Mehmet Zahit Kotku _ Müminlere Vaazlar Cilt1 Dua - Muminlerevaazlar
Müminlere Vaazlar Cilt 1 Dua
Mehmed Zahid Kotku
SEHA NEŞRİYAT
İÇİNDEKİLER
Müellifin Kısa Terceme-i Hali ........................ VII
Ön Söz .......,..................................................XIII
I. KISIM
Giriş............................................................ 3
Dualardan Evvel Okunacak Kelimeler............... 24
Dua Hususundaki İhtilâflar ........................... 37
Duaların On Âdabı Vardır .............................. 55
Okunması Gerekli Dualar .............................. 67
Hazret-i Aişe (r.a.)'nin Duası .............................. 69
Hazret-i Falıma (r.a.)'nın Duası .....................'...... 69
Ebûbekir Sıddik (r.a.)'in Duası........................... 70
Büreyde el-Eslemî (r.a.)'nin Duası ........................ 7İ
Kubeysa b. Muharik'in Duası .............................. 72
Ebu'd-Derdâ (r.a.)'nin Duası .............................. 73
Halil ibrahim (aleyhisselâm)'in Duası ..................... 74
İsa (aleyhisselâm)'ın Duası................................. 74
Hızır (aleyhisselâm)'ın Duası .............................. 75
Ma'rûf-ı' Kerhî (rahimehullah)'nin Duası .}................ 75
Atabetü'l-Gulâm'ın Duası ................................. 79
Adem (a.s.)'in Duası....................................... 7g
Hazret-i Ali (k.v.)'nin Duası.............................. 81
Süleym b. Mutemer'in Duası .............................. 83
ibrahim Edhem Hazretlerinin Duası ..................... 84
II. KISIM
/Faydalı Dualar................................................ 115
MÜELLİFİN KISA TERCEME-İ HALİ
Müellif (Rahmetullahi aleyh)'in adı Mehmed Zahid, soyadı Kotku idi. Kendisinin naklettiğine göre babası ona: «Oğlum Mehemmed.» diye hitap edermiş. Soyadının «mü-tevazi» mânâsına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmişti.
Tevellüdü 1315 Hicrî Kamerî (Rumî: 1313, Milâdî: 1897) yılında Bursa şehrinde, kale içinde Türkmenzâde çıkmazındaki baba evinde vâki. olmuştur.
Ailesi: Baba ve annesi Kafkasya'dan 1297'de göç eden müslümanlardandır. Dedeleri Kafkasya'da Şirvan'a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha'dandır ki burası dağ eteğinde, ipekçilikle meşhur, ahalisi müslüman, hâlen Azeri Türkçesi konuşulan bir yerdir.
Babası İbrahim Efendi Bursa'ya 16 yaşlarındayken gelmiş Hamza Bey Medresesi'nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hz. Peygamber (s.a.v.) sülâlesinden bir Seyyid'dir; 1929'da 76 yaşlarındayken Bursa Ova6i'ndaki Izvat Köyü'nde vefat etmiş ve oraya defnolun-muş, ehl-i tarik bir kimsedir.
Annesi Sabire Hanım, Mehmed Zahid Efendi 3 yaşlarındayken vefat etmiş, Pınarbaşı Kabristam'na gömülmüştür.
VII
Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şakir (1308-1335) subaylık yapmış, Kudüs'te Çanakkale'de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28 yaşlarındayken vefat edip Söğütlüçeşme'ye defnolunmuştur. Aynı anneden bir küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış, bir kaç aylıkken vefat etmiştir.
Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden Fatma Hanım'la olmuştur. Ondan doğma üç kız kardeş hâlen hayattadırlar. Bunlardan Pakize Hanım'ın efendisi de Bursa Ulucami imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi şeyhlerinden merhum Ahmed Efendi (k.s.)'dir.
Tahsili, Askerliği:
Mehmed Zahid Efendi (r.a.) ilk mektebi Oruç Bey îptidaîsi'nde okudu. Maksem'deki idadiye devam etti. Sonra Bursa San'at Mektebi'ne girdi. Bu esnada Birinci Cihan Harbi dolayısıyla 18 yaşlarında askere fcelbolundu. 14 Nisan 1332'de asker oldu, senelerce askerlik yaptı, çok tehlikeli günler geçirdi, hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye' den çekilmesinden sonra bin bir güçlükle İstanbul'a döndü. 10 Temmuz 1335 Cuma gününden itibaren de 25. K. 30. Şube'de yazıcı olarak vazifeye devam etti. Kendi hatıra defteri kayıtlarından 1338 Mart'mda henüz bu vazifede olduğu görülür.
İstanbul'da bulunduğu esnada çeşitli dinî toplantılara, derslere, camilerdeki vaazlara devam etti. Bilhassa Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendi'yi çok sevdiği anlaşılıyor. Bu arada 16 Temmuz 1336 Cuma günü namazı Ayasofya Camii'nde edadan sonra vilâyet önünde bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhaneli Tekkesi'ne giderek Şeyh Ömer Ziyaeddin Efendi'ye intisap eyledi. Günden güne ahvalini terakki ettirdi.
VIII'
Bu zât-ı şerifin 18 Kasım 1337 Cuma günü vefalından sonra postnişîn-i irşâd olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efen-di'nin yanında tahsil-i kemalâta devam etmiş, müteaddit defalar halvete girmiş, 27 yaşlarında hilâfetnameyi aldıktan sonra ondan Râmûzü'l-Ehâdîs, Hizb-i A'zam ve Delâi-lü'1-Hayrat icazetnamelerini de almış, Bayezid, Fatih ve Ayasofya Camii ve medreselerinde derslere devam etmiş, bu esnada hafızlığını da tamamlamıştır. Bu aralarda hocanın işareti üzere muhtelif kasaba ve köylerde dinî hizmet ifa etmiştir.
Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa'ya dönmüş, evlenmiş, 1929'da vefat eden babası yerine Bursa Ova-sı'ndaki İzvat Köyü'nde 15-16 sene kadar imamlık ettikten sonra Üftade Cami-i Şerifi'nin imam-hatipliğine tayin edilerek şehirde hisar içindeki baba evine yerleşti. Burada 1945-1946 dan 1956'ye kadar hizmet eyledi.
1952 Aralık'ında Gümüşhanelî Dergâhı postnişini ve eski tekke arkadaşı Kazanlı Abdülaziz Bekkine'nin vefatı ı üzerine, İstanbul'a naklolarak Fatih'te bulvara nazır Üm-mügülsüm Mescidi'nde vazife gördü.
1.10.1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Cami-i Şeri-fi'ne nakloldu ve vefatına kadar bu vazifede kaldı.
Vefata:
Mehmed Zahid Efendi (rahmetullahi aleyh) Ömrünün son yıllarında rahatsızdı; ayakta gezmesine rağmen, şiddetli ağrılarından muzdaripti. 1979 yazında uzun zaman kalmak üzere gittiği Hicaz'dan ağır hasta olarak 1980 Şu-bat'ında dönmek zorunda kalmıştı. 7 Mart 1980'de ameliyata girdi ve midesinin üçte ikisi alındı.
IX
Ameliyattan sonra tedricen düzeldi, hatta 1980 Rama-zan'ında hiç aksatmadan oruç tuttu. Hatimle teravih kıldı, vaaz verdi; yazın Balıkesir Ilıca'ya, Çanakkale Ayvacık sahiline ağrıyan ayaklan için götürüldü; hac mevsimi gelince de Hicaz'a gitti. Fakat ameliyata sebep olan rahatsızlığı nüksetmiş ve ağrılar tekrar başlamıştı. Haccı güçlükle ifadan sonra 6 Kasım 1980'de çok ağır hasta olarak İstanbul'a döndü. Tam bir hafta sonra 13 Kasım 1980'de (5 Muharrem 1401) Perşembe günü öğleye yalan, dualar, yasinler, teşbih ve tehliller ve göz yaşlarıyla uyur gibi bir haldeyken ahirete irtihal eyledi.
Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii'nde muhteşem, mahzun, vakur ve edepli bir cemm-i gafîr tarafından kılınarak mübarek vücudu Kanunî Süleyman Türbesi arkasmda, kendisinden feyz aldığı hocaları ve üstadlarının yanındaki istirahatgâhı-na defnolundü.
Bu esnada Süleymaniye, Şehzadebaşı, Fatih ve çevrelerinde trafik durmuş, Süleymaniye'nin içi ve avlusu kamilen dolduğu gibi, cemaat sokaklara taşarak Esnaf Has-tanesi'nin. yanma kadar uzanmıştı. Vefatını duyanlar içinde Anadolu'nun en uzak şehirlerinden olduğu kadar, Avrupa'dan gelenler de vardı. Uzakta bulunan muhiblerin-den çoğu da vaktinde haber alamama yüzünden cenazesine yetişememişlerdi.
Vefatı İslâm âleminde de büyük üzüntüye yol açmış, Suudî Arabistan'da, Kabe'de, Kuveyt'te ve daha başka şehirlerde gıyabında cenaze namazı kıhnıp dualar edilmiş, ajanslar bu elîm vefat haberini yayınlamışlardır.
Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yapraklarında tevafukan çok manidar ibareler yer alıyordu. Meselâ bunların birindeki şu parça ne kadar şâyân-ı teac-cüptür:
Arkamdan Ağlama
Öldüğüm gün tabutum yürüyünce
Bende bu dünya derdi var sanma.
Bana ağlama, «Yazık Yazık!», «Vah vah!» deme.
Şeytanın tuzağına düşersen vah vahin sırası
o zamandır.
«Yazık, yazık!» asıl o zaman denir. Cenazemi gördüğün zaman «Elfirak, elfirak!» deme. Benim buluşmam asıl o zamandır. Beni mezara koyunca «Elveda!» demeğe kalkışma. Mezar cennet topluluğunun perdesidir: Mezar hapis görünür amma, Aslında canın hapisten kurtuluşudur. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki? Sana batma görünür amma, ,
Aslında o doğmadır, parlamadır. Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi? Neden insan tohumu için Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?
Fevkalâde mütevaziydi, kerametleri zahir ve şöhreti âlemgir olduğu halde, talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ihvanı arasında lalettayin bir fert gibi görür, makamım ve kemâlini büyük bir maharetle gizlerdi.
Kendi üstadlarına fevkalâde saygılı ve bağlıydı. Tekke arkadaşları olan yaşlılar, üstadının meclisine gittiğinde diz üstü oturup baş eğip hiç ayak değiştirmeden edeple oturduğunu anlatırlar.
Çok uzun ve derin düşünürdü, sohbetlerindeki buluşlara, teşbihlere hayran kalmamak mümkün olmazdı. Bir
XI
ayetin, bir hadisin üzerinde haftalarca, aylarca durup konuştuğu olurdu.
Ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir sabırla çalışırdı. İlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederdi. Yıllarca çalışır, yarı yolda bıkıp bırakmazdı.
Dostlarına vefası emsalsizdi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi.
Çok açık elliydi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye kalmamasından korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasında ekseriya misafir bulunurdu. Hizmet edenleri bir vesileyle memnun eder, ziyaretçilere güler yüz gösterir, kapısmı her zaman açık tutmağa çalışırdı.
Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet eder, talebelerini de bunlara teşvik eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. Gittiği yere bereket yağar; bolluk onunla beraber gezer; en hücra, en kıtlık yere o gelince nimet dolardı. Beraberinde seyahat edenler tevafuklara, tecellilere, maddî ve manevî hallere ve ikramlara şaşar; hayretlere düşerler, parmaklarını ısırırlardı.
Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri derecatmı ulyâ eyleyip biz âciz ü nâçizleri de füyûzât ve şefaatinden feyz-yâb u nasipdâr buyursun. Âmin, bi-hürmeti seyyidi'1-mür-selin (s.a.v.) ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahüm bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn ve'1-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemin.
Halil NECATİOĞLU
i
ÖN SÖZ
Duâ çağırmak, yalvarmak mânâsına gelen bir kelimedir. Küçüğün büyükten, âciz olanın güçlü olandan, ihtiyaç ve arzusunu gerçekten istemesi ve ummasıdır. Duâ kişinin hareket, söz ve haliyle yalvarması suretiyle olur. Duanın hakikaü kulun Rabb'inden medet ve yardım dileme-sidir. Kula yakışan sadece Allah'tan istemek ve O'na yönelmektir. Duada ihlâs ve ciddiyet temel şartlardandır. Duâ, duâ edenle kendisine duâ edilenin sânına uygun olmalıdır. Duâ ederken tazarru ve niyaz halinde bulunmak gerekir. Duada ciddiyetsizlik ve saygısızlık, haddi aşmak kabul edilmiştir. Duayı içten ve gizli bir şekilde yapmak makbuldür. Bağırıp çağırmak ihlâs hududundan riyaya, duâ hududundan şikâyete varan bir tecavüzdür. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
«Siz ne bir sağıra, ne de bir gaibe duâ ediyor değilsiniz. Siz, size çok yakın bir işiticiye duâ ediyorsunuz.» buyurmuştur.
Her ibadetin olduğu gibi, duanın da bir âdabı vardır. Kul ibadetin edeplerini bilmelidir. Edeplere riayetsizlik ibadeti boşa giderir, çünkü edeplerden bazısı farz, bazısı vacip, bazısı da sünnet hükmündedir.
XII
XIII
Kur'ân-ı Kerîm'in pek çok ayetinde duadan bahsedilmiş, çeşitli dualar zikredilmiştir. Kur'ân-ı Kerim ve Ha-dîs-i Şeriflerdeki dualar bizim için en büyük nimetlerdendir. Zira, Allah (c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.) bizlere nasıl, ne şekilde ve hangi duaları yapacağımızı öğretmişlerdir. Yine Kur'ân-ı Kerim ve Hadîs-i Şeriflerde zikredilen peygamber kıssalarında, her peygamberin bir duasının olduğunu görüyoruz. Bu duaların her biri Allah katında yegâne hak din olan İslâm'a inanan Muhammed ümmetine miras kalmıştır; çünkü, kıyamete kadar «Tevhîd Sancağı»m taşıyacak olan İslâm ümmetidir. Peygamberlerin duaya ihtiyacı olur da, ümmetin ihtiyacının olmaması düşünülebilir mi?
Duâ şirke karşı en müstahkem kaledir. İnananlar yardımı sadece Hâlik-i Zülcelâl'den beklerler, mahlûka tenezzül etmezler. Bu durum müminin şahsiyetini geliştirir, büyütür, yüceltir. Kula kul olma zilletinden kurtulup Allah'a kul olma izzetine kavuşturur.
Duâ Allah'la konuşma, O'nunla buluşma, halini bütün benliğiyle O'na arz etmedir. Bu sebeple duâ eden kimsenin gönlü Allah'tan başkasıyla meşgul olduğu sürece gerçekten duâ etmiş olmaz. Allah'tan başka her şeyi gönlünden çıkardığı anda ise İlâhî rahmete dalar ve Allah kendisine yakın olur. Nitekim ayet-i kerimede şöyle buyrulur:
«Kullarım, sana benden sorarlar : Ben onlara yakınım. Bana duâ edince duâ edenin duasına karşılık veririm.. O halde onlar da bana karşılık versin (benim çağrıma uysun) ler, bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.» (Bakara, 2/186).
Merhum Muhammed Zâhid b. İbrahim el-Bursevî ts rafından kaleme alınmış olan bu kitap duayı bütün yönleriyle ele almakta ve bu konuda bir rehber1 kitap, bir el ki-
tabı hüviyetini taşımaktadır. Duanın lüzumu, tesiri ve her türlü âdabından bahsetmesinin yanında en me'sûr dualardan seçilmiş bir demeti de müslümanlara takdim etmektedir.
Cenab-ı Hak cümlemizi duanın şuuruna eren, duası makbul olan ve kendisine yakın kıldığı kullarından eylesin. Âmin.
SEHA
XIV
XV
i4
GO
GİRİŞ
Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berakâtühü
Aziz kardeşlerim, müslümanlık yalnız ibadetle kaim olmaz. «Evradı olmayanın varidatı da olmaz» derler. İyi bil ki, İslâm dininin beş esası vardır. Bunlardan birinin noksanlığı dinden çıkmağa kâfidir.
Birincisi: l'tikaddır ki; en mühimidir. Bu hiç eksiklik kabul etmez. Tafsilatı her ne kadar geniş ise de, (amentü)yü bilmek ve ona inanmak bizim için kâfidir. Bunun da altı esası vardır. Allah-ü Teâlâ'nın sıfat-ı zâtiye ve sübûtiyesi ile birlikte; varlığına, evveli ve ahiri olmayıp herşeyi görüp bildiğine, güzelce, seksiz ve şüphesiz inanıp, iman ettikten sonra; meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve. öldükten sonra dirileceğine, amellerin hak terazisinden geçeceğine, cennet ve cehennemin varlığına, kader, hayır ve şerrin Al-lah'dan olduğuna inanıp iman etmek i'tikadda kâfidir. Her ne kadar tafsilatları geniş ise de izahı bunların dışında değildir.
İkincisi: Ameldir; namaz, oruç, hac, zekât ve keli-me-i şehadettir. Bunlar da ilmihal kitaplarında izah edilmiştir.
Üçüncüsü: Nikâh meselesidir. Şer'an evlilik kimlerle,
4 MÜ'MİNLERE VAAZLAR
nasıl olursa caiz olur ve kimlerle evlilik caiz olmaz? Bir de boşanma meselesidir. Kadın ne zaman ve nasıl boşanır? Bunları bilmeğe taalluk eder ki bu da yine fıkıh ve ilmihal kitaplarında yazılmıştır.
Dördüncüsü: Muamelât kısmıdır ki; ticaret, alışveriş meselelerini hâvi olup kazancın nelerin ve ne gibi şeylerin ne zaman helâl veya haram olduğunu bildirir. Bu da fıkıh kitaplarında mezkurdur.
Beşinci kısım: Mücazatür ki; o da kanun ve nizamların vazifesidir. Bunları oku ve öğren. Binaenaleyh farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsit denilen şu sekiz esası bilmek ona göre hattı harekâtım tanzim etmek, her mümin müvahhid için en evvel lâzım olan bir şeydir. Bunlar aynı zamanda bu günkü medeniyet vasıtalarında kullanılan makinelere benzetilecek olursa, -malum ya bazı kısımlar esasa, bazıları da teferruata aiddir- meselâ; teferruta aid düğme veya çark bozulursa, işlemezse bu arıza her ne kadar sıkıcı da olsa makina-nın işlemesine mani olmaz. Meselâ bir tayyare yolculuğun-dasınız. Tayyarenin elektrik lâmbaları veya soğutma ve ısıtma kısımları veya koltukları bozulsa; evet tayyarede-kilerin herhalde hoşuna gitmez fakat tayyarenin yine yerine selâmetle gitmesine de mani olmaz. Fakat maazallah esas kısmından bir çark kırılsa, kopsa veya işlemese; tayyare derhal düşme tehlikesine maruz kalır. Tabii kırılan çark sebebiyle pervaneler dönmez, havasını alıp veremez. Derken soluğu yerde alırlar.
Tayyarenin gövdesi iyi, fakat gerek çarkların birisinin bozulması, gerekse benzinin bozukluğu, ve gerekse kaptanın hastalığı veya ölümü halinde, işin nereye varacağı hepimizce malumdur, tman da tıpkı böyle bir uçağa, gemiye, motora, taksiye ve saate benzer. Ben müslüma-
GIRIŞ
nun, pek iyi, gövde güzel, fakat çarklar dönmüyorsa, pervaneler işlemiyorsa, dümen bozuksa veya benzini ya yok veya adi ve pis benzin ise uçamaz. Ya kaptan yoksa hiç bir şeye yaramaz değil mi? İman var; inanç bozuksa ve amel yoksa, iman var; muamelat kısmı bozuksa, iman var; nikâh meselesi bozuksa eğer bir de mücazat yani cezaları müstelzim kabahatleri var ise, halimiz' nice olur? Bak şimdi tayyare var amma makinesi bozuksa, tayyare var benzini yoksa, tayyare var lâkin kaptanı yoksa veya hasta veya serhoş veya akılsız ise, tayyare var lâkin dümen bozuk, tayyare var amma ayakları tekerlekleri yoksa veya var da bozuk açılmıyorsa şimdi sen söyle bu tayyare, bu motor, bu otomobil, bu taksi ve bu saat neye yarar? Bilmem acaba yanlış mı düşünüyorum?
İmanım var, inancım var demekle ne kadar övünür dururuz. Fakat onun işe yarayıp yaramadığına hiç de bakmayız. Peygamberimizin bize öğrettikleri dualardan birisi de:
(Yarab! Faide vermeyen ilimden, korkmayan gönülden, kabul olunmayan amelden, dinlenmeyen ve müs-tecap olmayan duadan sana sığınırım.) demesi ne kadar güzeldir. Öyle değil mi aziz kardeşim?
Bu dünyaya hergün bir sürü insanın gelip bir sürü insanın da mezarlara konmakta olduğunu hepimiz görüp bilmekteyiz. Eğer öldükten sonra iş bitti dersen iman ve İslâm'dan çok uzak olduğunu iyi bil. Böyle inançsız, müs-lümanım diyen erkekle bir kızın evlenmesi caiz olmayacağı gibi böyle inançsız kızm da müslüman erkekle ni-kâhlanması dinen katiyyen caiz değildir. Çünkü nikâh ancak dindarlar arasında muteberdir. Dinsizlerle nikâh
6 MU'MINLHRü VAAZLAR
mümkün değildir. Biz hıristiyan kızların alabiliriz; çünkü onlar da bir kitap ve bir peygambere inanmışlardır. Fakat onlara kızlarımızı hiç bir suretle veremeyiz; çünkü onlar bizim peygamberimize ve kitabımıza inanıp iman etmemişlerdir. Biz ise bütün peygamberlere ve kitaplara inandığımız için onların kızlarını almaya hakkımız vardır. Onlar ise bizim Peygamberimize ve kitabımıza inanmadıkları için, müslüman kız veya kadınla evlenemezler. Bu da münakâhât meselesi içindedir. Dinden dönenlerin nikâhı hiçbir suretle caiz ve kabil değildir. İslâm i'tikad-larına inanmayanlar müslüman sayılamaz. Adının Ahmet veya Ali, Veli olmasının hiç faide vermiyeceğini, her/akl-ı selim sahibi iyi bilir. Şimdi şuna iyi dikkat et. Demekki müslümanlık yalnız namaz ve oruçla, hac ve zekâtla olmuyor. «İ'tikat hiç eksiksiz, sonra ameller, sonra nikâh, sonra ticaret ve muamelat kısmı birbirini tamamlıyor. Haramdan mal kazanmak, servet yapmak, hile hud'a yalan, içki satmak, kumar oynatmak, hırsızlıkla rüşvetle veya gasp edip zorla almak ve aldığını vermemek suretiyle kazanılan paralarla müslümanlık taslamak, işe yaramayan bir sürü tayyare veya otomobillerle övünmeye benzer, derlerse ne dersiniz?
Muamelât kısmına ahlâklar da dahildir. Müslüman, kimseyi incitmeyen, herkesin kendisinin elinden ve dilinden emin olduğu bir zat-ı muhteremdir. Herkese iyilik yapar, yemez yedirir, giymez giydirir, kimsenin aleyhinde bulunmaz, varlığı ile övünmez, kibir, haset, uçup, riya, hırs, kin, şöhret, gadap, fitne, fesat ve emsali çirkin huylardan uzak; cömert, cesur, mütevazi, haline razı, muh- i üs, Hak'kın verdiğine razı, şöhret ve gadaptan ârî, kim- « şeye kin tutmaz, müşfik, merhametli, herkese acır, iyilik yapar, kimsenin fenalığını istemez, su-î zan etmez, hep hüsnü zan sahibidir. Ne aldanır ve ne de aldatır, halim
GİRİŞ 7
selim, kibar, nâzik, edip, âlim, sâlih, zâhid, abid, muttaki bir kimse demektir. Şimdi sen de bu duaları oku ve Hak'-ka yalvar. İbadet ve tâatmı güzelce yap. Fakat i'tikadı, muamelat ve münakehatı da ona uydur. Müslümanlık, Hak'ka kullukla beraber, Hak'kın mahluklarına şefkat ve merhametli olmayı da emreder. İhmal edersen bir kanatlı kuş gibi uçamaz ve kemâlâta ulaşamazsın...
Zemzemi içtikçe şöyle bir dua okuyorduk:
j\
Tayyareye binerken aklıma geldi de ne güzel bir ilim. Şimdi üç saat sonra İstanbul'a götürecek."" Elbette büyük bir ilmin semeresi... Sonra düşündüm: İstediğimiz ilim herhalde sadece bu ilim olmasa gerek, çünkü bu ilmin fa-idesi ancak dünyadadır. Öldükten sonra sen tayyare yaptın, elektrik icâdettin, mikropları buldun diye her halde bir mükâfat vermezler. Orada ancak iman ve amel-i sa-lih faide verir. Bu tayyare ve saire ise bir san'at ve bir ticaret metaldir. İlm-i nâfi olsa olsa insana öldükten sonra da fayda verecek bir ilim olması gerektir. Bu da, kulu Allahüzülcelal hazretlerine bağlayan bir ilimdir. Buna da ilm-i ledün ve ilm-i nafî derler. Peygamberlerin ve eh-lullahm ilmi bu kabildendir. Cenâb-ı Feyyaz-ı Mutlak hazretleri bizleri de sizleri de fazl-ı keremiyle afvü mağfiret eylesin.
Peygamberimiz (s.a.v.)'in Cenâb-ı Hak'tan istediği her hayrı biz de isteriz. Onun Hak'ka sığındığı bütün serlerden, biz de Hak'ka sığınırız. Hakkımızda hayırlar ihsan buyursun. Dünya ve ahiretin bütün şerlerinden muhafaza buyursun. Amin. Bi hörmeti seyyid-il mürselîn. Ve'1-hamdü lillahi rabbi'l-âlemin.
DUA VE HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİ
Çok muhterem kardeşlerim! Pek çok dua kitapları olduğu gibi «Deîail-i hayrat, Hizb-i A'zam», Abdülkadir ve Hasan Şazelî, Rufaî (k.s.) hazretlerinin ve Nakş-ı Bend hazretlerinin ve sair velilerin duaları da meşhurdur. Fakat bunların bir kısmı haftalık ve uzundur". Bu gün kardeşlerime hem kısa ve hem de daha faideli olacağını ümid ile üstaz-ı muhteremimiz Ahmed Ziyaeddin Gümüşhane-vî hazretlerinin tertip edip bizlere emanet ettikleri, üç büyük cild ve iki bin sahifeyi mütecaviz üç kitaptan aldığımız ve bunlara ilâveten Buharı, Tirmizî, Câmi-us Sağîr, et-Tergiyb ve't Terhib, bir de Ramuz kitaplarından aldığımız istiğfarlar, teşbihler ve Kur'an-ı Azîmüşan'da Cenâb-ı Hakk'm bizlerce ta'lim buyurduğu dualarla hamde müteallik ayat-i Kur'aniye ile tahlil ve tevhide aid kırk adet ayat-ı Kur'aniyeyi ve bir de ilâveten evliyaların isimleri, anıldığında rahmet-i İlâhinin nazil olacağı cümlenin malûmu olmakla, onları da eklemek suretiyle meydana gelen bu dua kitabmı kardeşlerimizin istifadesine arzetmek-le belki dualarınız ve Hak'kırt rızasına nail olmaklılığımıza sebep olur, diye yazmağa cesaret ettim.
Her cahilin cesur olduğu hepimizin malumudur. Binaenaleyh görülecek kusurlarımızın affını, hataların tashihini ulüvü cenaplarınızdan reca ederim.
Bu duaları okumağa başlamazdan önce abaoit alır, kıbleye karşı oturur evvelâ 25 istiğraf, bir Faüha-i şerife ile üç de İhlas'ı şerifi okuyup, Cenâb-ı Peygamber efendimizin mübarek ruh-u şerifleri ile birlikte evlâd, ezvac, ashap ve etbaının, bilcümle peygamberân hazeratmın ve mümin, müminat kardeşlerimizin ruhlarına hediye 'ettikten sonra ölümünü güzelce düşünür kabristanlarda yatanları, akraba-i taallukatını da hatırlarsın. Onların da her birisi bizlerden çok kuvvetli, zengin, âlim, âbid, kuvvet ve kudret sahipleri kimselerdi. Bak bu gün onların hiç sesleri çıkmıyor. Çürümüş gitmişler fakat başlarına dikilen taşlar onları bizlere haber veriyor. Adeta bize: «Aç gözünü bu dünya beka alemi değil. Yarın senin de bizim gibi adın unutlacak, mal mülkün taksim olacak, sen de nihayet burada bizler gibi kalacaksın.» diyorlar. Münkereyn meleklerinin suallarım ve ahval-i kıyameti şöyle gözünün önünden güzelce geçir. Ve üstazından aldığın derslere ihmal-şiz, dikkatle devam et. Ve onu da unutma, hatırından çıkarma. Bununla beraber günahı mucip herşeyden ve her yerden son derece korkup kaç. Ve iyi bil ki günahlar bir ateş ve zehirdir. îster ufak ister büyük olsun sonra tevbe ederim diye şeytana uyup aldanma. Alışılan şeyler ikinci bir tabiat halinde insanın içine yerleşir. Bir daha çıkarması çok müşküldür. Bakın şu sigarayı bırakabilen kaç kişi görürsünüz? Halbuki çok muzır ve hiç de faidesi yoktur. Mahlukat ve bahusus Hak'kın salih kullarına karşı çok şefkatli merhametli olmağa da çalış.
