Islama Giriş Nur Yayınları Prof - Külliyat - 1. Sayfa
ISLAMA GİRİŞ
nur yayınları
Prof. Dr.
Muhammed HAMİDULLAH
NUR YAYINLARI : 63
HER HAKKI NUR YAYINLARI'NA AÎTTÎR
GAYE MATBAASI
Tel : 11 39 50
ANKARA
GİRÎŞ
İslâm dinini öğrenmek için büyük bir talep karşısında kalındı. Bunu karşılamak için müteaddit mesai arkadaşlarımın yardımlarıyla onbeş kadar bir seri yazı, Paris İslâm Kültürü Cemiyetinin himayesi altında hazırlandı.
Bu kitap İsiâm 'dini, tarihi, kültürü ve hayctm çeşitii yön ve meşelerinin ele alınmasında umumi bir fikir verecektir. Her fasıl müstakil bir bahisdir. Bu itibarla bazı hususların diğer mevzuları da ilgilendirmesi nisbetinde tekerrüründen kaçınmak mümkün olamamıştır.
Fazla malûmat, teklif yahut faydalı tenkit için:
«Centre Culturel lslamique c/o The Mosque, Ploce de l'Ermite Paris V, France» adresine müracaat edilmelidir.
Muhammed Hamiduîlah Paris, Şa'ban 1376 H. (1957).
T AKKİZ
«İslama Giriş»i dikkat ve alâka iîe okudum. Eserin aziz dostum, üstadlar üstadı Profesör Muhammed Hami-dullah Efendi hazretlerine aid olduğunu düşünmek onun kemâli hakkında derhal kesin bir hükme varmağa kâfidir.
İslâm gibi şümullü bir mevzu bundan daha iyi bir ter-tib ve daha veciz ve olgun bir ifade tasvir ve izah edilemezdi. Asli İngilizce olan bu kitap, garp âleminde çok büyük revaç ve alâka görmüş, birinci tabı az bir zaman içinde tükenmiştir. İşte Avrupa'da ve Amerika'da müslümanlı-ğm günden güne yayılmasında ki sır ve hikmeti bu gibi salahiyetli eserlerin neşr ve tamiminde aramalıdır. Beş-alti ecnebi lisan bile, bütün saatleri İslama meşkûr hizmetlerle geçen, imanı gibi salih ameli de kâmil ve örnek bir mümin ve müslim olduğunu gösteren üstadın en yakın dostu Kemâl Kuşçu bey kardeşimizdir. Gerek müellifin, gerek diğer emsalinin eserlerini de tercüme etmişdir. Bu eserin salahiyetli mütercimi de odur. Cenabı Hak aziz müellifi de, onun çok değerli mütercimi de böyle daha nice mümtaz eserlerin neşrine muvaffak buyursun, âmin.
Bu eseri bütün dindaşlarıma ve bilhassa münevver gençlerimize kemâli ehemmiyetle ve emniyetle tavsiye ederim.
Hasan Basri ÇANTAY 23 Recep 1380 - 11 Ocak 1961
ÖNSÖZ
Muhterem Üstad Hasan Basri Çantay beyefendinin takrizinden sonra mütercim sıfatıyla ilâve edeceğim pek az bir şey kalıyor:
Münevver Avrupalı ve Amerikalıyı tatmin eden bu eser, niçin münever Türk gençliğini tamin etmesin dedim ve mühim, bir ihtiyacı karşılayacağını ümit ederek tercüme ettim.
Eser, münevver garblılara hitabetdiği için ara sıra muhtelif dinlere aid inanç ve âdetlere işaret ihtiyacı du-yulmuşdur. Dip notu olarak izahı gözden kaçmış veya unutulmuş olanlar için şu hususun belirtilmesini faydalı gördüm: Kendileri için yabancı olan bir akideye veya âdeta tesadüf ettikleri zaman, muhtrem okuyucularımız böyle bir itikadın veya âdetin Avrupa veya Asyada yayılmış olan dinlerde meveud olduğunu kabul etsinler. Bir misâl olarak «İslâmda Hayat Anlayışı» faslında «dinî mahiyyeti haiz yerlerde ampuller yanarken kandil yakmak» meselesini ele alalım. Burada bahis konusu olan, İslâm memleketlerindeki türbelere mum adamak değildir. Günahın afvine vesile olur inancıyla bazı hıristiyan ma-bedlerinde yaygın olan mum yakmak âdetine işaretdir.
Şunu da hatırlatmak yerinde olur ki bu kitab, İslâ-miyeti bidayet-i zuhurundaki safiyet-i asliyesi ve klâsik tatbikatı içinde anlatan ilmî bir eserdir. Bu bakımdan herşeyden evvel tarafsız ve ilmî bir görüşle mütalâa edilmesi lâzımdır.
Bütün dikkatlere rağmen baskı hatalarının önüne geçmek mümkün olamamıştır Okunmazdan evvel doğru-yanlış cetvelinden hatâların düzeltilmesini özür dileyerek rica ederim.
17 Nisan 1961
K.K.
İKİNCİ BASKI İÇİN ÖNSÖZ
İslâm, tarihçiye göre bir medeniyetin, sosyaloji bilginine göre ahlâki, iktisadî, siyasî bir sistemin, kendi imintesiplerine göre bir dinin iadıdır.
İslâmin bu üç vasfını anahatlanyla ve derin bir vukufla bir iaraya toplayan bu eser, lâyık olduğu rağbeti gördü ve kısa bir zamanda tükendi; devam eden talepleri karşılamak için ikinci baskısı düşünüldü. Fikrine müracaat ettiğimiz muhterem müellif, fransızca baskıda genişletilen kısımların da yeni baskıya sokulması hususunda dikkatimizi çekti ve ingilizce üçüncü baskıya hazırladığı bir bahsi de (göndermek lûtfunda bulundu. Bu suretle «Namaz niçin yalnız Arapça kılınır» başlıklı bu yazı eserin ingilizce aslından evvel Türkçe tercümesinde neşir sahasına çıkmış oldu.
Bu baskının hususiyetlerinden biri ide birinci baskıda maliyet mülahazasıyla hazfedilen bazı kısımların ve bu arada arapça metinlerle tercümelerinin metne sokularak, ingilizce aslının sadık bir ma'kesi (aynası) olmasıdır.
Bütün dikkatlere rağmen gözden kaçabilmiş baskı hatalarının nazarıı müsamaha île görüleceğini ümid ederim.
l/ramazan/1384 4/ocak/1965
K. K.
Müellifin Terceme-i Hâli
16 Muharrem 1326, 19 Ocak 1908 tarihinde Hindistan'ın Haydarabad-Dekkan şehrinde doğdu. Darül Ulûm medresesinde okudu, Osmaniye Üniversitesine girdi. Buradaki tahsilinin son senelerine doğru, Cemiyeti Akvamın talebi ve Osmaniye Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanının bu talebi desteklemesi üzerine -Devletler Umumî Hukuku mecburi bir mevzu olarak üniversitenin hukuk lisansı dersleri arasına sokuldu ve bu karardan sonra müellif, bu derse ilk devam eden talebe grubu arasında bulundu. Bu derslerde şu nokta dikkatini çekti: «Devletler Hukuku» diye okutulan ders, Fıkıh kitaplarının ve İslâm tarihinin öğrettiklerinin birçok hususlarda aynı idi. Bunu Fakülte dekanı Hüseyin Ali Mirzaya söyledi, dekan onu, bir talebe toplantısında okunmak üzere bir makale yazmak fikrine teşvik etti.
Makalenin hacmi günden güne büyüdü ve ertesi sene Edebiyat Master» derecesi araştırmaları bursu için aynı konuyu seçmesine müsaade edildi. Haydarabad kütüphanelerinde mevcud eserleri gözden geçirdikten sonra dışarıda Hicaz, Suriye, Filistin, Mısır ve Türkiye kütüphanelerinde tetkiklerde bulunması uygun görüldü ve nihayet kendisi için bu tezi hazırladığı Osmaniye Üniversitesi, Bonn'da (Almanya')da bu mevzuu ilerletmesine ve orada bunu bir doktora tezi olarak ortaya koymasına müsaade etti. 1933 yılında bunu kısmen bitirdi ve doktor unvanını aldı. Araştırmalarına Paris Üniversitesinde devam etti ve Şimalî Afrika kütüphanelerini tetkik etmek fırsatını bul-
du, «The Müslim Conduct of State» adlı bu eseri on iki sene sonra intişar etti.
Osmaniye üniversitesinde Devletler Hukuku profesörü iken ve vazife ile hariçte bulunurken 1947 senesinde Haydarabad'm Hindistan hükümeti tarafından işgali üzerine memleketine dönmedi ve siyasî mülteci sıfatıyla Paris'e gitti. Orada halen CNRS (îlmi Araştırmalar Millî Merkezi) âzasmdandır. Eserler neşrettiği beş dilden başka şark dillerinden Türkçe ve Farsça, garp dillerinden İtalyanca ve Rusça'ya vakıfdır.
Eserleri:
1 — (İngilizce) The Müslim Conduct of State. Hay-darabad - Dekkan (Hindistan) 1962 dördüncü baskısından türkçeye (îslâmda Devlet İdaresi) başlığıyla tercüme edilmiş ve 1963 de neşredilmiştir.
2 — (Arapça) El vesaik'üssiyasiyye fil-ahdinnebevi
ve'l Hilâfettiraşide (Peygamber ve Hulafayı Raşidin zamanındaki siyasî vesikalar) Kahire, 1360/1941.
3 — (Urduca) Kanunu beynel memalik ke usul or-naziren (Devletler hukukunun kökleri ve örnekleri) Hay-darabad/Dekkan, 1364 H/1945.
4 — (Almanca) Die Neutralitat im Islamischen
Voelkerrecht, Bonn ve Leipzig, 1935 (îslâmda Devletler Hukukunda tarafsızlık) _
5 — (Fransızca) La Diplomatie musulmane â l'epo-que du Prophete et des Khalifes Orthodoxes, 2 cilt. Paris, 1935 (Peygamber ve Hulafayı Râşidin zamanında İslâm diplomasisi).
6 — (Fransızca) Les Champs de batailles au temps
du Prophete. Paris, 1939 (Peygamber zamanındaki harb meydanları). İngilizcesinden Türkçeye çevrilmiştir.
6 a — Fransızca tab'mın tevsii suretiyle (Urduca) Ahdi rebevi ki Meydanı Cenk (Peygamber zamanındaki harp meydanları). 8 harita, 34 resim. Haydarabad - Dek-kan. 3 baskı 1364 H/1945.
/ 7 — (İngilizce) Some Inscription of the Early years of Hijrah, Haydarabad - Dekkan, 1939 (Hicretin ilk senelerine ait bazı yazılar).
8 — (Urduca) İmam ebu Hanife ki tedvin kanun İsla mi (İmam Ebu Hanifenin İslâm hukukunu tedvini) 1361 H/1942 Türkçeye tercüme edilmiştir.
9 — (Urduca) Sahifai Hemman hin Münebbih. Haydarabad - Dekkan 1375 H/1942 (Hadis tarihine ait bir eser.)
9 a — (İngilizce) Sahiai Hemman hin Münebbih. Urduca dördüncü baskısından tevsian İngilizceye tercümesi. Haydarabad - Dekkan 1380 H/1961.
10 — (İngilizce) Introduction to islam. Haydarabad-Dekkan 1376 H/1957, ikinci baskı: 1379 H/1959. (İslama Giriş) Türkçeye ikinci baskıdan çevrilmiştir.
10 a — (Fransızca) Iniüation â I'Islam. Paris, 1963.
İslama Giriş'in Fransızca nüshası.
11 — (Fransızca) Le Prophete de I'Islam, 1378 H/ 1959. Paris, iki cilt (İslâm peygamberi, birinci cilt: Hayatı, ikinci cilt: Eser).
12 — Le Coran. Kur*am Kerim'in Fransızca tercümesi 1959. Paris.
Muhtelif dillerde İslâm araştırmalarına yazılar.
dair bir çok
, ÎSLÂMIN PEYGAMBERİ — HAL TERCÜMESİ , i
GİRİŞ
1 — İnsanlık tarihinde, hayatlarını kendi milletlerinin ictimaî-dinî tekâmülüne vakfetmiş fertler hiç bir vakit eksik olmamıştır. Onları her devirde ve her memlekette görürüz. Hindistan'da büyük Gautama, Budha ve dünyaya Vedaları bırakanlar yaşadılar; Çin'in Konfüçyus'u var; Zend-Avesta İranda meydana getirildi. Bâbil dünyaya en büyük yol göstericilerden (İslahatçı) bdrini - dedeleri Nuh ve İdris (a.s.) hakkında pek az şeyler bildiğimiz - İbrahim Peygamber (a.s.)i verdi. Yahudiler diğerleri meyanmda Hz. Musa, Hz. İsmail, Hz. Davud, Hz. Süleyman ve Hz. îsa gibi peygamberler serisi ile haklı olarak iftihar edebilirler.
2 — Hatırda tutulacak iki nakta vardır : Birincisi umumiyetle bu pek muhterem insanlar ilahî bir vazife ile geldiklerini söylediler; kendi kavimlerine verdikleri mukaddes kitaplara, hattı hareket kanunlarına Rabbimiz Allahü Teâlâ tarafından kendilerine vahiy (veya ilham) olunmuş nazarıyla bakıldı. İkinci olarak katliamlara, insan öldürmelere sebep olan kardeş kavgaları bu ilâhî haberlerin ya tamamiyle yahut kısmen imha edilmesine sebep oldu. İbrahim'in sahifelerine gelince ancak ismi biliniyor. Musa'nın kitabının birçok defalar tahrip edildiğini ve kısmen yeniden kaleme alınıp yazıldığını biliyoruz.
3 — Eğer bir kimse ilk insanların izleriden kalanlara bakarak bir netice çıkarmak istese, insanın daima herşeyin Yaratıcısı ve Rafobi olan bir zati Barinin varlığını idrak etmiş olduğunu anlar^ Metodlar ve yaklaşma
14
İSLAMA GİRİŞ
şeikilleri fark edebilir, fakat bütün devirlerde insanlık Allaıha inkıyada olan niyyetinin delillerini göstermiştir. Her yer Hâzır ve Nazır ve bununla beraber görülmiyen Allah ile irtibat küçük sayıda bir kısım insanlar tarafından, bir çok asîl ve yüksek ruhlar için mümkün olarak kabul edildi. İrtibat, Ülûhiyyetin ister hululü (1) şeklinde olsun, yahut sadece İlâhî Haberin (ilham veya vahy suretiyle) bizatihi almmasıyle îzah edilmiş olsun, her iki 'halin gayesi halka yol göstermekti. Bazı sistemlere ait tefsir ve izahların diğer bazılarınkinden daha canlı ve ikna edici olması pek tabiîdir.
3/a — Fizik ötesi âlemle ilgili her fikir sistemi kendi ıstılahlarını geliştirir. Zamanla ıstılahlar kelimede bulunmayan mâna kazanır ve tercümeler maksatlarını ifadede aciz kalır. Ancak bir grup insana başkalarının fikirlerini anlatmak için başka bir usul de henüz mevcut değildir. Özellikle müslüman olmayan okuyucuların hâlâ kaçınılmaz bir engel olan bu noktayı dikkate almaları rica edilmektedir.
4 — Altıncı asrın sonunda, Hz. İsa'nın doğuşundan sonra, daha o zamanlar insanlar hayatın muhtelif safhalarında büyük terakkiler elde etmişlerdi. O zamanda açık-dan açığa muayyen ırklar veya yalnız bir grup insana mahsus olduklarını iddia ve ilân eden dinler vardı ki insanlığın hastalıklarına karşı hiç bir deva getire miyor lar-dı. Aynı zamanda bazı dinler de vardı ki cihanşümul olduklarını iddia ediyorlar, fakat insanın kurtuluşunun dünyayı terk etmekte olduğunu beyana ediyorlardı; bunlar imtiyazlı sınıfların dinleri idi ve bu itibarla son derece mahdut bir kısım insanlara hitap ediyorlardı, Allahsızlığın ve maddeciliğin en yüksek derecede hâkim
(1) Bazı inançlara göre Allahın (haşa) insan vücudüne girmesi.
İSLÂMIN PEYGAMBERLER!
15
olduğu, bu itibarla hiç bir dinin mevcud olmadığı bölgelerden bahsetmiyeceğiz, oralarda düşünce ve fikir, diğerlerinin haklarını nazarı dikkate almadan ve onlara ehem- miyet vermeden yalnız zevk ve safa ile meşgul olmak demekti.
ARABİSTAN
5 — Karaların denizlere nisbeti bakımından, yarım kürenin büyük bir kısmına göz gezdirilecek olsa Arab Yarımadasının Asya, Afrika ve Avrupa gibi üç büyük kıt'anm birleştiği yerde olduğu görülür. Bahsimize konu olan devirde, daha ziyade çöl sahalarından teşekkül eden bu geniş Arab Yarımadasında göçebeler gibi, yer tutmuş insanlar da oturuyordu. Ekseriya iki gruba ayrılmış olan aynı kabilenin mensubları, ayrı bir hayat sürmelerine rağmen, akrabalık bağlarını devam ettirdikleri oluyordu. Arabistan'da geçim imkânları zayıftı. Çölün kendine mahsus zorlukları vardı ve ticaret kervanları, endüstriden, ticaretten daha çok önemliydi. Bu, çok seyahat etmeyi icabettiriyor ve insanlar Yarımadadan dışarıya Suriye'ye, Mısır'a, Habeşistan'a, Irak'a, Hindistan'a gitmek zorunda kalıyorlardı.
6 —• Merkezî Arabistanırı Ünyelileri hakkında fazla bilgiye sahib değiliz. Fakat Yemen için haklı olarak, mesut Arabistan mânasına gelen Yemen deniyordu. Daha eski devirlerde Roma şehrinin temelleri atılmamış olduğu zamanlarda serpilip gelişen Sabâ ve Main medeniyyetini görmüş, daha sonra Bizanslılardan ve İranlılardan bir çok vilâyetler kopararak daha da büyümüş olan Yemen, o devirde sayısız prensliklere (vilâyetlere) ayrılmış ve hattâ kısmen de yabancılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu. Yemen'e girmiş olan İran'ın Sasanîleri daha o
16
İSLAMA GİRİŞ
bir mOslümanın günlük hayatı
289
zamanlar Doğu Arabistani ele geçirmişlerdi. Medâin başkentinde ki siyâsi-içtimaî karışıklık bütün müstemlekelerinde de kendini hissettiriyordu. Şimalî Arabistan Bizans nüfuzu altında çökmüş ve kendi mes'eleleriyle yüz yüze 'bulunyordu. Yalnız Merkezi Arabistan yabancı işgalinin ma'neviyyatı bozan te'sirlerinden korunmuştu.
7 — Bu sınırlı yerde Mekke - Tâif - Medine üçgeni Allanın lûtfuna nail olmuş gibidir. Su ve ziraatden mahrum çöle 'benzeyen Mekke, Afrikayı ve yanan Sahrayı temsil eder. Buradan elli milden daha az mesafede Tâif, soğuk havasıyla Avrupayı temsil eder. Kuzeyde Medine Suriye ve diğerleri gibi Asya memleketlerinin en mu'te-dilinden daha az verimli değildir. Eğer iklimin insan karakter üzerine bir te'siri varsa Yarım Kürenin ortasında duran bu üçgen, yeryüzünün herhangi bir bölgesinden daha fazla bütün dünyanın minyatür bir örneği idi. Ba-billi İbrahim (a.s.) ve Mısırlı Hâcerin neslinden gelen İslâm peygamberi Hz, Muhainmed (s.a.v.) bir Mekkeli ol-maikla beraber, nesebi hem Taife, hem Medine'ye uzanıyordu.
DÎN
8 — Din bakımından Arabistan putperestti. Yalnız bir kısım insan Hıristiyanlık, Zerdüştlük ve şâire gibi dinleri kabul etmişlerdi. Mekkeliler (Bir Allah) mefhumunu biliyorlardı, fakat aynı zamanda putların da Allah yanında şefaat edeceklerine inanıyorlardı. Merak edilecek bir şeydir ki onlar öldükten sonra dirilmeğe ve Ahi-ret hayatına inanmazlardı. Dedeleri İbrahim'in (a.s.) kurduğu (Bir Allah) m evi olan Kâbeyi ziyaret âyinini muhafaza etmişlerdi. Bununla beraber onları, İbrahimden (a.s.) ayıran iki bin sene, bu haccı onların gidişleri üzerinde ne içtimaî, ne de ruhî hiç bir te'sir husule getirme-
530 — Para ile ilgili hususlarda §u hatırda tutulmalıdır ki bir müslüman için ikraz karşılığı faiz alan muamelelere iştirak etmek, tesadüf oyunlarına, piyangolara ve bunlara benzer işlere girişmek caiz değildir. Hiç kimse gönül hoşluğu ile faiz vermez Hususî şahıslara ikraz edilmiş para için faiz istemekten kaçınılmalıdır. Tasarrufların yatırıldığı bankalardaki faiz meselesi karışıktır ve her bankanın idare mekanizmasına tâbidir. Eğer banka faiz alıyorsa bankanın kazancından elde edilen kârlar da gayrı meşrudur; bununla beraber bazı memleketlerde bu nevi bankalardan başkaları bulunmıyabilir, eğer bu gibi bankalardan faiz alınmazsa ve aranmazsa bankalar bu paraları, müslümanları dinlerinden döndürmeye çalışan misyoner teşekkülleri gibi îslâma zararlı müesseselere devrederler, bu itibarla bu gibi bankalardan faiz alınmalı, fakat kendine ve ailesine harcedilmiyerek hayır işlerine tahsis edilmelidir. Büyük fakîh Serahsî, «bir kimse kendi servetinde gayrı meşru bir miktar tesbît ederse, sadaka mahallerine sarfetmek suretiyle bundan kurtulabileceğini» içtihat ediyor.
531 — Sigorta hükümet vasıtasıyla ve karşılıklı yardım esasına dayanan şirketlerle olursa meşrudur; kapitalist şirketlerle olursa hayır.
ÎZ Dİ V AÇ
532 — Bir müslüman erkek, müslüman kadınla evlendiği gibi musevi veya hıristiyan dinindeki kadınlarla da evlenebilir (Kur'an 5/S), fakat putperest, müşrik veya Allahı inkâr eden bir kadınla evlenemez. Bir müslüraan kadın ise çeşiti ne olursa olsun gayrı müsUm bir erkekle evlenemez; hatta evlilikte devam edemez. (Kur'an 2/221)
533 — Evli bir erkeğin ihtida ederek îslâma girmesi halinde hanımı musevi veya hıristiyan ise ve kocasıyle
Ulama Giriş — F: 19
BİR MÜSLÜMAN İN GÜNLÜK HAYATI
291
2ÖÖ
İSLAMA GİRİŞ
beraber ihtida etmek istemezse evlilik bir arızaya uğramadan devam eder. Zevce eğer evlenilmesi yasak olan bir zümreye mensup ise ve dinsizlikte kalmakta İsrar ederse evlilik hayatı derhal kesilir, kendisine düşünmek için muayyen bir müddet verilir ve sonunda mecburen boşanma vaki olur_ . ' ' :■■
534 — Eğer evli bir kadın îslâmı kabul ederse, zevci muslüman değilse zevciyet hayatı derhal durur ve kocaya tanınan muayyen bir müddet sonunda hanım mahkeme vasıtasıyla boşanmayı talep etmelidir. . ■ :
ÖLÜM
535 — Bir muslüman ölüm döşeğinde imanın şartlarından olan kelimei - şehadeti telâffuz etmeğe' gayret eder: Lâ ilahe illallah, Muhammedür Resulüllah. Ya'ni: Allahtan" başka Tanrı yoktur, Muhamed Onun Resulüdür. Etrafında bulunanlar da bunu tekrar etmek suretiyle ruhunu teslim etmek üzere olan kimseye' yardımcı olurlar. Buna telkin denir. Ceset sertleşmeden kollar ibadetteki gibi ya göğsün üzerinde çapraz konur' veya iki tarafa salınır. ■'■■..'■',
' 536 —' Ölen kimsenin definden evvel na'şı yıkanır ve temizlenir, üzerindeki elbiseler daha evvel alınmış'olduğundan üç parça olan kefene sarılır, Yıkamak şöyle olur: evvelâ sabunlu veya mümasil bir madde ile karışık su ile yıkanır;'ikincisinde'"şabün ■ vesairenin izleri silinir,, giderilir, üçüncüsünde suya bir miktar kâfuru karıştırılır bütün vücuda dökülür. Yıkamak kâabiİ olmazsa teyemmüm kâfi gelir (ileride abdest"bahsinde;bundanda bahsedilecektir.) Na'şı kefenledikten sonra cenaze namazı kılınır (tafsili ileride gelecek).. Bu;namaz na'şm gıyabında .da ölen kimsenin vasiyetine uyularak başka yerde':defne-dilse dahi; kılınır; .Kabir ' mümkün ' olduğu1 kadar Ölünün yüzü Kâbeye doğru gelecek şekilde kazılır, ölünün yüzün
Kâbeye müteveccih olması için başı hafifçe sağa meylettirilir. Meyyit kabre indirilirken «Bismillah, Allahuı Resulünün dini üzere» (asli metin, ek: D) denir. Müslüman inancına göre Ölen kimseye kabrinde iki melek gelerek itikadına dair bazı sualler soracaktır. Bu itibarla defninden sonra kabir başında telkin verilir, ölünün nasıl cevap vermesi lâzım geldiğini öğretmek, hatırlatmak manasınadır. Tercemesi aşağıdadır :
Kadın veya erkek), Ey Allanın kulu, bu dünyayı terk ederken ettiğin ahdi hatırla, Allahdan başka tanrı olmadığına ve Muhammedin onun Resulü olduğuna şeha-det ettin, Cennetin hak olduğuna, cehennemin hak olduğuna ve kabirde sualin hak olduğuna ve ceza gününün hiç şüphesiz geleceğine, Allahuı kabirden dirilteceğine inandın, Allahı Rabbin, İslâm'ı dinin ve Hz. Muhammed. (s.a.) i peygamberin, Kur'anı rehberin, Kâbeyi kıblen ve,. müminleri kardeş olarak kabul ettin.. Allah, seni .bu imtihanda sabit kılsın.»- (1). «Alîaha iman edenlere bu.dünya, hayatında da, .ahirette de o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder,'Allah zalimleri şaşırtır. Allah ne dilerse ya'' par.» .(2). «Ey itminana ermiş ruh, dön Rabbİne, sen Ondan razı, O senden, razı oİarak, haydi gir kullarımın >i;çi--ne, ğir cennetime.* (asli.metin ek: E). ■ . .
7 537 — Kabirler için israf derecede, para harcamak yasaktır; o .parayı fakirlere ve lâyık olanlara - harcamak. ve sevabının ölen kimse için/kabul edilmesine dua etmek daha hayırlıdır. .';'■■ ' . ,■■■■"- ' ■ ....'.■■..■■■ ■■
:- UMUMÎ İTİYADLAR .
.". 538 ~' Günde beş vakit namazdan' ve senede; bir ay oruçtan başka müslümariîara bazı 'hususların itiyad ha-
(i)
(2)
14/27}, ■■
89/28-30).
I
292
İSLAMA GİRİŞ
Üne getirilmesi tavsiye olunur. En mühimi Kurbanın *sW metninin ve tercümesinin okunmasıdır, bu suretle kendi hayatını ona uydurmak ve muhtevası üzerinde derin derin düşünmek imkânı bulunmuş olur. Bu dünyada Allah kelâmını yâd etmek ve ona müracaat etmekten daha hayırlı bir şey olabilir mi?
539 — Hangisi olursa olsun bir işe başlarken Bismillah ya'ni Allahın adıyla) diye başlamalı ve bitirildikten sonra Elhamdülillah (ya'ni Allaha hamdolsun) denilmelidir. Bir şey düşünülür veya istikbal için va'd edilirse arkasından derhal înşaalîah (eğer Allah isterse) deyiniz.
540 — Müslümanlar birbirlerine rastgeîdikleri zaman «Esselâmii aleyküm (veya selâmün a ley küm)» — «Ve aleyküm selâm» diyerek birbirlerini selâmlarlar. (Her ikisinin de mânası: Selâmet sizin üzerine olsun'dur). Bunlar, «günaydın, iyi akşamlar gibi cahiliyet devri bakiyelerinden daha şümullü ve daha geniş manâlıdır.»
541 — Uykuya yatarken yahut yataktan kalkarken Aîlahı ta'zim etmelidir, bunun en basit ifadesi Sübha-naljah'dır. Bunun gibi meselâ Hz. Peygamber (s.a.) in üzerine Allahın rahmetini niyaz etmek de vardır. Bunun ifadesi şöyledir: Allahümme salli alâ Muhammed ve bârik sellim (Ey Allahım Muhammede meylet, onu mübarek kıl ve himayene al).
542 — Hz. Peygamber (s.a.) sağ tarafta olmağı tercih ederdi, sandallarını giyerken evvelâ sağ ayağını giyer, sol ayağını sonra giyerdi. Çıkarırken de bunun aksini yapardı, bir gömlek giyerken evvelâ sağ kolunu sonra sol kolunu geçirdi, başını tararken evvelâ yan sağ tarafını sonra yan sol tarafını tarardı; bir eve yahut bir camî'e girerken evvelâ sağ ayağını içeri atar sonra» sol ayağını atardı. Bununla beraber hamama veya helaya girerken evvelâ sol ayağını atar, dışarı çıkarken sağ ayağını atardı. Bir elbiseyi bir yakkabıyı çıkarırken
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
293
I
soldan başlardı. Bir şey dağıtırken sağ tarafında bulunanlardan başlar sol tarafında bulunanlarla bitirirdi.
