş bir söz değildir; bir müslümanm namazda neler yaptığını bir görelim : Her şeyden evvel ayağa kalkar, ellerini kaldırır ve «Allahu Ekber» (yalnız Aîîah büyüktür) der; bu sur&tle Allah'-dan başka her şeyden vaz geçer ve yalnız rabbi olan Allahm iradesine kendisini terk eder Teşbih ettikten (sübhaneke'yi okuduktan) ve Cenabı Hakkın sıfatını zikrettikten sonra ilâhî azamet önünde kendisini o ka­dar hakir hisseder ki bir ta'zim nişanesi olarak başını eğer ve eğilir, sübhane rabbiyel azîm (Rabbim olan Al­lahm azametini teşbih ederim) der; sonra kendisini doğ­ru yola sevk ettiği için şükretmek üzere doğrulur ve bu mülâhazasında Allahm büyüklüğü, uluvvü şanı zihnine o kadar tesir eder ki yere kapanmak ve yüzünü yere koy­mak ihtiyacını hisseder ve şunları tekrar eder: Sübhane rabbiyel âlâ (yalnız kendisi en âli olan Allahı teşbih ede­rim.) Vücudu bu madde dünyasından tedricen çıkarak ilâhî bir atmosfer içinde Allahm huzuruna çıkarılmaya salih bir hale gelmesi için de hareketi ik defa tekrar «der. O vakit Allaha selâm verir ve selâmına mukabeleyi alır. Mü'minin namazda kullandığı cümleler  Hz. Peygam-

^^j^|

102

İSLAMA GİRİŞ

ber (s.a.) in Miraç esnasında Allah ile olan tahiyyat ve selâmlarıdır. «Selâmların en mübarek kılınmışları, temiz­leri Allahadir. Selâmet seninle (olsun) ey Peygamber. Allahm rahmet ve bereketleri de (beraber) Selâmet bi­zimle ve Allahm bütün salih kullarıyla (olsun)». Tâbir caiz ise mü'min hiç bir maddî sembol olmadan, her şeyin üstünde olan Allaha   ruhanî bir   seyahatle   seyahat eder.

168  — Namazın   batini   mânası   işte   budur.   Maddî faydalarına gelince   onlar   da   pek çoktur.   Bir   mevkiin sakinlerini beş defa bir araya toplar. Şahsî    meşguliyet­lerinin yeknesak   vazifeleri   arasında   birkaç   dakika için dinlenmek fırsatını temin eder ve o yerin küçüğünü de büyüğünü de tam bir eşitlik havası içinde bir   araya top­lar. Zira namaz kıldıran kimse mahallin en yüksek memu­rudur. Başkentte en büyük camide namaz   kıldıran aynı zamanda devlet reisidir (1). Namazın sosyal cephesi, mü'-minin etrafında Allahm hükümranlığını hissetmesi ve as­kerî bir disiplin havası içinde yaşamasıdır. Müezzinin dave­ti üzerine herkes toplanma yerine koşar, liderin arkasında sık saflar halinde dururlar, tam bir ahenk   halinde bütün hareketleri müştereken icra ederler. Bundan başka bir mü'­min dünyanın neresinde bulunursa bulunsun namaz esna-smda yüzünü aynı bir merkeze. Allahm evi olan Kâbeye döndürür. Bu ona İslâm topluluğunun    vahdetini   (birli­ğini)  hatırlatır. Öyle bir   birlik ki onda ne sınıf, ne ırk ve ne de memleket farkı vardır.

169  — Tercihe şayan ve usule daha uygun olan na­maz, cemaatle kılınan namazdır. Böyle bir   imkânın yok-luzu yahut daha   elverişli bir kolaylık sağladığı   takdirde kadın için de erkek   içinde namaz tek başına kılınır. Bir günde beş defa namaz kılınması yirmi dört saatin   aşağı

(1)   Hz. Peygamber (s.a.) ve Hulefa-i    Raşidkı devirlerine bir tel-mihdir.

İSLÂMDA  İBADET HAYATI

103

yukarı en az bir yirmi dört dakikasını Allatın huzurunda geçirmek ve onu hatırlamak demek ise de mü'min se~ vinçde ve kederde, çalışmada ve dinlenmede, yatakta her işinde Aîlahı her an hatırlamalıdır. Kur*an (3:190-1) de şöyle söyler :

Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstünde ya­tarken Allahı hatırlayıp anarlar ve göklerin, yerin ya­ratılışı hakkında inceden inceye düşünürler. «Ey Rabbi-miz_ Sen bunları boşuna yaratmadın» (derler)... Allah kâinatı insanın menfaat ve ihtiyacına hadim kılmıştır; fakat onlardan faydalanmak o nimetleri bilmekle (onlara şükretmekle) ve verene itaatle beraber olmalıdır, Allaha karşı isyan   ve hemcinslerine haksızlık etmekle değil.

171  — Kadınlar, aylık   rahatsızlıkları ve lohusalıkları esnasında namazdan muaftırlar, kılamazlar.

ORUÇ

172  — Bir mü'minin   ikinci   dinî vazifesi   senede bir ay oruç tutmaktır. Oruç,    bir kimsenin Ramazan ayının her günü Ekvator ve   sıcak   memleketlerde   fecirden gu­ruba kadar (ve Arzm 45 enlem   derecesinden uzak bölge­lerine 45 enlem dairesindekilerin tuttukları zamana mua­dil bir zaman kadar) enfeksiyon ve aşı dahil,   yemekten, içmekten ve sigara   içmekten   sakmmasıdır.    Söylemeye hacet yoktur ki bu müddet    zarfında    ruhanî bir hal ile te'lifi kabil ol mayan şehvanî   ve nefsanî   zevklerden de kaçınılması   lâzımdır.   Bu,   diğer   dinlerin   mensuplarına pek güç görünebilecek sert bir disiplindir, bununla bera­ber dine yeni girenler,   asırların   tecrübeleriyle sabit ol­duğu gibi iyi bir irade ve azim gösterdikleri takdirde pek çabuk alışırlar.

173  — Oruç   bütün   bir ay boyunca   devam eder ve malûm olduğu gibi bu ay İslâm'da muteber olan sırf ka-

104

İSLAMA GİRİŞ

merî bir aydır. Bunun neticesi, oruç ayı olan Ramazan devir devir kış veya az senenin bütün mevsimlerine te­sadüf eder; ve bir kimse böylelikle yazın kavurucu sıcak­larında olduğu kadar kışın dondurucu soğuklarında da bu mahrumiyetlere alışmış olur; ve insanın bütün bunlara Allaha kullukta (itaatte) ruhanî bir disiplin olarak kat­lanır. Şüphe yok ki kimse bundan —namazda olduğu gibi— sıhhî, askerî, v.b. bir. takım faydalar kazanır. Baş­kalarından ziyade askerlerdir ki muhasara ve harbin diğer durumlarında yiyecek ve içecek maddelerin mahrumiyet­lerine katlanmak ve müdafaa vazifelerine devam etmek zorundadırlar. Binaenaleyh askerlerini Ramazanda oruç tutmaktan alakoyan bir âmir veya kumandan en ahmak adam olacaktır. Bununla beraber yine tekrar edelim ki he­def, aslında ve esasında insanı Allah'a yaklaştıran dinî bir ibadet, ruhanî bir idmandır. Eğer bir kimse yalnız cismanî sebeplerle oruç tutarsa —meselâ bir hekimin tav­siyesine uyarak (perhiz gibi)— o dinî bir vecibeyi yerine getirmekten tabiatiyle uzaklaşmış olur.

174 — Namaz için olduğu gibi aylık mazeretleri es­nasında kadınlar oruçtan da muaftırlar, şu fark ile ki ramazandan sonra tutamadıkları günler , kadar oruç tu­tarlar.

. 175 — Şu da bilinmelidir ki Hz. Peygamber (s.a.) daha fazla sevap elde etmek için ibadetlerindeki gayret­leri dolayısıyla günler boyunca devamlı (meselâ 48 veya 72 saat) veya bütün bir sene, yahut bütün bir ömür bo­yunca devam eden orucu yasak etmiştir. «Senin kendi nefsine karşı da vazifen vardır.» derdi. Ramazanda farz olan oruca ilâveten bir kimse fazladan bir gayret eseri olarak arzu ederse zaman zaman oruç tutabilir. Bu na­file (fazladan olan) oruç için Hz. Peygamber (s.a.) bir defada iki gün orucu tavsiye etmiştir. Sıhhî    bakımdan

İSLÂMDA İBADET HAYATI

105

mütemadiyen oruç tutmanın bir alışkanlık hasıl edeceği ve fasıla ile tutulan oruçdaki tesirleri husule getirmiye-, ceği bilinmelidir. Kırk günden az oruç büyük bir tesir : hasıl etmez, kırk günden fazlası alışkanlık husule getirir. 175/a — Soğuk iklimde oruç tutmanın sağlık şart­larına aykırı olduğunu söylemek bir safsatadır. Biyolojik müşahadeler vahşî hayvanların bilhassa kar yağarken pra­tik olarak hiç bir şey yemediklerini göstermektedir. Onlar uyurlar veya günlerini (oruçla) geçirirler, ilkbaharın gel­mesiyle de canlanırlar. Ağaçlar bakımından da vaziyet aynıdır; kışın yapraklarını tamamen dökerler ve uyurlar, su dahi almazlar; (oruçlu) geçen birkaç aydan sonra ilk­baharda onlar canlanır ve şahane yeni yapraklarında ve çiçeklenişlerinde herkesin görebileceği gibi hepsinden da­ha da kuvvetli har alırlar. Bütün hayvanı organlar gibi şüphesiz sindirim cihazı da dinlenmeye muhtaçtır. Oruç "bunun için yegâne makul usuldür. Son zamanlarda bütün Avrupa memleketlerinde bilhassa mazinin rahatsızlıklarını kısa veya uzun oruç tutturma yoluyla tedavi eden yeni bir tıp mektebi ortaya çıkmıştır,

