Kulliyatlar - 3. Sayfa
254
İSLAMA GİRİŞ
menin arapçalaştırılması veya arapça şekli içinde muhafazasını gerektiren hallere pek seyrek rastlandı.
468 — Botanikte kullanılan kelimeler pek karakteristiktir. İslâm imparatorluğunda yetişmeyen bazı nebatların isimleri hariç orada tek bir yabancı teknik tâbir yoktur. Her tâbir için arapçada kelimeler bulunur. Ed-Divanaverî'nin (vefatı 895) altı kaim ciltlik encyclopaedia Botanica'sı olan Kitâb'un-Nebâtı bu konuya dair yunanca eserlerin iki tercemesine başlanmadan evvel te'lif edilmiştir. Silberberg'in ifadesine göre : «Binlerce senelik araştırmalardan sonra Yunan botaniki Dioscorides ve Theo-phrastes'in eserleriyle hülâsa edilebilir; fakat bu mevzua dair Dinaverî'nin ilk müslüman eseri, onları derin bilgisi ve vüs'atı bakımından fersah fersah geçer (1). Dinaverî her nebatın yalnız dışını değil, gıdaî, tıbbî ve diğer hassalarını da tarif eder, onları tasnif eder ve yetiştikleri yerlerden bahseder.»
TIP İLMÎ
469 — Müslümanlar zamanında anatomide, tababette, eczacılıkta, hastahane teşkilâtında, icrayı tababete nıüsa-ade edilmeden evvel imtihana tâbi olan doktorların tahsili konularında Önemli gelişmeler vukua geldi. Bizans, Hindistan, Çin v.s. ile müşterek hudutları olduğundan îslânı tababet ilmi ve fenni, dünya tababet bilgisi oldu; eski ilîm tetkik ve tecrübeye tâbi tutulurken yeni ve ori-
{1) Onun sözleri şunlardır: «Her ne ise, kadın botanik müel-lefatının tamamı bizim (Dinaveriye ait) kitabımıza muvazi sadece iki kitap göstermekte olması kâfi derece hayret vericidir. Nasıl oldu da müslümanlar ikültür hayatlarının bu kadar erken bir devrinde Helenizm gibi bir bahanın sahibi millet seviyesine ulaştılar. Ve-hatta bu noktada onları da geçtiler. (Zeİtschrift für Assryiologie, Strassburg, c. 24-25, sene: 1910-1911; bkz. c. XXV, 44).
MÜSLÜMANLARIN İLME HİZMETLERİ
255
jinal buluşlar da yapılıyordu. Razî, İbn Sina, Ebu'l-Kasım ve diğerlerinin eserleri yakın zamanlara kadar Garpta bile bütün tıbbî tetkiklerin esası olarak kaldı. İbn-i Ne-. fis'in eserleri sayesinde şimdi anlıyoruz ki kanın dolaşımı onlarca da bilinen bir şeydi.
O J> TİK
470 — Bu ilim bilhassa müslümanlara çok şey borçludur. Kindî (9. asır) nin şua'lara ait yazdığı kitap —ki bize kadar gelmiş bulunuyor— Yunan ilminin yangın çıkartan aynalarından bir hayli ilerdedir. Onu takibeden İbn'ul-Haysam (Alhazen, 965) de haklı olarak devamlı bir
- şöhret kazandı. İslâm dünyasının mümessilleri olan Kindî, Farabî, Birunî ve diğerleri dünya ilim tarihinde yerlerini hiç kimseye terketmedüer.
MİNERALOJİ (Madenler ilmi), MEKANİK, v.s.
471 — Bu konu hem tıb bakımdan ve hem de hükümdarlar ve servet sahibi insanlar tarafından o kadar aranan kıymetli taşların bilinmesi bakımından âlimin dikkatini çekti. Birûnî'nin eserleri bu sahada el'an kullanılır haldedir.
472 — İbn Firnas (vefatı 388) bir cihaz icadetmiş ve onunla uzun bir mesafe uçmuştu. Bir kazada öldü ve eserini geliştirecek bir halef bırakmadı. Başkaları batmış gemileri yüzdürmek, çok büyük kuturdaki ağaçları zahmetsiz çekip çıkarmak için mekanik âletler icadettiler.
473 _ Denizaltı bilgisinde, inci avcılığı ve kabuklarının muamelesi hakkında birçok risaleler yazılmıştır.
ZOOLOJİ (Hayvanlar ilmi)
474 _ Vahşî hayvanların ve kuşların hayatlarının
256
İSLAMA GİRİŞ
MÜSLÜMANLARIN İLME HİZMETLERİ
257
tetkiki Arabistan bedevilerini daima büyülemiştir. Cahiz (vefatı 868) tekâmüle ait konuyu herkesin anlıyacağı şekle sokan kocaman bir eser bıraktı; şahin ve ehlileş-tiıilip yetiştirilmiş av hayvanları ve kuşları vasıtasıyla yapılan aralıklar hakkındaki sayısız eserler bir tarafa konu sonraları Miskavayh, Kazvinî, Damirî ve diğerleri tarafından geliştirildi.
KİMYA ve FİZİK
475 — Kur'an birçok defalar müslümanları, kâinatın yaradılışı üzerinde tefekküre ve arz ile semaların insana nasıl faydalı kılındığını araştırmağa teşvik etmiştir. Bu itibarla Islâmda iman ile akıl arasında asla bir çatışma olmamıştır. İşte bu sebeptendir ki müslümanlar kimyada ve fizikte daima artan ciddî tetkiklere çok erkenden başladılar. İlmî eserler Halid ibn Yezid'e (vefatı 704) ve büyük hukukçu Cafer'üs-Sadık'a (vefatı takriben 765) atfolunur. Onların talebesi Cabir ibn Hayyan (vefatı takriben 776) asırlar boyunca haklı olarak meşhur kaldı. Eserlerinin belli vasfı ve hususiyeti, basit zihnî tahliller yerine yaptıkları objektif tecrübelerdir. Ve müşahedeleri sayesinde birçok vakıları topladılar, onların tesiriyle simya (eski kimya ilmi) olaylar üzerine kurulmuş ve ispat edilmesi mümkün tam bir ilim haline ,geldi_ Daha o zamanlar Cebir kireçlenmenin kimyevî muamelesini ve redüksiyonu biliyordu. Hararetle tasfiye, buhar haline getirmek ve billûrlaştırma metodlarmı tekâmül ettiren odur. Aşikârdır ki, insan bilgisinin bu yolla rında nesiller ve asırlar boyunca sabırla takip edilen mesaiye lüzum vardır. Cebir'in eserlerinin ve diğerlerinin lâtince tercemeleri modern ilmin, İslâm âlimlerinin eserlerine ne kadar büyük borcu olduğunu ve bu ilmin Yunan metodlarından ziyade Müslüman tecrübe metodları-
.nın tatbiki sayesinde ne kadar süratle geliştiğini göstermeğe kâfidir.
MATEMATİK
476 — Matematik ilmi, gelişmesinde müslüman payının silinmez izlerini taşır. (İngiliz dilinde kullanılan algebra (cebir), zero (sıfır), cipher v.s., Arapça aslın-
dandır. Harzemî'nin Ömer Hayyam'm, Birunî'nin ve diğerlerinin adları Euciid ve hindli müellif Siddhanta kadar meşhur kalacaktır. Trigonometri Yunanlılarca bilinmiyordu : Onu keşif şerefi muhakkak müslümanlara aittir_
HULÂSA
477 — Hülâsa Müslümanlar başlıca İrfan merkezleri olan doğuda Bağdat, batıta Kurtuba ve Gırnata da büyük felâkete duçar oluncaya kadar ilmin hizmetinde çalışmağa devam ettiler. Bu merkezler ilim için büyük bir felâket olan barbarların istilâsına uğramışlardır. Matbaanın icadedilip yayılmamış olduğu bir devirde kütüp-hanelerdeki yüzbinlerce elyazması kitapların yakılmış olması misli görülmemiş telâfisi imkânsız bir kayıptır. Katliâmdan âlimler de kurtulmadı. Asırlar boyunca meydana getirilmiş olanlar birkaç gün içinde imha edildi. Bir medeniyet böyle büyük musibetler yüzünden batarsa onu telâfi etmek için asırlarla ölçülecek zaman ve evvelki medeniyetin bayrağını taşıyanların sukutundan sonra bu vazifeyi üzerine alanların başarılarının tetkiki de dahil olmak üzere müteaddid çareler lâzımdır. Bundan başka asîl ruhlar ve büyük zekâlar kasbî değil, vehbîdir; Allahı Zülcelâlin halka bir lütuf ve ihsanıdır. Bu asil ruhlu insanların ehliyetsiz ve laubali şahıslar tarafından işgal
İslama Giriş — F: 17
258
İSLAMA GİRİŞ
MÜSLÜMANLARIN İLME HİZMETLERİ
259
edilen memleket idare makamlarından uzak tutulmaları ve vatandaşların iradesiyle ilgilendirilmemeleri ekseriya ağlanacak ayrı bir faciadır.
GÜZEL SANATLAR
478 — Kur'an, diğer ilimlerde olduğu gibi müslüman-lar arasında Güzel Sanatların da tekâmülünü teşvik etti. Kur'anm ibadet esnasındaki tilâveti musikîyi meydana getirdi; metnin muhafazası Hüsnü Hattı (güzel-yazıyı) ve mücellitliği geliştirdi; cami' mimarîsinin ve tezyini san'-atları gerektirirdi Daha sonra buralara zenginin-dünyevî ihtiyaçlarının ilâvesine sıra geldi. Ruh ile beden arasında daki muvazene endişesiyle îslâm herşeyde itidali tavsiye etti. Tabiî sanat kabiliyetlerini doğru yola şevketti ve insanda ahenkli bir bütün inkişaf ettirmeğe çalıştı.
479 — Sahih-i Müslim'de (muteber Hadis kitabı) ve İbn-i Hanbel'in Müsned'inde Hz. Peygamber (s.a.) in şayanı dikkat bir Hadîsini görürüz : «Allah güzeldir, güzelliği sever.» Diğer bir Hadîs şöyledir : «Güzellik her şeyde emredilir; bir kimseyi öldürecek bile olsanız onu güzellikle (yahut güzel bir tarzda) öldürün.» Allah Kur'-anda şöyle buyurmuşrur : «Yere en yakın semayı kandillerle güzelleştirdik.» (67:5), yahut «Biz yeryüzünde ne varsa bir ziynet vardır ki, insanları hangisi daha güzel amel yapacak diye, imtihan edelim.» (18 : 7) ve sonra şunu emretmeğe kadar gider : «Her secde etmek fırsatında (ya'ni namazda) süslü elbisenizi giyiniz.» (7:31).
480 — Hz. Peygamberin hayatında tesadüf ettiğimiz şu hâdise çok öğretici bir mahiyettedir. Efendimiz (s.a.) bir gün içi iyi tasviye edlmemş br kabr gördü. Bozuk yerlerin düzeltilmesini emir buyurdu ve ilâve etti ki : «Bu işin ölüye ne faydası, ne zararı olur; fakat yaşayanların gözlerine daha güzel görünür. Ve her kim ki bir şey ya-
par, Cenab-ı Hak onun mükemmel bir şekilde yapılmasını sever.» (bkz. îbn Sa'd, VIII, 156)
481 — înce san'atların zevki insanda doğuştandır. Diğer bütün tabiî Allah vergilerinde olduğu gibi İslâm, artistik kabiliyetleri itidal ile gelişmek ister. Şunu tekrar hatırlatmak yerinde olur ki ifrat, riyazette de olsa, ibadette de olsa yasaktır.
482 — Mescid-i seadette Hz. Peygamber (s.a.) için hazırlanan minber, nar büyüklüğünde iki topla süslenmişti ve Hz. Peygamberin (s.a) iki torunu onlarla oynarlardı. Bu, ahşap yontma sanatının başlangıcı oldu. Daha sonra Kur'an nüshaları renklerle tezhibedildi ve ciltlenmelerinde büyük ihtimam gösterildi. Sözün kısası islâm artistik terakkiyi asla menetmez. Bu bapta derpiş edilen yegâne mahzur (insan da dahil olmak üzere) canlı mahlûkatm resimleridir. Yasak kat'î değil gibi görünüyor, bununla beraber Hz. Peygamber (s.a.) bu çeşit faaliyeti tahdit etti. Bunun sahipleri psikolojik, sisyal ve biyolojik olduğu kadar metafiziktir. Muhtelif âlemlerin yaratılışında hayvanlar âlemi tecellinin en yükseğidir, nebatlar ve cansız varlıklar âlemleri bunun arkasından gelir. Bu itibarla Halika derin ta'ziminj eda etmek endişesi ile insan en yüksek hilkati Allaha tahsis eder ve kendisi daha aşağı tabakadakilerle iktifa eder. Ruhiyatçılar derler ki hayvanı tasvircilik hilkatta hareket ve bilhassa insanla ilgili olarak kesif melekeleri ile hayvanat krallığının sahip olduğu imtiyazlı durumu görerek insanı karşı koyacağı ikili iğvaya tabi tutar: 1. Sadece imal ettiği halde «yarattığı» na inanma delâleti (ve bir delil olarak da kendi mamulü heykele âşık olan yunan heykeltraş-ları), 2. Surette, yaklaşılabilen uluhiyet ruh ve ideal faziletlerini atfetmek delâleti (Putperestliğin) kadına insanlık tarihi İle kahramanlar, Şampiyonlar ve yıldızlar âlemine karşı modern tehalükü mukayese ediniz. Biyolojik sebebi
260
İSLAMA GİRİŞ
şudur ki kullanılmayan bir kaabiliyet kullanılmakta olan? diğerini takviye eder. Meselâ bir a'mâ'nın hafızası ve hassasiyeti alelade insanlarınkinden kat kat üstündür. Canlı mahlûkların resim, yontma, heykel v.s. ile tasvirinden uzak kalmakta artistin fitrî kabiliyeti diğer mahreçler arar ve sanatın diğer sahalarında daha büyük bir kuvvetle kendini gösterir. (Meyvesini çoğaltmak için ağacın budanmasını. düşünürüz). İşin sosyal cephesine gelince, ifrat ile taraftarlık putperestliğe yol açar, bu itibarla canlı mah'uklarm tasvirinin men'i putperestliğin de men'i lo-muş olur. ilmî ihtiyaçlar (anatemi, antropoloji, v.s. tedrisatı için), emniyet ihtiyaçları (polis için, hüviyet varakaları ve firari suçluları yakalamak için) vazgeçilmeyen bunlar gibi mühim şeyler.
483 — Tarih gösteriyor ki müslümanlar arasında «timsali» (resim, suret) sanatlar üzerine konulan bu engel umumî olarak bu sanata asla gem vurmamış, aksine «gayri timsalî» olan sanatlar sahasında şayanı hayret bir gelişme kaydedilmiştir. Kur'an (24 : 36) bizzat cami'le-rin inşasında azameti tavsiye eder. Medine'de mescid-i Nebevi, Kudüs'te Kübbet'us-Sahra, İstanbul'da Sülüyma-niye Camiî, Hindistan'da Agra'da ■ Tac-Mahal, Gırnatada Elhamra sarayı, mimarî bakımdan olsun tezyini sanatlar bakımından olsun diğer medeniyetlerin şaheserlerinden üstündür, hiç bir surette aşağı değildir.
484 — Güzel sanat olarak hüsn-i hat bir rnüslüman ihtisasıdır, o resim yerine yazıdan bir sanat yapar; tablo olarak yahut duvar tezyinatı olarak kullanılır, kıymetli kumaşları süsler. Bu sanatın en güzel numuneleri kendî haşmet, zarafet ve güzellikleri içinde görülecek şeylerdir, onları tarif etmek mümkün değildir_
485 —• Müslümanlara has diğer bir sanat Kur'an-ı Kerîm tiîlâvetidir. Musikî aletleriyle refakat edilmediğinden ve manzum da olmadığından Kur'anın tilâvetine Hz. Pey
MÜSLÜMANLARIN İLME HİZMETLERİ
261
ganıber (s.a.) zamanından beri büyük ihtimam ve dikkat -gösterilmiştir. Arap dili onun nesrine öyle bir ahenk verir ki diğer dillerin kafiyel mısraları bu güzelliğe asla ■erişemez. Üstat hafızların okuduğu Kur'anı dinleyenler, yahut her gün namaza çağıran ezanı işitenler, müslü-manların bu hususiyetlerinin kendine has güzelliğini bir-lirler.
486 — Dünyevî musikî ve taganni de hükümdarların ve zenginlerin himayesinde kendisine mahsus bir tekâmüle mazhar oldu, Farabî gibi nazariyetçiler, Risalei îh-vamssafa'nm müellifleri, îbn Sina ve diğerleri yalnız muazzam eserler bırakmadılar. Yunan ve Hind musikisinden hatırı sayılır düzeltmeler yaptılar. Musikiyi kayd için işaretler kullandılar ve çeşitli musiki âletlerini tarif ettiler. Ahval ve şartların icaplarına uygun âlet ve makam intihabı —hasta insanların karşısında neşeli veya kederli v.b. leri— derin tetkiklere mevzu oldu.
487 — Şiîre gelince Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu : «Öyle manzumeler ve şiirler vardır ki hikmetle ■doludur ve yine hatiplerin nutukları vardır ki büyüleyici bir tesir husule getirirler.» Kur'an gayrı ahlâkî şiire hevesi kırmıştır. Bu emre uyarak Hz. Peygamber (s.a.) zamanının en iyi şairlerini etrafına topladı ve onlara takibe-dilecek yolu ve gözönünde tutulacak sınırları gösterdi. Bu suretle bu tabiî kabiliyetin iyiye ve fenaya kullanışını birbirinden ayırdı. Müslümanların şiire müteallik bütün zaman ve bütün dillerde eserleri vardı; en kısa bir şekilde bile bunlardan burada bahsetmek mümkün değildir. Bir Arap şairi şiirinde — fâbirlerin birbirinin aynı oluşundan—' kendini daima «evinde» «yurdunda» hisseder: Beyit, hem ev (veya çadır) ve hem de iki mısradan meydana gelen nazım; mısra, manzumedeki mânasından başka bir çadırın eteği; sebep: vezin tekniğindeki mamasından başka çadır ipi; Veted: vezin tekniğindeki he-
262
İSLAMA GİRİŞ
çelerden başka kazık mânasına gelir. Ayrıca muhtelif şiir vezinlerine verilen isimler muhtelif deve yürüyüşleri —süratli, ağır v.s.— ile eş manalıdır. Bunlar bu lisanın birçok hususiyetleri arasında ancak birkaç tanesidir.
488 — Hülâsa, müslümanlar sanat âleminde —onun zararlı hususiyetlerinden kaçınarak— estetik cephelerini tekâmül ettirmek ve oldukça yeni şeyler icadetmek suretiyle kendi hisselerine düşen yardımı yapmışlardır Bu sahada da onların yardımı mühim olmuştur. Burada iki noktaya temas edilebilir :
1. Eğer müslümanlar Peygamber tarafından kendileri sıkı sıkıya talim edilen her şeye hakim, îslâm kültürü olan kendi kültürlerine sahip olmasalardı, kolayca ve rahatlıkla kakim olduğu kimselerin kültürleri tarafından şüphesiz yıkılırlardı.
2. Fevkalâde geniş îslâm devleti tebeasıda bütün dinlerden her birinin kendi kültür ananeleri olan hı-ristiyan, yahudi, zerdüşt, sabii, brahman, budist v.s. halk mevcuttur. Bunlar kendi aralarında tesanüt kurmadılarsa da siyasî efendileri olan müslümanîarla işbirliği yaptılar ve her biri müsîümanlara kendi fikrini izah etti; müslümanlar da —soy arasında bile ihtilâflar bulunduğundan— onlardan herhangi birini taklit zorunda kalmayıp aksine ilmin ve insanlığın faydasına olmak üzere onların hepsini yoklamak, bir sentez yapmak durumunda oldular.
UMUMÎ İSLÂM TARÎHÎ
489 — İslâm tarihi demek, hemen hemen son on dört asırlık dünya tarihi demektir Burada yapacağımız şey bu tarihin belli başlı hâdiselerinin ana hatlarını müte-vazi bir şekilde belirtmeyi denemektir.
HULEFA-İ RAŞİDÎN DEVRÎ
490 — Peygamber (s.a.) efendimiz bu dünyadan göçtükleri zaman Hicretin onbirinci ve Milâdın 632. senesi idi. Bu tarihe tekeddüm eden 23 sene zarfında dinini kat'î ve açık bir surette ifadeye muvaffak olduğu gibi yoktan bir devlet meydana getirdi. Medine şehrinin bir kısmında küçük bir site-devlet halinde başlayan bu imparatorluk kısa bir müddet içinde bütün Arap yarımadasını, Filistin ve Irak'ın güney kısımlarını içine aldı. Bundan başka yüz-binlerce müntesibi bulunan bir topluluk bıraktı. Bu insanlar büyük bir iman ve itminaln ile O'nun doktrinlerine bağlı kalmış ve başladığı eseri devam ettirecek kabiliyette insanlardı^
491 — îslâm peygamberinin dünyevî muvaffakiyetleri, hayatının son senelerinde bazı meceraperstleri peygamberlik iddiasında bulunmağa heveslendirdi. Efendimiz (s.a.) in irtihalinden sonra aylarca, halife Hz. Ebu Bekir (r.a) in işi, Hz. Peygamber (s.a.) in ölümünü işitince kendilerine taraftar bulan bu yabancıların ortadan
kaldırılması oldu,
492 — Hz. Peygamber (s.a.) in irtihalinde Bizans ile
M
264
İSLAMA GİRİŞ
harp halinde bulunuyordu; aynı şey hemen hemen İran ile de vaki' idi. Şunu hatırlatalım ki bir İslâm sefiri Bizans topraklarında öldürülmüş (bkz. yukarda §442) ve tarziye yerine İmparator, Hz. Peygamber (s.a.) tarafından ileri sürülen teklifleri reddetmekle kalmamış, müslüman-îarın gönderdiği te'dib kuvvetlerine karşı katilleri himaye için de askerî müdahelede bulunmuştu, İran'a gelince senelerden beri himayesi altında bulunan devletler arasında kanlı çarpışmalar oluyordu ve bu bölgelerde oturan bazı kabileler İslâmı kabul etmişlerdi. İranlıların yaptıkları tecavüz ve tazyik hareketleri beynelmilel ölçüde ihtilâtîar husule getirmekten hâli kalamazdı, sırası gelmişiken söy-liyelim ki Bizans ve Sasanî İmparatorlukları o devirlerde dünyanın iki büyük devleti idiler; halbuki Araplar, gıp'ta edilecek bir şeyleri olmadığı gibi askerî teçhizat ve maddi kaynaklardan mahrum bir avuç bedeviden başka bir şev değildiler.
493 — Takdiri imkânsız büyük bir cesaretle halife Hz. Ebu Bekir (r.a. bu iki muazzam devlete karsı aynı zamanda harbe girdi. îlk karşılaşmada müslüman hududun bazı bölgelerini işgal ettiler. Sonra halife barışçı bir hal sureti bulmak üzere Konstantiniyyeye bir grup elçi gönderdi, teşebbüs boşa çıktı. Kumandanının Kayseri'de bozguna uğraması İmparatoru telâşa düşürdü, yeni kıfalar teşkil etti. Hz. Ebu Bekir (r.a.) İslâm ordusunun bir kısmının Irak'tan (İran imparatorluğundan) Suriye'ye getirilmesinin elzem olduğuna hükmetti. 634'te Kudüs civarında Acnadin'de yeni bir zafer kazanıldı, arkasından (Peîla'da) Fihl'de bir zafer daha kazanıldı ve bunun neticesi Filistin kat'î olarak Bizans'ın elinden çıktı. İhtiyar halife Hz. Ebu Bekir (r.a.) bu sırada vefat etti. Halefi Uz. Ömer (r.a.) tevarüs ettiği işe devam etmekten başka yapılacak iş olmadığını biliyordu. Biraz sonra şimalî Suriye'de Şam daha sonra Humus müslümanlara kapılarını
UMUMİ İSLAM TARİHİ
285
açtılar; vakıalar bu mıntıkalar ahalisinin müslümanları müstevli bir düşman gibi değil kurtarıcı bir fâtih gibi kabul ettiklerini gösterir. Humus'un zaptından sonra imparator Herakliyos'un kuvvetlerini toplayıp son bir harekete geçişi, müslümanları yeniden gruplanmak için şehri ve civarındaki bazı bölgeleri boşaltmaya mecbur etti. Boşaltmaya karar verince müslüman kumandanı ahaliden toplanan vergilerin sahiplerine iade edilmesini emretti. çünkü bu vergi onları himaye karşılığı toplanmıştı, himaye olmayınca iadesi lâzım gelirdi. Bu itibarla eski fâtihlerin çekilmeye mecbur kaldıklarını gören ahalinin göz yaşı dökmelerine şaşmamalıdır. De Goeje Memoire sur ]acon-quete de la syrie adlı eserinde şöyle yazar: «Filvaki Suriye halkının haleti ruhiyesi Arapların çok lehine idi ve Araplar da buna lâyıktılar, çünkü onların mağlûplara yaptıkları mülayim muamele, bu memleketin eski efendilerinin (Bizanslıların) reva gördükleri korkunç istibdat ile büyük tezat teşkil ediyordu.» Bu harp icabı muvakkat çekilişten sonra müslümanlar çok çabuk döndüler ve daha kuvvetle yerleştiler.
494 — İran'ın talihi de bundan farklı olmadı. İlk akın Hiyre (şimdiki Küfe) nin ve bazı müstahkem mahallerin işgal edilmelerine yol açtı. Bazı müfrezelerin Suriye'ye nakledilmesi muvakkat bir sükûnet devresi açtı, fakat birkaç ay sonra mücadele tekrar başladı ve Medain başkenti kolayca işgal edildi. İmparator Yezdgrid, Çin İmparatorunu, Türkistan hükümdarını ve diğer prensleri yardımına çağırdı. Elde edilen yardım maksada kifayet etmedi ve hattâ bu dostlar büyük kayıplara uğradılar.
495 — Hz. Ömer (r.a.) zamanında bile "(634-44) Müslümanlar (Libya'da) Trablus'dan Afganistan'da) Belh'e' kadar ve Ermenistan'dan Sind (Hindistan'da) ve Gü-cerata kadar aradaki memleketler'(Suriye, Irak ve İran) da dahil olmak üzere hükümlerini yürütüyorlardı. Halefi
238
İSLAMA GİRİŞ
Hz .Osman (r.a.) zamanında (644-56) Dongola'nm aşağısında Nubia'nm hakimi oldular; bir taraftan da İspanya'da) Endülüs'ün bir kısmını işgal ettiler; şarkta Ceyhun nehrini geçtiler ve Çin'den bazı yerler kopardılar. Kıbrıs, Rodos ve Girit îslâm memleketlerinden birer parça idiler; hatta Bizanslılara karşı müdafaa savaşları sırasında Konstantiniye o zamanlar ilk Arap hücumuna şahit oldu. Hz. Peygamber (s.a.) in vefatından onbeş sene ya geçmiş ya geçmemişti ki müslümanlarm doğuda ve batıda yayılmaları Atlantik'ten Pasifik sahillerine kadar uzanmıştı ve işgal edilen sahalar bütün Avrupa kıt'ası kadar geniş idi^ Bu yıldırım fütuhatında şayan-ı hayret olan şey fethedilen memleketler ahalisinin hiçbir surette memnuniyetsizlik göstermemeleridir. Bu, şu vakıa ile ispat edüir ki müsîümanlar Ik defa olarak kendi aralarında iç harplerle çekişmeye başladıkları zaman hiç bir tarafta ayaklanma vukua gelmedi; Bizans imparatoru da eski teb'ası-na hiç güvenemediğinden Suriye valisinin, tarafsız kalmasına mukabil va'd ettiği küçük bir meblâğla iktifa etmeye mecbur kaldı.