YÎYECEK VE İÇECEK
543 — Bu hususta en mühim noktalar şunlardır :
544 — Alkollü içkiler ve domuz eti bütün şekilleriyle yasaktır. Bir yanlış anlamanın izâlesi gerekir: Kür'an-ı Kerîm tarafından kullanılan hamr kelimesi aslında üzümden yapılan şarabı ifade ediyorsa da, bizzat Peygamberin zamanında dahi kelime maddesine bakılmaksızın her çeşit alkollü içkileri ifade ediyordu. Bu yüzden hamr ayeti nazil olunca Medine'li müslümanlar sadece şarabı değil, her çeşit alkollü içki stoklarını döktüler. Medine'de içkilerin hurma meyvelerinden fermantasyonla elde edildiği kaydedilmelidir. Diğer etlere gelince müslüman, usulüne göre kesilmemiş olan hayvanları veya kuşları yiyemez. Kur'an (5:3) de şöyle der :
«Ölü, kan, domuz eti, Allahdan başkası adma boğazlanan ve (canı üstünde iken yetişip meşru surette kestikleriniz müstesna) boğulmuş, vurulmuş, yüksekten düşerek Ölmüş, süzülmüş, canavar tarafından parçalanmış, putlar için kurban edilenler... size haram kılınmıştır. Fakat kim son derece açlık ve çaresizlik halinde, günaha meyil olmaksızın yemeğe mecbur kalırsa yer, çünkü Allah çok yarîığayıcı ve çok esirgeyicidir.»
Yeni nesil helâl olan hayvanlar ve kuşlar semavî din sahibi olanların meselâ hıristiyanlar ve yahudiler) kesme esnasında kendi dinlerinin kaidelerine riâyet etmek şartıyla kestikleri müstesna müslüman olmayanların kesmeleri halinde yenmesi haram olur Bir hıristiyan tarafından boğularak öldürülen bir piliç bizzat tarafından boğulandan daha çok helâl olmaz.
Yani her ikisi de haram kalır.
294
İSLAMA GİRİŞ
545 7-7 Dinî bakımdan hayvanın, kesilmesi şöyledir: Bismillah diye başlanarak hayvanın boğazı ya'ni nefes borusu, gıda ve su borusu ve iki kan damarının .kesilmesiyle olur, omurga kemiğine dokunulmaz, hayvan tama-miyîe can vermeden başı ayrılmaz ve derisi yüzülmez.
546— Yemek yemek için altın ve gümüşten yapılmış, tabak, kaşık, çatal v.s. de müslümanlar için yasaktır.
Hz. Peygamber şöyle .buyurdu: «Altının ve saf ipeğin kullanılması erkeklere haram kadınlara helâldir». Bunun bazı istisnaları mevcuttur_ Böylece askerî bir üniforma olarak ipeğin kullanılması caizdir. Altının da çene cerrahisi için kullanılması caizdir. Halife Hz. Osman dişini altınla kaplatmıştır; Erfece b. Es'ad isimli bir zât bizzat Hz. Peygamberin kendisine harpte kaybettiği burnunun yerine daha evvel yapılan gümüşten burun harabolduğu için altından bir burun takmasına müsaade ettiğini rivayet etmektedir.
ELBÎSE ve SAÇ TUVALETİ
547 — Tamamen tabiî ipekten yapılmış elbise giymek (kadınlar hariç) îslârhda erkekler için yasaktır. Hz. Peygamber (s.a.) erkeklerin kırmızı renkte elbise giymelerini de sevmezdi; kendileri sakal salıvermişlerdi ve müs-lümanlara da öyle yapmalarını tavsiye ederlerdi.
548 — Müslüman kadınları uygun bir tarzda bütün vücudu kaplayan bir elbise giymelidirler, bacakların üst kısmını meydanda bırakan biçimden, dekolte elbiseden, vücudun çıplaklığını belli eden şeffaf kumaşlardan kaçınmalıdırlar. Elbise ve saç biçiminde erkeklere benzemeğe çalışmamaklar ve kadınlık cazibesini belirten her şeyden sakınmalıdırlar. Bundan başka diğer zamanlarda olduğu gibi namaz kıldıkları zaman da saçlarını örtmelidirler. Peygamber efendimiz kadınlara elbisenin altına pantolan giymelerini tavsiye ederdi. Roblara gelince, bun-
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYAT!
295
lar hiç olmazsa bacakların ortalarına tercihan topuklara) kadar inmelidirler. (Bu hususu Ebû Dâvûd, Tirmizî, îbn-i Hanbel ve daha başkaları tarafından rivayet edilen bir ihadiste görüyoruz).
NAMAZ ve ORUÇ
549 — Hz. Peygamber (s.a.) «Temizlik imanın yansıdır» buyurmuştur. Bu itibarla namaz kılmağa niyetlenen kimsenin evvelâ vücutça temiz olması lâzımdır Sureti umumiyede günlük namazlar" için abdest alınır, diğer hallerde de gusledilir. Münasebeti, zevciyede bulunduktan sonra kadın Ve erkek için, ihtilâm olunca erkek için, âdet ve lohusalığm hitamında kadın için gusletmek farzdır, cuma namazları için gusül te'kiden tenbih edilmiştir.
550 — Gusletmenin usulü : Evvelâ gusle niyet edilerek abdest almak, sonra tepeden tırnağa kadar bütün vücudu en az üç defa yıkamaktır; eğer bir küvet içinde yıkanılacak olursa küveti boşalttıktan sonra temiz bir su kabı ile baş ve omuzlardan üç defa dökerek temizlenmelidir.
551 — AT>dest almanın usulü şöyledir : Abdest almağa niyet edilir, besmele çekilir, bileklere kadar eller yıkanır, ağız su ile çalkanır, buruna su çekilir ve temizlenir, alnından çeneye, bir kulaktan ötekine kadar yüz yıkanır, evvelâ sağ sonra sol kol dirsekler dahil olmak üzere yıkanır, ıslak parmaklarla başa rnesih verilir, parmakla ktt-lağm içi yıkanır (bazı mezheplere göre bütün, ense ve boyun yıkanır) sonra evvelâ sağ sonra sol ayak bileklere kadar yıkanır. Bütün bu yıkama hareketleri üç defa yapılır.
552 — Eğer su yoksa, bulmak imkânı da yoksa teyemmüm etmeğe müsaade vardır_ Bu, toprakla abdest
296
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
297
almak demektir. Tıbbî sebeplerle bir hastanm suya dokunması mahzurlu ise o hasta da bu tarzda abdest alır ya'ni teyemmüm eder. Teyemmüm etmek için evvelâ niyet edilir, besmele çekilir, eller temiz bîr toprağa (hattâ evin içinde duvara) sürülür, avucun içi ile yüz sıvanır, tekrar eller toprağa sürülür sol avuç ile sağ el, sağ avuç ile sol el dirseklere kadar sıvazlanır. Bu teyemmümün kaa-dir-i mutlak huzurunda insan mahviyetinin sembolüdür.
553 — Her namaz için abdest tazelemek şart değildir. Alman abdest bozulmadıkça yenisini almağa lüzum yoktur. Abdest, uyumak gaz çıkarmak, helaya gitmek ve kusmakla bozulur. Sırası gelmişken şunu da işaret edelim ki helalarda yalnız kâğıt istimali caiz değildir, temizlenmek için su kullanılmalıdır
554 — Namaz kılmağa gelince, bunun için de elbisesinin ve namaz kılacağı yerin temiz olması ve kıbleyi (Mekke'deki Kabe istikametini) bilmesi lâzımdır. Bunun için lalettayin bir dünya haritasının yardımiyle —böyle bir harita bu kitaba eklenmiştir— Mekke'nin istikametini ta'yin etmek kolaydır. (Mekke, Arabistanm batı sahillerinin ortası istikametidir.); sonra bir pusula, alınacak istikametin hakikî cihetini kolayca gösterir. Meselâ : İngiltere'deki insanlar güney-doğu; Birleşik Amerika'da olanlar doğu-güney-doğu istikametine yönelirler. Bu bapta dikkate alınacak diğer bir husus, dünyanın yuvarlaklığı dolayısiyle kıble bahsinde, o mevki ile Kabe arasındaki mesafenin en kısa olanının aranması matluptur. Bu bakımdan New-York'ta doğu-güney-doğu istikametine dönmek, fakat Alaska'da güney-batıya dönmek —daha yakın bir istikamet olduğundan— daha uygundur. Kabe'nin coğrafî mevkiinin arz yuvarlağında mukabili Sandwiç yahut Samoa adalarının civarındadır. Bu mevkiden meselâ vapurla geçerken her dört istikamet Kabe'ye müsavi mesafede olduğundan tıpkı Kâbenin dahilinde np.mçtz kı-
lan veya kıldıran bir şahıs gibi hangi istikamete yönelip namaz kalınsa caiz olur_
555 — Günde beş vakit namaz vardır, bunlardan ikincisinin yerini her cuma' merasimle icra edilen ve cemaatle kılınan bir namaz alır. Bundan başka ayrıca Bayramları tes'id için senede iki defa Bayram namazı kılınır. Birisi Ramazan ayının sonunda, diğeri Mekke'yi ziyarete tesadüf eden Hac zamanında Kurban Bayramıdır. Daha sonra (§ 569) bahsedeceğimiz cenaze namazı hariç bütün namazlar şekil itibariyle birbirinin aynı, uzunluk itibariyle muhteliftir. Günün ilk namazı güneş doğmadan evvel farz olarak iki rek'at (kelime aşağıda izah edilecektir) sabah namazı, ikincisi öğle namazı farzı dört, üçüncüsü ikindi namazı farzı dört, akşam namazı farzı üç, yatsı namazı farzı dört rek'attir. Hz. Peygamber (s.a.) yatsı namazından sonra üç rek'at vitir namazı kılmağı te'kiden emir buyurmuşlardır.
556 — Namaz kılmanın ususlü şöyledir: Evvelâ abdest alınır, temiz bir yer seçilir (seccade serilir), kıbleye dönülür ve eller kulak hizasına kaldırılarak niyet edilir: (Şekil: 1) (duruma göre) —bu cemaate imam olarak— yahut —cemaat halinde imama uyarak— Allah için filân vaktin şu kadar rek'at farzını, Kâbeye dönerek kılmaya niyet ettim, der namazı yalnız başına kılıyorsa yalnız son cümleyi söyler) (1) AHahü Ekber (Allah en büyüktür) der, ellerini indirir. Maliki ve Şiî mezheplerinde eller yanlarına salıverilir. Şekil: 2 a), diğer mezheplerde göğsün altında sağ el üstte sol el altta bağlanmış olarak durur (Şekil: 2 b). Artık namaz başlamıştır, ne başkalarıyla
(1) İki kişi namaz kılarsa biri İmam olur, diğeri imamın
sağında ve biraz gerisinde durur. Cemaat iki veya daha fazia
olursa imamın temamiyle arkasında dururlar ve kalabalık olursa saflar teşkil ederler.
298
İSLAMA GİRİŞ
konuşur, ne de secde ;edilecek yerden başka bir yere bakar ve ne de namazın ciddiyetiyle te'lifi kabil olmayan bir harekette bulunur. Rükûa, secdeye vardığı, tahiyatta oturduğu zaman her defasında Allahü Ekber der_
557 — Namaz sübhaneke ile başlar. Bu Allahı ta'zim ve temcid, diğer bir ifade ile, Cenabı Hakkı noksan sıfatlardan tenzih etmektir (Ek: F) (1). Sonra Kur'anın birinci suresi olan Fatiha okunur (Ek: G). Bu bittikten sonra (Ek: C, H, î, «T, K) da gösterilenlerden biri okunur. Bütün bunlar alçak sesle, kendi işiteceği kadar bir sesle, okunur (2). İmam yalnız sabah, akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rek'atinde, cuma ve bayram, namazlarında Kur'an-ı Kerîm'i açıktan okur.
558 — Kur'anın okunması bittikten sonra rükûa varılır, yani vücud Öne eğilir ve eller —kollar bükülmemek şartıyla— dizlerin üzerine konulur. (Şekil: 3). Üç defa «mecd'ü azamet çok büyük olan Allahımındır» mânasına gelen (Ek: L) deki asli metin okunur, sonra doğrulur ve eller bağlanmayıp iki tarafa salınarak «Allah hamdedeni işitir; ey Rabbimiz, hamd sanadır» mânasına gelen (Ek: M) deki metin okunur, sonra diz çökmüş burun ve avuç içleri yerde, alnını yere koymak suretiyle secde eder (Şekil: 4 a, b)ı Bu vaziyette üç defa «mecd'ü azamet en yüksek olan Allahımındır» mânasına gelen (Ek: N) deki metni okur, sonra sağ ayak, topuk yukarıda, parmaklar ileriye bükülmüş olduğu halde sol ayağının üzerine oturur (Şekil: 5a, 2), Allahdan rahmet ve mağrifet dilemek mânasına gelen (Ek: O) yu (3) okur. Sonra ikinci defa secde eder ve bu vaziyette evvelki duayı üç defa tekrar
{1) Hanefilerde ve tebarekesmüke'den sonra ve telalâ ced-düke ilâve edilir. (Mütercim)
(2) Hanefi mezhebinde imama uyulduğu zaman okunmaz. (Mütercim)
(3) Hanefi mezhebinde yoktur. (Mütercim)
B\k MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
299
eder. Bütün bu ayakta durma (kıyam), rükû' iki secde bir rek'ati , teşkil eder.
t : 559 — İkinci rek'at Fatiha (Ek: G) ile başlar, Sübhaneke okunmaz.' Arkasından bir sûre okunur. (Zammı sûre) (bu kitapta Kur'an-ı Kerim'den bazı sûreler ekte H dan K ya kadar verilmiştir). Sonra biraz evvel.söylendiği gibi rükû' ve sücuddan secdelerden) sonra sol ayağın üzerine tahiyatta oturur ve (Ek: P) de gösterileni okur. ' ' ■ ;
560 — Sabah namazı —keza cuma ve bayram namazları— iki rek'at olduğundan Ettehiyyatü okunduktan sonra bazı münacat ilâve olunur (Ek: Q), namaz biter ve yüzünü evvelâ sağa çevirerek (Şekil: 6 a) selâm verir, sonra sola çevirir (Şekil: 6 b) selâm verir_ Selâm vermek: Esselâmü aleyküm ve rahmetullah demektir ki «selâmet ve Allahm rahmeti sizinle olsun» demektir. Eğer namaz iki rek'atten fazla ise (Ek: P) okunduktan sonra tekrar ayağa kalkar, fatihayı okur, zammı sûre okumaz, rükû' ve sücuddan sonra namaz (akşam namazında olduğu gibi) üç rek'at ise tahiyyata oturur, dört rek'at ise tahiyyata oturmaz dördüncü rek'ati de üçüncüsü gibi kılar ve tahiyyata oturur (Ek: P ve Q) yü okuduktan sonra selâm verir (1).
BAZI HUSUSİYETLER
561 — Safi ve, Hanbeli mezheplerinden olanlar sabah namazında Kunût denilen bir dua okurlar. îkinci rek'atte
(1) Sünnet namazlarda üçüncü ve dördüncü rek'atlerde fatihadan sonra zammî süre okunur. Gayri müekked (Efendimizin bazan kılıp bazan terk ettiği) sünnetrerde (ikindinin ve yatsının ■ilk sünnetlerinde) ikinci rek'atin ta-hiy atında . tesllyeler okunur, üçüncü rek'at sübhaneke ile başlar. (Mütercim)
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATİ
301
1 — Namaza başlarken. 2 — Kıyamda fatiha ve zammı sûre okurken; (a) Maliki ve Şiî mezheplerinde; (b) Hanefî, Şafiî ve Hatıbelî mezheplerinde. 3 — Rükû'. 4 — Secde; (a) Önden görünüş; (b) Arkadan görünüş. 5 — İki secde arasında ve teşehhütte oturuş; (a) Önden görünüş; (b) Arkadan görünüş. 6 — Namazın sonundaki selâm: (a) Sağa; (b) Sola.
rakû'dan doğrulup secdeye varmadan evvel elerini müna-cat için göğüsleri hizasında havaya kaldırırlar ve (Ek: U) da gösterilen Kuııût duasını okurlar. Diğer mezhepler, Aleyhisselâtü Vesselam efendimizin bunu muvakkat bir zaman için yaptığını iddia ederek buna riayet etmezler.
562 — Hanefi mezhebinin de bir Kunût duası vardır (Ek: V). Yatsı namazından sonra kılınan vitir namazının üçüncü rek'atinin sonunda okurlar. Binaenaleyh üçüncü rek'atta kıraetten sonra rüku'dan evvel onlar bu kunûtu okurlar; ondan sonra rüku'a gidip normal şekilde ibadetlerini tamamlarlar. Cemaatle kılınan namazlarda hangi mezhepten olursa olsun imama uyulur.
563 — Bundan başka öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarının ikinci rekatın tahdyyatında, cttehiyatü'den sonra bazı mezhepler bir tasliye okurlar, bazıları son tahiyat-ta ve duadan evvel okurlar.
MEZHEP AYRILIĞI
563 — a) Bir başlangıç mahiyetinde olan bu kitap sünni, şiî, hanefî, şafii v.b. çeşitli mezhepler tarihinin de-rinleştirilmesinin yeri değildir. Fakat bunlardan da bahsetmek icabediyor. Çünkü muhtelif memleketlerden gelen müslümanlarm buluştuklan büyük ve kalabalık şehirlerde namaz kılarlarken bazılarının yaptıkları hareketlerin diğerine uymadığı görülür. Meraklılar hangisinin doğru olduğunu kendi kendilerine sorarlar; mutaassıplar da kendi mezheplerine yabancı olanlara itiraz ederler. Şunu derhal söyleyelim ki kimse kendiliğinden bir şey uydurmuş değildir. Hepsi ya Peygamber (s.a.) in bir sözünden doğ-
.ın doğruya» yakat o sözden istinbat edilenden ileri gelmektedir.
b) Okunan dualarda olsun, yapılan hareketlerde olsun âdetini (sünnetini) zaman zaman değiştiren, Aleyhia-
302
İSLAMA GİRİŞ
selâtü Vesselam efendimiz dir. Kendileri ekseriya eskiden yaptığını iptal ettiklerim tasrih buyururlardı '(meselâ ilk zamanlar rükû'da ellerini yana salı verirlerdi, sonra ellerini dizlerine dayadılar ve yana salıverilmesini yasak ettiler). Bazan da tatbikatım değiştirdiğinden bir şey de-mezlerdi_ Birkaç nesilden sonra —pek nadir-— münakaşalar oldu ve âlimler peygamberin bir hadisine verilecek mana hususunda ihtilâf ettiler.
c) Görülüyor ki tatbikatta bütün farklılıklar yahut hemen hemen hepsi Resulü Ekrem efendimizin . sünnetiniz a ptıklarından) ileri geliyor ve bunlardan, herhangi
birini reddetmeye, kimsenin hakkı yoktur. Zamanı tesbit edilmiş (hangisini evvel,..hangisini sonra yapmış olduğunu gösteren) bir bilginin yokluğu karşısında, birisinin nâsh iptal edici) diğerinin mensûh (iptal edilmiş oldu-; ğunu söylemek mümkün değildir.. Eğer bir şafiî, hanefi imama uymayı reddederse bu şafiî bizzat peygamberi ta-kibetmeyi reddetmiş demektir; bu şafillere-, malûm olmayan bir sünnettir. Bu ne şeni bir hareket olur?.
d) İslâm müelTefatmda_ Hz. Peygamberin .bir'-adı «Habibullah (Allahm sevgilisi) dir ve Kur'an-ı Kerîm açıkça 33/21) peygamberin" müslümanlar için -takibedilecek en iyi örnek' olduğunu !',söylemektedir_ Kaydedelim ki'buj Alîahtandır, yani Âl'lâhm sevgisi içinde Habibi Ekrerhi' tarafından namazda yapılan neshedilmemiş bütün hareketler ve okunan bütün duaların ilelebet devam etmesi muradı ilâhî muktezasrdır. Yapılmakta olanlar da bu değil midir? Müslümanların bir kısmı sünnetinin bir kısmını tatbik etmektedirler; Eğer ; bir mezhep müntesibi, diğer mezhepten olan bir İmamın arkasında namaz kılmak istemez ise, bu cahil adamın, Peygamber* (s.a.) in arkasında,namaz kılmak istemediği hükmüne varılır. Bu gibi hususlarda mezhepler arasında en büyük müsamaha
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATİ
303
ve eh büyük hürmet gösterilmelidir (1). , , .
e) Müslümanlar, her. birinin sayısız kolları olan.üç büyük gruba, ayrılır: Sünnîler, Şiîler ve Abâdiler (ki bu sonunculara Haricî de denir). Onlar gerek itikat ve gerekse amel hususunda bazı farklara sahiptir.. - .. ■ ■■■.'
, NAMAZIN FASİD OLMASI " " ;•
564 — Bir kinişe namazda birisine söz söylerse, gaz çıkarsa, kahkaha ile gülerse, yahut bir şey yer veya içerse namaz fasid olur, yani baştan kılmak lâzım', gelir, ikinci ve üçüncü hallerde abdest de almak lâzımdır.
Bir kimse namaz esnasında bazı hareketleri unutsa ve sonra —daima aynı namaz içinde— unuttuğunu hatırlarsa, yeniden namaza başlamasına hacet yoktur. Namazı, sonuna kadar kılar; selâm verdikten sonra iki defa secde eder (secdei sehiv) bu secdede ya (Ek:. N-) deki ifadeyi okur yahut: .daha uygun olarak Ek: R) i1,okur.ki .«Mec? dii. izzet yalnız O uyumayan ve unutmayan zati eceli ve a'lâya mahsustur» demektir. (2). .. .. .
565 — Eğer bir kimse cemaate geç kalsa,ve namaz■ başladıktan sonra .■ yetişse, ..niyet eder ve , imama. uyar. Eğer bir rek'at veya daha fazlasını, kaçırmış^ ise, imam selâm verdikten sonra, ayağa-kalkıp-yetişemediği kısımları eda eder. Meselâ bir kimse akşam namazının ikinci rek'a-
{1) Büyük âlim şafiî mezhebinden olduğu iOkı namaz duafarı da bu mezhebe göre kitaba dercedilmiştir. Türkiye'de hanefi mezhebinden olanlar ekseriyette olduğundan onların ihtiyacım karşılamak için tahiyatta okunanlar ve diğer dualar (Eki. P1, P2, Q1) de gösterilmiştir. Müellifin de izah ettiği gibi bunlar arasında fark denecek hususlar yok gibidir, ve ilk defa bunlarla karşılaşan bir müslüman için ancak ^birbirinden: güzel» vasfına lâyıktır. (Mütercim)" ' ' . ' ',■.'■._■•■■•■■' ■ . '■■:'
(2) 'Hanefile'f yalnız sübhane rabbiyel âla okurlar..- (Mütercim) 7
304 ISLAMA GİRİŞ
tinde imam secdede iken cemaate yetişse bu kimse imamla beraber üçüncü rek'ati kılar, imam selâm verince kalkar ikinci rek'ati kılar ve tahiyata oturur ve okunması mutact olanları okur sonra üçüncü rek'ati kılıp tekrar tahiyata oturur ve okuyacaklarını okuduktan sonra selâm verir. Eğer imama rükû'da yetişirse o, rekatın tamamına yetişmiştir, Kur'an kıraati gibi kaçan kısma üzülmek ihtiyacında değildir; fakat eğer imamı rükû'dan sonra meselâ ayakta, secdede bulursa bütün rek'at kaçırılmıştır ve imam selâm verdikten sonra geçen rek'at kılınmalıdır.
BAZI UMUMÎ BİLGİLER
566 — Eğer Kâbenin hakikî istikameti bilinmiyorsa tahminle tayin edilmelidir, Cenabı Hak her yerde hazır ve nazır olduğundan bu kadarı da kâfidir îbadet sırasında huşu ve hudû İle hareket edilmelidir; Secdede alnım koyduğu noktaya (rükûda ayak uçlarına, secdede gözler iyice açık olarak) bakmalı; yukarı, sağa ve sola bakmamahdır. Keza sabit durmalıdır. Muhtelif secdeler içinde ileri geri gitmek ve eski haline dönmek çok kötü bir itiyattır.
567 — Namazdan sonra dua edilir, en iyi dualar bizzat Kur'anı Kerim tarafından Öğretilen dualardır
568 — Namazda metinlerin Arapça okunması lâzımdır, bu itibarla onların ezberlenmeleri de lâzımdır. Evvelâ Fatiha ile başlanır ki namazın ayrılmaz bir parçası sa-yıhr.
CENAZE NAMAZI
569 — Cena?e namazı şekil itibariyle diğer namazlardan farklıdır. Abdestli iken, kıbleye dönülür, eller kulak hizasına kaldırılarak niyet edilir ve tekbir alınır Di-
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI 339
GAYRI TABİÎ MINTIKALARDA NAMAZ. VAKİTLERİNİN HESABI
581 — «Günlük Hayat» bahsinde izah edildiği gibi normal olarak her müslüman günde beş defa Allaha ibadet kasdıyla namaz kılar :
1. Hakikî fecrin başlamasından (güneşin doğmasından takriben bir buçuk saat evvelinden itibaren) güneşin doğmasına kadar olan zaman zarfında kılman sabah namazı,
2. Güneşin semada en yüksek noktasını geçmesinden itibaren üç saat .sonraya kadar olan zaman zarfında kılman öğle namazı.
3. Öğle namazının vaktinin bitmesinden güneşin batmasına (tekaddüm eden zamana) kadar olan zaman zarfında kılınan ikinci namazı,
4. Güneşin batmasından sonra alaca karanlığın kaybolmasına kadar geçen zaman zarfında kılman akşam namazı,
5. Alaca karanlığın kaybolmasından sabah namazı vaktine kadar geçen zaman zarfında kılman yatsı namazı,,
Ekvatordan pek uzaklarda, tarif edilen bu . vakitler ■pratik olmaktan ziyade mahzurludur. Bunun için güneşin hareketi yerine saatin hareketine bakılır ve hesab edilir; ve izah. edildiği gibi 45 derece arz dairesindeki zaman (namaz ve oruç vaktleri) bu arz dairesiyle kutup arasındaki mıntıkaların tekmili için muteber olur. Böylece Avrupa'da Bordo-Bükreş, Şimal Amerika'da Portland -Halifaks normal bölgenin sınırlarını teşkil ederler; bu mahallerin kuzeyinde bulunan bütün memleketler bu mevkilerin evkat cetvelini (Namaz vakitlerini gösteren cetvel) takibedeceklerdir. Aynı şey gerekli tadilât yapılarak Gü-
340
İSLAMA GİRİŞ
ney Amerika'da, Arjantin ve Şili'nin en uzak güney uçları için de kabili tatbiktir.
582 — Aşağıda 45 derece Kuzey enlemi ve 45 derece Güney enlemi İçin mahallî vakte göre saatler verilmiştir. Bunları izah için birkaç kelime ilâvesi faideden hâli değildir.
a) Yalnız güneşin doğuş ve batış saatlerini verdik. Öğle vakti mevsime göre 12 den biraz evvel alınarak. 12.30'a kadar gidebilir. (Kışın erken, yazın geç) diğer iki vaktin namazı ya'ni ikindi ile yatsı namazlarının vakitleri yukarıda verdiğimiz kaideye göre hesaplanır.
b) Mahallî vakitle, Mülkî vakit (memleket saati) arasında geniş bir fark vardır, filvaki Ekvatorda her on-beş mil veya buna yakın bir miktar bir dakika fark husule getirir; kutuplara yaklaştıkça aynı vakit farkı için mesafe daha yakındır. Birleşik Amerika, Kanada, Sovyet Rusya gibi geniş memleketlerde şark hudutlarında güneşin doğuşu garb hudutlarmdaki güneşin doğuşundan sekiz on saat daha erkendir. Bizim evkat cetvelimiz mahalli vakte göre tanzim edilmiştir ve bir memlekette kullanılmakta olan «mülkî vakt»a memleket saat ayarına uydurulması zeki bir kimse için güçlük arz etmez.
Meselâ Fransa'daki saat hakikî mahallî saatten bir saat ilerdedir. Saat 12'yi çalarken hakikî mahallî saat 11'-dir. Oruç bakımından imsak ve iftarda olduğu gibi günlük. namazlarda da bu vakı'amn dikkate alınması gerekir.
e) Arzın yuvarlaklığı dolayısıyla günün başlamasa lâzım gelen yerde keyfi bir çizgi çizilmiştir. Bu farazi tarih çizgisi Asya ile Amerika arasından geçiyor; siyasî mülâhazalar bazı noktalarda bu çizgiyi inhiraf ettirmiştir. Japonya, Avustralya, Endonazya'dan Amerika,yave-ya Amerika'dan aksi istikamete vapurla, tayyare ile seyahat eden müslümanlar için bu çizginin ehemmiyeti vardır. Amerika'ya giderken bu hayalî çizgiyi geçer geçmez.