Kemal-i edep ve saygıyle Kur'an-ı Kerîm'in tilâvetinden sonra bu duaların mümkün olduğu kadarını her gün okumağa gayret et. Hak'ka tazarru ve niyaz eyle, evradı olmayanın varidatı olmaz derler. Her sabah Yasin-i Şerif oku ve ezberle. Öğle vaktinde Sure-i Fethi, ikindide.Ammeyi, akşam Tebarekeyi, yatsıda îza Vakaa surelerini oku-
mayı ve bunları ezberlemeyi ihmal etme. Sonraları sabah ve akşam bunların hepsini birden okuyuverirsin. Ve okurken ancak kendin işitebilecek kadar sesini çıkar. Fazla ses çıkarma. Ve gözünle sessiz de okuma. Cenâb-ı Hakk'ı hiç bir zaman hatırından ve gönlünden çıkarma. Ve Cenâb-ı Hak'kın her bir hareketimizi görüp bildiğini ve amellerimizin defterlerimize de yazıldığını (yani bir teyp makina-sı) gibi unutma. Daima Hak Sübhânehu ve Teâlâ'mn razı olduğu amelleri işle. Gadabından son derece sakın. Kimsenin aleyhinde bulunma. Ve kimseyi en ufak bir şekilde incitmemeye dikkat et. Dedikodu yerlerinden, gıybetden çok şakın. Çünkü kazandığın sevaplar elinden boş boşuna gider. Cehennemin, kabrin azabından, dünya ve ahiret fitnelerinden ve Mesihi'd-Deccal'in fitne ve fesadından Allah celle ve âlâya sığınmak gerektir. Cennete girip cemal-i İlahisini müşahedeye nail olmak ise büyük bir saadettir. Bütün nimetler tükenip ölüm gelip çattığı sırada mümine faide verecek ve onun saadet ve selâmetine sebep olacak ibadet ve taatla beraber doğruluktan, ihlâstan zerre kadar ayrılma. Ve bu fâni dünyaya bel bağlayıp aldanma. Ve bu duayı her namazın arkasından okumayı unutma.
öf
J\
«Ey Allah'ım! Cehennemin azabından, kabrin azabından, hayat ve mematm fitnelerinden ve Mesihi'd-Deccalin şer ve fitnesinden sana sığınırım.» Cenâb-ı Peygamber, sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri bu duayı Ashab-ı kiram hazretlerine bir sure ve bir ayet gibi ta'lim buyurduklarından, Pakistan müslümanlarınm bunları namazların-
DUA VE HAYATIMIZDAKİ ÖNEMÎ
11
da tahiyyattan sonra okuduklarını da rivayet ederler. Cenâb-ı Hak (celle ve alâ) hazretleri cümlemizin muiyni olsun. Dünya ve âhiret selâmet ve saadetlerini ihsan buyursun. Sevdiği kimselerle ve sevdiği amellerle ve bizlerden razı ve hoşnut olduğu halde ve hüsn-ü hatimelerle âhire-te göçen kullarından eylesin, âmin!
Şimdi size esas gayemiz olan duadan ve duanm lüzumundan bahsedeceğim. Cenâb-ı vacib-ül vücûd hazretleri Kur'ân-ı Azîmüşşan'ın müteaddit yerinde:
buyurmaktadır.
Yani: «Siz bana ihtiyaçlarınızı arzedin, isteyin, yal-varm, dualar edin, ben de sizlerin dualarına icabet edeyim, istediklerinizi vereyim.»1 buyurmasıyla bizleri dualara teşvik etmektedir. Çünkü bütün kaynaklar Zat-ı ecell'ü a'lâ-nın elindedir. İstediği zaman herşeyi yapar, kimse de karışamaz. Buna binaen Rasûlü Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) hazretleri Cenâb-ı Hak'ka ençok yalvaran, dua eden, iltica eden idi. Ve bizlere iltica edip yalvarmanın hem ibadet ve hem de en büyük bir kuvvet ve silâh olduğunu bildirirlerdi. Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet edilen bir hadiste söyle buyurulmuştur:
...«Duanın kendisi (hangi dil ile olursa,olsun) mümin kulun Eilâhıdır. Dinin direği, semâvât ve arzın nuru-
(1) el-Mü'min, 60.
12
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
DUA VE HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİ
13
dur» Malumdur ki silah düşmana karşı kullanılan öldürücü bir âlettir. Yanında silahı olan ve onu güzelce kullanmasını bilen kişi öyle olur olmaz düşmandan korkmaz ve kaçmaz; İcabında düşmanını yok eder, öldürür. İşte tıpkı bunun gibi dua da, insanm manevî düşmanlarını ve nefs-i emmaresini de öldüren pek büyük bir kuvvettir. Nefs-i em-mâre silahtan, toptan, atomdan korkmaz. Şeytan da böyle... Bunları korkutan şey ancak kulun Allahü Teâlâ'yı layıkıyla zikri ve dualarıdır. Silâhı kullanmanın nasıl usulleri, şartları varsa, duanın da tesiri için usul ve şartlan vardır. Bu usullere riâyet edilmeden yapılan duaların el-betteki bir faide vermiyeceği aşikârdır.
Duanın kabulü için birçok şartlar zikredilmiştir. Bahusus evvelâ bütün günahlardan hakiki ve ciddi bir tevbe-nin lüzumu herkesçe malumdur. İşte asıl iş bu tevbededir. Bu tevbenin ağız ve dilin yalnız (estağfirullah) demesiyle olmayacağı cümlece malûmdur. Tevbe her neden yapılırsa yapılsın, o yapılagelen şeyi bir daha yapmamak üzere evvelemirde bir nedamet lâzımdır. Bu nedamet tabii içten gelen tam bir ikrahtır. Ve bu fiilin bir daha kat'iyyen tekerrür etmemesi de matluptur. Ve böyle güzelce yapılan bir tevbeden ve tevbe namazından sonra yapılacak her duaya Cenâb-ı vacibül vücudun icabet buyuracaklarına hiç şek ve şüphe yoktur. Onun için evvelâ ibadeti lâyıkı veçhile yap; sonra da kat'iyyen abdestsiz gezmeye alışma ve daima Cenâb-ı Hak sübhanehu teâlâ hazretlerine dua ve ilticadan da ayrılma. Ve bu duaların en iyisi Cenâb-ı Hak'-km peygamberleri vasıtası ile Kur'an-ı azîmüşşanda beyan buyurulan dualardır. Sonra da Peygamberimizin mübarek ağızlarından bizlere talim sadedinde buyurulan dualar olup, bunların her nekadar manalarını anlamaz isek de, bu dualarla iltica, yalvarmak-, istemek diğer dualardan efdal ve âlâdır. Sonra:
i
a — Namaz arkasından,
b — Cuma hutbesinin arkasından,
c — Ezan'ı Muhammed'inin arkasından,
ç — Gece yarılarında,
d — Sonra kandil gecelerinde, Kadir ve Bayram gecelerinde ve esnay-ı muharebede yapılan dualar da pek makbuldür.
Bahusus Kur'an-ı Azîmüşşan'ın hatminden sonra yapılan dualara bir de gözyaşları katılırsa, daha çok makbul olacağı pek aşikârdır. Dua yalnız müminin silahı değil, aynı zamanda dinin de direği, gökklerin ve yerin nuru olduğu beyan buyurulmuş olması da şayan-ı dikkatdir. Yaptığımız evler, bazan ahşaptan bazan da betondan yapılır. Bunları direksiz yapmak mümkün olmadığı hepimizin bildiği şeydir. Binaenaleyh yapılan bir ev, bir cami, hatta alelade bir kulübe bile direksiz olamazsa duanın ne demek olduğu daha iyi anlaşılır. Sonra karanlıkta hiç birşey yapılamıya-cağı ve hatta okunamıyacağı yine hepimizin1 malûmudur. Gözlerimiz her ne kadar açık olsa da karanlık gecelerde bir şey göremediğimiz gibi, bazan sisli havalarda vapurlarımızın da işlemediği gözlerimizin önündedir. Birşey görmek okumak ve yazmak için nasıl, ışığa, ziyaya, nura muhtaç isek, duaya da böylece muhtaç olduğumuz aşikârdır. Duadan mahrum olan kişi, karanlıklarda kalıp önünü bile gö-remiyen ve ne yapacağını bilemeyen bir kişidir. Ne kendisi hayatından istifade edebilir, ne de mensup olduğu cemiyet. Zannedersem şimdi duanın ne kadar kıymetli ve mühim olduğu daha iyi anlaşılabilir.
Dualardan gafil olmayınız, acizlik getirmeyiniz. Zira dua eden Hak'ka yalvaran, ondan isteyen, hiç bir kimse helak olmamıştır. Demek ki duasız kimseler Hak'ka yal-
14
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
varmasını beceremeyen zavallılar, helake, yokluğa mahkûm kimselerdir ki; artık bunun ne demek olduğunu anlamamak mümkün değildir. Kendisine dua yollan, yalvarma ve iltica yollan açılmış kimse için rahmet-i ilahîye kapılarının açıldığı da pek aşikâr bir şekilde belirtilmiş olmakla en güzel ve hatta sevgi ile istenilecek şeyin ise âfi-fet olduğu yani hasetliklerden ve belalardan selâmette olarak yaşamanın lüzumu da anlaşılmış olmaktadır. Yine malûmdur ki; hastalıklı ve çeşitli belalara giriftar olmuş insanlardan istifade mümkün olmadığı gibi cemiyetin başına da bir yük olurlar. Bununla da kalmaz, Hak'ka lâyık ne ibadet edebilir ve ne de yalvarabilifler. Bazı iptilâlar vardır ki, maazallah insanı küfre kadar götürebilir. Halbuki küfür zulmetin, karanlığın ta kendisidir. İman da nurun, aydınlığın kendisidir. Onun için zulmet, karanlık küfürle; iman da nur ile izah edilmiştir. Celle ve alâ müminlerin velisi olup onları zulumattan, karanlıklardan aydınlığa yani nura çıkarmıştır. Kâfirlerin velileri ise tâğut, yani şeytan ve putları olduğu ve kâfirleri o güzel nurdan, aydınlıktan zulmete karanlıklara sürükledikleri ve bunla-nn da binnetice cehennem ehli oldukları belirtilmiştir.
Bundan dolayı her mümin-i müvahhid, hemen ve her zaman sık sık Cenâb-ı Hak'ka iltica edip hem sığınmak ve ahiret saadetlerin için muhtaç olduğu her şeyi istemekten hâli kalmamalıdır. Zira dua aynı zamanda ibadettir. Ve hem de dua gelen ve gelecek olan belalara da faydalıdır. Onların define sebep olurlar. Binaenaleyh ey Allahın kulları duaya devam ediniz, ve biliniz ki:
«Allah Teâlâ Hay ve Kerim»dir.
Kul ellerini açıp da ondan bir şey istediği zaman onun
DUA VE HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİ
15
duasını kabul etmemezlik yapmaz ve onun ellerini boş çevirmez. Binaenaleyh sizler hacetlerinizi hemen ve yalnız Allahü Teâlâ hazretlerine arzediniz. Ve ondan isteyiniz. Ve sakın Allahü Teâlâ hazretlerinin kullarına boyun bükmeyiniz. Ve ihtiyaçlarınızı onlara katiyyen söylemeyiniz, biliniz ki onlar da sizler gibi âciz mahlûklardır. Bugün verse de yarın ister. İstemese bile başa kakar. Kakmazsa da bir daha kapınızı açmak istemez ve sizi görünce kaçar. Artık bunun böylesine yüzsuyu dökmek yakışır mı? Allah teâlâ ise istedikçe vergisini daima artırır ve ondan da razı olur. İmdi böyle rahmeti bol bir Allah'ı bırakıp da başkasına insan hiç halini arzeder mi?
Baksanıza mukadderat-ı ilahiyeyi bile dualar önler. O takdirat-ı ilahiyeyi tahfif eder. Hafif geçer. Ömrün uzamasına iyilikler sebep olur ve günahlar dolayısiyle de rızkından mahrum olur. Kaza-yı ilahiyeden kaçmak mümkün değildir. Fakat dualar gelmiş ve gelecek kaza ve belalara karşı geleceği ve bu suretle duası makbul olanın dünyasının da âhiretinin de gayet rahat ve güzel geçeceği anlaşılır. Zira Cenâb-ı Hak subhanehu ve teâlâ, kullarının yalvarmasını ve istemelerini çok sever.
İbadetin efdali de kulun yaptığı duaların kabulünü beklemesidir. Dualar mutlaka kabul olur. Fakat bazan pek çabuk netice alınır, bazan geç netice alınır ve bazan da ahirete bırakılır. Bazan da onun başına gelecek bazı musibetlerin define Vesile olur. Ve hatta yarın kıyamet gününde Cenâb-ı Hak kuluna sorar:
— «Filân vakitte şöyle bir dua etmiştin. Ben de sana istediklerini vermemiştim değil mi?» der. Kul da:
— «Evet ya Rabbi» der. Sonra Cenâb-ı Hak tekrar kuluna:
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
DUA VE HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİ
17
— «İşte onu Cennette şöyle şöyle nimetler verilmek için sakladım» deyince kul:
— «Ah Keşke hep istediklerim bu güne kalsaydı» diye ''îmennide bulunacaktır.
Binaenaleyh bizlere layık olan durmadan gece ve gündüz hemen Henâb-ı Hak'ka yalvarmaktır. Çünkü her zaman her şeyde O'na muhtacız. O'nun yardımı olmadan hiçbir şeyde muvaffak olmamıza imkân yoktur. Bunun için ne yapıp yapıp Hazret-i Hak'ka yalvarmağa çalışmalıyız ki gerek dünya ve gerek ebedî alemimiz olan ahiret-teki saadetlere nail olalım. Bak sana bir hadîs-i kudsîden özetler nakledeyim. (Fakat iyi dinle ve dikkat et.) Cenâb-ı Hak (celle ve alâ) buyuruyor ki:
«Ey kullarım ben nefsime zulmü haram kıldım. Sizlerin arasında da haram kıldım. Öyle ise birbirinize karşı katiyyen zulmetmeyiniz.»
(Burada bahsolunan zulüm Cenâb-ı Hak hakkında muhaldir. Çünkü zulüm başkasının mülkünde tasarruftan neş'et eder. Halbuki bütün mülk içindekilerle beraber Ha-lik-ı zülcelâlindir. Binaenaleyh O'nun hakkında zulüm tasavvur olunmaz. Bu gibi sözler bizleri uyarmak içindir.)
Yine buyuruyor ki:
«Ey kullarım sizin hepiniz dalâlettesiniz, ancak benim bidayet ettiklerim müstesna. Binaenaleyh benden hidâyet isteyiniz ki, ben de sizi hidayete nail kılayım.»
Malûmdur ki; insan nefis ve şehvetin ve nevasının adeta esiridir. Bunlar ise; insanı daima nefsanî ve şeytanî yollara sürükler. Bunların elinden kurtulmak da öyle kolay birşey değildir. Binaenaleyh hak yolu bulmak ancak Cenâb-ı Hak'kın lütfü, hidayeti ve ihsanı ile mümkün
olur. Onun için «Benden hidayet isteyiniz ki ben de sizlere hidayet edeyim.» buyurulmuştur. Zira bu hidayete nail olamayan kişiler tabiatıyle dalalette kalırlar. Yine buyuruyor ki:
«Ey kullarım! Hepiniz açsınız; ancak benim yedirdiklerim müstesna. Binaenaleyh benden sizi doyuracak rızkı isteyiniz ki ben de sizlere ifâm edeyim.»
Yani insan kendim çalışıp kendim kazanıyorum ve elimin emeğini yiyorum zanneder. Halbuki bu hatadır. Zira bu çalışma kuvvet ve kudretini veren O'dur. Eğer O bize bu kabiliyeti ihsan etmemiş olsa biz ne yapabilirdik? İşte hastahaneler ve tımarhanelerdeki insanların halleri acaba bizlere nümune-i ibret olmaz mı? Binaenaleyh bizim bütün kazançlarımız Hak (sübhanehu ve teâlâ)'nm bizlere verdiği sermaye sayesindedir. Öyle olunca kazandığımızı ve yediklerimizi veren O'dur. Değil mi aziz kardeşim, tabii bunda hiç de şüphemiz yoktur.
Yine Hak Teâlâ hazretleri buyuruyor ki: «Ey kullarım! Hepiniz çıplaksınız; yalnız benim giydirdiklerim müstesna. Öyle ise siz de benden giyecek şeyi isteyiniz ki ben de size vereyim. Sizler de giyitlesiniz. Sizlerin giyinmesi (yukarda arzolunduğu gibi) benim vereceğim kuvvet ve kudrete, lütuf ve ihsana bağlıdır. Öyle ise gaflet etmeyip daima ihtiyaçlarınızı benden isteyin.»
«Ey kullarım! Sizler gece ve gündüz daima hata etmektesiniz. Ben ise bütün günahları affederim. Şimdi benden mağfiret dileyiniz ki ben de sizleri mağfiret edeyim» Çünkü Cenâb-ı Hak Gaffâru'z-zünûb, Settaru'l-uyûbdur. Günahlar ne kadar çok olursa olsun ve ne kadar büyük olursa olsun af istendiği takdirde o affedicidir ve bazan günahları hasenata da çevirir yani sevaplar da verir.
18
MU'MINLERb VAAZLAR
«Ey kullarım! Sizlerin bana ne zararı dokunur, ne de faidesi.. Ey kullarım, sizin evveliniz de ahiriniz de ins ve cininiz en iyi ve en muttaki bir kişinin kalbi üzere olsanız bu benim mülkümde hiçbir şey ifade etmez. Ey kullarım! Yine sizin evveliniz ve ahiriniz, ins ve cininiz, sizin en fa-fir ve en kötü kişinin kalbi üzere olsanız bu da benim mülkümde hiçbir şey noksan etmez.» (Yani bütün mahlûkat, cinler de dahil, ister iyi ve günahsız, daima ibadet ve itaat üzere, isyan ve kusur etmez olsalar, bunlar benim mülküme hiçbir şey katamazlar ve bilakis yine bütün mahlûkat cinler de dahil ta Adem (aleyhisselam)'den beri gelen kullarım ne kadar fena, günahkâr, âsi olurlarsa olsunlar onların bu halleri benim mülkümde tek birşey noksan edemezler. Zarar da veremezler. Binaenaleyh iyilikler ve kötülükler sizin kendinize aiddir, ona göre hareket ediniz, demektir.)
Yine buyurur ki:
«Ey kullarım! Sizin evveliniz ve ahiriniz ins ve cininiz gayet geniş bîr yerde toplanıp benden birşeyler isteseler; ben bunların hepsine istediklerini veririm de bu benim hazinemden bir şey eksiltmez. Şu kadar ki bir iğneyi büyük bir denize sokup çıkarsanız o iğne denizden ne eksiltebilir?» (Tabii hiç).
«Ey kullarım! Bu ancak sizlerin amelleridir (ki ben onları sizler için saklıyorum.) Sonra onların mükâfatlarını -sizlere çok fazlasıyla- vereceğim. Sizden her kim defter-i amelinde yaptığı şeyleri hayır olarak görüyorsa, Allah azze ve celle hazretlerine hamdetsin (şükretsin). (Eğer defter-i amalinde yaptığı şeyleri hayır işlerden gayrı görüyorsa ancak o zaman nefsini levm etsin. Başkasına kusur ve kabahat bulmasın.» (Malûm, deniz gözümüzün gördüğü ve dünyanın dörtte üçünü kaplayan büyük bir
varlıktır. İğne ise hem cilalı ona göre o kadar da ufak birşey, denizden ne eksiltebilir tâbiri çok manâlıdır. Hatta biraz noksanlığım farzedecek olursak ki mümkündür. Çünkü mahdut olan belirli bir şeyden ufak bir kıl dahi koparmak bir noksanlıktır. Lâkin Allah (sübhanehu ve te-âlâ) hazretlerinin rahmet ve keremine hudut mu vardır ki ona noksanlık isnat edilebilsin. Binaenaleyh mülk O'nun-dur. İçindeki canlı, cansız, maden, nebat, hayvanat ve bütün insanlar ve göremediğimiz cinnîler ve mikroplar dahi hepsi O'nun mahlûkudur. Öyle ise bizlere yaraşan bu varlıkların sahibi rahmet sahibi rahman ve rahim olan Allah (celle ve alâ)'a lâyık bir kul olabilmek ve daima O'nun n-^asmı kazanmağa gayret gösteren kullarından olmağa çalışmaktır. Bu da yine Allah Teâlâ (ve takaddes) hazretlerinin tevfikine ve hidayetine muhtaçtır. Onun için bizlerin yaradanımız, her nimetini bol bol veren Halk (sübhanehu ve teâlâ)'ya, daima Peygamberimiz rehberliği altında onun da bizlere öğrettiği duaları hatta teşbih ve istiğfarları ve zikrini de çok ederek yalvarmamız gerektir. Çünkü bizim kalblerimiz ve gönüllerimiz açık olmadığı için güzel dualar yapmaktan mahrumuz. En güzel çare gerek Kur'ân-ı Azimüşşari'daki duaları, gerekse Rasûl-i Ekrem Efendimizin bizlere tavsiye buyurdukları duaları mümkün mertebe ezberlemek veya kitaplardan okumak suretiyle devam etmek şarttır. Mesela imam Aliyyü'1-Kâ-rî hazretlerinin (Hizbül a'zam, Delailülhayrat ve Hadislerle dualar) gibi hazırlanmış kitapları vird edinip hergün okumak gerektir. Cenâb-ı Hak cümlemizin muiyni olsun. Âmin!
Tirmizî'nin ve ibni Mâce'nin rivayetinde şunlar da görülmekte: «Ölüleriniz ve dirileriniz, evveliniz ve ahiriniz, yaşınız ve kurunuz» ta'birleriyle ifade edilmektedir. Kendisinin çok cömert ve macîd olduğunu, şeref ve aza-
20
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
met, ikram ve ihsanın, nihayetsiz ve birşey murad ettiği vakit ona ol demesinin kâfi olduğunu biliyoruz. Derhal olur. Dua tam bir ibadettir. Çünkü kişi tam manâsıyla Al-lahü Teâlâ'ya kendisini bağlar. Ve öylece istemeğe başlar ve bilir ki Cenâb-ı Hak her istediğini hem bilir, hem de kulun yalvarmasını işitir. Ve ona icabet eder. Onun için Cenâb-ı Hak'ka hemen ihtiyaç zamanlarında dua etmek caizse de asıl dua her zaman ve bahusus rahatlık zamanlarında yapılan dualardır. Şiddetli ve müşkül zamanlarda duasının kabulünü isteyen kişinin bolluk ve rahatlık zamanında çokça dua etmesi, tavsiye edilmiştir. Bahusus Hazret-i Enes (r.a.)'in rivayeti çok sevindiricidir:
«Cenâb-ı Hak'km şöyle buyurduğunu Cenâb-ı Rasû-lüllah'dan işittim:
"Ey Ademoğlu! Sen bana yalvarıp dua ettiğin müddetçe senin bütün günahlarını affederim de hiç umursamam."»
Hele Enes (r.a.)'in şu hadisi ne kadar şayanı dikkattir: «Rasul-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) hazretleri: ,
DUA VE HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİ
21
«Dua ibadetin halisidir, özüdür;
kemiğin içindeki iliktir, o olmazsa insanın hayatı sona ermiş demektir.» buyurmuştur.
Onun için iliği olmayan koyunu kurban etmek de makbul değildir. Bu iki şeyden neşet eder:
Birincisi: Allah Teâlâ'mn emrine imtisalen ona yal-
varmak ve iltica etmektir. Bu mahz-ı ibadettir. Ve halistir.
İkincisi: Görür ki necat ve kurtuluş Allah'dan gayrı herşeyden ümidini kesip Allah Teâlâ'ya halisane dua edip halini ona arzetmekle olur. Saadet ve selâmet yollarını da Hak'tan ister. İşte bu da ibadetten sayılır. Amma sevap alma bakımından. Yoksa ibadet etmeden dualarla ibadet etmiş sayılmayacağı da malûmdur. Yalnız duada şu vardır ki, kulunu Cenâb-ı Mevlaya yaklaştırır. Bu da taatin aslıdır. Zira insan kendisinin aciz olduğunu idrak edip Mev-lasma iltica ile ona takarnıp etmeğe çalışırsa bu da taatm bir nev'idir. Fakat asıl taat, Allah Teâlâ'mn emrettiği ibadetleri sünnetleriyle beraber güzelce yapmaktır. Zira iba-detsiz dualar makbul-i ilahî olmaz. Ve ibâdet ettiği müddetçe de Allah Teâlâ'ya yalvarıyor demektir.
Duaların en güzeli, namaz kılarken okuduğumuz, Kur'-an ayetleri ve ondaki dualardır. Meselâ Tahiyyattaki duamız namaza başlarken okuduğumuz Sübhaneke ve Fatiha sureleri tam bir duadır. Kunut dualarımız da öyle.
JJ
ji ki IJjJI j LŞİ
Daha bunlara benzer ne kadar çok dualar vardır ki biz bunları hep namazlarımızda okuruz. Bir de namazlarımızdan sonra ayrıca teşbih ve dualarımız vardır ki, en makbul dualardır. Bir de şu var ki, Kur'an-ı Azimüşşan'ı okumağa devam eden kimseler her ne kadar hacetlerini Cenâb-ı Hak'ka arzetmeğe vakit bulamasalar bile, Hazreti Allah (sübhanehü ve teâlâ) kulunun hacetlerini o istemeden isteyeceklerinin en alâsını verir. En güzel bir şekilde ihsan eder. Onun için insan bütün gücüyle gece gündüz
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
demeyip Kur'an-ı Azimüşşan'm tilavetine devam etmelidir. Her ne kadar onun manalarını anlayamasak da Allah Teâlâ'nın kitabı olmak münasebetiyle onu okumağa devam etmek en büyük saadet ve iki cihanın selametidir. Kur'-andaki ilk nazil olan ayet de:
suresi değil mi? İkra, «oku» demektir. Binaenaleyh okunacak çok şeyler varsa da en güzeli Kur'an-ı Kerîm'i tecvid ile birlikte güzel bir şekilde okumaktır. Bunun sevabına başka bir şeyle erişmek mümkün değildir. Onun için evvelâ kendin, sonra ailen ve çocukların da üzerinde titizlikle dur, ne pahasına olursa olsun öğren ve öğret ve öğrendiklerinle de amel etmeğe çalış.
Et - Tergib ve't-Terhîb'in 482. sahifesindeki 24 numaralı hadis de çok ehemmiyetli olduğundan onu da yazmadan geçemiyeceğim: Cenâb-ı Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki:
«Ey Ümmet-i Muhammed, sizi düşmanların şerrinden necat verip kurtaran ve sizi onların ezalarından emin kılan ve rızıMarimzın bollanmasına ve genişlemesine sebep olan şeye delalet edeyim mi? Gece ve gündüz daima Allah Te-âlâ'ya yalvaranız, dua ediniz. (Ve ondan maddî ve manevî ihtiyaçlarınızı isteyiniz) Çünkü dua muhakkak müminin silâhıdır.»
Duanın şartlarından birisi de dua etmezden evvel ab-dest alıp, hiç olmazsa iki rek'at namaz kılmak, tevbe-i na-suh ile tevbe etmek,
DUA VE HAYATIMIZDAKİ ÖNEM I
23
diye başlamak zikrullah ve teşbihler çekmektir. Çokça sa-lat ve selam getirmek,
deyip sonra duasına başlamak uygun olur. Ve duadan sonra yine teşbih ve salat'u selamlarla duasının kabulünü beklemek vs duasını daima tekrar etmekten çekinmemek lazımdır.
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER
Bir adamın şöyle dua ettiğini Rasulüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz işittiler:
ijîsr 1
Bunun üzerine şöyle buyurdular:
fi
— Sen ism-i az'am ile istedin. O ısm-i a'zam ki onunla ne istenilirse verilir, dualar kabul olunur.
Yine bir kişi şöyle diyordu:
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) efendimiz:
— «Senin duana icabet olunmuştur. Hacetlerini Allah Teâlâ'dan dile.» buyurdu.
Hâkim Ebû Ümâme (r.a.)'den rivayetinde:
25
«Allah Teâlâ'nın bir takım melekleri vardır ki her kim kaç kerre
(Ya erhamerrahimin) derse, melek der ki: «Erhamerrahi-min olan Allah celle ve alâ sana ikbal eyledi, istediklerini dile» buyurulmuştur.