496 — Bu süratli yayılmayı bir tek sebebe bağlamak yanlış olur. Bizans ve Sasâni imparatorlukları karşılıklı harplerin bir neticesi olan zaafları; Arap fâtihlerin teçhizat, teşkilât ve maddi kaynaktan mahrumiyetleriyle muvazene temin ediyordu. Müslümanlar Çin'den İspanya'ya kütle halinde yayılamazlardı; çünkü bu uçsuz bucaksız toprakları dolduracak kadar Arap yoktu. Bu harplerin başlangıçlarının daha ziyade siyasî sebeplerle olduğunu görmüştük; ken<âi dinlerini zorla kabul ettirmek için katiyen bir arzuları yoktu, böyle bir düşünceyi onların dini mutlak bir surette menediyordu. Tarih dahi gösteriyor ki o zamanda mağlûp edilen milletllerin dinlerini değiştirmek için hiç bir tazyik yapılmamıştır. Dnî esaslarının ma'kul oluşu ve sadeliği, müslümanlarm hayat-
UMUMÎ İSLÂM TARİHİ
267
ta tatbik ettikleri pratik misaller, hiç şüphe yok ki insanları bu dine girmeye cezbediyordu_ Yağma ve ekonomik kazanç fetihlerin süratini izah etmek için daha zayıf sebepler teşkil ederler; diğer taraftan efendilerin değişmesi mağlûplarca daha iyiye bir gidiş olarak selâmlanıyordu. Son zamanlarda Mısır'da keşfedilen papirüs üzerine yazılmış muasır idarî vesikalar, Arapların halk üzerindeki vergi yükünü çok hafiflettiklerine şehadet etmektedir. Bu itibarla fethedilen bütün memleketlerde de aynı şyi yaptıklarından şüphe edilmiyor. îdare masrafları da yalnız basit Arap hayatının sadeliği yüzünden değil, müslüman memurların namuskârlığı dolayısıyle de ehemmiyetli surette azalmıştı. îslâmda harp ganimeti, ganimeti eline geçiren askere ait değildir, hükümete aittir ve sefere iştirak edenler arasında kanunun tespit ettiği nispette tevzi etmek hükümetin vazifesidir. Halife Hz. Ömer (r.a.) çoğu zamanlar zabitlerin ve neferlerin na-muskârane hareketlerinden sevinir ve hayrete düşerdi, çünkü bunlar meselâ pahalı taşlar gibi, gizlenmeleri hiç bir güçlük arzetmeyen, kıymetli eşyayı bile getirip teslim ederlerdi.
497 — Bu kısmı o devre ait bir hıristiyan vesikası ile neticelendirebiliriz. Bu bir Nasturî piskoposunun bir dostuna hitaben yazdığı ve bugüne kadar muhafaza edilebilmiş olan bir mektuptur. (Bk. Assemani, Bibi. Orient, III. 2, p xcvı) «Allahm bugünlerde hakimiyeti kendilerine bahşettiği bu Taylılar (Araplar) aynı zamanda bizim efendilerimiz de oldular; bununla beraber onlar hıristiyan dinine karşı katiyen mücadele etmiyorlar, bilâkis bizim itikadımızı himaye ediyorlar, rahiplerimize ve azizlerimize hürmet ediyorlar, bizim kilise ve manastırlarımız için bağışlar yapıyorlar.»
268
iSLÂMA GİRİŞ
EMEVÎLER
498 — Üçüncü halife Hz. Osman (r.a.) m vefatında islâm dünyası bir iktidar kavgasıyla karşılaştı, bu tarihi takibeden yirmi sene boyunca birçok defalar yenilendi ve bu esnada yarım düzine kadar hükümdar meydana çıktı ve sahneden çekildi. Abdül Meîik'in (685-705) iktidarı ele almasıyla hükümet tekrar istikrara kavuştu ve yeni bir fütuhat devresi başladı. Bir taraftan Fas ve ispanya, diğer taraftan şimalî Hint-Pakistan ve Ma-veraünnehir müslümanlarm ülkesine katıldı. Fransa'da Bordeaux, Narbonne ve Toulouse'un da onların ellerine geçtiğini görüyoruz.' Başkent, Medine'den Şam'a taşındı. Hz. Peygamber (s.a.) İn mukaddes şehri yerini böyle bir eski Bizans kasabasına terkettiği zaman dindarlık da, dünyevî faaliyetler lehine zayıflamıştı. Zenginliğin lüks ve israfı, iltimas ve bunların neticeleri kıyamlar eksik olmuyordu_ Fütuhat, fikrî ve içtimaî sahalarda gelişti, endüstri büyük bir hamleye mazhaf oldu, tıb bilhassa hükümet tarafından himaye edildi, yunancadan ve diğer dillerden tıbba dair yazılmış eserlerin Arap diline çevrilmesine başlandı. Ömer îbn Abdül Azizin (81-20) kısa hilâfeti bilhassa parlak ve bir dönüm noktası oldu. Bir tek zevceden başka hanımı olmayan bu zat dindarlığı ile Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.) devirlerini ihya etti. Selefleri zamanında yapılan müsaderelere ait dosyaları tetkik ettirdi, haksızlığa uğrayanların maîlarmı sahiplerine veya varislerine iade ettirdi. Birçok haksız vergileri kaldırdı_ Zalimin müslüman ve mağdurun gayrı müslim olduğu hallerde dahi tarafgir adalete karşı sert ve müsamahasız idi. îslâm ordularının eline ihanet, suretiyle geçmiş şehirlerin (meselâ Semerkant) boşaltılmasını emredecek kadar ileri gitti. Gasbedilmiş bir arsa üzerinde kurulan büyük camiin yıkılmasını emretmekte de
UMUMİ İSLAM TARİHİ
269
(bkz. yukarda § 434) gecikmedi. Netice şayanı hayret oldu. Bu hanedanın başlangıcında Irak varidatı meselâ fyüzmilyon dirhem iken Ömer İbn Abdül Aziz'den evvelki halife zamanında 18 milyona düşmüştü. Fakat onun za- ' mamnda birdenbire 120 milyona fırladı. İlmi, zühd ve takvası, dirayeti öyle müsait bir intiba uyandırdı ki Sind Racası İslâmı kabul etti_ Herkes kendini dinî tetkiklere verdi ve müslümanlar arasında ilim sahasında gelenekler kuracak kadar büyük bir güzide âlimler sınıfı meydana geldi. Rüşvetin kat'î surette kaldırılması her yerde idareyi halka sevdirdi.
499 — Bu devre ait mimarî abidelerden 691'de inşa edilmiş olan Kudüs'teki Kubbet'us-Sahra'yi görüyoruz. Samda ve başka yerlerdeki abidelerin kalıntıları bu sahada müslümanlarm terakkilerine şehadet etmektedir. Musikide büyük inkişaflar zikredilmektedir. Bununla beraber nota o zaman henüz icat edilmiş olmadığından bu inkişafın derecesi hakkında bugün muayyen bir fikir edinemiyoruz. Müslümanlar arasında iki büyük mezhep fırkası ya'ni sünnîlik ve şiîlik bu devirden başlar. îki fırka arasındaki ihtilâf siyasî sebeplere istinat eder, ya'ni Hz. Peygamber (s.a.) in halefleri seçimle mi o mevkie gelmeli, yoksa yakın akrabasına veraset suretiyle mi intikal etmeli idi? Bu şiîlerce bir nass haline getirildi ve ayrılık dal budak saldı, iç harplere sebep oldu. Bu ayaklanmalardan bir tanesi Emevî hanedanını silip süpürdü ve 750 senesinde onların yerini Abbasiler aldı, fakat şiîler bu değişiklikten istifade edemediler. Yine bu devirde zuhur eden Haricîlerin fırkasını bir tarafa bıraksak —ki son derece küçük bir yekûn tutarlar— zamanımızda Şiîler dünyadaki müslümanlarm takriben % 10'udurlar.
ABBASÎLER
500 — Abbasîlerin ?50'de iktidara gelişleri İslâm ara-
270
ISLAMA GİRİŞ
UMUMİ İSLAM TARİH!
071
zisinin evvelâ ikiye daha sonra gittikçe artan müstakil devletlere ayrılmasına rastlar. İspanya'da, Kurtuba'da onlara rakip bir hilâfet kuruldu ve 14&2'den çöküşüne kadar do-ğudaki ile birleşmeye asla yanaşmadı. Şarkta da Hilâfet merkezi olmak üzere Şam'ın yerini Bağdat aldı.
501 — Mahallî liderlerin teşebbüslerini nazarı dikkate almazsak Abbasîlerin hilâfeti büyük askerî zaferler görmedi. Bu kumandanlar Bağdat halifesini kendilerine bağlı kabul etmekle beraber dış siyasetlerinde ve dahilî idarelerinde hiç bir suretle bağlı kalmıyorlardı. Hind yarımadasından bu münasebetle ayrı bir bölüm halinde bahsedeceğiz^ Bizans ile münasebetler gittikçe kani1 oluyor ve Doğu Roma imparatorluğu nihaî olarak küçük Asya'yı terk ve birkaç zaman için daha Avrapa'daki top-raklarıyle iktifa etmek mecburiyetinde kalıyordu.
502 — Abbasîler halk ordusu yerine Türk aslından ücretli asker kullanmak siyasetini ihdas ettiler, bu usul derebeyliği doğurdu ve en son haddini, vali «hanedanlarının» türediği müstakil vilâyetlerin meydana çıkmasıyle buldu. İktidara geldiklerinden takriben bir asır sonra Abbasî halifeleri hükümranlık salâhiyetlerini merkezden uzaklaşan valilere devretmeye —hattâ kaybetmeye— başladılar ve gitgide hükümranlıkları yalnız kendi saraylarına münhasır kaldı, geri kalanlar, en kudretlisi Başşehri bile işgal eden kudretli Emirlerin kontrolü altına geçti. Burada Papalıkla garip bir tezat görüyoruz; papalar hiç bir siyasî kudretleri olmadan işe başladılar fakat sonraları, asırlarca sonra, bilhassa Mukaddes Roma imparatorluğunun meydana gelmesiyle siyasî kudret kazandılar, imparatorlardan bile kudretli oldular ve zamanla tekrar bu kudreti kaybettiler. Halifeler, bütün kudretli hükümdarlar gibi, daha sonra iktidarı sultanlarla paylaştılar ve sonunda fiilî hiç bir tesiri olmaksızın figüran ve kukla oldular.
503 — Abbasîlerin devrinde idi ki Tunus'un Ağla-bîlerden olan valisi Sicilya'daki iç harplere müdahale etmeye davet edildi. Vali yalnız bu adayı değil, Roma kapılarına kadar İtalya'nın büyük bir kısmını işgal etti. Fransa'nın güneyi, İsviçre'nin mühim bir kısmı alındı. Bu işgaller Aglebî'lere aittir, onların yerine daha sonra zorla Fatımîler geçtiler Şiî olan Fatımîler merkezlerini Kahi-re'ye naklettiler ve orada evvelkilere rakip bir hilâfet kurdular. Umumiyetle münevver hükümdarlar olmalarına rağmen onlardan biri Kudüs'teki hıristiyan mukaddes makamlarını bir delilik anında nasılsa kirletti. Bu, Avrupa'da öyle büyük bir düşmanlık husule getirdi ki Papalar bile İslama karşı mukaddes bir harp açılmasını teşvik ettiler. Bir seri Haçlı Muharebeleri bunu takip etti, Şarkı ve Garbı iki yüz sene müddetle kana boyadı. İlk Haçlı muharebesi zamanında Hatımîler Filistin'i terkettikleri için haçlıların gazabına uğrayan ma'sum halk olmuştu. Bu Fa-tımîlerin şarka karşı açtıkları muharebelerde bazan Haç-lıl^ırla teşriki mesai etmiş olmaları daha acıklı bir şeydir. Kürtler ve Türkler Garp ile mücadelede zamanla Arapların yerlerini aldılar. Selâhaddin ikinci Haçlı seferi zamanındaki bu İslâm kahramanı Avrupalıları Suriye-Fi-listin'den kovmakla kalmadı, Mısır Fatımîlerini de süpürdü. Selâhaddin ve halefleri Bağdat hilâfetini tanıdılar, bununla beraber bu sonuncusu hiç bir vakit siyasî kudretini tekrar eline geçirmeye muvaffak olamadı ve bu kudret birçok küçük devletlerin elinde gücünü kaybetmiş bir halde kaldı.
504 — 921'de «Bulgar» kralı (Volga nehri kenarındaki Kazan bölgesinin kralı) Bağdat'tan bir müslüman ilim heyeti istedi. İbn Fadlan gönderildi. Son derece enteresan olan bu seyahatin hikâyesine göre Bulgar kralı İs-lâmı kabul etti ve tâbir caizse gayrı müslim mıntıkalar ortasında bir müslüma nadası meydana geldi. Kafkas-
272
İSLAMA GİRİŞ
ya'nm ve civarının islâmlaşması yavaş yavaş devam etti.
HİNDİSTAN
505 — Afganistan'ın Gaznevî hanedanı Hindistan'ı tekrar fethe başladı. Memleketin yalnız şimaliyle iktifa eden birkaç hanedandan sonra Khilci'ler fetihlerini güneye doğru ilerlettiler. Malik Kâfur isminde zenci bir kumandan hafif bir sefer kuvveti ile Komorin burnuna kadar ilerledi, bununla beraber Güney Hindistan ancak daha sonraları bu bölgede îslâm devletlerinin kuruluşunu gördü. Büyük Moğollar (1528-1858) Hindistan'ın îslâm tarihinde bilhassa meşhurdurlar. Uzun bir zaman bu geniş kıt'anın hemen her tarafında hükümran oldular ve dünyanın «büyük» lerinden sayıldılar Onsekizinci asırdan bu yana eyalet valilerinin hareketleriyle merkezî otorite zayıflamaya başladı. Yalnız 1958'de ingilizler onları bertaraf ettiler ve memleketin beşte üçünü Britanya tacına ilhak ettiler, geriye kalan, birkaç yerli devlet arasında taksim edildi. Bu yerli devletlerin bazısı müslümandilar. Bunlar Hind-Müslüman kültürünü zamanımıza kadar muhafaza ettiler. İçlerinden bir tanesi, Hindistan'ın ortasında bulunan Haydarabad 20 milyondan fazla nüfusu ile İtalya kadar büyüktü. Bilhassa îslâm maarifinin İslahına verdiği ehemmiyetle tanınmıştı. Garptaki modelleri üzerine kurulan ve bir düzine fakülteyi ihtiva eden üniversitesinde bir de İslâm ilahiyat fakültesi vardı. Üniversitede her seviyeye göre tedrisat mevcut idi. Ve her fakültesinde tedrisat mahallî bir lisan olan ve Arap harfleriyle yazılan Urdu dilinde yapılıyordu İhtisas mektep safhasında başlardı ve arapça, Fıkıh (îslâm hukuku), Hadis (Hz. Peygamber (s.a.) in hayatı ve sözlerine dair vesikalar» dersleri, ingilizce ve matematik gibi dersler modern sistemdeki diğer konular gibi mecburî idi. Üniversitenin ilahiyat fakültesi talebesi yüksek bir sevyede n-
UMUMÎ İSLÂM TARİHİ
273
gilizce öğrenmekle kalmaz arapçayı ve İslânıî tetkiklere taallûk eden konuları da tahsil ederlerdi. Bundan başka mukayeseli tetkikleri de vardı. Fıkıh ile modern hukuk, ilm-i kelâm ile Garp felsefe tarihi, Arapça ile îbrani dili yahut bilhassa Fransızca ve Almanca gibi Avrupa dillerinin mukayeseleri. Talebe tez hazırlayacağı zaman kendisine iki rehber gösterilirdi: Birisi ilahiyat fakültesinden, diğeri fen veya edebiyat fakültesinden yahut icab-ı hale göre hukuk fakültesinden. Bu usul aynı zamanda hem İs-lâmî muta'lara ve hem de aynı konu üzerinde modern Garp temayüllerine vukuf peyda ederek onlara hâkim olmak imkânlarını bahşederdi. Otuz senelik tecrübelerden ve pek mes'ud neticeler aldıktan sonra şimdi bütün bunlardan uzak bir hatıradan başka bir şey kalmamış bulunuyor. Zira, İngilizler 1947'de memleketi temelli terk ederken bu kıt'ayı müslüman Pakistan ve gayrı müslim Hindistan diye ikiye böldüler. Sonra bu sonuncusu yerli civar hükümetleri yalnız kendisine ilhak etmekle kalmadı, onları paramparça lisan (milliyetçiliklerini) icat ederek diğer idari kombinezonlar içinde eritmek için çözdü ve dağıttı.
506 — Esas bahsimize dönelim. Bağdat halifesi, vilâyetlerde mütemadi hükümet darbeleriyle valilerin değişmesine, bir tek vilâyetin ikiye veya daha fazla parçaya bölünmesine yahut aynı elin hakimiyeti altında birkaç vilâyetin bir araya getirilmesine âciz bir vaziyette seyirci olup gidiyordu. Bununla beraber îslâm toprağının gayrı müslimler tarafından işgal edilmesi nadiren vaki olurdu. Burada Selçukîlerden hususî bir tarzda bahsetmeye değer. On birinci asırda iktidara yükselmeleriyle yalnız Orta Asya'yı erkenden hakimiyetleri altına almakla kalmamışlar, fütuhatlarını Küçük Asya'nın en uzak köşelerine kadar götürmüşler ve Konya'yı başkent ittihaz etmişler-
İsİoma Giriş — F: 18
274
İSLAMA GİRİŞ
JMUMİ İSLAM TARIHI
275
di. Birkaç nesil parlak bir idareden sonra yerlerini Osmanlı Türklerine bıraktılar. Onlar da istanbul Boğazı'nı geçtiler ve İslâm hakimiyetini Viyana kapılarına kadar götürdüler. İlk önceleri başkentleri Bursa idi sonra Edirne oldu. Kostantiniye'yi aldıktan sonra İstanbul oldu. Şimdiki başkentleri Ankara'dır. Geri çekilmeleri 18. asırda Avrupa topraklarını bölge bölge boşaltmakla başladı ve Birinci Dünya Harbi'nde herşeyi kaybetmekle 1919 senesinde en buhranlı safhasına geldi. Onaltmcı asırda Osmanlı imparatorluğu Avrupa'da Avusturya'ya kadar, kuzey Afrika'da Cezayir'e kadar ve Asya'da Gürcistan'dan Mezopotamya, Arabistan ve küçük Asya'dan geçerek Yemen'e kadar hükümran o ldu. Eski müslüman memleketlerinden bazıları şimdi müstakil devletler halindedir, diğerleri Sovyet hakimiyetine geçmiştir. Gayri müslimlerin ekseriyetle meskûn olan bölgeleri Türkiyeden daha evvel ayrılmışlardı.
507 — Onüçüncü asırda Tatarlar henüz îslâmi kabul etmemişlerdi. Hulâgu onların başına geçti, yollarda yüz-bin kişiyi kılıçtan geçirdi, 1258'de hilâfet merkezi olan Bağdat'ı tahrip etti. Bununla beraber ordusu Filistin'de Mısır hükümdarı Baybars tarafından yok edildi. Hulâgu tekrar istilâ etmeyi denedi ve Haçlılarla taarruzî bir ittifak akdetmek istedi, muvaffak olamadı. Bu devir İslâm ilminin gerilemesinin ve Garp ilminin doğuşunun başladığı devirdir. Bugün yirminci asırda bazı Amerikalılar ve Avrupalılarla kıyas edilince müslümanlar hâlâ pek geri kalmış durumdadırlar Şu da kaydedilmelidir ki müsîüman sufîlerinin gayretleri bu barbar Tatarları toplamaya muvaffak oldu ve Tatarlar İslâmı kabul ederek bu davayı benimsemekle kalmadılar, Avrupa'nın muhtelif memleketlerine hicret ederek oralarda koloniler teşkil ettiler.
Finlandiya'da, Litvanya'da, Polonya'da ve Sovyet Rusya'da 'bunların hâlâ canlı izleri bulunmaktadır.
ENDÜLÜS HİLÂFETİ
508 — Yukarıda sözü geçtiği gibi, Abbasîlerin hilâfet makamına geçmesiyle İspanya Müslüman Şarktan ayrıldı. Bin seneye yakın hakimiyet devresinden sonra 1492 <le İslâm devletinin oradaki son izleri Kastilli hırîstiyan-lar tarafından silindi. Oradaki İslâm üniversiteleri, Av-rupanın her tarafından gayrı müslim talebeleri devamlı ■olarak kendilerine çekmişlerdi. îberya yarımadasında görünen İslâm mimarisinin kalıntıları bu sahada erişilen şayanı hayret terakkiyi gösterir. Siyasî sükûtlarından sonra müslümanlar kendilerine hıristiyanlığı kabul ettirebilmek için yapılan kanlı zulümlere şahit oldular, bu kadarla da kalmadı, kütüphanelerindeki yüzbinlerce elyazması eserler toptan yakıldı, matbaanın hizmete girmediği bir devirde yapılan bu tahribat telâfisi imkânsız kayıplara sebep oldu.
DOĞU ASYA ve GÜNEY-DOGU ASYA
509 —■ Çin, Müslümanların siyasî hakimiyetini asla ■görmedi. Orta Asya'dan ilerleyerek, müslümanlar Doğu Türkistan vilâyetinde müslümanlığı yaydılar; ihtimal ki deniz yollarıyle seyahat ederek Yun-Nan güney vilâyetini kendi kendilerine kazandılar Kısa ömürlü bazı prenslikler meydana geldi, fakat Çin'de ve Tibet'te milyonlarca insan İslâm misyonerlerinin sessiz faaliyetleri sayesinde İslama girdiler. Bununla beraber Çinlilerin büyük ekseriyeti daima Allahm birliğine inanan îslâmın dışında ■kalmıştır.
510 — Güneydoğu Asya'nın hikâyesi bambaşkadır.
276
İSLAMA GİRİŞ
Son asırlar boyunca Güney Arabistan'dan ve Güney Hindistan'dan kalkan tacirler kıt'anın bu taraflarına da uğradılar ve din gayretleri sayesinde yalnız Malaya yarımadası değil, bu bölgede binlerce ada ahalisi hemen hemen tamamıyle İslâm dinine girdiler. Endonezya'da olduğu gibi Filipinlilerin güney adalarında İslâm hâkim durumdadır. Geniş sayıda birçok prensliklere ayrıldığı için bu bölgeler yavaş yavaş Avrupalıların, bilhassa İngilizlerin ve Hollandalıların boyundurukları altına düştüler. Asırlar boyu ecnebi hakimiyetinden sonra Endonezya 70 milyon müslüman nüfusu ile istiklâlini kazandı; Malaya Yarım-dası da tam bir hükümranlığa doğru sulh yoluyla son zamanlarda İngiliz Milletler Camiası içinde istiklâlini kazandı.
AFRİKA .
511 — Kuzey Afrika pek eski zamanlardan beri İslâm, topraklarına bağlanmıştı. Fakat bu kıt'anın geri kalan kısmının muhtelif bölgelerinin kendilerine mahsus gelişme hikâyeleri vardır. Doğu Afrika, şüphesiz Arabistan'ın yakın oluşu sayesinde îslâmın ilk evvel tesiri altına girmişti. Bu kısımda geniş sahalar kuvvetli bir surette müslüman olmakla kalmamış, mühim miktarda İslam devletleri de meydana gelmiştir.
512 — Batı Afrika İslâmı daha sonra tanımağa başladı, buradaki müslüman hükümdarlardan bazılarının —yerli kültürü ile insicamlı gayretleri— sayesinde mühim bir kısım îslâma kazanıldı ve şu hâdise bir defa daha diğer memleketlerde olduğu gibi tekerrür etti: Avrupalıların boyunduruğu altındaki memleketlerde hıristiyan-lığm yayılmasına kıyasla, müslüman fatihlerin idaresi altında İslâmiyet daha fazla yayıldı. Asırlar boyunca buralarda hakikî İslâm imparatorluklarına tesadüf olunur. Arap tarihçilerine göre Amerika yolunu,, bilhassa Brezilya yolunu keşfeden bu bölgedir. Kristof Kolomb.
UMUMİ İSLAM TARİHİ
277
■ve halefleri zamanında ilk Avrupalılar oralarda zenci .ahaliyi de bulmuşlardır. Tarihî vesikalar mevcud olmamasına rağmen, yalnız siyah Afrika'nın müslümanları değil ıBerberler de Amerika'nın kolonizasyonuna iştirak etmişlerdir. Brazil kelimesi bu düşünceyi ilham etmektedir. Zira, Birzalah meşhur büyük bir Berber kabîlesidir. Bu kabilenin mensuplarının müşterep adı tamamı tamamına Brazil'dir. Bu kelime ne Brezilyalıların, ne de Avrupalıların kullandığı bir kelimedir. Atlantikteki Kanarya adalarında La Palma adasının durumu da buna benzer. Eski adı Bene Hoare idi ve Beni Hu vara adındaki Berber kabilesine nisbet edilmişti. Bu keyfiyet Brezilya hakkındaki faraziyeyi de takviye eder. Bu, müslüman İspanya'nın düşüşü ve Avrupalıların Amerika'da kolonizasyon işine başladıkları tarihe kadar devam etti. Afrika da Fransa, Britanya, Almanya, Portekiz, Belçika gibi Avrupalı devletlerin sömürgesi oldu. Oralarda İslâm hakimiyetini görmemiş geniş ülkeler vardır. Böyle olmakla beraber İslâm bu günlerde oralarda garplı efendileri tarafından konulan engellere ve gösterilen teyakkuza rağmen yayılmaktadır. Kuvvetli müslüman unsurları ile bu memleketler arasında Sudan şimdiden müstakil bir devlettir. Yeni müstemleke çözülmesi dolayısıyla büyük İslâm çoğunluğu olan birçok memleketler istiklâl kazandılar; maamafih bazıları gayr-i müslim diktatoryaya ve işkenceye halen tabidirler. Diğer bölgeler daima artan bir muhtariyete doğru gitmektedirler. Fransa Somalisi, Ekvator Afrikası ve İspanya sahrası bunun kayda değer örnekleridir.
MUASIR DÜFYA
513 — Endonezya'dan Fas'a kadar, Birleşmiş Milletlerin üyesi olan otuzdan fazla müslüman devlet vardır. Avrupa'da: Arnavutluk'ta, Sovyet Rusya içinde, müslüman cumhuriyetlerde öyle görünüyor ki İslâm dini konu-
278
İSLAMA GİRİŞ
sunda muhtariyetleri gittikçe artmaktadır, ingilizler tarafından geliştirilen İngiliz milletler camiası (Commenn-wealth) gösteriyor ki baştaki idarecilerin zeki ve diğerkâm olmaları, millî menfaatleri şahsî menfaatlerine tercih. etmeleri şartıyla gayrı müslim devletleri topluluğuna yaklaşmanın müslünıan azaların hakikî istiklâllerini kazanmalarına mani teşkil etmemektedir. Eğer ispanya, Fransa, Rusya, Hindistan, Çin ve diğerleri kendi müslüman-tebalarını hakikî bir muhtariyet için yetiştirirlerse, hürriyet için yapılan bugünkü mücadele, hikmet-i vücudunu kaybeder ve. herkes dünyanın refah ve selâmeti için iş ve ahenk birliği içinde yaşayacak hale gelir.
514 — İslâm şimdi, Amerika'da Kızıl Derililer haricimin asırlandanberi dünyanın belli başlı bütün ırkları tarafından temsil edilmektedir. Arapça konuşanlar kendi ehemmiyetlerini, İslâm'ı her şeyin fevkinde Kur'an ve Hadîsi tâlimeden dilin sahibi olmalarına istinad ettirmektedirler. Hind-Pakistan nıüslümanları ve Malaya-Endo-nezyalılar sayı itibariyle en mühim iki etnik grubu temsil etmektedirler. Siyah Irkın,, bugüne kadar enerjilerini muhafaza etmiş olma imtiyazları vardır, Londralı Prof. Arnold Toynbee (Toyinbi) gibi geniş ve derin bilgili bir' âlim İnsan medeniyetinin gelecek safhasına zencilerin lider olacağını söylüyor. îslâm hali hazırda bu ırk arasında birçok taraftar kazanmaktadır ve İslama yeni girenler tarafından gösterilen gayret herkesçe malûmdur.-
515 — Hakikî bir rakam olarak dünyadaki müslü-manlarm miktarım tayin etmek pek güçtür, çünki Ölümler, doğumlar bir tarafa, şahsî sebeplerde meydana çıka-rılmıyan birçok ihtidalar vardır. Fakat mevcut bütün delillere göre hiç §üphe yok ki Adem ile Havva'nın torunlarının dörtte veya beşte biri hergün Mekke'deki Kâ-beye dönerek ve yüksek sesle (Allahu Ekber) diyerekr yalnız (Allah) in büyük olduğunu ilân etmktdirlr.
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
DOĞUŞ
516 — Hig bir ırka hassaten tahsis edilmemiş, hiç bir kıtaya hasredilmemiş, fakat bütün insanlık için vaz' edilmiş bir dinde iki türlü doğuş olur: ihtiyari ve Gayrı ihtiyarî.