BİR MÜSLÜMAN1N GÜNLÜK HAYATI
341
24 saatlik bir fark husule gelecektir: Cumartesi, cuma ■olur ve diğer cumartesi mutad seyrini takibederek gelir. Amerika'dan Asya'ya gelirken aynı noktai nazardan bütün bir gün ilâve edilmek lâzım gelir ve cuma, cumartesi •olur. Eğer bir kimse Öğleden evvel karaya inecek olsa terk edilen memleketin değil, varılan memleketin vaktine göre cuma namazının kılınması icabeder.
d) Gittikçe hızı artan hava seyahatleri karar verilmesi asla mümkün olmıyacak meseleler ortaya çıkarmaktadır. Şimdi diyelim ki güneşin doğmasından biraz sonra hareket edip, yolda giderken güneşin şarkta battığını görerek bir müddet sonra güneşin henüz doğmadığı bir memleikete ulaşmak mümkündür; yahut hareket eğer güneşin batmasından sonra vaki olursa yolda giderken güneşin garbdan doğduğunu görmek kabildir. (Kim bilir acaba bu Aleyhissalâtü vesselam Efendimizin ihtiyar dünyanın sonuna alâmet olarak verdiği haberin bir işareti değil midir?). Bunun aksine bir memleket saat 6 da terk edilir ve yalnız üç saat sonra varılan yerde mahallî saat 9 olacağına 12 olabilir. Aklı selim bu gibi hallerde güneşin hareketini değil terkedilen memleketin saatine uyulmasını icabettirir. Böyle süratli seyahatlarda güneşin hiç batmadığına ve yahut günde müteaddit defalar battığına :§ahid olmak mümkündür.
e) Hava yollarıyla yapılan süratli seyahattan doğan birçok problem arasmda orucun iftarının zamanı meselesi vardır. Meselâ biri ilkbaharda saat 4'te sahur yapmış ve diyelim ki saat 6'da Tokyo'dan Taşkent yolu ile Tunus'a hareket etmiştir. Saatta 900 km. sür'atle 8 saat uçtuktan sonra uçak alana inince mahallî saat öğleden sonra 2 olmıyacak, bilâkis sabah 6 olacaktır ve güneş de henüz doğmuş bulunacaktır. Bu böyle oluyor, çünkü bu iki (kalkış ve iniş) yerdeki güneşin doğması arasında 8 saatlik bir fark vardır. Ve uçak güneşin yörüngesiyle aynı istika-
342
İSLAMA GİRİŞ
mette ve güneşle aynı hızda hareket etmiştir. Bu duruma göre, eğer yolcular akşam 6'ya kadar Tunus'ta bekliye-cek olursa 14 saat değil, 22 saat oruç tutmuş olacaklardır. Keza eğer Tunus'tan Tokyo'ya, seyahat edilirse o zaman normalden iki misli daha süratle geçecektir ve 6" saatlik bir uçuştan sonra kol saati öğle 12'yi gösterirken güneş Taşkent'in doğusunda bir yerde batacak ve iki saat sonra da uçak Tunus'taki zaman ölçüsüyle Öğleden sonra? saat 2'de Tokyo'ya inince vakit Japonya'da gece saat 10 olacaktır. Aynı hadise zaman farkından başka mevsimlerin dahi değişmesi bahis mevzu olan kuzey yarım küreden güneye ve güneyden kuzeye yapılan uçak seyahat-larmda da ortaya çıkar. Aralık ayı Norveç ve Kanada'da^ çok soğuk bir aydır; halbuki aynı anda Şili ve Cope Tawn'-da çok sıcak var. İcma derki böyle hava seyahatmda gerek oruç ve gerekse namaz için üzerinden aşılan memleketlerin durmadan değişen mahallî saaterine göre değil de seyahatin başlangıç yeri zamanına göre hareket edilmelidir.
f) Eğer bir insan aya inerse yeryüzünün kâbesinin onun namazı için kıble olması imkânsız olur. eBlki orada dünyaya bakan kısmında ve bize de gözüken bir ay kâbe-sinin inşası gerekecektir.
g) Keza eğer bir sputnik içinde dünyanın çevresinde seyahat edilecek olursa normal olarak bir çevre uçuşu 90-dakika olacaktır. Güneş görünüşü kuzeyden güneye, güneyden kuzeye, doğudan batıya ve batıdan doğuya uçuşuna göre değişecektir. Güneşin doğup batması her 24-saatta bir değilse her bir buçuk saatta bir defa olacaktır-Biz dünyalı seyyahla için yapma peyklerinki değilse1 dünya güneşin doğup batmasına müstenid dünya saati tatbik edilmeli.
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
343
583 — GAYRI TABİÎ MINTIKALAR İÇİN DAİMÎ EVKAT CETVELİ.
|
/{Dünyanın Kuzey Kesimin Güneşin) |
ne (L»uny |
ıuiıım VJUiıcy mü Güneşin) |
|
|
|
Doğuşu |
Batışı |
Tarih |
Doğuşu |
Batışı |
|
7.39 |
16.28 |
1 Ocak |
4.17 |
19.50 |
|
7.38 |
16.35 |
8 » |
4.23 |
19.49 |
|
7.36 |
16.43 |
15 » |
4.31 |
19.46 |
|
7.31 |
16.52 |
22 » |
4.41 |
19.43 |
|
7.22 |
17.06 |
1 Şubat |
4.52 |
19.31 |
|
7.13 |
17.16 |
8 » . |
5.05 |
19.22 |
|
7.03 |
17.26 |
15 » |
5.16 |
19.13 |
|
6.52 |
17.36 |
22 » |
5.26 |
19.10 |
|
6.39 |
17.47 . |
I Mart |
5.37 |
18.47 |
|
6,26 |
17.56 |
8 » |
5.46 |
18.35 |
|
6.13 |
18.06 |
15 » |
5.55 |
18.22 |
|
6.00 |
18.15 |
22 » |
6.04 |
18.10 |
|
5.42 |
18.27 |
1 Nisan |
6.18 |
17.50 |
|
5.29 |
18.31 |
8 » |
6.26 |
17.36 |
|
5.16 |
18.45 |
15 » |
6.34 |
17.26 |
|
5.04 |
18.54 |
22 » |
6.44 |
17.13 |
|
4.50 |
19.05 |
1 Mayıs |
6.54 |
16.59 |
|
4.40 |
19.14 |
8 |
7.02 |
16.49 |
|
4.31 |
19.22 |
15 » |
7.10 |
16.42 |
|
4.24 |
19.29 |
22 » |
7.18 |
16.35 |
|
4.17 |
19.39 |
1 Haziran |
7.28 |
16.28 |
|
4.14 |
19.44 |
8 » |
7.32 |
16.24 |
|
4.12 |
19.48 |
15 » |
7.37 |
16.24 |
|
4.13 |
19.50 |
22 » |
7.39 |
16.25 |
|
4.17 |
19.50 |
1 Temmuz |
7.39 |
16.29 |
|
4.21 |
19.48 |
8 » |
7.37 |
16.33 |
|
4.27 |
19.44 |
15 » |
7.33 |
16.39 |
|
4.34 |
19.38 |
22 » |
7.28 |
16.45 |
344
İSLAMA GİRİŞ
|
(Dünyanın |
Kuzey Kesiminde |
|
(Dünyanın Güney |
Kesiminde |
|
|
G |
ü n eş i n) |
|
|
1 Güneşi |
n) |
|
Doğuşu |
Batışı |
|
Tarih |
Doğuşu |
Batışı |
|
4.46 |
19.27 |
1 |
Ağustos |
7.17 |
16.56 |
|
4.53 |
19.18 |
8 |
» |
7.08 |
17.03 |
|
5.01 |
19.07 |
15 |
» |
6.58 |
17.12 |
|
5.09 |
18.56 |
22 |
» |
6.46 |
17.21 |
|
5.21 |
18.38 |
1 |
Eylül - |
6.39 |
17.31 |
|
5.30 |
18.25 |
8 |
» |
6.16 |
17.40 |
|
5.38 |
18.12 |
15 |
» |
6.03 |
17.49 |
|
5.46 |
17.58 |
22 |
» |
' 5.49 |
17.57 |
|
5.57 |
17.41 |
1 |
Ekim |
5.34 |
18.07 |
|
6.06 |
17.28 |
8 |
» |
5.21 |
18.16 |
|
6.15 |
17.16 |
15 |
|
5.06 |
18.26 |
|
6.24 |
17.04 |
22 |
» |
4.54 |
18.35 |
|
.6.38 |
16.49 |
1 |
Kasım |
4.39 |
18.48 |
|
6.48 |
16.39 |
8 |
» |
4.30 |
18.58 |
|
6.57 |
16.32 |
15 |
» |
4.22 |
19.07 |
|
7.07 |
16.25 |
22 |
» |
4.15 |
19.18 |
|
7.18 |
16.20 , |
1 |
Aralık |
4.08 |
19.28 |
|
7.25 |
16.18 |
8 |
» |
4.07 |
19.37 |
|
7.31 |
16.19 |
15 |
» |
4.08 |
19.43 |
|
7.36 |
16.22 |
22 |
» |
4.10 |
19.47 |
BİR MÜSLUMANIN GÜNLÜK HAYATI
345
KİTAPTA İSİMLERİ GEÇEN ŞAHISLAR
584 — Evvelki sahifelerde isimleri geçen müelliflerin muhtasar bile olsa hal tercümelerim yazmaya cildler lâzımdır. Bütün maddeleri münderecatı tarafsız bir görüşle yazılmamış olsa da umumiyetle İslâm Ansiklopedisine bu hususta müracaat edilebilir. Aşağıda verilen tarihler milâdî senelere göredir. Aksi işaret edilenler müstesna, bütün bu zevat müslümandır.
ALKAME EN NAHAÎ (v: 681). Büyük bir fıkıh âlimi ve ashabı kiramdan İbn Mes'ud'un talebesidir.
BAYBABS (v: 1277). Aynı Câlut'da Hulâgu Hanı mağlûb eden Mısır sultam. (Hulâgu Bağdad'ı zabt ve tah-ribedip halife El-Musta'sım'ı öldürttü, sonra Mısır'a yürüdü, karşılaşma Aynı Câlut'da oldu.)
BELAZÜRİ (v: 895). Büyük bir tarihçi ve teracim-i ahval (biyografiler) muharriri. Fütuh'ul Buldan (İngilizce, Almanca ve Urduca tercümeleri vardır) ve Esnab'ül Eşraf müellifi.
BÎRUNÎ (v: 1048). Bir feylesof. İlim, tarih ve sosyoloji üzerine olan eserleri birer abide sayılacak kadar mühimdir.
BUCER (yahut) RUTZER (v: 1552). Maruf Alman din âlimlerinden ve hıristiyanlıkta Protestan Kilisesini kuranlardan biridir.
BUHARI (v: 870). Es Sahih isimli eserin ve diğer birçok eserlerin müellifi, itimada şayan muhaddislerden biridir.
CAEİR İBN HAYYAN (v: takriben 776). Eski âlim ve feylesoflardandır.
CAFER ES SADIK (v: 765). Büyük fakîh ve mutasavvıf.
CAHIZ (v: 868). Feylesof ve edib.
BAMİRÎ (v: 1405). Hayat'ül Hayvan isimli eserin müellifi, maruf bir hayvanat (zooloji) âlimi.
346
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
347
DARİMİ (v: 869). Kitab es-Sünen müellifi, başlıca
muhaddislerden biridir.
. DİHLEVÎ (Veliyullah Ahmed) (v: 1762). Meşhur hadis âlimlerinden ve mutasavvıflardandır. Hind-Pakis-tan müslümanlarmın uyanışının babasıdır.
DİNAVERÎ ,(v: 895). Feylesof ve büyük bir müslü-man nebatat (botanik) âlimi.
EBU DAVUD (v: 888). Kitab-es-Sünen müellifi ve başlıca muhaddislerden biridir.
EBU HANİFE ■ (v: 767). Hanefî mezhebinin kurucusudur. Müslümanların % 80'i bu mezhebdendir.
EBU UBEYD (v: 838). Meşhur muhaddislerden biri ve İslâm maliyesi üzerine yazılmış bir eser olan El-em-val'in müellifidir.
EBU YA'LA EL-FERRA (v: 1065). Hanbelî fakîh-lerindendir. Siyaset üzerine yazılmış bir eser olan El-Ah-kâm'us Suîtaniye'nin müellifidir.
EVZAÎ (v: 773). Babası Sind'den gelmiş büyük bir fahîhdir. Bir zamanlar onun mezhebi İslâm dünyasında pek yayılmış bulunuyordu.
F ARABİ (v: 950). Çok orijinal büyük bir feylesoftur.
GAZÂLÎ (v: 1111). Büyük bir din âlimi ve mutasavvıf. Hangi çeşit felsefenin İslâm ile akıl ile uygulanmasının mümkün olduğunu gösterdi.
HAMMAO (v: 737). Büyük bir fakîh ve Ebu Ha-nife'nin hocası.
HEMMAM BİN MÜNEBBİH (v: 719). İlk muhaddislerden biridir ve ashab-ı kiramdan Ebu Hüreyre'nin talebesidir.
İBN ABDEL HAKEM (v: 871). Mısır'ın büyük tarihçisi ve muhaddisi. Fütuh Mısr. müellifi.
İBN FADLAN 921 de Rusya'ya gönderimiş sefir ve muallimdir. Bulgar (şimdi Kazan) kralını İslama döndürmeye muvaffak oldu. Seyahatnamesi mevcuttur.
İBN FİRNAS (v: 921). Uçmak için bir kanad icad eden dâhi. Bir planetoryum (yıldızları gösteren bir kub-,be) yaptırdı. Bu planetoryumda yalnız yıldızlar değil bu-İ lutlar ve ışık meseleleri de tarif ediliyordu. Ayrıca musikişinastı.
İBN EL HAİSEM (v: 1039). Meşhur bir âlim. Optik üzerine olan eserleri büyük kıymettedir.
İBN HACER (v: 1449). Muhaddis teracim-i ahval muharriri.
İBN HANBEL (v: 855). Hanbelî mezhebinin kurucusu, Şafiî'nin talebesi ve muhaddis tir.
İBN HAVKAL (v: tahminen 977). Meşhur bir coğrafyacı.
İBN HİŞAM (v: 834). Tarihçi. Hayatı Hz. Peygamber (s.a.) üzerine yazdığı eseri ile meşhurdur. Bu eser İngilizceye terceme edilmiştir.
İBN EL KELBÎ (v: 819). Cahiliyet devrine ait ih-tisasıyla tanınmış tarihçidir.
İBN HALDUN' (v: 1406). Sosyolog ve tarihçi. Tarih kitabına yazdığı Mukaddime ile Tarih felsefesini icad etmiş oldu.
İBN MACE (v: 886). Başlıca muhaddislerden biridir.
İBN MECİD, 15. asrın büyük denizcilerindendir. Vaskö dö Gama'nm donanmasına Afrika'dan Hindistan'a kılavuzluk etmiştir.
İBN EL MUKAFFA (v: 756). Kelile ve Dimme'yi . ve bir çok eseri farsça'dan arapça'ya. tercüme eden bir rafizî idareci ve edebiyatçıdır.
İBN RÜŞD (v: 1198). Büyük bir fakih, feylesof ve âlimdir.
İBN SA'D (v: 844). Eski bir tarihçi ve büyük bir teracim-i ahval kamusunun müellifidir.
İBN CİNÂ (v: 1073). Avrupalılarca Avicenna namiy-
348
İSLAMA GİRİŞ
le bilinir. Büyük bir tabib ve feylesof. Eserleri hâlâ üniversitelerde okutulmaktadır.
İBRAHİM EN NAHA'Î (v: 713). Büyük bir fakihtir.
ÎDRÎSÎ (v: 1164). Coğrafyası ve dünya haritası kendi devrinde bir harika idi.
IYAD (v: 1149). Maruf bir muhaddis ve tarihçi.
KAZVİNÎ (v: 1283). Meşhur bir ilim adamı ve tarihçi.
KÎNBÎ (v: takriben 900). Çok orijinal bir âlim ve feylesof.
LUTHED (v: 1546). Protestan kilisesinin kurucusu, Arapçayı çok iyi bilirdi.
MÂLİK (v: 795). Maliki mezhebinin kurucusu, .El-Muvatta isimli eserin müellifi.
MA'MER İBN RAŞİD (v: 770). İlk muhaddislerden, El Cami isimli eserin müellifi.
ME'MUN (v: 833). Bağdad, Abbasî halifelerinden, edebiyat ve ilim hâmisi.
MES'UDÎ (v: 956). Tarihçi ve bir çok eserin müellifi.
MA VERDİ (v: 1058). Devlet adamı, hukukçu ve siyaset felsefecisi. El Ahkâm'us Sultaniye'nin müellifi. Bu eser İngilizce ve Fransızcaya terceme olunmuştur.
MELANCHTON (v: 1560). Protestanlığın kurucularından bir Alman.
MîSKEVEYH (v: 1030). Tarihçi ve sosyolog.
MUS'AB EZ ZÜBEYRİ (v: 850). Eski tarihçi. Ne-seb-i Kureyş müellifi.
MÜSLİM (v: 875). En iyi muhaddislerden biri, Es Sahih müellifi.
NESAÎ (v: 915). Başlıca muhaddislerden ve Es Sünen müellifi.
REŞÎDÜDDİN HAN (v: 1318). Meşhur Tarihi Umumî müellifi.
RAZİ (v: 958). Feylesof ve meşhur bir tabib.
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
349
SAİD EL ENOÜLÜSÎ (v: 1070). Meşhur bir sosyolog ve tarihçi.
SALÂHADDÎN (v: 1193). Mısır ve Suriye sultam. Haçlı seferleri boyunca birleşmiş Avrupa'ya karşı muvaffakiyetle çarpıştı. Mütteki bir hükümdardı.
SERAHSİ (v: 1090). Büyük bir fıkıh âlimi, Eî Meb-sut ismindeki eseri 30 cilttir.
ŞAFİÎ (v: 820). Şafiî mezhebinin kurucusu! Eî Ub ve Er Risale adlı eserlerin müellifi. Er Risale, mücerred hukuk ilmi üzrine yazılmış dünyada ilk eserdir.
TABERÎ (v; 923). Mütebahhir bir âlim. Kur'an tefsiri, fıkıh ve tarih üzerine eserleri yüksek ilim kudretinin bir harikasıdır.
TÂC'UŞ-ŞERİ'A ÖMER B. SADR'IŞ-ŞARİ'A EL-EVVEL, halen Hanefî mezhebinin , tedrisinde kullanılan Nihâyetu Hâşiyet'il-Hidâye eserini 1295 yılında telif etmiş bir zattır.
TİRMİZÎ (v: 888). Başlıca muhaddislerden biri ve E! Camii' müellifi.
ÖMER I (İbn Hattab) (v: 644). Hazreti Ebu Bekir'in halefi, büyük fâtih ve dindar ve âdil bir halife.
ÖMER II (İbn Abdülazİz) (v: 720). Emevî halifelerinden çok mütteki bir zat.
ÖMER HAYYAM (v: 1131). Mütefennin, heyetşhtas ve edib.
ZEHEBÎ (v: 1352). Büyük tarihçi ve teracim-i uh-val muharriri.
ZEYD İBN ALİ (v: 738). Zeydî mezhebinin kurucusu, ilk müelliflerdendir, Hukuk, Kur'an ve Hadîs üzerine yazdığı eserleri zamanımıza kadar gelmiştir.
ZÜBEYR İBN BEKKAR, Mus'ab ez Zübeyrî'nin yeğeni, çok vukuflu bir Ensab (şecere) müellifi.
İÇİNDEKİLER
Giriş.....................................................'............. 5
Takriz ............................................................... 6
Önsöz ......................................................;........... 7
İkinci baskı için önsöz ....■...................................... 8
Müellifin tercüme-i hâli....................................... 9
İSLÂM PEYGAMBERİ — HAL TERCÜMESİ
Giriş ............................................................... 13
Arabistan......................................................... 15
Din .................................................................. 16
Cemiyet ............................................................ 17
Peygamberimizin doğuşu ................................. . 18
Bir Şövalye Sınıfı................................................ 19
Din şuurunun başlaması ....................................... 20
Vahy............................................................... 21
Risalet (Peygamberlik)....................................... 22
Sosyal boykot ............■.........:............................. 24
Mi'rac ............................................................ 25
Medine'ye Hicret ................................................ 26
islâm toplumunun teşkilâtlandırılması .................. 27
Müsamahasızlık ve itikatsızlıkla mücadele ............... 29
Musalâha ......................................................... 30
İÇİNDEKİLER 351
ÎSLÂMIN ASLÎ TALİMLERİNİN MUHAFAZASI
Muhafaza vasıtaları ............................................. 36
İslâmm ta'lîmleri (öğrettikleri, emirleri) ............... 37
Kur'an'm tarihi................................................... 37
Kur'an'm muhteviyatı ....................................... 43
Hadîs............................................................... 46
Resmî vesaik ................................................... 48
Peygamber zamanındaki telif at........................ 51
Ashab devrinde hadîslerin toplanması ..................... 53
Hadîslerin yazılmasının yasak edilmesi .................. 56
Sonraki asırlarda ................................................ 58
Netice ............................................................... 59
ÎSLÂMDA HAYAT ANLAYIŞI
İslâm ideolojisi ................................................... 64
AUaha itikad...................................................... 69
Cemiyet ......................................................... 71
Milliyet ...................................................■........ 72
İktisadî cephesi ................................................ 74
İrade-i cüz'dye ve kader ....................................... 75
İNSAN VE İNANÇLARI
Allaha itikad ................................................... 30
Melekler ......................................................... 82
Münzel (indirilmiş) kitaplar ................................. 87
Allahm elçileri (Peygamberler) .............................. 89
Ahiret bahsi ................................................... 90
Kader ve irade-i cüz'iye ..................;.....:.............. 93
Netice ............................................................ 95
352 İSLAMA GİRİŞ
İSLÂMDA İBADET HAYATI VE DİNÎ ÂDETLER
Namaz ............................................................... 96
Oruç ............................................................... 103
Hac ........,...................................................... 106
Zekât............................................................... 111
Netice ............................................................... 117
MANEVÎ HAYATTA İRFAN
Suffa ............................................................... 120
Tasavvufun zübdesi ............................................. 121
Allahm rızası ...................................................... j 24
Husûsî ibâdetler ................................................ 128
Netice ............................................................... 132
ahlAk sistemi
İslâmın karakteristik özellikleri .........................-■ 134
Ahlâkın esası ...................................................... 135
Hata ve kefareti ................................................ 139
Emirler ..........................................................., 143
İSLÂMIN SİYASÎ SİSTEMİ
Milliyet......................................................... 149
İslâmı cihan şümul hale getiren vasıflar ............... 152
Hilâfet ............................................................ 154
Devletin vazifeleri............................................. 157
Hükümet şekli.......................'......................... 159
İŞtişarî müzakere ................................................ 160
Din siyaset ......................................................... 161
Netice ............................................................... 166
İÇİNDEKİLER
353
ÎSLÂMIN HUKUK SİSTEMİ
f Müslümanların hukuk ilmine hizmetleri .................. 168
i Hukuk ilmi ......................................................... 168
Amelde niyet ...................................................... 169
Yazılı devlet anayasası....................................... 169
Dünyaya şamil bir devletler hukuku ..................... 170
İslâm hukukunun umumî vasıfları ........................ 171
Hukuk felsefesi ................................................... 172
Müeyyideler .....................................'................. 173
Teşri' ............................................................... 175
Adaletin tevzii ................................................... 180
Hukukun menşei ve inkişafı ................................. 180
Netice ............................................................... 188
İSLÂMDA EKONOMİK SİSTEM
Veraset ............................................................ 193
Vasiyyet ......................................................... 194
Umuma ait mallar ............................................. 195
Devlet giderleri ............................................. 196
İstisnaî vergiler................................................ 200
Sosyal sigorta .......................................'............ 200
Şans oyunları ................................................... 203
Faizle borç verme ............................................. 204
îstatistlikler...................................................... 206
Günlük hayat ................................................... 207
MÜSLÜMAN KADINI
Umumî malûmat ................................................ 208
Kadının vecibeleri............................................. 211
Kadının hakları................................................ 216
354 İSLAMA GİRİŞ
İSLÂMDA GAYRİ MÜSLÎMLERÎN DURUMU
Vazifelerin ilâhî menşei .................................... 226
Temel bilgiler ................................................ 227
Hz. Peygmaberin âdeti ....................................... 228
Sonraki zamanlara ait icraat Örnekleri .................. 232
Sosyal muhtariyet ............................................. 233
İhtida ............................................................ 239
Mukaddes cihad ................................................ 239
MÜSLÜMANLARIN İL:M VE SANATA HİZMETLERİ
Umumî durum ................................................... 241
Dinî ve felsefî ilimler....................................... 244
Sosyal ilimler ................................................... 246
Hukuk ............................................................ 247
Tarih ve sosyoloji ................................................ 249
Coğrafya ve Topografya .................................... 251
Hey'et ilmi (Astronomi) .................................... 252
Tabi ilimler ...................................................... 253
Tıp ilmi ......................................................... 254
Optik ............................................................... 255
Mineraloji (Madenler ilmi) Mekanik v.s. ............... 255
Zooloji (Hayvanlar ilmi) .................................... 255
Kimya ve Fizik ................................................ 256
Matematik ...................................................... 257
Hülâsa ....................................... .....................257
Güzel sanatlar ................................................ 258
UMUMÎ İSLA TARİHİ
Hulefa-i Reşidin devri ....................................... 263
Emeviler ......................................................... 268
Abbasiler......................................................... 269
İÇİNDEKİLER 355
Hindistan............................................................ 275
Endülüs hilâfeti ................................................ 275
Doğu Asya ve Güney-Doğu Asya ........................ 275
iAfrika ...................•......................................... 276
Muasır dünya ................................................ 277
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
Doğuş ............................................................... 279
İlk çocukluk ................................................... 285
İzdivaç ............................................................ 289
Ölüm............................................................ 290
Umumî itiyadlar ................................................ 291
Yiyecek ve ' içecek ............................................. 293
Elbise ve saç tuvaleti ....................................... 294
Namaz ve Oruç ................................................ 295
Bazı hususiyetler............................................. 299
Mezhep ayrılığı ................................................ 301
Namazın fasid olması .......................................... 303
Bazı umumî bilgiler .......................................... 304
Cenaze namazı ...................................................304
Hastalık ve seyahat .......................................... 305
Namaz saatleri ................................................... 305
Namaz niçin yalnız Arapça kılınır ........................ 310
İslâmda niçin kemeri takvim kullanılır .................. 317
Netice............................................................ 318
Erkeklerdeki metinlerin nıealen tercümeleri ......... 329
Namaza müteallik Arapça metinlerin yeni harflerle
yazılmış şekli................................................ 331
Başlıca Müslüman bayramlarının cetveli ............... 336
Gayri tabii mıntıkalarda namaz vakitlerinin hesabı ... 339
Gayri tabiî mıntıkalar için daimî evkat cetveli ......... 343
Kitapta isimleri geçen şahıslar ........................... 345
İçindekiler......................................................... 350
(JJ nur yayınaarı
Huzur Sokağı Cilt I, Şule Yüksel ŞENLER 60,— TL.
Huzur Sokağı Cilt II, Şule Yüksel ŞENLER 60,— TL.
Gençliğin Izdırabı, Şule Yüksel ŞENLER 40,— TL. İslâmda ve Günümüzde Kadın, Şule Yüksel ŞENLER 40,— TL.
Hidâyet, Şule Yüksel ŞENLER 17,5 TL.
Bize Ne Oldu? Şule Yüksel ŞENLER 40,— TL.
Yılanla Tilki, Şule Yüksel ŞENLER 22,5 TL.
Sağ El Şule Yüksel ŞENLER 17,5 TL.
Bir Bilinçli Öğretmene, Şule Yüksel ŞENLER 27,50 TL.
Ahenk, Mustafa YAZGAN 17,50 TL.
Yavrularımıza Din Dersleri, Ahmed Hamdi AKSEKİ 40,— TL.
Müslümanın Amentüsü, Dr. Ali Arslan AYDIN 17.50 TL.
Ahiret Günü, Mutlakurrahbavî 25,— TL.
Uyarış, Ali YILMAZ 35,— TL.
İmanın Alâmetleri, Hamdi GÜLAL 12,50 TL.
Üçaylar ye Faziletleri, Abdülkadir GEYLANİ 25,— TL.
Sürgün Öğretmen, Hüseyin KARATAY 40,— TL.
Yegâne Dünya Nizamı, Prof. Seyyid KUTUB 6,— TL.
Dokuz Numaralı Hücre, Hüdai BAYiK 10,— TL.
Yasin-i Şerif ve Dualar, 10,— TL.
Hac Rehberi, M. Kemal PİLAVOĞLU 15,— TL.
Son Fırtına, Ahmed Lüîfi KAZANCI 20,— TL. İyiliği Emretmek, kötülükten sakındırmak A. İZZÜDDİN 15.— TL.
Resülullâh'ın Pâk Zevceleri, Prof. M. E. - SAVVAF 7,50 TL.
İbadetlerimiz, M. Saim YEPREM 10,— TL.
Hacı BAYRAM-I VELİ Bayram SEZGİT 12,50 TL.
Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi, Tahsin ÜNAL 15,— Tl.
Yolda, Emine KUTUB (Şule Yüksel'in taıkdimiyle) 12,50 TL.
Volga Kızıl Akarken, Saadet BEKTÖRE 40,— TL.
Dikenli Yollar, İbrahim YAVUZ 40,— TL.
Müslümanların Gerileme Sebepleri, Ş. ARSLAN 17,50 TL.
Fatih, Ali Himmet BERKİ 15,— TL. Allah İndinde Makbul Dualar, 0. Fehmi DURSUNOĞLU
Nevzat AKALTUN 22,50 TL.
İslâm Hanımlarından Kıssalar, İnci BEŞOĞUL 40,— TL.
Ebedi Yol, İnci BEŞOĞUL 40,— TL.
Kor, Ahmet EFE 30,— TL.
Ramazan Orucu, Dr. Ali Arslan AYDIN 8,— TL.
Sessiz Çığlık, Mustafa YAZGAN 20,00 TL. Müslüman Türk Çocuğunun Ahlâk Kitabı, M. YAZGAN 15,— TL.
Ahlâkî Çocuk Hikâyeleri, Mustafa YAZGAN 35,— TL.
Semavî Dinlerde Ahlâk, Mustafa YAZGAN 7,5 TL.
Kur'an Felsefesi, Mahmud AKDÂD 20,— TL.
Mevlöna Muhammed Ali 40,— TL.
Peygamberimiz, Ömer Faruk ERGİN 4,— TL. İslâm Kültürünün Garbı Medenileştirmesi, A. GÜRKAN 60,— TL.
Fakirlik Problemi ve İslâm. Yusuf EI-KARDAVİ 35— TL.
İslâm Şeriatı, Abdülkadir ÜDEH 15,— TL. Yolların Ayrılış Noktasında İslâm, Muhammed ESED 30,— TL.