Yunus (aleyhisselam)'un Kur'an-ı azimüşşanda beyan buyurulan duası da pek meşhurdur.
«Senden başka ilah yoktur. Sen eksiklerden uzaksın, yücesin, ben zalimlerden oldum.»2
Bu duayı herhangi bir müslim kişi okursa mutjaka duası kabul olur.
Bir kişi: «Duanın kabulü Yunus (aleyhisselâm)'a mahsus değil mi?» diye sormuş da cevaben Cenâb-ı Peygamber ayet-i kerimenin alt kısmındaki:
«İşte biz insanları böyle kurtarırız.»3
ayet-i kerimesini okuyarak duanın kabulü ve gamlardan kurtulmanın bütün müminlere şâmil olduğunu beyan buyurmuştur.
(2) el-Enbiyâ, 87.
(3) el-Enbiyâ, 88.
26 MÜ'MİNLERE VAAZLAR
Aişe (radiyallahü anh) validemizden bir rivayette bir
kul:
— «Yarabbi, Yarabbi! Yarab» diye Cenâb-ı Hak'ka seslenirse Cenâb-ı Hak derhal:
— «(Lebbeyk) Kulum istet İyi bil ki istediğin verilecektir.»
Bir rivayette: «Rab kelimesi Allah Teâlâ'mn büyük isimlerindedir» buyurulmuştur. Secdelerde, beş vakit namazın arkasında ve gece yarısından sonra yapılan dualar, makbul dualardır. Müslim hazretlerinin Ebu Hüreyre (r.a.) den rivayetinde:
«Kulun Allah celle ve alâ hazretlerine en yakın olduğu zaman secdede olduğu zamandır. Binaenaleyh o anda duayı çok ediniz» buyurulmuştur.
Farz namazların secdelerinde üç veya beş teşbih etmek,
(sübhanerabbiyel a'lâ) demek kâfidir. Nafile namazların F,ecdesinde ise istediğin kadar uzatabilir ve dualar edebilirsin.
Zira secde kulun gösterdiği en son bir Allah'ın huzurunda güçsüzlüğünü ve acizliğini kabul etme alâmeti olduğu gibi sahibinin de ihlasmın kuvvetine delalet eder. Kulun Allah Teâlâ'ya en yakın olduğu zaman onun secdedeki halidir. Binaenaleyh en çok dua edilecek bir yer ve bir zamandır gaflet olunmaması lazımdır. Bahusus bu secdeler gece yarısından sonra olursa daha makbuldür. Buharı, Müslim, Tirmizi ve Mâlik'in Ebu Hüreyre (r.a.)'den bir rivayetinde:
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER 27
«Cenâb-ı Hak (zülcelal vel ikram) hazretleri her gece; gecenin son anında dua edenlerin duasını kabul edeceğini, hirşeyler isteyenlerin istediklerini vereceğini, mağfiret isteyenleri de mağfiret edeceğini» beyan buyurmuştur. Bununla beraber bu gibi hacetleri olanlara «Yok mu isteyen vereyim; dua edenlere icabet edeyim; mağfiret talep edenlere mağfiret edeyim!» diye sabaha kadar nida olunacağı gibi yine kulun Cenâb-ı Hak'ka en yakın olduğu vakit gece içerisinde herkes uykuda ve gaflette olduğu bir zamandır ki gücün yeterse o zamanda Allah Teâlâ'yı zikredenlerden ol. Çünkü duaların en makbul olduğu zaman gecenin sonu yani bizim sahur ettiğimiz veya biraz daha evvelki vakit ve bir de beş vakit ki farz namazların arkasından yapılan dualar son derece makbul ve^müstecap-tır. Sonra şunu da iyi bil ki, dualar mutlaka kabul olur, yalnız acele etmemek lâzımdır. Ve sakın ben bu kadar dua ettim de istediklerim olmadı diye duayı bırakma. Ya bilmediğimiz bazı sebeplerden naşi gecikecektir, veya onun yerine daha â'lâsı âhirette verilecektir, veya onun yerine başa gelecek bir kaza gelmeyecektir. Yani bir felaketin önlenmesine sebep olacaktır. Bir de dua ederken öyle hazırlanmış kafiyeli ezberlenmiş sözlerle yapılan duaları da Allah (celle ve alâ) hazretleri kabul etmediği gibi gönlün de o duada hazır olması, yani gafletle yapılmamış ve belki de içinde samimiyet ve ihlâs ile hatta gözleri bile yaşararak sularını akıtarak yapılan dualar son derece makbul ve müstecapdır.
Duaya başlarken dikkat edilmesi lâzım gelen usuller
1 — Evvela Cenâb-ı Hak'ka hamd-ü sena ve Esma-i Hüsna ile:
28
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
«Ya Ehad! Ya Samed! Ya Fettah! Ya Erhamerrahimin!» ve sair buna benzer isimlerle ve Rasûlullah efendimize sa-lat ve selâm ile başlamak.
2 — Seher vakitlerini, namaz vakitlerini, Ezan-i Muhammedi okunduğu zamanları gözetmek. -
3 — Sadakalar ve hayırlı işler işlediği ve namazdan sonraki vakitleri tercih etmek.
4 — Acele etmemek şartıyle, nfk ve mülayemetle ve 3 edep ile istemek ve kabul olacağına inanmak.
5 — İntikam hissiyle ve müslümanlara eza verecek bir tarzda duadan sakınmak, velevki kendi menfaati için olsa dahi, bütün günahlardan ve ezalardan sakınmak gerekir.
6 — Dileğini çok yapmak ve ümidini kesmemek ve Allah Teâlâ'nm yardımını gözetmek.
7 — Ellerini semaya doğru açıp edep ile istemek. Hatta bazan koltuklarının altı görünecek derece kaldır ve sakın gözlerini semaya doğru dikme. Çünkü Allah (cel-le ve âlâ) mekândan münezzehdir.
8 — Kalbini de hazır edip gönül uyanıklığı ile dua etmek ve başka şeyler düşünmemek (Yani emirlerini yapmak ve yasaklarından son derece kaçınmak ki; günahların hepsi dahildir. Bunları yapmadan gönül uyanıklığı katiy-yen olmaz.)
9 — Kin, gadap, haset, şöhret ve şehvetten âri olarak, kötü dil, uygunsuz sözler, kavga ve gürültülerden de uzak olmak gerekir. Ve hem de gerek kendi veya malı veya maiyetindekilerin aleyhinde dua etmemek.
10 — Ana ve babasının rızasını almak onları hoşnut
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER 29
edip kızdırmamak ve onların duasını almak. Mazlumun bedduasından korkmak; çünkü mazlumun duası da red-dolunmaz. Yani kabul olunur demektir. Bu hususda şairlerin de birçok şiirleri vardır. Onun için kim olursa olsun zulmetmemek gerektir. Üç dua, vardır ki katiyyen reddo-lunmaz; 1. Mazlumun duası, 2. Misafirin duası, 3. Validey-nin evladına duasıdır. Ve din kardeşlerinin birbirlerinin arkalarından yaptıkları dualardır.
Zira dua kul ile Halik-i (zülcelal) arasında rabıtadır. Ve bu surelte Halikına her zaman ve her yerde muhtaç olduğunu idrak ederek ona sarılmasının yegâne yolu onun emirlerine imtisal ile birlikte yine tam manasıyla kurtulamadığını görüp, (Aman Allahım beni bana bırakma, bir göz yumup açacak kadar olsa dahi) diyerek tazarru ve niyaza başlar...
İşte bu sefer yaptığı ve yapacağı yalvarmalar Cenâb-ı Hak'km ind-i manevisinde büyük lütûflara nail olmasına sebep olur. Bu sebeptendir ki Cenâb-ı Peygamberimiz (s.a.v.) hazretleri de her gün yetmiş defa ve daha ziyade istiğfar ederlerdi. Halbuki kendisinin geçmiş ve gelecek günahlardan müberra olduğu halde ve affedildiği kendisine tebşir edildiği halde, yine istiğfarlarını terk etmezler idi. Bizlere de layık olan hergün sabah ve akşam istiğfarlara ve dualara devam etmektir. Bizlerin günahı ne kadar çok olursa olsun af ve mağfiret ve rahmet-i İlahiyenin yanında zerre olmaz. Çünkü Rahmet-i İlahiye o kadar geniştir ki akıl ve havsalamız onu idrake kâfi değildir. Dünyanın başından sonuna kadar gelen bütün mahlûklar gerek insan olsun, gerek cin, yaşı, kurusu, ölüsü ve dirisi,.küçüğü ve büyüğü iyisi ve kötüsü en iyi bir kalp sahibi gibi, en iyi melekler gibi olsalar, Cenâb-ı Hak'km mülküne hiç birşey ilâve etmedikleri gibi; yine bunlar en şakî, kötü, fe-
30
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
na kalpli şeytan gibi olsalar yine Cenâb-ı Hak'kın mülkünden bir şey eksiltmezler. Ve yine bu kadar mahlûkât hep bir yere toplanıp Cenâb-ı Hak'tan bir şey isteseler, hepsine verir ve yine mülkünden rahmetinden bir şey eksilmez. Mesela, büyük denizlere bir iğne sokulsa veya bir adam o suya girse o sudan ne eksilebilir? Tabii hiç demekten başka bir şey denemez. Öyle ise ey mümin-i müvahhid kardeş, daima Cenab-ı Hak'tan mağfiret dile ki, afvü mağfiret olunasın. Ve ihtiyaçlarını her zaman ona arzet ki, korunup muhafaza olunup sayısız nimetlerine mazhar olasın.
Bir seferde iken Cenâb-ı Peygamber, efendimiz:
dediler. Sahabe der ki: Biz de istiğfar eyledik. Buyurdular ki:
— Bu istiğfarı yetmişe tamamlayınız.
— Biz de tamamladık. Buyurdular:
— Erkek ve kadın hiçbir kul yoktur ki günde yetmiş kere istiğfar ederse mutlaka Cenâb-ı Hak onun yediyüz günahını mağfiret eder.
Günde yediyüzden fazla günah işleyen elbette haib-ü haşir olacaktır. Adem (aleyhisselâm)'in istiğfarları ise cümlece meşhurdur. Lakin bu duayı ona Cenâb-ı Hak telkin buyurmuştur. Dua şudur ve Kur'an-ı Karim'de zikredilmiştir. Dua kitabına da geçmiştir:
o? c
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER 31
«Rabbimiz biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, muhakkak ziyana uğrayanlardan oluruz.»4
Ve bir duası da şudur:
Jİ V(
'cS\ % yiv
Ji-^f
Günahlarından şikâyet. maksadiyle «Vâ zünübâh! vâ zünübâh!» diye huzûr-u RasûlüUah'a bir kişi geldi ve bu sözünü birkaç defa tekrarladı. Bunun üzerine Rasûlüllah (s,a.v.) buyurdular ki:
Cff
i û*
«Allah'ım! Senin mağfiretin, bağışlaman, benim günahlarımdan çok daha geniş; rahmetin de amelinden daha çok ümit vericidir.» de. Sonra bunu üç kere söylettiler ve buyurdular ki:
— «Haydi kalk, muhakkak Allah Teâlâ seni mağfiret eyledi.»
(4) el-A'raf, 23.
32
MU'MINLERE VAAZLAR
İnsanoğlu, bahusus müslümanlar Cenâb-ı Hak'ka dua edip yalvarırlar ve ümitlerini kesmezlerse, Hak (sübha-nehu ve teâlâ) hazretleri onların bütün hatalarına hiç bir kıymet vermeden af ve mağfiret buyuracaklarına hiç şek ve şüphe yoktur. Eğer bu günahlar bulutlara kadar ulaşsa da sonra bana dua edip istiğfar eylese yine mağfireti ilâhiyeye mazhar olacaktır. Ve yine bu günahlar yerleri dolduracak kadar çok olsa dahi şirk koşmadıkça istiğfar ederek bana mülaki olursa ben de onu o kadar çok mağfiretle karşılarım. Şirk çok büyük bir günahtır. Her günah af oluyor da şirk af olmuyor. Taki şirkten vazgeçe... Cenâb-ı Hak'km işlerine karışmak da bir şirktir.
Şeytan (aleyhillane) Allah'ın kullarını (sağoldukları, cesetlerinde bulunduğu müddetçe) iğfal edip'azdıracağını ve delâlete düşüreceğini söyleyince:
«İzzet-i celalim hakkı için onlar istiğfar ettikleri müddetçe ben de onları mağfiret edeceğim» buyurmuştur ki, kul daima Cenâb-ı Hak'ka iltica edip sığınsın.
Malum ya Çobanların koyunlarını bekleyen köpekleri vardır ki, insanı hayvanı parçalar. Şeytan da tıpkı bu köpek gibidir. Köpekten kurtulmak için Çobana bağırır köpeklerden beni kurtar dersin. Şeytandan kurtulmak için de Allahü Teâlâ hazretlerine yalvarabilirsen hiç şüphesiz Allah (celle ve alâ) da seni korur ve muhafaza eder, sen de selâmeti bulursun. Binaenaleyh dertler pek çoktur. En mühimi günahlardır. Şifalar da çoktur; en güzel şifa günahlara tevbedir. Onun için tevbenin şartları vardır. İlaçların şartları olduğu gibi, en önce pişmanlıktır. Bu pişmanlık içerden gelmedikçe dilin tevbe etmesi faide vermez pişmanlığın gönüle gelmesi için evvelemirde daima çok zikir edip, çokça da düşünmek lazımdır.
Evet dünyaya bir tarafdan gelip, bir taraftan gitmek-
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER 33
te olan bu insanın akibeti, sonu nedir? Bu hususta Kur'an-ı Kerîmde yazılı olan ahiret hayatı hakkındaki bilgileri ve Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz hazretlerinin ölümden sonrası için bildirdiklerini iyi düşünüp ona göre harekatı tanzim etmek gerektir. Ölümden sonra başına gelecekleri insan biraz düşünse, yine nedamet için kâfidir. Meselâ azaba müstehak bir insanın öldükten sonra kabrinde hergün sabah ve akşam vakitleri cehennemdeki yerlerini görmesi acaba yetmez mi dersiniz? Bu ne felakettirV Sakın yavrum aldanıp da biz orada çürüyüp toz toprak olduktan sonra bu nasıl olur deme. Allahü Teâlâ'nm gücü, kuvveti, iradesi, takdiri öyle senin benim gibi kişilerin anlayacağı güce göre bir şey değildir. Atom denilen bir zerredeki kuvveti bu gün gözümüzle görüyoruz da bu kuvveti bu kudreti bir zerrede halk eden Allah (celle ve âlâ hazretleri) senin dağılan vücudunun zerrelerinde o azabı hissedip tadacak bir kuvvet bir kudret bir hayat halkedemez mi, ne dersin? Şu ucu bucağı bulunmaz semanın hilkatine iyi bak. Ayları, yıldızları, güneşi vs. si ile tepemizdeki gök kubbeyi ne güzel süslemiş ve bu arada bize ışıklarını vererek hayatımızın idâmesine vesile olmuşlardır. Sakm bunları da tabiatın eseridir diyerek, büyük bir hataya düş-meyesin. Bak bugün bu insanlar elleriyle yaptıkları^fü-zeleri, içindeki adamları ile kazma kürekle beraber aya gönderiyorlar. Hem gidip taşından toprağından alıp geliyor. Şimdi sen buna -tabiatın eseri- diyebilir misin? Nasıl diyeceksin; yapan meydanda... Koca, muazzam fabrikalar çalışıyor. Mühendisler ölçüp biçiyorlar ve günün birinde fırlatıp atıyorlar. Günlerce gidip, yine gelip yerine iniyor. Haydi, de bakalım tabiatın eseri!.. Efendim böyle saçma sözlere inanma. İşte şu gördüğün koca kürenin ve içindekilerin yapıcısı, icatçısı herşeyi çok güzel hesaplamış, hiç yanlış yok. Bir sahibi var. Oda Allah (teâlâ ve tekaddes
34
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
hazretleri)'dır. Aya gidip gelen bir füzenin kendf kendine gidip geleceğine inanmıyorsun da, sonsuz bu âleme ne cesaretle tabiat diyecek kadar cür'etkârlık gösteriyorsun? Bu ise hamakatin ta kendisidir.
İstiğfar haddizatında o kadar mükemmel ve muazzam bir duadır ki; emsali yok dense caiz. Herkim istiğfara devam ederse Cenab-ı Hak onu bütün kederlerinden gamlarından hatta dertlerinden kurtarıp selamete erişdirir. Ve her darlık ve sıkıntılarından halas eder ve hiç ummadığı yerlerden ona rızıklar gönderir
«Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolay lık yaratır. Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.»5
Bu âyet-i kerîme mucibiyle her kim amel etse, dünya ve ahiret saadet ve selametlerine nail olurlar. Bu ayet-i kerime ile amel olunsa bütün insanlara yeter. Hazret-i Avf'in oğlu düşmana esir olmuş babası da Resûlüllah efendimize şikâyette bulunmuş Cenâb-ı Peygamber efendimiz:
«Allah'tan kork ve çok oku» buyurdular. O da buna devam etti. Az bir zaman sonra yüz kadar deve ile evlerine avdet ettiler. Bir rivayette birçok ganimetler ve mallar ile geldiler. Cenâb-ı Hak muradedince herşey raüro-
et-Talâk, 2-3.
kün olur. Binaenaleyh «defter-i amalinde çok istiğfar bulunan kimseye müjdeler olsun» buyrulmuştur. Kendisini dünya ve ahiret süruru içerisinde görmek isteyen amel defterlerinde istiğfarım çok eylesin. Herhangi bir müslü-man bir günah işlerse melek onu üç saat yazmaz bekler; eğer bu müddet içinde günahından tevbe ederse o günah onun defterine yazılmaz ve ondan dolayı kıyamet günü azap görmez.
Bütün kalplerin muhakkak bir paslanması vardır. Bakırların paslandığı gibi. Ve kalbin pasını silen şey |se istiğfardır. Bu paslar günahlardır. Zikrullah ve istiğfara devam, bu paslan silip gönülleri cilalandırır. Bu suretle de ibadet ve taata zevkü şevki artar. Gönlü nurlanır. Artık günahlardan da korkup kaçar. Zira aydınlık olan yerde pislik bulundurulmaz. Pislikler ekseriya karanlık yerlerde olur.
«Her kim:
derse mağfiret-i ilahiyeye mazhar olur. Hatta harp meydanından korkup kaçmış olsa bile...» (Et-Tergîyb ve Ter-hîb c. 2, s. 470, 12 nolu hadis).
Risale-i Kuşeyriye'de, dua kısmında da şöyle buyrul-maktadır: «Dua ibadetin muhhi; yani özü, halisi, beyni, gözü ve iliği» manâlarını taşımakla bize çok şeyler öğretmektedir. Malûm ya kemiklerin içinde ilik kalmazsa artık ölüm yaklaşmış demektir. O kimsede veya o hayvanda hayır yok demektir. Bundan dolayı iliği kalmayan bir hayvanı kurban bile caiz değildir. Bundan başka dua:
MUMlNLhKt VAAZLAR
a. Hacetlerin anahtarı.
b. İhtiyaç sahiplerinin istirahatım temin edip rahata kavuşturucu,
c. Muztar kalan zavallıların melcei,
ç. Ümitsizlere ümit bahş eden; şefkat ve merhamet kaynağıdır.
Herkesin, zengin, fakir, dertli, dertsiz bütün ihtiyaç-lıların ihtiyacını görüp; tükenmez hazinesinden herkesin istediğini veren bir kaadir-i mutlak Hayyül Kayyum olan Allah (celle şanühu)'a yalvarmanın lezzetini, eğer saltanat sahipleri hükümdarlar bilmiş olsalar, ordularını bu zavallılar üzerine gönderip almağa çalışırlar. Fakat ne yazık ki o mağrur saltanat sahipleri gaflet içerisinde derin bir uykuya dalmış olduklarından bu gibi şeyleri düşünmeğe bile lüzum ve ihtiyaç görmezler. Ve Cenâb-ı zül celâl hazretleri de Kur'ân-ı Kerîminde dua etmek ihtiyacını duymayan bedbahtları zem buyurmuştur.
Sehl bin Abdullah der ki: «Cenâb-ı Hak sübhanehu ve teâlâ halkı yarattıktan sonra onlara hitaben: "Benden necat isteyiniz eğer bunu yapamazsanız benim kuvvet, kudret ve kemal sıfatlarıma bakınız, bunu da yapamazsanız benim kelamımı, kitabımı Kur'an'ımı benden dinleyiniz. Bunu da yapamazsanız benim kapımda bekleyiniz. Bunu da yapamazsanız hiç olmazsa artık hacetlerinizi bana bildiriniz" buyurmuştur.» Duaların kabul olunmasına en yakını halen olan duadır; o da zaruret içerisinde kıvranan kimselerin duasıdır. Onun için hastaların, gariplerin, muhtaçların, misafirlerin, kimsesizlerin, harp esnasında sıkışan askerlerin duaları müstecaptır. Abdullah isminde bir zat der ki:
«Bir gün bir kadın Cüneyd hazretlerine geldi ve oğ-
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER 37
lunun kayb olduğundan bulunması için dualarım rica ettiler. Cüneyd hazretleri de:
— Git ve sabreyle, dediler.
Kadın ise müteaddit defalar gelip aynı ricada bulundu ise de, Cüneyd hazretleri de aynı şekilde sabrı tavsiye ediyorlardı. Nihayet birgün kadm gelip, artık sabrım takatim kalmadı, her şeyim tükendi, ne olur lütfedip merhamet edip evladımın bulunması için dua ediniz, deyince «hadi kadın evine git çocuğun evine gelmiştir» buyurdular. Etrafında olanlar Cüneyd'e sordular:
— Bunu nereden anladınız?
Buyurdular ki:
ısı jk-aiı
«Yahut dua ettiği zaman darda kalmışsa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden kaldırıp) açıyor ve sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün hakimleri yapıyor.»' ayet-i kerimesinde buna açık işaret vardır. Sıkıntıya düşenler Allah teâlâya candan halisane dua ettikleri vakit muhakkak ki duaları kabul olunur. Sonra kadm Cüneyd hazretlerine gelip teşekkür etmiştir.
DUA HUSUSUNDAKİ İHTİLÂFLAR
Bazı ilim sahipleri, duanın aynı zamanda ibadet olması hasebiyle dua etmek efdaldır demişler; zira duada Allahü Teâlâ'mn da hakkı vardır. Eğer duasına icabet olunmasa bile, halikın hukukuna riayeten dua efdaldır. Çünkü ku-
(6) en-Neml, 62.
lun duada kulluk ihtiyacını halikına duyurması ve aradaki irtibatı muhafazası vardır, demişlerse de; bazıları halini saklayıp sükut etmek ve Hak'kın ceryan eden takdirine teslim olup boyun bükmek, rıza göstermek daha efdaldir demişlerdir. Vâsıtî hazretleri de «Hak'kın, kendi hakkın* da cereyan eden hükmüne rıza ve teslimiyet; başa gelen her türlü zaruret ve ihtiyaçlara karşı gelip durmaktan daha hayırlıdır.» der. İbadetler, Kur'an okumalar, zikrullah yapmak suretiyle Cenâb-ı Hak'ka ihtiyaçlarını arzetmeğe vakit bulamayanlara, «Ben onlara isteyenlerin istediklerinden daha alasını veririm,» buyurduğu Cenâb-ı Peygamber efendimizden hadîs-i kudsî olarak nakledilmiştir.
Bir kısım ulemâ da, «Kişiye lâyık olan, diliyle dua edip kalbiyle de haline razı olmak suretiyle ikisini de ce-metmesidir.» demişlerdir ki en doğrusu da böyle olmak gerekir. Bununla beraber vakitler, zamanlar, haller her zaman herkesde bir olmaz. Daima muhteliftir. Bazı hallerde dua sükuttan efdaldir. Bazı ahvalde ise sükut duadan efdaldir. Edep ise her ikisinin haline göre harekettir. Zira, zamanın ilmi zamanında hasıl olur. Binaenaleyh kalbinde hangi zamanda hangisine işaret olunursa, ona göre hareket edep icabıdır. Sükûta işaret varsa sükût evladır. Duaya işaret varsa dua etmek edeptendir. Asıl hüner kulun Allahü Teâlâ.ve tekaddes hazretlerinden hiçbir zaman gafil olmamasıdır. Bahusus dua ederken ve birde duasında müslümanların faidesi için veya Hak (sübhanehu ve teâlâ) nın hakkı içinse dua etmek evladır. Eğer duası kendi nefsinin hazzı içinse evla olan sükuttur. Sonra şunu da bilmek gerekir ki, Allah (teâlâ ve tekaddes hazretleri) sevdiği kulunun duasını hikmeti iktizası tehir eder Ve Cibril (aleyhisselam)'e der ki, «Benim bu kulumun isteklerini verme. Zira ben onun dua edip yalvarmasını seviyorum.» Bilakis sevmediği kulların duasında, «İstediklerini veri-
niz, çünkü ben onların yalvarmasını sevmiyorum»... Hikâye olunur ki:
Yahya b. Said isminde bir muhterem zat rüyasında Cenâb-ı- Hak'kı görmüş.
«Yarab sana ne zamandan beri yalvarıyorum da istediklerimi vermiyorsun.» demiş. Cenâb-ı Hak da:
«Ya Yahya, çünkü ben senin sesini, yalvarmanı seviyorum, verirsem bir daha yalvarmazsın M.» Çok dikkate şayandır... Allah Teâlâ'mn gadap ettiği bir kul Allah Te-âlâ'ya yalvarır. Cenâb-ı Hak ondan iraz eder, tekrar yalvarır yine iraz eder. Yine yalvarmağa, istemeğe devam edince meleklerine buyurur ki «Kulum benden gaynsına dua etmekten çekindi. İşte ben de onun duasını kabul edip istediklerini verdim.»
Malik, b. Dinar, Enes b. Malik'den bir vakıa nakletmektedir: «Medine-i Münevvere ile Şam arasında ticaret yapan bir zat kafileye iltihak etmez, Hak'ka tevekkül edip yalnız başına mallarını götürürmüş. Bir seferinde Şam'dan Medine-i Münevvere'ye giderken yolda hırsız eşkiya-lar bunu yakalamışlar, mallarını alıp kendisini öldüreceklerini anlamış. Ve kurtulma çaresi de bulamayınca,
— «Müsade edin de bir abdest alıp namaz kılayım da sonra ne yaparsanız yaparsmız.» demiş. Eşkiya da müsaade etmiş. Abdest alıp dört rekât namaz kıldıktan sonra (Ya ved'ûd...)
> U
u ci\
40
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
diye üç kere bu duayı okumuş. Bir de baksa ki bir adam yeşil elbiseli, elinde bir de mızrak ile hışım gibi geliyor. Onu gören hırsız eşkiya şaşkın bir halde ona karşı koymak istemişse de vurduğu bir darbe ile hırsızı atından düşürmüş ve o mal sahibine:
— Al bu adamı istersen öldür, demiş. Fakat eşkiya da zaten ödü patlayıp ölmüş. Mal sahibi:
— «Sen kimsin yahu, benim bu ıssjz yerde imdadıma yetişdin?» diye sorunca o da, «Ben üçüncü semanın meleklerinden bir meleğim» diye söylemiş.
Ve aldıkları emir üzerine imdadına geldiğini ve her kim bu duayı pkursa onun da imdadına erişilip her türlü sıkıntı, şiddet, meşakkat olursa olsun onlardan kurtulacağını da beyan buyurmuştur.
İşte sana ufak bir misal. Onun için, duanın ehemmiyeti pek büyüktür. Binaenaleyh hiç bir zaman gaflet edip de duayı elden bırakma. Zira duada hem ibadet sevabı vardır, hem de çaresiz dertlere çare vardır.
Yakup adlı bir devlet reisi bir zaman hastalanmış, derdine de bir çare bulunamamış. Nihayet âciz kaldığı bir anda, kendisinin Sehl b. Abdullah isminde bir muhterem zata, baş vurması teklif edilmiş o da naçar peki deyip gitmiş, derdini anlatmış. Onun duası bereketiyle hastalık zail olmuş. Hasta buna mukabil bir dolu kese altın hediye etmek istemişse de Sehl b. Abdullah hazretleri banu kabul etmemişler. Çünkü kendilerinin ma'nevî kuvvet ve kudreti bunların çok hem de pekçok fevkinde idi. Tabiatiyle tenezzül edemezlerdi. Fakat duadan evvel o vali beğe şöyle demiştir: «Sizin idareniz altındaki mahpushanelerde birçok mazlumlar yatmaktadır. Evvelâ bunların serbest
I
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER 41
etmişler. Çünkü zulüm ile birlikte duanın faidesi olmayacağı yukarda da geçmişti. Sehl hazretlerinin duası da şöyle: (Allahun ona musibetin zilletini taddırdığın ve gösterdiğin gibi taatmın da izzetini göster. Ve bunun derdini gider. Hastalığından kurtar).