517 — Evvelâ ihtiyarî doğuştan bahsedelim_ Bu, re-şid bir kimsenin yaptığı hareketin bütün şuuruna sahip olarak ve hür seçim ile Hz. Peygamber (s.a.) in dediği gibi: «Dil ile ikrar ve kalb ile tasdik» suretiyle ihtida etmesidir. Evvelâ gusledilir. Bu, sembolik olarak bütün cehalet ve imansızlık kirlerinden temizlenmek için başından aşağı su dökmek suretiyle yapılan yıkanmadır. Sonra âdet olduğu üzere iki şahidin huzurunda aşağıdaki formül söylenir: «Şehadet ederim ki: Allahtan başka tanrı yoktur, şehadet ederim ki: Muhammed Allahın resulüdür — Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resulünü.»
518 ■—■ Hz. Peygamber (s.a.) in İslâm dinine yeni giren birisine ismini sorması âdeti idi. Eğer bu isim gayrı İslâmî bir özelliğe sahip ise Peygamber efendimiz (s.a.) onu değiştirir ve daha uygun bir isim verirdi. Bunun gibi meselâ bir adamın ismi Güneşe tapan, Kâbeye tapan, Müsrif mânalarına gelen (Abdüşşems, Abdül Kabe, Gavi) gibi isimlerden biri ise asla hoş görmezdi. Şimdiki zamanda da İslama yeni girenler çok kere Arap dilinden yeni bir ad almaktadırlar. Arapça Hz. Peygamber (s.a.) in zevce-
280
İSLAMA GİRİŞ
leri müslümanların anneleri olduğundan Arap dili de her müslümanın ana dilidir.
519 — Arapça her müslümanın ruhani ana dili olduğundan onu Öğrenmesi, hiç olmazsa alfabesini öğrenmesi
vazifesidir. Bu suretle Kur'an'ı aslî metninde okumak kabiliyetini elde etmiş olur. Ötedenberi bu dine girenler buna o kadar ehemmiyet vermişlerdir ki mahallî dillerinin yazılmasında Arap yazısını kabul etmişlerdir. Fars, Türk, Urdu, Malaya, Peştu, Litvanya, Afrikanîya ve şâir dillerinde olduğu gibi. İçtimaî bir vazife olarak hiç olmazsa kendileri gibi müslüman olanlar arasındaki muharebelerinde kendi dillerini yazmak lâzım geldiği zaman bu yazıyı kullanmaları önemle tavsiye olunur. Filvaki Arap yazısı bütün hareke işaretleriyle beraber yazıldığı zaman büyük estetik ve iktisadî değeri bir tarafa (o bir nevi steno'dur) dünyadaki bütün yazılardan daha açık ve iki türlü okunuşa yer vermemesi bakımından mukayese edi-
lemiyecek kadar üstündür.
519/a — Arap olmayan müslümanlar kendi dillerini yazmak üzere Arap yazısını kabul edince hem alfebe harflerine ve hem de harekelerine bazı ilâveler yapmak ihtiyacını duyarlar, islâm dünyasında yeknesak ıslâhat yapacak ve vazedecek hiçbir merkezî akademi bulunmadığından bu ilâveler memleketten memlekete ve devirden devire farklı olmuştur. Filhakika Arapça olmayan dilleri ve özel isimleri yazarken tek bir Arapça yazı sistemini tekâmül ettirmek için müslüman memleketlerin ve Arap harflerini kullanan gayrı müslim devletlerin iştirak edecekleri bir dünya kongresini akdetmeye şiddetle ihtiyaç vardır ki böylece çeşitli lisanlarda Arapça olmayan aynı seslerin karşılığında, bugünkü acıklı durura gibi, farklı işaretler ve şekiller kullanılmasın. Arap. harflerine yapılan en eski
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYAT!
281
ilâveler, muhtemelen İranlılar ve Türkler tarafından yapılmıştır. En eski sesli harf ilâveleri (Hareke) îspanya-lılar tarafından (Arap olmayan, yani îber yarımadasının dili demek olan el-a'cemiyetu kelimesinin bozuk şekli) Al-samiado için yapılanlardır. Ve* bugün Kur'an tercemeleri de dahil olmak üzere bu dille yazılmış yüzlerce yazma eser mevcuttur. Son günlerde yabancı özel isimlerin doğru telâffuzunu kaydedebilmek için Araplar da bu tip ilâveler yapmak ihtiyacını duydular. Bildiğimize göre bu hususta teklif edilen en güzel ve açık sistem Haydarabad Dek-kan'daki Osmaniye Üniversitesi tarafından kabul edilip Er-nest Nys'ın Origines du Droit des Gens adlı eserinin ur-duca tercemesi gibi yeni ve hacimli neşriyatında kullanılan sistemdir; bu aşağı yukarı 12 kadar eski ve yeni Avrupa dilinin alfabelerini karşılamıştır. (Transliterasyon). Bu Arap alfabesine çevirme (Transliterasyon) sisteminin teferruatı İslâmİc Culture, Hyderabat (Haiderabad), 1940, s. 466 v.d. nda bulunabilir. Biz izah sadedinde aşağıda Avrupa'nın üç ana dilinden alınmış ve Arap harfleriyle yazılmış kısa bir parça vereceğiz.
520 — Alelade Arap alfebesi, ayın burçlarının rakamları ve şayanı hayret bir şekilde bine kadar rakam olarak kullanılmaya elverişli (1) ve sağdan sola yazılan 28 harften müteşekkildir :
f1) Talim maksadıyla harflerin sırası değiştirilmiştir; harfler lügatlarda sakillerinin benzerliklerine göre sıralanmıştır. Bu harfler ayrı, tam ve bitişik olmak üzere iki ana şekle sahiptir: Bitişik şekil normal yazılar için ve müstakil (tam) şekil kelimeyi müteakip kelimeden ayıracak şekilde her kelimenin sonu için kullanılır. Biz
bir müslOmanin günlük hayati 283
Arapçada kullanılan mutat harekeler (sesli harflere benzerler) şunlardır :
Bu işaretler sağdan sola doğru e, i, u, â, sükun, şedde, en, in, un seslerini ifade eder. Mamafih bunlar okuyucu lehine muhtemel bir müphemiyeti yok etmek talebedildi-ğinde kullanılır. Ana lisanındaki bir metni okuyan kimsenin yardıma ihtiyacı olmadığı için bunlar normal olarak ne el yazısında ve ne de baskı işinde kullanırlar. Yukarıdaki harf ve hareke (işaret) sistemi Arapçanın diyalektlerine ve halk diline (ümnıî Arapçaya) olmasa bile temel
|
Sağdan |
sola bu 28 harf aşağı yukarı şu sesleri temsil eder |
|
|
(İngiliz sistemine göre) : |
||
|
D |
Tabiî ses : a, e, u, i, â (telâffuza ve yere göre) |
|
|
2} |
B |
|
|
3) |
T |
|
|
4) |
Th |
(İngilizcedeki with) |
|
5) |
J ( |
Tünkçede c) |
|
6) |
H |
(gırtlaktan) |
|
7) |
Kh |
(gırtlaktan) |
|
â) |
D |
|
|
9) |
Dh |
(Dz ye yakın} |
|
10) |
R |
|
|
11) |
Z |
|
|
12) |
S |
|
|
13) |
Sh |
(Türkçede Ş) |
|
14) |
Sw |
|
|
15) |
Dw |
|
|
16) |
Tw |
|
|
17) |
Zw |
|
|
18) |
Tabiî ve-gırtlaktan telâffuza göre a, ı, u. |
|
|
19) |
Gh |
(Türfcçede ğ) |
|
20) |
F |
|
|
21) |
Q |
(gırtlaktan KJ |
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
285
284
İSLAMA GİRİŞ
Arapça için kâfidir. Şüphesiz bu bazı hallerde Arapça dışındaki lisanlar için yeterli değildir.
520/a — Aşağıdaki ilâveler farsça, kürtçe, peştu ve urduca gibi şarkta ve garpta Arapçanın dışındaki birçok dil tarafından kullanılmakta ve onlara da kifayet etmek-tedir_ Bu iîâvelerdeki harfler şunlardır :
j aw (ingilizce fall'deki a veya oftaki o gibi)
V P
eh (ingilizcedeki chance)
ingilizce pleasure'deki su gibi.
Alınanca spreehen, emıq'deki eh ve ig gibi.
V (ingilizce lave, almanca w)
G
Fransızca ligne'deki gn gibi. £) Gnneli n, france gibi.
Cafe'deki e gibi (ingilizce base'deki a'ya. benzer)
ve sağdan sola İngilizce at'teki a, ingilizce let'teki e, fran-sizca de'deki e gibi kısa o ve sonuncuda ingilizce and veya aîlen'deki uzun a seslerini verirler.
22) K
23) L
24) M
521 — Bundan sonra çocuğun müslüman bir aile içinde doğmuş olması gelir ki bu, insan ihtiyarının (iradesinin) dışındaki bir durumdur. Ebehanım vazifesini bitirir bitirmez çocuğun sağ kulağına ezan ve sol kulağına kaamet okunur ki yavrunun ilk işittiği şey imana şehadet ve Halika ibadete davet olsun. Ezan (1) şöyledir : «Allah büyüktür (dört defa tekrar edilir), şehadet ederim ki Allahtan başka tanrı yoktur (iki defa). Şehadet ederim ki Muhammed Allahm resulüdür (iki defa) Kalkın namaza (iki defa). Kalkın felaha (iki defa). Allah büyüktür (iki defa). Allahtan başka tanrı yoktur (bir defa) (asli metin için ek A ya bakınız). Kaamet (2) şöyledir: (asli metin için ek B ye bakınız). Allah büyüktür (dört defa). Şehadet ederim ki Allahtan başka tanrı yoktur (iki defa). Şehadet ederim ki Muhammed Allahm resulüdür (iki defa). Kalkın namaza (iki defa). Kalkın felaha (iki defa). Namaz başladı (iki defa). Allah büyüktür (iki defa), Allahtan başka tanrı yoktur (bir defa).
İUC ÇOCUKLUK
522 — Çocuğun saçı ilk defa kesildiği zaman ağırlığınca gümüş yahut bu gümüşün tutan olan para fukaraya dağıtılır. Hal ve vakti yerinde olanlar bir koyun veya keçi kurban ederek fakirlere ve eşe dosta dağıtırlar. Buna akîka denir.
25) 26)
27) 28)
(D
N
W (Türkçe V) veya yerine göre oo (Türkçe u)
H
Y veya yerine göre ee (Türkçedeki î)
Ezon, minareden ve yüksek sesle okunur. Sabah ezanında (kalkın fekiha) don sonra iki defa es solâtii rıcyrun minen nevm ilâve edilir ki «namaz uykudan hayırlıdır» demektir. Şiî mezhebi bunun yerine hay atâ hayrif amel der ki «amelin (İşin) hayırlısına kalkın» demektir.
(2) İkamet farz namaza başlanacağı sırada okunur.
286
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYAT!
287
523 — Sünnet olmak için bir yaş tesbit edilmiş değildir. Âdet olan küçük yaşta sünnet olmaktır. Reşid o lan mühtediler için sünnet olmak mecburî değildir.
524 — Bir çocuk okuma çağına gelince —dört yaşından biraz sonra— ilk dersini alacağı gün aile arasında bir ziyafet tertibedilir. Bir hayırlı iş olmak üzere birisi çocuğun önünde Kur'anm 96. suresinin ilk beş ayetini okur, bu ayetler İslâmm ümmî Peygamberine ilk nazil olan okuma yazma hakkındaki ayetlerdir. Çocuk onları kelime kelime tekrar eder. Meali şöyledir: (asli metin Ek: C)
Bismillahirrahmânirrahim
«Yaratan Rabbinin adıyla oku
O, insanı bir kan pıhtısından yarattı,
Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir.
Ki (insana) kalemle (yazı yazmayı) öğreten O'dur,
İnsana bilmediğini O öğretti.»
525 — Çocuk müsait bir yaşa gelince kendisine namazın nasıl kılınacağı öğretilir, namazda okunan sureler tedricen ezberletilir. On yaşından itibaren çocuğu namaza alıştırmak için anne-baba cezalar tatbik etmeğe başlamalıdır.
526 — Bulûğa erince namaz kılmak gibi oruç tutmak da farzdır, ya'ni mecburîdir. Bununla beraber müs-lüman ailelerde çocuk bunlara daha erkenden alıştırılır. Filvaki çocuğun bir Ramazan ayında ilk defa oruç tutuşu o ailede büyük sevinç ve bayram vesilesi olur. Umumiyetle çocuk on iki yaşma gelince ilk zamanları Ramazan ayında bir gün oruç tutar, müteakip senelerde bu günler yavaş yavaş artar ve nihayet bulûğa erince tam bir ay oruç tutmanın zorluğuna kolayca alışmış bulunur.
527 — Kudreti olana ömründe bir kerre hac etmek
farzdır. Kamerî aylardan Zilhicce ayının ikinci. haftasında icra edilir Müslümanlar Mekke'de toplanırlar, Arafat, Müzdelife, Mina gibi muhtelif mevkilerde bir hafta geçirirler. Resmî rehberler (Deliller) her hacı namzedine Hac-cın muhtelif şartlarının nasıl yerine getirileceğini Öğretirler. Senenin başka zamanlarında Ka'beyi ziyarete umra denir ki tafsilât aşağıdadır :
527/a — Hac için erkekler mutad elbiselerini çıkarıp dikilmemiş bir peştemal ve omuzları örten bir elbise parçasını ihtiva eden ihramı giymeli ve baş açık kalmalıdır (Hanımlar temiz olması gereken mutad elbiselerini giymeye devam ederler; kollarını ve topuklarına kadar ayaklarını örtmelidirler). Mekkeli olmayanlar ihramı şehre girmeden Mekke'nin sınırları demek olan Harem'den önce giymelidirler. Fakat Mekkeliler aynı şeyi şehir içinde yapmalıdırlar. Sonra Zilhiccenin 9. günü bütün günün ibadet ve tekeffür içinde geçirildiği Arafat'a gidilir; gece Müzdelife'de geçirilir. Bu ayın 10, 11 ve 12. günleri Mi-na'da geçirilir ki bu esnada hergün temsilî bir şekilde şeytan taşlanır_ Kabe'yi tavaf etmek ve O'na yakın olan Safa ile Merve arasında 7 defa sa'y yapmak için Mekke'nin kısa bir ziyareti yapılır. Tavaf esnasındaki dualar için ek, W, X'e; sa'y için de ek, Tye bakınız. (Bu son dua Safa-Merve ve Merve-Safa arasında tekrar edilir).
İhramı giydiği andan çıkaracağı âna kadar bilhassa ibadetlerden sonra Telbiye'yi (metni için bakınız ek. 2) okumak suretiyle devamlı olarak Allah'ın dâvetine icabet etmelidir.
527/b — Umre Haccı için, Arafat, Müzdelife ve Mina'-da kılınmaz; sadece Tavaf ve Sa'y yapılır. Bu Umre için İhram giyilirken bizzat Mekke'Iiler dahi şehrin dışına çıkmalı; tavaf ve sa'y yapmalıdır ki bundan sonra saçların tı-raşıyle normal hayata dönülür.
528 — Zekât, ziraat, ticaret, maden işletmesi gibi
288
ISLAMA GİRİŞ
muhtelif çeşit mahsuller, neşvünema bulan emlâk, umumî otlaklarda yayılan koyun, keçi, sığır ve deve sürüleri gibi mal ve tasarruf edilmiş, biriktirilmiş para üzerine konmuş bir vergidir. Yalnız gayrı müslim memleketlerde değil müslüman memleketlerinde dahi diğerlerine vergi konduğundan, bunlardan bugün için zekâta tâbi bir konu olarak yalnız birikmiş para kalmıştır. Eğer bir kimsenin muayyen bir miktar parası (200 dirhem gümüş) —dirhem Hz. Peygamber (s.a.) zamanında bir sikkenin adıdır— bu günkü rayiç ile beş ingiliz lirası, yahut on-dört dolar birikmiş parası varsa ve üzerinden tam bir sene geçmiş ise sahibi bu parasının yüzde 2,5 nu zekât olarak verir. Eğer borcu varsa, borç miktarı biriken paradan çıkarıldıktan sonra geriye kalan miktar üzerinden zekât hesabedilir Zekât doğrudan doğruya fukaraya tevzi edilir, eğer fukarayı koruyan mahallî müesseseler varsa bu tevzi, onların vasıtasıyla da olabilir. Kur'ana göre bu vergi; «Fakirlere, yoksullara, zekâtı toplayıp dağıtmakta çalışanlara, kalpleri İslârna kazanılacak olanlara, boyunları kurtarılacak olanlara köle ve esirlerin hürriyete kavuşturulmalarına), ağır borç altına girmiş olanlara, Allah yolunda harcanmağa, yolcu ve yabancıların barın-dırılmasma» sarf edilmek üzere konulmuştur. (Kur'an; 9:60) Bir kimse zekâtını bir tek kimseye veya müesseseye veyahut müteaddit kimselere tahsis edebilir.
52Ö — tki bayram münasebetiyle verilen bir başka vergi daha vardır. Ramazan ayının sonunda, bir insanın günlük gıda masrafına yetecek bir para (Sadakai fitr) bir fakire verilir. İkinci bayram Mekke'de Haccın ifa edildiği zamanda . yapılır. Bu vesile ile hal ve vakti yerinde olanlar bir keçi veya koyun... keserek etinin bir kısmını fukaraya dağıtır geri kalanını çoluk çocuğu ile yerler.
UMUMİ İSLAM TARİH!
273
gilizce Öğrenmekle kalmaz, arapçayı ve İslâmi tetkiklere .taallûk eden konuları da tahsil ederlerdi. Bundan başka mukayeseli tetkikleri de vardı. Fıkıh ile modern hukuk, Hm-i kelâm ile Garp felsefe tarihi, Arapça ile İbrani dili yahut bilhassa Fransızca ve Almanca gibi Avrupa dillerinin mukayeseleri. Talebe tez hazırlayacağı zaman kendisine iki rehber gösterilirdi: Birisi ilahiyat fakültesinden, diğeri fen veya edebiyat fakültesinden yahut icab-ı hale göre hukuk fakültesinden_ Bu usul aynı zamanda hem İs-lâmî muta'lara ve hem de aynı konu üzerinde modern Garp temayüllerine vukuf peyda ederek onlara hâkini olmak imkânlarını bahşederdi. Otuz senelik tecrübelerden ve pek mes'ud neticeler aldıktan sonra şimdi bütün bunlardan uzak bir hatıradan başka bir şey kalmamış bulunuyor. Zira, İngilizler 1947'de memleketi temelli terk ederken bu kıt'ayı müslüman Pakistan ve gayrı müslim Hindistan diye ikiye boldüler. Sonra bu sonuncusu yerli civar hükümetleri yalnız kendisine ilhak etmekle kalmadı, onları paramparça lisan (milliyetçiliklerini) icat ederek diğer idari kombinezonlar içinde eritmek için çözdü ve dağıttı.
506 — Esas bahsimize dönelim. Bağdat halifesi, vilâyetlerde mütemadi hükümet darbeleriyle valilerin değişmesine, bir tek vilâyetin ikiye veya daha fazla parçaya bölünmesine yahut aynı elin hakimiyeti altında birkaç vilâyetin bir araya getirilmesine âciz bir vaziyette seyirci olup gidiyordu. Bununla beraber İslâm toprağının gayrı müslimler tarafından işgal edilmesi nadiren vaki olurdu. Burada Selçukîlerden hususî bir tarzda bahsetmeye değer. On birinci asırda iktidara yükselmeleriyle yalnız Orta Asya'yı erkenden hakimiyetleri altına almakla kalmamışlar, fütuhatlarını Küçük Asya'nın en uzak köşelerine kadar götürmüşler ve Konya'yı başkent ittihaz etmişler-
İstâma Giriş — F ; 13
274
İSLAMA GİRİŞ
JMUMl İSLAM TARİHİ
275
di. Birkaç nesil parlak bir idareden sonra yerlerini Osmanlı Türklerine bıraktılar. Onlar da İstanbul Boğazı'nı geçtiler ve îslâm hakimiyetini Viyana kapılarına kadar götürdüler, îlk Önceleri başkentleri Bursa idi sonra Edirne
oldu. Kostantiniye'yi aldıktan sonra İstanbul oldu. Şimdiki başkentleri - Ankara'dır. Geri çekilmeleri 18. asırda Avrupa topraklarını bölge bölge boşaltmakla başladı ve Birinci Dünya Harbi'nde herşeyi kaybetmekle 1919 senesinde en buhranlı safhasına geldi. Onaltıncı asırda Osmanlı imparatorluğu Avrupa'da Avusturya'ya kadar, kuzey Afrika'da Cezayir'e kadar ve Asya'da Gürcistan'dan Mezopotamya, Arabistan ve küçük Asya'dan geçerek Yemen'e kadar hükümran o ldu. Eski müslüman memleketlerinden bazıları şimdi müstakil devletler halindedir, diğerleri Sovyet hakimiyetine geçmiştir. Gayri müslimlerin ekseriyetle meskûn olan bölgeleri Türkiyeden daha evvel ayrılmışlardı.
507 — Onüçüncü asırda Tatarlar henüz îslâmı kabul etmemişlerdi. Hulâgu onların başına geçti, yollarda yüz-bin kişiyi kılıçtan geçirdi, 1258'de hilâfet merkezi olan Bağdat'ı tahrip etti. Bununla beraber ordusu Filistin'de Mısır hükümdarı Baybars tarafından yok edildi. Hulâgu tekrar istilâ etmeyi denedi ve Haçlılarla taarruzî bir ittifak akdetmek istedi, muvaffak olamadı. Bu devir İslâm ilminin gerilemesinin ve Garp ilminin doğuşunun başladığı devirdir. Bugün yirminci asırda bazı Amerikalılar ve Avrupalılarla kıyas edilince müslümanlar hâlâ pek geri kalmış durumdadırlar Şu da kaydedilmelidir ki müslüman sufîlerinin gayretleri bu barbar Tatarları toplamaya muvaffak oldu ve Tatarlar îslâmı kabul ederek bu davayı benimsemekle kalmadılar, Avrupa'nın muhtelif memleketlerine hicret ederek oralarda koloniler teşkil ettiler.
Finlandiya'da, Litvanya'da, Polonya'da ve Sovyet Rusya'da bunların hâlâ canlı izleri bulunmaktadır.
ENDÜLÜS HİLÂFETİ
508 — Yukarıda sözü geçtiği gibi, Abbasîlerin hilâfet makamına geçmesiyle İspanya Müslüman Şarktan ayrıldı. Bin seneye yakın hakimiyet devresinden sonra 1492 de tslâm devletinin oradaki son izleri Kastilli hıristiyan-lar tarafından silindi. Oradaki îslâm üniversiteleri, Av-rupanın her tarafından gayrı müslim talebeleri devamlı olarak kendilerine çekmişlerdi. îberya yarımadasında görünen îslâm mimarisinin kalıntıları bu sahada erişilen •şayanı hayret terakkiyi gösterir. Siyasî sükûtlarından sonra müslümanlar kendilerine hıristiyanlığı kabul ettirebilmek için yapılan kanlı zulümlere şahit oldular, bu kadarla da kalmadı, kütüphanelerinde ki yüzbinlerce elyazması eserler toptan yakıldı, matbaanın hizmete girmediği bir devirde yapılan bu tahribat telâfisi imkânsız kayıplara sebep oldu.
DOĞU ASYA ve GÜNEY-DOGU ASYA
509 — Çin, Müslümanların siyasî hakimiyetini asla görmedi. Orta Asya'dan ilerleyerek, müslümanlar Doğu Türkistan vilâyetinde müslümanlığı yaydılar; ihtimal ki deniz yollanyle seyahat ederek Yun-Nan güney vilâyetini kendi kendilerine kazandılar. Kısa ömürlü bazı prenslikler meydana geldi, fakat Çin'de ve Tibet'te milyonlarca insan îslâm misyonerlerinin sessiz faaliyetleri sayesinde îslâma girdiler. Bununla beraber Çinlilerin büyük ekseriyeti daima Allanın birliğine inanan İslâmm dışında kalmıştır.
510 — Güneydoğu Asya'nın hikâyesi bambaşkadır.
276
İSLAMA GİRİŞ
Son asırlar boyunca Güney Arabistan'dan ve Güney Hindistan'dan kalkan tacirler kıt'anm bu taraflarına da uğradılar ve din gayretleri sayesinde, yalnız Malaya yarımadası değil, bu bölgede binlerce ada ahalisi hemen hemen tamamıyle İslâm dinine girdiler. Endonezya'da olduğu gibi Filipinliler'in güney adalannda İslâm hâkim durumdandır. Geniş sayıda birçok prensliklere ayrıldığı için bu bölgeler yavaş yavaş Avrupalıların, bilhassa İngilizlerin ve Hollandalıların boyundurukları altına düştüler. Asırlar boyu ecnebi hakimiyetinden sonra Endonezya 70 milyon nıüslüman nüfusu ile istiklâlini kazandı; Malaya Yarım-dası da tanı bir hükümranlığa doğru sulh yoluyla son zamanlarda İngiliz Milletler Camiası içinde istiklâlini kazandı.
AFRİKA
511 — Kuzey Afrika pek eski zamanlardan beri İslâm topraklarına bağlanmıştı. Fakat bu kıt'anm geri kalan kısmının muhtelif bölgelerinin kendilerine mahsus gelişme hikâyeleri vardır. Doğu Afrika, şüphesiz Arabistan'ın yakın oluşu sayesinde İslâmın ilk evvel tesiri altına girmişti. Bu kısımda geniş sahalar kuvvetli bir surette müslüman olmakla kalmamış, mühim miktarda İslam devletleri de meydana gelmiştir.
512 — Batı Afrika îslâmı daha sonra tanımağa başladı, buradaki müslüman hükümdarlardan bazılarının —yerli kültürü ile insicamlı gayretleri— sayesinde mühim bir kısım îslâma kazanıldı ve şu hâdise bir defa daha diğer memleketlerde olduğu gibi tekerrür etti: Avrupalıların boyunduruğu altındaki memleketlerde hıristiyan-lığın yayılmasına kıyasla, müslüman fatihlerin idaresi altında İslâmiyet daha fazla yayıldı. Asırlar boyunca buralarda hakikî îslâm imparatorluklarına tesadüf olunur. Arap tarihçilerine göre Amerika yolunu,, bilhassa Brezilya yolunu keşfeden bu bölgedir. Kristof Kolomb
UMUMÎ İSLÂM TARİHİ
277
ve halefleri zamanında ilk Avrupalılar oralarda zenci ahaliyi de bulmuşlardır. Tarihî vesikalar mevcud olmamasına rağmen, yalnız siyah Afrika'nın müslünıanları değil Berber'ler de Amerika'nın koloni zasyOnuna iştirak etmişlerdir. Brazil kelimesi bu düşünceyi ilham etmektedir. Zira, Birzalah meşhur büyük bir Berber kabîlesidir. Bu kabilenin mensuplarının müşterep adı tamamı tamamına Brazirdir. Bu kelime ne Brezilyalıların, ne de Avrupalıların kullandığı bir kelimedir. Atîantikteki Kanarya adalarında La Palma adasının durumu da buna benzer. Eski adı Bene Hoare idi ve Beni Huvâra adındaki Berber kabilesine nisbet edilmişti. Bu keyfiyet Brezilya hakkındaki faraziyeyi de -takviye eder. Bu, müslüman İspanya'nın düşüşü ve Avrupalıların Amerika'da kolonizasyon işine başladıkları tarihe kadar devam etti Afrika da Fransa, Britanya, Almanya, Portekiz, Belçika gibi Avrupalı devletlerin sömürgesi oldu. Oralarda îsîâm hakimiyetini görmemiş geniş ülkeler vardır. Böyle olmakla beraber îslâm bu günlerde oralarda garplı efendileri tarafından konulan engellere ve gösterilen teyakkuza rağmen yayılmaktadır. Kuvvetli müslüman unsurları ile bu memleketler arasında Sudan şimdiden müstakil bir devlettir. Yeni müstemleke çözülmesi dolayısıyla büyük İslâm çoğunluğu olan birçok memleketler istiklâl kazandılar; maamafih bazıları gayr-i müslim diktatoryaya ve işkenceye halen tabidirler. Diğer bölgeler daima artan bir muhtariyete doğru gitmektedirler. Fransa Somalisi, Ekvator Afrikası ve İspanya sahrası bunun kayda değer örnekleridir.