Mimden Felsefeden Dine, Fazlurrahman ENSARİ 25,— TL. Yeni Hutbelerim, Ahmet Hamdi AKSEKİ 250— TL.
Peygamberimizin Hayatı, Ahmed Hamdi AKSEKİ 15— TL.
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI 339
GAYRI TABİÎ MINTIKALARDA NAMAZ VAKİTLERİNİN HESABI
581 — «Günlük Hayat» bahsinde izah edildiği gibi normal olarak her müslüman günde beş defa Allaha ibadet kasdıyla namaz kılar :
1. Hakikî fecrin başlamasından (güneşin doğmasından takriben bir buçuk saat evvelinden itibaren) güneşin doğmasına kadar olan zaman zarfında kılman sabah namazı,
.2. Güneşin semada en yüksek noktasını geçmesinden itibaren üç saat sonraya kadar olan zaman zarfında kılınan Öğle namazı.
3. Öğle namazının vaktinin bitmesinden güneşin batmasına (tekaddüm eden zamana) kadar olan zaman zarfında kılman ikinci namazı,
4. Güneşin batmasından sonra alaca karanlığın kaybolmasına kadar geçen zaman zarfında kılman akşam namazı,
5. Alaca karanlığın kaybolmasından sabah namazı vaktine kadar geçen zaman zarfında kılman yatsı namazı,,
Ekvatordan pek uzaklarda, tarif edilen bu vakitler pratik olmaktan ziyade mahzurludur. Bunun, için güneşin hareketi yerine saatin hareketine bakılır ve hesab edilir; ve izah edildiği gibi 45 derece arz dairesindeki zaman (namaz ve oruç vaktleri) bu arz dairesiyle kutup arasındaki mıntıkaların tekmili için muteber olur. Böylece Avrupa'da Bordo-Bükreş, Şimal Amerika'da Portland -Halifaks normal bölgenin sınırlarını teşkil ederler; bu mahallerin kuzeyinde bulunan bütün memleketler bu mevkilerin evkat cetvelini (Namaz vakitlerini gösteren cetvel) takibedeceklerdir. Aym şey gerekli tadilât yapılarak Gü-
340
JSLAMA GİRİŞ
ney Amerika'da, Arjantin ve Şili'nin en uzak güney uçları için de kabili tatbiktir.
582 — Aşağıda 45 derece Kuzey enlemi ve 45 derece Güney enlemi için mahallî vakte göre saatler verilmiştir. Bunları izah için birkaç kelime ilâvesi faideden hâli değildir.
a) Yalnız güneşin doğuş ve batış saatlerini verdik. Öğle vakti mevsime göre 12 den biraz evvel alınarak 12.30'a kadar gidebilir. (Kışın erken, yazın geç) diğer iki vaktin namazı ya'ni ikindi ile yatsı namazlarının vakitleri yukarıda verdiğimiz kaideye göre hesaplanır.
b) Mahallî vakitle, Mülkî vakit (memleket saati) arasında geniş bir fark vardır, filvaki Ekvatorda her on-beş mil veya buna yakın bir miktar bir dakika fark husule getirir; kutuplara yaklaştıkça aynı vakit farkı için mesafe daha yakındır. Birleşik Amerika, Kanada, Sovyet Rusya gibi geniş memleketlerde şark hudutlarında güneşin doğuşu garb hudutlarındaki güneşin doğuşundan sekiz on saat daha erkendir. Bizim evkat cetvelimiz mahalli vakte göre tanzim edilmiştir ve bir memlekette kullanılmakta olan «mülkî vakt»a memleket saat ayarına uydurulması zeki bir kimse için güçlük arz etmez.
Meselâ Fransa'daki saat hakikî mahallî saatten bir saat ilerdedir. Saat 12'yi çalarken hakikî mahallî saat 11'-dir. Oruç bakımından imsak ve iftarda olduğu gibi günlük namazlarda da bu vakı'anın dikkate alınması gerekir.
c) Arzın yuvarlaklığı dolayısıyla günün başlaması lâzım gelen yerde keyfî bir çizgi çizilmiştir. Bu farazi tarih çizgisi Asya ile Amerika arasından geçiyor; siyasî mülâhazalar bazı noktalarda bu çizgiyi inhiraf ettirmiştir. Japonya, Avustralya, Endonazya'dan Amerika,yave-ya Amerika'dan aksi istikamete vapurla, tayyare ile seyahat eden müslümanlar için bu çizginin ehemmiyeti vardır. Amerika'ya giderken bu hayalî çizgiyi geçer geçmez
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
341
24 saatlik bir fark husule gelecektir: Cumartesi, cuma olur ve diğer cumartesi mutad seyrini takibedefek gelir. Amerika'dan Asya'ya gelirken aynı noktai nazardan bü-( tün bir gün ilâve edilmek lâzım gelir ve cuma, cumartesi olur. Eğer bir kimse Öğleden evvel karaya inecek olsa terk edilen memleketin değil, varılan memleketin vaktine göre cuma namazının kılınması icabeder.
d) Gittikçe hızı artan hava seyahatleri karar verilmesi asla mümkün olmıyacak meseleler ortaya çıkarmaktadır. Şimdi diyelim ki güneşin doğmasından biraz sonra hareket edip, yolda giderken güneşin şarkta battığını görerek bir müddet sonra güneşin henüz doğmadığı bir memlekete ulaşmak mümkündür; yahut hareket eğer güneşin batmasından sonra vaki olursa yolda giderken güneşin garbdan doğduğunu görmek kabildir. (Kim bilir acaba bu Aleyhissalâtü vesselam Efendimizin ihtiyar dünyanın sonuna alâmet olarak verdiği haberin bir işareti değil midir?). Bunun aksine bir memleket saat 6 da terk edilir ve yalnız üç saat sonra varılan yerde mahallî saat 9 olacağına 12 olabilir. Aklı selim bu gibi hallerde güneşin hareketini değil terkedilen memleketin saatine uyulmasını icabettirir. Böyle süratli seyahatlarda güneşin hiç batmadığına ve yahut günde müteaddit defalar battığına şahid olmak mümkündür.
e) Hava yollarıyla yapılan süratli seyahattan doğan birçok problem arasında orucun iftarının zamanı meselesi vardır. Meselâ biri ilkbaharda saat 4!te sahur yapmış ve diyelim ki saat 6'da Tokyo'dan Taşkent yolu ile Tunus'a hareket etmiştir. Saatta 900 km. sür'atle 8 saat uçtuktan sonra uçak alana inince mahallî saat öğleden sonra 2 olmayacak, bilâkis sabah 6 olacaktır ve güneş de henüz doğmuş bulunacaktır. Bu böyle oluyor, çünkü bu iki (kalkış ve iniş) yerdeki güneşin doğması arasında 8 saatlik bir fark vardır. Ve uçak güneşin yörüngesiyle aynı isii.ka-
342
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
343
mette ve güneşle aynı hızda hareket etmiştir. Bu duruma* göre, eğer yolcular akşam 6'ya kadar Tunus'ta bekliye-cek olursa 14 saat değil, 22 saat oruç tutmuş olacaklardır. Keza eğer Tunus'tan Tokyo'ya seyahat edilirse o zaman normalden iki misli daha süratle geçecektir ve 6 saatlik bir uçuştan sonra kol saati öğle 12'yi gösterirken güneş Taşkent'in doğusunda bir yerde batacak ve iki saat sonra da uçak Tunus'taki zaman ölçüsüyle öğleden sonra saat 2Jde Tokyo'ya inince vakit Japonya'da gece saat 10 olacaktır. Aynı hadise zaman farkından başka mevsimlerin dahi değişmesi bahis mevzu olan kuzey yarım küreden güneye ve güneyden kuzeye yapılan uçak seyahat-larında da ortaya çıkar. Aralık ayı Norveç ve Kanada'da çok soğuk bir aydır; halbuki aynı anda Şili ve Cope Tawn'-da çok sıcak var. İcma derki böyle hava seyahatmda gerek oruç ve gerekse namaz için üzerinden aşılan memleketlerin durmadan değişen mahallî saaterine göre değil de seyahatin başlangıç yeri zamanına göre hareket edilmelidir.
f) Eğer bir insan aya inerse yeryüzünün kâbesinin onun namazı için kıble olması imkânsız olur. eBlki orada dünyaya bakan kısmında ve bize de gözüken bir ay kâbe-sinin inşası gerekecektir.
g) Keza eğer bir sputnik içinde dünyanın çevresinde-seyahat edilecek olursa normal olarak bir çevre uçuşu 90 dakika olacaktır. Güneş görünüşü kuzeyden güneye, güneyden kuzeye, doğudan batıya ve batıdan doğuya uçuşuna göre değişecektir. Güneşin doğup batması her 24 saatta bir değilse her bir buçuk saatta bir defa olacaktır; Biz dünyalı seyyahla için yapma peyklerinki değilse dünya güneşin doğup batmasına müstenid dünya saati, tatbik edilmeli.
583
(Dünyanın
Doğuşu
— GAYRI TABİÎ MINTIKALAR İÇİN DAİMİ EVKAT CETVELİ.
(Dünyanın Güney Kesiminde Güneşin) Doğuşu Batışı
Kuzey Kesiminde ü n eş i n) Batışı
Tarih
7.39 7.38 7.36
7.31
7.22
7.13
7.03
6.52
6.39
6.26
6.13
6.00
5.42
5.29
5.16
5.04
4.50
4.40
4.31
4.24
4.17
4.14
4.12
4.13
4.17
4.21
4.27
4.34
16.28 ,16.35 16.43 16.52 17.06 17.16 17.26 17.36 17.47 17.56 18.06 18.15 18.27 18.31 18.45 18.54 19.05 19.14 19.22
19.39 19.44 19.48 19.50 19.50 19.48 19.44 19.38
1 Ocak
8 » 15 » 22 » 1 Şubat 8 » 15 » 22 » 1 Mart, 8 » 15 » 22 » 1 Nisan 8 » 15 » 22 » 1 Mayıs 8
15 » 22 » 1 Haziran 8 » 15 » 22 » 1 Temmuz
8 » 15 » 22 »
4.17
4.23
4.31
4.41
4.52
5.05
5.16
5.26
5.37
5.46
5.55
6.04
6.18
6.26
6.34
6.44
6.54
7.02
7.10
7.18
7.28
7.32
7.37
7.39
7.39
7.37
7.33
7.28
19.50
19.49 ,
19.46
19.43
19.31
19.22
19.13
19.10
18.47
18.35
18.22
18.10
17.50
17.36
17.28
17.13
16.59
16.49
16.42
16.35
16.28
16.24
16.24
16.25
16.29
16.33
16.39
16.45
344
İSLAMA GİRİŞ
(Dünyanın Kuzey Kesiminde
Güneşin) Doğuşu Batışı
Tarih
(Dünyanın Güney Kesiminde Güneşin) Doğuşu Batışı
|
4.46 |
19.27 |
1 |
Ağustos |
7.17 |
16.56 |
|
4.53 |
19.18 |
8 |
» |
7.08 |
17.03 |
|
5.01 |
19.07 |
15 |
» |
6.58 |
17.12 |
|
5.09 |
18.56 |
22 |
» |
6.46 |
17.21 |
|
5.21 |
18.38 |
1 |
Eylül |
6.39 |
17.31 |
|
5.30 |
18.25 |
8 |
» |
6.16 |
17.40 |
|
5.38 |
18.12 |
15 |
» |
6.03 |
17.49 |
|
5.46 |
17.58 |
22 |
» |
5.49 |
17.57 |
|
5.57 |
17.41 |
• 1 |
Ekim |
5.34 |
18.07 |
|
6.06 |
17.28 |
8 |
|
5.21 |
18.16 |
|
6.15 |
17.16 |
15 |
» |
■ 5.06 |
. 18.26 |
|
6.24 |
17.04 |
22 |
|
4.54 |
18.35 |
|
6.38 |
16.49 |
1 |
Kasım |
4.39 |
18.48 |
|
6.48 |
16.39 |
8 |
» |
4.30 |
18.58 |
|
6.57 |
16.32 |
15 |
» |
4.22 |
19.07 |
|
7.07 |
16.25 |
22 |
» |
4.15 |
19.18 |
|
7.18 |
16.20 |
1 |
Aralık |
4.08 |
19.28 |
|
7.25 |
16.18 |
8 |
» |
4.07 |
19.37 |
|
7.31 |
16.19 |
15 |
» |
4.08 |
19.43 |
|
7.36 |
16.22 |
22 |
» |
4.10 |
19.47 |
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATİ
345
KİTAPTA İSİMLERİ GEÇEN ŞAHISLAR
584 — Evvelki sahifelerde isimleri geçen müelliflerin muhtasar bile olsa hal tercümelerini yazmaya cildler lâzımdır. Bütün maddeleri münderecatı tarafsız bir görüşle yazılmamış olsa da umumiyetle İslâm Ansiklopedisine bu hususta müracaat edilebilir. Aşağıda verilen tarihler milâdî senelere göredir. Aksi işaret edilenler müstesna, bütün bu zevat müslümandır.
ALKAME EN NAHAÎ (v: 681). Büyük bir fıkıh âlimi ve ashabı kiramdan îbn Mes'ud'un talebesidir.
BAYBARS (v: 1277). Aynı Câlut'da Hulâgu Hanı mağlûb eden Mısır sultanı. (Hulâgu Bağdad'ı zabt ve tah-ribedip halife El-Musta'sım'ı öldürttü, sonra Mısır'a yürüdü, karşılaşma Aynı Câlut'da oldu.)
BELAZÜRİ (v: 895). Büyük bir tarihçi ve teracim-i ahval (biyografiler) muharriri. Futuh'ul Buldan (İngilizce, Almanca ve Urduca tercümeleri vardır) ve Esnab'ül Eşraf müellifi.
BÎRUNÎ (v: 1048). Bir feylesof. İlim, tarih ve sosyoloji üzerine olan eserleri birer abide sayılacak kadar mühimdir.
BUCER (yahut) RUTZER ,(v: 1552). Maruf Alman din âlimlerinden ve hıristiyanhkta Protestan Kilisesini kuranlardan biridir.
BUHAEÎ (v: 870). Es Sahih isimli eserin ve diğer birçok eserlerin müellifi, itimada şayan muhaddislerden biridir.
CABİR İBN HAYYAN (v; takriben 776). Eski âlim ve feylesoflardandır.
CAFER ES SADIK (v: 765). Büyük fakîh ve mutasavvıf.
CAHIZ (v: 868). Feylesof ve edib.
DAMİftî (v: 1405). Hayat'ül Hayvan isimli eserin müellifi, maruf bir hayvanat (zooloji) âlimi.
346
İSLAMA GİRİŞ
DARİMİ (v: 869). Kitab es-Sünen müellifi, başlıca muhaddişlerden biridir.
DİHLEVÎ (Veliyullah Ahmed) .(v: 1762). Meşhur hadis âlimlerinden ve mutasavvıflardandır. Hind-Pakis-tan müslümanlarınm uyanışının babasıdır.
DİNAVERÎ ,(v: 895). Feylesof ve büyük bir müslü-man nebatat (botanik) âlimi.
EBU DAVUD (v: 888). Kitab-es-Siinen müellifi ve başlıca muhad dişlerden biridir.
EBU HANİFE (v: 767). Hanefî mezhebinin kurucusudur. Müslümanların % 80'i bu mezhebdendir.
EBU UBEYD (v: 838). Meşhur muhaddislerden biri ve İslâm maliyesi üzerine yazılmış bir eser olan El-em-val'in müellifidir.
EBU YA'LA EL-FERRA (v: 1065). Hanbelî fakîh-lerindendir. Siyaset üzerine yazılmış bir eser olan El-Ah-kânı'us Sultaniye'nin müellifidir.
EVZAÎ (v: 773). Babası Sind'den gelmiş büyük bir fahîhdir. Bir zamanlar onun mezhebi İslâm dünyasında pek yayılmış bulunuyordu.
F ARABİ (v: 950). Çok orijinal büyük bir feylesoftur.
GAZÂLÎ (v: 1111). Büyük bir din âlimi ve mutasavvıf. Hangi çeşit felsefenin İslâm ile akıl ile uygulanmasının mümkün olduğunu gösterdi.
HAMMAD (v: 737). Büyük bir fakîh ve Ebu Ha-nife'nin hocası.
HEMMAM BİN MÜNEBBİH (v: 719). İlk muhaddislerden biridir ve ash.ab-1 kiramdan Ebu Hüreyre'nin talebesidir.
İBN ABDEL HAKEM (v: 871). Mısır'ın büyük ta-, rihçisi ve muhaddisi. Fütuh Mısr müellifi.
İBN FADLAN 921 de Rusya'ya gönderimiş sefir ve muallimdir. Bulgar (şimdi Kazan) kralını İslama döndürmeye muvaffak oldu. Seyahatnamesi mevcuttur.
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYAT!
347
İBN FİRNAS (v: 921). Uçmak için bir kanad icad eden dâhi. Bir planetoryum (yıldızları gösteren bir kubbe) yaptırdı. Bu planetoryumda yalnız yıldızlar değil bu-/lutlar ve ışık meseleleri de tarif ediliyordu. Ayrıca musikişinastı.
İBN EL HAİSEM (v: 1039). Meşhur bir âlim. Optik üzerine olan eserleri büyük kıymettedir.
İBN HACER, (v: 1449). Muhaddis teracim-i ahval muharriri.
İBN HANBEL (v: 855). Hanbelî mezhebinin kurucusu, Şafiî'nin talebesi ve muhaddistir.
İBN HAVKAL (v: tahminen 977). Meşhur bir coğrafyacı.
ÎBN HİŞAM (v: 834). Tarihçi. Hayatı Hz. Peygamber (s.a.) üzerine yazdığı eseri ile meşhurdur. Bu eser îngilizceye terceme edilmiştir.
İBN EL KELBÎ (v: 819). Cahiliyet devrine ait ih-tisasıyla tanınmış tarihçidir.
İBN HALDUN (v: 1406). Sosyolog ve tarihçi. Tarih kitabına yazdığı Mukaddime ile Tarih felsefesini icad etmiş oldu.
İBN MACE (v: 886). Başlıca muhaddislerden biridir.
İBN MECİD, 15. asrın büyük denize ilerin dendir. Vaskö do Gama'nm donanmasına Afrika'dan Hindistan'a kılavuzluk etmiştir.
İBN EL MUKAFFA (v: 756). Kelile ve Dimme'yi ve bir çok eseri farsça'dan arapça'ya tercüme eden bir rafizî idareci ve edebiyatçıdır.
ÎBN RÜŞD (v: 1198). Büyük bir fakiri, feylesof ve âlimdir.
İBN SA'D (v: 844). Eski bir tarihçi ve büyük bir teracim-i ahval kamusunun müellifidir.
İBN CİNÂ (v: 1073). Avrupalılarca Avicenna namiy-
348
İSLAMA GIRIS
le bilinir. Büyük bir tabib ve feylesof. Eserleri hâlâ üniversitelerde okutulmaktadır,
İBRAHİM EN NAHA'Î (v: 713). Büyük bir fakihtir.
İDRİSÎ (v: 1164). Coğrafyası ve dünya haritası kendi devrinde bir harika idi.
IYAD (v: 1149). Maruf bir muhaddis ve tarihçi.
KAZVİNÎ (v: 1283). Meşhur bir ilim adamı ve tarihçi.
KİNDİ (v: takriben 900). Çok orijinal bir âlim ve feylesof.
LUTHED (v: 1546). Protestan kilisesinin kurucusu, Arapçayı çok iyi bilirdi.
MÂLİK (v: 795). Maliki mezhebinin kurucusu, El-Muvatta isimli eserin müellifi.
MA'MER İBN RAŞİD (v: 770). İlk muhaddislerden, El Cami isimli eserin müellifi.
ME'MUN (v: 833). Bağdad, Abbasî halifelerinden, edebiyat ve ilim hâmisi.
MES'UDÎ (v: 956). Tarihçi ve bir çok eserin müellifi.
MA VERDİ (v: 1058). Devlet adamı, hukukçu ve siyaset felsefecisi. El Ahkâm'us Sultaniye'nin müellifi. Bu eser İngilizce ve Fransızcaya terceme olunmuştur.
MELANCHTON (v: 1560). Protestanlığın kurucularından bir Alman.
MİSKEVEYH (v: 1030). Tarihçi ve sosyolog.
MUS'AB EZ ZÜBEYRİ (v: 850). Eski tarihçi. Ne-seb-i Kureyş müellifi.
MÜSLİM (v: 875). En iyi muhaddislerden biri, Es Sahih müellifi.
NESAÎ (v: 915). Başlıca muhaddislerden ve Es Sünen müellifi.
KEŞİDÜDDİN HAN (v: 1318). Meşhur Tarihi Umumî müellifi.
RAZİ (v: 958).. Feylesof ve meşhur bir tabib.
BİR MÜSLÜMANiN GÜNLÜK HAYAT!
349
• SAîD EL ENDÜLÜS! (v: 1070). Meşhur bir sosyolog ve tarihçi.
SALÂHADDÎN (v: 1193). Mısır ve Suriye sultanı. /Haçlı seferleri boyunca birleşmiş Avrupa'ya karşı muvaffakiyetle çarpıştı. Mütteki bir hükümdardı,
SERAHSİ (v: 1090). Büyük bir fıkıh âlimi, El Meb-sut ismindeki eseri 30 cilttir.
ŞAFİÎ (v: 820). Şafiî mezhebinin kurucusu. El Ub ve Er Risale adlı eserlerin müellifi. Er Risale, mücerred hukuk ilmi Üzrine yazılmış dünyada İlk eserdir.
TABERÎ (v: 923). Mütebahhir bir âlim. Kur'an tefsiri, fıkıh ve tarih üzerine eserleri yüksek ilim kudretinin bir harikasıdır.
TÂC'UŞ-ŞERÎ'A ÖMER B. SADR'IŞ-ŞARt'A EL-EVVEL, halen Hanefî mezhebinin tedrisinde kullanılan Nihâyetu Hâşiyet'Ü-Hidâye eserini 1295 yılında telif et-niiş bir zattır.
TİRMİZÎ (v: 888). Başlıca muhaddislerden biri ve
Ei Camii' müellifi.
ÖMER I (İbn Hatiab) (v: 644). Hazreti Ebu Bekir'in halefi, büyük fâtih ve dindar ve âdil bir halife.
ÖMER II (İbn Abdülaziz) (v: 720). Emevî halifelerinden çok mütteki bir zat.
ÖMER HAYYAM (v: 1131). Mütefennin, heyetşinas
ve edib.
ZEHEBÎ (v: 1352). Büyük tarihçi ve teracinvi :ıh-
val muharriri.
ZEYD İBN ALİ (v: 738). Zeydî mezhebinin kurucusu, ilk müelliflerdendir, Hukuk, Kur'an ve Hadîs üzerine yazdığı eserleri zamanımıza kadar gelmiştir.
ZÜBEYR İBN BEKKAR, Mus'ab ez Zübeyrî'nin yeğeni, çok vukuflu bir Ensab (şecere) müellifi.
İÇİNDEKİLER
351
İÇİNDEKİLER
Giriş .................................................................. 5
Takriz ............................................................... 6
Önsöz .................................................................. 7
İkinci baskı için önsöz .......................................... 8
Müellifin tercüme-i hâli ....................................... 9
İSLÂM PEYGAMBERİ — HAL TERCÜMESİ
Giriş ............................................................... 13
Arabistan ......................................................... 15
Din .................................................................. 16
Cemiyet ............................................................ 17
Peygamberimizin doğuşu................................. 18
Bir Şövalye Sınıfı ................................................ 19
Din şuurunun başlaması ....................................... 20
Vahy ,.............................................................. 21
Risalet (Peygamberlik) ....................................... 22
Sosyal boykot .....................-.-........................... 24
Mi'rac ............................................................ 25
Medine'ye Hicret ................................................ 26
İslâm toplumunun teşkilâtlandırılması .................. 27
Müsamahasızlık ve itikatsızlıkla mücadele ............... 29
Musalâha ......................................................... 30
ÎSLÂMIN ASLÎ TALİMLERİNİN MUHAFAZASI
/ Muhafaza vasıtaları ............................................. 36
Islâmm ta'lîmleri (Öğrettikleri, emirleri) ............... 37
Kur'an'm tarihi ................................................... 37
Kur'an'm muhteviyatı ....................................... 43
Hadîs ............................................................... 46
Resmî vesaik ................................................... 48
Peygamber zamanındaki telifat ........................ 51
Ashab devrinde hadîslerin toplanması ..................... 53
Hadîslerin yazılmasının yasak edilmesi .................. 56
Sonraki asırlarda................................................ 58
Netice ...............................................,................ 59
İSLÂMDA HAYAT ANLAYIŞI
İslâm ideolojisi ................................................... 64
Allaha itikad ....................................................,. 69
Cemiyet ......................................................... 71
. Milliyet ............................................................ 72
İktisadî cephesi................................................ 74
İrade-i cüz'iye ve kader....................................... 75
İNSAN VE İNANÇLARI
Allaha itikad ................................................... 80
Melekler......................................................... 82
Münzel (indirilmiş) kitaplar ................................. 87
Allahm elçileri (Peygamberler) .............................. 89
Ahiret bahsi ................................................... 90
Kader ve irade-i cüz'iye ....................................... 93
Netice ............................................................ 95
,^^t|
352 İSLAMA GİRİŞ
İSLÂMDA İBADET HAYATI VE DİNÎ ÂDETLER •
Namaz ............................................................... 96
Oruç............................................................... 103
Hac ............................................................... 106
Zekât ................................................................ III
Netice ............................................................... 117
MANEVÎ HAYATTA İRFAN
Suffa ............................................................... 120
Tasavvufun zübdesi ............................................. 121
Allahm rızası...................................................... 124
Husûsî ibâdetler ................................................ 1.28
Netice ............................................................... 132
AHLÂK SİSTEMİ
İslâmm karakteristik özellikleri ........................... 134
Ahlâkın esası ...................................................... 135
Hata ve kefareti ................................................ 139
Emirler ............................................................ 143
ÎSLÂMIN SİYASÎ SİSTEMİ
Milliyet ......................................................... 149
îslâmı cihan şümul hale getiren vasıflar ............... 152
Hilâfet............................................................ 154
Devletin vazifeleri............................................. 157
Hükümet şekli ................................................ 159
îştişarî müzakere .................'............................... 160
Din siyaset......................................................... J-öl
Netice ............................................................... 166
■ı omur, naves
temek lâzımdır. Çünkü bir mü'mînin havas ve ku-
cede musibete uğramağa ve o musibet sebebiyle düş-
siyle bi
bir dirlik ve yaşayış; hayatımın sonuna tatlı
191 — Bana doğru yolu göster, ahlâk ve maîşeti-
193 — Allah'ım! Her şeyden Senden sebat, doğru
,-i ilam
Peygamber Efendimiz sBÖyte dua @den bir adam ölüne*»
İÇİNDEKİLER
Kur'ârH Kerim'de İsmi Gecen Peygamberler - HazreM
's-s#iâm> in
Sin Baş
42 Gizli Davet Açıktan Döveî
cooî v@ Tehdit 46 Kurayş'Sn Tehdidine Hasrst-S Peygamberin Cevobı
Hazreî-i Muhammedi Fkrinden Oevfrme Teşebbösferi Cevabı-Hazret-l Hamza'nm
lan - Ksssodsn
76 . Kıble'nin Tahvili - Ramazan Orucunun Farz Olması
Büyük Bedir Muharebesi 81 Üçüncü Sene ve Uhut Muharebesi 84 Hazret-i Hamza'nın Şehacteti - Peygamber Efendimi-
112 Dokuzuncu Sene
M@din®'y@ Heyo^'srin Gelmesi
:r@H Peygamber
5gn©, V©fst Senesi
sr Ek
140 Hastalar! Ziyareti
imam
Nezahet ve Ne-
Peygamberimizin Affetmek Hasleti tığı = Peygamberimizin Şefkat
v@ Allah'ına Güvenmesi
ıi's-
149 islâm vs Müslüman'ın Mânâsı - Müslümanlık Kaç Esas Üzerin© kurulmuştur?