175/b — Kazancın onda birini Aîlaha sunmak insan cemiyeti içinde eski bir düşüncedir; mahsulün onda biri bir misaldir. Oruç da yiyeceklerimizin onda birini Allaha sunmaktır. Buna benzer bir fikirde (Kur'an-ı Kerim 6/60 - de) «Kim iyi bir amel getirirse, onun on kat mükâfatını alacaktır.» dendiği üzere iyi bir amelin Allah tarafından on katı sevapla mükâfatlandırılmasıdır. Hz. Peygamberin şu sözü de bunu izah eder: «Kim Ramazan ayını ve O'nu takibeden ay Şevvalden de altı gün Oruç tutarsa o kimse sanki bütün sene oruç tutmuş değildir.» Filhakika İslâmda kullanılan kamerî yıl 355 gündür; kamerî ay da bazan 29 ve bazan da 30 gündür. Böylece bir müslüman her sene 33 veya 36 gün oruç tutar ki on kat sevap   değerindedir;

l106

İSLAMA GİRİŞ

İSLÂMDA  İBADET HAYATI

107

yani 350 veya 360 gün ki bu ikisinin de ortalaması kamerî yılın günlerinin sayısı olan 355'dir.

176 — Sufiîer hayvani tabiatın galeyanının (coş­masının) insan ruhunun kemâle ermesine mani olduğuna dikkat etmişlerdir. Bedeni ruha tâbi kılmak için bedenin kuvvetini kırm7ak ve ruhunkini çoğaltmak zarûridir_ Öyle anlaşılıyor ki bu hususta hiç bir şey açlık, susuzluk, hay­vani arzulardan vaz geçmek, dilin ve kalbin (aklın) ve diğer uzuvların kontrolü kadar tesirli değildir. Ferdî te­kemmülün (şahsen kemâle ermenin) görünüşlerinden bi­ri hayvanı tabiatın akla ve ruha uymasıdır însan Ta­biatı bazan isyan eder, diğer zamanlardaki tutumu bir uyma halidir, bu itibarla bir kimsenin hayvanı arzu­larına gem vurmak için şartlarına riayet edecek oruç tut­mak gibi bir ibadete de ihtiyacı vardır. Bir kimse günah işlerse oruç tutarak keffaret ve riyazetle teselli vesilesi bulur ve ruhunu tasfiye eder. Şu da kayda değer ki ye­memek, içmemek meleklerin şamndandır. Bu rejimi (oru­cu) kendi kendine yüklemekle gittikçe kendini me­leklere benzetir ve bunu da Allaha itaat kasdıyla yap­tığından ona yaklaşır ve onun rızasını elde eder ki bu bir insanın en son gayesidir.

HAC

177 — Hac lügatte hem (rabbe) yönelmek (seyahat etmek), hem de bir şeye (buradaki konumuza göre ben­liğe) hakim olmak için gayret sarfetmek mânalarına ge­lir. Hac ' kelimesinin tam şümulünü ifade etmekle be­raber (mukaddes makamları) «ziyaret» mânasında terce-mesi âdet olmuştur. Hac bir müslümanın dinî vecibele­rinin üçüncüsüdür. Baliğ olan erkek ve kadın her müs lümarim Ömründe bir defa Mekke'ye gitmesi ve orada Allahın iradesinde benliğini yok   etmek (fena) için »gay-

ret» sarf etmesi lazımdır Oraya kadar sevahat için maddî imkânları olmayanlar bundan muafdirlar. Fakat hangi müslüman vardır ki azar araz tasarruf ederek bir gün oraya gidebilmek, dinin merkezi Kâbeyi (Beytullahı) zi­yaret edebilmek için lüzumlu parayı biriktirmiş olmasın. Kur'an (3:96) da onun (Kabe'nin) insanlar tarafından Allaha ve Allahın birliğine inanan dinin, ithaf edilmiş dünyadaki en eski mabedi olduğunu beyan ederken mü­balâğa etmiş olmaz. Eğer geriye Hz. İbrahim (a.s.) a ka­dar gidilseydi —ki İslâmî rivayete göre Hz. İbrahim (a.s.). Hz. Adem (a.s,) tarafından ilk defa yapılan ma­bedi yenilemekten başka bir şey yapmamıştır— bu ma­bedin Kudüs'te Hz. Süleyman (a.s.) tarafından bina edi­len mabedden daha da eski olduğu görülürdü. Mekke'deki halli yoktur ki hâlâ rağmet görür ve muteber durumda olsun.

178 — Hac menâsiki (1) kısaca şöyledir : Mekke-i Mükereme civarında, mukaddes toprakların sınırında her günkü elbise çıkarılır ve bez parçasından ibaret yek­nesak dinî bir kıyafete girilir. Bu bez parçalarından biri omuzlara konur diğeri peştemal gibi bele sarılır, bu kıya­fet erkekler içindir, kadınlar için değildir. Hacı namze­dinin başı'açıktır, Hac günleri devammca benliğini unut­maya gayret eder Murakabe ile bir gün geçirmek üzere Mekke'nin dış mahallelerinden olan Arafata gider, ak­şama doğru döner, geceyi Müzdelife'de geçirir ve ertesi sabah erkenden Meke'nin dış mahallesinden biri olan Mina'ya vasıl olur: Orada üç gün geçirir ve her sabah şeytanı taşlar ve bir kurban keser. Kabe'yi ziyaret eder ve yedi defa tavaf eder, sonra Kabe'nin karşısındaki Safa

(1)   Hicaz'a      hacı   olmaya   gidenlerin      uyacakları  davranışlar, yapacakları haller, demektir.

108

İSLAMA GİRİŞ

İSLÂMDA  İBADET HAYATI

109

ile Merve tepeleri arasında yedi defa koşar. Sembolik arka plân $Öyle izah olunabilir :

179 — Hz Adem (a.s.). ile Hz. Havva Cennetten tar-dedildikleri zaman ayrı düşmüşler birbirlerini kaybetmiş­lerdi. Birbirlerini aradılar ve Allahm lûtfu ile Arafat'da buluştular. Şükran makamında Hz. Adem (a.s.) ile Hz. Havvanm nesilleri Allaha yönelirler, geçmişteki kusur­larının affını niyaz ve gelecekte yardımlarını dua etmek maksadı ile kendilerini unutmak ve huzuru ilâhide yok olmak için bir gayret sarfederler.

İSO — Şeytanı taşlamağa gelince : Malûmdur ki Hz. îbrahim (a.s.) her şeyin üstünde Allaha olan muhabbe­tini iddia ettiği zaman Cenabı Hak bunun delili olarak sevgi oğlunu kurban etmesini emir buyurdu. Bu imti­hanın üstüne şeytan üç defa ona giderek kararından vaz geçirmek istedi ve rivayete göre bu da Mina'da vaki ol­du. Hz. îbrahim (a.s.) her defasında şeytanı taş atmak suretiyle koğdu. Sonra Şeytan Hacer'e ve nihayet bizzat İsmail'e gitti; her ikisi de aynı şeyi yaptılar. İşte bu ha-re-ket, şeytan iğvalarma (günah işlemek teşviklerine) karşı bir karar mahiyetinde sembolik   olarak tekrar edilir.

181 — Baytullahı (Allahm evi) ziyaret kendi ken­dini izah eder. Allaha itaatini isbat etmek için bir mü'-min oraya hürmek ve tevazuyla gider. Bağlılığa, aşk ve muhabete mevzu olan hakkında kendisini fedaya hazır olduğunu göstermek için onun etrafında tavaf etmek çok eski bir âdetir.

181/a — Birçok yanlış anlaşılmalar olduğu için Ha-cer'ul-esved'in bilhassa zikri gerekir_ O bir gök taşı de­ğil, bir siyah taştır. Tatbiki ehemmiyeti tavafın başlangıç noktasını göstermektir, rengi dolayısıyla binada iyice göze çarpar. İkincisi bu taşa tapılmamaktadır; hiçbir müslüman

bu taş istikametinde secde yapmaz. Secde Kabe binasının Hacer'ul-esved'den başka taraflara dönülmektedir.

i Hatırlanabileceği üzere karmatiler Mekke'yi tahrip et­tiklerinde Hacer'ul-esved'i ganimet olarak memleketlerine görürdüler ve taş uzun yıllar orada kaldı. Bu taş Mekke'­den uzakta oluşu sırasında hiçbir müslüman taşın o zaman muhafaza edildiği yere (Onun. Umman)   dönmedi; bilâkis Mekke'deki. Kabe'ye dönmekte devam ettiler. Kabe'nin bi­nası dahi bir esas değildir. Eğer o meselâ tamir veya ye­niden inşa maksadıyla yıkılırsa   müslümanlar aynı istika­mete dönerler, Hacer'ul-esved ile birlikte orada Kabe ol­sun veya olmasın, bu böyle devam eder.    Söylendiği gibi Hacer'ul-esved'in pratik ehemmiyeti tavafın başlangıç ve bitim noktasını göstermesidir; ancak onun   temsili bir ma­nası daha vardır, Hz. Peygamber hadîste    onu  «Allahm sağ eli (yemin'ullah)» diye adlandırmıştır ve bir maksada matuftur. Filhakika insan biat (anlaşma) için elini o taşa koyar; Allah bizim bağlılığımızı ve    teslimiyetimizi alır. Kur'an-ı Kerim dilinde Allah Malîk-ül Mülk'dir. Mülkünün bir merkezi vardır. Buna (Umum'ül kura) denir. Bu mer­kezde Allah'ın evi (Beytullah) mevcuttur. Eğer bir kul bağlılığını kontrol etmek isterse   Beytullah'a gitmeli ve   orada şahsen bağlılık biatim   yapmalıdır. İşte biat noktası Kabe'deki siyah taş. Hacer'ul esved'dir.