MUASIR DÜNYA
513 — Endonezya'dan Fas'a kadar, Birleşmiş Milletlerin üyesi olan otuzdan fazla müslüman devlet vardır. Avrupa'da: Arnavutluk'ta, Sovyet Rusya içinde, müslüman cumhuriyetlerde Öyle görünüyor ki İslâm dini konu-
278
Islama giriş
sunda muhtariyetleri gittikçe artmaktadır. İngilizler tarafından geliştirilen İngiliz milletler camiası (Commenn-wealth) gösteriyor ki baştaki idarecilerin zeki ve diğerkâm olmaları, millî menfaatleri şahsî menfaatlerine tercih etmeleri şartıyla gayrı müslim devletleri topluluğuna yaklaşmanın müslüman azaların hakikî istiklâllerini kazanmalarına mani teşkil etmemektedir. Eğer İspanya, Fransa, Rusya, Hindistan, Çin ve diğerleri kendi müslüman-tebalarını hakikî bir muhtariyet için yetiştirirlerse, hürriyet için yapılan bugünkü mücadele, hikmet-i vücudunu kaybeder ve herkes dünyanın refah ve selâmeti için iş ve ahenk birliği içinde yaşayacak hale gelir.
514 — İslâm şimdi, Amerika'da Kızıl Derililer hariç uzun asırlandanberi dünyanın belli başlı bütün ırkları tarafından temsil edilmektedir. Arapça konuşanlar kendi ehemmiyetlerini, İslâm'ı her şeyin fevkinde Kur'an ve Hadîsi tâlimeden dilin sahibi olmalarına istinad ettirmektedirler. Hind-Pakistan müslümanları ve Malaya-Endo-nezyahlar sayı itibariyle en mühim iki etnik grubu temsil etmektedirler. Siyah Irkın,, bugüne kadar enerjilerini muhafaza etmiş olma imtiyazları vardır. Londralı Prof. Arnold Toynbee (Toyinbi) gibi geniş ve derin bilgili bir âlim însan medeniyetinin gelecek safhasına zencilerin lider olacağını söylüyor. İslâm hali hazırda bu ırk arasında birçok taraftar kazanmaktadır ve İslama yeni girenler tarafından gösterilen gayret herkesçe malûmdur, . 515 — Hakikî bir rakam olarak dünyadaki müslü-manların miktarını tayin etmek pek güçtür, çünki ölümler, doğumlar bir tarafa, şahsî sebeplerde meydana çıka-rılmıyan birçok ihtidalar vardır. Fakat mevcut bütün delillere göre hiç şüphe yok ki Adem ile Havva'nın torunlarının dörtte veya beşte biri hergün Mekke'deki Kâ-beye dönerek ve yüksek sesle (Allahu Ekber) diyerek,, yalnız (Allah) in büyük olduğunu ilân etmktdirlr.
BÎR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
DOĞUŞ
516 — Hiç bir ırka hassaten tahsis edilmemiş, hiç bir kıtaya hasredilmemiş, fakat bütün insanlık için vaz' edilmiş bir dinde iki türlü doğuş olur: İhtiyarî ve Gayrı ihtiyarî.
517 — Evvelâ ihtiyarî doğuştan bahsedelim_ Bu, re-şid bir kimsenin yaptığı hareketin bütün şuuruna sahip olarak ve hür seçim ile Hz. Peygamber (s.a.) in dediği gibi: «Dil ile ikrar ve kalb ile tasdik» suretiyle ihtida etmesidir. Evvelâ gusledilir. Bu, sembolik olarak bütün cehalet ve imansızlık kirlerinden temizlenmek için başından aşağı su dökmek suretiyle yapılan yıkanmadır. Sonra âdet olduğu üzere iki şahidin huzurunda aşağıdaki formül söylenir: «Şehadet ederim ki : Allahtan başka tanrı yoktur, şehadet ederim ki: Muhanımed Allahm resulüdür = Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü erme Muhammeden abduhu ve resulühu.»
518 — Hz. Peygamber (s.a.) in İslâm dinine yeni giren birisine ismini sorması âdeti idi. Eğer bu isim gayrı Islâmî bir özelliğe sahip ise Peygamber efendimiz (s.a.) onu değiştirir ve daha uygun bir isim verirdi. Bunun gibi meselâ bir adamın ismi Güneşe tapan, Kâbeye tapan, Müsrif mânalarına gelen (Abdüşşems, Abdül Kabe, Gavi) gibi isimlerden biri ise asla hoş görmezdi. Şimdiki zamanda da İslama yeni girenler çok kere Arap dilinden yeni bir ad almaktadırlar. Arapça Hz. Peygamber (s.a.) in zevce-
280
İSLAMA GİRİŞ
leri müslümanların anneleri olduğundan Arap dili de her müslümanm ana dilidir.
519 —■ Arapça her müslümanm ruhani ana dili olduğundan onu öğrenmesi, hiç olmazsa alfabesini öğrenmesi vazifesidir. Bu suretle Kur'an'ı aslî metninde okumak kabiliyetini elde etmiş olur. Ötedenberi bu dine girenler buna o kadar ehemmiyet vermişlerdir ki mahallî dillerinin yazılmasında Arap yazısını kabul etmişlerdir. Fars, Türk, Urdu,' Malaya, Peştu, Litvanya, Afrikanîya ve şâir dillerinde olduğu gibi. İçtimaî bir vazife olarak hiç olmazsa kendileri gibi müslüman olanlar arasındaki muharebelerinde kendi dillerini yazmak lâzım geldiği zaman bu yazıyı kullanmaları Önemle tavsiye olunur. Filvaki Arap yazısı bütün hareke işaretleriyle beraber yazıldığı zaman büyük estetik ve iktisadî değeri bir tarafa (o bir nevi steno'dur) dünyadaki bütün yazılardan daha açık ve iki türlü okunuşa yer vermemesi bakımından mukayese edi-
lemiyecek kadar üstündür.
519/a — Arap olmayan müslümanlar kendi dillerini yazmak üzere Arap yazısını kabul edince hem alfebe harflerine ve hem de harekelerine bazı ilâveler yapmak ihtiyacını duyarlar. İslâm dünyasında yeknesak ıslâhat yapacak ve vazedecek hiçbir merkezî akademi bulunmadığından bu ilâveler memleketten memlekete ve devirden devire farklı olmuştur. Filhakika Arapça olmayan dilleri ve özel isimleri yazarken tek bir Arapça yazı sistemini tekâmül ettirmek için müslüman memleketlerin ve Arap harflerini kullanan gayrı müslim devletlerin iştirak edecekleri bir dünya kongresini akdetmeye şiddetle ihtiyaç vardır ki böylece çeşitli lisanlarda Arapça olmayan aynı seslerin karşılığında, bugünkü acıklı durum gibi, farklı işaretler ve şekiller kullanılmasın. Arap harflerine yapılan en eski
BİR MÜSLÜMANiN GÜNLÜK HAYATI
281
ilâveler, muhtemelen İranlılar ve Türkler tarafından yapılmıştır. En eski sesli harf ilâveleri (Hareke) îspanya-lılar tarafından (Arap olmayan, yani İber yarımadasının dili demek olan el-a'cemiyetu kelimesinin bozuk şekli) Al-samiado için yapılanlardır. Ve bugün Kur'an tercemeleri de dahil olmak üzere bu dille yazılmış yüzlerce yazma eser mevcuttur. Son günlerde yabancı özel isimlerin doğru telâffuzunu kaydedebilmek için Araplar da bu tip ilâveler yapmak ihtiyacını duydular. Bildiğimize göre bu hususta teklif edilen en güzel ve açık sistem Haydarabad Dek-kan'daki Osmaniye Üniversitesi tarafından kabul edilip Er-nest Nys'ın Origines du Droit des Gens adlı eserinin ur-duca tercemesi gibi yeni ve hacimli neşriyatında kullanılan sistemdir; bu aşağı yukarı 12 kadar eski ve yeni Avrupa dilinin alfabelerini karşılamıştır. (Transliterasyon). Bu Arap alfabesine çevirme (Transliterasyon) sisteminin teferruatı İslâmic Culture, Hyderabat (Haiderabad), 1940, s. 486 v.d. nda bulunabilir. Biz izah sadedinde aşağıda Avrupa'nın üç ana dilinden alınmış ve Arap harfleriyle yazılmış kısa bir parça vereceğiz.
520 — Alelade Arap alfebesi, ayın burçlarının rakamları ve şayanı hayret bir şekilde bine kadar rakam olarak kullanılmaya elverişli (1) ve sağdan sola yazılan 28 harften müteşekkildir :
(■1) Talim maksadıyie harfierin sirası değiştirilmiştir; harfler lügatlarda şekillerinin benzerliklerine göre sıralanmıştır. Bu harfler ayrı,-tam ve bitişik olmak üzere iki ana şekle sahiptir: Bitişik şekil norma! yazılar için ve müstakil (tam) şekii kelimeyi müteakip kelimeden ayıracak şekilds her kelimenin sonu için kullanılır. Biz
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATİ 233
Arapçada kullanılan mutat harekeler (sesli harflere benzerler) şunlardır :
Bu işaretler sağdan sola doğru e, i, u, â, sükun, şedde, en, in, un seslerim ifade eder. Mamafih bunlar okuyucu lehine muhtemel bir müphemiyeti yok etmek talebedildi-ğinde kullanılır. Ana lisamndaki bir metni okuyan kimsenin yardıma ihtiyacı olmadığı için bunlar normal olarak ne el yazısında ve ne de baskı işinde kullanırlar. Yukarıdaki harf ve hareke (işaret) sistemi Arapçanın diyalektlerine ve halk diline (ümmî Arapçaya) olmasa bile temel
|
Sağdan |
sola bu 28 harf aşağı yukarı şu seslen temsil eder |
|
|
(İngiliz sistemine göre) : |
||
|
D |
Tabiî ses: a, e, u, i, â (telâffuza ve yere göre) |
|
|
2) |
B |
|
|
3) |
T |
|
|
4) |
Th |
(İngilizcedeki vvittı) |
|
5) |
J ( |
Tünkçede c) |
|
6) |
H |
(gırtlaktan) |
|
7) |
Kh |
(gırtlaktan) |
|
8) |
D |
|
|
S) |
Dh |
(Dz ye yakın) |
|
10) |
R |
|
|
11) |
Z |
|
|
12) |
S |
|
|
13) |
Sh |
(Türkçede Ş) |
|
14) |
Sw |
|
|
15) |
Dw |
|
|
16) |
Tw |
|
|
17) |
2w |
|
|
18) |
Tabiî ve gırtlaktan telâffuza göre a, i, u. |
|
|
19) |
Gh |
(Türkçede ğ) |
|
20) |
F |
|
|
21) |
Q |
(gırtlaktan K) |
284
İSLAMA GİRİŞ
Arapça için kâfidir. Şüphesiz bu bazı hallerde Arapça dışındaki lisanlar için yeterli değildir.
520/a — Aşağıdaki ilâveler farsça, kürtçe, peştu ve urduca gibi şarkta ve garpta Arapçanın dışındaki birçok dil tarafından kullanılmakta ve onlara da kifayet etmektedir. Bu ilâvelerdeki harfler şunlardır :
j aw (ingilizce fall'deki a veya of taki o gibi)
CU eh (ingilizcedeki chance)
. 3 ingilizce pleasure'deki su gibi.
Z» Almanca spreehen, emıq'deki eh ve.ıg gibi,
j; V (ingilizce lave, almanca w)
^J' Fransızca ligne'deki gn gibi. ^) Ğnneli n, france gibi.
Cafe'deki e gibi (ingilizce base'deki a'ya benzer?
ve sağdan sola İngilizce at'teki a, ingilizce let'teki e, fran-sizca de'deki e gibi kısa o ve sonuncuda ingilizce and veya allen'deki uzun a seslerini verirler.
22) K
23) L
24) M
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
285
521 — Bundan sonra çocuğun müslüman bir aile içinde doğmuş olması gelir ki bu, insan ihtiyarının (iradesinin) dışındaki bir durumdur. Ebehanım vazifesini bitirir bitirmez çocuğun sağ kulağına ezan ve sol kulağına kaamet okunur ki yavrunun ilk işittiği şey imana şehadet ve Halika İbadete davet olsun. Ezan (1) şöyledir : «Allah büyüktür (dört defa tekrar edilir), şehadet ederim ki Allahtan başka tanrı yoktur (iki defa). Şehadet ederim ki Muhammed Aliahm resulüdür (iki defa)_ Kalkın namaza (iki defa). Kalkın felaha (iki defa). Allah büyüktür (iki defa). Allahtan başka tanrı yoktur (bir defa) (asli metin için ek A ya bakınız). Kaamet (2) şöyledir: (asli metin için ek B ye bakınız). Allah büyüktür (dört defa). Şehadet ederim ki Alîahtan başka tanrı yoktur (iki defa). Şehadet ederim ki Muhammed Aliahm resulüdür, (iki defa). Kalkın namaza (iki defa). Kalkın felaha (iki defa). Namaz başladı (iki defa). Allah büyüktür (iki defa). Allahtan başka tanrı yoktur (bir defa).
İLK ÇOCUKLUK
522 — Çocuğun saçı ilk defa kesildiği zaman ağîrlı-ğmca gümüş yahut bu gümüşün tutarı olan para fukaraya dağıtılır. Hal ve vakti yerinde olanlar bir koyun veya keçi kurban ederek fakirlere ve eşe dosta dağıtırlar. Buna akîka denir.
25) N
26) W (Türkçe V) veya yerine göre oo (Türkçe u)
27) H
28) Y veya yerine göre ee (Türkçedeki î)
(1) Ezan, minareden ve yüksek sesle okunur. Sabch ezanında (kalkın felaha) dan sonra iki defa es salötü hayrım mrnsn nevin ilâve edilir ki «namaz uykudan hayırlıdır» demektir. Şiî mezhebi bunun yerine hay alâ hayril amel der ki «amelin (işin) hayırlısına kalkın» demektir.
{2} İkamet farz namaza başlanacağı sıradc okunur.
286
fSLÂMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
287
523 — Sünnet olmak için bir yaş tesbit edilmiş değildir. Âdet olan küçük yaşta sünnet olmaktır. Reşid o lan mühtediler için sünnet olmak mecburî değildir.
524 — Bir çocuk okuma çağına gelince —dört yaşından biraz sonra— ilk dersini alacağı gün aile arasında bir ziyafet tertibedilir. Bir hayırlı iş olmak üzere birisi çocuğun önünde Kur'anm 96. suresinin ilk beş ayetini okur, bu ayetler îslâmm ümmî Peygamberine ilk nazil olan okuma yazma hakkındaki ayetlerdir. Çocuk onları kelime kelime tekrar eder. Meali şöyledir: (asli metin Ek: C)
Bismillahirrahmânirrahim
«Yaratan Rabbinin adıyla oku
O, insanı bir kan pıhtısından yarattı,
Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir^
Ki (insana) kalemle (yazı yazmayı) öğreten O'dur,
İnsana bilmediğini O öğretti.»
525 — Çocuk müsait bir yaşa gelince kendisine namazın nasıl kılınacağı öğretilir, namazda okunan sureler tedricen ezberletilir. On yaşından itibaren çocuğu namaza alıştırmak için anne-baba cezalar tatbik etmeğe başlamalıdır.
526 — Bulûğa erince namaz kılmak gibi oruç tutmak da farzdır, ya'ni mecburîdir. Bununla beraber müs-lüman ailelerde çocuk bunlara daha erkenden alıştırılır. Filvaki çocuğun bir Ramazan ayında ilk defa oruç tutuşu o ailede büyük sevinç ve bayram vesilesi olur. Umumiyetle çocuk on iki yaşma gelince ilk zamanları Ramazan ayında bir gün oruç tutar, müteakip senelerde bu günler yavaş yavaş artar ve nihayet bulûğa erince tam bir ay oruç tutmanın zorluğuna kolayca alışmış bulunur.
527 — Kudreti olana ömründe bir kerre hac etmek
farzdır. Kamerî aylardan Zilhicce ayının ikinci haftasında icra edilir Müslümanlar Mekke'de toplanırlar, Arafat, Müzdelife, Mina gibi muhtelif mevkilerde bir hafta geçirirler. Resmî rehberler (Deliller) her hacı namzedine Hac-cın muhtelif şartlarının nasıl yerine getirileceğini öğretirler. Senenin başka zamanlarında Ka'beyi ziyarete umra denir ki tafsilât aşağıdadır :
527/a — Hac için erkekler mutad elbiselerini çıkarıp dikilmemiş bir peştemal ve omuzları örten bir elbise parçasını ihtiva eden ihramı giymeli ve baş açık kalmalıdır (Hanımlar temiz olması gereken mutad elbiselerini giymeye devam ederler; kollarını ve topuklarına kadar ayaklarını örtmelidirler). Mekkeli olmayanlar ihramı şehre girmeden Mekke'nin sınırları demek olan Harem'den önce giymelidirler. Fakat Mekkeliler aynı şeyi şehir içinde yapmalıdırlar. Sonra Zilhiccenin 9. günü bütün günün ibadet ve tekeffür içinde geçirildiği Arafat'a gidilir; gece Müzdelife'de geçirilir. Bu ayın 10, 11 ve 12. günleri Mi-na'da geçirilir ki bu esnada hergün temsilî bir şekilde şeytan taşlanır Kabe'yi tavaf etmek ve O'na yakın olan Safa ile Merve arasında 7 defa sa'y yapmak için Mekke'nin kısa bir ziyareti yapılır. Tavaf esnasındaki dualar için ek, W, X'e; sa'y için de ek, Vye bakınız. (Bu son dua Safa-Merve ve Merve-Safa arasında tekrar edilir).
İhramı giydiği andan çıkaracağı âna kadar bilhassa ibadetlerden sonra Telbiye'yi (metni için bakınız ek. 2) okumak suretiyle devamlı olarak Allah'ın dâvetine icabet etmelidir.
527/b — Umre Haccı için, Arafat, Müzdelife ve Mina'-da kılınmaz; sadece Tavaf ve Sa'y yapılır. Bu Umre için ihram giyilirken bizzat Mekke'liler dahi şehrin dışına çıkmalı; tavaf ve sa'y yapmalıdır ki bundan sonra saçların tı-raşıyle normal hayata dönülür.
528 — Zekât, ziraat, ticaret, maden işletmesi gibi
233
ISLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
289
muhtelif çeşit mahsuller, neşvünema bulan emlâk, umumî otlaklarda yayılan koyun, keçi, sığır ve deve sürüleri gibi mal ve tasarruf edilmiş, biriktirilmiş para üzerine konmuş bir vergidir. Yalnız gayrı müslim memleketlerde değil müslüman memleketlerinde dahi diğerlerine vergi konduğundan, bunlardan bugün için zekâta tâbi bir konu olarak yalnız birikmiş para kalmıştır. Eğer bir kimsenin muayyen bir miktar parası (200 dirhem gümüş) —dirhem Hz. Peygamber (s.a.) zamanında bir sikkenin adıdır— bu günkü rayiç ile beş ingiliz lirası, yahut on-dört dolar birikmiş parası varsa ve üzerinden tam bir sene geçmiş ise sahibi bu parasının yüzde 2,5 nu zekât olarak verir. Eğer borcu varsa, borç miktarı biriken paradan çıkarıldıktan sonra geriye kalan miktar Üzerinden zekât hesabedilir Zekât doğrudan doğruya fukaraya tevzi edilir, eğer fukarayı koruyan mahallî müesseseîer varsa bu tevzi, onların vasıtasıyla da olabilir. Kur'ana göre bu vergi: «Fakirlere, yoksullara, zekâtı toplayıp dağıtmakta Çalışanlara, kalpleri İslama kazanılacak olanlara, boyunları kurtarılacak olanlara köle ve esirlerin hürriyete kavuşturulmalarına), ağır borç altına girmiş olanlara, Allah yolunda harcanmağa, yolcu ve yabancıların barıri-dırılmasına» sarf edilmek üzere konulmuştur. (Kur'an, 9:60) Bir kimse zekâtını bir tek kimseye veya müesseseye veyahut müteaddit kimselere tahsis edebilir.
529 — îki bayram münasebetiyle verilen bir başka vergi daha vardır. Ramazan ayının sonunda, bir insanın günlük gıda masrafına yetecek bir para (Sadakai fitr) bir fakire verilir. İkinci bayram Mekke'de Haccm ifa edildiği zamanda yapılır. Bu vesile ile hal ve vakti yerinde olanlar bir keçi veya koyun... keserek etinin bir kısmını fukaraya dağıtır geri kalanını çoluk çocuğu ile yerler.
^^^^^HİMMfe
■ 530 — Para ile ilgili hususlarda şu hatırda tutulmalıdır ki bir müslüman için ikraz karşılığı faiz alan muamelelere iştirak etmek, tesadüf oyunlarına, piyangolara ve bunlara benzer işlere girişmek caiz değildir. Hiç kimse gönül hoşluğu ile faiz vermez Hususî şahıslara ikraz edilmiş para için faiz istemekten kaçınılmalıdır. Tasarrufların yatırıldığı bankalardaki faiz meselesi karışıktır ve her bankanın idare mekanizmasına tâbidir. Eğer ban--ka faiz alıyorsa bankanın kazancından elde edilen kârlar da gayrı meşrudur; bununla beraber bazı memleketlerde bu nevi bankalardan başkaları bulunmıyabiür, eğer bu gibi bankalardan faiz alınmazsa ve aranmazsa bankalar bu paraları, müslümanları dinlerinden döndürmeye çalışan misyoner teşekkülleri gibi İslama zararlı müesseselere devrederler, bu itibarla bu gibi bankalardan faiz alınmalı, fakat kendine ve ailesine harcedilmiyerek hayır işlerine tahsis edilmelidir. Büyük fakîh Serahsî, «bir kimse kendi servetinde gayrı meşru bir miktar tesbît ederse, sadaka mahallerine sarfetmek suretiyle bundan kurtulabileceğini» içtihat ediyor.
531 — Sigorta hükümet vasıtasıyla ve karşılıklı yardım esasına dayanan şirketlerle olursa meşrudur; kapitalist şirketlerle olursa hayır.
İZDİVAÇ
532 — Bir müslüman erkek, müslüman kadınla evlendiği gibi tmısevi veya hıristiyan dinindeki kadınlarla da evlenebilir (Kur'an 5/5), fakat putperest, müşrik veya Allahı inkâr eden bir kadınla evlenemez. Bir müslüman kadın ise çeşiti ne olursa olsun gayn müslim bir erkekle evlenemez; hatta evlilikte devam edemez. (Kur'an 2/221)
533 — Evli bir erkeğin ihtida ederek îslâma girmesi halinde hanımı musevi veya hıristiyan ise ve kocasıyla
. Ulama Giriş, — F: 19
290
İSLAMA GİRİŞ
beraber ihtida etmek istemezse evlilik bir arızaya uğramadan devam eder. Zevce eğer evlemlmesi yasak olan bir zümreye mensup ise ve dinsizlikte kalmakta İsrar ederse evlilik hayatı derhal kesilir, kendisine düşünmek için muayyen bir müddet verilir ve sonunda mecburen boşanma vaki olur.
534 — Eğer evli bir kadın îslâmı kabul ederse, zevci müslüman değilse zevciyet hayatı derhal durur ve kocaya tanınan muayyen bir müddet sonunda hanım mahkeme vasıtasıyla boşanmayı talep etmelidir.
ÖLÜM
535 — Bir müslüman ölüm döşeğinde imanın şartlarından olan kelimei şehadeti telâffuz etmeğe gayret eder: Lâ ilahe illallah, Muhammedür Resulüllah. Ya'ni: Allahtan başka Tanrı yoktur, Muhamed Onun Resulüdür. Etrafında bulunanlar da bunu tekrar etmek suretiyle ruhunu teslim etmek üzere olan kimseye yardımcı olurlar. Buna telkin denir. Ceset sertleşmeden kollar ibadetteki gibi ya göğsün üzerinde çapraz konur veya iki tarafa salınır.
536 — ölen kimsenin definden evvel na'şı yıkanır ve temizlenir, üzerindeki elbiseler daha evvel alınmış olduğundan üç parça olan kefene sarılır. Yıkamak şöyle olur: evvelâ sabunlu veya mümasil bir madde ile karışık su ile yıkanır, ikincisinde sabun vesairenin izleri silinir, giderilir, üçüncüsünde suya bir miktar kâfuru karıştırılır bütün vücuda dökülür, Yıkamak kaabil olmazsa teyemmüm kâfi gelir (ileride abdest bahsinde bundan da bahsedilecektir.) Na'şı kefenledikten sonra cenaze namazı kılınır (tafsili ileride gelecek). Bu namaz na'şin gıyabında da ölen kimsenin vasiyetine uyularak başka yerde defne-dilse dahi kılınır. Kabir mümkün olduğu kadar ölünün yüzü Kâbeye doğru gelecek şekilde kazılır, ölünün yüzün
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
291
Kâbeye müteveccih olması için başı hafifçe sağa meylettirilir. Meyyit kabre indirilirken «Bismillah, Aliahın Resulünün dini üzere» (asli metin, ek: D) denir. Müslüman inancına göre ölen kimseye kabrinde iki melek gelerek itikadına dair bazı sualler soracaktır. Bu itibarla defninden sonra kabir başında telkin verilir, ölünün nasıl cevap vermesi lâzım geldiğini öğretmek, hatırlatmak manasınadır. Tercemesi aşağıdadır :
Kadın veya erkek), Ey Aîlahın kulu, bu dünyayı terk ederken ettiğin ahdi hatırla, Allahdan başka tanrı olmadığına ve Muhammedin onun Resulü olduğuna şeha-det ettin, Cennetin hak olduğuna, cehennemin hak olduğuna ve kabirde sualin hak olduğuna ve ceza gününün niç şüphesiz geleceğine, Aliahın kabirden dirilteceğine inandın, Allahı Rabbin, îslâmı dinin ve Hz. Muhammed (s.a.) i peygamberin, Kur'anı rehberin, Kâbeyi kıblen ve müminleri kardeş olarak kabul ettin. Allah seni bu imtihanda sabit kılsın.» (1). «Allaha iman edenlere bu dünya hayatında da, ahirette de o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder, Allah zalimleri şaşırtır. Allah ne dilerse yapar.» (2). «Ey itminana ermiş ruh, dön Rabbine, sen Ondan razı, O senden razı olarak, haydi gir kullarımın içine, gir cennetime.» (asli metin ek: E).
537 — Kabirler için israf derecede para harcamak yasaktır; o parayı fakirlere ve lâyık olanlara harcamak ve sevabının ölen kimse için kabul edilmesine dua etmek daha hayırlıdır.
UMUMÎ İTÎYADIiAR
538 — Günde beş vakit namazdan ve senede bir ay oruçtan başka müslümanlara bazı hususların itiyad ha-
(1) (K. 14/27).
(2) {K. 88/28-3OJ.
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
293
292
İSLAMA GİRİŞ
line getirilmesi tavsiye olunur. En mühimi Kur'anın aslî metninin ve tercümesinin okunmasıdır, bu suretle kendi hayatını ona uydurmak ve muhtevası üzerinde derin derin düşünmek imkânı bulunmuş olur. Bu dünyada Allah kelâmını yâd etmek ve ona müracaat etmekten daha ha-; yırlı bir şey olabilir mi?
539 — Hangisi olursa olsun bir işe başlarken Bismillah ya'ni. Allanın adıyla) diye başlamalı ve bitirildikten sonra Elhamdülillah (ya'ni Allaha hamdolsun) denilmelidir. Bir şey düşünülür veya istikbal için va'd edilirse arkasından derhal İnşaallah (eğer Allah isterse) deyiniz.
540 — Müslümanlar birbirlerine rastgeldikleri zaman «Esselâmü aleyküm (veya selâmün aleyküm)» — «Ve aleyküm selâm» diyerek birbirlerini selâmlarlar. (Her ikisinin de mânası: Selâmet sizin üzerine olsun'dur). Bunlar, «günaydın, iyi akşamlar gibi cahiliyet devri bakiyelerinden daha şümullü ve daha geniş manâlıdır.»
541 — Uykuya yatarken yahut yataktan kalkarken Allahı ta'zim etmelidir, bunun en basit ifadesi Sübha-nallah'dır. Bunun gibi meselâ Hz. Peygamber (s.a.) in üzerine Allanın rahmetini niyaz etmek de vardır. Bunun ifadesi şöyledir: Allahümme salli alâ Muhammed ve bârik sellim (Ey Allahım Muhammede meylet, onu mübarek kıl.ve himayene al).