150 Allahın Bîr'liğine İman
151 Müslümanlıkta itikat Esaslarının Kıymet ve Mâhiyeti 153 Müslümanlığın Ameli Esaslars
1$4 İbadetlerin Faydası
15§ Namazın v© Temizliğin Ehemmiyeti -T&mizHğin İslâmda Ehemmiyeti - Beden Temizliği
Dinî Vazifeler • Şahsî ve Beden* Vazifeler Ruhi Vazifeler - Ahlâkı Dilin Temiz kalmasına Cali
161
165 İçtimaî Vazifeler - Sözün özü
166 Müslümanlığı Ba^ka Dinlerin,
Vazifeler - Cismi ve ve Yükseltmek
Peygamberimiz* Diğer
lümanhk Bütün Peygamberleri berimiz Vazifesini ifa Etmiştir
Umumî Mı
Müsolemettn Esaslarını Koy-
I
174 Ps
■01 o""
insanlar lç\n En Müksmm&l Bir Örnek-v@ Tam Brr Müslümam Nasıl OSur
206
211 Ham Dünya Hem Ahlret Içfn
nt g
zeng
(Erzel-ü ömür, hav^ ve kuvanın tamamiyle za-
ve kuvvetleri zayıf, akıl ve yaşamak şüphe yok ki çok
ir
müminin
ti gidermt
sınan dana %ı
!) BU
İÇİNDEKİLER
Kur'ân-ı Kertm'da İsmi Gecen Peygamb»rl«r = HazreM
s-selâm) m
30 Kabe'nin Tgmirl ve Hazret-S Muhommed'in Hgfcsmîîği
42 GizM Davet v® ilk MûalOmonlor- Üçüncü Sene Açıktan Davet
43 Yökın Akrobatarmı Davet
coot v« Tehdit
46 KureyşHn Tehdidine Hazret»! Peygamberin Cevobı
47 Müşriklerin Müslümanlara Eziyetler) 49 tstdmlora Eziyet ve Habeşistan'a Hicret
§0 Hazret-I Muhammedi Fikrinden Çevirme Teşebbüsleri V# Pftygombsrin Cevabi -.Hozrat-i Hamza'nt^ı Müslü-
lan -Kıssadan
v« Benî Haşim'in 0c Son© Mahsur Kah
Büyük Bedir Muharebesi 81 Üçüncü S&n© ve Uhut M Hazrai-i Hamza'nın Şehadeti - Peygamber
12i Peygomber Efendimizin Teehî
Şekil m ŞemAHi
zreM Peygamber Vazifesini Bitirmiş Son Sözünü
141 İffet
153 Müslümanlığın Amei! Esastan
154 İbadetlerin Faydası
155 Namazın ve Temizliğin Ehemmiyeti -Temizliğin İsldmda
Dirn Vazifeler - Şahsî vs
Ruhî Vazifeler - Ahlâkî Güzelleştirmek v© Yükssltmek Dilin Temiz kalmasına Çalışmak
161 162
166 Müslümanlığı Başko Dinlerin, PeYga'mberSmizi- Di Psygsmberîerin Üstünde Tutan Evsâfırt Saşlıcalan
Sırı
169 Bir Kavmin Değil,, Bütün Beşerin İrşâdı^c Memur-
Sunun
İNSAN ve İNANÇLARI
81
YEDİNCİ KISIM
Muhammed Muhttte Yetiştirdiği Bir İnsanlar foto En Mûkommal Bir Örnek-
ve Tam Bfrr Müslûmam Nasfi Oiur
Hazret^ Muhamm«d
Menfaat-i UmgmiyeC
Hem Dünya Hem Ahir©t Içtn Çalışmak
kötülük izafidir : Birine göre birşey eğer kötü ise aynı şey başka şahıslara nispetle iyi olur ve mutlak kötüde mevcut olmadığından kötünün Tanrıya isnadı mevzubahis / değildir, (bkz. aşağıda paragraf 155, 157, 228)
134 — Saf ve temiz Alah'm birliği (monateizm) akidesi aklı tatmin edebilir. Allah birdir. Her şeyi yapmaya kadirdir. Buradan Onun sıfatlarının çok oluşu ortaya çıkar. Böylece Allah hem Halik (yaratan) dır, hem de her şeyin Rabbidir : Göklerde ve yerde hükümran odur, izni ve bilgisi olmadan hiç bir şey hareket etmez. Hz. Peygamber (s.a.) demiştir ki Allahın 99 sıfatı için 99 Esmaü'l Hüsna'sı (en güzel isimleri) vardır: Halifedir. Bütün varlıkların özüdür, hakimdir, âdildir, merhametlidir. Her yerde hazır ve nazırdır, her şeye kaadirdir, her şeyi bilicidir, her şeyi takdir edendir. Hayat, ölüm, Öldükten sonra dirilmek v.b. hep Ona aittir.
135 — Bundan şu netice çıkar ki Allah mefhumu şahıslara göre fark eder : Bir filozof alelade bir adamın düşündüğü gibi düşünemez. Hz. Peygamber (s.a.) basit insanların itikadmdaki harekete hayran olurdu ve ekseriya sarsılmaz ve samimî inanışla dolu «İhtiyar kadınların itikadını» misal olarak gösterdi. Körlerle filin hikâyesi malûmdur : Bu kör insanlar daha evvel filden bahsedildiğini hiç işitmemişler di. Bir gün önlerine getirildiği zaman her birisi bu garip hayvana yaklaştı. Birisi elini hortumunun üstüne koydu, diğeri kulaklarına, üçüncüsü bacağının üstüne... sonra her birisi sıra ile hissini beyan etti ve fili tarif etmeye başladı: Fil bir direk jjibi idi, bir kanat gibiydi, bir taşgibi sert yahut ince uzundu. Herkesin hakkı vardı, bununla beraber hiç birisi hakikati bulamamıştı. Çünkü kabiliyetlerinin dışında idi. Eğer bu
İslama Giriş — F: 6
82
ISLAMA GİRİŞ
temsilî hikâyedeki körlerin yerine görünmeyen Allahı ara yanları koyacak olursak ferdî tecrübelerin nisbî doğruluğunu kolayca anlayabiliriz, tslâmın ilk devir Sufilerin-den bir zatın dediği gibi: «Alelade bir adamın Allah bilgisinde bir hakikat vardır Bu işe mahrem kılınmış olan için de bir başka hakikat, ve ilhama mazhar olan peygamberler için de daha başka bir hakikat ve nihayet bizzat Allah tarafından bilinen bir başka hakikat vardır.» İslâm peygamberine atfen yukarıda verilen izahata cahil veya âlim, basit veya zeki, şair, sanatkâr, hukukçu, sûfi, ve din âlimi gibi muhtelif insan zümrelerinin ve geriye kalanların ihtiyaçlarına kâfi gelecek yeter derecede elastikiyet vardır. Görüş noktası ve görme zaviyesi şahsa göre değişebilir, bununla beraber görülen şey aynı olarak kalır.
136 — İslâm âlimleri kendi sistemlerini hukukî bir esas üzerine inşa ettiler, bu sistemde haklar ve vecibeler karşılıklıdır. Cenabı Hak bize malik olduğumuz uzuvları ve iradeleri vermiştir. Verilen her şey ayrı bir mecburiyeti gerektirir. Allaha ibadet etmek (kulluk etmek), müteşekkir olmak, itaat etmek, kâinata şamil ulûhiyetinin hoşlanmayacağı şeylerden kaçmak her şahsa ayrı ayrı sorumlu olduğu ferdî vecibelerini teşkil eder.
MELEKLER
137 — Allah gözle görülmez ve fizik ötesi olduğundan. Cenabı Hakla insan arasında bazı temas vasıtalarının bulunması zarurî idi; yoksa ilâhî iradeye uymak imkânı olmazdı. Cenabı Hak yalnız bedenlerimizin değil, o kadar çeşitli ve gelişmeye elverişli bütün kabiliyetlerimizin de halikıdır. Sezgiyi, ahlâkî şuuru ve bizi doğru yola götüren, diğer imkanları veren Odur. însan ruhu hem iyi ve hem fena ilhamlara müsaittir_ Halk arasında iyi kimsenin bazan kötü bir iğva'ya (suç işlemek arzusuna) ka-
INSAN ve İNANÇLARI
83
pılması mümkün olduğu gibi kötü bir adamm da bazan iyi ilhamlara mazhar olması mümkündür. İlhamlar Allah-tan başkasından da gelir,. şeytandan gelen telkinlerle olduğu gibi. Allahm bir lûtfudur ki O1 bizi hangi şeyin rahr mânı ve .bu itibarla uyulmaya lâyık ve hangi şeyin şeytanî ve dolayısıyla .kaçınmak lâzım geldiğini ayırt etmeye kabiliyetli kılmıştır.
138 — Allah ile insan arasında temas ve tebliğ için müteaddid imkânlar vardır. En mühim imkân, tecessüd (Allahm insan şekline girmesi) olabilirdi; fakat İslâm bunu reddetmiştir. Tanrının insan olması, yemesi, içmesi, kendi yarattıkları tarafından işkenceye duçar olması, hattâ öldürülmesi, insan aklının herşeyin üstünde bildiği bir Allah için çok alçaltıcı bir şey olurdu. Ne kadar yakin olarak Allaha yaklaşırsa yaklaşsın en yüksek urucunda (yükselişinde) bile insan yine insan ve Allahtan çok uzakta kalır. İnsan, sufilerin dediği gibi Allahm rızasına uygun hareket etmek için kendini ifna ve şahsını silebilir, fakat yine de —bir daha tekrar edelim— insan yine insan ve bütün zaaflarının zebûnu kalır, Allah bütün bu noksanların fevkindedir.
139 — Allah ile insan arasında, diğer tebliğ vasıtaları arasında belki en zayıfı, fakat herkesin malı olan uyku vardır. Peygamberlere göre iyi rüyalar Allah tarafından ilham edilir ve insanı doğru yola yöneltir.
140 — Bir diğer vasıta ilka'dır (lügat mânası bir şeyi bir kimseye doğru atmaktır.) ki bir-nevi kendi kendine telkin, sezgi, bir çıkmazın yahut gayrıkabili hal, yahut müşkili problemlerin hal suretlerinin bir hissi kabl-el vukuudur (vukua gelmeden evel hissedilişidir.).
141 — Bir de ilham vardır ki ona «ilâhî telkin» de diyebiliriz. Ruhu başkalarına karşı adalet, merhamet, feragat ve hayırseverlik mevzularında kâfi derecede ge-
84
İSLAMA GİRİŞ
İNSAN ve İNANÇLARI
85
lişmiş bir insanın kalbine (aklına) bazı şeyler ilham olunabilir. Bütün memleketlerde bütün devirlerin verileri bu lütuftan faydalandılar. Bir kimse kendini Allaha vakfeder ve nefsini unutmaya çalışıp gayret ederse —çok kısa süren — öyle anlar olur ki tarifi imkânsız bir hal içinde Cenabı Hakkın huzuru bir lem'a (parıltı) gibi parlar. Beşer ruhu —yahut eskilerin dediği gibi kalbi— böylece aydınlanır; ve o zaman bir itminan (emin olma, inanma) hissi kanaat ve hakikatin idraki husule gelir. İşlerinde olduğu gibi düşüncelerinde de ona yol gösteren, onu murakabe eden Aîlahtır. Peygamber de —Allahın beşer nevinden habercileri— bu nevi bir irade mazhar olurlar. Sufiler derler ki bazı zamanlar ne de olsa insan hüküm vermede yahut anlayışta hata yapabilip Bazı mutasavvıfların beyanına göre en muttaki (takva sahibi) kimseler bile ilâhî bir imtihan gibi gelen âdi ilhamları ayırt edemediklerinden gayri mahsûs benlikleri yüzünden yoldan çıkmışlardır.
142 — însan ile yaratanı arasındaki temasın en yüksek derecesine, irtibatın en emin ve şaşmaz vasıtasına Hz. Muhammed (s.a.) tarafından vahy denilmiştir. Vahy alelade bir ilham değildir. Rab tarafından insana yapılan hakikî bir keşif (açıklama), ilâhî bir tebliğdir. însan maddedir, Alah ise bilâkis ruhun bile fevkindedir, bu itibarla insanın doğrudan doğruya fizik teması ihtimalinin ötesindedir (Kur'an 6/103). Allah her yerde hazır ve nazırdır ve Kur'anın dediği gibi (50 :16) «İnsana boynundaki damardan daha yakındır.» Bununla beraber hiç bir fizikî temas mümkün değildir. Bu itibarla lügat mânası haberci, ilâhî mesaj taşıyıcı olan melek, Allahın emirlerini beşer nevinden memuruna yani habercisine, peygamberine ileten bir vasıtadır Peygamberden başkası bu nevi vahye mazhar olamaz. Şu hatırda tu-
tulmalıdır ki îslâmda peygamber gaibden haber veren, olacak şeyleri evelden bildiren mânasına gelmez. Yal-t nız Allahın bir elçisi, ilâhî haberi kavmine götüren o ha-" berin hamili mânasına gelir. Melek'e gelince onun kâinatta maddî mahlûklardan ayrı ruhanî bir varlık mı, başka türlü bir şey olup olmadığı münakaşası buradaki bahsimize girmez.
143 — Kur'ana göre vahyi peygambere getiren semavî habercinin adı Cebrail'dir, Kelime itibariyle (Allahın kudreti) demektir. Kur'an, vazifelerinin ne olduğunu tashih etmeden Mikâl'den de bahseden, Cehennem ile vazifeli olanın adı Mâlik'tir Kelime mânası «sahip» demektir. Diğer meleklerden de isimlerinin ve sıfatlarının ne olduğunu söylemeden bahseder. Onlar Rabbin bü-tüm emirlerini yerine getirirler, İslâm itikadına göre Cebrail bütün meleklerin üstündedir. Kur'an ona (Ruh'ül-Emin) de der_ Mânası (emniyete lâyık ruh) demektir. Peygamberinin bir Hadisinde Cebrail'in Peygambere her zaman aynı şekilde görünmediğini okuyoruz. îbn Hanbel tarafından tespit edilmiş bir rivayete (1,53 veya No 374) nakledilir (bkz. paragraf 129) ki bir gün birçok insanların huzurunda kimsenin tanımadığı bir adam geldi, Hz. Peygamber (s,a.) e bazı sualler sordu ve sonra çekildi gitti. Birkaç gün sonra Hz. Peygamber (s.a.) Ashabına dedi ki : «Eminim ki o gün bana sualleri soran kimse Cebrail'den başkası değildi. Size dininizi öğretmek için gelmişti# Ben onu tanımakta hiç bir zaman bu kadar gecikmemiştim.» Bu böyle oldu; çünkü o peygamberlere bir ilâhî vahy getirmek için değil de onu imtihan etmek için gelmişti.
144 — Vahyin geliş şeklini, Hz Peygamberin bizzat veya kendisini vahy esnasında seyredenlerin tavsifte bulunduğunu aşağıdaki rivayetlerden çıkarmak mümkündür :
86
İSLAMA GIRiS
«Bazan o bana bir çıngırak (zil) sesi gibi geldi. Bu' benim için en ağır olanı idi, O kesilince bütün söylenenler . hafızama iyice nakşedilmiş olurdu; fakat bazan melek bana insan suretinde görünür ve konuşur, ben de onun söylediklerini kavrardım.» (Buharı) Aynı hadis ibn-i Han-■bel'in rivayetinde şöyledir :•■ «Çıngırak sesi duyarak ve bunun üzerine sessiz dururum; canımın çıkacağından korktuğum hiç bir vahiy hali mevcut değildir.»
Ashab müşahedelerini şöyle nalkederler : «O'na ne-zaman vahiy geldi ise bir nevi hareketsizlik O'nu sarmıştır.» (İbn-i Hanbel) «Allah'ın Resulüne ne zaman vahiy geldi ise o sıkıştı ve bir müddet sanki sarhoşmuş gibi bir halde kaldı...» (İbn-i Sa'd). «Çok soğuk bir havada O'na ■ vahy geldi, vahy kesilince Hz. Pe'ygamberin alnı inci gibi terlemişti.» (Buharı) «Vahy anı gelince o başını elbisesinin içine büktü. Hz. Peygamberin yüzü hakikaten kıpkırmızı oldu ve horladı. Sonra da bu hal kayboldu.» (Buharı) «Ne zaman vahy geldi ise ona sıkıntı basmış ve yüzü kararmıştır. (İbn-i Sa'd) «Ona ne zaman vahy geldi ise biz onun etrafında arıların vızıltısına benzer bir ses duyardık.» (İbn-i Hanbel ve Ebû Nuaym). «Vahy gelince Peygamber çok sıkıntı duyardı ve dudaklarını kımıldatırdı.» (Buharı) Bir diğer rivayet onun büyük bir yük ağırlığını hissettiğini beyan eder ve şöyle söyler : «Ben, devenin üzerinde iken kendisine vahy gelen peygamberi gördüm. Deve kızkmlığmdan köpürmeye ve ayaklarını çatlayacağından korkacağım ve bazan de inat edip vahyin devamı boyunca ayakları çakılırcasma dik durmuş ve bu vahy hali bitinceye ve peygamberin alnında inci gibi ter boşanmcaya kadar devam etmiştir.» (İbn-i Sa'd) «Yüksek devenin ayaklarını az kalsın bir çatırtı ile kırıyordu.» (îbn-i Hanbel) Zeyd b. Sabit bir günkü şahsî tecrübesini şu sözlerle anlatır : «Onun ayağı benim uylu-
İNSAN ve İNANÇLARI
87
ğuma dayanıyordu; o kadar bastırdı ki kemiğimin çat diye kırılacağından korktum.» (Buharı) Diğer bir rivayette şu ilâve var: «... Eğer Peygamberin ayağı olma-' saydı bir nara atıp ayağımı çekecektim.» Başka rivayetler de şöyle diyor: «Bir defasında peygamber camide minberde dururken vahy geldi. Kendisi kımıldamadan kalıverdi» (İbn-i Hanbel) «Kendisine vahy geldiğinde elinde bir lokma et vardı. Vahy bittiği zaman lokma hâlâ elinde idi.» (İbn-i Hanbel) «Böyle hallerde Peygamber bazan sırtüstü yatardı ve bazan da yanındakiler hürmet kas-dıyla onun yüzünü örterdi ki bu o zamanın icabı olabilir. Ancak o şuurunu ve kendi üzerindeki hakimiyetini asla kaybetmemiştir. Risaletin ilk yıllarında o, kendisine gelen vahyleri vahy esnasında yüksek sesle tekrar ederdi; sonra, henüz Mekke'de iken, aynen tekrar itiyadını terketti; vahy bitinceye kadar sessiz kaldı. Ve sonra da Allah'ın vahyini yaymaları için (Kur'anı Kerim, 75/16'da zikredildiği gibi.) kâtiplerine tebliğ etti : «Onu acele kavrayıp ezber edesin diye Cebrail vahyi bitirmeden dilini onunla depretme. Onu göğsünde toplamak, onu dilinde akıtıp okutmak şüphesiz bize aittir.» Keza (20/ 114) : «... sana vahy tamamlanmazdan önce Kur'an-ı okumada acele etme, Rabbim benim ilmimi artır, de.» Hz. Peygamber normal haline dönünce müslümaniar arasında yaymak ve nüshaları çoğaltmak maksadıyla kendisine henüz nazil olan vahyi kâtiplerine yazdırdı. İbn-1 îshâk, el-Mebhes ve'1-meğâzi (Fas yazması) adlı eserinde şu rivayet bulunur : «Hz Peygambere Kur'anın bir kısmı nazil olunca onu önce erkeklere, sonra da kadınlara okurdu.»
MÜNZEL (İNDİRİLMİŞ) KİTAPLAR
145 — Alalı. arzın ve semaların Rabbidir, bu itibarla insanın vazifesi Ona itaat etmektir. Bu vazife itaat-
88
İSLAMA GİRİŞ
ten de fazla bir şey olmalıdır. Çünkü kemâli rahmetinden ona peygamberini göndermiştir. Allah hükümrandır, ruhanî, cismanî bütün hukukun (kanunların) kaynağı O'dur. Biraz evel vahyden ve Allahm iradesinden insana tebliğinden bahsetmiştik. Bu vahylerin toplanması ve bir araya girilmesi Münzel Kitapları teşkil eder,
146 — Hz. Peygamber (s.a.) tarafından ilân edilmiş iman formülü Kitaplardan bahseder. Yalnız bir Kitaptan değil. Öyle olsaydı bu yalnız Kur'ana delâlet ederdi. Kur'anın ta'limlerindeki bu müsamaha karakteristiktir. Kur'an birçok âyetlerinde bundan bahseder. Meselâ (2 : 285): «Onlardan (müslümanlardan) her biri Alla'ha , meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inanırlar, (ve derler): «... hiç bir kavim yoktur ki ona bir nezir (haber verici) gelmiş olmasın.» Ve yine (4/164,40/78) «... hakikat Biz senden evvel de (ey Muhammed) o bahsettiğimiz kavimlerin arasına (ve bahsetmediğimiz kavimlerin arasına) peygamberler gönderdik.» Kur'an Hz İbrahim (a.s.) in (Suhuf) unu, Hz. Musa (a.s.) m «Tevrat» mı, Hz. Davud (a.s.) un (Zebur) unu ve Hz. İsa (a.s.) mn (İncil) ini Allah tarafından indirilmiş kitaplar olarak tanır.
147 — Bugün İbrahim (a.s.) in Sahufundan bir şey kalmadığı doğrudur. Hz. Musa (a.s.) nın Tevrat'ının hazin hikâyesi de malûmdur, birçok defalar putperestler tarafından nasıl tahrip edildiği biliniyor. Aynı akıbet Hz-. Davut (a.s.) un Zebur'unun da başına gelmiştir, Hz. İsa (a.s.) ya gelince o vaaz ve nasihat olarak söylediklerini yazdırmaya ve bir araya toplamaya vakit bulamadı; onun talebeleri ve onların halefleri neden sonra onun ağzından çıkanları topladılar, tashih ve tertiplenmiş metinler halinde gelecek nesillere bıraktılar ki dördü hariç kilise tarafından gayr-ı mevsuk ilân edilen en azından 70 kadarı bugün muhtarref (değiştirilmiş) olarak biliniyor.
İNSAN ve İNANÇLAR)
89
Ne olursa olsun her müslüman için yalnız Kur'ana değil, îslâmdan evvelki devirlerin semavî kitaplarına inanmak bir nas (doğma) icabıdır. îslâm peygamberi (s.a.) Bu-da'mn ve Zerdüşt'ün ismini söylemediği gibi Hind Brah-manizminin kurucularından da bahsetmişdi. Bu itibarla müslümanlara meselâ. Zendavesta'nm ve Hindu Veda-larının ilâhî vasfını tasdik etmeğe ceva/. verilmemiştir. Bununla beraber Vedaların aslında ilâhî açıklamalar olması ve yahut Hz. Musa (s.a.) nın Tevrat'ının başına gelenlerin, onların da başına gelmiş olması ihtimali kat'î olarak reddedilmez, aynı şey Çin için, eski Yunan ve diğer yerler için de doğrudur.
ALLAHIN ELÇİLERİ (Peygamberler)
148 — Allahm haberlerini (emirlerini) bir melek, insanlar içinden seçilen bir zâta getirir, bu zât onları kavmine tebliğe memur edilmiş olur. Kur'an ıstılahında tebliğe memur bu insana Nebi (Peygamber, Resul (elçi), Beşir (sevinçli' haber getiren), Nezîr (ihtar, ikaz edici, korkutucu) gibi isimler verilir. J
14$ — Peygamberler zühd ve takva sahibi, uhrevî gidişlerinde olduğu gibi sosyal ve dünyevî işlerinde de güzel hareket sahibi örnek insanlardır. Her ne kadar tarih onların hepsine mucizeler atfederse de bunlar peygamberler için mutlaka lâzım değildir; Onlar onu yapanın kendileri değil, Allah olduğunu daima söylemişlerdir. Onların yalnız öğrettikleri, doğruluklarının ölçüsüdür,
150 — Kur'anın ifadesine göre bir kısım peygamberler vardır ki kendilerine ilâhî vahy eseri olan kitaplar verilmiş, diğer bir kısım peygambere kitap verilmemiş, kendilerinden evel gelmiş olanların kitaplarıyla amel etmişlerdir. İlâhî haberler AUahm birliğine inanmak, iyilik yapmak, kötülükten kaçınmak tavsiyeleri V.b. gibi
90
İSLAMA GİRİŞ
temel teşkil eden hakikatlerde uyuğmazlik ' etmezler, - bununla beraber bir kavmin eriştiği sosyal tekâmüle uyacak içtimaî hatt-ı hareket kaidelerinde birbirinden farklı olabilirler. Eğer Cenabı -Hak birbiri ardınca peygamberler göndermiş ise eski ahkâmdan bazılarının açık veya kapalı surette ibka edilenleri hariç evvelki emirlerin ibtal ve yerlerine yenilerinin vazedilmiş olması gayet tabiîdir.
151 — Bazı peygamberler bir tek hanedanın (kabile veya klanın) üyelerinin yahut bir ırkın, bir tek bölgenin insanlarının vazifeleri beşeriyeti kucaklayan ve bütün zamanlara şamil olan daha geniş mahiyette idi.
152 — Kur'an bazı peygamberlerin isimlerini zikreder : Âdem, îdris. Nuh, Hud, Salih, îbrahim, îshak, Ya-kub, îsmail, Musa, Davud, Yahya, İsa ve Muhammed (aleyhimüsselâm). Fakat Kur'anı Keriiıı diğer peygamberlerin gelip geçtiği hususunda da sarihtir. Muhammed (s.a.) peygamberinin hatemi (mührü) ve sonuncusudur,
AHİRET BAHSİ
153 — Hz. Peygamber (s.a.) hüküm (kıyamet) gününe de inanmayı ta'Iim etti. İnsan öldükten sonra tekrar dirilecektir ve Allah onun hakkında bu dünyadaki hayatı boyunca işlediği iyi amellerine mükâfat ve kötülerine mücazat olarak hükmünü verecektir. Bir gün bu kâinat Allahm emriyle mahvolacaktır, bizi evvelce yaratmış olan bizi tekrar hayata iade edecektir. Mükâfat olarak Cennet, mücazet olarak cehennem. Bizim bu dünyadaki hayatımızın bütün tasavvurlarının ötesinde bir mevcudiyetin halini anlatmakta kullanılan şeklî bir tâbirdir başka bir şey değildir. Ondan bahşederken Kur'an (32:17) şöyîe der: «Yapmakta olduklarına mükâfak bir sevinç olarak kendilerinden ne gizlenmiş olduğunu kimse bilmez.» Ve yine (9 :72) de «Allah mümin erkeklere de mümin kadınlara
. İNSAN Ve- İNANÇLAR! ■ 91
da —kendileri oralarda ebediyen kalmaları için— altından ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde çok ğü-/zel meskenler" va'd etti. Lâkin Allanın bir rızası hepsinden büyüktür. İşte bu en büyük muvaffakiyettir.» Görülüyor ki Allanın rızası Adn cennetlerinden kat kat üstündür. Diğer bir ayette Kur'anı Kerim (10 : 26) şöyle teyid buyurur: «... iyi hareket edenlere daha iyisi ve daha fazlası vardır...». Buharı. Müslim ve diğer muhaddisler rivayet ederler ki, Aleyhisselâtu vesselam Efendimizin, takva ehline en yüksek mükâfat olarak Cennetten sonra cemali İlâhinin. nıüşahadesi vaki olacağını söylemek için bu son ayeti zikretmeleri âdetleri idi. Çenet konusunda Peygamber (s.a.) in meşhur bir sözü vardır: «Allah buyurur ki Cennette benim salih kullarım için Öyle şeyler hazırladım ki onlara benzer şeyleri hiç bir göz asla görmedi, ne kulak işitti ve ne de insan kalbi (aklı) onu dü-şÜndü»_ Fakat Cennetin ötesindeki bu mükâfatlara gelince, Muhârî, Müslim ve diğerleri Peygamber (s.a.) in şu sözlerini rivayet ederler : «Cennete lâyık olanlar oraya girdikten sonra Allah onlara soracak: Benden istiyeceği-niz daha başka .bir şey var mı? Cehennem'den kurtulup Cennet'le şereflenen herkes hayrete düşecek ve hiç bir şey istemiyecek. O zaman Allahü Azimüşşan kendisi aradaki perdeyi kaldıracak ve daha evvel nail olunan nimetler, Cemali İlâhinin müşahedesinden daha kıymetli olmayacak». Hz. Peygamber (s.a.) (10:26) de en iyisi ve daha fazlası denilen işte budur, derlerdi. Buhâri ve Müslim tarafından nakledilen diğer bir Hadiste «Rida-ı Kibriyasmdan» (Azametinin libasından) başka hiç bir şey Allahı insanlann nazarından ayırmıyacaktrr der. Diğer bir ifade ile Aîlahı temaşa edebilmek müminin en büyük ve hakikî'mükâfatıdır, bunlar Âhiret konusunda mücerret mefhumları anlayıp takdir edecekler içindir. İn-
92
İSLAMA GİRİŞ
İNSAN ve İNANÇLARI
93
san Allaha ve sonsuzluğa doğru bir seyir (seyahat) halindedir. Öyle bir seyahat ki Cennet ve Cehennem onun akisleridir. Alelade bir insan için bu dünyadaki muhitimizi hatırlatan şeylerle Kur'amn ve Hadisin durmadan tasvir ettiği Cenneti ve onun zevklerini, Cehennem ve onun dehşetlerini, bizzat Peygamber (a.s.) gibi yüksek bir otoriteden çıkan bu tefsirin ışığında anlamak lâzımdır. Cennete bahçeler ve ırmaklar vardır, genç ve güzel kızlar vardır, şerbetler ve müzeyyen lüks elibseler vardır. İnciler, kıymetli taşlar, meyvalar, şerbetler ve insanın arzu edebileceği her şey vardır. Buna karşılık Cehennemde ateş vardır, yılanlar ve işkenceler vardır, son derece soğuk olan kısımları da vardır, ve bütün bu ıztırablara rağmen orada da ölüm yoktur. Bütün bunlar, ilâhî haberin hitap ettiği insan kitlelerinin çoğunluğu düşünülürse kolayca izah olunabilir. Herkes anlayışı ve zekâ kabliyetine göre söz söylemek zarurîdir. Bir gün Hz. Peygamber (s.a.) müminlerden bir cemaate, uçan sedirler (tahtlar) da dahil olmak üzere Cennetten ve oradaki nimetlerden bahsediyordu. Bir bedevi kalktı ve şu suali sordu: «Orada develer de var mı?.» Hz. Peygamber (s.a.) tebessüm etti ve nazikâne cevap verdi : «Orada bir kimsenin arzu edeceği her şey bulunacak», (îbn-i Hanbel ve Tİrmîzi) Kur'an cennetten ve cehennemden, vasat seviyeli bir adamı dürüst bir hayat sürmeğe ve doğru yolda yürümeğe inandırma vasıtası olarak bahseder, birer -mahal midir, bir mevcudiyet hali midir, teferruata girmez_ Bu bizi de ilgilendirmez. Müslüman nasıl diye sormadan bunlara inanır.