İşte dua bu kadar fakat bu içten gelen bir dua olduğu ve bu duayı eden de salih bir kimse olduğundan duası derhal kabul olmuş ve kimbilir ne kadar zaman doktorların elinde ızdırabı kesilmemiş ve iyi de olamamıştı. Şimdi ise iki cümleden ibaret bir dua ile hem ıztırabı gitmiş ve hem de rahata kavuşmuştur. Binaenaleyh dua, bulunmaz bir kimya, bir saadet ve bitip tükenmez bir sermayedir. İnsanları hem ıztırab ve sıkıntıdan kurtarır hem de umulmadık devletlere nail eder. Bu sebepten sen hiçbir zaman duayı elinden bırakma. Çünkü dua hacetlerin anahtarıdır. Bu anahtarın anahtarı da lokmanın helal olmasına bağlıdır. Lokma helal olmazsa ne kadar uğraşsanız yine boştur. Çünkü dunın kabulünün şartlarından birisi de, Allah T&-âlâ'nın emirlerine itaat etmektir. İbadet nasıl lazımsa, he-hâl lokma da öylece lâzımdır.
Yahya b. Muaz der ki: «Yarabbi ben sana nasıl dua edebilirim; çünkü günahım ve isyanım çok; fakat duayı nasıl bırakabilirim ki sen ise kerimlerin kerimisin.» Dua
ederken gönlünün de Allah ile olması gerektir. Gönülsüz dua da makbul değildir. '
Leys hazretlerinden hikâye olunur ki: İbni Nâfi bir körün, körlüğünün gittiğini görmüş. Demiş ki:
"— Nasıl oldu da körlükten kurtuldun? Cevaben: — «Rüyamda bana birisi şöyle bir dua öğretti-
42
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
ÜJaJ U
diye duayı söylemiş. Ben de sabahleyin bu duayı aynen okudum.» Allah (celle ve âlâ) da onun gözlerini kendisine vermiş.
Üstaz, Ebû Ali Dekkak hazretlerinin gözleri ağrımış ve bir çok günlerde gözlerine uyku girmemiş, yani hastalığın şiddetinden uyuyamamışlar ve bu yorgunluktan bir sabah şöyle biraz dalmışlar bir zat kendisine:
— «Allah kuluna kâfi değil midir?» demiş, bir de uyanmış ki ne gözlerinde ağrı kalmış ne de bir şey... Ve bir daha da göz ağrısı görmedim, diyor.
Ahmed b. Hanbel (rahmetullah) hazretlerini ahirete göçettikten sonra rüyada görmüşler ki cennette altın nalın giymişler. «Ya Ahmed! İşte cennet gir» denmiş o da kemali selamette cennete girmiş. Bu bir kere Süfyan Seri hazretlerinin duası bereketiyle, bir de Kur'an Allah Teâ-lâ'nın kelamıdır, sözünde sebatının mükâfatıdır. Zira" onun zamanının münafıkları onu Kur'an mahlûktur demesi için çok dövmüşlerdir. Hatta vücudundan kanlar fışkırmış ise de o yine hakkı söylemekten korkmamış ve Kur'an kelamüllahdır demekten vazgeçmemişdir. Mükâfatı da elbette cennet olmuştur. Dua insanın ihtiyacını Hazret-i Allah'a izhar eylemesi, bildirmesidir. Fakat Allah Teâlâ yine bildiğini yapacağından şüphe yoktur. Âm-me-i nâsın duası söz ile, zahidlerin duası fiilleriyle, Ariflerin duası ise halleriyledir.
Abdullah b. Mübarek hazretleri diyor ki: «Ben elli senedir Allah'a dua etmedim ve hiçbir kimsenin benim için dua etmesini istemedim.» Zira bu, hakkındaki takdlrat-ı
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER
43
ilahiyyeye rızasının ve Hak'ka teslimiyetinin son derece yüksek oluşunun alâmetidir. Yoksa duaya, ihtiyacım yok demek değildir. Zira büyükler daima Hak'km hükmüne razı ve teslimiyet-i tâmme ile teslim olmuş kimselerdir. Dua aynı zamanda bir mektup gibidir. Veya telgraf veya telefon misali. Hak (sübhanehu ve teâlâ) ile muharebenin devamı o kişinin afiyetinin güzelliğine alâmettir demişler. Günahkârların ve ızdırab sahiplerinin duası ve ağlamaları, onların mektuplarıdır. Bazıları (îa asıl dua günahların terki ile olur demişler. Gönüllere verilen dua iştiyakı, onlara verilecek atâ ve ihsanlardan daha mühimdir. Dua huzuru celbeder. Atâ ve ihsanlar da onları şuna buna vermekle meşgul eder. Elbette Hak kapısında bekleyip durmak, halk ile meşgul olmaktan efdaldir. (Dualarda başkalarından dua istemek yakışmaz. Herkesin kendi halini Hak (celle ve alâ)'ka kendisinin arzetmesi daha lâyıktır. Vasıtaya lüzum yoktur) demişlerse de herkes dua etmesini bilemez. İçinde de birşey yoktur. Herhalde vasıtaya ihtiyaç olsa gerektir. Kr hepimizin başı sıkıldığı vakit büyüğümüze iltica ile duasını talep etmekte olduğumuz da aşikârdır. Cenâb-ı Hak hepimize gönlü açık, kendisine candan -yalvarma kabiliyetini lutf ve ihsan buyursun amin!
Bir zamanlar Basra vilâyetinin halkı İbrahim Edhem hazretlerine müracaat ederek dualarının kabul olunmadığından şikayet etmişler. Halbuki Cenâb-ı Hak duaların kabul olunacağına dair vadi vardır, deyince İbrahim Ed-hem hazretleri cevaben buyurmuşlar ki:
— Sizin on şeyden naşi kalbleriniz ölmüştür. Tabia-tiyle dualarınız kabul olunmaz.
Birincisi:
*'* »re ''ı >>m
>- fi» <aı fsi
44
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
Yani: «Siz Allah'ı biliyoruz diyorsunuz da onun haklarını hiç de eda etmiyorsunuz», yani ibadet ve taat etmediğiniz gibi.
İkincisi: r
Yani: «Sizler Kur'ân okuyorsunuz ve lâkin Kur'âıı ile amel etmiyorsunuz (Kur'ân'ın emirlerine ve nehiyle-rine riayet etmiyorsunuz.) Bir kısmınız namaz kılsa da oruç tutsa da yalan söylemekten mallarınızı fahiş fiatla satmaktan, haramlara bakmaktan ve haram şeyleri dinlemekten, kadınlarınızı ve kızlarınızı çıplak gezdirdiğinizden, gıybetten, şehvetten, şöhretten, gadap ve haset, kin gütmekten, ana, baba, komşu hakkı, dost hakkı, insan ve hayvan haklarına riayetsizliğinizden ve.bunun emsali günahlardan kaçmadığınızdan elbette duanız makbul olmaz.
Üçüncüsü:
'il
«il
Yani: «Sizler: "Biz Rasûlüllah'ı seviyoruz." dersiniz de sünnet-i Rasûlüllah ile hiç de amel etmezsiniz.» Ne sakalınız var, ne bıyığınız.»
Sünnet yalnız sakal ve bıyık ile değil, birçok sünnetler var ki hiç birisini yapmıyorsunuz. Meselâ yatarken abdest-li ve namazlı yatmak, geceleri kalkıp namaz kılmak, acık-madıkça yememek, günde bir veya iki defa yemek v.s. gibi şeylere dikkat etmiyorsunuz. Hele misvak kullanmak yeri-
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER 45
ne, Avrupa'nın fırçasını kullanmak ne kadar çirkindir. Hele «selâm» yerine «günaydın» demek hiç olur mu? Selâm vermek, sünnet, almak da farzdır. Hem selâm kardeşine Hak' tan selâmet istemek, dert, belâ ve musibetlerden halâs olmasını istemektir. Bu da ne büyük bir iltifattır. Hiç günaydın demeğe benzer mi? Elbette bunlar yapılmayınca dualar da kabul olunmaz.
Dördüncüsü:
«Şeytan düşmamnızdır. Bunu bildiğiniz halde ona uymaktan vazgeçmiyorsunuz.» Nefislerinizin arzusuna ve şeytan-ı aleyhillanenin arzularına uymak, kahvehanelerde ve gazinolarda, sinema ve tiyatrolarda, pilajlarda envai çeşit rezaletleri irtikab ile şimdi bir de radyo ve televizyon gibi ömrü mahveden oyunlara iltifat eden kimsenin artık duası kabul olunur mu ne dersiniz? Sen ömrün ne demek olduğunu hiç de bilmiyorsun. İnsanın yüzbin-lerce lirası, serveti, malı kaybolsa, Cenâb-ı Hak'km izniyle yine telâfisi mümkündür ve zayi olan bir ömrün dakikasını acaba telâfi mümkün müdür? Biraz düşünürseniz elbette bulursunuz. Bu kıymetli paha biçilmez ömrü zayi ettiklerinize çok da pişman olursunuz, fakat ne çare ki bir daha ele geçmesi mümkün değildir. Binâenaleyh ey aziz kardeşim, sen bu ömrü boşa zayi etmemek için gayret ile ve boşa geçirdiğin günler için ağlayıp sızlamağa bak. Sonra selâmet olur.
Beşincisi:
Yani: «"Cennete müştak ve aşıkız." dersiniz de, cennete girmeğe lâyık olmağa istihkak kesbetmeğe çalışmıyorsunuz.» Çünkü cennete girmek kolay bir şey değildir. Sonra cennetteki köşkler, saraylar, bağlar, bahçeler hep burada yapacağımız salih ameller neticesinde olacaktır. Hem bir taraftan salih ameller yapmak, bir taraftan da günahlardan korunup kaçınmak lâzımdır ki, o amel-i salihler yanmasın. Evi yapmak kolay birşey değildir; fakat bazan bir kibrit dahi onun yanıp yok olmasına yetip artar. Günahlar da tıpkı bir kibrit gibidir. Cenâb-ı Hak cümlemizin amellerini mahvolmaktan korusun. Amin.
Altıncısı:
- [fiJf
«Siz: "Cehennemden korkuyoruz." diyorsunuz, velâ-kin onun ateşinden hiç de kaçındığınız yok.»
Çünkü haramdan ve onun çeşitli azabından korkan insan herhalde hem ibadetine devam edip hem de azabı mucip günahlardan kaçar ve sakınır. Yalnız cehennemden korkmak veya onun azabından korkmak hiç de kâfi değildir. Bu ancak duygusuz insanların halidir. Halbuki insan Hak (sübhanehu ve tealâ) hazretlerinin darılmasından, ga-dabmdan ve hatta ondan uzak kalmaktan, feyzinin kesilmesinden, rahmetinden mahrum olmaktan çekinir de son derece edebe riayetle hareket etmeğe dikkat eder. İnsan için asıl olan cehennemden ve onun ateşinden değil, Hak (sübhanehu ve tealâ) hazretlerinden korkmasıdır. Zira
fiVVtL OKUNULACAK
47
cehennem mahluktur, ne kadar yakıcı olursa olsun mahluktan değil, haliktan korkmak lâzımdır. Cenâb-ı Hak (celle ve alâ) gönüllerimize Allah (celle celâluh) korkusunu versin. (Allah'dan korkmayandan kork) derler ya pek doğrudur.
Yedincisi:
fi lji«£L; jUÎ
i
«Hepiniz: "Ölüm haktır." deyip de ölüm için hiç hir hazırlık yapmamışsınızdır.» Hazırlık, kefen veya cenaze parası değil, belki ahiretin ebedî olduğunu idrak edip Hak (cele ve alâ)'nın rızasını kazanacak say ü gayret etmektir. Bu ise öyle dil ile söylemekle olmaz. Belki tam kâmil, olgun bir müslüman olmak, yani Hak'km istediği ve razı olduğu bir şekilde JCur'ân-ı Azîmüşşân'ın bütün emirlerine harfiy-yen riayet edip Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sel-lem)in de sünnet-i seniyyelerine tamamiyle uymakla ancak mümkündür. Bunu da sen sakın kolay birşey sanma, çok dikkatli çok gayretli olmak lâzımdır. Eğer Allahü Te-âlâ hazretleri tevfikini refik ederse o zaman herşey kolay olur vesselam. •
Sekizincisi:
<j»
ı:ıı
«İnsanın ayıplarıyla meşgul olursunuz da, kendi ayıplarınızı terkedip onları izâle etmeye çalışmazsınız.»
İşte bugün bu pek mühim bir dert, bir musiybet, hat-
ta bir felâket ki, emsali bulunmaz. Hepimizin dünya kadar ayıpları, günahları, kusurları, hataları, noksanlıkları var da, bunların hiç birisinin bile izalesine, ıslâhına çalışmayız da bütün gayretimizle, kardeşlerimizin hem ayıplarını, kusurlarını ifşa etmekle kalmayıp belki birçok da hususî surette tertiplenmiş ve düzenlenmiş bir sürü iftiralar, yalanların da bulunmakta olduğu görülegelmek-tcdir. Sonra müslümanlığı, bu kadar, küçülten huylar maalesef birbirimizin yüzüne bile bakmaya imkân bırakmamaktadır. Bu hal ise müslümanlığa değil, insanlığa bile aykırıdır. Hakiki bir müslüman bu gibi adiliklere katiy-yen tenezzül etmediği gibi, bunlar insanlıkla da hiç barışmaz. Müslümanlık, insanlığın en üstün noktasıdır. İnsanlıkta tekemmül eden bir kimse, bizzarure iman ve İslâmi-yetle müşerref olur. Biz ise hem müslümanız deriz, hem kardeşiz deriz de, şu yaptığımız çirkin hareketleri, emin olunuz deliler bile yapmaz. Bu gibi hareketlere tenezzül edenler emin olunuz ki, hakiki müslümanlıktan çok uzaktırlar. Yalnız biz de müslümanız diye- hem kendilerini aldatırlar, hem başkalarını... Cenâb-ı Hak cümlemizi bu gibi sahtekâr insanların şerlerinden korusun. Amin. Bu gibi insanların bulunduğu cemiyetler rahmet-f İlâhiyeden mahrum olur. Burada hem «gıybet» denilen laf taşımak, hem de «nemmam» denilen kötü huylar da mevcuttur.
Musa (aleyhisselâm) zamanında kıtlık olmuş, yağmur duasına çıkmışlar, fayda etmemiş ve sonra Cenâb-ı Hak Musa (aleyhisselâma): «İçinizde nemmam var, yani laf götürüp getirenler var; onları içinizden çıkarın öyle dua edin.» buyurmuş. Gıybet de en büyük günahlardandır. Müslümanlık birbirimizi kardeş etmiş, öyle olunca biz birbirimizi candan sevmekle mükellefiz. Müslümanlar bir ceset gibidir, bir bina gibidir, bütün azalar birbirinin yar-dımcısıdır. Binalar da öyle birbirlerine kenetlenmiştir ki,
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER
49
kat'iyyen birbirinden ayrılmaz. Öyleyse ey müslüman kardeş! Sen de kardeşsin öylece sarıl. Halbuki eski hris-tiyanlıktan bize geçen kötü huyların başında hasetle ga-dap gelmektedir. Haset sevapları yok eder, gadap da dini... Herkes cennete girmeğe hevesli ve aşıktır, fakat iman sahibi olmadıkça hiçbir kimse cennete giremeyecektir. Birbirlerini sevmeyen kimseler de hakiki iman sahibi olamazlar. Şimdi bizim hangi hareketimizin müslümanlığa uyduğunu görmek mümkündür. Namaz kılarız, oruç da tuarız. Belki hacca da gitmişizdir, velâkin müslüman kardeşlerimizin aleyhinde bilir bilmez konuştuğumuz sözleri de hiç kale bile almayız. İcabında kendimizi haklı çıkarmağa da çalışırız. Mehmet Akif'in dediği gibi, «Müslümanlık galiba göklerdedir.» İnsanlar bu dünyada ancak Allah (celle ve âlâyı) tanımak ve onu zikredip ibadet ve taatını yapmak, emirlerini tutmak ve yasaklarından kaçmak suretiyle dindar olur. Dünya bir geçittir, buradan gidenlerin sayısını bilmek bile mümkün değildir. Hepimiz buranın misafiriyiz. Asıl vatanımız ahirettir. Ya cennet veya cehennemdir. -Biz burada cehennemi değil, cenneti kazanmağa çalışmamız lâzım gelirken maalesef dünyanın çok çabuk geçen hayatına, zevkine, saltanatına aldanıp da kardeşler arasında hiç istenmeyen çekişmeler, niza'lar, kavga gürültüler, birbirlerinin aleyhinde görülmedik şekilde iftiralar, propagandalar (ne kadar çirkin birşey) olduğunu çok acı bir şekilde görmekteyiz. Bunların yegâne sebebi imansızlık, ahîret mes'uliyetinden korkmamak; daha doğrusu ahirete imanı olmadığının alâmetidir. Cenâb-ı Mevlâ cümlemizi razı olmadığı bütün yanlış hareketlerimizden emin ve muhafaza eylesin. Âmin! Ve bizlere de tam kâmil bir insanlık ve İslâmlık ve Is-lâmca yaşama imkânlarını bahş eylesin. Âmin!
Dokuzuncusu:
^Z JÛ»
«Allah'ın nimetlerini yersiniz, fakat o nimetlere karşılık Allah'a şükretmezsiniz.»
Bu da bizim umumi derdimiz ve kusurumuzdur. Malumdur ki ni'meti verene karşı şükür etmeği yani teşekkürü borç biliriz. Fakat asıl nimetleri verenin Hazreti Allah olduğunu bilmemek mümkün mü? Bize yapılan ufak bir yardımı bir iyiliği ömür boyunca unutmaz, o iyilik eden kimseye daima teşekkür etmeği vazife sayarız da bizi doğuran analarımıza karşı da çok kusurlu oluruz. Asıl hayatı, cam, fikri, kemali, kuvvet ve kudreti, ilmi, görüp işitmeği, bütün duygularımızı veren Allah Teâlâ'ya karşı borcumuz yokmuş gibi bir şükür bile aklımıza gelmemektedir. Şükür malum olduğu gibi ancak Allah Teâlâ'nın emirlerine imtisalen mümkün olur. Bu şükürler yapıldığı müddetçe nimetlerin daima artacağı ve bu sebeple saadet ve selâmete erişeceği de malumdur. Aksi takdirde ise, nimetlerin elden gitmesi ve dolâyısıyle saadet ve selâmetten mahrum kalmak şüphesizdir.
Onuncusu:
«Ölülerinizi defnediyorsunuz da, hiç ibret almıyorsunuz. Sizin dualarınız nasıl kabul olunur?»
Yani: Mevtalarınızı, eş ve dostlarınızı, hatta ana ve
babalarınızdan ölenleri kendi ellerinizle mezara koyup ve sonra gelip mirasını taksim edip bazen de kavgalarla neticelenen bu halden hiç1 kimse ibret almamakladır. Hergün ölenin mirası taksim olunurken yarın da kendi mirasının taksim olunacağım hiç de hesap edememektedir. Ölüm haddizatmda insanın Mevlasına kavuşacağı ilk merhale ve noktadır. İyiliklerle amel-i salih ile iman ile ahirete göçen insanların durağı mezar değil cennettir. Mezar ise o cennetin ilk kapısıdır. Mamafiyh cehennemin de kapısı orasıdır. İmansız gidenler ve imana muhalif hareketlerle ahirete göçenlerin yeri ise cehennem olacağından hiç şüphe yoktur. Binaenaleyh müminin asıl karargâhı olan ahirettir. Orada iki yer vardır. Birisina cennet birisine cehennem derler. Ehl-i imanın yeri cennet, ehli küfrün, yani imansızların yeri de cehennem olduğunu bilmek gerekir. Bu yerler işte şu içinde bulunduğumuz dünyada kazanılır. Dünya saadet ve selâmet ve ebedi nimetlerin kazanılacağı imtihan yeridir. İster iman eder ve imanın icabmca amel eder cenneti kazanır, isterse imansız ve küfür içinde yaşar, sonra da cehennemi kazanırsın. «Mezar, ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.» Buna göre hareketlerimizi tanzim edebilmeğe alışmak elbette en mühim ve en evvel vazifelevi-mizdir. Dünyaya, dünyaya olan ihtiyacımız kadar çalışmak, ahirete de ahirete olan ihtiyacımız kadar çalışmak gerekir. '
Dünya fani, ahiret ise bakidir. Cenâb-ı Hak cümlemizi iyi düşünen, hak ve hakikati görebilen ve ona uyan, bâtılı da bâtıl bilip ona uymamak suretiyle Hakkın muhafızı ye müdafii ve kendisinin de razı olacağı kullarından eylesin. Âmin!
İbrahim Ethem hazretlerinin Tezküretü'l Evliya Kitabında da pek çok ve meşhur hikâyeleri vardır. Sen de bu
i
İbrahim Edhem hazretlerinin lalettayin, gelişigüzel bir orta adamı sanma. O, büyük varlıklarını, kuvvet ve saltanatını Allah yolunda terk edebilen ve nihayet bir dervişliğe razı olup, ekmeğini ancak elinin emeği ile kazanan ve hak hukuku son derece riayetkar ve Allah Teâlâ'nın emrinden katiyyen dışarı çıkmamağa çalışan bir bahtiyardır. Mevla cümlemizi şefaatine nail eylesin. Bak bu günün insanları boş olabilmek için adeta birbirlerini yercesinde çalışıyorlar da o mübarek de onları terk ile Hakka dönüyor.
Şimdi biraz da bu hususta lmam-ı Gazalî'nin İhya-ı Ulûm'da söylediklerini yazmağa çalışacağım. «Biiznillâhi Tefilâ» ümid ederim ki Allah Teâlâ gönüllerimizi kendisine çevire.
İlk önce, duanın faziletleri hakkında ayet-i kerimeleri şöyle sıralamıştır:
«Kullarım! Sana benden sordukları zaman bilsinler ki şüphesiz ben onlara yakınım. Benden isteyenin dua ettiğinde duasını kabul ederini'. Artık onlar da benim davetime icabet etsinler.»7
«Rabbinize gönülden ve gizlice dua edin. Muhakkak o aşırı gidenleri sevmez.»8
(7) el-Bakara, 186.
(8) el-A'raf. 55.
DUALARDAN EVVEL OKUNULACAK KELİMELER 53
& H
Ve «Rabbınız bana dua edin, ben de sizin duanıza icabet edeyim buyurdu!»
«Bana ibadet etmekten geri olanlar hakir olarak cehenneme yakın zamanda dahil olurlar (yani girecekler).»9
«De ki: İster Allah diyerek dua ediniz, ister Rahman diye çağırınız. Hangisiyle dua edip çağırırsanız, nihayet en güzel Hmler O'nundur.»10
Hadis-i şerifler:
«Muhakkak dua ibadettir.»
Yani ibadetten sayılır. Kul kendisinin halikını idrak edip ona tam manasıyle bağlanıp yalvarması ibadettir. Çünkü ibadet kulun halikına merasim-i mahsus ile iltica-sıdır. Dua da böyle bir merasime lüzum kalmadan kulun doğrudan doğruya Allah Teâlâ'ya ilticasıdır.
«Bana dua edin sizlere icabet edeyim.»"
(d) el-Mü'min, 60.
(10) el-lsrâ, ,10.
(11) «I-Mö'mln, 60.
«Dua ibadetin özü, kökü, iliğidir.»
«Allah Azze ve Celle Hazretlerinin katında duadan daha kıymetli hiç bir şey yoktur.»
i£ Îİ Jİİ,; 'vJİ lil
55
DUALARIN ON ÂDABI VARDIR
\
1 — Şerefli vakitleri aramak: Arefe günü, Ramazan ayı gece ve gündüzleri ve gecelerde seher vakti gibi. Ce-nâb-ı Hakk Kur'an-ı Azimüşşanla seher vakitlerinin kıymetini beyan sadedinde:
«Muhakkak kul üç şeyden birini almaktan şaşmaz: Ya duası sebebiyle günahı bağışlanır, yahut peşin bir mükâfat alır veyahut ahirette kendisi için hayırlara, mükâfatlara nail olur.»
bil
'J^iîj 3iU bili JU; İl oü 4pJ 'o- JU; İ
«Allah Teâlâ'mn faziletinden isteyiniz. Allah celle ve alâ kendisinden istenilmesini sever. İbadetlerin efdali gam, keder ve sıkıntıdan kurtuluşu, ferahlığı beklemektir.»
«Onlar seher vakitlerinde istiğfar ederler.»13 diye medh
buyurmuştur.
çili çÇj\ 'jı iü
Buna istinaden olsa gerek, Yakup (aleyhisselam) da çocuklarının Yusuf (aleyhisselam)'u kuyuya atıp, «Kurt yedi.» diyerek babalarına karşı yaptıkları bu yanlış hareketlerinden naşî:
Lfij
(12) ez-Zâriyât. 18.
56
MU'MİNLERE VAAZLAR
«Sizler için Cenâb-ı Hak'tan mağfiret isteyeceğim.»13 buyurdular. Bu duasını sabahın seher vaktinde yaptılar ve çocukları da «Âmin!» diye babalarının duasına iştirak ettiler. Cenâb-ı celle ve alâ da Yakup aleyhisselama vahiy buyurup onları mağfiret etmekle beraber, hem de «Nebilerden kıldım» diye rahmetinin büyüklüğünü göstermiştir.
2 — Şerefli vakitlerden birisi de, İslâm ordusu ile küffar ordusunun karşılaştığı vakitlerdir ki gök kapısı açılır. Biri de hafif hafif, tatlı tatlı yağmur yağdığı vakitlerde farz namazın arkasından yapılan dualardır ki, gök kapıları açılır, yani dualar kabul olunur demektir. Binaenaleyh bu vakitleri ganimet bilip duadan gafil olmayınız. Zira namaz vakitleri günün en hayırlı saatleridir. Namazlar da o zamanlarda kılınır. Namazlarınızın arkasından dua etmeği ihmal etmeyiniz.
«Ezan ile kaamet arasındaki vakitte yapılan dualar kat'iyyen red olunmaz.»
«Oruçlunun duasının da red olunmayacağı» müteaddit hadislerle beyan buyurulmuştur. Vakitlerin şerefi hallerin şeref etine râcidir. Mesela seher vakti kalplerin berrak, teşvişden halî ve halis olduğu bir vakittir.
(13) Yusuf. 98.
DUALARIN ON ADABI VARDIR
57
«Kulun Allah celle ve alâ hazretlerine en yakın olduğu zaman secdede bulunduğu zamandır. Secdede Allah Te-âlâ'ya çok dua ediniz.»
CÂ'j
«Ben rükû ve secdelerde Kur'an okumaktan men olundum. Rükûda Allah Teâlâ'yı ta'zim ediniz,
"Subhane rabubiyel azîm" deyiniz. Secdede ise duadan fazla gayret gösteriniz. Çünkü secde hali duaların kabulü ne müsaid ve daha evlâdır.»
3 — Kıbleye dönerek koltuklarının altı görünecek kadar ellerini kaldırıp dua etmektir. Zira Rasul-i Ekrem'in Arafattan kıbleye dönerek akşama kadar duada bulundukları rivayet olunmaktadır.
tMuhakkak ki
Rabbiniz Hay ve Kerimdir. Kul
eDeriiü kaldırıp bir şeyler istediği vakit onların elini boşa çevirmekten haya eder.»
Ve Resûl-i Ekrem Efendimiz dua için ellerini kaldırdığı vakit koltuklarının altındaki beyazlık görünürdü, (ve yine mu'cizat-ı peygamberîdendir ki koltuklarının alfanda tüy bulunmazdı.) Ve dua sırasında semaya bakmanın doğru olmadığı, zira Cenab-ı Hakk hâşâ sanki gökte imiş gibi bir tevehhüme düşmemek için de semaya bakmaktan men ederler. Ve «Gözlerinizin nuru, ziyası alınır.» buyururlardı. Ve hem de Rasul-i Ekrem hazretleri dua buyurdukları zaman ellerini birleştirir ve iç kısmını da yüzlerine karşı çevirirler ve dua bitince yüzlerini ve yücud-ü şeriflerini sığarlardı.
4 — Dua ederken fazla yüksek sesle yapılmamasını tavsiye ederlerdi. Çünkü Allah Teâlâ ne sağır, ne de gaib-dir ve Kur'ân-ı Kerîm'de:
buyurmuştur. Yani: «Namazında ne fazla bağır ve ne de sesini pek fazla gizle.»14; yani orta derecede okunması tavsiye edilmektedir.
*
Zekeriya (aleyhisselâm) da duasını gizlice yaptığı için Cenâb-ı Hak onu da şu suretle medh buyurmuştur.
«O, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı.»"
(14) el-isra, 110.
(15) Meryem, 3.