542 — Hz. Peygamber (s.a.) sağ tarafta olmağı tercih ederdi, sandallarını giyerken evvelâ sağ ayağını giyer, sol ayağını sonra giyerdi. Çıkarırken de bunun aksini yapardı, bîr gömlek giyerken evvelâ sağ kolunu sonra sol kolunu geçirdi, başını tararken evvelâ yarı sağ tarafını sonra yarı sol tarafını tarardı; bir eve yahut bir cami'e girerken evvelâ sağ ayağını 'içeri atar sonra sol ayağını atardı. Bununla beraber hamama veya helaya girerken evvelâ sol ayağını atar, dışarı çıkarken sağ ayağını atardı. Bir elbiseyi bir yakkabıyı çıkarırken
I.
soldan başlardı_ Bir şey dağıtırken sağ tarafında bulunanlardan başlar sol tarafında bulunanlarla bitirirdi.
YİYECEK VE İÇECEK - • ■ ı ■
543 — Bu hususta en mühim noktalar şunlardır :
544 — Alkollü içkiler ve domuz eti bütün şekilleriyle yasaktır. Bir yanlış anlamanın izâlesi gerekir: Kur*an-ı Kerîm tarafından kullanılan hamr kelimesi aslında üzümden yapılan şarabı ifade ediyorsa da, bizzat Peygamberin zamanında dahi kelime maddesine bakılmaksızın her çeşit alkollü içkileri ifade ediyordu. Bu yüzden hamr ayeti nazil olunca Medine'li müslümanlar sadece şarabı değil, her çeşit alkollü içki stoklarını döktüler. Medine'de içkilerin hurma meyvelerinden fermantasyonla elde edildiği kaydedilmelidir. Diğer etlere gelince müslüman, usulüne göre kesilmemiş olan hayvanları veya kuşları yiyemez. Kur'an (5:3) de şöyle der :
«Ölü, kan, domuz eti, Allahdan başkası adına boğazlanan ve (canı üstünde iken yetişip meşru surette kestikleriniz müstesna) boğulmuş, vurulmuş, yüksekten düşerek ölmüş, süzülmüş, canavar tarafından parçalanmış, putlar için kurban edilenler... size haram kılınmıştır. Fakat kim son derece açlık ve çaresizlik halinde, günaha meyil olmaksızın yemeğe mecbur kalırsa yer, çünkü Allah ■çok yarlığayıcı ve çok esirgeyicidir.»
Yeni nesil helâl olan hayvanlar ve kuşlar semavî din sahibi olanların meselâ hıristiyanlar ve yahudiler) kesme esnasında kendi dinlerinin kaidelerine riâyet etmek şartıyla kestikleri müstesna müslüman olmayanların kesmeleri halinde yenmesi haram olur_ Bir hıristiyan tarafından boğularak öldürülen bir piliç bizzat tarafından boğulandan daha çok helâl olmaz.
Yani her ikisi de haram kalır. . * .
294
İSLAMA GİRİŞ
BÎR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATİ
295
545 — Dinî bakımdan hayvanın kesilmesi şöyledir: Bismillah diye başlanarak hayvanın boğazı ya'ni nefes borusu, gıda ve su borusu ve iki kan damarının kesilmesiyle olur, omurga kemiğine dokunulmaz, hayvan tama-miyle can vermeden başı ayrılmaz ve derisi yüzülmez.
546 — Yemek yemek için altın ve gümüşten yapılmış, tabak, kaşık, çatal v.s. de müslümanlar için yasaktır.
Hz. Peygamber şöyle buyurdu: «Altının ve saf ipeğin kullanılması erkeklere haram kadınlara helâldir». Bunun bazı istisnaları mevcuttur Böylece askerî bir üniforma olarak ipeğin kullanılması caizdir. Altının da çene cerrahisi için kullanılması caizdir. Halife Hz. Osman dişini altınla kaplatmıştır; Erfece b. Es'ad isimli bir zât bizzat Hz. Peygamberin kendisine harpte kaybettiği burnunun yerine daha evvel yapılan gümüşten burun harabolduğu için altından bir burun takmasına müsaade ettiğini rivayet etmektedir.
ELBİSE ve SAÇ TUVALETİ
547 — Tamamen tabiî ipekten yapılmış elbise giymek (kadınlar hariç) îslâmda erkekler için yasaktır. Hz. Peygamber (s.a.) erkeklerin kırmızı renkte elbise giymelerini de sevmezdi; kendileri sakal salıvermişlerdi ve müs-lümanlara da öyle yapmalarım tavsiye ederlerdi.
548 — Müslüman kadınları uygun bir tarzda bütün vücudu kaplayan bir elbise giymelidirler, bacakların üst kısmını meydanda bırakan biçimden, dekolte elbiseden,. vücudun çıplaklığını belli eden şeffaf kumaşlardan kaçınmalıdırlar. Elbise ve saç biçiminde erkeklere benzemeğe çalışmamaklar ve kadınlık cazibesini belirten her şeyden sakınmalıdırlar. Bundan başka diğer zamanlarda olduğu gibi namaz kıldıkları zaman da saçlarını örtmelidirler. Peygamber efendimiz kadınlara elbisenin altına pantolan giymelerini tavsiye ederdi. Roblara gelince, bun-
lar hiç olmazsa bacakların ortalarına tercihan topuklara) kadar inmelidirler. (Bu hususu Ebû Dâvûd, Tirmizî, îbn-i Hanbel ve daha başkaları tarafından rivayet edilen bir hadiste görüyoruz).
NAMAZ ve ORUÇ
549 — Hz. Peygamber (s.a.) «Temizlik imanın yansıdır» buyurmuştur. Bu itibarla namaz kılmağa niyetlenen kimsenin evvelâ vücutça temiz olması lâzımdır Sureti umumiyede günlük namazlar için abdest alınır, diğer hallerde de gusledilir. Münasebeti zevciyede bulunduktan sonra kadın ve erkek için, ihtilâm olunca erkek için, âdet ve lohusalığın hitamında kadın için gusletmek farzdır, cuma namazları için gusül te'kiden tenbih edilmiştir.
550 — Gusletmenin usulü : Evvelâ gusle niyet edilerek abdest almak, sonra tepeden tırnağa kadar bütün vücudu en az üç defa yıkamaktır; eğer bir küvet içinde yıkanılacak olursa küveti boşalttıktan sonra temiz bir su kabı ile baş ve omuzlardan üç defa dökerek temizlenmelidir.
551 — Abdest almanın usulü şöyledir : Abdest almağa niyet edilir, besmele çekilir, bileklere kadar eller yıkanır, ağız su ile çalkanır, buruna su çekilir ve temizlenir, alnından çeneye, bir kulaktan ötekine kadar yüz yıkanır, evvelâ sağ sonra sol kol dirsekler dahil olmak üzere yıkanır, ıslak parmaklarla başa mesih verilir, parmakla kulağın içi yıkanır (bazı mezheplere göre bütün ense ve boyun yıkanır) sonra evvelâ sağ sonra sol ayak bileklere kadar yıkanır. Bütün bu yıkama hareketleri üç defa yapılır.
552 — Eğer su yoksa, bulmak imkânı da yoksa teyemmüm etmeğe müsaade vardır. Bu, toprakla abdest
296
İSLAMA GİRİŞ
almak demektir. Tıbbî sebeplerle bir hastanın suya dokunması mahzurlu ise o hasta da bu tarzda abdest alır ya'ni teyemmüm eder. Teyemmüm etmek için evvelâ niyet edilir, besmele çekilir, eller temiz bir toprağa (hattâ evin içinde duvara) sürülür, avucun içi ile yüz sıvanır, tekrar eller toprağa sürülür sol avuç ile sağ el, sağ avuç ile sol el dirseklere kadar sıvazlanır. Bu teyemmümün kaa-dir-i mutlak huzurunda insan mahviyetinin sembolüdür.
553 — Her namaz için abdest tazelemek şart değildir. Alman abdest bozuhnadıkça yenisini almağa lüzum yoktur. Abdest, uyumak gaz çıkarmak, helaya gitmek ve kusmakla bozulur. Sırası gelmişken şunu da işaret edelim ki helalarda yalnız kâğıt istimali caiz değildir, temizlenmek için su kullanılmalıdır
554 — Namaz kılmağa gelince, bunun için de elbisesinin ve namaz kılacağı yerin temiz olması ve kıbleyi (Mekke'deki Kabe istikametini) bilmesi lâzımdır. Bunun için lalettayin bir dünya haritasının yardımiyle —böyle bîr harita bu kitaba eklenmiştir— Mekke'nin istikametini ta'yirt" etmek kolaydır. (Mekke, Arabistanm batı sahillerinin ortası istikametidir.); sonra bir pusula, alınacak istikametin hakikî cihetini kolayca gösterir. Meselâ : İngiltere'deki insanlar güney-doğu; ■ Birleşik Amerika'da olanlar doğu-güney-doğu istikametine yönelirler. Bu bapta dikkate alınacak diğer bir husus, dünyanın yuvarlaklığı dolayısiyîe kıble bahsinde, o mevki ile Kabe arasındaki mesafenin en kısa olanının aranması matluptur. Bu bakımdan New-York'ta doğu-güney-doğu istikametine dörımefe,.' fakat Alaska'da güney--batıya dönmek —daha yakm-jbir.istikamet olduğundan— daha uygundur. Kabe'nin coğrafî mevkiinin arz yuvarlağında mukabili Sandwiç yahut Şamoa adalarının civarındadır. Bu mevkiden meselâ vapurla geçerken her dört istikamet Kabe'ye müsavi mesafede1 olduğundan tıpkı Kâbenin dahilinde namaz kı-
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
297
lan veya kıldıran bir şahıs gibi hangi istikamete yönelip namaz kıhnsa caiz olur_
555 "— Günde beş vakit namaz vardır, bunlardan ikincisinin yerini her cuma' merasimle icra edilen ve cemaatle kılman bir namaz alır. Bundan başka ayrıca Bayramları tes'id için senede iki defa Bayram namazı kılınır. Birisi Ramazan ayının sonunda, diğeri Mekke'yi ziyarete tesadüf eden Hac zamanında Kurban Bayramıdır. Daha sonra (§ 569) bahsedeceğimiz cenaze namazı hariç bütün namazlar şekil itibariyle birbirinin aynı, uzunluk itibariyle muhteliftir. Günün ilk namazı güneş doğmadan evvel farz olarak iki rek'at (kelime aşağıda izah edilecektir) sabah namazı, ikincisi öğle namazı farzı dört, üçüncüsü ikindi namazı farzı dört, akşam namazı farzı üç, yatsı namazı farzı dört rek'attir. Hz. Peygamber (s.a.) yatsı namazından sonra üç rek'at vitir namazı kılmağı te'kiden emir buyurmuşlardır,
556 — Namaz kılmanın ususlü şöyledir: Evvelâ abdest alınır, temiz bir yer seçilir (seccade serilir), kıbleye dönülür ve eller kulak hizasına kaldırılarak niyet edilir: (Şekil: 1) (duruma göre) —bu cemaate imanı olarak— yahut —cemaat halinde imama uyarak— Allah için filân vaktin şu kadar rek'at farzını, Kâbeye dönerek kılmaya niyet ettim, der namazı yalnız başına kılıyorsa yalnız son cümleyi söyler) (1) Allahü Ekber (Allah en büyüktür) der, ellerini indirir. Maliki ve Şiî mezheplerinde eller yanlarına salıverilir. Şekil: 2 a), diğer mezheplerde göğsün altında sağ el üstte sol el altta bağlanmış olarak durur (Şekil: 2 b). Artık namaz başlamıştır, ne başkalarıyla
(1) İki kişi namaz kılarsa biri imam olur, diğeri imamın
sağında ve biraz gerisinde durur. Cemaat iki veya daha fazla
olursa imamın temamiyle arkasında dururlar ve kalabalık ..olursa
saflar teşkil ederler. -'■-> . -.
298
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
299
konuşur, ne de secde edilecek yerden başka bir yere bakar ve ne de namazın ciddiyetiyle telifi kabil olmayan bir harekette bulunur. Rükûa, secdeye vardığı, tahiyatta oturduğu zaman her defasında AUahü Ekber der
557 — Namaz sübhaneke ile başlar. Bu Allahı ta'zim ve temcid, diğer bir ifade ile, Cenabı Hakkı noksan sıfatlardan tenzih etmektir (Ek: F) (1). Sonra Kur'anın birinci suresi olan Fatiha okunur (Ek: G). Bu bittikten sonra (Ek: C, H, î, J, K) da gösterilenlerden biri okunur. Bütün bunlar alçak sesle, kendi işiteceği kadar bir sesle, okunur (2). tmam yalnız sabah, akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rek'atinde, cuma ve bayram namazlarında Kur'an-ı Kerîm'i açıktan okur.
558 — Kur'anın okunması bittikten sonra rükûa varılır, yani vücud öne eğilir ve eller —kollar bükülmemek şartıyla— dizlerin üzerine konulur. (Şekil: 3). Üç defa «mecd'ü azamet çok büyük olan Allahımmdır» mânasına gelen (Ek: L) deki asli metin okunur, sonra doğrulur ve eller bağlanmayıp iki tarafa salınarak «Allah hamdedeni işitir; ey Rabbimiz, hamd sanadır» mânasına gelen (Ek: M) deki metin okunur, sonra diz çökmüş burun ve avuç içleri yerde, alnını yere koymak suretiyle secde eder (Şekil: 4 a, b) Bu vaziyette üç defa «mecd'ü azamet en yüksek olan Allahımındır» mânasına gelen (Ek: N) deki metni okur, sonra sağ ayak, topuk yukarıda, parmaklar ileriye bükülmüş olduğu halde sol ayağının üzerine oturur (Şekil: 5a, 2), Allahdan rahmet ve mağrifet dilemek mânasına gelen (Ek: O) yu (3) okur. Sonra ikinci defa secde eder ve bu vaziyette evvelki duayı üç defa tekrar
(1) Honef ilerde ve tebarekesmüke'den sonra ve tetalâ ced-döke ilöve edilir. (Mütercim)
(2) Hanefi mezhebinde hnama uyulduğu zaman okunmaz. (Mütercim)
(3) Hanefi mezhebinde yoktur. (Mütercim)
eder. Bütün bu ayakta durma (kıyam), rükû' iki secde bir rek'ati teşkil eder.
559 — İkinci rek'at Fatiha (Ek: G) ile başlar, Süb-haneke okunmaz. Arkasından bir sûre okunur. (Zammı sûre) (bu kitapta Kur'an-ı Kerim'den bazı sûreler ekte H dan K ya kadar verilmiştir). Sonra biraz evvel söylendiği gibi rükû' ve sücuddan secdelerden) sonra sol ayağın üzerine tahiyatta oturur ve (Ek: P) de gösterileni okur. '■ '
560 — Sabah namazı —keza cuma ve bayram namazları— iki rek'at olduğundan Ettehiyyatü okunduktan sonra bazı münacat ilâve olunur (Ek: Q), namaz biter ve yüzünü evvelâ sağa çevirerek (Şekil: 6 a) selâm verir, sonra sola çevirir (Şekil: 6 b) selâm verir^ Selâm vermek: Esselâmii aleykiim ve rahmetullah demektir ki «selâmet ve Allahın rahmeti sizinle olsun» demektir. Eğer namaz iki rek'atten fazla ise (Ek: P) okunduktan sonra tekrar ayağa kalkar, fatihayı okur, zammı sûre okumaz, rükû' ve sücuddan sonra namaz (akşam namazında olduğu gibi) üç rek'at ise tahiyyata oturur, dört rek'at ise tahiyyata oturmaz dördüncü rek'ati de üçüncüsü gibi kılar ve tahiyyata oturur (Ek: P ve Q) yü okuduktan sonra selâm verir (1).
BAZI HUSUSİYETLER
561 — Safi ve Hanbeli mezheplerinden olanlar sabah namazında Kunût denilen bir dua okurlar. îkinci rek'atte
(1) Sünnet namazlarda üçüncü ve dördüncü rek'atlerde fatihadan sonra zommî süre okunur. Gayri müekked (Efendimizin bozan kılıp bazan terk ettiği) sünnetrerde (ikindinin ve yatsmm ilk sünnetlerinde) İkinci rek'atin tahlyotındo tesliyeler okunur, üçüncü rek'at sübhaneke He başlar. (Mütercim)
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
301
rükû'dan doğrulup secdeye varmadan evvel elerini münşeat için göğüsleri hizasında havaya kaldırırlar ve (Ek: U) da gösterilen Kunût duasını okurlar. Diğer mezhepler, Aleyhisselâtü Vesselam efendimizin bunu muvakkat bir zaman için yaptığını iddia ederek,buna riayet etmezler.
562 — Hanefi mezhebinin de bir Kunût duası vardır (Ek: V). Yatsı namazından sonra kılman vitir namazının üçüncü rek'atinin sonunda okurlar. Binaenaleyh üçüncü rek'atta kıraetten sonra rükû'dan evvel onlar bu kunûtu okurlar; ondan sonra rüku'a gidip normal şekilde ibadetlerini tamamlarlar. Cemaatle kılman namazlarda hangi mezhepten olursa olsun imama uyulur.
563 — Bundan başka öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarının ikinci rekatin tahiyyatmda, ettehiyatü'den sonra bazı mezhepler bir tasliye okurlar, bazıları son tahiyat-ta ve duadan evvel okurlar.
MEZHEP AYRILIĞI
1 — Namaza başlarken. 2 — Kıyamda fatiha ve zammı sûre okurken: (a) Malikî ve Şiî mezheplerinde; (b) Hanefî, Şafiî ve Hanbeii mezheplerinde. 3 — Rükû'. 4 — Secde; (a) Önden görünüş; (b) Arkadan görünüş. 5 — İki secde arasında ve teşehhütte oturuş; (a) Önden görünüş; (b) Arkadan görünüş. 6 — Namazın sonundaki selâm: (a) Sağa; (b) Sola.
563 — a) Bir başlangıç mahiyetinde olan bu kitap sünni, şiî, hanefi, şafii v.b. çeşitli mezhepler tarihinin deri nleştirilmesinin yeri değildir. Fakat bunlardan da bahsetmek icabediyor Çünkü muhtelif memleketlerden gelen müslümanîarm buluştukları büyük ve kalabalık şehirlerde namaz kılarlarken bazılarının yaptıkları hareketlerin diğerine uymadığı görülür. Meraklılar hangisinin doğru olduğunu kendi kendilerine sorarlar; mutaassıplar da kendi mezheplerine yabancı olanlara itiraz ederler. Şunu derhal söyleyelim ki kimse kendiliğinden bir şey uydurmuş değildir. Hepsi ya Peygamber (s.a.) in bir sözünden doğan doğruya, yahut o sözden istinbat edilenden ileri gelmektedir.
. . b) Okunan dualarda olsun, yapılan hareketlerde olsun âdetini (sünnetini) zaman zaman değiştiren, Aleyhis-
302
İSLAMA GİRİŞ
selâtü Vesselam efendi mi zdir. Kendileri ekseriya eskiden yaptığını iptal ettiklerini tasrih buyururlardı (meselâ ilk zamanlar rükû'da ellerini yana salıverirlerdi, sonra ellerini dizlerine dayadılar ve yana salıverilmesini yasak ettiler). Bazan da tatbikatını değiştirdiğinden bir şey demezlerdi Birkaç nesilden sonra —pek nadir— münakaşalar oldu ve âlimler peygamberin bir hadisine verilecek mana hususunda ihtilâf ettiler.
c) Görülüyor ki tatbikatta bütün farklılıklar yahut hemen hemen hepsi Resulü Ekrem efendimizin sünnetin-
yaptıklarmdan) ileri geliyor ve bunlardan herhangi birini reddetmeye kimsenin hakkı yoktur. Zamanı tesbit edilmiş (hangisini evvel, »hangisini sonra yapmış olduğunu gösteren) bir bilginin yokluğu karşısında, birisinin nâsh iptal edici) diğerinin mensûh (iptal edilmiş olduğunu söylemek mümkün değildir. Eğer bir şafiî, hanefi imama uymayı reddederse bu şafiî bizzat peygamberi ta-kibetmeyi reddetmiş demektir; bu şafiüere malûm olmayan bir sünnettir. Bu ne şeni bir hareket olur?,
d) îslâm müellefatında Hz. Peygamberin bir adı «Habibullah (Allanın sevgilisi) dir ve Kur'an-ı Kerîm açıkça 33/21) peygamberin müslümanlar için takibedilecek en iyi örnek olduğunu söylemektedir Kaydedelim ki bu, Allahtandır, yani Allahın sevgisi içinde Habibi Ekremi tarafından namazda yapılan neshedilmemiş bütün hareketler ve okunan bütün duaların ilelebet devam etmesi muradı ilâhî muktezasıdır. Yapılmakta olanlar da bu değil midir? Müslümanların bir kısmı sünnetinin bir kısmını tatbik etmektedirler. Eğer bir mezhep müntesibi, diğer mezhepten olan bir imamın arkasında namaz kılmak istemez ise, bu cahil adamın, Peygamber (s.a.) in arkasında namaz kılmak istemediği hükmüne varılır. Bu gibi hususlarda mezhepler arasında en büyük müsamaha
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATİ
303
ve en büyük hürmet gösterilmelidir (1).
e) Müslümanlar, her birinin sayısız kolları olan üç büyük gruba ayrılır: Sünnîler, Şiîler ve Abâdiler (ki bu sonunculara Haricî de denir). Onlar gerek itikat ve gerekse amel hususunda bazı farklara sahiptir.
NAMAZIN FASÎD OLMASI
564 — Bir kimse namazda birisine söz söylerse, gaz çıkarsa, kahkaha ile gülerse, yahut bir şey yer veya içerse namaz fasid olur, yani baştan kılmak lâzım gelir, ikinci ve üçüncü hallerde abdest de almak lâzımdır.
Bir kimse namaz esnasında bazı hareketleri unutsa ve sonra —daima aynı namaz içinde— unuttuğunu hatırlarsa, yeniden namaza başlamasına hacet yoktur. Namazı sonuna kadar kılar, selâm verdikten sonra iki defa secde eder (secdei sehiv) bu secdede ya (Ek: N) deki ifadeyi okur yahut daha uygun olarak Ek: R) i okur ki «Mec-dii izzet yalnız O uyumayan ve unutmayan zati eceli ve a'lâya mahsustur» demektir (2).
565 — Eğer bir kimse cemaate geç kalsa ve namaz başladıktan sonra yetişse, niyet eder ve imama uyar. Eğer bir rek'at veya daha fazlasını kaçırmış ise, İmam selâm verdikten sonra ayağa kalkıp yetişemediği kısımları eda eder. Meselâ bir kimse akşam namazının ikinci rek'a-
(1) Büyük âlim şafrî mezhebinden olduğu için namaz duaları da bu mezhebe göre kitaba dercedilmiştir. Türkiye'de hanefi mezhebinden olanlar ekseriyette olduğundan onların ihtiyacını karşılamak için tatıiyatta okunanlar ve diğer dualar (Ek: P1, P2, Q1) de gösterilmiştir. Müellifin de izah ettiği gibi bunlar arasında fark elenecek hususlar yok gibidir ve flk defa bunlarla karşılaşan bir müslüman için ancak «birbirinden güzel» vasfına lâyıktır. (Mütercim)
(2) Hanefîler yalnız sübhone rabbiyel âla okurlar. (Mütercim)
304
ISLAMA'GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
305
tinde imam secdede iken cemaate yetişse bu kimse imamla beraber üçüncü rek'ati kılar, imam selâm verince kalkar ikinci rek'ati kılar ve tahiyata oturur ve okunması mutad olanları okur sonra üçüncü rek'ati kılıp tekrar tahiyata oturur ve okuyacaklarını okuduktan sonra selâm verir.. Eğer imama rükû'da yetişirse o, rekatın tamamına yetişmiştir. Kur'an kıraati gibi kaçan kısma üzülmeli ihtiyacında değildir; fakat eğer imamı rükû'dan sonra meselâ ayakta, secdede bulursa bütün rek'at kaçırılmış ar ve imam selâm verdikten sonra geçen rek'at kılmmaL'dir.
BAZÎ UMUMÎ BİLGİLER
. 566 — Eğer Kâbenin hakikî istikameti bilinmiyorsa tahminle tayin edilmelidir, Cenabı Hak her yerde hazır ve nazır olduğundan bu kadarı da kâfidir îbadet sırasında huşu ve hudû ile hareket edilmelidir: Secdede alnım koyduğu noktaya (rükûda ayak uçlarına, secdede gözler iyice açık olarak) bakmalı; yukarı, sağa ve sola bakmamalıdır. Keza sabit durmalıdır. Muhtelif secdeler içinde ileri geri gitmek ve eski haline dönmek çok kötü bir itiyattır.
567 — Namazdan sonra dua edilir, en iyi cbalar bizzat Kur'anı Kerim tarafından, öğretilen dualardır
568 — Namazda metinlerin Arapça okunması lâzımdır, bu itibarla onların ezberlenmeleri de lâzımdı»'. Evvelâ Fatiha ile başlanır ki namazın ayrılmaz bir parçası sayılır.
CENAZE NAMAZI
569 — Cenaze namazı şekil, itibariyle diğer namazlardan farklıdır. Abdestli iken, kıbleye dönülür, eller kulak hizasına kaldırılarak niyet edilir ve tekbir- alınır Di-
ğer namazlarda olduğu gibi sübhaneke okunur, fatiha okunur ve zammı sure okunur (1), bundan sonra rükû* ve , sücud yapılmaz, bir tekbir getirilir ve ayakta kılınır, Aİ-lahtan ölmüş veya sağ bütün müminler için bir dua okunur, (Ek: T) dördüncü defa tekbir alınır ve selâm verilir
HASTALIK ve SEYAHAT
570 — Bir adam hasta ise ve yataktan çıkamazsa, oturduğu yerde ve hattâ yattığı yerde dahi namaz kılabilir. Oturma vaziyetinde namaz kılındığı zaman rükû' baş yere değmiyecek kadar biraz ileri uzatmakla oîur, yattığı yerde namaz kılmaya gelince kıyam, rükû ve secde hareketlerini düşünmek ve okunması icabeden sûre ve duaları okumak suretiyle olur.
571 — Seyahat edenlere Peygamber (s.a.) efendimiz dört rekât olan namazları ikiye indirmek müsaadesini vermiştir. Zamanları bakımından zarurette olanlara namazları cem'etmek de Hz. Peygamberin (s.a.) müsaadesidir. Seyahat edenler ve zamanları çok dar olanlar iki vakit namazını yani öğle ile ikindi namazlarını (öğle vaktinden güneş batmeaya kadar ne zamanda olursa olsun), akşam ile yatsıyı (gecenin hangi saatinde olursa olsun) bir arada kılmaya me'zundurlar (Ayrıca bkz. yukarda § 170).
NAMAZ SAATLERİ
572 — Âdet olduğu üzere sabah (yahut Fecir) namazı yataktan kalkıldığı yani fecir ile güneşin doğması arasındaki zamanda kılınır. Öğle (yahut Zuhr) namazı
(1) Hanefi mezhebinde sübhaneke okunurken velâ ilahe goy-rüke'den evvel ve celle senaüke ilâve edilir. Fatiha ve zammı süre, okunmaz. (Mütercim)
İslama Giriş — F: 20
306
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANİN GÜNLÜK HAYATI
307
güneş semada en yüksek noktasını geçince kılınır. Bu namazın vakti Öğle vaktinden tahminen üç saat sonraya ka-dar devam eder. İkinci (yahut Asr) namazının vakti, öğle namazının son vaktinden güneşin batmasına tekaddüm eden zamana kadardır.
Akşam (yahut Mağrib) namazı güneşin batışının akabinden başlar, takriben bir buçuk saat devam eder. Beşinci Yatsı (yahut Işa) namazı akşamın alaca karanlığı kaybolduğa zamandan başlayıp fecir zamanına kadar devam eder, gece yarısından evvel kılınmış olması tercih edilir.