154 — Söylemeğe hacet yoktur ki Cennet ebedîdir. Bir defa oraya girmeğe hak kazanılınca oradan çıkarılmak yoktur. Kur'an-ı /Kerîm teminat verir (15/48) : «Orada bulunanlara hiç bir yorgunluk ve zahmet değ-
miyecek, oradan bunlar çıkarılacak da değillerdir.» Bazıları oraya doğrudan doğruya girecek, bazıları Cehennemde uzun veya kısa bir müddet azab (ceza) çekip Cenneti : hak ettikten sonra oraya girecektir. Fakat mesele, acaba cehennem kâfirler (inanmıyanlar) için ebedî midir? îs-lâm din âlimlerinin bu husustaki görüşleri birbirinden farklıdır. Onlardan büyük bir çoğunluk. Kur'an ayetlerine (4/48, 4/116) istinaden, Allanın, Allaha inanmamak hariç her suçu her günahı affedeceğini, fakat inanmayanların cezasının ebedî olacağını beyan ederler. Bir kısmı, inanmayanların cezasının Allahm lûtfu ile bir gün sona ereceği mütalâasında bulunurlar*. Bu âlimler bu mütalâalarını da Kur'anm bazı ayetlerinden (11/107, 39/53) çıkarırlar. Burada daha fazla bilgi vermek lüzumunu hissetmiyoruz; fakat Allah'ın sonsuz rahmetini diliyoruz_
KADER VE İRADE-İ CÜZİYE
155 —• Son olarak Hz. Peygamber (s.a.) imanı anlatırken hayır ve şerrin takdirinin Allah'dan olduğuna inanılmasını taleb etti. Bu cümle insan için her şeyin evvelden takdir edilmiş olduğunu ifade eder mi? Yahud bu ifade muayyen bir fiilin iyilik veya fenalıkla vasıflandı-rılmasmın mahzâ Allaha ait olduğuna zımnen delâlet eder mi? Diğer bir tâbirle hiç bir şey bizatihi iyi veya fena değildir, fakat o öyledir, çünki Allah onun öyle olduğunu beyan etmiştir ve insanın ona riayetten başka yapacağı bir şey yoktur.
156 — Burada din âlimi için bir kıyas-ı mukassem, bir çıkmaz vardır. Eğer insanın iş ve hareketlerinden so-
* Bu görüş ehl-i sünnete uygun değildir. Münkirler ebedi cehennemde kalacaklar. Ancak, insanlığa bir açıdan faydaiı olanlar Cehennem içinde değer zalim münüirlere nisbetle daha iyi şartlarda orada ebedi kalacaklardır.
-İSLAMA GİRİŞ.
İNSAN ve İNANÇLAR!
95
rumlu olduğunu söyleyecek olursak işlerinin daha evvelden, takdir edilmiş olması ile bu keyfiyet uyuş turalamaz, birbirine uymaz. Bunun . gibi eğer insanın :ef alinde hür olduğunu söyliyecek olursak bu da Allanın, insanın dünya hayatında yapacağı şeylerden haberi ve ona karşı bir kudreti olmadığına zımnen delâlet eder. Her iki şık bir müskilâf ortaya çıkarır_ Cenabı Hakkın . yalnız adaleti değil mutlak bir kudreti ve her şeyi ihata eden bir ilmi vardır. Peygamber (s.a.) neticesiz kalan bu münakaşayı daima gülünç bulur ve arkadaşlarına bu gibi münakaşalara dalmaktan çekinmelerini tavsiye ederdi, bunun için şöyle demiştir: «Sizden evvelki kavimler bu münakaşa ile doğru yoldan çıkmışlardır.» O. Aüahi her türlü tazim ve tekrîm ile herşeye kaadir ve her şeyi bilen olarak tanır ve insanın işlediklerinden sorumlu tutulacağını te'kiden beyan eder. Bunlardan birini diğerine bağlamağa lüzum yoktur. Bir bakıma bu münakaşa mevzuu, yumurta mı tavuktan çıktı, yoksa tavuk mu yumurtadan çıktı derekesine indirmektedir.
157 — Bundan başka iyi ve kötü izafî tâbirlerdir. Bir kaplan, kendisine gıda olsun diye bir tavşan tutsa, bu birisine gıda olduğu için iyi, ötekine Ölüm olduğu için kötüdür, Bunun içindir ki başımıza gelmiş gibi görünen fenalık, ona müstahak olan veya onu gerektiren tabiatımızdan çıkmaktadır. Yine bunun içindir ki muayyen bir amelin iyi veya kötü olduğunu takdir etmek Cenabı Hakk,a aittir. Bundan başka şunu . hatırda tutmalıdır ki «mes'u-liyyet» anlayışı bu dünyaya ait hususlardandır, «ilâhî mükâfat veya mücazet» m da öteki dünyeya ait hususlardan olduğu gibi. Biz onları aynı seviyeye indirdiğimiz için müteessir oluyoruz. Böyle yapmak hatâdır.
158 — Şunu da hatırlatalım ki Allahm her şeye kaadir oluşuna ve insanın mutlak sorumluluğuna olan
bu iki katlı inançtır ki bir müslümanı gayrete getirir ve onu kaçınılması mümkün olmayan talihsizlikler karşısında tahammüle kabiliyetli kılar. Bu itikad, onda bir hareketsizlik husule getirmek şöyle dursun ona bir dinamizm aşılar. Bu kaziyenin doğruluğuna kendimizi inandırmak için Hz. Peygamber (s.a.) in ta'limlerini en iyi şekilde yerine getiren ilk müslümanlarm başardıkları büyük işleri misal olarak gösterebiliriz.
NE Iİ C E
159 — Bu her müslünıanm gerçekten inanacağı bir hulâsadır. İmanın formülü, onu iki cümlede toplar: «Al-lahdan başka tanrı yoktur, Hz. Muhammed (s.a.) onun kulu ve resulüdür.» Şunu da unutmamalıyız ki îslâm yalnız bir iman değil, cismanî olduğu kadar ruhanî bir itiyattır; o beşer hayatının bütün bir sistemidir.
ÎSLÂMDA ÎBADET HAYATI
ve DÎNÎ ÂDETLER
160 — Beşer faaliyetinin çeşitli sahalarında hiç bir şeye ilgisiz kalmadan tam bir hayat kanunu ortaya koymak îslâmın hedefidir. Bundan fazla olarak İslâm bütün bu sahalar arasında da bir ahenk talep eder. Bütün İs-lâmî ibadetlerin aynı zamanda ruha ve bedene temas etmesi keyfiyetinde bir «merkez toplama» lüzumu göz önüne serilmektedir îlâhî emirlere uygun olarak dünyevî âdetlerin daima kudsî ve manevî bir vasfı mevcut olduğu gibi ibadetlerin de maddî bir faydası vardır. Hafct-ı hareket kaidelerinin yalnız ruhanî değil, aynı zamanda cis-manî oluşu ve aynı kaynaktan yani Allah kelâmı olan Kur'andan çıkmış olması kayda değer. Bunun kaçınılmaz bir neticesi olarak İslâm ıstılahlarına göre «İmam» yalnız camide namaz kıldıran değil, aynı zamanda İslâm devletinin de reisidir.
161 — Hz. Peygamber (s.a.) pek iyi bilinen bir Hadisinde imanla beraber Allanın iradesine teslimiyeti ve oraya götüren en iyi metodu tarif etti. Bahis konusu mevzuun izahı için bu ikinci noktada onun ne buyurduğuna işaret ederek açıklayıp izah etmek bizim maksadımıza pek uygun ve kâfi gelmektedir. Hz, Peygamber (s.a.) buyurdu ki: «İslâm; bir kimsenin namazını kılması, senede bir ramazan orucunu tutması, hac etmesi ve zekât vermesidir.»
NAMAZ
162 — Hz. Peygamber (s.a.) bir Hadisinde «Namaz dinin direğidir.» buyurmuştur. Kur'an namazdan yüzlerce defa bahseder, ve onu Salât (rağbet veya heves), Dua (re-
İSLÂMDA İBADET HAYATİ 9/
ca, çağırma), Zikr (hatırlama), Teşbih (tazim), înabe (dönüş, bağlılık), v.b. kelimeleriyle muhtelif şekillerde erkek olsun kadın olsun reşid olan her kese mahsustur.
163 — Yeryüzünde yalnız Allanın Hükümranlığının havasını yaratmak (akıllara zihinlere yaraştırmak) gayesiyle İslâm günde beş vakit namazı emretmiştir: —erken kalkmak şartıyla— sabahleyin kalkıldığı zaman, öğleyin, ikindi vakti, güneş, battıktan sonra ve yatmadan evvel geceleyip Bu (ibadetler), her namazın kılındığı beş on dakikalık zaman içinde Halikımız olan Allah'a teslimiyetimizi ve minnettarlığımızı isbat için bütün maddî alâkaların terk edilmesini icab ettirir. Bu, erkek olsun kadın olsun reşid olan herkese mahsustur.
164 — Öğle namazı her cuma günü daha büyük bir ciddiyet ve vakar içinde kılınan haftalık toplu bir ibadet haline inkılâp eder. O gün mahallin imamı namazdan evvel bir nasihatta bulunur. İslâm, senede iki bayram vaz' etmiştir. Birincisi oruç, ayının sonunda, diğeri de Mekke'deki Hac münasebetiyle yapılandır. Bu iki bayram, günde beş vakit namaza ilâveten hususî namazlarla tes'îd edilir. O günlerde cemaatle namaz kılmak için sabahleyin erkenden müslüman erkekler camide toplanır. Namazdan sonra imam bir hutbe okur. Diğer bir nevi namazda mahdud bir mecburiyetle (farz-ı kifaye, definden evvel Ölü için kılınan namazdır (cenaze namazı)
165 — Dua yahud namazın gizli mana ve esrarlı tesirlerinden bahsederken büyük sûfî Şah Veliyyullah Dehlevî şöyle söyler :
«Bil ki insan bazan kendini bir şimşek gibi Huzuru İlâhîye nakledilmiş ve mümkün olabilen en büyük bir bağlılıkla kendini Allah'ın eşiğine bağlanmış bulur. Orada şahsına öyle ilâhî tecelliler zuhur eder ki bütün ru-
İslâma Giriş — F: 7
98
İSLAMA GİRİŞ
hunu kaplar, öyle şeyler görür ve hisseder ki insan dili onu anlatmağa muktedir olmaz. Bu nuranî hal bir defa zail olunca evvelki haline rücu eder ve mü'min vecd halinin kaybolmasından dolayı kendi kendine elem duyar. Bunun üzerine kendisinden kaçmış olan bu hale tekrar erişmeye çalışır ve Halikın bilgisinde istiğraka en yakın bir hali bu hakir dünyanın şartı olarak kabul eder. Bu bir ihtiram, bir bağlılık ve daima Allah ve vasıtasız bir mükâleme duruşudur ki bu duruşta uygun olan hareketler yapılır ve sözler söylenir... Namaz esas itibarıyla üç unsurdan ibarettir :
1) Kalbin (ruhun) huşu'u ki Allahın azamet ve celâli huzurunda hissedilenin icabıdır.
2) Allahın en yüksek üstünlüğünün ve insanın aczinin bu hallere muvaffık kelimelerle ifadesi, ve,
3) Vücudun azası ile lüzumlu olan ihtiram duruşunun alınmasıdır... Birisine hürmetimizi göstermek için bütün dikkatimizi toplar ve yüzümüzü ona çevirerek ayağa kalkarız. Daha hürmetkar bir ifade, tazim makamında başımızı eğmemiz ve eğilmemizdir... Daha büyük hürmet —son haddine kadar benliğini ve şuurunu toplayarak— yüzünü yere doğru indirmek suretiyle izhar edilir, o kadar aşağı indirilir ki hürmete mevzu teşkil edenin önünde yere değer... İnsan ruhanî tekâmülünün zirvesine tedricen erişebileceğinden böyle bir urûcda (yükselişde) bu üç safhadan geçmeğe mecburdur. Tam bir ibadet merasimi (olan namaz da) de bu üç duruş vaziyetini ihtiva eder ki ayakta durmak (kıyam), yere doğru eğilmek (rükû) ve Kaadiri Mutlakın huzurunda yüzünü yere koymakla (secde) olur; ve bütün bunlar Allahın ulüvvü şanını ve insanın hiçliğini hakkıyla hissedecek surette ruha lüzumu olan tekâmülü elde etmek içindir.» (Huccetü'l-lahi'l-baliğa, cild I, Esrarı Salat).
İSLAMDA İBADET HAYATI
99
166 — Kur'an bir yerinde (22:18) şöyle der: «Görmedin mi, göklerde ve yerde bulunan herşey, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allaha secde ediyor...» Keza (17/44) «Yedi gökle yer ve bunların içinde bulunanlar onu teşbih ve tenzih ederler. Hiç bir şey hariç değil, hepsi ona hamd ile teşbih eder. Fakat siz onların teşbihini iyi anlamazsınız. O, hakikaten hâkimdir, gerçekten yargılayıcıdır,» îslâm ibadeti hakikaten bütün mahlukatm ibadet şekillerini toplar. GÖk cisimleri (Güneş, ay ve yıldızlar) doğma ve batma hareketlerini (İbadetteki rek'atten sonra rek'at gibi) tekrar edip . dururlar; dağlar (İbadetteki kıyam gibi) dimdik durur. Hayvanlar, (İbadetteki rüku gibi) iki büklüm beklerler. Ağaçlara gelince, biz onların ağızları mesabesinde olan köklerinin besin aldıklarım görürüz ki bir başka ifade ile bu ağaçların (İslâm ibadetindeki secde gibi) devamlı olarak secdede olduklarını ifade eder. Bundan başka Kur'an-ı Kerime göre (8/11) suyun ana vazifelerinden biri temizlemektir. (Namaz için abdestin lüzumunu düşününüz.) Bir başka ayet (13/13) «Gök gürültüsü O'nu hamd ile teşbih eder.» diyor. Bu bizi, bazı namazlarda Kur'an-ı Kerimin yüksek sesle okunmasını bir tarafa bıraksak bile namazlarda sık sık tekrar edilen Allah-ü Ekber tekbirinin yüksek sesle söylenişini düşündürür, Müslümanların cemaat halindeki ibadetlerde yaptıkları gibi sürü halinde uçan kuşlar da Aliaha ibadet ederler. (Kur'an-ı Kerim: 24/41) Cisimlerin gölgeleri Allaha hususî bir teslimiyet ve ibadet tarzı olarak her gün nasıl uzanıp kasılıyorsa (Bkz. Kur'an-ı Kerim: 13/15, 16/18) ibadet eden insan da namazda kıyam, rükû, secde ve kâ'de yaparken uzanıp kısalır. (Son bölümdeki İslâm ibadetinin muhtelif durumlarını gösteren resimlere bakınız. Mahlukatm yukarda adı geçen
[100
İSLAMA GİRİŞ
bütün hareketleri insana mahsus olup diğer mahlûkatta
bulunmayanların ilâvesi ile adapte edilmiştir.)
166/a — îslâmda ibadet kelimesinin kul manasına gelen abd kelimesinin de müştak bulunduğu «İbadet» olduğu hatırlanabilir. Bir başka ifade ile kulun efendisinin istediği hizmeti yapmasıdır. Allah dağlardan ayakta durmalarını ve hayvanlardan iki büklüm olmalarını istemiştir. Onların hizmeti ve ibadeti de budur. Her varlığa kendisine uyan ve Allahın istediği şekilde şüphesiz akıl sahibi bir varlık mahlûka tın en üstünü ve Allahm halifesi olarak insana da kendine de yakışan bir tarzda_
166/b — Daha sonra (§ 549) tafsilâtı verileceği gibi abdest ve beden temizliği ibadetin kabulü için bir ön şarttır. Bir müslüman filozofu onun manasını çok iyi belirtmiştir. Bu dinî temizlik maksadıya eller, ağız, burun, yüz, kollar. Kulaklar ve ayaklar yıkanmalı, baş mest edilmelidir. Bunları yıkamak sadece dış temizlik değildir; geçmiş için tevbe, geleceğe azimle girmektir. Tevbe, mazinin günahlarını temizler ve azim Allahm yardımını celp ile hayatta henüz geleceği alâkadar eder. Bu bizim kötülük yapabilen ana uzuvları ilgilendirmektedir. Eller taarruz eder, ağız söyler, burun koklar, yüz veya çehre prestije zarar verir, tesir ve baskı sağlar; kollar kavrar, baş düşünür ve fesat kurar, kulak işitir ve ayak da Allah tarafından yasaklanan kötü yolda yürür, Abdestlerden evvel dahi kurtulabileceği şehevî günah bir tarafa tuvalette de temizlenmelidir. Bu temsilî ve tasavvufî cephe veya temizlik her uzvu yıkarken okunan dua formüllerinde açıkça gözükür. Tuvaletle ilgili olarak bir şey deriz: «AI-lahım kalbimi ni faktan ve ırzımı kötü fiillerden, fuhuştan temizle.» Abdeste şöyle niyet edilir : «Suyu temiz ve temizleyici yapan Allaha hamdolsun.» Yüz yıkarken Allaha şu niyazda bulunulur: «Kıyamet günü yüzümü ağart, ka-
ISLÂMDA İBADET HAYATİ
101
rartma.» Kolları yıkarken: «Beni iyi işlerde kullan kötü işlerde değil; kıyamet günü defterimi sol elime değil sağ elime ver; hesabımı kolaylaştır. onu güçleştirme.» Baş için «Bana faydalı ilim öğret.» Kulaklar için «Bana senin ve Resulünün sözünü dinlet.» Ayaklar için de «Ayağımı sıratta sabit eyle, senin dostlarının ayaklarının sabit kalacağı ve düşmanlarının ayaklarının kayacağı günde ayaklarımı kaydırma» deriz.
167 — Malûmdur ki günde beş vakit namaz müslü-manlara Hz. Peygamber (s.a.) in mirâeı vesilesiyle farz kılınmıştı. Hz. Muhammed (s.at) bundan başka bir mü'~ minin namazının Allahın huzuruna yükseldiği bir miracı olduğunu beyan buyurmuştur. Bu boş bir söz değildir; bir müslümanm namazda neler yaptığını bir görelim : Her şeyden evvel ayağa kalkar, ellerini kaldırır ve «Allahu Ekber» (yalnız Aîîah büyüktür) der; bu sur&tle Allah'-dan başka her şeyden vaz geçer ve yalnız rabbi olan Allahm iradesine kendisini terk eder Teşbih ettikten (sübhaneke'yi okuduktan) ve Cenabı Hakkın sıfatını zikrettikten sonra ilâhî azamet önünde kendisini o kadar hakir hisseder ki bir ta'zim nişanesi olarak başını eğer ve eğilir, sübhane rabbiyel azîm (Rabbim olan Allahm azametini teşbih ederim) der; sonra kendisini doğru yola sevk ettiği için şükretmek üzere doğrulur ve bu mülâhazasında Allahm büyüklüğü, uluvvü şanı zihnine o kadar tesir eder ki yere kapanmak ve yüzünü yere koymak ihtiyacını hisseder ve şunları tekrar eder: Sübhane rabbiyel âlâ (yalnız kendisi en âli olan Allahı teşbih ederim.) Vücudu bu madde dünyasından tedricen çıkarak ilâhî bir atmosfer içinde Allahm huzuruna çıkarılmaya salih bir hale gelmesi için de hareketi ik defa tekrar «der. O vakit Allaha selâm verir ve selâmına mukabeleyi alır. Mü'minin namazda kullandığı cümleler Hz. Peygam-
^^j^|
102
İSLAMA GİRİŞ
ber (s.a.) in Miraç esnasında Allah ile olan tahiyyat ve selâmlarıdır. «Selâmların en mübarek kılınmışları, temizleri Allahadir. Selâmet seninle (olsun) ey Peygamber. Allahm rahmet ve bereketleri de (beraber) Selâmet bizimle ve Allahm bütün salih kullarıyla (olsun)». Tâbir caiz ise mü'min hiç bir maddî sembol olmadan, her şeyin üstünde olan Allaha ruhanî bir seyahatle seyahat eder.
168 — Namazın batini mânası işte budur. Maddî faydalarına gelince onlar da pek çoktur. Bir mevkiin sakinlerini beş defa bir araya toplar. Şahsî meşguliyetlerinin yeknesak vazifeleri arasında birkaç dakika için dinlenmek fırsatını temin eder ve o yerin küçüğünü de büyüğünü de tam bir eşitlik havası içinde bir araya toplar. Zira namaz kıldıran kimse mahallin en yüksek memurudur. Başkentte en büyük camide namaz kıldıran aynı zamanda devlet reisidir (1). Namazın sosyal cephesi, mü'-minin etrafında Allahm hükümranlığını hissetmesi ve askerî bir disiplin havası içinde yaşamasıdır. Müezzinin daveti üzerine herkes toplanma yerine koşar, liderin arkasında sık saflar halinde dururlar, tam bir ahenk halinde bütün hareketleri müştereken icra ederler. Bundan başka bir mü'min dünyanın neresinde bulunursa bulunsun namaz esna-smda yüzünü aynı bir merkeze. Allahm evi olan Kâbeye döndürür. Bu ona İslâm topluluğunun vahdetini (birliğini) hatırlatır. Öyle bir birlik ki onda ne sınıf, ne ırk ve ne de memleket farkı vardır.
169 — Tercihe şayan ve usule daha uygun olan namaz, cemaatle kılınan namazdır. Böyle bir imkânın yok-luzu yahut daha elverişli bir kolaylık sağladığı takdirde kadın için de erkek içinde namaz tek başına kılınır. Bir günde beş defa namaz kılınması yirmi dört saatin aşağı
(1) Hz. Peygamber (s.a.) ve Hulefa-i Raşidkı devirlerine bir tel-mihdir.
İSLÂMDA İBADET HAYATI
103
yukarı en az bir yirmi dört dakikasını Allatın huzurunda geçirmek ve onu hatırlamak demek ise de mü'min se~ vinçde ve kederde, çalışmada ve dinlenmede, yatakta her işinde Aîlahı her an hatırlamalıdır. Kur*an (3:190-1) de şöyle söyler :
Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstünde yatarken Allahı hatırlayıp anarlar ve göklerin, yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünürler. «Ey Rabbi-miz_ Sen bunları boşuna yaratmadın» (derler)... Allah kâinatı insanın menfaat ve ihtiyacına hadim kılmıştır; fakat onlardan faydalanmak o nimetleri bilmekle (onlara şükretmekle) ve verene itaatle beraber olmalıdır, Allaha karşı isyan ve hemcinslerine haksızlık etmekle değil.
171 — Kadınlar, aylık rahatsızlıkları ve lohusalıkları esnasında namazdan muaftırlar, kılamazlar.
ORUÇ
172 — Bir mü'minin ikinci dinî vazifesi senede bir ay oruç tutmaktır. Oruç, bir kimsenin Ramazan ayının her günü Ekvator ve sıcak memleketlerde fecirden guruba kadar (ve Arzm 45 enlem derecesinden uzak bölgelerine 45 enlem dairesindekilerin tuttukları zamana muadil bir zaman kadar) enfeksiyon ve aşı dahil, yemekten, içmekten ve sigara içmekten sakmmasıdır. Söylemeye hacet yoktur ki bu müddet zarfında ruhanî bir hal ile te'lifi kabil ol mayan şehvanî ve nefsanî zevklerden de kaçınılması lâzımdır. Bu, diğer dinlerin mensuplarına pek güç görünebilecek sert bir disiplindir, bununla beraber dine yeni girenler, asırların tecrübeleriyle sabit olduğu gibi iyi bir irade ve azim gösterdikleri takdirde pek çabuk alışırlar.
173 — Oruç bütün bir ay boyunca devam eder ve malûm olduğu gibi bu ay İslâm'da muteber olan sırf ka-
104
İSLAMA GİRİŞ
merî bir aydır. Bunun neticesi, oruç ayı olan Ramazan devir devir kış veya az senenin bütün mevsimlerine tesadüf eder; ve bir kimse böylelikle yazın kavurucu sıcaklarında olduğu kadar kışın dondurucu soğuklarında da bu mahrumiyetlere alışmış olur; ve insanın bütün bunlara Allaha kullukta (itaatte) ruhanî bir disiplin olarak katlanır. Şüphe yok ki kimse bundan —namazda olduğu gibi— sıhhî, askerî, v.b. bir. takım faydalar kazanır. Başkalarından ziyade askerlerdir ki muhasara ve harbin diğer durumlarında yiyecek ve içecek maddelerin mahrumiyetlerine katlanmak ve müdafaa vazifelerine devam etmek zorundadırlar. Binaenaleyh askerlerini Ramazanda oruç tutmaktan alakoyan bir âmir veya kumandan en ahmak adam olacaktır. Bununla beraber yine tekrar edelim ki hedef, aslında ve esasında insanı Allah'a yaklaştıran dinî bir ibadet, ruhanî bir idmandır. Eğer bir kimse yalnız cismanî sebeplerle oruç tutarsa —meselâ bir hekimin tavsiyesine uyarak (perhiz gibi)— o dinî bir vecibeyi yerine getirmekten tabiatiyle uzaklaşmış olur.
174 — Namaz için olduğu gibi aylık mazeretleri esnasında kadınlar oruçtan da muaftırlar, şu fark ile ki ramazandan sonra tutamadıkları günler , kadar oruç tutarlar.
. 175 — Şu da bilinmelidir ki Hz. Peygamber (s.a.) daha fazla sevap elde etmek için ibadetlerindeki gayretleri dolayısıyla günler boyunca devamlı (meselâ 48 veya 72 saat) veya bütün bir sene, yahut bütün bir ömür boyunca devam eden orucu yasak etmiştir. «Senin kendi nefsine karşı da vazifen vardır.» derdi. Ramazanda farz olan oruca ilâveten bir kimse fazladan bir gayret eseri olarak arzu ederse zaman zaman oruç tutabilir. Bu nafile (fazladan olan) oruç için Hz. Peygamber (s.a.) bir defada iki gün orucu tavsiye etmiştir. Sıhhî bakımdan
İSLÂMDA İBADET HAYATI
105
mütemadiyen oruç tutmanın bir alışkanlık hasıl edeceği ve fasıla ile tutulan oruçdaki tesirleri husule getirmiye-, ceği bilinmelidir. Kırk günden az oruç büyük bir tesir : hasıl etmez, kırk günden fazlası alışkanlık husule getirir. 175/a — Soğuk iklimde oruç tutmanın sağlık şartlarına aykırı olduğunu söylemek bir safsatadır. Biyolojik müşahadeler vahşî hayvanların bilhassa kar yağarken pratik olarak hiç bir şey yemediklerini göstermektedir. Onlar uyurlar veya günlerini (oruçla) geçirirler, ilkbaharın gelmesiyle de canlanırlar. Ağaçlar bakımından da vaziyet aynıdır; kışın yapraklarını tamamen dökerler ve uyurlar, su dahi almazlar; (oruçlu) geçen birkaç aydan sonra ilkbaharda onlar canlanır ve şahane yeni yapraklarında ve çiçeklenişlerinde herkesin görebileceği gibi hepsinden daha da kuvvetli har alırlar. Bütün hayvanı organlar gibi şüphesiz sindirim cihazı da dinlenmeye muhtaçtır. Oruç "bunun için yegâne makul usuldür. Son zamanlarda bütün Avrupa memleketlerinde bilhassa mazinin rahatsızlıklarını kısa veya uzun oruç tutturma yoluyla tedavi eden yeni bir tıp mektebi ortaya çıkmıştır,
175/b — Kazancın onda birini Aîlaha sunmak insan cemiyeti içinde eski bir düşüncedir; mahsulün onda biri bir misaldir. Oruç da yiyeceklerimizin onda birini Allaha sunmaktır. Buna benzer bir fikirde (Kur'an-ı Kerim 6/60 - de) «Kim iyi bir amel getirirse, onun on kat mükâfatını alacaktır.» dendiği üzere iyi bir amelin Allah tarafından on katı sevapla mükâfatlandırılmasıdır. Hz. Peygamberin şu sözü de bunu izah eder: «Kim Ramazan ayını ve O'nu takibeden ay Şevvalden de altı gün Oruç tutarsa o kimse sanki bütün sene oruç tutmuş değildir.» Filhakika İslâmda kullanılan kamerî yıl 355 gündür; kamerî ay da bazan 29 ve bazan da 30 gündür. Böylece bir müslüman her sene 33 veya 36 gün oruç tutar ki on kat sevap değerindedir;
l106
İSLAMA GİRİŞ
İSLÂMDA İBADET HAYATI
107
yani 350 veya 360 gün ki bu ikisinin de ortalaması kamerî yılın günlerinin sayısı olan 355'dir.
176 — Sufiîer hayvani tabiatın galeyanının (coşmasının) insan ruhunun kemâle ermesine mani olduğuna dikkat etmişlerdir. Bedeni ruha tâbi kılmak için bedenin kuvvetini kırm7ak ve ruhunkini çoğaltmak zarûridir_ Öyle anlaşılıyor ki bu hususta hiç bir şey açlık, susuzluk, hayvani arzulardan vaz geçmek, dilin ve kalbin (aklın) ve diğer uzuvların kontrolü kadar tesirli değildir. Ferdî tekemmülün (şahsen kemâle ermenin) görünüşlerinden biri hayvanı tabiatın akla ve ruha uymasıdır însan Tabiatı bazan isyan eder, diğer zamanlardaki tutumu bir uyma halidir, bu itibarla bir kimsenin hayvanı arzularına gem vurmak için şartlarına riayet edecek oruç tutmak gibi bir ibadete de ihtiyacı vardır. Bir kimse günah işlerse oruç tutarak keffaret ve riyazetle teselli vesilesi bulur ve ruhunu tasfiye eder. Şu da kayda değer ki yememek, içmemek meleklerin şamndandır. Bu rejimi (orucu) kendi kendine yüklemekle gittikçe kendini meleklere benzetir ve bunu da Allaha itaat kasdıyla yaptığından ona yaklaşır ve onun rızasını elde eder ki bu bir insanın en son gayesidir.