DUALARIN ON ADABI VARDIR
59
Diğer bir âyet-i kerimede de:
» * ¦ -
«Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin, çünkü O haddi aşanları sevmez.»16
Sonra duada zorlanıp tekellüf ile birbirine benzer el-faz-ı müteradife ve kafiyeli yapılan dualardan Allah Teâlâ hoşlanmaz. Onun için Cenâb-ı Peygamber Efendimiz:
buyurmuştur. Yani: «Sizler secî' denilen yapmacık dualardan sakınınız. Ve Allah'ım, senden cennetini, cennetine yaklaştıracak söz ve amelleri bana nasîb etmeni isterim. Cehennemden ve beni cehenneme yaklaştıracak kavil "ve amelden sana sığınırım.» Külfetli sözleri aramak münasip olmaz. İçinden gelen sade dualar daha makbuldür. Zira bir zaman bir kavim gelecek; gerek dualarla, gerek taharette haddini tecavüz eden mübalağalarda bulunacaktır. Binaenaleyh siz bunlara uymayınız. Bazı büyüklerimiz duaları çok kısa tutmuşlar, hatta yedi kelimeyi geçmemişlerdir.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bir dualarında:
(16) A'raf, 55.
Âİ4-IJ
r*'
buyurmuşlar. «Yarab senden o korkulu ahiret gününde emniyet, ebediyet gününde cenneti ve sana yakm olan mn-. karrabinlerle olmayı, rüku ve sücud sahibi ve ahidlerim ifa eden zümreden olmak isterim. Muhakkak sen rahimsin; kullarına hem acırsın hem de seversin ve dilediğini istediğin gibi yaparsın.»
Binaenaleyh dualarda seçme sözlerle kendini beğendirmek için değil de, Hazret-i Allah'a lâyık bir şekilde hu-du, huşu ve tezellül ile yapılan dualara dikkat etmelidir.
6 — Dua ederken hudu ve huşu içinde Allah (celle ve alâ hazretlerinden korkarak ve kabulünü ümit ederek istediği şeyde de İsrarla durmaktır. Hak (sübhanehu ve te-âlâ hazretleri) bu gibi muhterem zatları Kur'ân-ı Kerîm'-de şöyle zikretmektedir:
«Onlar hayırlı işlere koşarlar ve birbirlerini geçmeye çalışırlar. Umarak ve korkarak bize dua ederlerdi.»17
Daha önce de geçtiği gibi;
t, ,
(17) el-Enbiyâ, 90.
DUALARIN ON ADABI VARDIR
61
buyuruluştur ki yalvarmanın en güzel ve uygun şeklinin «gizlice can-u gönülden yapılması»18 olduğu bildirilmiştir. Elbette şarlatanlıkla yapılan dualar ne kadar makbul olur bilmem. Bugün bu da çok revaçtadır. Hatta "hususi duacılar ihdas edilmiş olduğu da görülegelmekte, bu da artık bir sanat haline geldiğinden o mübarekler de cem'iyetlerde uzun uzun dualar ederek herkesi mest etmeğe çalışmaktadırlar. Amma Allah Teâlâ'nm katındaki makbuli-yeti ne olur bilmem. Cenâb-ı Hak kulunun duasını da çok sevdiğinden onlara bazı ibtilalar verir ki bu sebeble dualarda bulunsunlar ve b'azan istediklerini hemen vermez ki dualardan kesilmesinler.
7 —- Duada azimli ve kabulünde ümitli bulunmak da gerekir. Peygamber Efendimiz hazretleri de bizleri şöylece uyarmaktadır:
. 151 J .ji£
. ısı
«Sizden biriniz dua ettiğiniz zaman "Allah'ım dilersen beni mağfiret et, dilersen bana merhamet eyle" demesin. İstediklerini kati surette istesin.»
Zaten onu icbar edecek hiçbir kuvvet yoktur. Ve dua ettiğinizde kabul olunacağım büyük ümitle bekleyin. Çünkü onun kabulü Allah Teâlâ için kolaydır. Ve hem de gafletle dua etmeyiniz, çünkü gafletle olan duaları Cenâb-ı Hak kabul etmez. •
8 — Dua ederken istediklerinizi üç defa tekrar ede-
(18) el-A'raf, 55.
62
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
rek isteyiniz. Çünkü Peygamberimiz de istedikleri şeyi üç kere isterlerdi. Ve duaların gecikmesinden dolayı üzüntü duymayınız. İstediğiniz şey kabul olunupta verildiği zaman şöyle dua ediniz:
I İs; «uÛjüj ^JJI <i ji
Eğer duaların kabulü gecikirse o zaman da:
demek lâzımdır.
*9 — Duaya besmele ile başlamalı ve
demeği de unutmamalıdır. Zira peygamberimiz her ne zaman dua etseler. ,
ile başlarlardı. Sonra duanın başında ve sonunda Rasul-i Ekrem efendimize salavat-ı şerife getirmeği unutmamalıdır. Çünkü salat-u selâm muhakkak kabul olur da arasındaki dualar kabul olmasın olmaz; mutlaka onlar da kabul olunur. '.
10 — Duanın kabul olmasında asıl âmil olan, batını o da tevbe etmek yani günahları bırakmak, he-
DUALARIN ON ADABI VARDIR
63
îallaşmak, helal lokma ve bütün nimetini Allah Teâlâ'ya bağlamaktır.
Musa (aleyhisselâm) zamanında bir kıtlık olmuş, duaya üç gün çıktıkları halde (dualar kabul olmamış olacak ki) yağmur yağmamış. Bunun üzerine Musa (aleyhisselâm) «cemaatın içinde nemmam denilen, lâf taşıyan bir kimse vardır. Onun için duanız kabul olmaz.» der. Bunun üzerine hepsi birden tevbe ederler. Derhal Rahmet-i İlâhî nazil olur. Hiç şüphesiz buna benzer çok hadiseler vardır. Günahtan kurtulmak da bir cemaat için pek kolay bir şey değildir.
En iyisi dua yapmazdan evvel bir gusul abdesti al, hiç olmazsa iki rekat namaz kıl, güzelce tevbe ettikten sonra:
îaİIİİI
diyerek duaya başla. Nihayetinde salâvat-ı şerife getirip Cenâb-ı Hak'tan dualarınızın kabulünü rica ediniz. Haz-reti Allah (celle ve alâ hazretleri) hepimizin dualarını kabul eyleyip bizlerden razı olduğu halde hüsn-ü hatimelerle kendisine kavuşan bahtiyarların zümresine ilhak eylesin. Âmin!
Süfyan-ı Sevrî anlatıyor. «Benî İsrail'de yedi sene kıtlık olup hiç yağmur yağmamış. Kıtlıktan çöplüklerde-ki leşleri yiyecek kadar kötü vaziyete düşmüşler. Hatta çocuklarını bile yemişler. Bu vaziyette dağlara çıkıp Allah Teâlâ'ya dua etmişler, fakat Allah Teâlâ onların bu niyaz ve dualarını kabul etmeyip Peygamberlerine şöyle vahiy etti:
64
MU'MİNLERE VAAZLAR
«Eğer bana doğru yürümekten ayaklarınız dizlerinize kadar sürtülse elleriniz semaya değecek gibi yüksek dağlara tırmansaniz ve duadan dilleriniz de yorulsa kul haklarım ödemedikçe dualarınıza icabet etmem. Ve ağladığınıza acımam.» Bunun üzerine onlar da kul haklarını ödediler ve birbirleriyle helallaştılar. Allah Teâlâ da rahmet ve bereketini inzal, buyurdu.
Malik bin Dinar (k.s.) da şöyle diyor: «Yine Beni İsrail devrindeki vâkî zamanında duaya çıkmışlardı. Allah Teâlâ onların peygamberlerine şöyle buyurdu: «Sen onlara haber ver pis beden ve haram ile dolmuş mide ve bulaşmış elleriyle benim karşıma çıkmış ve benden rahmet istiyorlar. Halbuki bu vaziyette rahmet şöyle dursun ancak benim gadabımı ve benden uzaklığı kazanırlar. Bu hallerinden vazgeçsinler ki onlara rahmet vereyim.» Ve bunlara benzer daha dört beş vak'a zikretmişlerdir.
Rahmet-i İlâhiye pek boldur. İltica edilince ve tevbe-kâr da olunca ve kusur kabahatler de itiraf olunup ve merhamet istenince Cenâb-ı Hak çok Rahim çok Kerim çok da Raûfdür. Kullarının duasını kabul eder. Bizler de nihayetsiz nimetleriyle perverde olduğumuzu itiraf ederiz. Ya rabbî şüphesiz çok günahkânz. Fakat kusurlarımızı i'tiraf-la beraber bizim günahlarımızı affeyle. Zira senden başka bizim günahlarımızı af edecek kimse yoktur. Ancak sen varsın, aman Allahım sevdiğin kulların ve çok sevdiğin peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)in hürmetine bizi ona bağışla. Ve şu istediklerimizi lütuf ve ihsan eyle. Bizleri afiyetten ayırma. Âmîn! (Fazla malumat isteyenler İmam Gazâlî'nin İhyâu Ulûmu'd-dîn'inin birinci cildindeki dua kısımlarını okusunlar) Bir de Risa-le-i Kuşeyriye'de dua kısmının sonunda zikrolunan bir hadiseyi yazmayı faideli buldum, şöyle ki: (Gözlerden akan yaşlar saklı olan hadiselerin nasıl tercümanı ise
DUALARIN ON ADABI VARDIR
65
nefeslerimizde kalplerde saklanan gizli hallerin tercümanıdır. Dua günahları terk etmekle beraber dillerin her-şeyden daha ziyade sevgili olan Allah (celle ve âlâya) iştiyakını beyan eder.
Duaya izin verilmesi, kişinin Cenâb-ı Hakka daima tazarru ve niyazı, ona verilecek ata ve ihsanlardan daha hayırlı ve önemlidir. Ve dua huzuru celbeder. Dua haya lisanı ile Hakka dönmek ve ona teveccühdür. Bundan naşi bazı kimseler «bana dua ediniz» dedikleri vakit senin Allah Teâlâ ile arana vasıta koymaklığın doğru değildir. Yani duanı kendin yapman daha evlâdır. Mamaafiyh bazı hüsn-ü zan olunan kimselerden dua talep olunur amma yine insanın kendi halini halikına arzetmesi ona olan iştiyakını, muhabbetini, sevgisini artırır.
Nitekim (Takî) isminde bir zat-ı muhterem bir kadın gelip oğlunu Rumların esir ettiğini ve kendisinin de son derece muzdarip olduğunu, gece gündüz gözüne uyku girmediğini beyan eder. O zatın merhametini celb edip, duasını rica eder. Mübarek zat da: «Peki siz gidiniz. İnşaallah Cenâb-ı Hakk'm tecellisi zuhur eder.» diye kadını selâmetler ve kendisi de bir müddet murakabede bulunduktan sonra dudaklarını kımıldatarak birşeyler söyleyip dua eder. Az bir müddet sonra, esirlikten kurtulmuş olan çocuk da hadiseyi şöylece nakletmiş: «Ben bazı Rum padişahlarının elinde diğer esir cemaatlerle birlikte bulunuyordum. Bizi padişahın adamları hizmet için sahralara götürüp çalıştırıyorlardı. Ve ayaklarımızda zincir bulunuyordu. Bir gün işten geldik akşamdan sonra bizi gözetleyen muhafızlarla beraber benim aya-ğimden zincirler çözüldü ve yere düştü. (Bu saatin, kadının Takî hazretlerine ricaya geldiği ve o zatın da dua ettiği zamana tesadüf ettiği zaman olduğu anlaşılmıştır.) Hemen muhafız bana karşı bağırıp: Zinciri kırdın.» diye çıkıştı. Ben ise: «Hayır ben kırmadım, o kop-
66
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
67
tu.» dedim. Hayret ettiler. Çünkü ne kopması mümkün ne de açılması. Demircileri getirip tekrar tamir edip benim ayağıma taktılar ise de ben birkaç adım atar atmaz zincirler yine ayrılıp ayağımdan çıktı. Bunlar da aciz kalıp papazlarını çağırdılar. Bana: "Senin annen var mı?" diye sordu. "Evet var." dedim. "Onun hayır duasına mazhar olmuşsun, Allah Teâlâ senin salıverilmeni istiyor. Biz seni artık mümkün değil zaptedemeyiz!" dediler. Ve bana mümkün olan yol ihtiyacımı da vererek beni kasabama kadar birtakım muhafızlarla birlikte götürüp salıverdiler.» Duaların ne kadar mühim olduğunu şu ufacık hadise bize pek büyük ders ve ibretlerle anlatmaktadır.
Cenâb-ı Hak (sübhânehu ve teâlâ) kendisine layık olan kullarının arasına bizleri de kabul edip rızasını kazanabilecek hayırlı amellere de muvaffak eylesin.
Müslümanların her hal-ü kârda birbirlerine yardımcı olmaları hem Cenâb-ı Hakk'ın emri, hem de Rasûlül-lah efendimizin müteaddit hadîsleriyle sabittir. Allah Te-âlâ'nın lütuf ve ihsanına ve yardımına muhtaç olan her kimse için en kolay yol müslüman kardeşinin yardımında bulunmaktır. Gerek bedenen ve gerekse malen yardımları herkesin yapabilmesi pek kolay bir şey değildir. Çünkü cibiliyeti insaniyye çok muhteliftir. Kendisine daima yardım olunmasını-ister de kendisi bir yardıma çağrıldığı vakit kaçar. Fakat yapılacak duada ne zarar var ne de para istenir ve ne emek var. Yalnız kardeşinin saadet ve selâmeti için dua edip Cenâb-ı Hak'dan bir şeyler istemek de zor mu? Yine Rasûl-i Ekrem'in:
«Allah Teâlâ kulunun yardımcısıdır. Kul kardeşinin yardımında bulunduğu müddetçe.»
Bundan ders alabilirsek ne mutlu sana ve bana.
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
Şimdi biraz da okunması lazım ve mühim dualardan bazılarını yazmak istiyorum. Cenâb-ı Hak, hem okuyanlara ve hem de bizlere kolaylık ihsan buyursun. Âmin... Hazret-i Peygamber Efendimizin sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra farzdan evel okuduğu dua meâlen şudur:
«Allah'ım! Gönlümü sana bağlayacak ve darmadağınık halimi bir araya toplayacak, dağınık ve parçalanmış işlerimi birbirlerine yaklaştıracak, kötü itiyat ve fitnelerden beni koruyacak, dilimi ıslah edecek, batınımı koruyacak ve zahirimi yükseltecek, amelimi temizleyip artıracak, yüzümü ak edecek, rızana ulaştıracak ve her kötülükten beni koruyacak olan rahmetini senin fazlından isterim.
Allah'ım! Bir daha küfre düşmeyecek şekilde sadık ve yakîn bir imam, dünya ve ahirette de lütuf ve kereminin en yüksek mertebesine beni ulaştıracak olan rahmetini senden isterim.
Allah'ım! Kazalarda sabır ve kurtuluşu, şehitler mertebesini, saîd tabakasından olan iyilerin yaşayışını, düşmanlara galip gelmeği ve peygamberlere arkadaş olmağı senin fadlından isterim.
Allah'ım! Her ne kadar hayırlısını bitmezsem ve amelim kusurlu ise de bütün dileklerimi sana arzeder ve senden ysrdim dilerim. Ve yalnız senin rahmetine muhtacım. Ey gönüllere şifa verip bütün dertlere derman olan Al-
68
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
îah'un! Büyük kudretinle, birbirine yaklaşmış iki denizin suyunu birbirine, yek diğerine karıştırmadığın gibi, cehennem azabından helak oldum diye feryad etmekten ve ka-birin fitnesinden beni koru.
Allah'ım! İstemesem de veyahut hak etmesem de kusur ettiğim ve amelleri işlemede ziyana uğradığım ve kullarından herhangi birine va'dettiğin veya vereceğin her türlü iyilikleri candan arzular ve onları senin fazlından isterim. Yâ Rabbe'l-âlemin!
Allah'ım! Bizi sapan, saptırandan değil, hidayete ulaştıranlardan ve düşmanlarına uzak olup dostlarına yaklaşanlardan, sana kulluk edenlerden, senin rızan için sevip, isyan edenlere rızan için husumet besleyen kullarından eyle.
Allah'ım! Ben dilimin döndüğü kadar dua ediyorum, kabul sendendir. Kabul eyle. Ben elimden geleni yapıyorum. İ'timadım sanadır. Biz Allah içiniz ve ona yöneleceğiz. Kuvvet ve kudret ancak azamet sahibi olan Allah'ındır. Kıyamet gününde emniyet, ahiret gününde de ahdini yerine getirip rükû ve sücud eden âbidler ile beraber cennetini senden isterim. Kerem ve ihsanına nihayet olmayan, dostluk edenlere sonsuz sevgisi olan ve dilediğini istediği gibi yapan sensin.
Ey izzet ridasma bürünüp herkese galip olan Allah'ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Ey ululuk ve yükseklik riüasma bürünerek kullarına fazlını ve inanımı esirgemeyen Allah'ım! Seni teşbih eder noksan sıfatlardan takdis ve tenzih eylerim.
Ey takdis ve tenzihe ancak kendisi lâyık olan Allah'ım! Seni her türlü noksanlardan tenzih ederim.
Ey fazl-ı kerem sahibi Allah'ım! Seni teşbih ederim. ¦
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
69
Ey kudret ve kerem sahibi olan Allah'ım! Seni teşbih ederim.
Her şeyi ilminde toplayan Allah'ım. Kalbimi, kabrimi, gözümü, kulağımı, derimi, tenimi, kanımı, kemiğimi, önümü ardımı, sağımı solumu, alt ve üstümü büyük nurun ile tenvir eyel. Beni nurlandır ve nurumu artır.«
HAZRET-İ ÂİŞE (radiyallabü anhâ)'nin Duası:
Rasûlullah (s.a.v.) Hz. Âişe validemize: «Bütün duaların manalarını içine toplayan cümlelerle dua et. Ve dua ederken de şöyle söyle: "Allahım! Dünya ve ahirette bildiğim ve bilmediğim bütün iyilikleri senden ister, bildiğim ve bilmediğim hal ve gelecekte, yani dünya ve ahirette bütün kötülüklerden sana sığınırım. Allahım! Cennetini ve cennete götürecek, o cennete yakın edecek, yaklaştıracak güzel söz ve işleri ve amelleri, taatları senden ister; cehenneme sürükleyecek söz, iş ve amellerden ve hareketlerden sana sığınırım. Allahım! Kulun ve rasûlün Muham-med (sallallahü aleyhi ve sellem)in senden istediği hayır ve iyilikleri ben de senden ister ve benim için takdir ettiğin her şeyin sonunun hayırlı olmasını senden ve senin merhametinden dilerim. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi!» buyurmuştur.
HAZRET-İ FÂTIMA (r.a.)'nın Duası:
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) hazretlerinin kızı Fâtıma'ya öğrettiği dua şudur: «Ya Fâtıma! Şu tavsiyemi dinlemekten seni ne men ediyor?», yani dikkatle dinle de bunu her zaman oku.
DUALAR
71
«Ey Hay, Kayyum olan Allah'ım! Bütün işlerimi düzeltmeni ve bir an bile beni kendi başıma bırakmamanı rahmetine sığınarak senden isterim.»
EBÛBEKİR SIDDİK (r.a.)'in Duası:
Sj '££.x& ait» j\ "$
iiUiii iütîj cis^
Î; iUJI jljjî
^İ» JLlI İLİL iütîj
r_/Jı an
^. j ^ü jylı
«Allahım! Peygamberin Muhammed (s.a.v.), dostun İbrahim, sırdaşın Musa, kelime ve ruhun olan İsa hürmetine; Musa'ya inen Tevrat, İsa'ya inen İncil, Davut'a inen Zebur, Muhammed (s.a.v.)'e inen Kur'an hürmetine; bütün peygamberlerine yaptığın vahiy hürmetine; isteyenlere mahlûkatın üzerinde verdiğin kaza ve takdirin üzerine fakir ettiğin zenginler ve zengin ettiğin fakirler, hidayete ulaştırdığın sapıklar hürmetine; Musa aleyhisselâma bildirdiğin, kulların nzıklannı verdiğin; yer yüzünü hareketten sükûna erdirdiğin, dağlarını ayakta tuttuğun, arş-ı a'zanunı taşıdığın İsm-i A'zam'ın hürmetine; Kur'an-ı Ke-rim'de nazil olan Samed, Ehad ve Tahir isimlerinin hürmetine; Azamet-i ve Nur-i Celâl'in hürmetine; senin kudretinle Kur'ân-ı Kerîm'i okuyup anlamayı, bütün vücuduma duyurmayı ve bütün hareketlerimi ona uydurmayı senden dilerim. Kuvvet ve kudret ancak sendendir. Ya Er-hamerrahimin!»
BÜREYDE el-ESLEMÎ (r.a.)'nin Duası:
Rasûl-i Ekrem (Sallallahü aleyhi ve sellem) Büreyde (r.a.)'ye şöyle demiştir:
«Ya Büreyde! Allah Teâlâ'nın hayır murat ettiği kimseye ta'lim buyurduğu duayı sana öğreteyim mi? Büreyde (r.a.) de:
— Öğret ya Rasûlullah! deyince Rasûl-i Ekrem bu duayı öğretti: '
70
«Allahım! Ben zayıf ve âciz bir kimseyim, rızanı tah-
MU'MINLERE VAAZLAR
UKUNMASI GEREKLİ DUALAR
73
sil için beni kuvvetlendir. Beni daima iyiliğe götür. Son emelimi İslâmiyet kıl... Allahım! Ben acizim, sen beni kuvvetlendir; ben zelil bir kimseyim, sen beni izzettendir. Ben fakirim, sen beni zenginleştir. Ya erhariıerrahimin!»
KUBEYSA b. MUHARİK'in Duası:
Bir gün Kubeysa Rasûl-i Ekrem'e şöyle dedi:
— Yaşım ilerledi, bir çok şeylerden kaldım; yapamaz, âciz bir hale düştüm. Bana bir şeyler öğret ki onlardan istifade edeyim.
Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem:
— Dünyalığın için akşam namazını müteakip üç ker-
re:
\ fri VI îy Vj 'J> V fJiiİ! <İI o^ öm^ij jA 0^
de ve buna devam et, çünkü buna devam eden felç ve cüz-zam gibi hastalıklardan, elem ve kederden emin olur. Ahi-retin için de şu duayı oku:
r*J Of d* s*»'» d*** Of J* <j*i> S 4^f Of
«Allabım! Bana kendi katından bidayet ihsan eyle, kendi fadl u kereminden ihsan eyle. Rahmetini bana akıt ve bereketinden bana inzal eyle.»
Sonra devamla şöyle buyurmuştur:
«Bu duaya kim devam ederse kıyamet gününde ken-
disine cennetin dört kapısı açılır, istediği kapıdan içeriye girer.»
EBUD-DERDÂ (r.a.)'nın Duası:
!
Bir gün Ebu'd-Derdâ'mn mahallesinde yangın çıktı. Kendisine haber verdiklerinde:
— Benim evimi Allah yakmaz, dedi.
«Koş, yetiş!» diye üç kere haber verdikleri halde her üçünde de aynı sözü söyledi. Hakikatte yangın onun evine yaklaşınca ateş söndü. Bu vaziyeti kendisine haber verene:
— Ben bunu biliyordum, dedi. Bunun üzerine:
— Ne acîp ifadelerin var, diye kendisine sorduklarında:
— Ben Rasûl-i Ekrem'in şöyle dediğini işittim, dedi.
«Gece ve gündüz şu duaya devam eden kimseye hiç bir şey zarar vermez.»
cJ\ VI JjV Jj cJl \ JİJI -âli VI S>: %
«Allahım! Sen benim rabbimsin, senden başka ibadete lâyık kimse yoktur. Sana güveniyorum, ümidim sana ve senin rahmetinedir. Arş-ı a'zanun rabbi de sensin. Kuv-
MU MlINLfcRfc, VAAZLAR
vet ve kudret ancak ulu olan Allah'ındır. Dilerse olur, dilemezse olmaz. Allah Teâlâ'mn her şeye kadir olduğunu bilirim. Onun ilmi her şeyi kaplamış ve her şeyi olduğu gibi bilir. Allahım! Kendi kötülüğümden ve her şeyin (M yürür ve hareket eder) zararından sana sığınırım. Çünkü onların sahibi ve haliki sensin. Rabbimin yolu da en doğru yoldur.»
HALİL İBRAHİM (aleyhisselâm)'in Duası:
* ^i J
«Yarabbi! İçine girdiğimiz şu gün yeni bir yaratıktır. Bu günü bana ibadetle başlat. Mağfiret ve rızan ile neticelendir. Bu gün de bana iyilikler yapmamı nasip eyle. Onları benim için arür ve çoğalt. Bu gün de yapmış olduğum hataları bağışla. Sen mağfiret, merhamet, dostluk ve kerem sahibisin.»
İSA (aleyhisselâm)'nın Duası:
s ji
J^JÜİ ^ jiii JrvÂİ !>U Jl*; li^i» C^ClaYj ijŞ. jJjÛj Jâ"i(
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
75
«Allah'ım! İstediğimi almağa, istemediğimi de defe kadir olamadığım halde sabaha çıktım. Sevk ve idarem senin elinde, amelimin mes'ûlü olarak sabahlamış haldeyim. Benden daha fakir kimse de yoktur.», yani en fakir bir kimseyim.
«Allahım! Benimle düşmanımı sevindirme. Dostumu da mahcup etme. İbadette bana kusur, ettirme. Bütün gayem dünya olmasın. Bana acımayanı bana musallat etme. Yâ Hay, yâ Kayyum!»
HIZIR (aleyhisselâm)'ın Duası:
Hızır ile İlyas (aleyhimesselâm) her hac mevsiminde bir araya geldiklerinde şu duayı okuyarak ayrılırlarmış:
«âl «UiU <âü
4ıl «UlU <ÂI
«il «UiU -il '^
«Bismillah. Allah ne dilerse o olur. Kuvvet ve kudret ancak Allah'ındır. Allah neyi dilerse o olur. Her nimet Allah'ındır. Hayrın tamamı Allah'ın elindedir. Allah neyi dilerse o olur. Fenalıkları, kötülükleri insanlardan def eden ancak Allah'tır.»
Her kim sabahleyin bu duayı üç kerre okursa yangından, boğulmaktan ve hırsızlardan Allah'ın izniyle emin olur.
MARÛF-I KERHÎ (rahimehullah)'nin Duası:
Muhammed b. Hasan şöyle anlatıyor:
Ma'rûf-ı Kerhî bana:
— Sana on cümle öğreteceğim. Beşi dünya, beşi de ahiret içindir. Bunlar ile kim dua ederse Allah (celle ve alâ) onun duasına icabet eder, kabul eder, dedi. Ben:
76
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
77
— Yazayım mı, dediğim zaman:
— Hayır, ben nasıl Bekr b. Hanis*in tekrar tekrar oku-masıyla ezberledimse sana da tekrar tekrar okuyarak ezberletirim, dedi.
Dua şudur:
iı
â\
JS\d
â)I J İÜULI x£. LsjjJI «İl \g^> o^ll jd
% iİ
«il ^Li >l^aJI ji
«Dinim için Allah bana kâfidir. Dünyalığım için Allah bana kâfidir. Bütün mühim işlerim için kerim olan Allah bana kâfidir. Bana haksızlık etmeyen isteyenlere bilim ve kuvvet sahibi olan Allah kâfidir. Bana kötülük düşünenler için de şedid olan Allah kâfidir. Ölüm halinde merhamet sahibi olan Allahım bana kâfidir. Kabir sualinden beni esirgeyici olan Allahım bana kâfidir. Hesap vaktinde kerem sahibi olan Allahım bana kâfidir. Mizan başında lütuf sahibi olan Allahım bana kâfidir. Sırat üzerinde her şeye kadir olan Alanım bana kâfidir. Kendisinden başka ilâh olmayan Allahım bana kâfidir. O büyük arşın rabbidir. Ben ona tevekkül ettim.»
Ebu'd-Derdâ'dan rivayet olunmuştur:
«Her kim günde yedi kere:
<İI
ayetini okursa ahiret ile alâkalı işlerini Allah Teâlâ hazretleri kolaylaştırır.»
Mânâsı:
«(Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki:) "Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık kimse yoktur. Yalnız ona güveniyorum. O arş-ı azîmin Rabbi'dir."» (et-Tevbe, 129)
Bu duaları Hasan'ın oğlu Muhammed'e öğreten Ma* rûf-ı Kerhî (r.h.) hazretlerinin aslen anası ve babası nas-rani, yani hristiyan imişler. Çocuklarını mektebe vermişler. Mektebin papazı çocuğa Allah'ın üç olduğunu söylemiş. Ma'rûf hazretleri ise o çocukluk halinde: «Hayır, öyle şey olmaz. Allah birdir.» demiş. Bunun üzerine papaz çocuğu dövmüş, çocuk da mektepten kaçmış. Ve Alî b. Musa er-Rızâ (rahimehullah) —ki o devrin imamlanndandır— nın elinde müslüman olmuş, babasının evine dönmüş ve onların da müslüman olmalarına sebep olmuştur. Vefatından sonra rüyada görülmüş ki (arşın altında) Hazret-i Allah, (celle ve alâ) meleklerine:
— «Bu kimdir?» diye sormuş. Onlar da:
— Siz bilirsiniz ya Rabbi, demişler. Cenab-ı Hak da:
«O bana olan aşk ve muhabbetinden nâşi kendini gaib etmiş Ma'rûf-ı Kerhî'dir. Ancak bu halden, bana mülâki olduğu zaman aydır.» buyurmuş.