573 — Şurası unutulmamalıdır ki bu saatler, yalnız Ekvator ve sıcak memleketlerde bir mahzur olmadan kaabil-i tatbiktir. Kutuplara doğru çıkılmca gece ile gündüz arasındaki fark yaz ve kış mevsimlerinde o kadar büyük ki güneşin hareketi namaz vakitlerinin tayininde az rol oynamağa başlar. Gece ile gündüzün müsavi olduğu senede bir tek gün (ekinoks-itidal noktası) hariç ■90 derece Kuzey enlem dairesi ile 90 derece Güney enlem dairesinde güneş devamlı olarak altı ay doğmaz ve yine bir itidal noktası (ekinoks) günü müstesna güneş devamlı olarak ufkun üzerinde altı ay kalır. Hattâ daha aşağıda :
72 derece Kuzey enlem dairesinde 9 mayıstan 4 ağustosa kadar,
70 derece Kuzey enlem dairesinde 17 mayıstan 27 temmuza kadar,
68 derece Kuzey enlem dairesinde 27 mayıstan 17 temmuza kadar,
66 derece Kuzey enlem dairesinden 13 hazirandan 29 hazirana kadar
güneş devamlı olarak ufkun üzerinde kalır, ne «gün» esnasında batar, ve ne de gece esnasında batar, buna tekabül eden kış mevsiminde güneş ufkun altında kalır ve
günün 24 saatinde bir tek defa ufkun üstünde görünmez. 66 derece Kuzey enlem dairesinde 30 haziranda güneş gece yarısı 03,00 de doğar ve 23,46 da batar; 2 temmuzda .03.00 de doğar 23,32 de batar, ilâh... Bu, güneşin batık kaldığı birkaç dakika içinde bütün gece namazların (ak-;§am, yatsı ve sabah) eda edilmelidir demektir. Bu bölgelerden, insanlar uzun zamandanberi geçmekte idiler şimdi daha fazla uğraş yeri oldu, hattâ bu bölgelerde insanlar iskân etmeğe başladılar. Malûmdur ki sovyet kamplarında birçok müsîüman işçi vardır ve yine söylemeğe "hacet yoktur ki bu gibi anormal bölgelerde güneşin hareketi ne namaz ve ne de oruç için bir ölçü olarak alınamaz. Güneşin her yedinci batışında sırası gelince cuma'-nın da durumu karışıklıklar arzeder_ Bunun için İslâm hareketine değil, saatin hareketine uyulmasına hükmetmişlerdir. Mesele normal mıntıka ile anormal mıntıkayı birbirinden ayıran sabit bir çizginin tayinine kalmaktandır. Gayrı tabiî (anormal) bölgede uyulacak olan saatin .hukukçuları namaz ve oruç için bu bölgelerde güneşin hareketine ölçü ne olmalıdır? Muhtelif müsîüman memleketlerin Ulema meclisleri tarafından tasvibedilmiş olan "kesin bir hal şekli şöyledir :
573/a — Kur'an-ı Kerîm (2/286) «Allah hiç bir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez» prensibini vaz etmiştir. Ayrıca yine (94/5-6) «Demek, hakikaten güçlükle beraber bir kolaylık vardır; muhakkak güçlükle beraber bir kolayhk var.» esasını koymuştur. Hz. Peygamber de tâbilerine ve delegelerine «Kolaylaştırın, zorlaştrrmaym ve insanları şeriatten nefret ettirmeyin, fakat insanlara kardeş muamelesi yapınız.» diyerek bunu sadece teyit etmiştir_ Bu umûmi emirlerden başka Hz. ..Peygamber Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce ve daha başkaları tarafından rivayet edilen bir kutsî hadîste .anormal uzun günlerle ilgili bir soruya da şu cevabı ver-
308
İSLAMA GİRİŞ
mistir: «Deccal (kelime manası büyük aldatıcı) insanları dalâlete sürüklemek için gelince o, yeryüzünde kırk gün kalacaktır ki birinci gün bir sene kadar, ikinci gün bir ay kadar, üçüncü gün bir hafta kadar uzun olacaktır; kalan günler de sizin normal günleriniz gibi olacaktır. Ashaptan biri sordu: Bir sene kadar uzun olacak günde sadece beş vakit namaz kılmak yetecek midir? Hz. Peygamber cevap verdi: Hayır, hesabediniz.» Bu hadîste tavsif edilen birinci gün, güney 90 derece paralelindeki, yani kutuplardaki şartlara; ikinci gün kuzey yarı kürenin 68 derece paralelinin biraz güneyindeki durumlara, ve üçüncü gün de 66 derece paralelin biraz güneyindeki ahvale benzemektedir. Peygamber (s.a.) in bu emirlerine istinatla îsiâm ulema meclisleri böyle durumlarda güneşin değil de saatin hareketini takibetmeyi emrettiler, ve yükü hafifletmek için de 45 derece paralel ile kutuplar arasındaki yerler için 45 derece paralelindeki zamanı takibetmeyi emrettiler.
574 — Ekvatorda bütün mevsimler esnasında güneşin batış ve doğuş saatleri değişmez, sabit kalır; en büyük istikrarsızlık yahut tahammülü imkânsız şartlar kutuplarda bulunuyor_ Coğrafyacılar Ekvator ile kutup arasını 90 dereceye bölmüşlerdir. Binaenaleyh tesbit edilecek çizgi 45 derece Kuzey enlem dairesi 45 derece Güney enlem dairesidir. Ekvatorda ve sıcak memleketlerde yaşayan insanlar ya'ni Kuzey ve Güney 45 inci enlem dairesi arasında bulunanlar muhtelif mevsimlerdeki değişikliklerde güneşin hareketlerini takibetmelidirler. Bununla beraber bu kuşağın ötesinde yaşayan mahallî saatlerin, güneşin doğuş ve batışına bakmayıp 45 derece arz dairesindeki saatin hareketini takibetmeîidirler. Bu o demektir ki bu gayrı tabiî bölgelerde yaşayanlar bazı mevsimlerde güneş halâ semada parlarken oruçlarını bozacaklar ve diğer bazı mevsimlerde güneş çoktan batmış olduğu
BİR MÖSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
309
halde oruçlarını bozmıyacaklardır. (45° deki zaman çin bkz. aşağıda § 583).
575 — 45 derece Kuzey 45 derece Güney enlem daireleri üzerinde taksim, arzı nazarî olarak müsavi iki parçaya böler, fakat hakikatte kabili iskân olan dünyanın dörtte üçü bu normal mıntıka dahilinde bulunuyor_ Arz sakinlerinin büyük bir çoğunluğu bu normal mıntıkada bulunuyor, zira bütün Afrika'yı ve bütün Hindistan'ı, Okyanusu ve hemen hemen bütün Çini ve iki Amerikayı (Kanada ile Arjantin-Şili'nin cenub uçları müstesna) ve Avustralya'yı (Okyanusyayı) ihtiva -etmektedir. Bilhassa şunu da belirtelim ki bu taksim çizgisi, müsîümanla-rın bir senelik alışkanlıklarına dokunmadan geçiyor: Arabistan, Suriye, Türkiye, Mısır, İspanya, İtalya, İran, Güney Fransa, Türkistan, Hin-Pakistan, hattâ uzak ve kalabalık Malaya ve Endonezya gibi Hz. Peygamber (s.a.) ve Ashabı zamanında Islama girmiş olan memleketler asırlandanberi alıştıkları şekilde adâb ve dinî ibadetlerine devam edeceklerdir. Avrupa'da tavizat (kendini normal mıntıka saatine uydurma) Bordeaux - Bükreş - Sivastopol hattının Kuzeyini; Kuzey Amerika'da Halifaks - Part-land hattının üst tarafını ve Güney yarım kürede yalnız Arjantin ve Şili'nin Güney kısımlarını ve Yeni - Zelanda'nın Güneyinde bazı adaları alâkadar etmektedir. İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da, İskandinavya'da, Finlandiya'da, Kazan'da, Kanada'da, v.s_ de bulunan müslüman cemaatleri İslâm hukukunun bu açıklamasından faydalanacaklardır ve bu açıklamada Hz. Peygamber (s.a.) in verdiği aşağıdaki paragrafta izah edilen emirlerden istinbat edilmiştir. Bu kitaba eklenen harita gibi bir dünya haritasına bakarak normal bölgede mi yaşandığını kolayca tayin etmek mümkündür.
308
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
mistir: «Deccal (kelime manası büyük aldatıcı) insanları dalâlete sürüklemek için gelince o, yeryüzünde kırk gün kalacaktır ki birinci gün bir sene kadar, ikinci gün bir ay kadar, üçüncü gün bir hafta kadar uzun olacaktır; kalan günler de sizin normal günleriniz gibi olacaktır. Ashaptan biri sordu: Bir sene kadar uzun olacak günde sadece beş vakit namaz kılmak yetecek midir? Hz. Peygamber cevap verdi: Hayır, hesabediniz.» Bu hadîste tavsif edilen birinci gün, güney 90 derece paralelindeki, yani kutuplardaki şartlara; ikinci gün kuzey yarı kürenin 68 derece paralelinin biraz güneyindeki durumlara, ve üçüncü gün de 66 derece paralelin biraz güneyindeki ahvale benzemektedir. Peygamber (s.a.) in bu emirlerine istinatla İslâm ulema meclisleri böyle durumlarda güneşin değil de saatin hareketini takibetmeyi emrettiler, ve yükü hafifletmek için de 45 derece paralel ile kutuplar arasındaki yerler için 45 derece paralelindeki zamanı takibetmeyi emrettiler.
574 — Ekvatorda bütün mevsimler esnasında güneşin batış ve doğuş saatleri değişmez, sabit kalır; en büyük istikrarsızlık yahut tahammülü imkânsız şartlar kutuplarda bulunuyor. Coğrafyacılar Ekvator ile kutup arasını 90 dereceye bölmüşlerdir. Binaenaleyh tesbit edilecek çizgi 45 derece Kuzey enlem dairesi 45 derece Güney enlem dairesidir. Ekvatorda ve sıcak memleketlerde ya-Şayan insanlar ya'ni Kuzey ve Güney 45 İnci enlem dairesi arasında bulunanlar muhtelif mevsimlerdeki değişikliklerde güneşin hareketlerini takibetmelidirler. Bununla beraber bu kuşağın ötesinde yaşayan mahallî saatlerin, güneşin doğuş ve batışına bakmajap 45 derece arz dairesindeki saatin hareketini takibetmelidirler. Bu o demektir ki bu gayrı tabiî bölgelerde yaşayanlar bazı mevsimlerde güneş halâ semada parlarken oruçlarını bozacaklar ve diğer bazı mevsimlerde güneş çoktan batmış olduğu
309
halde oruçlarım bozmıyacaklardır. (45° deki zaman çin bkz. aşağıda § 583).
575 — 45 derece Kuzey 45 derece Güney enlem daireleri üzerinde taksim, arzı nazari olarak müsavi iki parçaya böler, fakat hakikatte kabili, iskân olan dünyanın dörtte üçü bu normal mıntıka dahilinde bulunuyor_ Arz sakinlerinin büyük bir çoğunluğu bu normal mıntıkada bulunuyor, zira bütün Afrika'yı ve bütün Hindistan'ı, Okyanusu ve hemen hemen bütün Çini ve iki Amerikayı (Kanada ile Arjantin-Şili'nin cenub uçları müstesna) ve Avustralya'yı (Okyanusyayı) ihtiva -etmektedir. Bilhassa şunu da belirtelim ki bu taksim çizgisi, müslümanla-rın bir senelik alışkanlıklarına dokunmadan geçiyor: Arabistan, Suriye, Türkiye, Mısır, İspanya, îtalya, İran, Güney Fransa, Türkistan, Hin-Pakistan, hattâ uzak ve kalabalık Malaya ve Endonezya gibi Hz. Peygamber (s.a.) ve Ashabı zamanında İslama girmiş olan memleketler asırlandanberi alıştıkları şekilde adâb ve dinî ibadetlerine devam edeceklerdir. Avrupa'da tavizat (kendini normal mıntıka saatine uydurma) Bordeaux - Bükreş - Sivastopol hattının Kuzeyini; Kuzey Amerika'da Halifaks - Part-land hattının üst tarafını ve Güney yarım kürede yalnız Arjantin ve Şili'nin Güney kısımlarını ve Yeni - Zelanda'nın Güneyinde bazı adaları alâkadar etmektedir. İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da, İskandinavya'da, Finlandiya'da, Kazan'da, Kanada'da, v.s_ de bulunan müslüman cemaatleri İslâm hukukunun bu açıklamasından faydalanacaklardır ve bu açıklamada Hz. Peygamber (s.a.) in verdiği aşağıdaki paragrafta izah edilen emirlerden istinbat edilmiştir. Bu kitaba eklenen harita gibi bir dünya haritasına bakarak normal bölgede mi yaşandığını kolayca tayin etmek mümkündür.
310 İSLAMA GİRİŞ
NAMAZ NİÇÎN YALNIZ ARAPÇA KILINIR?
575/a — Namaz niçin yalnız arapça kılınır? a) Herkesin bildiği bir şeydir ki müslümanlar namazda (arapçası salât) yalnız Arap dilini kullanırlar : Kuran-ı Kerîmin bazı ayetlerini okurlar ve Allanın azamet ve celâline, insanın teslimiyetine şehadet eden bazı ifadeleri telâffuz ederler. Bu hem Arap olanlar için, hem., olmayanlar için hattâ bir kelime Arapça bilmiyenler için* dahi böyledir. Resulü Ekrem (a.s.) zamanında da bu bayie idi ve müslümanm dili ve memleketi ne olursa olsun o günden bu güne böyle devam edegelmiştir.
b) İlk bakışta müminin Allahma namazda ne söylediğini anlayacak şekilde hitabetmesi normal, hattâ şayy m arzu görülür. Tabiîdir ki ana dili bu maksada en uygun olanıdır, o halde müslüman topluluklarında konuşulan ne kadar dil varsa o kadar dilde namaz kılınması hatıra gelir. Fakat meselenin biraz daha derinden tetkiki böyle bir hal suretinin şiddetle aleyhindedir.
c) Her şeyden evvel metafizik yahut psikolojik bir noktai nazar vardır. Kur'an-ı Kerîm'in 33. suresinin 6.. ayetine göre Peygamber (s.a.) efendimizin zevceleri müs-lümanların anneleridirler. Biliyoruz ki bu muhterem hanımların hepsi Arapça konuşurlardı. Bu itibarla Arapça bütün müslümanlarm ana dilidir. O halde onların ana dillerinde namaz kılmalarını kim çok görebilir?
d) Olabilir ki bu delil herkesi tatmin etmeğe kâfr. gelmez. İncelemeyi daha ileri götürdüğümüz zaman görürüz ki İslâm itikadına göre Kur'an Allah kelâmıdır. onun okunması bile Kur'an tarafından sevap sayılmıştır. Bunun ruhanî bakımdan anlaşılması gayet kolaydır. Mümin Allaha, bizzat Allahın mukaddes kelâmıyla yöneliyor. Allanın sözü, Allaha doğru giden —elektrik cereyanını nakledip nihayetindeki ampulü aydınlatan tel gibi—
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
311
bir yol oluyor Allaha doğru yolculuk şüphesiz her ruhun t erişmeğe müştak olduğu ulvi bir hedeftir. Bu kelâmın aslı Arap dilinde vahyedilmiştir, herhangi bir tercüme insan yapısı olacağından bu mistik yolculuğun gayesine uygun olamaz.
e) Daha dünyevî sebepler arayanlar için ^ hatırlatmak lâzımdır ki Allaha yalvarmak mânasında olan «dua» ile Allaha ibadet demek olan «namaz» arasında açık bir ayırım yapılması lâzımdır. Dua yani Aîlaha ibadetin resmi şeklinin dışında Rabla başbaşa münacat bahis konusu olunca, ferdin kendi ihtiyacını, kendi niyazını Allanma arz için tercih ettiği durumu almasına ve beğendiği dili kullanmasına kimsenin en küçük bir itirazı olamaz. Bu, mahlûk ile doğrudan doğruya Halik arasındaki münasebetlere tealluk eden şahsî ve hususî bir iştir. Namaz, cemaati teşkil eden diğer arkadaşların ihtiyaçları ve istekleri nazarı itibara alınması lâzım gelen ma'şerî (kol-lektif) ve umumî bir iştir. Bilhassa tebarüz ettirilmesi lâzım gelen husus namazın, prensip itibariyle ve tercihan cemaatle kılınmasıdır; Tek başına namaz kılmağa müsamaha gösterilmiş fakat asla tavsiye edilmemiştir; ruç-han cemaatle kılman namazdadır. Şimdi hep birlikte icra edilen bu ma'şerî ve umumî fi'lin (cemaatle kılman namazın) çeşitli cephelerini yakından görelim :
f) îsîâm bir bölgeye, ırka, yahut millete mahsus bir din olsaydı şüphe yok ki o bölgeye, o ırka, o millete mahsus olan dil kullanılırdı. Fakat müntesipleri, birbirleri için anlaşılmaz yüzlerce ayrı dil konuşan, bütün ırklara mensup ve yeryüzüne yayılmış olan cihanşümul bir dinin istekleri bundan çok farklıdır Bugünkü hayatımız muhtelif ırk ve dillere mensup insanları bir araya getirmektedir ve hemen hemen her şehirde daimî ikâmet eden müslünıanlarla transit geçen müslüman seyyahlar (turistler) eksik olmamaktadır. Bunların hepsinin dilleri ay-
312
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMAN1N GÜNLÜK HAYATI
313
rıdır. Birincileri yabancılara nezaket ve misafirperverlik göstermek mecburiyetindedirler. Farzedelim ki (müsîü-man) bir ingiliz, Çin'e gidiyor ve o memleketin dilinden bir kelime bilmiyor ve yine farzedelim ki sokakta yürürken kulağına şing şang şung gibi bir ses geliyor, şüphe yok ki bu kelimelerle ne murad edildiğini anlamıyor; şayet bu kelimeler «Allahü ekber» in o memleket dilindeki tercümesi ise onu anlayamayacak ve meselâ Cuma namazını yahut vaktin cemaatle kılman namazını kaçıracaktır. (Bir tesadüf eseri Cinde camiler İngiltere'deki, Fransa'daki ve Şark memleketlerindeki camilere benzemezler ve minareleri de yoktur). Bunun gibi Çinli bir müslüman diğer memleketlerde seyahat ederken, kendi dilleriyle ibadet eden dindaşlarıyla beraber cemaatle kıldığı namazda müşterek bir cihet bulamaz. İşte bunun içindir ki cihanşümul bir din bütün müminlerde müşterek olacak bazı temel varlıklara muhtaçtır. Namaza davet (ezan) ve namazda tilâvet edilecek bazı cümleler şüphe yok ki ibadet vecibelerinin yerine getirilmesinde böyle esas temellerin unsurlarını meydana getirirler. Sırası gelmişken şu hususa dikkati çekmek yerinde olur; bazı defalar iki ayrı dilin kelimeleri telâffuz itibariyle birbirlerine benzerler, fakat ayrı mânalara gelirler, ba-zan bir dilde zararsız bir kelime Öteki dilde gülünç yahut münasebetsiz bir şey ifade eder_ Lisanlarda böyle bir . tehlike, hiç ünsiyet edilmemiş ve meselâ yalnız seyahat esnasında işitilmiş bir dilde daha büyüktür. Böyle bir hal Allaha ibadet için kılman namazın vekarma aykırıdır. Namaz kılan Araptan gayri bir milletten de olsa namazda okunanlar, çocukluktanberi işitilmiş şeyler olduğundan böyle bir karışıklığı önler.
g) Yabancı düşmanlığının ara-sıra haksız ve hasis düşüncelerine kapılan insanın psikolojik cephesi ihmal edilemez. Her gün siyasî (millî) yahut halta şahsî vs
ferdî ihtilâfların zuhuruna sebep olacak hâdiseler olabilir ve meselâ bir îngilizin, Fransız yahut Rus dille-' rinde, yahut başka bir dilde kılman namaza katılmamasına sebep olabilir. Arapça, Kur'an ve Hadis dili olarak her müslümanm nazarında bir hürmet halesiyle çevrilmiştir ve bu Arapların dili olduğu için değil Resulü Ekrem'in lisanı olduğu için, müminlerin annelerinin dili olduğu için ve bizzat Allah-ü azimüşşanın bize son kelâmını tebliğ için seçtiği dil olduğu için kullanılır.
h) Aynı dine mensup olanlar arasındaki birlik ihtiyacı üzerinde ne kadar ısrar edilse kâfi derecede ısrar edilmiş sayılmaz. Aralarındaki kardeşlik bağlarına yenilerini ilâve edecek yerde elde mevcud olanı tahrib etmek doğru olmaz.
i) Milletlerarası kongreler ve toplantılar da bir misal olarak zikredilebilir. Meselâ bir UNO (Birleşmiş Milletler) oturumunda konuşulacak dili kimse kendi keyif ve arzusuna göre seçemez, seçerse toplantının hedefine aykırı olur ve toplantıdan beklenen gaye elde edilemez. Resmen kabul edilen dillerden birini kullanmak mecburiyetindedir. Bu da pratik sebeplerden ötürü ya İngilizce ya Fransızcadır. Bunun böyle olmasına kimse alınmaz; umumî menfaat için hususî menfaatten fedakârlık yapılır, yapılmazsa o da kaybolur.
■k) Meselenin daha az mühim olmayan diğer bir cephesi daha vardır. Hakikatte hiç bir tercüme aslının yerini tutamaz. Meselâ zamanımızda Kur'an-ı Kerîm'in İngilizce (ve hemen hemen dünyanın bütün büyük dilerinde) müteaddid tercümeleri vardır. Bunla beraber vakit vakit yeni yeni tercümeler yapılıyor ve eskilerinin kısmen hatalı olduğu söyleniyor. Bu yalnız İngilizce için değil dünyanın her dili için doğrudur ve her eserin tercümesi için doğrudur. Hatalı olanı mı kullanmak yoksa
314
İSLAMA GİRİŞ
mükemmel olan mı; yani tercümeyi mi, yoksa aslını mi kullanmak doğrudur?
1) Bu münasebetle hatırlatalım ki İslâm müstesna hemen hiç bir din, üzerine kurulduğu vahyin tamamen aslına, yani kurucularının ilk asil talimlerine sahip değillerdir. Hıristiyanların, Musevilerin, Mecusilerin ve diğer toplulukların ellerindekiler ya tercümedir, vahut en fazlası onların parçalandır. Ne mesut bir talihtir ki müslü-manîar bundan bir istisna teşkil ederler. Onların elinde bulunan Kur'an-ı Kerîm vahyin asli metnidir.
m) Dahası da var: Kur'an her ne kadar nesir olsa da ahenk, tanin (*), üslûp azameti bakımından şiirin vasıflarını ve cazibesini haizdir. O halde ki metinde bir tek harfin bile hazfi veya ilâvesi bir şirin mısraını bozduğu gibi bozar. Bir müddet evvel bu satırların yazarı şöyle bir hâdiseye şahit oldu. Mesleki itibariyle musikişinas olan bir Fransız mühtedi ona, 110. surenin bir yerinde bir kayıp olduğunu katiyyetle söyledi. Zira dedi, «fi dinil-lahi efvaca... fesebbih» musiki bakımından doğru değildir, imkânsızdır. Benim Kur'an tilâveti hakkında küçük bilgim imdadıma yetişti ve ona : «efvaca» kelimesinde tevakkuf etmemesi lâzım geldiğini, «efvacan-v-fesabbih» demek lâzım geldiğini izah ettim (f ve n birbiriyle meze olunur ve bu halde n den sonra f yi telâffuzdan evvel hafif bir v lâzımdır). Bu sanatkâr ve iyi niyet sahibi din kardeşimiz bana derhal: «Bu bakımdan da imanımı el-hamdü lillah yeniledim. Sizin verdiğiniz malûmatla musiki bakımından hiç bir eksiklik kalmadı, Kur'anın nesri baştan sonuna kadar —bir şiirin mısralannm heceleri gibi— tamamiyle mevzundur» dedi. Mükemmel ve muhteşem olanı basit bir şeyle değiştirmeyi kim ister.
n) Gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek, na-
Tanln: sesi uzatıp şiddetlendirme hassası.
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATİ
315
mazda tilâvet edilmesi icabeden kısımların pek az olmasıdır. Namaza davet olan ezan ve ikâmet, namazın içindeki : Allahü ekber, Sübhane Rabbiyel azîm, Sübhane Rabbiyel âlâ, kısa bir sure olan Fatiha ve ondan sonra iki kısa ayet, Teşehhüd'deki dua ve hepsi bu kadar. Bunların hepsi küçük ebatta bir sahifeyi geçmez ve bunların metnindeki kelimelerden çoğu sureti unıumiyede müslü-man kitleleri tarafından anlaşılır. Çünkü bunlar müslü-man memleketlerindeki dillerin hepsine girmiştir. Bir çocuk bile yahut bir müptedi zahmet ve güçlük çekmeden mânalarını anlayabilir. Bir defa bunların mânaları öğrenilince ortada bir eksiklik kalmaz ve hiç kimse, bunların anlaşılmadan mihaniki surette okunduğunu, itiraz makamında ileri süremez.
o) Bu satırların muharriri hiç bir müslümanın, Allanın peygamberine vahyettiği Kur'anın aslına gösterdiği hürmeti, onun tercümesine göstereceğine emin değildir. Zira tercüme, hata ve nisyana karşı Allahın himayesinde olan bir peygamber tarafından değil, yanılması ve şaşırması ihtimal dahilinde olan alelade bir insan tarafından yapılmıştır,
ö) Bir gün genç bir talebe namazda söylenen ve okunanın anlaşılması üzerinde ısrarla durdu. İleri sürülen bütün delillerin onu inandıramadığını görünce bu satırların yazarı ona şöyle dedi: «Eğer siz beş vakit namazınızı ana dilinizde muntazaman kılacağınıza söz verirseniz, ben de size bu hususta müsaade ederim» dedim. Genç .talebe münakaşayı derhal kesti ve bir daha görünmedi. Diğer bir ifade ile, dini, bir memlekete mahsus bîr hale getirmek hususunda ısrar edenler, o dinin icaplarını yerine getirmiyenlerin en azından büyük çoğun-luluğudur. Bir müslümanın namaz kılmayandan veya bir gayrı müslimden ders veya nasihat almağa ihtiyacı yoktur,
316
İSLAMA GİRİŞ
p) Sözü bitirmek için şunu söyliyelim ki namazda Kur'an tercümesinin okunmasının caiz olduğuna dair imam Ebu Hanife'nin kavline istinat ettiklerini söyliyen muharrirler vardır. Fakat bu iddia hakikatin yarısıdır. Bu yazarlar imam Ebu Hanife'nin bidayette bu fikirde olduğunu söyledikten sonra Mergmani'nin Hidaye ve Haskafi'nin Dürrül Muhtar gibi büyük fıkıh eserlerinin açıkladıklarına göre bizzat kendisinin bu fikrini değiştirdiğini ve normal hallerde yanız Arapça metnin okunmasının lüzumu hakkında umumî görüşe iltihak ettiğini söylemeyi unuturlar. Şüphe yok ki istisnaî haller için hükümler vardır. Meselâ ihtida eden bir yabancı îslâma girer girmez hemen beş vakit namaza başlamak mecburiyetindedir. Namazda, bilinen ayet ve ifadeleri ezberden okumaya mecburdur. Onları ezberleyinceye kadar bildiği dildeki mânalarım (tercümelerini) okuyabilir. Bu hususta Selman Farisî'nin (r.a.) gösterdiği büyük misal vardır. Bu zat îslâma yeni giren İranlılara namazda okumak üzere, Peygamber efendimizin müsaadesiyle Fatiha suresinin tercümesini göndermişti. En nihaye hasiyet el hidaye de nakledildiğine göre İranlılar Arapça metni öğreninceye kadar namazlarını böyle kılmışlardı. Bunun gibi yeni mühtediler birkaç gün için tercümeden istifade edebilirler.
r) Hülâsa, yabancı bir dilin namazda kullanılmasının fayda ve mahzurları vardır. Akıl, ehven-i şerrin (fenalığı en az olanının) seçilmesini icap ettirir. Söylemeye hacet yoktur ki cihanşümul bir dinin müntesip-leri için, bir bölgeye mahsus dilin kullanıması hoşa gitmeyen neticeler verir. Zira dindaşları birbirine yabancı yapar ve dinin cihanşümûllüğünü yıkar. Kimse inkâr edemez ki îslâmın başlıca çekici hassası olan cihanşümûl-lüğii, binlerce senedenberi gelenek haline gelmiş kardeş
BİR MÜSLÜMAN1N GÜNLÜK HAYATİ
317
kavgalarından ve bölgecilikten sonra, insanlığın tek
ümididir.
I
ÎSLÂMDA NİÇİN KAMERÎ TAKVİM KULLANILIR?