182 — Safa ile Merve arasında yedi defa gelip git­meğe gelince : rivayete göre Hz. İbrahim (a.s.) zevcesi Hz. Hacer'i kundaktaki çocuğu Hz. İsmail ve Mekke'nin ıssız ve kimsesiz vadesinde terk etiği zaman yanların­daki su tükendi ve Hacer susuzluktan muztarip olan çocuğuna su bulmak için analık şefkatiyle sağa sola koş­tu. İşte o zaman Zemzem kuyusundan su fışkırdı. Ana­lık muhabbetini ta'zim ve Allahm merhametine minnet-

110

İSLAMA GİRİŞ

İSLÂMDA  İBADET  HAYATI

111

tarlık nişanesi olarak Hz. Hacer'in yaptığı aynı hareket­ler aynı yerlerde tekrar edilir.

183 — Haccın sosyal görüşü daha az göze çarpıcı değildir. Müslümanların dünya çapındaki kardeşliği biza­tihi orada en parlak bir şekilde tezahür eder Mü'minler ırk, dil ve doğum yeri hattâ sınıf fark olmaksızın oraya gitmek ve orada bir kardeşlik müsavatı ve ruhu için birbirleriyle kaynaşmak mecburiyetini hissederler: Çölde beraber kamp kurarlar, dinî vezifelerini hep beraber ya­parlar, birçok günler muayyen saatlerde yürürler, du­rurlar ve geceyi çadır altında açık ordugâhta beraber geçirirler —ve bütün bunlar günde beş vakit namazdan fazla olarak— Allahm askerlerini bir disiplin hayatı için­de yetiştirir.

183/a îrtihallerinden birkaç ay evvel Hz . Muham-med rahmet tepesinde (Cebel'ür rahmeh) îslâmda insan hakları beyannamesini teşkil eden bir hutbede bulunmuş­tur, O sene Arabistan'ın her tarafından peygamberinin vasiyetini dinlemek için 140.000 kadar müslüman gelmiş­ti. O vasiyet şöyle tahlil edilebilir :

O, İslâmın temel unsurlarını hatırlattı: Bir tek olan Allaha, senem «put) ve sembol olmadan iman; ırk ve sınıf farkı olmadan müminlerin eşitliği; ferdin ancak takvaya dayanan üstünlüğü; bütün insanların can, mal-ve namuslarının ve adaletin şahsen yerine getirilmesi­nin kaldırılması; kadınlara daha iyi muamele edilmesi; servetin, küçük bir grubun elinde toplanmasına imkân vermeden (veraset kanununa ve vasiyetlerin tahdidine ve faizin yasaklanmasına v. s. dayanarak) devamlı surette tevzii ve tahavvülü ve nihayet hayatın her sahasında he­pimiz için yalnız Allahm iradesinin yegâne kanun oluşu­nun ilâhı. Bu nutuk her sene müslümanlara Arafat'taki aynı    mukaddes rahmet   tepesinden okunarak   dinletilir.

184 — îslâmdan evvelki âdetlerin hiç değilse ilk müslüman nesilleri zamanında Hac şenlikleri münasebe­tiyle devm etmiş olduğuna inanmak için sebepler var-, dır. Böyle geniş bir toplanmanın verdiği fırsattan isti-- fade ederek senelik edebî bir kongre kurulur, şairler yeni iıışad ettikleri şiirleri okurlar, hatipler hayran hayran dinleyen kütleler önünde nutuklar irad ederek hünerlerini gösterirler, profesyonel pehlivanlar seyredenleri teshir ederler ve tacirler de türlü türlü ticaret eşyalarını geti­rirlerdi. Halife Hz. Ömer (r.a) Hac müessesesine pek ha­yırlı idarî bir yön verdi. Zira bu, onun için kumandanla-rıyle, valileriyle birlikte memleket meselelerini konuşmak için olduğu gibi, tasarlanan mühim projeler hakkında hak­kın fikrini almak için mühim bir fırsattı. Bir defa daha hatırlatalım ki İslâmda uhrevî ile dünyevî, cismanî ile ru­hanî beraber ve hattâ; ahenkli bir teşriki . mesaî halinde bir arada yaşar.

ZEKÂT

185 — Günümüzde halk zekâttan nakit olarak du­ran paradan her sene fakirlere verilecek olan muayyen biri .yüzde diye anlar. Fakat gerek Kur'an ve hadîste ve gerekse İslâmın ilk yıllarındaki tatbikata Zekât (Sadaka ve hak da denir) _ İslâm devleti tarafından müslüman te­baasından alman her çeşit vergi demektir. Ziraî mahsul­ler; madenler, ticarî maddeler, umumî otlaklarda yetişen ehîî hayvan sürüleri ve işletilmeyen nakit g ibi şeylerin üzerine konan vergiler. Başlangıçta bütün bu vergiler doğ­rudan doğruya devlete ödeniyordu. Fakat daha sonra Hz. Osman hilâfeti zamanında müslümanlann paranın zekâtım devleıin aracılığı olmadan Kur'an-ı Kerimde (9/60) ya­zılı hak sahiplerine doğrudan doğruya verebileceğine karar verdi.

112

İSLAMA GİRİŞ

İSLÂMDA  İBADET HAYATI

113

185/a — Kur'an-ı Kerim (4 : 5) serveti, insan geçimi­nin aslî vasıtası ve dayanağı olarak tanır. Bu itibarla hükümete vergi vermenin Hz. Peygamber (s.a.) tarafın­dan namaz, oruç ve zekâtın hemen yanıbaşmda îslâmm esaslarından ve dinin temel ibadetlerinden biri mertebe sine çıkarılmasına hayret edilmemelidir îslâmda devlet resinin şahsî lüksüne ve cakasına medar olsun diye ha­raç verilmez, belki topluluğa bir hak olarak ve daha zi­yade ihtiyaç sahibinin lehine ve bu zekâtın kelime manasında ifade ettiği gibi kendisinin «gelişmesi» ve «te­mizlenmesi» için ne verilmek lazımsa o verilir. Hz. Pey­gamber (s.a.) «Bir kavmin reisi aslında onun hizmetkâ-dır.» buyurdu. Bu sözün doğruluğunu ve kavminin idare­sini —hem ruhanî bir lider ve hem de bir devlet reisi sı­fatıyla— bir menfaat karşılığı ele almadığı kat'î su­rete göstermek için Hz. Peygamber (s.a.) bir İslâm dev­letinde müslüman vergi mükelleflerinden gelen varidatın kendisine ve kabilesinin bütün erkânına haram olduğunu ilân etti. Eğer Devlet reisi halkın itimadını kötüye kul­lanmazsa onun aşağısında olan memurlar vazifelerini ifa­sında kılı kırk yararcasına daha dikkatli olurlar.

186 — Hz. Peygamber (s.a.) ve hulafa-i raşidin za­manında İslâm devletinde müslümanlara zekâttan başka bir vergi yoktu. Bir sadaka olmaktan ziyade mecburî bir yardım, kafa tutanlara karşı müeyyidesiyle cebir vası­taları kullanarak toplanan miktarı belli bir devlet ver­gisi idi. Bu ödemelerin ehemmiyetini nıü'minin ruhuna daha iyi bir şekilde yerleştirmek maksadıyla İslâm bu­nu dinî bir vazife, Allahm birliğine iman, namaz, oruç ve haç gibi Allahm bir emri olduğunu ilân etti. Eğer iman ruhanî bir vazife; namaz, oruç, haç bedenî vazifeler ise zekâtın verilmesi de malî bir vazifedir. İslâm hukukçu­ları onun malî ibadetlerden sayarlar. Türkçesi: (servet ve-

sıtasıyla Allaha kulluk) diye adlandırırlar. Bu, şu vakia-nın — Şayet buna ihtiyaç görülüyorsa— diğer bir isba-tıcjrr ki İslâm insanı terkip eden ruh. ile beden arasında —ile birisine iltimas ve ne de ötekini istihfaf edmeden— ahenkli bir muvazene te'sis etmek suretiyle beşer haya­tını bir tek bütün içinde tanzim eder.

187  — Kur'an bu   yargıdan bahsederken   fark gözet­meden müteaddit tâbirler kullanır : Büyüme ve temizleme mânasına gelen zekât birçok âyetlerde kullanılmıştır. Bu itibarla bir kimsenin büyüyen servetinin   temiz kılınması için onun bir kısmını vermesi lüzumuna işarettir; Sadaka, (Kur'an 9/60)     doğruluk ve merhamet    mânasına    gelir. Hak. türkçede kullandığımız mânada olmak . üzere yine zekât mânasına gelir. Haklar ve. vazifeler birbiriyle ilgili tâbirler ve mesaî birliği işleyen cemiyetin temeli olduğun dan cemiyete -diğerlerinin hakkı varsa servet sahibi ola­nın da bir vazifesi olmasını gerektirir.