Ma'rûf-ı Kerhî (rahimehullah) der ki:
— Bana Dâvud et-Tâî'nin bazı ashabı: «Sakın Allah Teâlâ'ya taatı terk etme. Müslümanlara hizmeti vazife bil ve onlara daima nasihat eyle.» diye vasiyet eylediler.
Yine Ma'rûf (rahimehullah) hazretlerini vefatından sonra rüyada görmüşler ve:
78
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
— Allah Teâlâ hazretleri sana ne muamelede bulundu, diye sormuşlar. Cevaben mağfiret-i İlâhiyeye mazhar olduğunu söylemiş.
Rüyayı gören yine sormuş:
— Bu mağfiret zühdün ve veraın sebebiyle mi?
— Hayır, Semmâk'in mev'izesinden aldığım dersle fukaraya bakmak, sevmek ve muhabbet etmektendir, demiş ve şöyle nakletmeğe başlamış:
— Ben bir gün Küfe sokaklarından geçiyordum. Bir de gördüm ki İbn Semmâk insanlara vaaz ediyor ve şu cümle kulağıma geldi:
«Her kim Allah Teâlâ'dan tamamiyle yüz çevirip uzak-laşırsa Allah Teâlâ da ondan tamamen yüz çevirip uzaklaşır. Ve her kim Allah Teâlâ'ya yönelirse Allah Teâlâ da rahmetiyle o kuluna yönelir ve halkın gönüllerini o kula çevirir. Allah Teâlâ merhamet eder.»
Bu sözler bana çok tesir etti. Ben de her işimi bırakıp Allah Teâlâ hazretlerine yöneldim. Bir de Ali b. Musa er-Rızâ hazretlerine hizmet ederdim. Ölüm hastalığında kendisinden vasiyyet istenmiş, o da:
— Öldüğüm zaman sırtımdan çıkardığınız gömleğimi tasadduk ediniz. Ben dünyaya çıplak geldim, yine çıplak gitmeyi isterim, demiş.
Bir gün hayatında oruçlu olduğu halde bir saka, yani su dağıtan adam şöyle diyormuş:
— Her kim suyumdan içerse Allah ona rahmet eylesin.
Bunun üzerine sakadan suyu alıp içmiş. Yanındakiler:
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
79
. — Oruçlu değil misiniz, deyince:
— Evet oruçluyum, fakat bu sakanın duasını almak ümidiyle içtim. Yarm bir oruç daha tutarım, demiş.
Çünkü nafile oruçları icabında bozmak caizdir. Bu zat Bağdatlılarca çok meşhur, duası pek makbul, kabri de zi-yaretgâhtır. Ve kabrinin ziyareti de dertlilere, hastalara mücerreb şifadır. Cenab-ı Hak cümlemizi ehlullâhı seven kullarından eylesin. Âmin.
ATABETÜ'L-GULÂM'ın Duası:
Vefatından sonra rüyada görülen bu zat şu dualar sebebiyle cennete girdiğini söylemiş:
pı>
uj
ii
«Ey dalâlete düşenlere hidayet eden, günahkârlara merhamet eden, hatalara düşenlere mühlet veren Allahun! Büyük tehlikelere düşen kullarına ve bütün müslümanla-ra merhamet eyle. Ve bizleri nimetlerine nail olan nebiler, sıddîkler, şühedâ ve salih kullarından, merzuk eylediğin hayırlı kullarından eyle. Âmin.»
ÂDEM (a.s.)'in Duası:
Âişe validemiz buyuruyor ki:
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
«Allah (celle ve alâ) hazretleri Âdem (s.a.v.)'in duasının kabulünü murat ettiğinde Âdem (a.s.) Beyt-i şerifi yedi kere tavaf etti, sonra da iki rek'at namaz kılıp şöyle dedi:
il vı yiv; i JûJ-'j ,-îı 'i&~ f ijrtij jSuı ıî u j ioLLi'ı*
Tercümesi:
«Allah'ım! Gizli ve aşikâr her halimi bilirsin. Benim özürümü kabul eyle. Hacetlerimi de bilirsin, sen istediklerimi de ve nefsimden geçeni de bilirsin, beni mağfiret eyle. Allahım! Ben senden öyle bir iman isterim ki, o imanı bizzat sen kalbime işleyesin, yerleştiresin, içime işlesin. Ve bir de doğru bir yakîn ki ilmelyakîn aynelyakîn, hak-kalyakîn olsun, onu isterim. Hatta ben bileyim ki, bana yazmadığın ve takdir etmediğin şey olmaz, ne olursa ancak senin takdirinle olur. Böyle bir yakîn isterim. Bir de bana taksim ettiğin rızka razı olmayı isterim. Yâ ze'l-ceâ-li ve'1-ikram!»
Allah (celle ve alâ) hazretleri vahy buyurdular ki: «Ben seni mağfiret ettim. Her kim senin zürriyetinden senin yaptığın bu dua ile dua ederse muhakkak onu da affederim ve gamlarını ve kaygılarını ve fakirliği onlann içinden alır ve her tacirin ticaretinden daha âlâ ticaretler ihsan eder ve o dünyayı istemediği halde zorla dünya nimetlerine gark ederim.»
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
81
HAZRET-İ ALİ (kerremallahu vechehu)'nin Duası:
Peygamberimiz (s.a.v.)'den rivayet olunan duadır. Buyurmuşlar ki:
— Allah Teâlâ hazretleri zât-ı ecelli alâsını temcid eder, senalar eder ve buyururlar ki:
\ 'Jİ\ üçİÜJI \jj S cJİ
haç .£ -$ :&$ eti vı yiv l&\ o'î aîı
cJİ
'iı
i cjî vı yiv '<iı cJî
îl jJU. cJİ VI y'lV 41 çJİ OJÎI
4.1 'jju. iji vı yiv 41 cS\ aJi i>jı üSfı j*ijiı cJi vı yiv 41 cü a/ı
Jı*îiı jjsiîf 'judı ^iûı 41 cJi vı y'ıv 41 cJi afi
82
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
tij pl £İ cJÎ Vl ÜW <İI cJl îsİÎI
cJi vı âw Zâi c-'İ afi
Tercümesi:
«Ben âlemlerin Rabbi olan Allahun. Ben Hay, Kay-yum olan Allahım. Ben kendisinden başka ilah olmayan Allahun. Ululuk ve azamet bana mahsustur. Benden başka ibadete lâyık kimse yok. İbadete lâyık olan bir Allahun. Doğurmadım, doğmadım. Af ve mağfiret eden ancak benim. Her şeyi icat eden ve her şey kendisine dönecek olan; Aziz, Hakim, Rahman, Rahim sıfatlarının sahibi, ceza gününün Maliki; hayrı, şerri, cennet, cehennemi yaratan; zatında, sıfatında ortağı olmayan, tek olup kimseye ihtiyacı olmayan, eş ve evlât edinmeyen, bir ve tek olan, kapalı ve açık her şeyi bilen; Melik, Kuddüs, Selâm, Mü'min, Mü-heymin, Aziz, Cebbar, Mütekebbir, Halik, Musavvir, Kebir, Müteâl, Muktedir, Kahhâr, Halim, Kerim olan Allah ancak benim. Övülmeğe ve ta'zime yaraşan da benim. Gizli ve saklı her şeyi bilirim. Her şeye gücü yeten, rızkı da veren, yaratıklar ve tabiatlarının fevkinde olan yine benim.»
Bu esmayı okumak isteyenler evvelâ şuna dikkat etmelidir: Bu Cenab-ı Hakk'm kelâmıdır. Hak (Subhanehu ve Teâlâ)'ın (ben) dediği yerde bizim (sen) dememiz lâzım geldiğini ifade etmişler. Ve bu dua ile kim dua ederse, sa-cidîn, muhbitîn olarak yazılır ve Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem), İbrahim, Musa, îsa ve diğer nebiler ile Dârü'l-Celâl'de komşuluk eder. Yer ve gökteki âbidlerin sevabı verilir.
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
83
Allah Teâlâ Muhammed Mustafa efendimiz hazretlerine ve her seçkin kullarına da rahmet eylesin. Âmin!
S t) LEYİM b. MUTEMER'in Dua ve Teşbihi :
Yunus b. Âbid, Rum diyarında şehit düşen bir zatı rüyasında görmüş ve ona:
— Ahirette gördüğün en faziletli amellerden bana haber verir misin? demiş. O şehit de ona:
— İbni Mutemer'in teşbihlerini gördüm, diye cevap vermiş.
Dua şudur:
'Sj>% 'JS\ 'â\j 'mui VI İJI Vj $ jÛİIJ
& U
il J jj ju
Tercümesi:
«Allah Teâlâ hazretleri her türlü noksan sıfatlardan münnezzehtir. Par» > Allah (celle ve alâ)'a mahsustur. Al-
84
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
85
lah'tan başka ilâh yoktur. Allah Teâlâ her şeyden yücedir. Günahlardan rücû ve ibadete teveccüh, ancak yüce ve azim olan Allah'ın yardımı iledir. Bu kelimeleri Allah Teâlâ'nın yaratmış olduğu ve yaratacağı mahlûklardan adedince, yaratmış olduğu ve yaratacaklarının ağırlığınca, yaratmış olduğunun ve yaracaklarının dolusu kadarınca, göklerin ve yerlerin dolusu kadarınca ve bunların misli kadar tekrar eder söylerim. Bu teşbihleri mahlûkatın adedince, arşın ağırlığınca, rahmetinin enginliği kadar, kelimelerin adedince, rızasına erinceye ve benden razı oluncaya kadar, dünyanın yaratıldığı günden bu güne kadar, mahlûkatın onu andığı kadarınca ve bundan böyle kıyamete kadar her sene, her ay, her hafta ve her gün ve her gece; saatlerin her birinde, her nefeste, ebediyyen, bir ebedden diğer ebede, dünya ebedinden ahiret ebedine ve bütün bunlardan daha fazla; evvel, eksilmez ve ahiri gelmez, sonu alınmaz bir şekilde söyler ve tekrar ederim.»
İBRAHİM EDHEM HAZRETLERİNİN DUASI
«Merhaba ey bereketli olan yeni gün ve ey kâtip ve şahidimiz! Bu gün bizim bayramımızdır. Şu söylediklerimizi bizim için yazınız. Hamîd ve Mecîd olan, yaratıkları üzerinde dilediği gibi hükmeden Allah'ın ismiyle Allah'a hamd ederim. Onun huzuruna çıkacağımı tasdik ederim. Azametini itiraf ederek günahlarımdan istiğfar ederim. O'nun rübûbiyeti karşısında saygı ile eğilir ve ondan başka ilâhları da reddederim. Ancak kendisine arz-ı ihtiyaç ile tevekkül eder ve ona bağlanırım. Allah'ın meleklerini, hamele-i arşı, peygamberleri ve bütün yaratıkları şahit tutarım ki, ibadete lâyık olan; ortağı, dengi ve benzeri olmayan ancak O'dur. Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve re-
sulüdür. Cennet, cehennem, havz, şefaat, münkir nekir meleklerinin sualleri haktır ve gerçektir. Allah'ın va'di de hak, vaîdi de haktır. Huzur-u muhasebe görmek de haktır .Kıyametin geleceğinden ve bütün ölülerin dirileceğinden hiç şüphem yoktur. Bu i'tikad üzere yaşıyorum. İnşa-allah bu i'tikad üzerinde ölecek ve bu imana sahip olarak dirileceğim.
Allah'ım! Sen benim rabbimsin; beni yaratan sensin, senden başka ibadete lâyık kimse yoktur. Ben senin âciz bir kulunum. Gücümün yettiği kadar sana verdiğim söz üzereyim.
Allah'ım! Kendi kusurlarımdan ve hariçten gelecek kötülüklerden sana sığınırını.
Allah'ım! Ben isyan ile kendime zulmeden bir kimseyim. Senden başka kimse günahları mağfiret edemez. Bütün kusurlarımı sen mağfiret eyle.
Allah'ım! Beni güzel ahlâklı bir insan seviyesine ulaştır. Güzel işlere senden başkası hidayet edemez. Bütün kötülüklerden beni uzaklaştır. Muhakkak bunu da senden başkası yapamaz, ancak sen yaparsın. Emrinde ve hizmetindeyim. Bütün iyilikler senin elinde. Ben ancak sana istiğfar eder ve sana tevbe ederim.
Allah'ım! Gönderdiğin peygamberlere ve inzal ettiğin kitaplara inandım ve iman ettim.
Allah'ım! Habibinin havzmdan içmeği nasip eyle kana kana ve bir daha ebediyen susamamak üzere. Ve bizi o habibinin zümresine hor ve zelil olmamak ve ahdini bozmamak üzere; seksiz olarak, fitnesiz, üzerimize gadap olunmadan ve "dâllîn"den de olmayarak haşreyle.
Allah'ım! Beni dünya fitnelerinden koruyarak sevdi-
86
MU'MIINLCKH
ğin ve razı olduğun şeyleri yapmağa muvaffak eyle. Hâlimi düzelt. Kelime-i tevhid üzere dünya ve ahirette beni sabit kıl. Kusurlu da olsam beni saptırma. Noksan sıfatlardan seni tenzih, takdis ve teşbih ederim; ey yüce ve ulu Allah'ım!
Yâ Bari, yâ Rahim, yâ Aziz, yâ Cebbar! Ey her köşe-siyle göklerin kendisini teşbih ettiği Allah'ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Ey bütün dalgalarıyle denizlerin kendisini teşbih ettiği Allah'ım! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederim.
Ey kendi dilleri ile balıkların kendisini teşbih ettiği Allah'ına! Seni teşbih ederim.
Ey bütün burçları ile yıldızların kendisini teşbih ettiği Allah'ım! Seni tenzih ederim.
Ey kökü, gövdesi, dalları ve meyveleri ile ağaçların kendisini teşbih ettiği Allah'ım! Seni takdis ederim.
Ey yedi kat yer ile yedi kat göklerin içinde bulunanlar ile beraber kendisini teşbih ettiği Allah'ım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sen her türlü noksanlıklardan münezzeh ve bütün kemal sıfatlar ile mev-sufsun. Seni teşbih ederim. Mahlûkatından seni teşbih eden her şey gibi ben de seni teşbih ederim. Sen çok mübarek ve âlîsin. Seni tekrar tekrar teşbih ederim.
Yâ Hay, yâ Kayyum, yâ Alim, ya Halim! Seni teşbih ederim. Senden başka ibadete lâyık ma'bud yoktur. Sen birsin, şerikin de yoktur. Hem öldürür, hem diriltirsin. Sen işenilmeyen, layemut bir dirisin. Bütün iyilikler senin elinde ve sen her şeye kadirsin.»
UKUNMAM UbKtKLl DUALAR
öl
Bu teşbihleri ve duaları gördük. Hepsi çok güzel. Elbette Allah Teâlâ'nm bahtiyar ve sevgili kulları bundan başka bir şey diyemezler. Bizim ise bunları bulup söylememiz, yalvarmamız mümkün olmamaktadır. Bütün hünerimiz bunları taklit ile yaptıkları duaları tekrar etmemizden ibarettir. Halbuki hepimizin o Allah (cele ve alâ)' nin kulları olmaklığımız dolayısıyle bizim de onlar gibi güzel dualar yapabilmemiz mümkündür. Bu da tabii Allah (celle ve alâ)'ya ancak yakınlık nisbetinde olabilir. Halbuki bizler ise Hakk'a yakınlık şöyle dursun, günahlara batmış, kendilerini tjeğenen, mağrur ve isyan yollarından dönmeyen biçareleriz. Ancak yapacağımız şey onların duasını takliden Hazret-i Allah'a yalvarabilmektir. Bunu da yapabilirsek bu da bize yeter, zannederim. Fakat asıl iş şu hadis-i şerifin mânâlarına dikkat buyurulmasını rica edeceğim. Cenab-ı Peygamber efendimiz Hazret-i Allah'a kasemle buyuruyor ki:
«İmansızların cennete girmesi mümkün değildir. Ancak iman ederlerse cennete girebilirler. İman ise öyle pek kolay ve basit bir şey değildir.»
Evet, «Lâ ilahe illallah» diyen herkes mü'mindir. Fakat bu kadar bir imân kâfi değildir. Bunu kemale ulaştırmak hepimizin başlıca gayesi olmalıdır. Hepimiz pek iyi biliriz ki, kemale ulaşmayan hiç bir mahsul ve hiç bir meyve kimsenin matlûbu değildir. Eğer bilmeyerek aldığınız kavun, karpuz ve saire ham ise, olmamış ise, ne kadar canımız sıkılır; hem verdiğimiz paraya acırız, hem de çektiğimiz emeğe. îşte kemale ulaşamayan mü'minin hali de tıpkı böyledir. Bakınız Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) hazretleri sonra buyuruyorlar ki:
«Mü'minler birbirlerini sevmedikçe kâmil, olgun bir müslüman olmalarına imkân yoktur.»
oo
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
89
Malûm ya, sevntenin hem öyle kuru bir lafla olmayacağı cümlece aşikârdır. İnsanların ye bahusus mü'minlerin birbirini sevmesi ndemek, ona lâzım olan ya/dunı yapması, elinden tutması, okutması, doğru y^olu göstermesi, ondan hiç bir suretle ayrılmaması, her zaman, her yerde onunla beraber olmasıdır. Bunlar hep sevginin alâmetlerinden ve icâbındandır. Zira bizler müslüman mü'miniz. Binaenaleyh tâ ezelden Cenab-ı Hak bizi kardeş yaratmış ve Kur'an-ı KerînVinde Sure-i Hucurat'ta «Mü'minler ancak kardeştirler.» buyurmuş. Öyle ise bizim birbirimizle olan muamelemiz tıpkı öz kardeşlerin muamelesi gibi olmalıdır. Ve hatta daha da üstün olmalıdır. Çünkü bu kardeşlik Allah Teâlâ'nın ezeldeki kardeşliğidir. Öyle bir anadan ve bir Kabadan ^elme kardeşliğe elbette benzemez.
Aynı zamanda bizim müslüman olmamız dolayısıyle yer yüzündeki bütün müslümanlarla yek vücuduz. Arada katiyyen ayrılık olamaz. Meselâ şarkta veya garpta olan bir müslümanın ıstıraplarından, eleminden, kederinden, sıkıntısından, yer yüzündeki bütün ^ıüslümanlar manevî rabıta dolayısıyla hepsi ıstırap içinde olurlar. Nasıl ki bir vücudun bir tarafmdaki ağrı ve sızıdan bütün vücut rahatsız olursa, müslümanın da aynen böyle olması gerektir. Çünkü Cenâb-ı Peygamber efendimiz: «Mü'minler bir ceset gibidir.» buyurmuşlar. Komşusu ye akrabası, cemiyeti ile, milleti ile ve bütün müslümanların dertleriyle ilgili olmayan müslümanın vay haline demek çok azdır. Böyle müslümanlık, sofuluk, dervişlik katiyyen olamaz. Hele bir de müslümanlar arasında ayrılık, ikilik ihdas edenlere ne demek lâzım, bilemem.
Biraz da insan etrafından ders alabilse, ne .mutlu ona! Meselâ, Almanlar birçok dukalıklarda ayrı ayrı yaşarlarken sonra birleşip kocaman, dünyaya ferman okuyan, pek de zengin bir millet haline geldiler de bu gün bizim mil-
yona yakın işçimiz maalesef onların memleketinde hizmetkârlık yapmaktadırlar. Acaba bu acı bizim için yetmez mi dersiniz? Bir yanda Amerika... O da bir çok ufak ufak devletler iken birleşip bir büyük Amerika olmuş, bu gün dünya işlerinde en büyük rolü oynamakta. Gemisi,, tayyaresi, bütün tekniği, sanayisi, akılları durduracak kadar ilerde. Bak aya bile gidip gelebiliyorlar. Birlik ve beraberliğin daima büyük faideler te'min etmekte olduğunda kimsenin şüphesi yoktur.
Yine bakınız, gökten yağan yağmurlar tek tek yere düşerler, sonra toplanıp dere, nehir haline gelip akarlar. İcabında bunlardan istifade edip içecek sularımızı temin eder; bağlarımızı, tarlalarımızı sular; bunlardan büyük büyük göller meydana getirebilirsek —ki bu gün onlara baraj diyorlar— mühim bir elektrik istihsali ile memleketin sanayiini geliştirir; evlerimizi, sokaklarımızı nura, ışığa kavuştururuz. Sonra tarlaları yazın kurak zamanlarda sulayarak mahsullerimizin artmasma ve güzel olmasına, çok olmasma da sebep olur. O zaman tabiatiyle hem kendimiz yer ve içeriz ve hem de muhtaç olan dış memleket halkına satar; halkımız da, devletimiz de zengin ve müreffeh bir hayata nail olur. Ondan sonra da artık başkalarının yardımına hem ihtiyacımız kalmaz, hem de ele bakmak zilletinden bir an evvel kurtulmuş oluruz. İşte gayet sathî bir görüşle bu kadar faidenin hep bu tek taneciklerin bir araya gelmesi ile olduğunu artık inkâra mahal kalmaz zannederim. Ne yazık ki biz bunları pekâlâ biliyor, yine de darmadağın olmaktan geri kalmıyoruz.
•¦•
Şimdi biraz da Peygamber (s.a.v.) efendimizin gerek namazda ve gerekse sair zamanlarda okuduğu bazı duaları yazayım:
VAAtLAK
Helaya girerken, şunu okumayı unutma:
Heladan çıkarken de bunu oku:
ijî U ^ L-iiİ ,jJJ! ^İ
Zira yemekleri yerken Cenâb-ı Hakk'a dua ediyoruz. «Bu nimetleri elhamdülillah bize lütfettin, yedirdin, doyurdun ve bu suları da içirip kandırdın. Vücutlarımıza kuvvet ve kudret ihsan buyurdun. Sana sonsuz şükürler olsun yâ Rabbi! Olmayanlara da lütuf ve ihsap. eyle yâ Rabbi!» demek borcumuzdur. Bunu dememekle O Hakk'ın nimetlerinin şükrünü yapmamış sayılırız.
İkinci bir nimet daha vardır ki, insanlar bundan gafildirler. Eğer o yediğimiz yemeklerin artıklarım çıkara-mazsak nasıl hasta olur, doktor doktor aranırız. Yemek ne kadar mühimse def-i hacet de o kadar mühimdir. Onun için onun duasını belle ve oku. Ve heladan çıkarken de böylece okursun.
Sonra da misvâkini kullanmayı sakın unutma. Çünkü misvak ile alınan bir abdestle kıldığın namazın mis-*vâksiz kıldığın namazdan yetmiş misli fazla sevabı vardır.
Bu duaların mânâlarını da bilmek mühimdir. «Hamd o Hâlık-ı Zül'celâl hazretlerine mahsustnr ki,
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
91
basa zarar verecek, olan kazuratı benden giderdi. Ve bana faide verecek olan İnamım da vücudumda alakoydu.»
Eğer yediklerimizin hepsi çıksa tabii yaşayamayız, çıkmasa yine yaşayamayız; fakat o Allah ne büyük bir Allah'tır ki, o yediklerimiz çeşitli göremediğimiz ve bilemediğimiz fabrikalardan tasfiye olarak geçer. Kimi kana, kimi sidiğe, kimi de bağırsaklarımız vasıtasıyle (işe yaramayanları) dışarıya itilir. Biz de bunları tabii gibi görür, ehemmiyetim hiç de. düşünmeyiz. Binaenaleyh, yemeklerinizden sonra duasını nasıl yapıyorsak bunun duası da böyledir.
Sofralardan dua yapmadan kalkmak çok cahilce bir harekettir, günün hristiyanlan bile yemek duasmı yemeğe başlamadan yaparlar. Biz ise, elhamdülillah, müslüman olduğumuzdan nâşi yemeğe başlarken «Bismillâhirrahma-nirrahim» der ve yeriz. Eğer besmelesiz yenirse o yemeğe şeytan da iştirak eder ve böylece bereketi ve faydası zail olur. Yemekten kalkarken de mutlaka «Elhamdülillah» demeli, yedikten sonra da güzelce bir dua etmelidir. İster Arapça dualardan olsun, ister Türkçe...
«Yâ Rabbi! Sana çok şükür bizi müslüman yarattın. Bunu pişirenlerin, getirenlerin ve hizmet edenlerin ve yiyenlerin Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerlerine olsun. Ni-met-i celilullah, berekât-ı halîlullah, şefaat ya Rasûlüllah. AMrete göçenlere rahmet, sofradaktlere bereket ve uzun ömürler ve hayırlı bereketler ve bol nzıklar, ihsan buyurdun.» gibi duaları çocuklara da yaptırıp «Âmin!» demeğe alıştırılmalıdır.
Yemekten kalkınca elini ağzını da güzelce yıkamalıdır. Hele akşam yemeklerinden sonra bulaşık ağızlarla ya-ülırsa şeytanların onlara musallat olmalarından korkulur.
f
a-
i
a.
CO
CO o CO V in.
0Q<
en
I
%
V
en
&
> V
»•I
5*
•r:
03
V! g I*
,0s-' ^
.D S
E»
5ri
n
._ s; is
m (n ü a & oqt
03
B. m
P to
y s
a en
re re
2.
a c
8*
a* ^ &%
a §
.>• V;
4
|
I
3 g
fi
I
n>
2. en
f
Sn-
V!
S3 0Q
en
0<Jt
t;-
— *
Sî
v:
İ
-" ta
I: '
V
I:
a-
G
to Z
¦S
B > Cfl
B O
m
m
1 r
8* O
§ c
>
r
94
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
Ve buna müteallik duaları da okursun.
Gece yatmağa hazırlandığında evvelâ bir namaz kıl, hem de abdestini tazele. Hiç olmazsa dört rekât namaz kıl. Birinci rekâtta Fatiha'dan sonra Âyetelkürsî'yi, ikinci rekâtta Amerierrâsûlü'yü, üçüncü rekâtta Sure-i Hadid'in başından altı veya on ayet oku. Dördüncü rekâtta da Sure-i Haşr'ın sonundaki üç âyeti oku. Sonra yatarken de şöyle dua et:
İL.U& c£İ
tic. Vj t
al?
Sonra sağ tarafına yat. Geceleri uyandıkça istiğfar ve teşbihi unutma. Bahusus uzun gecelerde erken yat ve gece namazlarını kılmağa çalış. Sabahleyin mümkün mertebe erken kalkmağa alış. Sabahın temiz havasından istifade edersin. Hem şu duayı okumayı unutma.
$ İ4İİI jû
İJI 4& 12CİÎ U
J ¦<£. L.j
f SCLJI 4
ILİ
o,?
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
95
Sabah namazını mutlaka mühim bir mazeret olmadıkça muhakkak camide kıl. Bence mahalle camisi daha efdal-dir. Büyük camilerde cemaat çok olur. Belki sesi güzel imam efendiler de olur. Ama mahalle camiinde mahalle halkının toplanması ve camiye gelip gelmeyenlerin belli olması için mahalle camiini seçmek daha efdaldir. Hem cami komşuları ile tanışmak; buluşmak ve dertleşmek^ cami ve mahalle komşularının hallerini görüşmek; muhtaçları, fakirleri tanıyıp yardım etmek; hiç olmazsa haftada bir kere de komşu cami ve cemaatlerini de ziyaret edip onlarla konuşmak; mahalle ve memleket işlerini elbirliğiyle yapmak; birbirlerinin fikirlerinden istifade etmek ve sakın mücadeleye meydan vermemek şarttır. Ukalâlık taslamamak, hemen benim dediğim olsun diye kimsenin hatırını yıkmamak, büyüklük katiyyen taslamamak, ufak gördüğün insanların sözlerine de hürmet etmek İslâm'ın şianndandır. Yine merhum Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin Ma'rifetname'sindeki altı dersi unutma: «Az ye, az iç, az uyu, az konuş, çok tefekkür eyle ve çok da zikir eyle. Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.»
Hazinet-ül-Esrar'da ve Gazzalî'nin îhyâ-i Ulûm'unda her gün ve her gecenin ayrı ayrı namazları yazılıdır. Bakr oradan oku ve öğren.