576 — Bilindiği gibi îslâmda dinî bayramlar ve mukaddes sayılan günler için kamerî takvim kullanılır, meselâ oruç ayı olan Ramazan, hac ayı olan Zilhicce mevsimden mevsime değişir. Cahiliyyet devrinde (îslâmdan evvelki devirde) kamer senesinin sonuna günler eklemekle güneş takvimi kullanılırdı. Hazreti Peygamber (s.a.) bir hikmete mebni olarak uzun düşünmeden sonra diyelim ki veda haccı sırasında ve nesi'i tefin eden Kur'an ayetini (9/37) aldıktan sonra bunu ilga etti. Bu vakıa, mevzua vakıf olmayanların merakını tahrik eder, aşağılık duygusundan muztarip ve başkalarını körü körüne taklit etmek istiyenleri müteessir edebilir. Bu islâmî reformun birçok faydalarından üçünün üzerinde duralım :
a) Oruç mevzuunda pek pratiktir, çünkü yemek içmek hususundaki mahrumiyete her mevsimde alışmak imkânını sağlamış oluyor, ne daimî bir mahrumiyet, ne daimî bir kolaylık.
b) İslâm bütün cihana şamil bir din olduğundan, muhtelif iklimler arasındaki farkların dikkate alınması lâzımgelir. Eğer oruç güneş takvimine göre tesbit edilmiş, muayyen ve sabit bir mevsime hasredilmiş olsaydı bu, tabiatın mahiyetine uymaz ve maddeten de mümkün olmazdı. Filvaki, Ekvatorun kuzeyinde bulunan memleketlerin teşkil ettiği Kuzey yarıküresinde yaz, Ekvator güneyinde bulunan memleketlerin teşkil ettiği Güney yarıküresinde kış mevsimine tesadüf eder. Ekvator bölgelerine lâtif bir mevsim olarak telâkki edilen kış, kutup bölgelerinde korkunç sayılır. Muhtelif memleket-
318
İSLAMA GİRİŞ
lerin müslümanları arasında dolayısiyle husule gelecek olan bu ayrılık, kamerî takvim kulanmakla bertaraf ödilmiş olur, her memlekette Ramazan devir devir her mevsime tesadüf ettirilmiş olur.
c) Tasarruf edilmiş para, ticaret v.s. üzerine verilet zekât —ziraî mahsullerinki hariç— o suretle farkında olmadan artırılmış olur ki, her 33 güneş senesinde 34 kamerî sene vardır ve 33 güneş senesinde 34 kamerî sene vergi vermek lâzımdır. Kamerî takvime göre maaşlar ödenince dahi devletin tasarrufu önemli olacaktır ve bilhassa fakirlerin lehine olmak üzere millî menfaatlara uygun faaliyetler için faydalı olacaktır.
NETÎCE
576 (a) — Alahdan niyaz ederiz ki bu mütevazi eserimiz, îslâmın esaslarını öğrenmek istiyenleri aydınlatmak suretiyle maksadına hadim olsun. Daha geniş tafsilât için etraflı ve bu maksatla yazılmış kitaplar, âlimler, Mısır'da Kl-ezher, Tunus'ta Zeytune, Fas'ın Fes şehrinde Karaviyin, Pakistan'da ve Hindistan'da benzer müesseseler vardır.
577 — Namazda okunan ayet ve duaların asli tinleri için EK. (316-320. sayfaya bakınız.)
me-
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
319
p 1 « jO t Al t
1 OÎ ^ Al *$ J ^ "
{ ÖÎM A)
'*"'
\ k\
İ' TÎ
O
^ : ( C }
-3- • 3 A.
J,
t , .'- S
: ( D )
j*Jl Ol j -*») J
• - -
^)\ 3
o-->j «İİ-İ*
-* -
ej*İ\ j ,'
xc (\) (
U) U
A Üt * o^-i dü!JL; j «J dLyî V .-
JÜ\
ÖUhJVI üt
Üil (i—; : ( H )
i oU-un ı^_u j
,jji
o y
.-aJl
U
•«-. i-, »
. f» i M «
İslama Giriş — F: 21
/.■«■•S -•- c-0
■ 11 1* *""
jU U
.* a - - ^
• (
oû^J^ : ( P )
..*« 4
s ,.* t» - - S ■*_*.
:(o.)
i
jT
^ ^L: jl İÜ JJ
/, . , s *> *..,-* 6 * -
j\jı
( x )
U
ji
JÜ1
: jül jij^ij^ (
jüt *~}\j& Ui j
VI Ol V .
<JI
j Lr
^ .• dÛJt U
Oj^&Ol
:/
<•%,£ ^ iujY.? .d
578 — EKLERDEKİ METİNLERİN MEALEN TERCÜMELERÎ
mealleri 521. paragrafta, (D) 536, (E) 536. parag-
(A) ezan, (B) ikâmet'in (C) 17 ve 524. paragraflarda, raflarda verilmişti.
(F) (1) Hanefî mezhebine göre: Allahım, Sen eksik sıfatlardan pâk ve münezzehsin, Seni daima böyle takdis
r ve överim, Senin adın mübarektir azamet ve celâlin rüksektir, Seni övmek yücedir) ve Senden başka tanrı foktur.
(2) Şafiî mezhebine göre :
«Ben müşrik olmadığım halde tamamen itaatkâr olarak yüzümü, semaları ve arzı yaratan Allaha çevirdim. lamazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin rabbı )lan Allah içindir. Bununla emrolundum ve ben müslim [olanların ilkiyim.
(G) Rahman ve Rahim olan Allahm ismiyle. Hamd j (övmek, övülmek) ; O, âlemlerin Rabbİ, O Rahman, Ra-
ıım, O âhiret gününün mâliki Allahm (hakkı) dır, O'na [mahsustur. İlâhî yalnız Sana ibadet ve kulluk ederiz, jsade Senden yardım dileriz. Bizi doğru yola hidayet eyle. (Kendilerine bol nimet verdiğin bahtiyarların yoluna, ki lonlar ne azıp sapmış, ne de gazabına uğramıştır. Dua-|mızı kabul eyle Allahım.
(H) Rahman ve Rahim olan Allahm ismiyle. And lolsun sana ki, muhakkak insan kat'î bir ziyandadır. Ancak imân edenlerle güzel amel (ve hareket) de bulunan-jlar, bir de birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler böyle değil.
328
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
329
(I) Rahman ve Rahim olan Allahın ismiyle, biz sana hakikaten Kevseri (bolluğu) verdik, o halde Rab-bm için namaz kıl ve kurban kes. Şüphesiz ki (sen değil) sana buğzeden zürriyetsizdir.
(J) Rahman ve Rahim olan Allahın ismiyle. De ki: O, AUahdır, bir tektir, samed'dir (herkesin ve her Şeyin doğrudan doğruya muhtaç olduğu yegâne varlıktır), doğurmamıştır, doğrulmamıştır O. Hiç bir şey de O'nun dengi değildir.
(K) Rahman ve Rahim olan Allahın ismiyle. Allah (O Allahtır ki) kendinden başka hiç bir tanrı yoktur. Haydır (diridir), Kayyumdur her şey O'nunla kaimdir). Onu ne bir uyuklama tutabilir ne de bir uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Onundur. Onun izni olmadan nezdinde kim şefaat edebilir? O önlerinde-kini, arkalarmdakini bilir. Halbuki onlar onun ilminden yalnız kendisinin dilediğinden başka hiç bir şeyi kavra-yamazlar. Onun kürsüsü gökleri ve yeri kucaklamıştır. Bunların nigehbânlığı Ona ağır da gelmez. O1, çok yüce,, çok büyüktür.
(L, M, N, O) mealleri 558. paragrafta verilmişti.
(P) «Ta'zimatm en mukaddes olanı, rağbetlerin en saf ve samimisi Allahadır». «Allahın rahmet ve bereketleri gibi selâmı da senin üzerine olsun ey Peygamber». «Selâm bizim üzerimize ve Allahın salih. kulları üzerine olsun». «Şehadet ederim ki Allahtan başka tanrı yoktur, Muhammed Onun kulu ve resulüdür». Ey Allahım Muham-mede —İbrahime rağbet ettiğin gibi— rağbet eyle, muhakkak ki Sen hamde en çok lâyık olan, en çok mecdü azamet sahibi olansın.
(Q) «Ey Allahım, Hz. İbrahim'e ve âline salât eylediğin gibi Hz. Muhammed'e ve âline salât et. Sen hamîd ve mecîdsin. Ey Allahım, Hz. İbrahim'e ve âline rahmet eylediğin gibi Hz. Muhammed'e ve âline rahmet et. (on-
lara mubareklik ver). Sen hamîd ve mecîdsin.» Ey Allahım, günahtan ve borçtan sana sığınırım. Ey Alahım, kendi nefsim için büyük hatâlar işledim, Senden başka kimse günahları affedemez; beni affet ve bana merhamet et, Sen çok rahim ve çok mağrifet edicisin.
(R) 564. paragrafa bakınız.
(S) Ey Allahım. Muhammede rağbet et (yahut bol bol rahmet et). (Onu) mübarek kıl ve himaye et. Ey Allahım. Senin büyük rahmetinle hayatta olanları, hazır olanları hazır olmayanları mağrifet et.
(T) Ey Allahım. Bu ölüye maöfiret eyle. Muhakkak sen en çok mağrifet edici ve en çok merhamet edicisin.
(U) Ey Alahım. Hidayet ettiğin kimseler içinde bizi de doğru yola ilet. Selâmet verdiklerin içinde bizi de selâmete erdir. Himaye ettiklerin içinde bizi de himayeye mazhar buyur. Verdiğin şeylerde bize hayırdan feyiz ihsan eyle. Hükmettiğin şeylerin şer olanından bizi koru. Zira sen yegâne hükmedensin, sana karşı kimse hükmünü yürütemez ve senin benimsediğin kimseler hakikat zillete uğramaz. Kahrettiğin kimseler ise asla izzet ve şeref bulmaz. Sen feyiz menbaısm, yücesin. Hüküm ve kaza ettiğin şeylere karşı hamdü _ sena sana mahsustur. Senin mağfiretini istiyoruz ve sana dönüyoruz. Efendimiz Muhammede Allah bol bol rahmet etsin.
(V) Ey Allahım. Biz senden yardım mağrifet ve hidayet dileriz, Sana iman ederiz, ve nedamet ederek Sana geliriz, her işde Seni vekil ederiz, Seni hayrile överiz. Her şeyde Sana şükrederiz ve Sana inanmamazlık etmeyiz, Senden uzaklaşanı reddederiz, terk ederiz. Ey Allahım yalnız Sana kulluk ederiz ve Senin için namaz kılarız, secde ederiz ve Sana (doğru gelmeye) çalışırız ve koşarız, rahmetini umarız, azabından korkarız, o kzab ki kâfirler içindir.
330
İSLAMA GİRİŞ
(W) Hacer'ul-Esved Önünde tavaf niyeti: Tavafa niyyet ettim; bismillahi Allahu ekber; Allahım, sana iman ederek, kitabını tasdik ederek, muahedeye bağlılık ifade ederek ve senin peygamberin Hz. Muhammed'in sünnetine tabi olarak bunu yaparım. (X) Tavaf duaları :
a — Kabe kapısının önünde :
Ey Allahım, bu ev senin evindir; bu mukaddes mahal senin haremindir; bu emniyet yeri senin emniyet yerindir ve burası cehennem ateşinden sana sığman kimsenin makamıdır.
b — Birinci duvarın önünde :
Ey Allahım, sekten, şirkten, şikak ve nifaktan, kötü ahlâktan aile, mal ve çocuk hususunda kötü duruma düşmekten sana sığınırım.
c —■ İkinci duvarın yanında :
Allahım, senin arşının gölgesinden başka bir gölgenin bulunmadığı günde beni kendi gölgende gölgelendir; ey celâl ve ikram sahibi, Efendimiz Hz. 'Muhammed'in kâsesi ile, ondan sonra hiç susamıyacağım, tatlı ve latif su içir.
d — Hac ve umre sırasında üçüncü duvarın yanında:
Allahım, onu kabul edilen hac, af edilen günah, kabul edilen amel ve zarar etmiyen ticaret eyle, ya aziz, ya ğâfûr.
e — Dördüncü duvarın yanında :
Ey Allahım dünyada da ahirette de bize hasene ver ve bizi Cehennem azabından koru.
(Y) Hac veya Umrede Safa ile Merve arasında say duası :
Ey Allahım, affet ve merhamet et, bizden bütün bildiklerini affet; sen en aziz ve en kerîmsin. Allahım, hac-cı (veya umreyi) makbul, günahı mağfur, şayi meşkûr ve zararı olmayan ticaret eyle ya aziz, ya gâfûr. Allahü Ekber, Allahü ekber; Hamd Allaha mahsustur. Bize hi-
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATİ
331
dayet verdiği için Alah büyüktür. Bize ihsanından dolayı hamd Allaha mahsustur; Allahdan başka ilâh yoktur; O tektir, şeriki yoktur; mülk onundur; hamd onundur; O her şeye kadirdir. Allahtan başka ilâh yoktur; O tektir, O tektir, va'dinde sadıktır; kulu (Muhammed'e) yardım etmiş, askerini galip kılmış ve tek başına düşmanları mağlup etmiştir. Allahtan başka tanrı yoktur; kâfirler istemese de biz dini sadece Onun için kılarak ondan başkasına ibâdet etmeyiz.
(Z) Telbiye :
Lebbeyk, Allahım lebbeyk, lebeyk, Senin şerikin yok; lebbeyk; muhakkak ki hamd, nimet ve mülk sanadır; şerikin yoktur.
579 — NAMAZA MÜTEALLİK ARAPÇA METİNLERİN YENİ HARFLERLE YAZILMIŞ ŞEKLİ.
(A) Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, eşhedü en lâilâhe illallah, eşhedü en lâilâhe illallah, eşhedü enne Muhammeden resulullah, eşhedü en-ne Muhammeden resulullah, Hayyalessalah, hayyalessa-lah, Hayyalelfelah, hayyalelfelah, Allahu ekber, Allahu ekber, lâilâhe illallah.
(B) Allahu ekber, Allahu ekber,, eşhedü en lâilâhe illallah, eşhedü en lâilâhe illallah, eşhedü enne Muhammeden resulullah, eşhedü enne Muhammeden resuhıîlah, hayyalessalah, hayyalessalah, hayyalelfelah, hayyalelfelah, kad kametissalah, kad kametissalah, Allahu ekber, Allahu ekber, lâilâhe illallah.
(C) Bismillahirrahmanirrahim. İkra' bismi rabbikel-lezi halak, halakal insane nün alak, ikra ve rabbukel ekre-müllezi allame bil kalem, allemel insane ma lem ya'lem.
332
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
333
(D) Bismillah ve alâ milleti resuldllah.
abdallah üzkür haracte
(E) Ya el ahdel lezi ---------------
emetallahizkuri haraç ti
aleyhi mineddünya şehadete en lâilâhe illallah ve erme Muhammeden resulullah, ve ennel cennete hak ve ennen nara hak, ve ennel kabre hak ve en nessaate atiyetül la
enneke radite
rayba fiha, ve ennallahe yeb'asü men fil kubur,------------
enneki raditi
billahi rabben, ve bil îslâmi dinen, ve bi Munammedi re-sulen, ve bilkurani imanen, ve bil Kâbeti kıble ten, ve bil
yusebbiteke
müminine ihvana, Allahu-----------------yusebbitullahelle-
yusebbitiki
zine âmenu bikavlissabiti fil hayatiddünya ve fil ahireh, ve yudilıhuzzalimine ve yef alu ma yega, ya eyyetuhen-nefsül mutmeinne, irciî iîa rabbiki radıyetel merdiyye, fed-huli fi ibadî, vedhuli cenneti.
(F) (1) Hanefî'lere göre : Sübhanekellahümme ve bi-hamdike ve tebarekesmüke ve Teâlâ ceddüke ve la ilahe gayruke.
(F) (2) Şafiî'lere göre: Veccehtü vechiye lillezi fe-darassemavâtı ve'1-arda hanîfen ve mâ ene mine'1-müş-rikin. İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâti lillâhi rabbi'l-âlemin; lâ şerike leh; ve bi zâlike ünıirtü ve ene evvel'ül-müslimîn.
'^r) Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdü lillâhi raf bil alemin, errahmanirrahim, maliki yevmiddin, iyyake na'budu ve iyyake nestain, ihdinassıratel müstakim sıra-tellezine en'amte aleyhim gayril mağdubi aleyhim ve led-daallin. (Amin)
(H) Bismillahirrahmanirrahim. Velasri innel insa-
ne lefi husrin illellezine amenu ve amilussalihati ve teva-sav bil hak ve tevesav bissabr.
(I) Bismillahirrahmanirrahim. Inna a'tayna kel-kevser, fesalli lirabbike venhar, inne şanieke hüvel ebter.
(J) Bismillahirrahmanirrahim. Kul hüvellahü ehad, AUahussamed, lem yelid ve lem yuled, ve lem yekünlehu küfüven ehad.
(K) Allahü la ilahe illa hüvelhayyul kay3'um, late'-huzuhu sinetün vela nevm, lehu mafissemavati ve ma fiî-ard, men zellezi yeşfeu indehü ila biiznihi, ya'lemü ma beyne eydihim ve ma halfehüm, vela yuhitune bişey in min ilmihi illa bimaşae, vesia kürsiyyihüs semavati velarda, vela yeuduhu hıfzıhuma, ve huvel aliyyul azim.
(L) Subhane Rabbiyel azim.
(M) Semi allahu İlmen hamiden, rabbena lekel hamd,
(N) Subhane rabbiyel alâ.
(O) Rabbiğfirli verhamni.
(P) Ettehiyyatül mübarekâtüs salavatüt tayyibatü lillâhi, esselâmü aleyke eyyuhennebiyyü, ve rahmetullahü ve berakatuhu, esselâmü aleyna ve alâ ibadillahissalihin, eşhedü, en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu.
(Q) Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kema salleyte alâ İbrahîme ve alâ âli îb-rahîme inneke hamîdün mecîd. Ve bârik alâ Muhammedin ve alâ ali Muhammedin kema bârekte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahîme inneke hamîdün mecîd. Allahümme inni euzü bike minel me'semi vel mağrem, Allahümme inni zalemtü nefsi zulmen kesiren, vela yağfiruzzünûbe illa ente, fağ-firli verhamni, inneke entel gafururrahim.
(R) Subhane men la yenamü ve la yeshu.
(S) Allahümme salli alâ Muhammedin ve bârik ve sellim, Allahümmagfir lihayyine ve meyyitina ve şehidina ve ğaibina birahmetikel vasia.
334
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMAN1N GÜNLÜK HAYATI
335
(T) AUahummağfir lihazel meyyit inneke entel ga-fururrahim.
(U) Allahummehdina fimen hedeyt, ve afina fimen afeyt, ve tevvtllena fimen teveleyt, ve barik lena minel hayri fima a'teyt, ve kına şerre ma kadayt, fe inneke tak-di vela yukda aleyk, ve innehu la yezillü men valeyt, vela yeizzü men adeyt, tebarekte ve tealeyt, lekel hamdü alâ ma kadeyt, nestağfiruke ve netubu ileyk, ve sallallahu alâ seyyddina Muhammed.
(V) Allahümme inna nestainuke ve nestağfiruke ve nestehdike ve nü'minü bike ve netubu ileyke ve netevekke-lü aleyke ve nüsni aleykel hayre külle hu neşkürüke ve la nekfürük ve nahlau ve netrükü men yefcürük. Allahümme iyyake nabüdü ve leke nüsalli ve nescüdü ve ileyke nes'a ve nahfidü nercu rahnıeteke ve nahşa azabeke inne azabeke bilküffari nıülhık.
(W) Hacer'ul-esved önündeki tavaf niyeti :
Ne vey tu't-tavaf e bismillâhi ve'llâhü ekber; Allahümme imânen bike ve tasdiken bi kitâbike ve vefaen bi ah-ddke ve'ttıbâen lisünneti nebiyyike seyyidina Muham-medin (S.A.S.)
(X) Tavaf duaları ;
a — Kabe kapısının önünde ;
Allahümme inne'l-beyte beytüke ve'1-haremu haremu-ke ve'1-emnü emmıke ve haza mekam'ül âizi bike mine'n-nâr.
b — Birinci duvarın Önünde :
Allahümme inni euzÜ bike mine'ş-şekki ve'ş-şdrki ve'ş-şıkakı ve'n-nifakı ve sû'i'l-ahlâkı ve sû'İ'1-münkale-bi fi'l-ehli ve'1-mâli ve'1-veledi.
c — İkinci duvar yanında :
Allahümme ezıllenî fizıllike yevme lâ zille illâ zillü arşıke ve'skmî bikâsi seyyidina Muhammedin (S.A.S.)
şerbeten henîeten merîeten lâ ezmeu badehu ebeden, yâ ze'1-celâlî ve'1-ikrâm.
d — Hac veya Umrede üçüncü duvar yanında :
Allahümme'c'alhu haccen mebrûren (c'alhâ umreten mebrureten) ve zenben mağfûren ve sa'yen meşkûren ve ticareten len tebûre yâ azizu, ya gafur.
e — Dördüncü duvar yanında :
Rabbena âtina fi'd-dünyâ haseneten ve fi'1-âhıreti haseneten ve kmâ azâbe'n-nâr.
(Y) Hac veya Umrede Safa ile Merve arasında sa'y duası :
Rabbi'ğfir ve'rham ve tecâvez amma ta'lem; inneke ente'l-euzü'l-ekrem. Allahümme'c'alhü haccen mebrûren (c'alha umreten mebrureten) ve zenben mağfûren ve şa'-yen meşrûken ve ticareten len tebûr, ya azîzu, ya gafur; Al-lahu ekber, Allahu ekber ve lillâhi'1-hamd; Allahü ekberu alâ mâ hedanâ ve'1-hamdü Hllahi ala ma evlana. Lâ ilahe illa'llahü vahdehü,' lâ şerike lehû, leh'üî mülkü ve leh'ül-hamd ve hüve alâ Külli şeyin Kadir. Lâ ilahe illa'llahü Vahdehü, sadaka va'dehû, nasara abdehû ve eazze cundehû ve hezeme'l-ahzâbe vahdehû; lâ ilahe il-la'llâh ve lâ na'budü illâ iyyâhü muhlisine lehu'd-dine ve lev kerihe'1-kâfirûn.
(Z) Telbiye :
Lebbeyk allahümme lebbeyk; lebbeyke lâşerîke leke lebbeyk; inne'l-hamde ve'nni'mete leke vel-mülke lâ şe-rîke lek.
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI 339
GAYRI TABİÎ MINTIKALARDA NAMAZ VAKİTLERİNİN HESABI
581 — «Günlük Hayat» bahsinde izah edildiği gibi normal olarak her müslüman günde beş defa Allaha ibadet kasdryla namaz kılar :
1. Hakikî fecrin başlamasından (güneşin doğmasından takriben bir buçuk saat evvelinden itibaren) güneşin doğmasına kadar olan zaman zarfında kılınan sabah namazı,
2. Güneşin semada en yüksek noktasını geçmesinden itibaren üç saat sonraya kadar olan zaman zarfında kılman öğle namazı.
.3. Öğle namazının vaktinin bitmesinden güneşin batmasına (tekaddüm eden zamana) kadar olan zaman zarfında kılman ikinci namazı,
4. Güneşin batmasından sonra alaca karanlığın kaybolmasına kadar geçen zaman zarfında kılman akşam namazı,
5. Alaca karanlığın kaybolmasından sabah namazı vaktine kadar geçen zaman zarfında kılman yatsı namazı,,
Ekvatordan pek uzaklarda, tarif edilen bu vakitler •pratik olmaktan ziyade mahzurludur. Bunun için güneşin hareketi yerine saatin hareketine bakılır ve hesab edilir; ve izah edildiği gibi 45 derece arz dairesindeki zaman (namaz ve oruç vaktleri) bu arz dairesiyle kutup arasındaki mıntıkaların tekmili için muteber olur. Böylece Avrupa'da Bordo-Bükreş, Şimal Amerika'da Portland -Halifaks normal bölgenin sınırlarını teşkil ederler; bu mahallerin kuzeyinde bulunan bütün memleketler bu mevkilerin evkat cetvelini (Namaz vakitlerini gösteren cetvel) takibedeceklerdir. Aynı şey gerekli tadilât yapılarak Gü-
340
İSLAMA GİRİŞ
ney Amerika'da, Arjantin ve Şili'nin en uzak güney uçları için de kabili tatbiktir.
582 — Aşağıda 45 derece Kuzey enlemi ve 45 derece Güney enlemi için mahallî vakte göre saatler verilmiştir. Bunları izah için birkaç kelime ilâvesi faideden hâli değildir.
a) Yalnız güneşin doğuş ve batış saatlerini verdik.. Öğle vakti mevsime göre 12 den biraz evvel alınarak 12.30'a kadar gidebilir. (Kışın erken, yazın geç) diğer iki vaktin namazı ya'ni ikindi ile yatsı namazlarının vakitleri yukarıda verdiğimiz kaideye göre hesaplanır,
b) Mahallî vakitle, Mülkî vakit (memleket saati) arasında geniş bir fark vardır, filvaki Ekvatorda her on-beş mil veya buna yakın bir miktar bir dakika fark husule getirir; kutuplara yaklaştıkça aynı vakit farkı için mesafe daha yakındır. Birleşik Amerika, Kanada, Sovyet Rusya gibi geniş memleketlerde şark- hudutlarında güneşin doğuşu garb hudutlarmdaki güneşin doğuşundan sekiz on saat daha erkendir. Bizim evkat cetvelimiz mahalli vakte göre tanzim edilmiştir ve bir memlekette kullanılmakta olan «mülkî vaktsa memleket saat ayarına uydurulması zeki bir kimse için güçlük arz etmez.
Meselâ Fransa'daki saat hakikî mahallî-saatten bir saat ilerdedir. Saat 12'yi çalarken hakikî mahallî saat irdir. Oruç bakımından imsak ve iftarda olduğu gibi günlük namazlarda da bu vakı'arnn dikkate alınması gerekir.
c) Arzın yuvarlaklığı dolayısıyla günün başlamasa lâzım gelen yerde keyfî bir çizgi çizilmiştir. Bu farazi tarih çizgisi Asya ile Amerika arasından geçiyor; siyasî mülâhazalar bazı noktalarda bu çizgiyi inhiraf ettirmiştir. Japonya, Avustralya, Endonazya'dan Amerika,yave-ya Amerika'dan aksi istikamete vapurla, tayyare ile seyahat eden müsîümanlar için bu çizginin ehemmiyeti vardır. Amerika'ya giderken bu hayalî çizgiyi geçer geçmez*
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATİ
341
24 saatlik bir fark husule gelecektir: Cumartesi, cuma ■olur ve diğer cumartesi mutad seyrini takibederek gelir. Amerika'dan Asya'ya gelirken aynı noktai nazardan bütün bir gün ilâve edilmek lâzım gelir ve cuma, cumartesi -olur. Eğer bir kimse Öğleden evvel karaya inecek olsa terk edilen memleketin değil, varılan memleketin vaktine göre cuma namazının kılınması icabeder.
d) Gittikçe hızı artan hava seyahatleri karar verilmesi asla mümkün olmıyacak meseleler ortaya çıkarmaktadır. Şimdi diyelim ki güneşin doğmasından biraz sonra hareket edip, yolda giderken güneşin şarkta battığını görerek bir müddet sonra güneşin henüz doğmadığı bir memlekete ulaşmak mümkündür; yahut hareket eğer güneşin batmasından sonra vaki olursa yolda giderken güneşin garbdan doğduğunu görmek kabildir. (Kim bilir acaba bu Aleyhissalâtü vesselam Efendimizin ihtiyar dünyanın sonuna alâmet olarak verdiği haberin bir işareti değil midir?). Bunun aksine bir memleket saat 6 da terk edilir ve yalnız üç saat sonra varılan yerde mahallî saat ■9 olacağına 12 olabilir. Aklı selim bu gibi hallerde güneşin hareketini değil terkedilen memleketin saatine uyulmasını icabettirir. Böyle süratli seyahatlarda güneşin hiç batmadığına ve yahut günde müteaddit defalar battığına şahid olmak mümkündür.
e) Hava yollarıyla yapılan süratli seyahattan doğan birçok problem arasında orucun iftarının zamanı meselesi vardır. Meselâ biri ilkbaharda saat 4'te sahur yapmış ve diyelim ki saat 6'da Tokyo'dan Taşkent yolu ile Tunus'a hareket etmiştir. Saatta 900 km. sür'atle 8 saat uçtuktan sonra uçak alana inince mahallî saat öğleden sonra 2 olmıyacak, bilâkis sabah 6 olacaktır ve güneş de henüz doğmuş bulunacaktır. Bu böyle oluyor, çünkü bu iki (kalkış ve iniş) yerdeki güneşin doğması arasında 8 saatlik bir fark vardır. Ve uçak güneşin yörüngesiyle aynı istika-
342
İSLAMA GİRİŞ
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATİ
343
mette ve güneşle aynı hızda hareket etmiştir. Bu duruma göre, eğer yolcular akşam 6'ya kadar Tunus'ta bekliye-cek olursa 14 saat değil, 22 saat oruç tutmuş olacaklardır. Keza eğer Tunus'tan Tokyo'ya seyahat edilirse o zaman normalden iki misli daha süratle geçecektir ve 6 saatlik bir uçuştan sonra kol saati öğle 12'yi gösterirken güneş Taşkent'in doğusunda bir yerde batacak ve iki saat sonra da uçak Tunus'taki zaman Ölçüsüyle öğleden sonra saat 2'de Tokyo'ya inince vakit Japonya'da gece saat 10 olacaktır. Aynı hadise zaman farkından başka mevsimlerin dahi değişmesi bahis mevzu olan kuzey yarım küreden güneye ve güneyden kuzeye yapılan uçak seyahat-larında da ortaya çıkar. Aralık ayı Norveç ve Kanada'da çok soğuk bir aydır; halbuki aynı anda Şili ve Cope Tawn'~ da çok sıcak var. İcma derki böyle hava seyahatmda gerek oruç ve gerekse namaz için üzerinden aşılan memleketlerin durmadan değişen mahallî saaterine göre değil de seyahatin başlangıç yeri zamanına göre hareket edilmelidir.
f) Eğer bir insan aya inerse yeryüzünün kâbesinin onun namazı için kıble olması imkânsız olur. eBlki orada dünyaya bakan kısmında ve bize de gözüken bir ay kâbesinin inşası gerekecektir.
g) Keza eğer bir sputnik içinde dünyanın çevresinde-seyahat edilecek olursa normal olarak bir çevre uçuşu 90 dakika olacaktır. Güneş görünüşü kuzeyden güneye, güneyden kuzeye, doğudan batıya ve batıdan doğuya uçuşuna göre değişecektir. Güneşin doğup batması her 24 saatta bir değilse her bir buçuk saatta bir defa olacaktır. Biz dünyalı seyyahla için yapma peyklerinki değilse dünya güneşin doğup batmasına müstenid dünya saati, tatbik edilmeli.