HAC
177 — Hac lügatte hem (rabbe) yönelmek (seyahat etmek), hem de bir şeye (buradaki konumuza göre benliğe) hakim olmak için gayret sarfetmek mânalarına gelir. Hac ' kelimesinin tam şümulünü ifade etmekle beraber (mukaddes makamları) «ziyaret» mânasında terce-mesi âdet olmuştur. Hac bir müslümanın dinî vecibelerinin üçüncüsüdür. Baliğ olan erkek ve kadın her müs lümarim Ömründe bir defa Mekke'ye gitmesi ve orada Allahın iradesinde benliğini yok etmek (fena) için »gay-
ret» sarf etmesi lazımdır Oraya kadar sevahat için maddî imkânları olmayanlar bundan muafdirlar. Fakat hangi müslüman vardır ki azar araz tasarruf ederek bir gün oraya gidebilmek, dinin merkezi Kâbeyi (Beytullahı) ziyaret edebilmek için lüzumlu parayı biriktirmiş olmasın. Kur'an (3:96) da onun (Kabe'nin) insanlar tarafından Allaha ve Allahın birliğine inanan dinin, ithaf edilmiş dünyadaki en eski mabedi olduğunu beyan ederken mübalâğa etmiş olmaz. Eğer geriye Hz. İbrahim (a.s.) a kadar gidilseydi —ki İslâmî rivayete göre Hz. İbrahim (a.s.). Hz. Adem (a.s,) tarafından ilk defa yapılan mabedi yenilemekten başka bir şey yapmamıştır— bu mabedin Kudüs'te Hz. Süleyman (a.s.) tarafından bina edilen mabedden daha da eski olduğu görülürdü. Mekke'deki halli yoktur ki hâlâ rağmet görür ve muteber durumda olsun.
178 — Hac menâsiki (1) kısaca şöyledir : Mekke-i Mükereme civarında, mukaddes toprakların sınırında her günkü elbise çıkarılır ve bez parçasından ibaret yeknesak dinî bir kıyafete girilir. Bu bez parçalarından biri omuzlara konur diğeri peştemal gibi bele sarılır, bu kıyafet erkekler içindir, kadınlar için değildir. Hacı namzedinin başı'açıktır, Hac günleri devammca benliğini unutmaya gayret eder Murakabe ile bir gün geçirmek üzere Mekke'nin dış mahallelerinden olan Arafata gider, akşama doğru döner, geceyi Müzdelife'de geçirir ve ertesi sabah erkenden Meke'nin dış mahallesinden biri olan Mina'ya vasıl olur: Orada üç gün geçirir ve her sabah şeytanı taşlar ve bir kurban keser. Kabe'yi ziyaret eder ve yedi defa tavaf eder, sonra Kabe'nin karşısındaki Safa
(1) Hicaz'a hacı olmaya gidenlerin uyacakları davranışlar, yapacakları haller, demektir.
108
İSLAMA GİRİŞ
İSLÂMDA İBADET HAYATI
109
ile Merve tepeleri arasında yedi defa koşar. Sembolik arka plân $Öyle izah olunabilir :
179 — Hz Adem (a.s.). ile Hz. Havva Cennetten tar-dedildikleri zaman ayrı düşmüşler birbirlerini kaybetmişlerdi. Birbirlerini aradılar ve Allahm lûtfu ile Arafat'da buluştular. Şükran makamında Hz. Adem (a.s.) ile Hz. Havvanm nesilleri Allaha yönelirler, geçmişteki kusurlarının affını niyaz ve gelecekte yardımlarını dua etmek maksadı ile kendilerini unutmak ve huzuru ilâhide yok olmak için bir gayret sarfederler.
İSO — Şeytanı taşlamağa gelince : Malûmdur ki Hz. îbrahim (a.s.) her şeyin üstünde Allaha olan muhabbetini iddia ettiği zaman Cenabı Hak bunun delili olarak sevgi oğlunu kurban etmesini emir buyurdu. Bu imtihanın üstüne şeytan üç defa ona giderek kararından vaz geçirmek istedi ve rivayete göre bu da Mina'da vaki oldu. Hz. îbrahim (a.s.) her defasında şeytanı taş atmak suretiyle koğdu. Sonra Şeytan Hacer'e ve nihayet bizzat İsmail'e gitti; her ikisi de aynı şeyi yaptılar. İşte bu ha-re-ket, şeytan iğvalarma (günah işlemek teşviklerine) karşı bir karar mahiyetinde sembolik olarak tekrar edilir.
181 — Baytullahı (Allahm evi) ziyaret kendi kendini izah eder. Allaha itaatini isbat etmek için bir mü'-min oraya hürmek ve tevazuyla gider. Bağlılığa, aşk ve muhabete mevzu olan hakkında kendisini fedaya hazır olduğunu göstermek için onun etrafında tavaf etmek çok eski bir âdetir.
181/a — Birçok yanlış anlaşılmalar olduğu için Ha-cer'ul-esved'in bilhassa zikri gerekir_ O bir gök taşı değil, bir siyah taştır. Tatbiki ehemmiyeti tavafın başlangıç noktasını göstermektir, rengi dolayısıyla binada iyice göze çarpar. İkincisi bu taşa tapılmamaktadır; hiçbir müslüman
bu taş istikametinde secde yapmaz. Secde Kabe binasının Hacer'ul-esved'den başka taraflara dönülmektedir.
i Hatırlanabileceği üzere karmatiler Mekke'yi tahrip ettiklerinde Hacer'ul-esved'i ganimet olarak memleketlerine görürdüler ve taş uzun yıllar orada kaldı. Bu taş Mekke'den uzakta oluşu sırasında hiçbir müslüman taşın o zaman muhafaza edildiği yere (Onun. Umman) dönmedi; bilâkis Mekke'deki. Kabe'ye dönmekte devam ettiler. Kabe'nin binası dahi bir esas değildir. Eğer o meselâ tamir veya yeniden inşa maksadıyla yıkılırsa müslümanlar aynı istikamete dönerler, Hacer'ul-esved ile birlikte orada Kabe olsun veya olmasın, bu böyle devam eder. Söylendiği gibi Hacer'ul-esved'in pratik ehemmiyeti tavafın başlangıç ve bitim noktasını göstermesidir; ancak onun temsili bir manası daha vardır, Hz. Peygamber hadîste onu «Allahm sağ eli (yemin'ullah)» diye adlandırmıştır ve bir maksada matuftur. Filhakika insan biat (anlaşma) için elini o taşa koyar; Allah bizim bağlılığımızı ve teslimiyetimizi alır. Kur'an-ı Kerim dilinde Allah Malîk-ül Mülk'dir. Mülkünün bir merkezi vardır. Buna (Umum'ül kura) denir. Bu merkezde Allah'ın evi (Beytullah) mevcuttur. Eğer bir kul bağlılığını kontrol etmek isterse Beytullah'a gitmeli ve orada şahsen bağlılık biatim yapmalıdır. İşte biat noktası Kabe'deki siyah taş. Hacer'ul esved'dir.
182 — Safa ile Merve arasında yedi defa gelip gitmeğe gelince : rivayete göre Hz. İbrahim (a.s.) zevcesi Hz. Hacer'i kundaktaki çocuğu Hz. İsmail ve Mekke'nin ıssız ve kimsesiz vadesinde terk etiği zaman yanlarındaki su tükendi ve Hacer susuzluktan muztarip olan çocuğuna su bulmak için analık şefkatiyle sağa sola koştu. İşte o zaman Zemzem kuyusundan su fışkırdı. Analık muhabbetini ta'zim ve Allahm merhametine minnet-
110
İSLAMA GİRİŞ
İSLÂMDA İBADET HAYATI
111
tarlık nişanesi olarak Hz. Hacer'in yaptığı aynı hareketler aynı yerlerde tekrar edilir.
183 — Haccın sosyal görüşü daha az göze çarpıcı değildir. Müslümanların dünya çapındaki kardeşliği bizatihi orada en parlak bir şekilde tezahür eder Mü'minler ırk, dil ve doğum yeri hattâ sınıf fark olmaksızın oraya gitmek ve orada bir kardeşlik müsavatı ve ruhu için birbirleriyle kaynaşmak mecburiyetini hissederler: Çölde beraber kamp kurarlar, dinî vezifelerini hep beraber yaparlar, birçok günler muayyen saatlerde yürürler, dururlar ve geceyi çadır altında açık ordugâhta beraber geçirirler —ve bütün bunlar günde beş vakit namazdan fazla olarak— Allahm askerlerini bir disiplin hayatı içinde yetiştirir.
183/a îrtihallerinden birkaç ay evvel Hz . Muham-med rahmet tepesinde (Cebel'ür rahmeh) îslâmda insan hakları beyannamesini teşkil eden bir hutbede bulunmuştur, O sene Arabistan'ın her tarafından peygamberinin vasiyetini dinlemek için 140.000 kadar müslüman gelmişti. O vasiyet şöyle tahlil edilebilir :
O, İslâmın temel unsurlarını hatırlattı: Bir tek olan Allaha, senem «put) ve sembol olmadan iman; ırk ve sınıf farkı olmadan müminlerin eşitliği; ferdin ancak takvaya dayanan üstünlüğü; bütün insanların can, mal-ve namuslarının ve adaletin şahsen yerine getirilmesinin kaldırılması; kadınlara daha iyi muamele edilmesi; servetin, küçük bir grubun elinde toplanmasına imkân vermeden (veraset kanununa ve vasiyetlerin tahdidine ve faizin yasaklanmasına v. s. dayanarak) devamlı surette tevzii ve tahavvülü ve nihayet hayatın her sahasında hepimiz için yalnız Allahm iradesinin yegâne kanun oluşunun ilâhı. Bu nutuk her sene müslümanlara Arafat'taki aynı mukaddes rahmet tepesinden okunarak dinletilir.
184 — îslâmdan evvelki âdetlerin hiç değilse ilk müslüman nesilleri zamanında Hac şenlikleri münasebetiyle devm etmiş olduğuna inanmak için sebepler var-, dır. Böyle geniş bir toplanmanın verdiği fırsattan isti-- fade ederek senelik edebî bir kongre kurulur, şairler yeni iıışad ettikleri şiirleri okurlar, hatipler hayran hayran dinleyen kütleler önünde nutuklar irad ederek hünerlerini gösterirler, profesyonel pehlivanlar seyredenleri teshir ederler ve tacirler de türlü türlü ticaret eşyalarını getirirlerdi. Halife Hz. Ömer (r.a) Hac müessesesine pek hayırlı idarî bir yön verdi. Zira bu, onun için kumandanla-rıyle, valileriyle birlikte memleket meselelerini konuşmak için olduğu gibi, tasarlanan mühim projeler hakkında hakkın fikrini almak için mühim bir fırsattı. Bir defa daha hatırlatalım ki İslâmda uhrevî ile dünyevî, cismanî ile ruhanî beraber ve hattâ; ahenkli bir teşriki . mesaî halinde bir arada yaşar.
ZEKÂT
185 — Günümüzde halk zekâttan nakit olarak duran paradan her sene fakirlere verilecek olan muayyen biri .yüzde diye anlar. Fakat gerek Kur'an ve hadîste ve gerekse İslâmın ilk yıllarındaki tatbikata Zekât (Sadaka ve hak da denir) _ İslâm devleti tarafından müslüman tebaasından alman her çeşit vergi demektir. Ziraî mahsuller; madenler, ticarî maddeler, umumî otlaklarda yetişen ehîî hayvan sürüleri ve işletilmeyen nakit g ibi şeylerin üzerine konan vergiler. Başlangıçta bütün bu vergiler doğrudan doğruya devlete ödeniyordu. Fakat daha sonra Hz. Osman hilâfeti zamanında müslümanlann paranın zekâtım devleıin aracılığı olmadan Kur'an-ı Kerimde (9/60) yazılı hak sahiplerine doğrudan doğruya verebileceğine karar verdi.
112
İSLAMA GİRİŞ
İSLÂMDA İBADET HAYATI
113
185/a — Kur'an-ı Kerim (4 : 5) serveti, insan geçiminin aslî vasıtası ve dayanağı olarak tanır. Bu itibarla hükümete vergi vermenin Hz. Peygamber (s.a.) tarafından namaz, oruç ve zekâtın hemen yanıbaşmda îslâmm esaslarından ve dinin temel ibadetlerinden biri mertebe sine çıkarılmasına hayret edilmemelidir îslâmda devlet resinin şahsî lüksüne ve cakasına medar olsun diye haraç verilmez, belki topluluğa bir hak olarak ve daha ziyade ihtiyaç sahibinin lehine ve bu zekâtın kelime manasında ifade ettiği gibi kendisinin «gelişmesi» ve «temizlenmesi» için ne verilmek lazımsa o verilir. Hz. Peygamber (s.a.) «Bir kavmin reisi aslında onun hizmetkâ-dır.» buyurdu. Bu sözün doğruluğunu ve kavminin idaresini —hem ruhanî bir lider ve hem de bir devlet reisi sıfatıyla— bir menfaat karşılığı ele almadığı kat'î surete göstermek için Hz. Peygamber (s.a.) bir İslâm devletinde müslüman vergi mükelleflerinden gelen varidatın kendisine ve kabilesinin bütün erkânına haram olduğunu ilân etti. Eğer Devlet reisi halkın itimadını kötüye kullanmazsa onun aşağısında olan memurlar vazifelerini ifasında kılı kırk yararcasına daha dikkatli olurlar.
186 — Hz. Peygamber (s.a.) ve hulafa-i raşidin zamanında İslâm devletinde müslümanlara zekâttan başka bir vergi yoktu. Bir sadaka olmaktan ziyade mecburî bir yardım, kafa tutanlara karşı müeyyidesiyle cebir vasıtaları kullanarak toplanan miktarı belli bir devlet vergisi idi. Bu ödemelerin ehemmiyetini nıü'minin ruhuna daha iyi bir şekilde yerleştirmek maksadıyla İslâm bunu dinî bir vazife, Allahm birliğine iman, namaz, oruç ve haç gibi Allahm bir emri olduğunu ilân etti. Eğer iman ruhanî bir vazife; namaz, oruç, haç bedenî vazifeler ise zekâtın verilmesi de malî bir vazifedir. İslâm hukukçuları onun malî ibadetlerden sayarlar. Türkçesi: (servet ve-
sıtasıyla Allaha kulluk) diye adlandırırlar. Bu, şu vakia-nın — Şayet buna ihtiyaç görülüyorsa— diğer bir isba-tıcjrr ki İslâm insanı terkip eden ruh. ile beden arasında —ile birisine iltimas ve ne de ötekini istihfaf edmeden— ahenkli bir muvazene te'sis etmek suretiyle beşer hayatını bir tek bütün içinde tanzim eder.
187 — Kur'an bu yargıdan bahsederken fark gözetmeden müteaddit tâbirler kullanır : Büyüme ve temizleme mânasına gelen zekât birçok âyetlerde kullanılmıştır. Bu itibarla bir kimsenin büyüyen servetinin temiz kılınması için onun bir kısmını vermesi lüzumuna işarettir; Sadaka, (Kur'an 9/60) doğruluk ve merhamet mânasına gelir. Hak. türkçede kullandığımız mânada olmak . üzere yine zekât mânasına gelir. Haklar ve. vazifeler birbiriyle ilgili tâbirler ve mesaî birliği işleyen cemiyetin temeli olduğun dan cemiyete -diğerlerinin hakkı varsa servet sahibi olanın da bir vazifesi olmasını gerektirir.
188 — Tasarruf üzerine, toprak mahsulleri üzerine, ticaret eşyası, umumî otlaklarda yayılan hayvan sürülen, madenler, deniz mahsulleri v.b. üzerine tarh edilmiş vergiler vardır. Hepsinin nisbetleri vardır, bununla beraber ■hepsine zekât, sadaka derler ve birbirinden farklı olmayan diğer benzerleri de vardır.
189 — Hz. Peygamber (s.a.) zamanındaki tarifelerin değişmez ve katı nazarıyla bakılamaz. Bizzat Hz-Peygamberin diğer dinlere tanıdığı bazı muafiyetlerle beraber Taif ahalisini zekâttan affettiğini yukarda (38) görmüş bulunuyoruz. Ebû Ubeyde'nin nakline göre, büyük halife Hz, Ömer (r.a) Medine'ye getirilen erzağa konulan gümrük vergisini indirmişti. Hz. Peygamber (s.a.) in sağlığında da, meselâ yabancı tehdidine karşı
İslama Giriş — F: 8
114
İSLAMA GİRİŞ
memleket müdafaası için halkı fevkalâde yardımlara çağırmak mecburiyeti hasıl olurdu. Buna dayanarak, hukukçular, hükümetin nevâbib denen muvakkaten yeni vergiler tarh etmesinin yahut buhranın devamı boyunca vergi nisbetinin yükseltilmesinin mümkün olduğu neticesine varmışlardır. Kur'anın vergi mevzuları ve onların nisbetleri hakkında sükutu, hukukçuların çıkardıkları neticeyi te'yid eder.
190 — Kur'an, devlet masraflarından ve hükümet bütçesinin başlıca maddelerinden de teferruatıyle bahseder: «Sadakalar (müslümanlardan alman vergiler) yalnız fakirlere, miskinlere ve (devlet geliri için) çalışanlara, kalpleri kazanılacak olanlara, kölelikten âzad edilecek olanlara, ağır borç altına girmiş olanlara yardıma, Allah yolunda harcanmaya ve yolculara mahsustur; bu Allah tarafından bir mecburiyettir, ve Allah her şeyi hakkıyla bilendir.» (Kur'an 9:60). Yukarda söylendiği gibi sadaka ve zekât eş manalıdır ve müslüman halktan alman şey demektir. Gayr-ı müslimlerden alman haraç, cizye ve ganimet gibi şeyler zekâta dahil değildir; her iki gelirden istifade edenler birbirinden ayrıdırlar.
191 — Diğer kanun koyucuları daha ziyade gelir için hükümler koyarken Kur'an devlet gelirinin yalnız sarf mahalleri hakkında prensipler vazeder. Ayetin bahsettiği zekâttan faydalanan sekiz sınıf insan içinde Hz. Peygamber (s.a.) den bahsedilmemesi dikkate şayandır. Ağyarını mani bir şekilde alıcılardan bahseden bu ayetin vüsat ve şümul derecesini daha iyi anlamak için bazı açıklamalar faydalı olur.
192 — Halife Hz.. Ömer (r.a.) gibi büyük bir otoriteye göre (bkz. Ebû Yûsuf, Harâc, fi men tecibu aleyhi'l-cizye bölümü) Fukara (fakirin cemi) İslâm topluluğunun fakir ve muhtaçları. Mesâkin (miskinin cemi) —her ne
ISLAMDA İBADET HAYAT;
115
kadar evvelkinin bir benzeri olsa da— himayeye muhtaç gayr-ı müslimlerin fakirleridir. Gayr-ı müslimlerden alman vergiler (Sadaka) ya dahil olmadığı halde îslâmin, i gayr-ı müslimleri müslümanlardan alman vergilerden istifade edenler arasına sokmuş olması dikkate değer bir keyfiyettir.
193 —■ Devlet geliri için çalışan kimseler : ' tahsildarlar, muhasipler, gelirin sarfına memur olanlar, müfettişler ve murakıplardır ki bu liste hemen hemen devletin bütün idarî teşkilâtını ihtiva eder ve tatbikatta bu gelirden istifade edenler bakımından hem mülkî ve hem askeri idarenin bütün kısımlarını içine alır.
194 — Kalpleri kazanılacak olanların birçok çeşitleri vardır. Büyük hukukçu Ebû Ye'la el-Farra (el-Ah-kâm'us-sultânıyye, s. 116) şöyle der: «Kalpleri kazanı lacak olanlara gelince onlar dört çeşittir :
1) Müslümanların yardımına gelmeleri için kalpleri kazanılacak olanlar;
2) Müslümanlara fenalık yapmaktan kaçınmalarını sağlamak için kalpleri kazanılacak olanlar;
3) islâm dinine çekilmek istenenler;
4) Kendileri İslâm dinine girdikleri takdirde kabilelerinin de müslüman olmaları mümkün olanlar. Kalpleri kazanılacak olan bu sınıflardan her birinin veya herkesin, müslüman olsun veya müşrik olsun bundan faydalanması meşru'dur.
195 — «Kölelikten azad edilmesi» tabiriyle daima kölelerin hürriyete kavuşturulması ve düşman tarafından harpte esir edilmiş olanların fidyelerinin verilmesi anlaşılır. Köleler hakkında birkaç kelime burada yersiz sayılmasın: İslâmdan evvel hiç bir din kölelerin hayat şartlarının düzeltilmesine ehemmiyet vermiş değildir. Serah-si'nin kaydettiğine göre, İslâm peygamberi Arapların bü-
116
İSLAMA GİRİŞ
tün bütün köle edilmesini yasak etmişti. Diğer milletlere gelince Kur'an (24:93) iyi hal sahibi bir kölenin kendisini efendisinden satın almasını istediği zaman efendisinin bunu reddetmeye hakkı olmadığını beyan eder^ Filvaki bu takdirde mahkeme kanalıyla efendi, kölesinin hizmetinden vazgeçip onun hürriyetini kazanmak ve efendisine hizmetten kurtulmak maksadıyla para kazanıp biriktirmesine müsaade etmeye mecbur kılınır. Bundan başka yukarda gördüğümüz gibi İslâm hükümeti senelik bütçesinden bir miktar parayı, köleleri hürriyetlerine kavuşturmak maksadıyla ayırır. İslâmda köleliğin müsaade edilmiş olması bu bedbaht insanların istismarı için değildir. Böyle bir düşünceden uzak İslâmm birinci hedefi her şeyini kaybetmiş, şu veya bu sebeple memleketine iade edilmemiş harp esirine sığınacak bir yer sağlamaktır. İkincisi Allanın hükümetinde, îslâm muhitinde olanların bir kültür sahibi olmasına fırsat vermektir. Yalnız hükümet tarafından açılan meşru' muharebelerde alınan esirler köle olur. Hususî baskılarla, çocuk kaçırmalarla hattâ çocukların anaları, babaları tarafından satılmalarıyla, hulâsa her nasıl olursa olsun bu işin hiç bir meşru tarafı yoktur.
196 — «Ağır bir borç veya yük altına girmiş olanlara» yardım çeşitli yollarla tahakkuk ettirilebilir. Halife Hz Ömer (r.a.) in bu maksatla faizsiz borç verme servisi ihdas ettiğini görüyoruz,
197 — «Allah yolunda harcamak» her türlü şefkat ve merhamet dâvalarını içine aldığı gibi hukukçular da İslâmm müdafaası babında askerî teçhizatın bu *fasla sokulmasında hiç tereddüt etmemişlerdir; zira İslâm yalnız ve münhasıran yeryüzünde Allahm saltanatını te'sis için mücadele eder.
İSLÂMDA İBADET HAYATI
117
19 — «Yolcular»a gelince, vatandaş olsun yabancı olsun kendi memleketinden başka bir memlekete yolu düşmüş olanlara, yalnız misafirperverlik göstermek suretiyle değil onlara sıhhat, konfor, yol emniyeti, hulâsa her türlü istirahat sebepleri sağlamakla yardım edilir.
NETİCE
198 (a) — Dinî ibadetlere müteallik olayları tafsilatıyla izah ettikten sonra şunu bir kere daha belirtmek yerinde olur ki: Bütünün gelişmesi ve tekmil cüzlerin işbirliği, İslâmm yaşayış tarzını idare eden temel prensiptir. Kur'an müteaddit defalar «Namaz kılınız, zekât ve riniz!» emrini tekrar eder. Ruh ile bedenin birliğinin, bir olan Allaha ibadetle cemiyete olan borcunu ödemenin bir defada ve aynı yerde bareber emredilmiş olmasından daha iyi bir tezahürü olabilir mi? Ruhanî vazifeler maddî faydalardan hâli olmadığı gibi, dünyevî vazifelerin de ruhanî kıymetleri vardır ve bütün bunların hepsi yine bu vazifeleri ifada gösterilen niyet ve sebeplere bağlıdır.
MANEVÎ HAYATTA İRFAN
199 — İslâm maddî ve manevî bir bütün olması bakımından insan ve onun hayatı için bir disiplin tasavvur eder. Mizaçların birbirinden farklı olması dolayısıyla bazı kimselerin, başka sahalarda değil de muayyen sahalarda ihtisas sahibi olmaları inkâr edilmez bir vakıadır. Bir insan bütün dikkatini varlığının ruhanî (manevî) tarafında toplayacak olsa bile gıdası için, mensup olduğu cemiyetin icapları v.b. yine hayatın meşguliyetlerine az çok bağlı kalır.
200 — İmanı, teslimiyeti ve bu teslimiyetin en iyi yolunu talim eden meşhur ifadesinde Hz. Peygamber (s.a.) bu sonuncusunu aşağıdaki tâbirlerle tarif buyurdu: «Gidişinin mutlu olmasına (ihsana) gelinca Onu (Al-lahı) gormesen bile sen Onu gÖrüyormuşsun gibi Onun seni gördüğünü bilerek namazını kıl.», Bu, her şeyin mutlu kılınması, ibadetin, namazın en iyi metodu, Islâmm ruhanî manevî) kültürüdür. «Allaha kulluk etmek» en iyi anlaşılan bir tâbirdir ve yalnız dini içine almakla kalmaz, hayat boyunca Beşer hatt-ı hareketini de anlatır. Ruhanî bakımdan en kültürlü olan, bütün iş ve hareketlerinde Allahm iradesine en yakın bir şekilde kalabilendir.
201 — Bu disipline taallûk eden meseleler mistisizme konu teşkil eden hususlardır Mistisizmin îslâmda müteaddit benzerleri vardır: İhsan (ki yukarda zikredilen ifadede Hz. Peygamber (s.a.) tarafından kullanıldığını gördük); Kurb (Allaha yaklaşma); Tarikat (yol, yani Allaha gi dişin yolu); Sülük (seyahat, yani Allaha doğru gidiş); Tasavvuf (etimoloji bakımından yünden elbise giymek)
MANEVÎ HAYATTA İRFAN
LI9
bu sonuncusu oldukça meraklı ve en ziyade kullanılmakta olandır.
/ 202 — İslâm mutasavvıfları —diğer medeniyetlerde -kî benzerleri gibi— kendi talebelerinin veya ihvanlarının mahdut çerçevesi dışında kendi âdetlerini (ibadetlerini) ve hususiyetlerini açığa vurmaya pek istekli değildirler. Bu hal ortada utanılacak bir sırları olmasından değil, muhtemelen alelade insanların, onların hayâtın lezzetle rinden vazgeçerek bu kadar çok «nafile» zahmete niçin katlandıklarını anlayamayacaklarından ve aynı zamanda avamın, sûfilerin şahsî tecrübelerine inanamadıklarmdan ileri gelmektedir. Dolayısıyla bunun neticesi şu oluyor ki bir şey gizliliğe bürünmüş olarak kalırsa onu bilmeyenler —aramaya devam etmekle beraber— onu daha aziz tutuyorlar.
203 — Mizaçların şahıslara göre değişikliği insan ne-vinde ötedenberi mevcut olagelmiştir îslâmm lehine kaydolunacak bir şeydir ki o herkese ayrı ayrı mizacına bakmadan beraberce tatbik ve taksim edilmek üzere asgarî bir mecburiyet yüklemenin yolunu bulmuştur. Bu asgarî mecburiyet yalnız manevî değil aynı zamanda maddî ihtiyaçlara da temas eder. Bunu iyi anlamak için şu söy lenebilir ki en iyi müslümanlarm Hz. Peygamber (s.a.) in yakın talebeleri yani Ashabı olduğu hakkında kimsenin bir diyeceği yoktur. Onların hayatlarının incelenmesi bize başlangıçtan beri onların namütenahi denecek kadar çeşitli mizaçlara malik insanlar olduğunu gösteriyor. Bir Hz, Halid (r.a.) vardı ki cengâver ve cesur bir askerdi. IXıyduğu hayranlıktan ötürü Hz. Peygamber (s.a.) ona «Allahm kılıcı» demekten hoşlanırdı; bir Hz. Osman ve Hz. İbn Avf (r.a.) vardı ki zengin tüccardılar ve Hz, Peygamber (s.a) onlara cennet ehli olduklarına dair müjde vermişti; bir Ebû Dihar da (r.a.) vardı ki dünya nıa-
120
İSLAMA GİRİŞ
Undan nefret eder, zühd ve riyazet hayatını tercih ederdi. Göçebe bedevi hikâyesini de bu vesile ile hatırlatabiliriz: Bir gün bu â'rabî Hz. Peygamber (s.a.) in ziyaretine geldi, maksadı cennete gitmek içi en azdan nelerin yapılmasının lâzım geldiğini öğrenmekti. Hz. Peygamber (s.a.) de şöyle cevap vermişti; Allanın birliğine iman, günde beş vakit namaz, ramazanda bir ay oruç, Hac ye imkânları varsa zekât. Bedevi İslâm dinini kabul etti ve haykırarak ilâve etti: Allah hakkı için bunlardan ne eksik ne fazla bir şey yapmam. Hz. Peygamber (s.a.) in yanından çıkıp giderken Efendimiz Ashabına: Cennete gidecek adamı görmek isteye bu adama baksın dedi (bkz. Buhârî ve Müslim), îster cengâver Hz. Halid olsun, ister müreffeh bir zengin olan Hz. Osman olsun, onlar îslâmm esas vecibelerini ve bâtınını hiç bir zaman ihmal etmediler; bunun gibi zühdü seven Ebu Dihar, Selman, Efeudderda ve diğerleri bir inziva hayatı sürmeye, devamlı olarak oruç tutmaya, şehvanî zevklere düşmek korkusu ile kendilerini sakat etmeğe Hz. Peygamberden müsaade alamadılar Aksine Hz. Peygamber onları evlenmelerini emretti ve ilâve etti: «KenSi bedenine karşı da vazife sahibisin (bkz. İbn-i Hanbel). İslama göre bir kimse yalnız kendisine değil Allaha aittir ve Allanın bize emanet ettiği vücudumuza kötü muamele etmek caiz değildir.
SUFFA
204 — Hz. Peygamber (s.a.) zamanında Medine'nin büyük camiinde namaz kılman mahalden başka Suffa denilen hususî bir kısım vardı." Burası bizzat Hz. Peygam-oer (s.a.) in nezaretinde işleyen bir eğitim ve öğretim msr-kszi idi. Oldukça mühim biı miktar müslünıaıi orayı işgal ediyordı^ Onlar gündüz.!evi zamanlarının bir kısmını is-lâmî hayat yolunu, insanların yalnız Allah ile mür.ase-
MANEVI HAYATTA İRFAN
121
betlerini diğer, cemiyatin diğer uzuvlarıyla olan münasebetlerini öğrenmeye ayırırdı. Diğer taraftan da başkalarına yük olmamak, bir tufeyli mevkiine düşmemek için geçinmelerine medar olacak asgari bir ihtiyacı kazanmaya çalışırlardı. Gecelerini en iyi mistikler gibi nafile ibadet ve murakaba ile geçirirlerdi. Bu müesseseye Tekke densin, Hanikalı densin, yahut başka bir isim verilsin, hiç şüphesiz Suffanın sakinleri batini ibadetere maddî meşguliyetlerden ziyade bağlı idiler. Hz. Peygamber (s.a.) in bu ilk müslüman mistiklerine mizaç ve kabiliyetlerine göre bir şahıstan diğerine değişmesi gereken ne gibi ibadetleri emrettiğini ve bunların tafsilâtını ihtimal ki hiç bir kimse bilemeyecektir. Bununla beraber hedef belli olduğu için oraya götürecek meşru vasıtaları seçmekte kâfi hürriyet vardı. Bu münasebetle Hz. Peygamber (s.a.) in şu sözü bir defa daha hatırlatılabilir : «Hikmet mü'rainin kaybolmuş malıdır, nerede bulursa onu alsın.» (bkz. Tirmizî ve İbn-i Mâce).
TASAVVUFUN ZÜBDESİ
205 — Tasavvuf kelimesiyle İslâm, itikadlarm, tashihini, ibadete müteallik iş ve hareketlerin mübarek ve daha iyi kılınmasını, hayatın bütün faaliyetlerinde Peygamber efendimizin hayatının örnek tutulmasını, hal ve tavrın düzeltilmesini ve İslâmm yüklediği vecibelerin yerine getirilmesini kasteder.
206 — Tasavvufun, görünmeyen şeyleri bilmek, kerametler göstermek yahut kendi iradesini başkasının iradesi üzerine.—esrarengiz ruhî vasıtalarla— üstün kılmakla alâkası olmadığı gibi, riyazetle, çile çıkarmakla, bir yere kapanıp dünyadan elini çekmekle, istiğrak ve bunun neticesi olan tahassüslerle ki bunlar vasıta olabilir gaye olamazlar) alâkası yoktur; yahut Allanın zatına ait (pan-
122
İSLAMA GİRİŞ
teism gibi) bazı itikadlarla da ilgisi yoktur. Hele bazı şarlatanların, sufînin İslâm şeriatının ve asgarî vecibelerinin üstünde oluşu hakkındaki söyledikleriyle hiç bir alâkası yoktur_
207 — Daha münasip başka bir tâbir yokluğundan şahsî hattı hareketin en iyi metodu tasavvuftur denilebilir. Öyle bir yol ki orada insan Allah muhabbetini gittikçe fazlasıyla arayarak nefis murakabesini, ihlâsı, bü-tüh iş hareketlerinde, düşüncelerinde Allahm daimî huzurunu elde eder.
208 — islâm talimlerinde namaz, oruç, sadaka, fenalıktan, günahtan sakınmak v.b. gibi bazı «zahirî» vazifeler olmakla beraber diğerleri meyanında iman, Allaha şükretmek, ihlâs, hodbinlikten kurtulmak gibi «batini» vazifeleri de vardır. Tasavvuf, hayatın bu ikinci cephesi için bir idmandır. Lâkin yine de ruhun tasfiyesi için yalnız zahirî ibadetler ebedî mağrifete vesile olarak göste- ' rilir. Umumiyetle sufî batını ibadetlerle bazı hassalarını ve kabiliyetlerini geliştirir ki alelade bir insana göre bunlar keramet gibi gelir; fakat sufî bunları aramaz, hattâ onlardan kaçar. Bazı kimseler için bazı ibadetlerin icra-sıyla görünmeyen şeyleri bilmek mümkün olsa da sufî için şayanı arzu değildir_ Zira bunlar Allahm sırlarıdır ve onların vaktinden evvel yayılması nihayet insan için za rarlı olabilir. Bunun içindir ki sufî bu gibi kabiliyetleri elde etse de onları kullanmaz. Onu gayesi daima —Rab-bini daha fazla hoşnut etmek için— ruhun tasfiyesi olarak kalır. Kâmil insan odur ki yalnız haricî tavrını değil batınını da yahut —sufilerin dediği gibi— bedenini ve kalbini de güzelleştirir. Zahir (dış) için ibadet, muamelât ve ukubat (cezalar) a v.b. taallûk eden ahkâmdan mürekkep (Fıkıh) yani İslâm hukukunun hey'eti umu-miyesi vardır. Lâkin batın, tasavvufun hakikî mevzuunu
MANEVİ HAYATTA İRFAN
123
teşkil eder. Namazda icra edilen fiiller (fıkıh) a aittir. Fakat ihlâs ve zühd batını şeylerdir ve tasavvufa dahildir. ,Bu münasebetle Kur'amn iki sûresini hatırlatalım: «Mü1-;minler muhakkak muvaffakiyete erişmişlerdir, ki-onlar namazlarında samimî ve ciddîdirler.» (23:1-2) ve «Hakikat münafıklar namaza kalktıkları zaman onu üşenerek ve insanlar görsün diye gösterişle kılarlar.» (4:142). Burada gösterilen ibadetin iyisi ve fenası, îslâmm, müs-lümanlardan hayatın bütün faaliyetlerinde ne beklediğini anlatmak için bize bir ip ucu veriyor.
208/a — İslâm ananesi halifeye veya İslâm devletinin reisine adlî teşkilâta da dahil olmak üzere sade siyaset selâhiyetini tanımaz; bilâkis namaz, oruç ve haç gibi dinî amellerin zahirî cephelerini de idare selâhiyetini tanır. Bunların hepsi muhtelif mektepler tarafından geliştirilen (bkz. aşağıda § 563/a) fıkhın hükümleri arasına girer. Bizim hayatımızın mühim olan çok az bir kısmını ilgilendirmesine rağmen bu sahada iktidarın tek elde toplanması çok titiz bîr şekilde vazedilmiştir. Hz. Peygamberin irtihalinden beri gerek-dinî ve gerekse dünyevî hususlarla ilgili iktidarın kullanılmasında Peygambere halef olma hakkına kim sahiptir, şeklinde müslümanlar arasında mezhep ihtilâfları mevcuttur. Bırakalım, kıyamet günü Cenab-ı Hak hüküm versin; biz istikbalimizle meşgul olalım ve kendimizi Allah'ın düşmanlarına karşı müdafaa edelim. Ebedî olan ahıretteki saadeti temin edecek yegâne unsur olan manevî hayata gelince bu sahada bîr kıskançlık yoktur. Peygamberin aynı anda birkaç halifesi olabilir ve olmuştur. Eğer Nakşibendi tarikatı sıhhatini Ebu Bekir yoluyla peygamberden alıyorsa meselâ Kadiri ve Suhreverdi tarikatları da Hz. Ali yoluyla aynı şeyi yapmaktadır ve bunların hepsi de Sünniler arasındadırlar ki onlara göre Ebu Bekir dünyevî sahada Peygamberimi-
124
İSLAMA GİRİŞ
zin ilk halifesidir. Sünnileri ve Şiileri birleştiren bu manevî saha, yavan bir inziva değildir : Onun tam bir teşkilâtı vardır. Aptal ve evlât gibi tasavvuf dereceleri îbn-i Sa'd gibi en eski müelliflerde okuduğumuza göre bizzat Peygambere dayanan sıhhate sahiptir. Süyuti'nin bir eseri kutup, aptal ve evlâtla alâkalı Peygamberin bütün hadislerini toplamıştır. Burada tafsilâta hacet yoktur.
ALLAHIN RIZASI
209 — Avam, Allaha kulluk etmeden tek taraflı olmak üzere Allahm . kendilerini sevmesini ister; Kur'an (2:165) şöyle der: «...iman edenler Allaha muhabbetlerinde çok sebatlıdırlar...» başka bir yerde en iyi insanların kimseye onun minnettarlığını denemek için verdiği gibi Allahı severler...» Kur'an (5:54).
210 — Allahm rızasını elde etmek maddi refahtan faydalanmaya benzemez; Allah bazan bu maddî refahı bir «Hikmet mü'minin kaybolmuş malıdır, nerede bulursa onu bazı defalar da bu dünya refahını, bir adamın sabır ve tahammülünü, metanetini denemek için vermez. Her iki halde de Allaha bağlılık ve ibadette kusur etmemelidir. Bu hal bir taraftan benliğinden feragat ederek Allahm iradesinde fanî olmayı, diğer taraftan Allahm huzurunu devamlı ve müessir surette hissetmesini icap ettirir.
211 — Vahdet-i vücudun felsefî anlamı işte bu «kendi kendinin AUahda fanî olması» ihtiyacından doğar. Bir sufî için böyle bir inancın ikrarının, tasdikinin hiç bir kıymeti yoktur; o, onu hazmetmeyi ve duymayı bir realite olarak emel edinir. Böylece vahdet-i vücudun, varlığın birliği manasıyla, görünenlerin yahut diğerlerinin birliği mânaları arasındaki âlimine tefrik, hakikî bir sufî için, bu yolda yürüyen bir mü'mine yolunu kaybettiren ve maksada vusulü geciktiren lâf ve güzafdan başka .bir şey değildir.
MANEVÎ HAYATTA İRFAN
125
212 ~ Burada şu da hatırlatılır ki vahdet-i vücud'un islâmî anlamı, insanı Allaha birleştirmeye götürmez. Bir /insan Allaha ne kadar yakın olursa olsun yine bir fark, bir ayrılık ve Halik ile mahlûk arasında bir mesafe vardır. Bir kimse nefsinden feragat, eder, fakat şahsından edemez. Erişdiğimiz derece ne kadar yüksek olursa olsun o kadar daha fazla, «AAlah bizim dilimizden söyler, bizim elimizden icrayı fiil eder ve bizim kalbimizden arzu eder.» Burada insanın yükselişi ve Allaha doğru bir yol alması vardır, fakat ikinin biriyle karışması asla yoktur. Bunun içindir ki bir müslüman birleşme mânasına gelen İttisal (communion) kelimesini asla kullanmaz. Müslümanlar ruhanî sahada yol almayı merdiven veya yukarı çıkma mânasına gelen (miraç) kelimesiyle ifade ederler. Bu da insanın şahsî kabiliyetlerine göre değişir. Beşerî bir mahlûkun erişmesi tasavvur edilebilecek en yüksek seviye Hz. Peygamber (s.a.) tarafından erişilen seviyedir. Hz. Peygamber (s.a) in kendisine mahsus olan bu müşahedesine (miraç) denilir. Şuur' ve uyanıklık halinde Hz. Peygamber (s.a.) kendisinin semalara götürüldüğünü ve Allahm huzuru ile şereflendiril d iğin i gördü. Zaman ve mesafe mefhumları Ötesinde bile bu hal için Kur'an (53:59) Allah ile Peygamber arasında iki kaşın arası veya daha az bir mesafe olduğunu katî olarak beyan eder, Bu tarif aynı zamanda ikisi arasındaki ayrılığı gösterdiği kadar birbirine olan yakınlığın da derecesini gösterir. Bizzat Peygamber bu kelimeyi alelade bir mü'min için de kullandı: «Namaz mü'minin miracıdır.» Şüphe yok ki bu, bir kimsenin ferdî kabiliyetine ve istihkakına göre söylenmiş bir sözdür.
213 — Sülûk'un (ruhanî, batını) yolculuğun bir takım merhaleleri vardır. Bu merhalelere tedricen varılır. Hz, Peygamber (s.a.) in hayatında bunu evvelâ Hira ma-
126
İSLAMA GİRİŞ
MANEVÎ HAYATTA İRFAN
127
ğarasına inzivaya çekilmekle görüyoruz. Sonra Mekke devri geldi. Bu devirde onun için ilâhî dâva uğrunda katlanılacak fedakârlık ve ıstıraptan başka bir nasip yoktu. Ancak Hicretten sonradır ki —daima ilâhî emre uyarak— haksızlığa kuvvetle mukabele etti. Derviş olduğunu iddia eden bir kimsenin görünüşte böyle, hakikatte kuzu kıyafetine girmiş bir kurt olması mümkündür. Bunun gibi elinde toplanmış kudret ve hazinelerden vazifenin ifası sırasında nefsi için istifade etmemek suretiyle şahsen büyük bir fedakârlık yapan bir hükümdarın da hakikatte bir veli olması pek âlâ mümkündür.
214 — Nefsi kırmak için her şeyden evvel bir ta-vazu duygusu hissedilmelidir. Bu duyuş tekâmül ettirilir. Kibir Allaha karşı en büyük bir günah sayılır. İmam Ga-zâli'nin bir sözüne göre gösteriş kendi kendine tapmaktır, bu itibarla şirktir.
215 — Mizaçlar farklıdır, yollar da 'bu yüzden değişik olur. Bir rehbere ve üstada olan ihtiyaç üzerinde ne kadar ısrar edilse yeridir._ Hususî surette tıp tahsil eden bir kimseyi bir çıraklık devresi geçirmeden yahut mütehassıs doktorların derslerine devam etmeden doktorluk yapmasına müsaade edilmez. İnsanın kendi noksanlarını gördüğü haller nadirdir; noksanlarını derhal tashih ettiği haller ise daha azdır, İlk bir tedbir olmak üzere bize noksanlarımızı ve bunların nasıl giderileceğini göstermek için bir üstad lüzumdur. Fertte devamlı bir inkişaf ve daimî bir tekâmül vardır. Üstad bizi lüzumsuz bir çok gayretlerden esirger. Eğer mazinin te'crübesinden istifade edilmeyecek olsaydı ve her yeni doğan her şeye yeni baştan başlamak zorunda kalsaydı ve fert böylece kendi halinde ve kendi bilgisine müracaata mecbur bulunsaydı; ecdadımızın birbiri üzerine birikmiş bilgileri demek olan kültür ve medeniyet olmazdı. Bir talebenin
hocasının karar ve tavsiyelerine olan saygısı ile arkadaşlarının veya emsalinin tavsiyeleri hakkındaki görüşü asla birbirinin aynı olamaz. Nazarî etüdlerden sonra tatbikatı öğrenmek için bir tecrübe devresinden geçilir Bu maddî ilimler için olduğu gibi mânevi ilimler için de doğrudur. Birçok şeyler vardır ki yalnız okumakla, yalnız dinlemekle hiç bir vakit öğrenilemez; tecrübeli bir üstadın nezareti altında onların pratik olarak tatbiki zarurî olmasa bile daima faydalıdır. Bundan başka bilmek de kifayet etmez, onun hazmedilmesi, huy ve alışkanlık haline gelmesi de lâzımdır.
216 — Sufîler dört şeyi tavsiye ederler: Az yemek, az uyumak, az söylemek ve insanlarla az ülfet etmek.
«Az» demek tamamıyle yok demek, yapmamak demek değildir. Bu bazan hattâ imkânsızdır (yemek ve uyumakta olduğu gibi) ve daima arzu edilmeyen bir şeydir. İnsan her zaman için itidalden ayrılmamalıdır. Bir kimse yaşamak için yemelidir, yemek için yaşamamalıdır_ Al-lahm iradesini ve emirlerini yerine getirmek için lüzumlu olan kuvveti kazanmak maksadıyla yemek yemek bir ibadettir manevî verimliği azaltacak derecede gıdayı azaltmak ve zayıflamak bir günahtır. Sıhhat için uyku elzemdir ve insana tahmil edilen bir vazifedir; fakat bizi yatakta saatlerce kalmaya sevkeden tenbellik batını ilerleyişimizi geri bırakır. Az uyumak demek, geri kalan zamanı maddî ihtiyaçlar için geçirmek demek değil, zühd ve ibadete ait şeylerin yapılmasına kendini vakfetmek için daha çok zaman bulmak manasınadır. Az konuşmak,, mânâsız, boş şeyleri konuşmaktan ve bilhassa zarar verici sözlerden kaçınmaktır. Başkalarına iyi nasihat vermek ekseriya adetimizdir, fakat onu bizzat tatbik etmeyi unuturuz. Halk ile az ülfet etmek lüzumsuz sözler ve lüzumsuz temaslarla zaman öldürmeyi frenlemektir.
128
İSLAMA GİRİŞ
Diğerlerini iyi bir yola çevirmek, Allahm hoşnutluğunu celbedecek işlerin tahakkuku ile meşgul olmak daha ziyade arzu edilen ülfet ve temaslardır. Bununla beraber unutmamalıdır ki fertlerin ihtiyacı tekâmül merhalelerine göre değişebilir; genç bir mübtediye verilen nasihat olgun bir üstada verilmez^ Monden temaslar (sosyete hayatı) günaha teşvik edici fırsatlar verir, kıymetli zamanları kaybettirir ve daha mühim olan vazifeleri unutturur.
Beşinci bir nasihati eklemeye müsaade edilebilir: O da lüksü, aşkı ve şahsî zevkleri kastederek «az sarfet» dir; buradan tasarruf edilecek para bizim için değerli olup müsrif alışkanlıklarımız arasında tahsis edecek para bulamadığımız hususlarda kullanılır. Bu beş nasihat İslâmda maddî ve manevî ekonominin beş temel esasım teşkil edebilir.
HUSÛSÎ İBÂDETLER
217 — Bir kimse her zaman Ailahı hatırlamalıdır. Elzem olan şekli kalb yolu ile hatırlayıştı^ Fakat zihni-bir yere toplamak devamlı olmadığından, ruhun huzurunu kuvvetlendirmek ve Zati Bari hakkında düşünceyi teksif etmek için fizikî metodlar kullanılır. Kur'an (33:41-2) de şöyle der: «Ey iman edenler! Ailahı çokça hatırlayın ve Onu erkenden ve geç vakit teşbih edin.» Yine (3:19!1) de «Ailahı ayakta dururken, otururken, yan yatarken hatırlayanlar, Arz ile semaların yaratılışını düşünenler (şöyle derler) «"Ey rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın, seni teşbih ederim, bizi cehennem ateşinden koru".» İçin de bazı duaların defalarca tekrar edildiği münacatlar vardır; her gün itiyat haline getirilerek tekrar edilen dualar da vardır. Bunlar yüksek sesle veya yavaşça ■ okunur, fakat daima ve değişmez surette Allah zikredilir. Zati Ba-rîsi yahut Esması, sıfatları zikredilir. Mahlûk asla zik-
MANEVÎ HAYATTA İRFAN
'529
redilmez. Bahis konusu Hz. Peygamber {(s.a.) dahi olsa şükran ve hayranlık için tekarrüp, daima aleyhissetâtı vesselam efendimize Cenabı Hakkın lütuf ve .keremini talep etmek suretiyle olmalı ve bizzat peygambere bize bazı şeyler yapması İçin mustakilen niyazla olmamalıdır. Meselâ «Allahümme salli alâ Muhammed...» yani «Ey Alla-hım. Muhammede rağbet et, onu himayene al» yahut «Ey Ellahım, Muhammedi ona vaad ettiğin şerefli mevkie yücelt ve bize şefaatini kabul eyle.» v.b. Düşünceyi bir noktada toplamak için sufîler bazan inzivada yaşarlar, iti-kâfa çekilirler, bir an için nefes almayı durdururlar, gözlerini kaparla ve kalbin vuruşları üzerine dikkatle rini toplayarak Ailahı tefekkür ederler... Sufîler Ailahı hatırlamanın üç mertebesi vardır derler: İsmini hatırlamak, isim vasıtasıyla ve onun delaletiyle Ailahı hatırlamak, ne ismi ve ne de diğer vasıtalar olmaksızın Ailahı hatırlamak.
Bu hareketlerin bizzat Hz. Peygamber tarafından tavsiye edildiği ve bunların yabancı bir menşeden gelmediği hususunda Ebu Hureyre'nin boncuk ve tane vazifesine göre 2000 düğümü olan iplikten mamul bir teşbihin bulunduğu ve her gece onunla teşbihler çektiği hatırlanabilir.
218 — Diğer taât veya ibadet arasında riyazet ve çile çıkarmak, bilhassa ölümü ve kıyamet gününü tefekkür de zikredilebiliri İslâm için bunlar gaye değil vasıtasıdır. Daha ziyade, nefse hakim olmak ve onu kırmak için geçici ve iğreti şeylerdir, insanın bu dünyada bizzat kendi nefsine müsaade ettiği her şey iki zümreye ayrılır: Zarurî ihtiyaç ve lüks. Zarurî olandan asla vazgeçilemez, zira bu intihar olur. İntihara kalkışmak îslânıda dinî bakımdan yasak edilmiştir. Zira biz kendimize değil Al-
İslâma Giriş — F: 9
130
İSLAMA GİRİŞ
laha ait bulunuyoruz. Bu itibarla onun verdiği hayatı tahribetmek Allahm iradesine karşı gelmek demektir. Lükse gelince eğer bu dünyada o bizim varlığımızın gayesi olmazsa meşru'dur_ Bir insan bunlardan nefsaniyetine hakim olmak maksadıyla feragat edebilir. Bir kimse yaşamak için zarurî olandan mahrum olanlara yardım için fazla refah ve servet sahibi olabilir, fakat bu babda ifrata varmaya müsaade edilmez. Gücü ve kuvveti yerinde ve tertemiz bir hayat geçirmek için gayret sarfeden bir erkek, bu namuslu hayatı sürebilmek için diğer vasıtalara meselâ bir cerrahî ameliyata başvuran kimseden daha ziyade mükâfata müstahak olur. Fenalık yapmaya kudret ve istidadı olmayan bir adam, fenalığa kudret ve kabiliyeti olduğu halde ve onu yapmak elinde iken Allah korkusu ile bunu yapmaktan çekinen bir kimseye kıyasla hiç bir mükâfata lâyık olamaz.
219 — Çile ve imsak, diğer batını idmanlar bazı hassaları artırırlar, bununla beraber bu gibi hassaların elde edilmesi ne kadar kerametli olsa da sâlikin hedefi olamaz,. Otomatik olarak kusule gelen tahassüsler değil efalin tahakkuk ettirilmesi aranır. Bir kâfir dahi mağfirete nail olmaksızın velilerin bazı hassalarını iktisap edebilir. Sufî devamlı olarak maksuduna yönelir ve sü-lukünde bu hâdiselerle çok meşgul olmaz.
220 — Bir Sufînin, bir dervişin veya bir mistiğin hayatı geçmişteki günahlarına nedamet, diğer insanlara yaptığı haksızlıkları imkân nisbetinde tamir etmekle başlar. Allah kendi haklarına karşı işlenmiş günahları affeder, mahlûklarına karşı yapılan affetmez. Bunların affı-bu sonunculara (haksızlığa uğrayanlara) aittir. Bundan sonradır ki ancak Rabbe giden yolda yürümeye başlanır. Bu yol bir şahsın, bir zümrenin veya bir kast'm inhisarında değildir. Herkesin erişebileceği bir şeydir ve bu yolu tatmak da hötkese borçtur. Bu yolculuğun şartları
MANEVÎ HAYATTA İRFAN
131
dır ki: Allaha itaat ve Allahı hayırlama, îtaat şu manada kolaydır ki insan ne yapacağını, Allahm emir ve iradesinin ne olduğunu bilir. Zira Cenabı Hak kendi iradesini, bütün insanlara tebliğ edilmek üzere seçmiş olduğu peygamberlere bildirmiştir.
221 —. Cenabı Hak sayısız peygamberler göndermiştir. Eğer onların talimleri teferruatta fark ediyorsa bu Allahm (hâşâ) fikrini değiştirmiş olmasından değil sadece kendi rahmet ve hikmeti icabı insan kabiliyetlerinin gelişmesinden veya bozulmasından ötürü hatt-ı kareket kaidelerinde ve teferruatta değişikliğe lüzum hasıl olmasındandır. Ta'limlerinin esasında, bilhassa insanın Allah ile münasebetine taallûk eden hususlarda —Kurban da bu noktada ısrarla durur— peygamberler arasında fark olmasa da Cenabı Hakkın emir ve iradesinin en son şekline itaat ve o yolda amel etmek insanın Allaha olan itaati muktezasındandır. Eğer Allah Hz. İbrahim (a.s.) vası-tasıy insanlara bazı şeyler bildirmiş ise, bu bildirilenleri terk edip meselâ Hz. Musa (a.s.) nın getirdiklerine göre amel etmek itaatsizlik sayılmaz, çünkü o da kendi zamanında Kanun vaz'ının ya'ni Cenabı Hakkın emirlerinin en son şeklini getirmiştir. Buna ilâveten Hz. Musa (a.s.) nm tâlimlerini ihmal edip Hz. İbrahm (a.s.) in ta'-limleriyle amel etmek Allaha karşı apaçık bir itaatsizlik olur. Bunun içindir ki insan, zaman zaman birbiri ardınca gelen ve en sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa (s.a.) olan peygamberler tarafından getirilen Allah kelâmlarına göre amel etmelidir. Yine bunun içindir ki daha evvelden gelmiş bütün peygamberlere karşı olan hürmetiyle beraber bir müslüman, insanoğluna tebliğ edilmiş Allah Kelâmının en son şeklinden başkasıyla vazifeli olamaz. Bir müslüman Tevratı, Zeburu ve İncili mukaddes tanır. Bununla beraber mukaddes kitapların en sonuncusu olan Kur'amn
132
İSLAMA GİRİŞ
emrine göre hareket eder. Eski şeriatların ahkâmına bağlı kalan, Kanun vâzı'mn Allah'ın emrine itaat eden bir kimse gibi telâkki edilemez.
NETİCE • L ■ ■
222 — İnsan ruh ve bedenden, bir iç ve bir de dış âlemden mürekkep olduğundan kemâle doğru ahenkli bir terakki, muvazeneli bir tekâmül, insanın bu her iki cephesine birden ihtimam gösterilmesini gerektirir. îslâmda tasavvuf yahut batini kültür, insanda benliğin anlaşılmasını tasavvur eder. Allahın iradesinde fanı olmak bir hareketsizlik mânasına kafiyen gelmez. Bilâkis Kur'an bir çok ayetleriyle insanları harekete hattâ salih amellere, Allahın rızasını kazanmakta birbirleriyle yarışmaya teşvik eder. Kötü arzularına tâbi olmamak, Allahın iradesine kendisini uydurmak insanı hareketsizliğe sevketmez_ Allahın istediği olur; bununla beraber Allahm iradesi insanlardan gizli kaldığından ve bilinemediğinden bu yüzden mukavaffakiyetsizlik birbirini takip etse de Allahın emirlerine mutabık olduğuna vicdanen inandı ğıgayesine erişmek hususunda insana, sâv ve gayretini devam ettirmelidir. İnsanı harekete ve Allahm iradesine razı olmaya teşvik eden kaderin, bu dinamik anlamı Kur'anın (57:22-3) ayetinde pek güzel izah edilmiştir: «Yerde ve nefislerinizde bir musibet vukua gelmemiştir ki. bu bizim onu yaratmamızdan evvel mutlaka bir kitapta yazılmıştır, çıkana tasalanmayasınız, Onun size verdiği ile sevinip Şüphesiz ki bu, ALLaha göre kolaydır, Allah bunu elinizden şımarmayasınız diye yazmıştır. Allah çok böbürlenen bütün kibirlileri sevmez.»însan daima Allahın büyüklüğünü ve bunun karşısında kendi aczini ve Rabbinin kendisinden hesap soracağı kıyamet gününü tefekkür etmelidir. Kur'an (29:26) da şöyle der: «Bizim uğrumuzda mücadele edenlere gelince biz onlara elbette yollarımızı gösteririz, şüphesiz ki Allah iyilerle beraberdir.»
AHLÂK SİSTEMİ
223 — İnsanlar başlıca üç zümreye ayrılırlar :
1) Yaratılış itibariyle iyi olanlar ve şeytan iğvasi karşısında bozulması kabil olmayanlar;
2) Birincilerin tamamıyle zıddı ya'ni ıslahı kabil olmayanlar,
3) Bu ikisi arasında mütevassıt bir zümne İki bir ceza korkusu ile, kontrol altında bulundukları müddetçe iyi hareket ederler, kontrol olmazsa başkalarına karşı kusur ve haksızlık etmekten çekinmezler.
224 — Birinci ve ikinci zümrelerin mensupları mahdut olduğu halde sonuncu zümre beşer nevinin büyük ekseriyetim içine alır. Birinci zümreden (insan-melek) olanların bir idare ve kontrola ihtiyaçları yoktur; fakat ikinci sınıftan (insan-iblis) olanlar, kötülük yapmalarına imkân verilmemek için bütün vasıtalarla kontrol edilmelidirler. Büyük dikkat üçüncü nev'e (insan beşer) e tahsis edilmelidir.
225 —>■ Bu üçüncü zümreden olanlar bazı cihetlerden hayvanlara benzerler, sakindirler; başkalarının elinde daha iyisini gönnedikleri müddetçe ellerinde olanla memnun olurlar, başka taraftan kendilerine kötülük geleceğine ihtimal vermezler. Fakat kendi ellerinde olmadığı zaman başkalarmınkine göz dikebilirler. Günah işlemeye karşı bu kötü temayülü düzeltmek insan cemiyetinin ötedenberi başlıca meşgalesi ve hedefi olmuştur.
Bunun içindir ki baba çocuklarım kontrol eder. Aile, kabile, site-devîet reisi yahut herhangi bir insan grubu şefi kendi otoritesi altındaki insanlan ellerinde olanla kanaat etmeye mecbur eder ve başkalarının namuskârane
İslami Okul Okulların En Önemlisi