Efendimiz (s.a.v.)'in namazdaki duaları şöyledir:
Mescide giderken okunacak dua:
«Allah'ım! Kalbimi, gözümü, kulağımı, dilimi, sağ ve
96
MÜ'MÎNLERE VAAZLAR
sol, ön ve ard, alt ve üstümü nurlandır. Allah'ım! Bana nur ver. Allah'ım! Senden isteyenler aşkına ve senin rızan uğruna attığım bu adımlar hürmetine... Çünkü ben küfran-ı ni'met ve gösteriş için çıkmadım. Ancak gadabından korkarak ye rızanı umarak çıktım. Beni cehenneminden koru. Ve günahlarımı mağfiret et. Zira senden başka kimse günahları mağfiret edemez. Ancak sen mağfiret edersin.» Bir ihtiyacın için evinden çıktığın zaman bunu oku: «Bismillah. Ey Rabbim! Zulmetmek ve zulmolunmak-tan, cehaletten ve techil edilmekten, unutmak ve unntul-maktan sana sığınırım.»
«Bismillâhirrahmanirrahim. Kuvvet ve kudret ulu ve yüce olan Allah'a mahsustur, l'timad ancak onadır.» Sale-vat-ı şeriften sonra: «Allah'ım! Bütün günahlarımı mağfiret et ve rahmet kapılarını bana aç.» ve sağ ayağın ile mescide gir. Mescitte gayıp ettiği şeyi arayanı gördüğün zaman:. «İnşaallah onu bulamaz.», de. Rasûl-i Ekrem böyle emir buyurdu. Sabah namazının sünnetinden sonra İbn-i Abbas (r. anhuma)'ın rivayet ettiği duayı oku.
t*
i\
%
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
87
^ VI îjî Vj J> Sfj û>^^ *^j lîj> #t'ü C#£iN iUiftj j
^: o-iSfi ak.i ju-s>ji >Vij juı-ûsjı j^i &.jjM
^-*>ll ^-^Jl çfJ^J İH-i" cjru^îlt *i i^U-l ^ iitlj J J»uu <JiJ»i" i^JJl ü^V1" •-4j' ^ (J**J cJlj Jjjj i»j"J ^' J-oiJI ^3 jUy-, .*} VI £*jUI ^JuU V ^JJI oUl« .*i t>j
G>'
b-
l ife
i>i cJî
^s «î ? & $2 o* b
98
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
99
«Allah'ım! Gönlümü sana bağlayacak, darmadağın halimi bir araya toplayacak, dağınık ve parçalannuş işlerimi birbirlerine yaklaştıracak, kötü i'tiyad ve fitnelerden beni koruyacak, dilimi islâh edecek, batınımı koruyacak zahirimi yükseltecek, amelimi temizleyecek, artıracak, yüzümü ak edecek, rızana ulaştıracak ve her kötülükten beni koruyacak olan rahmetini senin fazlından dilerim.»
«Allah'ım! Bir daha küfrü düşünmeyecek şekilde sadık ve yakın bir imanı, dünya ve ahirette lütuf ve keremin en yüksek mertebesine beni ulaştıracak olan rahmetini senden isterim. Allah'ım! Kazalarda sabır ve kurtuluşu, şehitler mertebesini , iyiler yaşayışını, düşmanlara galip gelmeyi ve peygamberlere arkadaş olmayı senin fazlından isterim.»
«Allah'ım! Her ne kadar hayırlısını bilmezsem ve amelim kusurlu ise de bütün dileklerimi sana arzeder, senden yardım dilerim. Yalnız senin rahmtune muhtacım. Ey gönüllere şifa verip bütün dertlere derman olan Allah'ım! Büyük kudretinle birbirine yaklaşmış iki deniz suyunu yekdiğerine karıştırmadığın gibi cehennem azabından helak oldum diye feryad etmekten ve kabrin fitnesinden beni koru.»
«Allah'ım! İstemede veya hakketmede kusur ettiğim ve kullarının herhangi birine vaad ettiğin veya vereceğin her türlü iyilikleri candan arzular ve onları senin fazlından isterim.»
«Allah'ım! Bizi sapan ve saptıranlardan değil, hidayette olup hidayete ulaştıranlardan, düşmanlarından uzaklaştırıp dostlarına yaklaştıranlardan, sana kulluk eden, senin rızan için sevip sana isyan edenlere rızan için husumet besleyen kullarından eyle.»
«Allah'ım! Ben dilimin döndüğü kadar dua ediyorum; kabulü sendendin, sen kabul eyle. Ben elimden geleni yapıyorum, i'timadım sanadır. Biz Allah içiniz ve ona yöneleceğiz. Kuvvet ve kudret ancak azamet sahibi olan Allah'ındır. Kıyamet gününde emniyeti, ahdini yerine getirip rükû ve secde eden iyiler ile beraber cenneti senden isterim.»
«Kerem ve ihsanına nihayet olmayan, dostluk edenlere sonsuz sevgisi olan ve dilediğini dilediği gibi yapan sensin. Ey izzet ridasına bürünüp herkese galip olan Allah'ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ey ululuk ve yücelik ridasına bürünerek kullara f azl ve in'âmını esirgemeyen Allah'ım! Seni tenzih eder, noksan sıfatlardan takdis ederim. Ey takdise, tenzihe ancak kendisi lâyık olan Allah'ım! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederim. Ey fazl-u kerem sahibi Allah'ım! Seni teşbih ederim. Ey kudret ve kerem sahibi olan Allah'ım! Seni teşbih ederim. Her şeyi ilminde toplayan Allah'ım.»
«Allah'ım! Kalbimi, kabrimi, gözümü ve kulağımı, derimi, tenimi, kanımı, kemiğimi, önümü ardımı, sağımı solumu, alt ve üstümü büyük nurunla tenvir eyle. Beni nur-landır ve nurunu artır.»
Namazdaki en büyük ve güzel dua fatiha-i şerifedir. Salevât-ı şerifelerin de en güzeli tahiyyatta okuduğumuz salevat-i şerifelerdir. Peygamber efendimizin rükûda iken okudukları dua da şöyledir:
^j cJl c^'y ^s-j cULl cJJj cJUl 'duj cJu£> oUj cJ
100
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
Rükûdan kalkınca okudukları dua:
jû* ai ufc j Suis 'jû u s>i Jtiij jUiJi 3>ı j* şj '&
Secdede okudukları dua:
"* 11
dü
İki secde arasında okudukları dua:
Herhangi bir meclisten dağılırken şu duayı oku ve bunları ezberle:
'-•I
«Allah'ım! Seni teşbih eder ve sana hamd ederim. Senden başka ibadete lâyık kimse olmadığına şehadet eder, senden mağfiret dilerim ve sana tevbe ederim. Günah iş-
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
101
ledim, nefsimize zulmettim, sen beni affeyle; çünkü günahları ancak sen mağfiret edersin.»
Çarşıya çıkarken okunacak dua:
j 'vsÜîl 'J ti d
41
«Allah birdir, şeriki ve naziri yoktur. Mülk onundur. Hamd ona mahsustur. Öldüren de dirilten de odur. Kendisi ölmeyen bir diridir. Hayır elindedir. O her şeye kadirdir.
Bu duaya devam ile çarşıda okunacak dua:
• ' T rı - >
j\
> *ii~a •!
«Bismillah. Allah'ım! Bu çarşının ve bu çarşıda olanların iyi taraflarını senden diler ve kötülüklerinden de sana sığınırım. Allah'ım! Burada yalan ve yemin ile karşılaşmaktan ve zararlı alış verişten sana sığınırım.»
Eğer borcu varsa:
«Allah'ım! Helâl rızkın İle beni haramlardan koru
ve
102
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
103
fazl-u kereminle beni başkalarına muhtaç etmekten kurtar.»
Yeni elbise giydiği zaman:
o- &.
«Allah'ım! Bu elbiseyi bana sen giydirdin. Sana hamd | ederim. Bu elbiseyi sıhhatli olarak giymeyi, iyi işlerde eskitmeyi senden isterim ve bu elbisenin şerrinden, şerli yerlerde kullanılmasından da sana sığınırım.»
Hoşlanmadığı bir şeyi gördüğü vakit:
J> ^ c-'i'% ofcjL. Lii; '% ci\ vı oiii-ı. J; H
Allah'ım! İyilikler veren sen, kötülükleri de yok eden yine sensin. Kuvvet ve kudret ancak azamet sahibi ulu Allah'ındır.»
Yeni ayı gördüğün vakit:
«Allah'ım! Bu ayı emniyet ve selâmetle, iman ve islâ-miyetimizin devamıyla geçirmemizi nasip eyle. Ey ay! Benim ve senin rabbımız Allah'tır. Bir de hakkımızda hayırlı bir ay ol. Senin içinde iyi işler görelim. Seni yaradana iman ettim. Allah'ım! Bir de mukaderatımm hayırlısını ve bu ayın hakkımızda hayırlı olmasını senden diler ve mahşer gününün dehşetinden sana sığınırım.» Fakat duadan evvel üç kere ALLAHÜ EKBER demeyi de unutma.
Şiddetli rüzgâr estiği vakit:
«Allah'ım! Bu rüzgârın hayrını ve içinde olan hayrı ve bununla gönderdiğin iyilikleri senden ister, kötülüğünden ve getirdiği kötülüklerden sana sığınırım.»
Bir müslümamn vefatını duyduğun vakit:
ll;; jı
-jı
ı;ı
^ i ^ı ıî» ^. iik-f^ı ^ıîî
«Biz Allah'a aidiz ve elbette ona döneceğiz.» Ve bir de: «Ve şüphesiz biz rabbimize döneceğiz.» Ve bir de: «Allah'ım! Bu ölüyü iyiler arasında yaz, kitabını a'lâ-i illiy-yinde kıl. Geride kalanlara hayırlı halefler ver. Ecrinden bizi mahrum etme. Bundan sonra bizi ibtilâ etme. Onu ve bizi mağfiret eyle.»
Sadaka verdiğin vakit:
£-1)1 cJÎ İL*I IL '$£
104
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
«Ey Rabbimiz! Bizden şu hizmeti kabul buyur. Muhakkak ki sen hem işitir, hem de bilirsin.»
Bir işe başlanacağı vakit:
ot &)
J! tf» te
ot
«Umulur M, Rabbimiz ona bedel bize daha hayırlısını verir. Muhakkak biz Allah'a rağbet edenleriz. Ve Rabbimiz bize kendi indinden rahmet ver ve bu işimizden bizini için doğru yolu, doğru ahlâk, doğru i'tikad nasip eyle. Malımıza ve dinimize zarar verecek yerleri ve işleri bize bildir. Akıl ve idrakimizi kavi ve metin kıl.»
¦<6jA
d çj^l yj
«Rabbim, göğsümü genişlet ve işimi kolaylaştır.»
Gökyüzüne baktığın zaman da şunu oku:
î* cJ&. u
«Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni teşbih ederim. Bizi cehennemin azabından koru. Ve yine Allah'ın şanı âlîdir. O ki, gökte burçları ve ziyasıyle gündüzleri aydınlatan güneş ve nuru ile gece karanlığını izale eden ayı yarattı.»
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
105
Gök gürlediğinde hamd ile:
v-i o*
«Bulut ve meleklerin kendisini teşbih ettiği Allah Te-âlâ'yı noksan sıfatlardan tenzih ederim.»
Şimşek çaktığı zaman:
«Allah'ım! Bizi gadafauüa öldürme, gadabınla da helak etme ve bize helakten evvel afiyet ver.»
Yağmur yağarken:
UiU
«Allah'ım! Bu yağmuru bizlere kârlı ve faideli kıl. Ya-rabbi bunu azap yağmuru değil, rahmet yağmuru kıl.»
Bir şeye kızdığın hiddet anında:
«Allah'ım! Günahlarımı mağfiret et. Gönlümü ve hiddetimi teskin et ve beni şeytanın şerrinden koru.»
106
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
İnsanlardan korktuğun vakit:
«Allah'ım, sana onları havale eder ve kötülüklerinden sana sığınırım.»
Muharebe sırasında"
«Allah'ım! Yardımcım sensin, i'timadım sanadır. Senin yardımınla muharebelerde dövüşürüm.»
Kulak çınladığı vakit:
«Beni iyilikle yâd edeni Allah zikretsin, yani Allah da onu hayırla yâd etsin.»
İstediklerinin kabul olduğunu gördüğün vakit:
«İzzet ve celâliyle, iyilikleri tamam olan (yani istediklerimi veren) Allah Teâlâ'ya hamd olsun.»
Duanın geciktiğini görünce:
«Her halükârda Allah Teâlâ'ya hamd ederim.»
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
107
Akşam ezanı okunurken:
«Allah'ım! Bu, gecenin gelişi ve gündüğün gidişi, sana davet edenin sesi ve namaza hazır olmaktır. Beni mağfiret etmeni senden dilerim.»
Sıkıntı zamanında:
j ,>»U .Ja- (j-^u .*ilf»l Oil» ^^* Oib ^^ t*ii (H
«Allah'ım! Ben senin kulunum. Kulun ve cariyenin oğluyum. Hayatım, boynum, ahum elindedir. Benim için hükmün cari, hakkımdaki kazan mahz-ı adalettir. Kendi zatını adlandırdığın Kur'ân-ı Kerîm'inde bildirdiğin kullarının her hangi birine öğrettiğin veya ilm-i gaybından bildirdiğin Esmâ-i Hüsna hürmetine; Kur'ân-ı Kerim'in gönlümün baharı, göğsümün nuru, gam ve gus-sanun cilâsı, elem ve kederlerimin giderilmesine vesile olmasını senden dilerim.»
Rasûl-i Ekrem: «Her kim bu duayı okursa, Allah Te-
108
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
âlâ enim sıkıntısını giderir; yerine neş'e ve sevinç verir.»
buyurmuştur.
Senin ve başka birisinin bir yeri ağrıdığı, sancılandığı zaman, Rasûl-i Ekrem'in öğrettiği şu duayı oku:
Vj 'J> V cJİ Vt oİpt. Lijb '% .iJÎ VI oüU-t* Jb V"Jiiîî
5y
Ve şehadet parmağını o ağrıyan yere «Bismiüâhirrah-muürrahim» deyip koy ve şu duayı okuyup bunu her defasında elini kaldırıp yedi kere tekrar eyle:
Müşkülât karşısında:
ij vı ii.iv
* ti* -
•'* II
Uykuya yatacağın zaman taze abdest al, biç olmazsa dört rekât namaz kıl. Mümkünse birinci rekâtta Fatiha* dan sonra Âyetelkürsî'yi ve altındaki iki ayeti de oku. İkinci rekâtta Amenerrasûlü'nün üzerindeki iki ayet ile birlikte sonuna kadar oku. Üçüncü rekâtta yine Elham'dan sonra Sûre-i Hadîd'in başından altı veya on ayet oku. Dördüncü rekâtta yine Fâtifa-i Şerife'den sonra Sûre-i Haşr'in nihayetindeki her sabah namazdan sonra mihrabiyede
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
109
okunan HüvallahüUezi'den üç ayet oku. Sonra sağ tarafına yatmadan evvel de 34 Aîlahü ekber, 33 sübhanallah, 33 elhamdülillah dedikten sonra bu duayı da oku:
U 4^*
i
uy
^ --i ^k; ^^l. juy? u ^j; jolt,
İ ^Uîlj OC. J^ül JfU-j CÇ»VI "JJIİ ^ü U^ij ı^JS j* ol jytlj <u> U jr\>> j»jJ! )o* jrv> CUi
ciüi ,-iı ^ £ii *£ ^i! ;uu ^ vj i^ v iâı ;u u i
4ij cJ> 4Âİ V] «^Jl u>aJ V ^1 «UiU iiloL iIs
âdı; ınî
*\si jll jl ^JaL.1 V ^1 ^JJÜ! cb cL. Ş^lj akjji
110
MU'MINLERE VAAZLAR
OKUNMASI GEREKLİ DUALAR
111
aü ^ö 'j;Vı cjî .ı&
cis. afi #i Juiı & ^ ^ı ^ ^ı
5ü
j ouig j^Vij fjJi j irfUiı aitı jîi ^jji .ı
iüı u;j a.; iüı
Uykudan uyandığın zaman:
Akşama kavuşunca:
Aynaya bakarken:
fcSî U^-ü 'ayı o
^- ^JJI ,«û Jİİİ J L%>.>i*.ü
^j a
Canlı bir şey aldığın vakit:
Yeni evlenenleri görünce:
aiiı j !âı a>; >-i j 'Lki;
'iı
Bu duaları yazmakla bitirmek belki mümkün olamayacaktır, çünkü pek çoktur. İnsanın bütün hayatındaki muhtaç olduğu en mühim şey duasıdır. Her gün ve ânın yerine göre ayrı ayrı duaları vardır. Ve hem her şahsın duası da yine ayrıdır. Birinin yaptığı dua diğerine uymayabilir. İşin en kolay tarafı yine yapacağın duaları yap da, en sonra de ki: «Yarab, peygamberimin yaptığı dualara beni de müşterek kıl ve onun senden istediği bütün hayırları ben de senden isterim. Ve onun sana sığındığı bütün serlerden ben de sana sığınırım. Hayırları lûtfeyle, serlerden muhafaza buyur.» dersin. Sonra Hizb-i A'zam* daki Aliyyülkâri hazretlerinin dualarını da okumağa çalış ve daha sonra Abdülkadir Geylânî hazretlerinin, Ha-san-i Şâzelî hazretlerinin, Hazret-i Rüfâi hazretlerinin duaları da pek meşhurdur. Bunları da bırakma. Ve hele De-lâil-i Hayratı da oku. Hem salevat-ı şerifeleri okumuş olursun, hem de içinde pek güzel dualar vardır. Onlardan da istifade edersin. Malûm ya, duaya olan ihtiyacımız ekmeğe ve suya olan ihtiyacımızdan daha fazladır, dersem beni
I
112
MÜ'MÎNLERE VAAZLAR
sakın ayıplama. Çünkü dualar gelmiş ve gelecek bütün kazaları önler. Bu da yine Hak Sübhanehû Teâlâ'mn bir takdiri ve bir hükmüdür.
V
II. KISIM
115
FAYDALI DUALAR
Allah'ım! (Arzuladığım gerçek ebedî) hayat ancak ahi-ret hayatıdır.
Allah'ım! Dünyada Muhanuned (s.a.v.)'in çoluk çocuğunun nzkmı (artacak kadar değil) yetecek kadar eyle.
«sil i? ?%$£h&\ Jtfî
a*
Allah'ım! Ümmetimden (dinin emrince) örtünen kadınları mağfiret eyle.
J o* g
Allah'ım! Hacıyı ve hacının günahının bağışlanmasını istediği kimseleri mağfiret eyle.
116
MÜ'MÎNLERE VAAZLAR
Allah'ım! Ey Cebrail'in, Mikâil'in, İsrafil'in ve Mu-hammed'in Rabbi! Cehennemden sana sığınırız.
Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden, (tlâhî huzura) sunulmayan amelden ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.
»>vı U^j Çjjı jiî J
Allah'ım! Beni fakir yaşat, fakir olarak canımı al ve kıyamette beni fakirler topluluğu içinde hasret. Muhakkak ki, kötülerin en kötüsü kendisinde dünya fakirliği ve ahiret azabı toplanmış olan kimsedir.
j\
Allah'ım! Bildiğim ve bilmediğim hayırların hepsini muhakkak senden isterim. Bildiğim ve bilmediğim bütün serlerden sana sığınırım.
FAYDALI DUALAR
117
Allah'ım! Bütün işlerde akıbetimizi hayreyle ve bizi dünyada rezil olmaktan ve ahirette azap görmekten koru.
Allah'ım! Ümmetimin erken yaptıkları işlerinde bereket ihsan eyle.
Allah'ım! Ümmetimin perşembe günü erken yaptıkları işlerinde bereket ihsan eyle.
U \& UJUpÎi
'&& VU IÜÎÎ 'o- ISİL İL'I J41J
Allah'ım! Nefislerimizden ancak senin yardımınla sa-r hip olabileceğimiz şeyi istedin. Binaenaleyh onlardan bize, seni bizden memnun edecek şeyi ver yâ Rabbi.
Allah'ım! Kureyş'e hidayet ver. Şüphe yok ki o kavmin âlimi yer yüzünü ilim dolduracak. Allah'ım! Onlara bir azap tattırdığın gibi bir de bağış tattır!
118
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
«Sf> ;>. a. i>i £&
;>. a.
ö v
Allah'ım! Ben huşu duymayan kalpten, kabul edilmeyen duadan, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden sana sığınırım. îşte bu dört şeyden sana sığınırım.
t\ -'-' - i' - • .ÎT -,' • >l
Allah'ım! Bana sevgini ve senin yanında sevgisi bana fayda verecek olanların sevgisini nasip et.
Allah'ım! Sevdiklerimden bana verdiklerim sevdiğin işlerde benim için kuvvet eyle.
Allah'ım! Sevdiğim şeylerden benden aldıklarım da sevdiğin işlerde benim (ibadet ve tâatım) için boş vakit eyle.
O* • J*4 ,4 A 'ty-s <*/* A A '
Allah'ım! Günahımı bağışla, evimi bana yetecek kadar geniş, rızkımı da bereketli eyle.
FAYDALI DUALAR
119
Allah'ım! Şüphesiz ki ben verdiğin nimetinin yok olup gitmesinden, bağışladığm afiyet hâlinin değişmesinden, cezanın birdenbire gelmesinden ve senin hoşnutsuzluğunun hepsinden sana sığınırım.
JI>Vlj j'LiVlj öS^Vl oljSUl ^ ciL İ>İ ^1
Allah'ım! Muhakkak ben huyların, işlerin, korkuların ve dertlerin kötü olanlarından sana sığınırım.
Allah'ım! Kulağım ve gözümle bana fayda ver, onları benden ayırma. Zulmedene karşı bana yardım eyle ve ondan benim intikamımı al.
4a; J fa & jı ojı w. ı^if
Ün oldugumu benlere ölümü
120
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
Allah'ım! Senden kendime, dost ve yakınlarıma gönül zenginliği isterim.
Allah'ım! Ümmetimin yok olmasını mızrak ve veba ile senin yolunda ölüm eyle.
j ı^r1 t: Cr« W* S: ^ ^ «* **j »süs-'. ^îi
£ j
Ç
î ili j
FAYDALI DUALAR
121
U4I ü h\ ^siı yiA
JI \iU*j -44-I Ijjkj ajUVİ ıiUcj «L&jJt Ijk* ^iJÜI ü
\'j
Allah'ım! Senden öyle büyük bir rahmet istiyorum M, onunla kalbimi doğru yola iletesin, işimi yoluna koyasın, dağınık işlerimi düzenli hâle getiresin, iç âlemimi razı olacağın şekilde ıslâh edesin, dış görünüşümü (salih amellerle) yükseltesin, amelimi gösterişten arındırasın, razı olacağın hareket tarzım bana ilham edesin, alıştığımı baha geri çeviresin ve beni her türlü kötülükten koruyasın.
Allah'ım! Bana doğru bir iman, kendisinden sonra küfür mevcut olmayan bir yakîn ve kendisiyle dünya ve ahi-rette senin vereceğin kıymetin yücesini elde edeceğim bir rahmet ver.
Allah'ım! Senden hükmünde lütufla muameleyi elde etmeyi, şehitlerin konaklayacağı yeri, ahiret mutluluğuna
122
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
erenlerin yaşayışım ve düşmanlara karşı muzaffer olmayı isterim.
Allah'ım! İhtiyaçlarımın yerine getirilmesini senden istiyorum. Görüşüm kısa, amelim zayıf ise muhakkak senin rahmetine muhtacım demektir. Bu sebeple ey işlerin hâkimi ve ey gönüllere şifâ veren Allah! Denizleri birbirinden ayırdığın gibi beni de cehennem azabından, kıyamette: «Ah keşke helak olaydım da bu azabı görmeyey-dim.» diye dua etmekten ve kabir azabından kurtar.
Allah'ım! Kısa görüşümden dolayı elde edemediğim, niyetimin erişmediği ve senden istememiş olduğum, yarattıklarından her hangi birine söz vermiş olduğun, yahut kullarından her hangi birine vereceğin her hayrı arzuluyor ve sonsuz rahmetinden bekliyorum, ey âlemlerin rabbi!
Allah'ım! Ey şiddetli kuvvetin ve isabetli işin sahibi! Kıyamet gününde sende_n güvenlik ve ebediyyen kalınacak günde İlâhî güzelliği müşahede eden, rükû eden, secde eden (çok namaz kılan) ve sözlerinde duran, İlâhî huzura yalan yüce kişilerin beraberinde cenneti isterim. Şüphe yok ki, sen çok merhamet eden, dostlarım çok sevensin ve muhakkak ki dilediğini yaparsın.
Allah'ım! Bizi insanları hidayete erdiren, kendileri hidayete ermiş, hak yoldan sapmayan ve saptırmayan dostlarınla banşık, düşmanlarma ise düşman kimseler eyle de sen sevdiğin için seni sevenleri sevelim, sen düşman olduğun için sana karşı gelenlere düşman olalım.
Allah'ım! İşte bu, duamızdır; onun kabulü de ancak sana kalmıştır ve işte bu, benim yapabileceğim şeydir, güvenim ancak sanadır.
FAYDALI DUALAR
123
Allah'ım! Kalbimde bir nur, kabrimde bir nur, önümde bir nur, ardımda bir nur, sağunda bir nur, solumda bir nur, üstümde bir nur, altımda bir nur, işitme duyumda bir nur, görme duyumda bir nur, kılımda bir nur, derimde bir nur, etimde bir nur, kanunda bir nur ve kemiklerimde bir nur yarat.
Allah'ım! Bana büyük bir nur ihsan et, bana bir nur ver ve benim için bir nur yarat. Galibiyet sıf atma bürünen ve onunla hükmeden Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Büyüklük sıfatına bürünen ve onunla kullarına nimetler veren Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Noksan sıfatlardan münezzehlik ancak kendisine yakışan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Karşılıksız iyiliğin ve nimetlerin sahibi Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Büyüklük ve cömertlik sahibi olan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Yücelik ve ikram sahibi Allah'ı noksan noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Allah'ım! Beni göz açıp yumuncaya kadar bile nefsimin eline bırakma. Bana verdiklerinin iyi olanını benden alma.
Allah'ım! Beni şükreden eyle, sabreden eyle. Beni kendi gözümde küçük, fakat insanların gözünde büyük eyle.
124
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
Allah'ım! Muhakkak sen asla bizim icat ettiğimiz bir ilâh, bizim ortaya çıkardığımız bir rab değilsin. Senden önce bizim seni bırakıp kendisine sığındığımız hiç bir ilâhımız yoktu. Bizim yaratılmamızda sana biç bir kimse yardım etmiş değildir ki, onu sana ortak koşalım. Sen noksan sıfatlardan münezzehsin, pek yücesin.
Allah'mı! Şüphe yok ki sen sözümü işitiyor, yerimi görüyor, gizli ve açık hallerimi biliyorsun. Sana hiç bir işim gizli değildir. Ben yoksul, fakir, korkan, sakınan, günahını itiraf eden, yardım isteyen ve senin azabından emân dileyen kimseyim. Senden miskin kimsenin isteyişi gibi istiyor ve zillet içindeki günahkârın yalvarışı gibi yalvarıyorum. Ve ben sana boyun eğmiş, gözlerinden yaşlar akan, senin için cismi perişan olan ve burnu yere sürtülen, korku ve sıkıntı içindeki kimsenin dua edişi gibi dua ediyorum.
FAYDALI DUALAR
125
Allah'ım! Beni duam sebebiyle şak! eyleme. Ey kendisinden istenenlerin ve verenlerin an hayırlısı! Beni çok koruyan ve acıyan ol.
\ ib'l Çİp Lij
u
jlj l^jîfe
o*1 o*
Allah'ım! Bizi barıştır, gönüllerimizi birbirine ısındır. Bizi selâmet yollarına ilet, karanlıklardan aydınlığa çıkar, gizli ve açık kötülüklerden bizi uzak eyle.
Allah'ım! Bizim için işitme duyularımızda, görme duyularımızda, kalplerimizde, eşlerimizde ve zürnyetleri-mizde bereket ihsan eyle. Tevbemizi kabul eyle; şüphe yok M sen tevbeleri çok çok kabul eden ve acıyansın. Bizi nimetlerine şükreden, onları öven ve onlara razı olan kimseler eyle ve onları bize tamamla.
adı ^îı
J\
j^jî içü 5» ^ oî i>Vıj çiiı j;î
at
Allah'ım! Güçsüzlüğümü, çaremin azlığını ve insanlar karşısındaki basite almışımı ancak sana şikâyet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Beni kime bırakıyorsun; sert suratla karşılayan bir düşmana mı, yoksa işimi kendisine bıraktığın bir yakma mı?
Yâ Rab! Eğer bana öfkelenmiş değilsen (karşılaştığım bunca sıkıntıya) hiç önem vermem. Ancak hiç şüphe yok ki senin afiyetin beni de içine alabilecek kadar geniştir. Gadabım üzerime indirmenden, göklerin ve yerin kendisi yüzünden aydınlandığı, onun sebebiyle karanlıkların aydınlatıldığı, dünya ve ahiret işinin kendisiyle düzene girdiği senin şerefli vechinin nuruna sığınırım. Sen razı oluncaya kadar senden rıza diliyorum. Bir kötülükten kaçmak ve bir iyi işi yapabilmek ancak senin yardımınla mümkündür.