583 - GAYRI TABİÎ MINTIKALAR İÇİN DAİMÎ
EVKAT CETVELİ. (fanyanın Kuzey Kesiminde (Dünyanın Güney Kesiminde
Güneşin) Güneşin)
Doğuşu Bat.ş. Tarih__________^Doğuşu Bot.ş.
7.39 7.38
7.36
7.31
7.22
7.13
7.03
6.52
6.39
6.26
6.13
6.00
5.42
5.29
5.16
5.04
4.50
4.40
4.31
4.24
4.17
4.14
4.12
4.13
4.17
4.21
4.27
4.34
16.28
16.35
16.43
16.52
17.06
17.16
17.26
17.36
17.47
17.56
18.06
18.15
18.27
18.31
18.45
18.54
19.05
19.14
19.22
19.29
19.39
19.44
19.48
19.50
19.50
19.48
19.44
19.38
1 Ocak 8 » 15 » 22 » 1 Şubat 8 » 15 » 22 » 1 Mart 8 » 15 » 22 » 1 Nisan 8 » 15 » 22 » 1 Mayıs 8
15 » 22 » 1 Haziran 8 » 15 » 22 ■ » ■ 1 Temmuz 8 » 15 » 22 »
4.17
4.23
4.31
4.41
4.52
5.05
5.16
5.26
5.37
5.46
5.55
6.04
6.18
6.26
6.34
6.44
6.54
7.02
7.10
7.18
7.28
7.32
7.37
7.39
7.39
7.37
7.33
7.28
19.50
19.49
19.46
19.43
19.31
19.22
19.13
19.10
18.47
18.35
18.22
18.10
17.50
17.36
17.26
17.13
16.59
16.49
16.42
16.35
16.28
16.24
16.24
16.25
16.29
16.33
16.39
16.45
|
344 |
|
İSLAMA GİRİŞ |
|
|
|
(Dünyanın |
Kuzey Kesiminde (Dünyanın Güney |
Kesiminde |
||
|
G |
ü n eş i n) |
|
Güneşi |
n) |
|
Doğuşu |
Batışı |
Tarih |
Doğuşu |
Batsşı |
|
4.46 |
19.27 |
1 Ağustos |
7.17 |
16.56 |
|
4.53 |
19.18 |
8 » |
7.08 |
17.03 , |
|
5.01 |
19.07 |
15 » |
6.58 |
17.12 |
|
5.09 |
18.56 |
22 » |
6.46 |
17.21 |
|
5.21 |
18.38 |
1 Eylül |
6.39 |
17.31 |
|
5.30 |
18.25 |
8 » |
6.16 |
■ 17.40 |
|
5.38 |
18.12 |
15 » |
6.03 |
17.49 |
|
5.46 |
17.58 |
22 » |
5.49 |
17.57 |
|
5.57 |
17.41 ' |
1 Ekim |
5.34 |
18.07 |
|
6.06 |
17.28 |
8 » |
5.21 |
18.16 |
|
6.15 |
17.16 |
15 » |
5.06 |
18.28 |
|
6.24 |
17.04 |
22 » s |
4.54 |
- 18.35 |
|
6.38 |
16.49 |
1 Kasım |
4.39 |
18.48 |
|
6.48 |
16.39 |
8 » |
4.30 |
18.58 |
|
6.57 |
16.32 |
15 » |
■ 4.22 |
19.07 |
|
7.07 |
16.25 |
22 » |
4.15 |
19.18 |
|
7.18 |
16.20 |
1 Aralık |
4.08 |
19.28 |
|
7.25 |
16.18 |
.8 » |
4.07 . |
19.37 |
|
7.31 |
16.19 |
15 » |
4.08 |
19.43 |
|
7.36 |
16.22 |
22 » |
4.10 |
19.47 |
BİR MÜSLÜMANIN, GÜNLÜK HAYATI
345
KİTAPTA İSİMLERİ GEÇEN ŞAHISLAR
584 — Evvelki sahifelerde isimleri geçen müelliflerin muhtasar bile olsa hal tercümelerini yazmaya cildler 1 lâzımdır. Bütün maddeleri münderecatı tarafsız bir görüşle yazılmamış olsa da umumiyetle İslâm Ansiklopedisine bu hususta müracaat edilebilir. Aşağıda verilen tarihler milâdî senelere göredir. Aksi işaret edilenler müstesna, bütün bu zevat müslümandır.
ALKAME EN NAHAÎ (v: 681). Büyük bir fıkıh âlimi ve ashabı kiramdan îbn Mes'ud'un talebesidir.
. BAYBARS (v: 1277). Aynı Câlut'da Hulâgu Hanı mağlûb eden Mısır sultanı. (Hulâgu Bağdad'ı zabt ve tah-ribedip halife El-Musta'sım'ı öldürttü, sonra Mısır'a yürüdü, karşılaşma Aynı Câlut'da oldu.)
BELAZÜRİ (v: 895). Büyük bir tarihçi ve teracim-i ahval (biyografiler) muharriri. Fütuh'ul Buldan (İngilizce, Almanca ve Urduca tercümeleri vardır) ve Esnab'ül Eşraf müellifi.
BîRUNİ (v: 1048). Bir feylesof. İlim, tarih ve sosyoloji üzerine olan eserleri birer abide sayılacak kadar mühimdir.
BUCER (yahut) RUTZER .(v: 1552). Maruf Alman din âlimlerinden ve hıristiyanlıkta Protestan Kilisesini kuranlardan biridir.
BUHAKÎ (v: 870). Es Sahili isimli eserin ve diğer birçok eserlerin müellifi, itimada şayan muhaddislerden biridir.
CAEİE İBN HAYYAN (v: takriben 776). Eski âlim ve feylesoflardandır.
CAFER ES SADIK (v: 765). Büyük fakîh ve mutasavvıf.
CAHIZ (v: 868). Feylesof ve edib.
BAMÎRÎ (v: 1405). Hayat'ül Hayvan isimli eserin müellifi, maruf bir hayvanat (zooloji) âlimi,
346
İSLAMA GİRİŞ
DARİMİ (v: 869). Kitaİ> es-Sünen müellifi, başlıca muhaddislerden biridir.
DÎHLEVÎ (Veliyullah Ahmed) (v: 1762). Meşhur hadis âlimlerinden ve mutasavvıflardandır. Hind-Pakis--tan müslümanlarmın uyanışının babasıdır.
DİNAVERÎ ,(v: 895). Feylesof ve büyük bir müslü-man nebatat (botanik) âlimi.
EBU DAVUD (v: 888). Kitab-es-Sünen müellifi ve başlıca muhaddislerden biridir.
EBU HANİFE (v: 787). Hanefî mezhebinin kurucusudur. Müslümanların % 80'i bu mezhebdendir.
EBU UBEYD (v: 838). Meşhur muhaddislerden biri ve İslâm, maliyesi üzerine yazılmış bir eser olan El-em-val'in müellifidir.
EBÜ YA'LA EL-FERRA (v: 1065). Hanbelî fakîh-lerindendir. Siyaset üzerine yazılmış bir eser olan El-Ah-kâm'us Sultaniye'nin müellifidir.
EVZAÎ (v: 773). Babası Sind'den gelmiş büyük bir fahîhdir. Bir zamanlar onun mezhebi İslâm dünyasında pek yayılmış bulunuyordu.
FARÂBÎ (v: 950). Çok orijinal büyük bir feylesoftur.
GAZÂLÎ (v: 1111). Büyük bir din âlimi ve mutasavvıf. Hangi çeşit felsefenin İslâm ile akıl ile uygulanmasının mümkün olduğunu gösterdi.
HAMMAB (v: 737). Büyük bir fakîh ve Ebu Ha-nife'nin hocası.
HEMMAM BİN MÜNEBBİH (v: 719). İlk muhaddislerden biridir ve ashab-ı kiramdan Ebu Hüreyre'nin talebesidir.
İBN ABDEL HAKEM (v: 871). Mısır'ın büyük tarihçisi ve muhaddisi. Fütuh Misr müellifi.
İBN FAB-LAN 921 de Rusya'ya gönderimiş sefir ve muallimdir. Bulgar (şimdi Kazan) kralını İslama döndürmeye muvaffak oldu. Seyahatnamesi mevcuttur.
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
347
İBN FÎRNAS (v: 921). Uçmak için bir kanad icad eden dâhi. Bir planetoryum (yıldızları gösteren bir kubbe) yaptırdı. Bu planetoryumda yalnız yıldızlar değil bulutlar ve ışık meseleleri de tarif ediliyordu. Ayrıca musikişinastı.
İBN EL HAİSEM (v: 1039). Meşhur bir âlim. Optik üzerine olan eserleri büyük kıymettedir.
İBN HACER (v: 1449). Muhaddis teracim-İ ahval muharriri.
İBN HANBEL (v: 855). Hanbelî mezhebinin kurucusu, Şafiî'nin talebesi ve muhaddistir.
İBN HAVKAL (v: tahminen 977). Meşhur bir coğrafyacı.
İBN HİŞAM (v: 834). Tarihçi. Hayatı Hz. Peygamber (s.a.) üzerine yazdığı eseri ile meşhurdur. Bu eser îngilizceye terceme edilmiştir.
İBN EL KELBÎ (v: 819). Cahiliyet devrine ait ih-tisasıyla tanınmış tarihçidir.
ÎBN HALDUN (v: 1406). Sosyolog ve tarihçi. Tarih kitabına yazdığı Mukaddime ile Tarih felsefesini icad etmiş oldu.
İBN MACE (v: 886). Başlıca muhaddislerden biridir.
İBN MECİD, 15. asrın büyük denizcilerindendir. Vaskö do Gama'nm donanmasına Afrika'dan Hindistan'a kılavuzluk etmiştir.
İBN EL MUKAFFA (v: 756). Kelile ve Dimme'yi ve bir çok eseri farsça'dan arapça'ya tercüme eden bir rafizî idareci ve edebiyatçıdır.
İBN RÜŞD (v: 1198). Büyük bir fakih, feylesof ve âlimdir.
İBN SA'D (v: 844). Eski bir tarihçi ve büyük bir teracim-i ahval kamusunun müellifidir.
İBN CİNÂ (v: 1073). Avrupalılarca Avicenna namiy-
348
İSLAMA GİRİŞ
le bilinir. Büyük bir tabib ve feylesof. Eserleri hâlâ üniversitelerde okutulmaktadır.
EN NAHA'Î (v: 713). Büyük bir fakıhtir. (v: 1164), Coğrafyası ve dünya haritası kendi devrinde bir harika idi.
IYAD (v: 1149). Maruf bir muhaddis ve tarihçi.
KAZVİNÎ (v: 1283). Meşhur bir ilim adamı ve tarihçi.
KİNDİ (v: takriben 900). Çok orijinal bir âlim ve feylesof.
LUTHED (v: 1546). Protestan kilisesinin kurucusu, Arapçayı çok iyi bilirdi.
MÂLİK (v: 795). Maliki mezhebinin kurucusu, El-Muvatta isimli eserin müellifi.
MA'MER İBN RAŞİD (v: 770). İlk muhaddislerden, El Cami isimli eserin müellifi.
ME'MUN (v: 833). Bağdad, Abbasî halifelerinden, edebiyat ve ilim hâmisi.
MES'UDÎ (v: 956). Tarihçi ve bir çok eserin müellifi.
MA VERDİ (v: 1058). Devlet adamı, hukukçu ve siyaset felsefecisi. El Ahkâm'us Sultaniye'nin müellifi. Bu eser İngilizce ve Fransizcaya terceme olunmuştur.
MELANCHTON (v: 1560). Protestanlığın kurucularından bir Alman.
MİSKEVEYH (v: 1030). Tarihçi ve sosyolog.
MUS'AB EZ ZÜBEYRİ (v: 850). Eski tarihçi. Ne-seb-i Kureyş müellifi.
MÜSLİM (v: 875). En iyi muhaddislerden biri, Es Sahih müellifi.
NESAÎ (v: 915). Başlıca muhaddislerden ve Es Sünen müellifi.
REŞİDÜDDİN HAN (v: 1318). Meşhur Tarihi Umumî müellifi.
RAZİ (v: 958). Feylesof ve meşhur bir tabib.
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
349
SAÎD EL ENDÜLÜS! (v: 1070). Meşhur bir sosyolog ve tarihçi.
' SALÂHADDÎN (v: 1193). Mısır ve Suriye sultanı. Haçlı seferleri boyunca birleşmiş Avrupa'ya karşı muvaffakiyetle çarpıştı. Mütteki bir hükümdardı.
SERAHSİ (v: 1090). Büyük bir fıkıh âlimi, El Meb-sut ismindeki eseri 30 cilttir.
ŞAFİÎ (v: 820). Şafiî mezhebinin kurucusu. El Ub ve Er Risale adlı eserlerin müellifi. Er Risale, mücerred hukuk ilmi üzrine yazılmış dünyada ilk eserdir.
TABERİ (v: 923). Mütebahhir bir âlim. Kur'an tefsiri, fıkıh ve tarih üzerine eserleri yüksek ilim kudretinin bir harikasıdır.
1AL Ug-oliKl A UlVlffjit İS. &A.UJK. IŞ-ŞAKİ A shl^-
EVVEL, halen Hanefî mezhebinin tedrisinde kullanılan Nihayetti Hâşiyet'il-Hidâye eserini 1295 yılında telif etmiş bir zattır.
TİRMİZÎ (v: 888). Başlıca muhaddislerden biri ve El Camii' müellifi.
ÖMEE I (tbn Hattab) (v: 644). Hazreti Ebu Bekir'in halefi, büyük fâtih ve dindar ve âdil bir halife.
ÖMER II (İbn Abdülaziz) (v: 720). Emevî halifelerinden çok mütteki bir zat.
ÖMER HAYYAM (v: 1131). Mütefennin, heyetşinas ve edib.
ZEHEBÎ (v: 1352). Büyük tarihçi ve teracim-i ahval muharriri.
ZEYD İBN ALÎ (v: 738). Zeydî mezhebinin kurucusu, ilk müelliflerdendir, Hukuk, Kur'an ve Hadîs üzerine yazdığı eserleri zamanımıza kadar gelmiştir.
ZÜBEYR İBN BEKKAR, Mus'ab ez Zübeyrî'nin yeğeni, çok vukuflu bir Ensab (şecere) müellifi.
İÇİNDEKİLER
Gdriş .................................................................. 5
Takriz ............................................................... 6
Önsöz.................................................................. 7
İkinci baskı için önsöz .......................................... 8
Müellifin tercüme-i hâli ....................................... 9
İSLÂM PEYGAMBERİ — HAL TERCÜMESİ
Giriş ............................................................... 13
Arabistan ........;................................................ 15
Din .................................................................. 16
Cemiyet ............................................................ 17
Peygamberimizin doğuşu ................................. 18
Bir Şövalye Sınıfı ................................................ 19
Din şuurunun başlaması ....................................... 20
Vahy ............................................................... 21
Risalet (Peygamberlik) ....................................... 22
Sosyal boykot.................................................... 24
Mi'rac ............................................................ 25
Medine'ye Hicret ................................................ 26
islâm toplumunun teşkilâtlandırılması .................. 27
Müsamahasızlık ve itikatsızlıkla mücadele ............... 29
Musalâha ......................................................... 30
İÇİNDEKİLER 351
İSLÂMIN ASLÎ TALİMLERİNİN MUHAFAZASI
■Muhafaza vasıtaları ............................................. 36
İslâmm ta'lîmleri (öğrettikleri, emirleri) ............... 37
Kur'an'ın tarihi................................................... 37
Kur'an'ın muhteviyatı ....................................... 43
Hadîs ............................................................... 46
Resmî vesaik ................................................... 48
Peygamber zamanındaki telifat ........................ 51
Ashab devrinde hadîslerin toplanması ..................... 53
Hadîslerin yazılmasının yasak edilmesi .................. 56
Sonraki asırlarda ................................................ 58
Netice ............................................................... 59
ÎSLÂMBA HAYAT ANLAYIŞI
İslâm ideolojisi ................................................... 64
Allaha itikad ...................................................... 69
Cemiyet ......................................................... 71
Milliyet .............'............................................... 72
İktisadî cephesi ................................................ 74
İrade-i cüz'iye ve kader ....................................... 75
İNSAN VE İNANÇLARI
Allaha itikad ................................................... 80
Melekler ......................................................... 82
Münzel (indirilmiş) kitaplar ................................. 87
Allanın elçileri (Peygamberler) .............................. 89
Ahiret bahsi ................................................... 90
Kader ve irade-i cüz'iye ....................................... 93
Netice............................................................ 95
352 İSLAMA GİRİŞ
İSLAMDA İBADET HAYATI VE DİNÎ ÂDETLER
Namaz............................................................... 96
Oruç............................................................... 103
Hac ............................................................... 106
Zekât ............................................................... 111
Netice ............................................................... 117
MANEVÎ HAYATTA İRFAN
Sutfa............................................................... 120
Tasavvufun zübdesi ............................................. 121
Allahm rızası ...................................................... 124
Husûsî ibâdetler ................................................ 128
Netice............................................................... 132
AHLÂK SİSTEMİ
İslâmın karakteristik özellikleri ........................... 134
Ahlâkın esası ...................................................... 135
Hata ve kefareti ................................................ 139
Emirler ............................................................ 143
İSLÂMIN SİYASÎ SİSTEMİ
Milliyet ......................................................... 149
îslâmı cihan şümul hale getiren vasıflar ............... 152
Hilâfet............................................................ 154
Devletin vazifeleri ............................................. 157
Hükümet şekli................................................ 159
İştişarî müzakere ................................................ 160
Din siyaset ......................................................... 151
Netice ............................................................... 166
İÇİNDEKİLER
ÎSLÂMIN HUKUK SİSTEMİ
353
Müslümanların hukuk ilmine hizmetleri .................. 168
Hukuk ilmi ......................................................... 168
Amelde niyet ...................................................... 169
Yazılı devlet anayasası ....................................... 169
Dünyaya şamil bir devletler hukuku ..................... 170
İslâm hukukunun umumî vasıfları ........................ 171
Hukuk felsefesi ................................................... 172
Müeyyideler...................................................... 173
Teşri' ............................................................... 175
Adaletin tevzii ................................................... 180
Hukukun menşei ve inkişafı ................................. 180
Netice ..........................................................,.... 188
İSLÂMDA EKONOMİK SİSTEM
Veraset ............................................................ 193
Vasiyyet ............................■............................. 194
Umuma ait mallar ............................................. 195
Devlet giderleri ............................................. 196
İstisnaî vergiler ................................................ 200
Sosyal sigorta ................................................... 200
Şans oyunları ................................................... 203
Faizle borç verme ............................................. 204
İstatistlikler ...................................................... 206
Günlük hayat ................................................... 207
MÜSLÜMAN KADINI ,
Umumî malûmat ................................................ 208
Kadının vecibeleri ............................................. 211
Kadının hakları ................................................ 216
354
İSLAMA GİRİŞ
ÎSLÂMDA GAYRİ MÜSLİMLERÎN DURUMU
Vazifelerin ilâhî menşei .................................... 226
Temel bilgiler ................................................ 227
Hz. Peygmaberin âdeti ....................................... 228
Sonraki zamanlara ait icraat örnekleri .................. 232
Sosyal muhtariyet ............................................. 233
İhtida ............................................................ 239
Mukaddes cihad ................................................ 239
MÜSLÜMANLARIN İLİM VE SANATA HİZMETLERİ
Umumî durum ................................................... 241
Dinî ve felsefî ilimler ....................................... 244
Sosyal ilimler ................................................... 246
Hukuk ............................................................ 247
Tarih ve sosyoloji ............:................................... 249
Coğrafya ve Topografya .................................... 251
Hey'et ilmi (Astronomi) .................................... 252
Tabi ilimler ...................................................... 253
Tıp ilmi ......................................................... 254
Optik ............................................................... 255
Mineraloji (Madenler ilmi) Mekanik v.s. ............... 255
Zooloji (Hayvanlar ilmi) .................................... 255
Kimya ve Fizik .......................................,........ 256
Matematik ...................................................... 257
Hülâsa ............................................................257
Güzel sanatlar ................................................ 258
UMUMÎ İSLA TARİHÎ
Hulefa-i Reşidin devri ....................................... 263
Emeviler ......................................................... 268
Abbasiler ......................................................... 269
İÇİNDEKİLER 355
Hindistan............................................................ 275
Endülüs hilâfeti ................................................ 275
Doğu Asya ve Güney-Doğu Asya......................... 275
Afrika ............................................................ 276
Muasır dünya ................................................ 277
BİR MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYATI
I>oğuş ............................................................... 279
İlk çocukluk................................................... 285
İzdivaç ............................................................ 289
Ölüm ................................................,........... 29.0
Umumî itiyadlar ................................................ 291
Yiyecek ve içecek ............................................. 293
Elbise ve saç tuvaleti ....................................... 294
Namaz ve Oruç ................................................ 295
Bazı hususiyetler ............................................. 299
Mezhep ayrılığı ................................................ 301
Namazın fasid olması .......................................... 303
Bazı umumî bilgiler .......................................... 304
Cenaze namazı ...................................................304
Hastalık ve seyahat .......................................... 305
Namaz saatleri................................................... 305
Namaz niçin yalnız Arapça kılınır ........................ 310
îslâmda niçin kemeri takvim kullanılır .................. 317
Netice ............................................................. 318
Erkeklerdeki metinlerin meaien tercümeleri ......... 329
Namaza müteallik Arapça metinlerin yeni harflerle
yazılmış şekli ................................................ 331
Başlıca Müslüman bayramlarının cetveli ............... 336
Gayri tabii mıntıkalarda namaz vakitlerinin hesabı ... 339
Gayri tabiî mıntıkalar için daimî evkat cetveli ......... 343
Kitapta isimleri geçen şahıslar ........................... 345
içindekiler......................................................... 350
?, <;
Huzur Sokağı Ciît I, Şule Yüksel ŞENLER 60,—
Huzur Sokağı Cilt 11, Şule Yüksel ŞENLER 60,—
Gençliğin Izdırabı, ŞÛl© Yüksel ŞENLER 40,—
İslâmda ve Günümüzde Kadın, Şule Yüksel ŞENLER 40,—
Hidâyet, Şule Yüksel ŞENLER 17,5
Bize Ne Oldu? Şûte Yüksel ŞENLER 40,—
Yılanla Tilki, Şule Yüksel ŞENLER ' 22,5
Sağ El ŞÛl© Yüksel ŞENLER ' 17,5
Bir BiSinçli Öğretmene, Şule Yüksel ŞENLER 27,50
Ahenk, Mustafa YAZGAN 17,50
Yavrularımıza Din Dersleri, Ahmed Hamdi AKSEKİ 40,—
Müslümanın Amentüsü, Dr. Ali Arslan AYDİN 17.50
Ahiret Günü, Mutîakurrahbavî 25,—
Uyarış, Ali YILMAZ 35,—
İmanın Alâmetleri, Hamdi GÜLAL 12,50
Üçaylar ye Faziletleri, Abdülkadir GEYLANİ 25 —
Sürgün Öğretmen, Hüseyin KARATAY 40,—
Yegâne Dünya Nizamı, Prof. Seyyid KUTUB 6,—
Dokuz Numaralı Hücre, Hüdai BAYiK 10,—
Yasin-i Şerif ve Dualar, 10,—
Hcc Rehberi, M. Kemal PİLAVOĞLU 15,—-
Son Fırtına, Ahmed Lütfi KAZANCI 20,— İyiliği Emretmek, kötülükten sakındırmak A. İZZÜDDİN 15,—
Resülullâh'ın Pâk Zevceleri, Prof. M. E. - SAVVAF 7,50
ibadetlerimiz, M. Saim YEPREM 10,—
Hacı BAYRAM-I VELİ Bayram SEZGİT 12,50
Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi, Tahsin ÜNAL 15,—
Yolda, Emine KUTUB (Şule Yüksel'ln tokdimiyle) 12,50
Volga Kızıl Akarken, Saadet BEKTÖRE 40,—
Dikenli Yollar, İbrahim YAVUZ 40,—
Müslümanların Gerileme Sebepleri, Ş. ARSLAN 17,50
Fatih, Ali Himmet BERKİ 15,—
Alîah İndinde Makbul Duaiar, Ö. Fehmi DURSUNOĞLU
Nevzat AKALTUN 22,50
İslâm Hanımlarından Kıssalar, İnci BEŞOĞUL 40,—
Ebedî Yol, İnci BEŞOĞUL 40,—
Kor, Ahmet EFE 30,—
Ramazan Orucu, Or. Ali Arslan AYDIN 8,—
Sessiz Çığlık, Mustafa YAZGAN 20,00
Müslüman Türk Çocuğunun Ahlâk Kitabı, M. YAZGAN 15,—
Ahlâkî Çocuk Hikâyeleri, Mustafa YAZGAN 35,—
Semavî Dinlerde Ahlâk, Mustafa YAZGAN 7,5
Kur'an Felsefesi, Mahmud AKDÂD 20,—
Mevlâna Muhammed Alıi 40,—
Peygamberimiz, Ömer Faruk ERGİN 4,—
İslâm Kültürünün Garbı Medenileştsrmesi, A. GÜRKAN 60,—
FakirlJk Problemi ve İslâm, Yusuf EI-KARDAVİ 35,—
İslâm Şeriatı, Abdülkadir ÜDEH 15,—
Yolların Ayrılış Noktasında İslâm,. Muhammed ESED 30,—
İ Feîsefeden Dine, Faziurrohman ENSARİ 25,—
Hutbe'erlıtı, Ahmet Hamdi AK.SEKÎ 250,—
n Hayatı, Ahmed Hamdı A!<SEKİ 15,—
TL. TL. TL. TL. TL TL TL. TL TL TL TL. TL. TL. TL TL. TL. TL TL. TL. TL. TL. TL TL. ı ■_, TL.
Tl. Tl. TL. TL. TL TL. TL.
TL. TL. TL. TL. TL. TL. TL. TL TL. TL. TL. TL. TL. TL. TL. TL. TL. TL. TL.
İslami Okul Okulların En Önemlisi