188  — Tasarruf   üzerine, toprak mahsulleri    üzerine, ticaret eşyası, umumî otlaklarda yayılan hayvan sürülen, madenler, deniz mahsulleri v.b. üzerine tarh edilmiş ver­giler vardır. Hepsinin nisbetleri    vardır, bununla beraber ■hepsine zekât, sadaka derler ve birbirinden farklı olmayan diğer benzerleri de vardır.

189  — Hz.    Peygamber (s.a.)    zamanındaki    tarifele­rin    değişmez ve katı    nazarıyla bakılamaz.    Bizzat Hz-Peygamberin diğer dinlere tanıdığı bazı muafiyetlerle be­raber    Taif ahalisini    zekâttan affettiğini    yukarda  (38) görmüş bulunuyoruz.   Ebû Ubeyde'nin   nakline göre,   bü­yük halife Hz,   Ömer  (r.a)     Medine'ye  getirilen    erzağa konulan    gümrük vergisini    indirmişti. Hz.    Peygamber (s.a.)  in    sağlığında da, meselâ yabancı    tehdidine karşı

İslama Giriş — F: 8

 

114

İSLAMA GİRİŞ

memleket müdafaası için halkı fevkalâde yardımlara ça­ğırmak mecburiyeti hasıl olurdu. Buna dayanarak, hu­kukçular, hükümetin nevâbib denen muvakkaten yeni ver­giler tarh etmesinin yahut buhranın devamı boyunca vergi nisbetinin yükseltilmesinin mümkün olduğu neticesine var­mışlardır. Kur'anın vergi mevzuları ve onların nisbetleri hakkında sükutu, hukukçuların çıkardıkları neticeyi te'yid eder.

190  — Kur'an,   devlet masraflarından  ve      hükümet bütçesinin başlıca maddelerinden de teferruatıyle   bahse­der: «Sadakalar (müslümanlardan alman   vergiler) yalnız fakirlere, miskinlere ve  (devlet    geliri için)    çalışanlara, kalpleri    kazanılacak olanlara,    kölelikten âzad   edilecek olanlara, ağır borç altına girmiş olanlara yardıma, Allah yo­lunda harcanmaya   ve yolculara mahsustur;   bu Allah ta­rafından bir mecburiyettir, ve Allah her şeyi hakkıyla bi­lendir.» (Kur'an 9:60).   Yukarda   söylendiği   gibi sadaka ve zekât eş manalıdır ve   müslüman   halktan   alman şey demektir. Gayr-ı müslimlerden alman haraç, cizye ve ga­nimet gibi şeyler zekâta dahil   değildir; her iki   gelirden istifade edenler birbirinden ayrıdırlar.

191  — Diğer kanun koyucuları   daha ziyade gelir için hükümler koyarken   Kur'an devlet   gelirinin   yalnız sarf mahalleri hakkında prensipler vazeder. Ayetin bahsettiği zekâttan faydalanan sekiz sınıf insan içinde Hz. Peygam­ber (s.a.)  den bahsedilmemesi dikkate şayandır. Ağyarını mani bir şekilde alıcılardan bahseden   bu ayetin vüsat ve şümul derecesini daha iyi anlamak için bazı   açıklamalar faydalı olur.

192  — Halife Hz.. Ömer  (r.a.) gibi büyük bir otori­teye göre (bkz. Ebû Yûsuf, Harâc, fi men tecibu aleyhi'l-cizye bölümü) Fukara (fakirin cemi) İslâm   topluluğunun fakir ve muhtaçları.   Mesâkin    (miskinin cemi) —her ne

ISLAMDA  İBADET HAYAT;

115

kadar evvelkinin bir benzeri olsa da— himayeye muh­taç gayr-ı müslimlerin fakirleridir. Gayr-ı müslimlerden alman vergiler (Sadaka) ya dahil olmadığı halde îslâmin, i gayr-ı müslimleri müslümanlardan alman vergilerden isti­fade edenler arasına sokmuş olması dikkate değer bir keyfiyettir.

193  —■ Devlet geliri    için çalışan    kimseler : ' tahsil­darlar, muhasipler, gelirin sarfına memur    olanlar, mü­fettişler ve murakıplardır ki bu liste hemen   hemen dev­letin bütün idarî teşkilâtını ihtiva eder ve   tatbikatta bu gelirden istifade edenler bakımından   hem mülkî ve hem askeri idarenin bütün kısımlarını içine alır.

194  — Kalpleri kazanılacak    olanların    birçok çeşit­leri vardır. Büyük hukukçu Ebû   Ye'la   el-Farra (el-Ah-kâm'us-sultânıyye, s.  116)   şöyle    der: «Kalpleri    kazanı lacak olanlara gelince onlar dört çeşittir :

1)    Müslümanların yardımına gelmeleri   için kalpleri kazanılacak olanlar;

2)    Müslümanlara fenalık   yapmaktan   kaçınmalarını sağlamak için kalpleri kazanılacak olanlar;

3)    islâm dinine çekilmek istenenler;

4)    Kendileri İslâm dinine girdikleri takdirde kabile­lerinin de müslüman olmaları mümkün olanlar.   Kalpleri kazanılacak olan bu sınıflardan her birinin veya herkesin, müslüman olsun veya müşrik olsun   bundan faydalanması meşru'dur.

195  — «Kölelikten azad edilmesi» tabiriyle daima kö­lelerin hürriyete    kavuşturulması ve düşman   tarafından harpte esir edilmiş olanların fidyelerinin verilmesi anla­şılır. Köleler hakkında   birkaç kelime    burada yersiz sa­yılmasın: İslâmdan evvel hiç bir din kölelerin hayat şart­larının düzeltilmesine ehemmiyet vermiş   değildir. Serah-si'nin kaydettiğine göre, İslâm peygamberi   Arapların bü-

116

İSLAMA GİRİŞ

tün bütün köle edilmesini yasak etmişti. Diğer milletlere gelince Kur'an (24:93) iyi hal sahibi bir kölenin ken­disini efendisinden satın almasını istediği zaman efendi­sinin bunu reddetmeye hakkı olmadığını beyan eder^ Fil­vaki bu takdirde mahkeme kanalıyla efendi, kölesinin hizmetinden vazgeçip onun hürriyetini kazanmak ve efen­disine hizmetten kurtulmak maksadıyla para kazanıp bi­riktirmesine müsaade etmeye mecbur kılınır. Bundan baş­ka yukarda gördüğümüz gibi İslâm hükümeti senelik bütçesinden bir miktar parayı, köleleri hürriyetlerine ka­vuşturmak maksadıyla ayırır. İslâmda köleliğin müsaade edilmiş olması bu bedbaht insanların istismarı için de­ğildir. Böyle bir düşünceden uzak İslâmm birinci hedefi her şeyini kaybetmiş, şu veya bu sebeple memleketine iade edilmemiş harp esirine sığınacak bir yer sağlamaktır. İkincisi Allanın hükümetinde, îslâm muhitinde olanların bir kültür sahibi olmasına fırsat vermektir. Yalnız hü­kümet tarafından açılan meşru' muharebelerde alınan esir­ler köle olur. Hususî baskılarla, çocuk kaçırmalarla hat­tâ çocukların anaları, babaları tarafından satılmalarıyla, hulâsa her nasıl olursa olsun bu işin hiç bir meşru tarafı yoktur.

196  — «Ağır bir borç    veya yük altına    girmiş olan­lara» yardım çeşitli yollarla tahakkuk   ettirilebilir. Halife Hz   Ömer (r.a.) in bu maksatla faizsiz borç verme servisi ihdas ettiğini görüyoruz,

197  — «Allah yolunda    harcamak»  her    türlü şefkat ve merhamet dâvalarını içine aldığı gibi    hukukçular da İslâmm müdafaası babında askerî teçhizatın bu *fasla so­kulmasında hiç tereddüt etmemişlerdir; zira   İslâm yalnız ve münhasıran yeryüzünde Allahm   saltanatını te'sis için mücadele eder.

İSLÂMDA  İBADET HAYATI

117

19 — «Yolcular»a gelince, vatandaş olsun yabancı olsun kendi memleketinden başka bir memlekete yolu düş­müş olanlara, yalnız misafirperverlik göstermek suretiyle değil onlara sıhhat, konfor, yol emniyeti, hulâsa her türlü istirahat sebepleri sağlamakla yardım edilir.

NETİCE

198 (a) — Dinî ibadetlere müteallik olayları tafsi­latıyla izah ettikten sonra şunu bir kere daha belirtmek yerinde olur ki: Bütünün gelişmesi ve tekmil cüzlerin iş­birliği, İslâmm yaşayış tarzını idare eden temel prensip­tir. Kur'an müteaddit defalar «Namaz kılınız, zekât ve riniz!» emrini tekrar eder. Ruh ile bedenin birliğinin, bir olan Allaha ibadetle cemiyete olan borcunu ödemenin bir defada ve aynı yerde bareber emredilmiş olmasından da­ha iyi bir tezahürü olabilir mi? Ruhanî vazifeler maddî faydalardan hâli olmadığı gibi, dünyevî vazifelerin de ru­hanî kıymetleri vardır ve bütün bunların hepsi yine bu vazifeleri ifada gösterilen niyet ve sebeplere bağlıdır.

MANEVÎ HAYATTA İRFAN

199  — İslâm maddî ve manevî bir   bütün olması ba­kımından insan ve onun hayatı için bir   disiplin tasavvur eder. Mizaçların birbirinden farklı olması dolayısıyla bazı kimselerin, başka sahalarda değil de   muayyen sahalarda ihtisas sahibi   olmaları inkâr   edilmez bir   vakıadır. Bir insan bütün dikkatini   varlığının   ruhanî (manevî) tara­fında toplayacak olsa bile gıdası için,   mensup olduğu ce­miyetin icapları v.b. yine hayatın meşguliyetlerine az çok bağlı kalır.

200  — İmanı,    teslimiyeti ve bu    teslimiyetin en iyi yolunu  talim  eden   meşhur   ifadesinde   Hz.   Peygamber (s.a.) bu sonuncusunu aşağıdaki    tâbirlerle    tarif buyur­du: «Gidişinin mutlu olmasına (ihsana) gelinca Onu (Al-lahı) gormesen bile sen Onu   gÖrüyormuşsun   gibi Onun seni gördüğünü bilerek namazını kıl.», Bu, her şeyin mut­lu kılınması, ibadetin, namazın en iyi metodu, Islâmm ru­hanî manevî)  kültürüdür.  «Allaha kulluk etmek» en iyi anlaşılan bir tâbirdir ve    yalnız dini    içine almakla kal­maz, hayat boyunca   Beşer hatt-ı   hareketini de   anlatır. Ruhanî bakımdan en kültürlü   olan, bütün iş ve hareket­lerinde Allahm    iradesine en yakın bir şekilde    kalabi­lendir.

201  — Bu disipline taallûk eden meseleler mistisizme konu teşkil eden hususlardır Mistisizmin îslâmda mütead­dit benzerleri vardır: İhsan (ki yukarda zikredilen ifadede Hz. Peygamber (s.a.) tarafından    kullanıldığını gördük); Kurb  (Allaha yaklaşma);    Tarikat  (yol,    yani Allaha gi dişin yolu); Sülük (seyahat, yani   Allaha    doğru gidiş); Tasavvuf (etimoloji bakımından yünden    elbise giymek)

MANEVÎ HAYATTA İRFAN

LI9

bu sonuncusu oldukça meraklı ve en ziyade kullanılmakta olandır.

/ 202 — İslâm mutasavvıfları —diğer medeniyetlerde -kî benzerleri gibi— kendi talebelerinin veya ihvanlarının mahdut çerçevesi dışında kendi âdetlerini (ibadetlerini) ve hususiyetlerini açığa vurmaya pek istekli değildirler. Bu hal ortada utanılacak bir sırları olmasından değil, muhtemelen alelade insanların, onların hayâtın lezzetle rinden vazgeçerek bu kadar çok «nafile» zahmete niçin katlandıklarını anlayamayacaklarından ve aynı zamanda avamın, sûfilerin şahsî tecrübelerine inanamadıklarmdan ileri gelmektedir. Dolayısıyla bunun neticesi şu oluyor ki bir şey gizliliğe bürünmüş olarak kalırsa onu bilmeyenler —aramaya devam etmekle beraber— onu daha aziz tu­tuyorlar.

203 — Mizaçların şahıslara göre değişikliği insan ne-vinde ötedenberi mevcut olagelmiştir îslâmm lehine kay­dolunacak bir şeydir ki o herkese ayrı ayrı mizacına bak­madan beraberce tatbik ve taksim edilmek üzere asgarî bir mecburiyet yüklemenin yolunu bulmuştur. Bu asgarî mecburiyet yalnız manevî değil aynı zamanda maddî ih­tiyaçlara da temas eder. Bunu iyi anlamak için şu söy lenebilir ki en iyi müslümanlarm Hz. Peygamber (s.a.) in yakın talebeleri yani Ashabı olduğu hakkında kimsenin bir diyeceği yoktur. Onların hayatlarının incelenmesi bize başlangıçtan beri onların namütenahi denecek kadar çe­şitli mizaçlara malik insanlar olduğunu gösteriyor. Bir Hz, Halid (r.a.) vardı ki cengâver ve cesur bir askerdi. IXıyduğu hayranlıktan ötürü Hz. Peygamber (s.a.) ona «Allahm kılıcı» demekten hoşlanırdı; bir Hz. Osman ve Hz. İbn Avf (r.a.) vardı ki zengin tüccardılar ve Hz, Peygamber (s.a) onlara cennet ehli olduklarına dair müj­de vermişti; bir Ebû Dihar da    (r.a.) vardı ki dünya nıa-

120

İSLAMA GİRİŞ

Undan nefret eder, zühd ve riyazet hayatını tercih ederdi. Göçebe bedevi hikâyesini de bu vesile ile hatırlatabiliriz: Bir gün bu â'rabî Hz. Peygamber (s.a.) in ziyaretine geldi, maksadı cennete gitmek içi en azdan nelerin yapılması­nın lâzım geldiğini öğrenmekti. Hz. Peygamber (s.a.) de şöyle cevap vermişti; Allanın birliğine iman, günde beş vakit namaz, ramazanda bir ay oruç, Hac ye imkânları varsa zekât. Bedevi İslâm dinini kabul etti ve haykırarak ilâve etti: Allah hakkı için bunlardan ne eksik ne fazla bir şey yapmam. Hz. Peygamber (s.a.) in yanından çıkıp giderken Efendimiz Ashabına: Cennete gidecek adamı gör­mek isteye bu adama baksın dedi (bkz. Buhârî ve Müs­lim), îster cengâver Hz. Halid olsun, ister müreffeh bir zengin olan Hz. Osman olsun, onlar îslâmm esas vecibe­lerini ve bâtınını hiç bir zaman ihmal etmediler; bunun gibi zühdü seven Ebu Dihar, Selman, Efeudderda ve diğer­leri bir inziva hayatı sürmeye, devamlı olarak oruç tut­maya, şehvanî zevklere düşmek korkusu ile kendilerini sakat etmeğe Hz. Peygamberden müsaade alamadılar Ak­sine Hz. Peygamber onları evlenmelerini emretti ve ilâve etti: «KenSi bedenine karşı da vazife sahibisin (bkz. İbn-i Hanbel). İslama göre bir kimse yalnız kendisine değil Allaha aittir ve Allanın bize emanet ettiği vücudumuza kötü muamele etmek caiz değildir.

SUFFA

204 — Hz. Peygamber (s.a.) zamanında Medine'nin büyük camiinde namaz kılman mahalden başka Suffa de­nilen hususî bir kısım vardı." Burası bizzat Hz. Peygam-oer (s.a.) in nezaretinde işleyen bir eğitim ve öğretim msr-kszi idi. Oldukça mühim biı miktar müslünıaıi orayı işgal ediyordı^ Onlar gündüz.!evi zamanlarının bir kısmını is-lâmî hayat yolunu, insanların yalnız Allah   ile   mür.ase-

MANEVI HAYATTA İRFAN

121

betlerini diğer, cemiyatin diğer uzuvlarıyla olan münase­betlerini öğrenmeye ayırırdı. Diğer taraftan da baş­kalarına yük olmamak, bir tufeyli mevkiine düşmemek için geçinmelerine medar olacak asgari bir ihtiyacı ka­zanmaya çalışırlardı. Gecelerini en iyi mistikler gibi na­file ibadet ve murakaba ile geçirirlerdi. Bu müesseseye Tekke densin, Hanikalı densin, yahut başka bir isim ve­rilsin, hiç şüphesiz Suffanın sakinleri batini ibadetere maddî meşguliyetlerden ziyade bağlı idiler. Hz. Peygam­ber (s.a.) in bu ilk müslüman mistiklerine mizaç ve ka­biliyetlerine göre bir şahıstan diğerine değişmesi gereken ne gibi ibadetleri emrettiğini ve bunların tafsilâtını ihti­mal ki hiç bir kimse bilemeyecektir. Bununla beraber hedef belli olduğu için oraya götürecek meşru vasıtaları seçmekte kâfi hürriyet vardı. Bu münasebetle Hz. Pey­gamber (s.a.) in şu sözü bir defa daha hatırlatılabilir : «Hikmet mü'rainin kaybolmuş malıdır, nerede bulursa onu alsın.» (bkz. Tirmizî ve İbn-i Mâce).

TASAVVUFUN ZÜBDESİ

205  — Tasavvuf kelimesiyle    İslâm,    itikadlarm, tas­hihini, ibadete müteallik iş ve   hareketlerin   mübarek ve daha iyi kılınmasını, hayatın bütün    faaliyetlerinde Pey­gamber efendimizin hayatının örnek   tutulmasını, hal ve tavrın düzeltilmesini ve İslâmm yüklediği   vecibelerin ye­rine getirilmesini kasteder.

206  — Tasavvufun, görünmeyen    şeyleri bilmek, ke­rametler göstermek yahut kendi iradesini başkasının ira­desi üzerine.—esrarengiz ruhî vasıtalarla— üstün kılmak­la alâkası olmadığı gibi, riyazetle, çile çıkarmakla, bir ye­re kapanıp dünyadan elini   çekmekle,   istiğrak ve bunun neticesi olan   tahassüslerle ki bunlar   vasıta olabilir gaye olamazlar) alâkası yoktur; yahut Allanın zatına ait (pan-

122

İSLAMA GİRİŞ

teism gibi) bazı itikadlarla da ilgisi yoktur. Hele bazı şarlatanların, sufînin İslâm şeriatının ve asgarî vecibe­lerinin üstünde oluşu hakkındaki söyledikleriyle hiç bir alâkası yoktur_

207  — Daha münasip başka bir tâbir    yokluğundan şahsî hattı hareketin en iyi metodu tasavvuftur   denilebi­lir. Öyle bir yol ki orada insan   Allah   muhabbetini git­tikçe fazlasıyla arayarak nefis   murakabesini,   ihlâsı, bü-tüh iş  hareketlerinde, düşüncelerinde Allahm daimî hu­zurunu elde eder.

208  — islâm talimlerinde    namaz, oruç,    sadaka, fe­nalıktan, günahtan sakınmak v.b.    gibi bazı «zahirî» va­zifeler olmakla beraber diğerleri meyanında iman, Allaha şükretmek, ihlâs,   hodbinlikten   kurtulmak   gibi «batini» vazifeleri de vardır. Tasavvuf, hayatın   bu ikinci cephesi için bir idmandır. Lâkin yine de ruhun   tasfiyesi için yal­nız zahirî ibadetler ebedî mağrifete vesile    olarak göste- ' rilir. Umumiyetle sufî batını ibadetlerle bazı hassalarını ve kabiliyetlerini geliştirir ki alelade bir insana göre bun­lar keramet gibi gelir; fakat sufî bunları    aramaz, hattâ onlardan kaçar. Bazı kimseler için bazı   ibadetlerin icra-sıyla görünmeyen   şeyleri bilmek   mümkün olsa da sufî için şayanı arzu değildir_ Zira bunlar Allahm sırlarıdır ve onların vaktinden evvel   yayılması nihayet   insan için za rarlı olabilir. Bunun içindir ki sufî bu gibi   kabiliyetleri elde etse de onları kullanmaz. Onu gayesi daima —Rab-bini daha fazla hoşnut etmek için— ruhun   tasfiyesi ola­rak kalır. Kâmil insan   odur ki yalnız   haricî tavrını de­ğil batınını da yahut   —sufilerin dediği   gibi—   bedenini ve kalbini de güzelleştirir.    Zahir (dış) için   ibadet, mu­amelât ve ukubat    (cezalar) a v.b. taallûk   eden ahkâm­dan mürekkep (Fıkıh) yani İslâm hukukunun hey'eti umu-miyesi vardır. Lâkin batın, tasavvufun   hakikî mevzuunu

MANEVİ HAYATTA İRFAN

123

teşkil eder. Namazda icra edilen fiiller (fıkıh) a aittir. Fakat ihlâs ve zühd batını şeylerdir ve tasavvufa dahildir. ,Bu münasebetle Kur'amn iki sûresini hatırlatalım: «Mü1-;minler muhakkak muvaffakiyete erişmişlerdir, ki-onlar namazlarında samimî ve ciddîdirler.» (23:1-2) ve «Haki­kat münafıklar namaza kalktıkları zaman onu üşenerek ve insanlar görsün diye gösterişle kılarlar.» (4:142). Bu­rada gösterilen ibadetin iyisi ve fenası, îslâmm, müs-lümanlardan hayatın bütün faaliyetlerinde ne beklediğini anlatmak için bize bir ip ucu veriyor.

208/a — İslâm ananesi halifeye veya İslâm devle­tinin reisine adlî teşkilâta da dahil olmak üzere sade si­yaset selâhiyetini tanımaz; bilâkis namaz, oruç ve haç gibi dinî amellerin zahirî cephelerini de idare selâhiyetini tanır. Bunların hepsi muhtelif mektepler tarafından geliş­tirilen (bkz. aşağıda § 563/a) fıkhın hükümleri arasına girer. Bizim hayatımızın mühim olan çok az bir kısmını ilgilendirmesine rağmen bu sahada iktidarın tek elde top­lanması çok titiz bîr şekilde vazedilmiştir. Hz. Peygam­berin irtihalinden beri gerek-dinî ve gerekse dünyevî hu­suslarla ilgili iktidarın kullanılmasında Peygambere halef olma hakkına kim sahiptir, şeklinde müslümanlar arasın­da mezhep ihtilâfları mevcuttur. Bırakalım, kıyamet günü Cenab-ı Hak hüküm versin; biz istikbalimizle meşgul ola­lım ve kendimizi Allah'ın düşmanlarına karşı müdafaa edelim. Ebedî olan ahıretteki saadeti temin edecek ye­gâne unsur olan manevî hayata gelince bu sahada bîr kıskançlık yoktur. Peygamberin aynı anda birkaç halifesi olabilir ve olmuştur. Eğer Nakşibendi tarikatı sıhhatini Ebu Bekir yoluyla peygamberden alıyorsa meselâ Kadiri ve Suhreverdi tarikatları da Hz. Ali yoluyla aynı şeyi yapmaktadır ve bunların hepsi de Sünniler arasındadırlar ki onlara göre Ebu Bekir dünyevî sahada Peygamberimi-

124

İSLAMA GİRİŞ

zin ilk halifesidir. Sünnileri ve Şiileri birleştiren bu ma­nevî saha, yavan bir inziva değildir : Onun tam bir teş­kilâtı vardır. Aptal ve evlât gibi tasavvuf dereceleri îbn-i Sa'd gibi en eski müelliflerde okuduğumuza göre bizzat Peygambere dayanan sıhhate sahiptir. Süyuti'nin bir ese­ri kutup, aptal ve evlâtla alâkalı Peygamberin bütün ha­dislerini toplamıştır. Burada tafsilâta hacet yoktur.

ALLAHIN RIZASI

209  — Avam, Allaha kulluk etmeden    tek taraflı ol­mak üzere Allahm . kendilerini sevmesini   ister;   Kur'an (2:165) şöyle der: «...iman edenler Allaha muhabbetlerin­de çok sebatlıdırlar...»    başka bir yerde en iyi insanların kimseye onun   minnettarlığını denemek için   verdiği gibi Allahı severler...» Kur'an (5:54).

210  — Allahm rızasını elde    etmek maddi    refahtan faydalanmaya benzemez; Allah bazan bu maddî refahı bir «Hikmet mü'minin kaybolmuş malıdır, nerede bulursa onu bazı defalar da bu dünya   refahını, bir   adamın   sabır ve tahammülünü, metanetini denemek için   vermez. Her iki halde de Allaha bağlılık ve ibadette kusur   etmemelidir. Bu hal bir taraftan benliğinden feragat   ederek    Allahm iradesinde fanî olmayı, diğer taraftan Allahm    huzurunu devamlı ve müessir surette hissetmesini icap ettirir.

211  — Vahdet-i vücudun felsefî anlamı işte bu «ken­di kendinin AUahda fanî olması» ihtiyacından doğar.   Bir sufî için böyle   bir inancın   ikrarının,   tasdikinin hiç bir kıymeti yoktur; o, onu hazmetmeyi ve duymayı bir rea­lite olarak emel edinir.   Böylece vahdet-i   vücudun, var­lığın birliği manasıyla,   görünenlerin   yahut   diğerlerinin birliği mânaları arasındaki âlimine tefrik, hakikî bir sufî için, bu yolda yürüyen bir mü'mine yolunu    kaybettiren ve maksada vusulü geciktiren lâf ve güzafdan   başka .bir şey değildir.

MANEVÎ HAYATTA İRFAN

125

212 ~ Burada şu da hatırlatılır ki vahdet-i vücud'un islâmî anlamı, insanı Allaha birleştirmeye götürmez.   Bir /insan Allaha ne kadar   yakın olursa olsun   yine bir fark, bir ayrılık ve Halik ile mahlûk arasında bir   mesafe var­dır. Bir kimse   nefsinden feragat, eder,    fakat    şahsından edemez. Erişdiğimiz   derece ne kadar   yüksek    olursa ol­sun o kadar daha fazla, «AAlah bizim    dilimizden söyler, bizim elimizden icrayı fiil eder ve bizim kalbimizden arzu eder.» Burada insanın   yükselişi ve Allaha   doğru bir yol alması vardır,    fakat ikinin biriyle    karışması  asla yok­tur. Bunun içindir ki   bir   müslüman   birleşme   mânasına gelen İttisal (communion) kelimesini asla kullanmaz. Müs­lümanlar ruhanî sahada yol almayı merdiven veya yukarı çıkma mânasına gelen (miraç) kelimesiyle   ifade ederler. Bu da insanın şahsî   kabiliyetlerine   göre   değişir.   Beşerî bir mahlûkun erişmesi   tasavvur   edilebilecek en yüksek seviye Hz. Peygamber   (s.a.)   tarafından   erişilen   seviye­dir. Hz. Peygamber   (s.a) in   kendisine   mahsus   olan  bu müşahedesine  (miraç)  denilir. Şuur' ve uyanıklık halinde Hz. Peygamber (s.a.) kendisinin semalara   götürüldüğünü ve Allahm huzuru   ile   şereflendiril d iğin i   gördü.   Zaman ve mesafe mefhumları Ötesinde bile   bu hal   için   Kur'an (53:59) Allah ile Peygamber arasında iki kaşın arası veya daha    az bir mesafe    olduğunu katî olarak beyan    eder, Bu tarif aynı zamanda ikisi arasındaki   ayrılığı   gösterdiği kadar birbirine olan yakınlığın da derecesini gösterir. Biz­zat Peygamber bu kelimeyi alelade bir mü'min için de kul­landı: «Namaz mü'minin miracıdır.» Şüphe yok ki bu, bir kimsenin ferdî kabiliyetine ve istihkakına göre söylenmiş bir sözdür.

213 — Sülûk'un (ruhanî, batını) yolculuğun bir ta­kım merhaleleri vardır. Bu merhalelere tedricen varılır. Hz, Peygamber (s.a.) in hayatında bunu evvelâ Hira ma-

126

İSLAMA GİRİŞ

MANEVÎ HAYATTA İRFAN

127

ğarasına inzivaya çekilmekle görüyoruz. Sonra Mekke devri geldi. Bu devirde onun için ilâhî dâva uğrunda katlanılacak fedakârlık ve ıstıraptan başka bir nasip yok­tu. Ancak Hicretten sonradır ki —daima ilâhî emre uya­rak— haksızlığa kuvvetle mukabele etti. Derviş olduğu­nu iddia eden bir kimsenin görünüşte böyle, hakikatte kuzu kıyafetine girmiş bir kurt olması mümkündür. Bu­nun gibi elinde toplanmış kudret ve hazinelerden vazi­fenin ifası sırasında nefsi için istifade etmemek sure­tiyle şahsen büyük bir fedakârlık yapan bir hükümdarın da hakikatte bir veli olması pek âlâ mümkündür.

214  — Nefsi kırmak   için her   şeyden   evvel bir ta-vazu duygusu hissedilmelidir. Bu duyuş   tekâmül ettirilir. Kibir Allaha karşı en büyük bir günah sayılır. İmam Ga-zâli'nin bir sözüne göre gösteriş kendi kendine tapmaktır, bu itibarla şirktir.

215  — Mizaçlar farklıdır, yollar da 'bu   yüzden deği­şik olur. Bir rehbere ve üstada   olan ihtiyaç   üzerinde ne kadar ısrar edilse yeridir._ Hususî surette tıp   tahsil eden bir kimseyi bir çıraklık   devresi   geçirmeden   yahut mü­tehassıs doktorların   derslerine devam   etmeden   doktor­luk yapmasına müsaade edilmez. İnsanın kendi noksanla­rını gördüğü haller nadirdir;    noksanlarını   derhal tashih ettiği haller ise daha azdır, İlk   bir tedbir   olmak   üzere bize noksanlarımızı ve bunların nasıl   giderileceğini   gös­termek için bir üstad lüzumdur. Fertte devamlı bir   inki­şaf ve daimî bir tekâmül vardır. Üstad bizi lüzumsuz   bir çok gayretlerden esirger. Eğer mazinin   te'crübesinden is­tifade   edilmeyecek   olsaydı ve her yeni doğan her   şeye yeni baştan başlamak   zorunda kalsaydı ve fert   böylece kendi halinde ve kendi bilgisine   müracaata   mecbur bu­lunsaydı; ecdadımızın birbiri üzerine    birikmiş    bilgileri demek olan kültür ve   medeniyet   olmazdı. Bir   talebenin

hocasının karar ve tavsiyelerine olan saygısı ile arkadaş­larının veya emsalinin tavsiyeleri hakkındaki görüşü asla birbirinin aynı olamaz. Nazarî etüdlerden sonra tatbikatı öğrenmek için bir tecrübe devresinden geçilir Bu maddî ilimler için olduğu gibi mânevi ilimler için de doğru­dur. Birçok şeyler vardır ki yalnız okumakla, yalnız din­lemekle hiç bir vakit öğrenilemez; tecrübeli bir üstadın nezareti altında onların pratik olarak tatbiki zarurî ol­masa bile daima faydalıdır. Bundan başka bilmek de ki­fayet etmez, onun hazmedilmesi, huy ve alışkanlık hali­ne gelmesi de lâzımdır.

216 — Sufîler dört    şeyi tavsiye   ederler: Az yemek, az   uyumak,   az   söylemek   ve   insanlarla az ülfet   etmek.

«Az» demek tamamıyle yok demek, yapmamak demek değildir. Bu bazan hattâ imkânsızdır (yemek ve uyumak­ta olduğu gibi) ve daima arzu edilmeyen bir şeydir. İn­san her zaman için itidalden ayrılmamalıdır. Bir kimse yaşamak için yemelidir, yemek için yaşamamalıdır_ Al-lahm iradesini ve emirlerini yerine getirmek için lüzumlu olan kuvveti kazanmak maksadıyla yemek yemek bir iba­dettir manevî verimliği azaltacak derecede gıdayı azalt­mak ve zayıflamak bir günahtır. Sıhhat için uyku elzem­dir ve insana tahmil edilen bir vazifedir; fakat bizi ya­takta saatlerce kalmaya sevkeden tenbellik batını iler­leyişimizi geri bırakır. Az uyumak demek, geri kalan za­manı maddî ihtiyaçlar için geçirmek demek değil, zühd ve ibadete ait şeylerin yapılmasına kendini vakfetmek için daha çok zaman bulmak manasınadır. Az konuşmak,, mânâsız, boş şeyleri konuşmaktan ve bilhassa zarar ve­rici sözlerden kaçınmaktır. Başkalarına iyi nasihat ver­mek ekseriya adetimizdir, fakat onu bizzat tatbik et­meyi unuturuz. Halk ile az ülfet etmek lüzumsuz sözler ve lüzumsuz temaslarla zaman    öldürmeyi    frenlemektir.

128

İSLAMA GİRİŞ

Diğerlerini iyi bir yola çevirmek, Allahm hoşnutluğunu celbedecek işlerin tahakkuku ile meşgul olmak daha ziya­de arzu edilen ülfet ve temaslardır. Bununla beraber unut­mamalıdır ki fertlerin ihtiyacı tekâmül merhalelerine gö­re değişebilir; genç bir mübtediye verilen nasihat olgun bir üstada verilmez^ Monden temaslar (sosyete hayatı) günaha teşvik edici fırsatlar verir, kıymetli zamanları kaybettirir ve daha mühim olan vazifeleri unutturur.

Beşinci bir nasihati eklemeye müsaade edilebilir: O da lüksü, aşkı ve şahsî zevkleri kastederek «az sarfet» dir; buradan tasarruf edilecek para bizim için değerli olup müsrif alışkanlıklarımız arasında tahsis edecek para bu­lamadığımız hususlarda kullanılır. Bu beş nasihat İslâmda maddî ve manevî ekonominin beş temel esasım teşkil ede­bilir.

HUSÛSÎ İBÂDETLER

217 — Bir kimse her zaman Ailahı hatırlamalıdır. Elzem olan şekli kalb yolu ile hatırlayıştı^ Fakat zihni-bir yere toplamak devamlı olmadığından, ruhun huzurunu kuvvetlendirmek ve Zati Bari hakkında düşünceyi teksif etmek için fizikî metodlar kullanılır. Kur'an (33:41-2) de şöyle der: «Ey iman edenler! Ailahı çokça hatırlayın ve Onu erkenden ve geç vakit teşbih edin.» Yine (3:19!1) de «Ailahı ayakta dururken, otururken, yan yatarken hatırla­yanlar, Arz ile semaların yaratılışını düşünenler (şöyle derler) «"Ey rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın, seni teşbih ederim, bizi cehennem ateşinden koru".» İçin de bazı duaların defalarca tekrar edildiği münacatlar var­dır; her gün itiyat haline getirilerek tekrar edilen dualar da vardır. Bunlar yüksek sesle veya yavaşça ■ okunur, fa­kat daima ve değişmez surette Allah zikredilir. Zati Ba-rîsi yahut Esması, sıfatları    zikredilir.    Mahlûk    asla zik-

MANEVÎ HAYATTA İRFAN

'529

redilmez. Bahis konusu Hz. Peygamber {(s.a.) dahi olsa şükran ve hayranlık için tekarrüp, daima aleyhissetâtı ves­selam efendimize Cenabı Hakkın lütuf ve .keremini talep etmek suretiyle olmalı ve bizzat peygambere bize bazı şeyler yapması İçin mustakilen niyazla olmamalıdır. Me­selâ «Allahümme salli alâ Muhammed...» yani «Ey Alla-hım. Muhammede rağbet et, onu himayene al» yahut «Ey Ellahım, Muhammedi ona vaad ettiğin şerefli mevkie yü­celt ve bize şefaatini kabul eyle.» v.b. Düşünceyi bir noktada toplamak için sufîler bazan inzivada yaşarlar, iti-kâfa çekilirler, bir an için nefes almayı durdururlar, gözlerini kaparla ve kalbin vuruşları üzerine dikkatle rini toplayarak Ailahı tefekkür ederler... Sufîler Ailahı hatırlamanın üç mertebesi vardır derler: İsmini hatırla­mak, isim vasıtasıyla ve onun delaletiyle Ailahı hatır­lamak, ne ismi ve ne de diğer vasıtalar olmaksızın Ailahı hatırlamak.

Bu hareketlerin bizzat Hz. Peygamber tarafından tavsiye edildiği ve bunların yabancı bir menşeden gelme­diği hususunda Ebu Hureyre'nin boncuk ve tane vazife­sine göre 2000 düğümü olan iplikten mamul bir teşbihin bulunduğu ve her gece onunla teşbihler çektiği hatırla­nabilir.

218 — Diğer taât veya ibadet arasında riyazet ve çile çıkarmak, bilhassa ölümü ve kıyamet gününü tefekkür de zikredilebiliri İslâm için bunlar gaye değil vasıtasıdır. Daha ziyade, nefse hakim olmak ve onu kırmak için ge­çici ve iğreti şeylerdir, insanın bu dünyada bizzat kendi nefsine müsaade ettiği her şey iki zümreye ayrılır: Za­rurî ihtiyaç ve lüks. Zarurî olandan asla vazgeçilemez, zira bu intihar olur. İntihara kalkışmak îslânıda dinî bakımdan yasak edilmiştir. Zira biz   kendimize   değil Al-

İslâma Giriş — F: 9

130

İSLAMA GİRİŞ

laha ait bulunuyoruz. Bu itibarla onun verdiği hayatı tahribetmek Allahm iradesine karşı gelmek demektir. Lük­se gelince eğer bu dünyada o bizim varlığımızın gayesi olmazsa meşru'dur_ Bir insan bunlardan nefsaniyetine ha­kim olmak maksadıyla feragat edebilir. Bir kimse ya­şamak için zarurî olandan mahrum olanlara yardım için fazla refah ve servet sahibi olabilir, fakat bu babda if­rata varmaya müsaade edilmez. Gücü ve kuvveti yerinde ve tertemiz bir hayat geçirmek için gayret sarfeden bir erkek, bu namuslu hayatı sürebilmek için diğer vasıtalara meselâ bir cerrahî ameliyata başvuran kimseden daha ziyade mükâfata müstahak olur. Fenalık yapmaya kud­ret ve istidadı olmayan bir adam, fenalığa kudret ve kabi­liyeti olduğu halde ve onu yapmak elinde iken Allah kor­kusu ile bunu yapmaktan çekinen bir kimseye kıyasla hiç bir mükâfata lâyık olamaz.

219  — Çile   ve   imsak,   diğer   batını   idmanlar   bazı hassaları artırırlar,   bununla   beraber bu gibi   hassaların elde edilmesi ne kadar kerametli  olsa  da  sâlikin hedefi olamaz,. Otomatik olarak kusule gelen    tahassüsler değil efalin tahakkuk ettirilmesi aranır. Bir kâfir   dahi   mağ­firete nail olmaksızın    velilerin   bazı hassalarını iktisap edebilir. Sufî devamlı olarak   maksuduna   yönelir ve sü-lukünde bu hâdiselerle çok meşgul olmaz.

220  — Bir Sufînin, bir   dervişin   veya bir   mistiğin hayatı geçmişteki   günahlarına nedamet, diğer   insanlara yaptığı haksızlıkları imkân nisbetinde tamir etmekle  baş­lar. Allah kendi haklarına karşı işlenmiş   günahları affe­der, mahlûklarına karşı yapılan   affetmez. Bunların   affı-bu sonunculara (haksızlığa   uğrayanlara) aittir.   Bundan sonradır ki ancak Rabbe giden yolda yürümeye   başlanır. Bu yol bir şahsın, bir zümrenin   veya bir   kast'm inhisa­rında değildir.   Herkesin   erişebileceği   bir   şeydir ve bu yolu tatmak da hötkese borçtur.   Bu yolculuğun   şartları

MANEVÎ HAYATTA İRFAN

131

dır ki: Allaha itaat ve Allahı hayırlama, îtaat şu manada kolaydır ki insan ne yapacağını, Allahm emir ve irade­sinin ne olduğunu bilir. Zira Cenabı Hak kendi iradesini, bütün insanlara tebliğ edilmek üzere seçmiş olduğu pey­gamberlere bildirmiştir.

221 —. Cenabı Hak sayısız peygamberler göndermiş­tir. Eğer onların talimleri teferruatta fark ediyorsa bu Allahm (hâşâ) fikrini değiştirmiş olmasından değil sa­dece kendi rahmet ve hikmeti icabı insan kabiliyetlerinin gelişmesinden veya bozulmasından ötürü hatt-ı kareket kaidelerinde ve teferruatta değişikliğe lüzum hasıl olma­sındandır. Ta'limlerinin esasında, bilhassa insanın Allah ile münasebetine taallûk eden hususlarda —Kurban da bu noktada ısrarla durur— peygamberler arasında fark ol­masa da Cenabı Hakkın emir ve iradesinin en son şekline itaat ve o yolda amel etmek insanın Allaha olan itaati muktezasındandır. Eğer Allah Hz. İbrahim (a.s.) vası-tasıy insanlara bazı şeyler bildirmiş ise, bu bildirilen­leri terk edip meselâ Hz. Musa (a.s.) nın getirdiklerine göre amel etmek itaatsizlik sayılmaz, çünkü o da kendi zamanında Kanun vaz'ının ya'ni Cenabı Hakkın emirle­rinin en son şeklini getirmiştir. Buna ilâveten Hz. Musa (a.s.) nm tâlimlerini ihmal edip Hz. İbrahm (a.s.) in ta'-limleriyle amel etmek Allaha karşı apaçık bir itaatsizlik olur. Bunun içindir ki insan, zaman zaman birbiri ardınca gelen ve en sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa (s.a.) olan peygamberler tarafından getirilen Allah kelâmlarına göre amel etmelidir. Yine bunun içindir ki daha evvelden gel­miş bütün peygamberlere karşı olan hürmetiyle beraber bir müslüman, insanoğluna tebliğ edilmiş Allah Kelâmının en son şeklinden başkasıyla vazifeli olamaz. Bir müslü­man Tevratı, Zeburu ve İncili mukaddes tanır. Bununla beraber mukaddes kitapların en sonuncusu olan Kur'amn

132

İSLAMA GİRİŞ

emrine göre hareket eder. Eski şeriatların ahkâmına bağlı kalan, Kanun vâzı'mn Allah'ın emrine itaat eden bir kim­se gibi telâkki edilemez.

NETİCE                                 •   L   ■  ■

222 — İnsan ruh ve bedenden, bir iç ve bir de dış âlemden mürekkep olduğundan kemâle doğru ahenkli bir terakki, muvazeneli bir tekâmül, insanın bu her iki cep­hesine birden ihtimam gösterilmesini gerektirir. îslâmda tasavvuf yahut batini kültür, insanda benliğin anlaşılma­sını tasavvur eder. Allahın iradesinde fanı olmak bir ha­reketsizlik mânasına kafiyen gelmez. Bilâkis Kur'an bir çok ayetleriyle insanları harekete hattâ salih amellere, Allahın rızasını kazanmakta birbirleriyle yarışmaya teş­vik eder. Kötü arzularına tâbi olmamak, Allahın iradesine kendisini uydurmak insanı hareketsizliğe sevketmez_ Al­lahın istediği olur; bununla beraber Allahm iradesi in­sanlardan gizli kaldığından ve bilinemediğinden bu yüzden mukavaffakiyetsizlik birbirini takip etse de Allahın emir­lerine mutabık olduğuna vicdanen inandı ğıgayesine eriş­mek hususunda insana, sâv ve gayretini devam ettirmeli­dir. İnsanı harekete ve Allahm iradesine razı olmaya teş­vik eden kaderin, bu dinamik anlamı Kur'anın (57:22-3) ayetinde pek güzel izah edilmiştir: «Yerde ve nefisleri­nizde bir musibet vukua gelmemiştir ki. bu bizim onu yaratmamızdan evvel mutlaka bir kitapta yazılmıştır, çıkana tasalanmayasınız, Onun size verdiği ile sevinip Şüphesiz ki bu, ALLaha göre kolaydır, Allah bunu elinizden şımarmayasınız diye yazmıştır. Allah çok böbürlenen bü­tün kibirlileri sevmez.»însan daima Allahın büyüklüğünü ve bunun karşısında kendi aczini ve Rabbinin kendisin­den hesap soracağı kıyamet gününü tefekkür etmelidir. Kur'an (29:26) da şöyle der: «Bizim uğrumuzda müca­dele edenlere gelince biz onlara elbette yollarımızı göste­ririz, şüphesiz ki Allah iyilerle beraberdir.»

 

AHLÂK SİSTEMİ

223  — İnsanlar başlıca üç zümreye ayrılırlar :

1)    Yaratılış   itibariyle iyi   olanlar ve   şeytan   iğvasi karşısında bozulması kabil olmayanlar;

2)    Birincilerin tamamıyle zıddı   ya'ni ıslahı kabil ol­mayanlar,

3)    Bu   ikisi  arasında   mütevassıt   bir   zümne İki bir ceza korkusu ile, kontrol altında   bulundukları   müddetçe iyi hareket  ederler,   kontrol   olmazsa   başkalarına   karşı kusur ve haksızlık etmekten çekinmezler.

224  — Birinci ve ikinci zümrelerin   mensupları mah­dut olduğu halde   sonuncu   zümre   beşer nevinin   büyük ekseriyetim içine alır.   Birinci   zümreden    (insan-melek) olanların bir idare ve kontrola   ihtiyaçları   yoktur; fakat ikinci sınıftan (insan-iblis) olanlar, kötülük   yapmalarına imkân verilmemek için bütün vasıtalarla kontrol edilmeli­dirler. Büyük   dikkat üçüncü nev'e (insan beşer) e   tahsis edilmelidir.

225  —>■ Bu üçüncü zümreden  olanlar bazı cihetlerden hayvanlara benzerler, sakindirler;   başkalarının elinde da­ha iyisini gönnedikleri müddetçe ellerinde olanla memnun olurlar, başka taraftan kendilerine kötülük   geleceğine ih­timal vermezler. Fakat kendi ellerinde    olmadığı zaman başkalarmınkine göz dikebilirler. Günah işlemeye karşı bu kötü temayülü düzeltmek insan   cemiyetinin   ötedenberi başlıca meşgalesi ve hedefi olmuştur.

Bunun içindir ki baba çocuklarım kontrol eder. Aile, kabile, site-devîet reisi yahut herhangi bir insan grubu şefi kendi otoritesi altındaki insanlan ellerinde olanla kanaat etmeye mecbur eder ve başkalarının namuskârane