I
—ı-J * w * *
S» ör**
Allah'ım! Yaratılışımı güzel eylediğin gibi huyumu da güzel eyle.
j\
Z~ & o-
Allah'ım! Ayaktayken beni İslâm'la koru, otururken beni İslâm'la koru ve uyurken beni îslâm'la koru. Bana hiç bir düşman ve hasetçinin güleceği bir belâ verme.
FAYDALI DUALAR
127
Allah'ım! Hazineleri senin elinde olan her hayırdan istiyorum, hazineleri senin elinde olan her serden sana sığınının.
Allah'ım! Biz senden rahmetini gerektirecek işleri, mağfiretini kesinleştirecek halleri, her günahtan uzak kalmayı, her iyi amelden ganimet almayı, cennete kavuşmayı ve cehennemden kurtulmayı istiyoruz.
«I
Allah'ım! İşitme ve görme duyumu bana faydalı kıl ve onları ölene kadar benden ayırma. Dinimde ve bedenimde bana afiyet ver. Bana zulmedenden beni kurtar ve ondan öcümün alındığını bana göster.
Allah'ım! Kendimi sana teslim ettim, işimi sana bıraktım, sana sığındım, niyetimi sırf sana bağladım; zira inanıyorum ki, senden kaçıp kurtuluş ancak yine sana sığınmakla mümkündür. Gönderdiğin peygambere ve indirdiğin kitaba kesin inandım.
128
MU'MINLERE VAAZLAR
FAYDALI DUALAR
Allah'un! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, (aklî ve bedenî güçleri kaybedecek kadar) çok yaşlanmaktan, katı kalplilikten, gaflete düşmekten, yoksulluktan, zelil olmaktan, miskin olmaktan sana sığınırım. Fakirlikten, kâfir olmaktan, doğruluktan ayrılmaktan, hakikate karşı gelmekten, münafıktan, insanlar işitsinler, görsünler diye iş yapmaktan sana sığmınm. Sağır olmaktan, dilsizlikten, delirmekten, cüzzam hastalığından, alaca hastalığından ve diğer fena hastalıklardan sana sığınırım.
ö'vJı; uküı *2i
«5 ^
129
AHah'im! Fayda vermeyen ilimden, Allah'a itaat etmeyen kalpten, kabul edilmeyen duadan, doymayan nefisten, açlıktan —zira o açlık ne fena arkadaştır—, hainlikten —zira o hainlik ne fena sırdır—, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, (aklî ve bedenî güçlerini kaybedecek» kadar) çok yaslanmaktan, ömrün en kötü durumuna alıkonulmaktan, Deccal'in fitnesinden, kabir azabından, hayat ve ölümün fitnesinden sana sığmınm.
Allah'un! Muhakkak senden, senin yolunda çok yalvaran, itaatkâr ve sana yönelen gönüller isteriz.
Allah'un! Senden mağfiretini kesinleştirecek halleri, azabından kurtaracak emirlerini, her günahtan uzak kalmayı, her iyi amelden ganimet almayı, cennete kavuşmayı ve cehennemden kurtulmayı istiyoruz.
Allah'un! Bana vereceğin rızkın en genişini yaşlılık ve ömrümün bitme zamanında ver.
j\
\ "
130
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
Allah'ım! Senden, Jjaha mubah olmayanlardan uzak durmayı ve dinim, dünyam, çoluk çocuğum ve malım hakkında afiyet isterim.
Allah'ım!. Ayıp ve. kusurlarımı ört, korktuğumdan emin kıl; önümden, archmdan, sağundan, solumdan ve üstümden (gelecek zararlardan) beni koni. Alt tarafımdan bir felâkete uğratılmaktan da sana sığınırım.
u
j\ y
Allah'ım! Senden kalbimin içine girip ona —âdeta— karışan bir iman istiyorum. (Öyle berrak bir iman M onunla) benim için takdir edip yazdığıncjı başka hiç bir şeyin bana isabet etmeyeceğini kesinlikle bileyim. Bana taksim ettiğin şeylerle yaşamağa da beni razı eyle;
Iflj tfJX. «SU JiV
^Q c,\
Allah'ım! İbrahim (s.a.v.) senin kulun ve dostundur. O Mekke halkına senden bereket istemişti. Ben de senin kulun ve rasûlün Muhammed'im. Medînelilerin müd ve sa'larında (Hicaz'da kullanılan iki ölçü birimi) Mekkelile-
FAYDALI DUALAR
131
re verdiğin bereketin iki katı bereket vermen için dua ediyorum.
İOİİI
j»J> (Kr^'J.l ~ü\ ^'
J Iİ
vı
İSİ*
j Allah'ım! Şüphesiz ki, İbrahim (s.a.v.) Mekke'yi muh- terem saydı ve orayı haram (bazı işlerin yapıhnası yasak olan yer) kıldı. Ben de Medine'nin iki dağının arasını muhterem saydım ve orada kan dökülmesini, savaş maksadıyla silâh taşınmasını ve hayvanların yiyeceği müstesna olmak üzere, bir ağaca yapraklarını dökmek için vurulmasını haram kıldım.
Yârab! Medînemizin hayrını çoğalt.
Yârab! (Medine) sâ'ı ile ölçülenlere bereket ihsan eyle.
Yârab! (Medîne) müddü ile ölçülenleri bereketli kıl.
Yârab! Medîne dışındaki bereketi orada iki bereket yap. Nefsim kendi elinde olana yemin ederim ki, Medîne' nin her dere ve İM dağ arası yolunu siz oraya gidene kadar (düşmandan) koruyan iki melek vardır.
• ^ 1 ¦** * *••! *•"**• *^a* "*' I ^tI I*"** •••»1 ••'*••• ¦* • «•*!
ijftlj ^^JJI aim ^ ^.j jUJi cjlJkCj jUJI jlUi ^j jM\
;j?j ip
j .di,
.v-»jillj
Allah'ım! Tembellikten, (aklî ve bedenî gücü kaybedecek kadar) çok yaşlanmaktan, günah işlemekten, günah cezası ödemekten, kabir fitnesinden, kabir azabından, cehennem fitnesinden, cehennem azabından, zenginlik imtihanının şerrinden sana sığınırım. Deccâl (yalancı) me-sîhin fitnesinden sana sığınırım.
Yârab! Beyaz elbise kirden temizlendiği gibi benden hatalarımı su, kar ve dolu ile temizle. Doğu ile batıyı birbirinden uzak yarattığın gibi, benimle hatalarınım arasını öyle uzaklaştır.
'fi Uy
U 5İ
j
«il
J «^i
Allah'ım! Senden hayırların hepsini, şimdikini, sonrakini, bildiğim ve bilmediğim her hayrı isterim. Şerrin hepsinden, şimdikinden, sonrakinden, bildiğim ve bilmediğim her serden sana sığınırım.
Allah'ım! Senden kulun ve peygamberinin istediğinin en iyisinden isterim. Yien kulun ve peygamberinin sana sığındığı şeylerin şerrinden sana sığınırım. Yâ Rab! Senden cenneti ve ona yaklaştıracak söz veya ameli isterim. Cehennemden ve ona yaklaştıracak söz yahut amelden sana sığınırım. Benim için verdiğin her hükmü hayırlı eylemeni dilerim.
üü'ı UVı .şrjdı
l aj c
Allah'ım! Kendisiyle dua edildiği zaman kabul ettiğin, kendisiyle istendiği zaman verdiğin, kendisiyle merhamet dilendiği zaman merhamet ettiğin, kendisiyle genişlik verdiğin; temiz, en üstün, çok mübarek ve sana en sevimli olan isminle sana yalvarıyor, (senden kayırlar istiyorum.
* î
.-*' * 't"
MU
VAAtLAK
FAYDALI DUALAR
135
Allah'ım! Bana iman eden, beni tasdik eden ve benim getirdiğimi senin katından gelen bir gerçek bilenin malını ve çocuğunu az eyle (de dünya meşgalesi onu sarmasın ve ahiret işleriyle rahat meşgul olabilsin). Ona, sana kavuşmayı sevdir, (bu maksatla) onun hakkındaki (ölüm) hükmünü çabuklaştır. Kim de bana İnanmaz, beni tasdik etmez ve benim getirdiğimi senin katından gelen bir gerçek bilmezse onun da (azap vesileleri, mal ve çoluk çocuk derdi artsın diye) malmı ve çocuğunu çok eyle, ömrünü de uzat. ' .
Allah'ım! Senden dinde sebat etmeyi isterim, doğrulukta kararlılık isterim. Senden nimetine, şükretmeyi ve' sana güzel ibadet etmeyi (bana nasip etmeni) isterim. Senden yaalndan korunmuş bir lisan, bozuk itikatlardan uzak, (başkasını kırmamış ve başkasından kırılmamış) selim bir kalp isterim. Bildiğin şeylerin şerrinden sana sığınırım. Senden bildiğin şeylerin en iyisinden isterim. Bildiğin günahlarından dolayı senden mağfiret dilerim. Şüphe yok ki, sen gaybları çok iyi bilensin.
au»
•>** Oi
Allah'un! Kim sana iman eder ve benim rasûlün olduğuma şehadet ederse, ona sana kavuşmayı (ölümü) sevimli göster, hükmünü (ölümü) ona kolay kıl ve ona dünyalık şeyleri azalt. Kim de sana iman etmez ve benim rasûlün olduğuma şehadet etmezse, sana kavuşmayı ona sevimli gösterme ve hükmünü (ölümü) ona kolay kılma ve ona dünyalık şeyleri çoğalt.
J\
cJİ it'l-^J <£
İÜ
Allah'ım! Ancak sana teslim oldum, ancak sana inandım, ancak sana güvendim, ancak sana yöneldim ve ancak senin yardımına güvenerek mücadeleye giriştim.
, Allah'un!. Şüphesiz helak etmenden senin saltanatının gücüne sığmıyorum —ki senden başka hiç bir ilâh yoktur—. Sen ölmeyecek dirisin, insanlar ve cinler ise ölürler.
aî ^uı ^Js i/ efe 'j>
5ü
p\ yij* ^,
İl
136
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
FAYDALI DUALAR
137
Allah'ım! Söylediğimiz ve söylediğimizden daha hayırlısının benzeri hamd sana mahsustur/ •
Allah'ım! Namaz-1 ve kurbanlarım, hayatım ve ölümüm ancak senin içindir. Dönüşüm ancak sanadır.
Yâ Rabbi! Mira&m senin rızan için sadakadır.
Allah'ım! Kabrin azabından, kalbe gelen vesveseden ve işlerin dağınıklığından sank sığınırım.
Yâ Rab! Senden rüzgârların getirdiklerinin en iyisinden isterim. Rüzgârın getireceğinin şerrinden sana sığını-
rım.
Allah'ım! Bana cesedimde afiyet ver, gözümde afiyet ver ve onu benden .ölünceye kadar ayırma. Halîm ve kerîm olan Allah'tan başka hiç bir ilâh yoktur. Yüce Arş'ın sahibi olan Allah bütün noksan sıfatlardan uzaktır. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur.
^G ıL ^ıyı ij^-ı; u^i u Ui& lo^lî ^?V-W ı^
Allah'ım! Günahlarla aramıza perde olacak kadar senden korkma hasletinden bize nasip ayır, bizi cennete ulaştıracak itaat nasip eyle. Dünyadaki musibetleri bize basit gösterecek derecede imas kuvveti ver. Hayatta olduğumuz müddetçe bizi işitme ire görme duyulanmiz ve kuvvetimizle faydalandır ve o faydalanmayı bizden ayırma, intikamımızı (başkasına değil) bize haksızlık edenin üzerine kıl. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Musibetimizi dinimizde verme. .Dünyayı da en büyük, düşüncemiz ve ilmimizin varacağı son nokta yapma. Ve bize acı-mayanlan başımıza musallat' etme.
Allah'ım! Bana öğrettiğinle bana fayda ver. Bana fayda verecek şeyi öğret, ilmimi artır. Her hâl için Allah'a hamd olsun. Cehennem ehlinin durumundan Allah'a sığınırım.
Allah'ım! Beni gerektiği gibi şükreder, çok zikreder, nasihatine tabi olur ve vasiyetini tutar kimse kıl.
- Oi ûl^
MU'MINLERE VAAZLAR
Allah'ım! Şüphesiz senden istiyorum ve senin peygamberin, âlemlere rahmet için gönderilen peygamber Mu-hammed (s.a.v.)'le sana teveccüh ediyorum. Ey Muham-med (s.a.v.)! Bu işimin görülmesi için senden şefaat dileyerek Rabbime yöneldim. Yâ Rabbi! O'nun şefaatini benim hakkımda kabul leyle.
o*
Allah'ım! Kulağımın şerrinden» gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve menimin şerrinden sana sığınının.
.c-'î %
Allah'ım! Bedenimde bana afiyet ver. Allah'ım! İşitmemde bana afiyet ver. Allah'ım! Görmemde bana afiyet yer. Allah'ım! Kâfirlikten ve fakirlikten sana sığınırım. Allah'ım! Kabir azabından sana sığınırım. Senden başka hiç bir ilâh yoktur.
FAYDALI DUALAR
139
. Allah'ım!: Senden iyi bir hayat, normal bir ölüm ve rezil etmeyecek ve ayıplan ortaya koymayacak bir ahiret dönüşü isterim.
ve
iiUi cJLu IjU Ii-i L|i. L^k ,J Jjl- L>jl>rj iijJi ol ^
Allah'ım! Kalplerimiz ve organlarımız senin elindedir, bizi onlardan hiç bir şeye malik kılmadın. Sen onlara bu hüküm ve takdiri yapmış olunca onları koruma ve senin rızan uğrunda kullanılma işinde de mütevelli sen ol.
'I*'
j by
• ' I*
by
by
J d Jfb b
• i* t
Jj by
j by
b"y
' i» i
by
Xjy J j^&
by
Allah'ım! Kalbimde bir nur, dilimde bir nur, gözümde bir nur, kulağımda bir nur, sağundan bir nur, solumdan bir nur, üstümden bir nur, altımdan bir nur, önümden bir nur, ardımdan bir nur yarat. Benim için nefsimde bir nur yarat. Bana büyük bir nur ver.
f y*
>.> d cPÎ
JL4U
MU'MINLtijai VAAZLAR
Allah'ım! İşlerimin koruyucusu olan dinimi (dinî hayalımı) düzenli eyle. Yaşayışımın içinde geçtiği dünyamı düzenli eyle, döneceğim yerin bulunduğu ahiretimi düzen-, li eyle. Hayatı benim için her hayrın sebebi kıl, ölümü benim için her serden kurtuluş sebebi kıl.
Allah'ım! Senden gösterdiğin yolda olmayı, korkmayı, dünyalıklara düşkünlükten korunmayı ve gönül zenginliğini diliyorum.
Allah'ım! Ortaya çıkarılması beni perişan edecek hallerimi ört, korktuğumdan emin kıl ve borcumu ödemeğe beni muktedir kıl.
\ ü>r
c»jjA isti iijü) jı
çili o
y»ıij
Allah'ım! Seni sevmeyi benim için varlıkların en sevimlisi kıl, senden korkmayı ise yanımda varlıkların en
korkuncu kıl. Sana kavuşma arzusu vererek dünya ihtiyaçlarını benden uzaklaştır. Dünyayı seven insanları dünyalık işlerle sevindirdiğin zaman beni de sana ibadette sevindir.
Allah'ım! İM körün, yani sel ve saldırgan yük devesinin şerrinden sana sığınırım.
J\
Allah'ım! Senden sağlığı, haramlardan kaçınmayı, gü-, venilir olmayı, güzel huyu ve kadere razı olmayı nasip etmeni istiyorum.
142
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
FAYDALI DUALAR
143
Allah'ımt Belâlı günden, belâlı geceden, belâlı saatten, belâlı arkadaştan ve ikametgâhtaki belâlı komşudan sana sığınırım.
'.,'
î v a
.¦««su
Allah'ım! Gadabmdan rızana,, cezandan affına sığınırım. Senden yine sana sığınırım. Seni hakkıyla öremem, sen kendini övdüğün gibisin.
Allah'ım! Kalbimin kulaklarım zikrine aç. Sana ve ra-sûlüne itaati ve Kitap'ınla amel etmeyi bana nasip et.
J û
u- ^ bu; aı. 2fo£3ı»
Allah'ım! Sana şükretmiş olmak için: «Hamd sanadır.» diyorum; nimetini artırman için de: «Minnet sanadır.» diyorum.
Allah'ım! Sevdiğin amellere beni muvaffak
sana gerçek şekliyle tevekkül etmeyi ve sana karşı hüsnü-zan beslemeyi senden dilerim.
Allah'ım! Senden imanlı haldeyken sağlık, güzel huylu olarak iman, ardından dünya ve ahiret muradının hasıl olduğu bir basan, rahmet, afiyet, mağfiret ve razı olmanı isterim.
Allah'ım! Beni senden korkar eyle; o kadar ki, sanki ben seni görüyormuş gibi olayun. Azabından korunmakla
144
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
beni mesut eyle, sana isyan etmekle beni bedbaht eyleme. Hükmünde benim için hayırlı olanı seç, kaderinde benim için bereket ihsan eyle de geciktirdiğinin çabuklaştırılmasını, çabuklaştırdığının geciktirilmesini arzulama-yayım. Zenginliğimi de gönlümde kıl. İşitme ve görme duyumla beni faydalandır ve o faydayı benden ölene kadar ayırma. Bana zulmedene karşı bana yardım et ve ondan öcümün alındığını bana göster ve böylece beni sevindir.
J
o
Allah'ım! Her zor işi kolaylaştırmada bana merhamet eyle; zira her zor işi kolaylaştırmak senin için pek kolaydır. Ben senden dünyada ve ahirette kolaylık ve afiyet isterim.
u; 'ü*
Allah'ım! Kalbimi nifaktan, amelimi gösterişten, dilimi yalandan, gözümü hainlikten temizle; çünkü sen gözlerin hain olanını ve gönüllerin gizlediğini kesinlikle bilirsin.
Allah'ım! Bana (kıyamet gününde) göz yaşlan kana dönüşmeden ve dişler tutuşmuş ateş parçaları olmadan korkumdan dolayı göz yaşlarının akışıyla kalbe şifa veren çok çok ağlayıcı İM göz nasip eyle.
Allah'ım! Kudretinle bana afiyet ver, beni rahmetine dahil eyle. Sana itaatteyken ecelime hükmeyle, amelimin en iyisiyle hayatına son ver ve onun sevabını cennet eyle.
Aüah'un! Beni ilimle zengin (müstağni) eyle, hilim-le süsle, takva ile aziz eyle ve afiyetle güzelleştir.
.cJî vı \&* V i/u auî-j j '^M'cf'Js
Allah'ım! Senin fazlından ve rahmetinden isterim, çünkü o ikisine ancak sen sahipsin.
146
MÜ'MİNLERE VAAZLAR
Allah'ım! Bana, içinde hiç bir «görsünler, desinler» niyeti bulunmayan bir hac nasip et.
Jl
ij İ
Jij
Allah'ım! Gözleriyle bana bakan, ama kalbi bana zarar vermek için pusuda bekleyen, benden bir iyilik gördüğü zaman onu gizleyen, bir kötülük gördüğü zaman da onu herkese yayan hileci ve aldatıcı bir dosttan sana sığınırım.
h\
Allah'ım! Günah ve hatalarımın hepsini mağfiret eyle.
Allah'ım! Musibet ânında gönlüme kuvvet ver, muhtaç olduğum hususlarda ihtiyaçlarımı gider, beni iyi amellere ve iyi huylara ulaştır; çünkü senden başka hiç kimse onların iyilerine ulaştıramaz ve onların kötülerini de uzaklaştıramaz.
FAYDALI DUALAR
147
Allah'ım! Yaratıklarına gizli kalanlar hakkındaki bilgin (gaybı bilenen) hakkı için ve yaratıkların üzerindeki kudretin aşkına, benim için hayatı daha iyi bildiğin sürece beni yaşat; ölümün benim için daha hayırlı olduğunu bildiğin zaman da canımı al.
î
&£Jj v^UİIj İLajJJI J ^^'l ÎJ5"
îLij y*£ v içi ;>- cuîlıj jü$ v t*; auiLi; ^ij >üjı j
L4 ' +
Yâ Rab! Senden gizli ve açık hallerde korkmayı da istiyorum. Senden, memnun olduğum zamanda da, öfkeli olduğum halimde de doğru konuşmayı bana nasip etmeni istiyorum. Yine fakirlikte de, zenginlikte de iktisatlı olabilmeyi istiyorum.
Yâ Rab! Senden tükenmeyen bir nimet, bitmeyen bir sevinç istiyorum. Senin hükmüne razı olma eziyetini istiyorum. Ölümden sonra hayatın kedersizliğini istiyorum, yüce zatına bakabilme lezzetini istiyorum, dayanılmayacak bir zarar ve saptırıcı bir fitne içinde olmaksızın sana kavuşmayı arzu ediyorum.
Allah'ım! Bizi iman ziynetiyle süsle, bizi doğru yola ileticiler ve doğru yolda olan kimseler eyle.
148
MÜ'MÎNLERE VAAZLAR
FAYDALI DUALAR
149
Jill olit
Allah'ım! Ey Cebrail'in, Mikâü'in rabbi; İsfâfîl'in rab-bi! Cehennemin sıcağından ve kabirdeki azaptan sana sığınırım.
IL^. J b^î iî İL. U«j c^İI âk ilk^
İL.
Allah'ım! Yüksek yerden düşmekten, enkaz altında kalmaktan, boğulmaktan, yangından sana sığınırım. Ölürken şeytanm beni aldatmasmdan sana sığınırım. Senin yolunda haktan yüz çevirmiş olarak ölmekten sana sığınırım. Zehirli hayvanların sokmasıyla ölmekten sana sığınırım.
Allah'ım! Ödeyemez duruma gelip de borcun beni alt etmesinden, düşmanın beni yenmesinden, kocasız kadının başıma gelen bir musibetten sevinç duymalanndan sana sığınırım.
^ ./»G /öı &
lli; jft
j
\ ^
Jm o-j
*fe
Allah'ım! Ödeyemez duruma gelip de borcun beni alt temesinden, düşmanın beni yenmesinden, kocasız kadının isteklisi bulunmamaktan dolayı üzüntü içinde kalmasından ve Deccal (yalancı) mesih fitnesinden sana sığmıyorum.
Allah'ım! Kâfir olmaktan ve fakir düşmekten senin bağışı bitmeyen zâtma ve her şeyden büyük olan ismine sığınırım.
+0 +* } ^t' ' 4** * I * t ¦** J >ı ılı/' | ^ * £ ^t* * t* *
Allah'ım! Bilgili kişinin peşinden gidilmediği, akıllı kimseden utanılmayan zamanın bana erişmemesini senden
150
MÜ'MÎNLERE VAAZLAR
isterim; o devirde ki, insanların kalpleri ahlâktan uzak, dilleri ise Arapların dilleri gibi (belagat ve fesahat sahibedir. Sizin de böyle bir zamana erişmemenizi istiyorum.
A Û4$ \s& & IA 'öiM J& #1 ^Ü
Allah'ım! Benim hadislerimi ve sünnetimi rivayet eden ve onları insanlara öğreten benden sonraki halifelerime rahmet eyle.
jaı yiîb •* it. Uii «ı aim ö- a. Uî ^:ı ^iji
Allah'nn! Kadmlarm fitnesinden sana sığınıyorum. Kabirdeki azaptan sana sığmıyorum.
Allah'ım! Fakirliğe düşmekten, azlıktan, zelil olmaktan sana sığınırım. Zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.
FAYDALI DUALAR
151
Allah'ım! Hakka karşı gelmekten, münafıklıktan ve kötü huylardan sana sığınırım.
î.O* -tfJPI û*-i%'cfc li îA* iL.it ^
Allah'ım! Medine'ye, Mekke'ye verdiğin bereketin iki mislini nasip et.
cJÎ Vj Jö V cjÛJI cJl Us! ^Ül ^»j
Allah'nn! Ey insanların rabbi, ey hastalığın şiddetlisini gideren Allah! (Bize) şifa ver; çünkü şifa veren sensin, senden başka şifa veren yoktur. Ardımda hiç bir hastalık bırakmayan bir şifa ver.
Allah'nn, ey rabbimiz! Bize dünyada iyi bir hâl, ahi-rette de iyi bir hâl ver ve bizi cehennemin azabından koru.
152
MÜ'MÎNLERE VAAZLAR
Allah'ım! Tasa çekmekten, üzülmekten, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borcun belimi bükmesinden, insanların haksız olarak başıma belâ kesilmelerinden (haksız yere kahırlarına uğramaktan) sana sığınırım.
Allah'ım! (Yoksullar zenginlerden kırk gün önce cennete girecekleri için) beni (başkasına muhtaç hâle gelmeyecek ölçüde) fakir yaşat, fakir olarak canımı al ve beni fakirler zümresinde hasret.
Allah'ım! İş yapma gücümü yitirmekten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, perişan yaşlılıktan sana sığınırım. Kabirdeki azaptan sana sığınırım, cehennemdeki azaptan sana sığınırım, hayat ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.
j Üül »-»lit '& 'ii^i s£\j Jjü\ Ljiic. 'ja "el jjfrl J>\
FAYDALI DUALAR
153
Allah'ım! Kabirdeki azaptan, cehennemdeki azaptan sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım. Deccal (yalancı)'m fitnesinden sana sığınırım.
& 2$ tîî IİÛ «^
Allah'nn! Asla dönmeyeceğim bir vaad istiyorum; zira ben bir insanun, bu sebeple her hangi bir mümine eziyet etmişsem, yahut ona sövmüşsem, yahut onu dövmüş-sem, kovmuşsam, bu işleri o kimse için bir dua, günahlardan temizlenme vesilesi ve kıyamet günü onu sana yaklaştıracak bir ibadet say.
H¦ jfcî c-M u;
Allah'un! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, (bedenî ve aklî gücümü yitirecek kadar) yaşlanmaktan, kabirdeki azaptan, Deccal'ın fitnesinden sana sı-ğıoırun.
154
MU'MINLERE VAAZLAR
Allah'ım! Nefsime nevasına uymaktan kaçınmayı nasip et, onu (her kötü huydan) temizle; zira onu (günahlardan) temizleyenlerin en iyisi sensin, ona nimetleri veren ve onun sahibi olan sensin.
Allah'ım! Fayda vermeyen bir ilimden, (sana) itaat etmeyen kalpten, doymayan bir nefisten, kabul edilmeyecek bir duadan sana sığınırım.
J\
^ V vJb ^j ^ii V <(Jf & ti,. ajPİ ^i) ^1 1»Vj li
Allah'ım! Hatamı, bilgisizce yaptıklarımı, isimdeki israfımı, benden bildiğin hataları bağışla.
Yâ Rabbi! Benden sudûru mümkün olan, yanlışlıkla ve kasden yaptıklarımı, şaka ve ciddî sözlerimi mağfiret eyle.
Allah'ım! Önce ve sonra yaptıklarımı, gizli ve açık işlediklerimi mağfiret eyle; çünkü kulları itaate muvaffak etmekle öne geçiren, bazılarına da tevfikini vermeyerek geri bırakan sensin. Ve sen her şeye gücü yetensin.
U ıa&"ı#* ai
ciis. cJî
Allah'un! Benim canımı sen yarattın, onu sen ala-- aksın; binaenaleyh o nefsin ölümü de, hayatı da sana aittir. Onu yaşatırsan razı olmayacağın hatalara düşmekten onu koru, öldürürsen günahlarını affeyle.
Yâ Rabbi! Senden afiyet dilerim.
Evet dünyaya bir taraftan gelip, bir taraftan gitmekte olan insanın akıbeti, sonu nedir? Ölümden sonra başına gelecekleri insan biraz düşünse, yine nedamet için kâfidir. Sakın yavrum aldampta biz orada çürüyüp toz toprak olduktan sonra başımıza ne gelebilir deme ......
Silah düşmana karşı kullanılan öldürücü bir âlettir. Yanında silahı olan ve onu güzelce kullanmasını bilen kişi öyle olur olmaz düşmandan korkmaz ve kaçmaz; icabında düşmanını yok eder, öldürür. İşte tıpkı bunun gibi dua da, insanın mânevi düşmanlarını ve nefs-i emmaresini de öldüren pek büyük bir kuvvettir. Nefs-i emmare silahtan, toptan, atomdan korkmaz. Şeytan da böyle.... Bunları korkutan şey ancak kulun Allahü Teâlayı layıkıyla zikri ve dualarıdır. Silâhı kullanmanın nasıl usulleri, şartlan varsa, duanın da tesiri için usul ve şartları vardır. Bu usullere riâyet edilmeden yapılan duaların elbetteki bir faide vermiyeceği aşikadır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi