Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mehmet Zahit Kotku _ Müminlere Vaazlar Cilt2 Günahlar - Muminlerevaazlar

Müminlere Vaazlar Cilt 2 Günahlar

MEHMED ZAHİD KOTKU

SEHA NEŞRİYAT

 

İÇİNDEKİLER

Müellifin Kısa Terceme-i Hali...........................        7

Ön Söz.................................................".'..........      15

Büyük Günahlar.............................................        17

Küçük Günahlar    .............................................       88

Günaha  Sebep Olan  Haller  ..............................      149

Diğer  Günahlar........................................... .      187

El ile İlgili  Günahlar................................:......      208

Kulak ile İgili Günahlar ....................................    216

Göz ile  İlgili  Günahlar ....................................      221

Karın, Yani Mide ile İlgili Günahlar ..................      225

İffet ile İlgili Günahlar....................................      233

Ayaklar  ile  İlgili   Günahlar...............................      237

Bütün Vücut İle İlgili Günahlar........................      240

Zevâcir'dc Zikredilen Günahlar    .............:..........      273

Hanefî Mezhebjne Göre Diğer  Günahlar  ............      294

Son Söz    ..........................................................      307

MÜELLİFİN   KISA TEHCEME-İ HALİ

Müellif rahmetullahi aleyh'in adı Mehmed Zahid, soyadı Kotku idi. Kendisinin naklettiğine göre babası o-na : «Oğlum Mehemmed» diye hitap edermiş. Soyadının «mütevâzi» mânâsına geldiği nüfus cüzdanının basma not edilmiş idi.

Tevellüdü 1315 Hicrî Kamerî (Rumî: 1313, Milâdî: 1879) yılında Bursa şehrinde, kale içinde Türkmenzâde çıkmazındaki baba evinde vâki olmuştur.

Ailesi:

Baba ve annesi Kafkasya'dan 1297'de göç eden müs-lümanlardandır. Dedeleri Kafkasya'da Şirvan'a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha'dandır ki burası dağ eteğinde, ipekçilikle meşhur, ahalisi müslüman, halen Azeri Türkçesi konuşulan bir yerdir.

Babası İbrahim Efendi Bursa'ya 16 yaşlarında iken gelmiş. Hamza Bey Medresesi'nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hz. Peygamber (s.a.s.) sülâlesinden bir Seyyid'dir; 1929'larda 76 yaşlarında iken Bursa ovasmdaki îzvat köyünde vefat etmiş ve oraya de.fno-lunmuş, ehl-i tarîk bir kimsedir.

8

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

I

Annesi Sâbire hanım, Mehmed Zahid Efendi 3 yaşlarında iken vefat etmiş, Pınarbaşı Kabristanı'na gömülmüştür.

Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şakir (1308-1335) subaylık yapmış, Kudüs'te, Çanakkale'de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28 yaşlarında iken vefat edip Söğütlüçeşme'ye defnolunmuştur. Aynı anneden bir küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış birkaç aylık iken vefat etmiştir.

Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden, Fatma hanımla olmuştur. Ondan doğma üç kız kardeş halen hayattadırlar. Bunlardan Pakize Hamm'm efendisi de, Bursa Ulu Camii imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi şeyhlerinden merhum Ahmet Efendi (k.s.)'dir.

Tahsili, askerliği:

Mehmed Zahid Efendi (r.a.) ilk mektebi Oruç Bey İbtidaisi'nde okudu. Maksem'deki idadiye devam etti. Sonra Bursa Sanat Mektebi'ne girdi. Bu esnada Birinci Cihan Harbi dolayısıyla 18 yaşlarında askere celb olundu. 14 Nisan 1332'de asker oldu, senelerce askerlik yaptı, çok tehlikeli günler geçirdi, hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye'den çekilmesinden sonra, binbir güçlükle İstanbul'a döndü.

10 Temmuz 1335 Cuma gününden itibaren de 25 K. 30 şubede yazıcı olarak vazifeye devam etti. Kendi hatıra defteri kayıtlarından 1338 Martında henüz bu vazifede olduğu görülüyor.

Tasavvuf! yetişmesi ve dinî hizmetleri:

İstanbul'da bulunduğu esnada çeşitli dinî toplantılara, derslere, camilerdeki   vaazlara devam  etti.  Bilhassa

 

MÜELLİFİN TERCEME-İ HALİ                                9

Seydişehirli Abdullah Feyzi Efendi'yi çok sevdiği anlaşılıyor. Bu arada 16 Temmuz 1336 Cuma günü namazı Aya-sofya Camii'nde edadan sonra Vilâyet önünde bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhaneli Tekkesi'ne giderek Şeyh Ömer Ziyaeddin Efendi'ye intisap eyledi. Günden güne ahvalini terakki ettirdi.

Bu zat-ı şerifin 18 Kasım 1337 Cuma günü vefatından sonra postnişin-i irşad olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi'nin yanında tahsil-i kemâlâta devam etmiş, müteaddit defalar halvete girmiş, 27 yaşlarında hilâfetna-meyi aldıktan sonra ondan Râmûzu'l-ehâdîs, Hizb-i A'zam ve Delâilu'l-hayrât icazetnamelerini de almış, Bayezit, Fatih ve Ayasofya camii ve medreselerinde derslere devam etmiş, bu esnada hafızlığını da tamamlamıştır. Bu aralarda hocasının işareti üzere muhtelif kasaba ve köylerde dinî hizmet ifa etmiştir.

Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa'ya dönmüş, evlenmiş, 1929'da vefat eden babası yerine Bursa ova-sındaki İzvat köyünde 15-16 sene kadar imamlık ettikten sonra Üftade Camii Şerifi'nin imam-hatipliğine tayin edilerek şehirde hisar içindeki baba evine yerleşmişti. Burada 1945-46'dan 1952'ye kadar hizmet eyledi.

1952 Aralığında Gümüşhaneli dergâhı postnişini ve eski tekke arkadaşı Kazanlı Abdülaziz Bekkine'nin vefatı üzerine, İstanbul'a naklolunarak Fatif'te bulvara nazır Ümmü Gülsüm Mescidi'nde vazife gördü.

1.10.1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Camii Şeri-fi'ne nakledildi ve vefatına kadar bu vazifede kaldı.

Vefatı:

Mehmed Zahid Efendi rahmetullahi aleyh, ömrünün son yıllarında rahatsız idi; ayakta gezmesine rağmen; şid-

10

MÜ'MİNLERE VAA2İAR

detli ağrılarından muzdaripti. 1979 yazında uzun zaman kalmak üzere gittiği Hicaz'dan, ağır hasta olarak 1980 Şubatında dönmek zorunda kalmıştı. 7 Mart 1980'de ameliyata girdi ve midesinin üçte ikisi alındı.

Ameliyattan sonra tedricen düzeldi, hattâ 1980 Ramazanında hiç aksatmadan oruç tuttu. Hatimle teravih kıldı, vaaz etti, yazın Balıkesir Ilıca'ya, Çanakkale Ayvacık sahiline ağrıyan ayakları için götürüldü, hac mevsimi gelince de Hicaz'a gitti. Fakat ameliyata sebep olan rahatsızlığı nüksetmiş ve ağrılar tekrar başlamıştı. Hac-cı güçlükle ifadan sonra 6 Kasım 1980'de çok ağır hasta olarak İstanbul'a döndü. Tain bir hafta sonra 13 Kasım 1980'de (5 Muharrem 1401) Perşembe günü öğleye yakın, dualar, yasinler, teşbih ve tehliller ve gözyaşları ile uyur gibi bir halde iken âhirete irtihal eyledi.

Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii'nde muhteşem, mahzun, vakur ve edepli bir cemmi gafîr tarafından kılınarak, mübarek vücudu, Kanunî Süleyman Türbesi arkasında, kendisinden feyz aldığı hocalan ve üstadlarının yanındaki istira-hatgâhına defnolundu.

Bu esnada Süleymaniye, Şehzadebaşı, Fatih ve çevrelerinde trafik durmuş, Süleymaniye'nin içi ve avlusu kamilen dolduğu gibi, cemaat sokaklara taşarak Esnaf Hastahanesi'nin yanına kadar uzanmıştı. Vefatım duyanlar içinde Anadolu'nun en uzak şehirlerinde olduğu kadar Avrupa'dan gelenler de vardı. Uzakta bulunan mu-hiblerinden çoğu da vaktinde haber alamama yüzünden cenazesine yetişememişlerdi.

Vefatı İslâm âleminde de büyük üzüntüye yol açmış, Suudî  Arabistan'da, Kabe'de, Kuveyt'te ve daha başka

MÜELLİFİN TERCEME-İ HALİ

11

şehirlerde gıyabında cenaze namazı kılınıp, dualar edilmiş, ajanslar bu elim vefat haberini yayınlamışlardı.

Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yapraklarında tevafukan çok manidar ibareler yer alıyordu. Meselâ bunların birindeki şu parça ne kadar şâyân-ı taaccüptür :

ARKAMDAN AĞLAMA

Öldüğüm gün tabutum yürüyünce

Bende bu dünya derdi var sanma.

Bana ağlama, «yazık yazık!», «Vah vah» deme

Şeytanın tuzağına düşersen vah vahin sırası o zamandır.

Yazık yazık asıl o zaman denir.

Cenazemi gördüğün zaman «elfirak, elfirak» deme,

Benim buluşmam asıl o zamandır.

Beni mezara koyunca elveda demeğe kalkışma

Mezar Cennet topluluğunun perdesidir.

Mezar hapis görünür amma,

Aslında camn hapisten kurtuluşudur.

Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret

Güneşle Aya batmadan ne ziyan gelir ki?

Sana batma görünür amma

Aslında o doğmadır, parlamadır.

Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?

Neden insan tohumu için

Bitmiyecek, yetişmiyecek zannına düşüyorsun?

12                                  MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Hangi kova suya salındı da dolu olarak çekilmedi? Can Yûsuf'un kuyuya düşünce niye ağlarsın? Bu tarafta ağzmı yumdun mu o tarafta aç! Çünkü artık hay-huy'un, Mekânsızlık âleminin boşluğundadır.

(C. Rûmî)

Ahlâk ve şemaili:

Merhum uzunca boylu, şişmanca, heybetli, beyaz tenli, dolgun pembe yanaklı, uzunca ak sakallı, geniş alınlı, aralıklı kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli; alımlı bir kimse idi. Gençken zayıf olduğunu, öksüzlükte yemek yerine yumurta içivererek böyle iri vücutlu olduğunu gülerek anlatırdı. İlk görüşte insanda sevgi ve saygı uyandıran bir hali vardı. Tanıdığına, tanımadığına selâm verir, güleryüz gösterir, gönül alırdı. İlk nazarda koyu kestane renkli görünen, fakat dikkatle bakılması imkânsız, esrarlı ve derin manâlı gözleri vardı. Gözü içinde kırmızılık, sırtında ve karnındaysa avuç içi kadar iri bii ben mevcuttu.

Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safiyane idi. Çok kere halk telâffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır, kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk du-yuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler, manâlı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalâde celalli olurdu. Hutbe esnasında sesini yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticalen konuşurdu.

Özel hayatında ev halkına karşı müşfik ve lâtifeci davranır, kimseye doğrudan doğruya bir şey emretmez, telmih ve remiz ile söyler, anlaşılmazsa sabrederdi.

MÜELLİFİN TERCEME-İ HALİ

13

Fevkalâde mütevazi idi, kerametleri zahir ve şöhreti âlemgir olduğu halde, talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takuımaz, kendisini ihvanı arasında lalettayin bir fert gibi görür, makamını ve kemalini büyük bir maharetle gizlerdi.

Kendi üstadlanna fevkalâde saygılı ve bağlı idi. Tekke arkadaşları olan yaşlılar, üstadının meclisine gittiğinde diz üstü oturup baş eğip hiç ayak değiştirmeden edeple oturduğunu anlatırlar.

Çok uzun ve derin düşünürdü, sohbetlerindeki buluşlara, teşbihlere hayran kalmamak mümkün olmazdı. Bir âyetin, bir hadîsin üzerinde haftalarca, aylarca durup konuştuğu olurdu.

Ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir sabırla çalışırdı. İlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederdi. Yıllarca çalışır, yarı yolda bıkıp bırakmazdı.

Dostlarına vefası emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi.

Çok açık elli idi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye kalmamasından korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasmda ekseriya misafir bulunurdu. Hizmet edenleri bir vesile ile memnun eder, ziyaretçilere güleryüz gösterir, kapısını her zaman açık tutmağa çalışırdı.

Gece ve sabah ibadetlerine çok iiayet eder, talebelerini de bunlara teşvik eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. Bereket gittiği yere ya-

14                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ğar bolluk onunla beraber gezer, en hücra, en kıtlık yerde 'o gelince nimet dolardı. Beraberinde seyahat edenler, tevâfuklara, tecellilere, maddî ve manevî hallere ve ikramlara şaşar, hayretlere düşerler, parmaklarını ısırırlardı.

Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri derecatmı ulyâ eyleyip biz âciz ü nâçizleri de füyuzât ve şefâatmdan feyz-yâb u nasibdâr buyursun, âmîn bi-hürmeti seyyidilmürse-lîn (s.a.s.) ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahum bı ihsanın ilâyevmi'd-dîn ve'1-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn.

Halil Necatioğlu

I

ÖNSÖZ

Kitabımız Kur'an-ı Kerîm ile Peygamber Efendimizin Sünnetlerinde bir takım emirler ve yasaklar vardır. Emirleri yerine getirmek dünya ve ahirette saadete ve sevaba vesile olduğu gibi, yasaklan işlemek de her iki dünyada nedamete ve günaha vesile olur. Günah işlemek nefs-i emmârenin sıfatlarındandır. Nefs-ı emmâre ise hiç işe yaramayan bir nefistir. Kâfirler, müşrikler, münafıklar ve fâsıklarda bulunur. Mü'minin günah işlemesi fısk ile alâkalıdır. Kötü ve mutlaka kaçınılması gereken bir durum olmakla beraber, insan, fâsık mü'min olabilir. İyi bir müslüman ve kâmil bir mü'min olabilmemiz için nefs-i emmâreyi yenmemiz gerekir. Çünkü nefs-i emmâreye sahip olanlardan iyi ve güzel ameller beklemek beyhudedir.

Günahlar, büyük günahlar (kebâir) ve küçük günahlar (sagâir) olmak üzere iki çeşittir. Ulemanın ekserisinin kabul ettiği tarife göre, Kur'ân ve Sünnet'te hakkında vaîd bulunan, yani cehennem azabı ile korkutulan günahlar kebâirdir. Biz Kur'ân'm ve Sünnet'in yasak kılıcı nasları ve ulemamızın onları açıklamak suretiyle ortaya koydukları deliller sayesinde bu günahları öğreniriz. Sonra da onlardan uzak kalmak suretiyle her türlü zilletten ve cehennem azabından korunmağa çalışırız.

Günahlar Allah'ın rızasını kazanmamn en büyük engelleridir. Kalbi ve gönlü karartan kirlerdir. Günahlardan bir kısmı zahirî, yani görünen; bir kısmı da bâtınî, yani görünmeyen günahlardır. Zahirî günahlardan tev-be ile kurtulanlar çoktur. Bâtınî günahlardan korunmak ise daha zordur. îyi bir mü'min için aslolan, günahlardan uzak durmasıdır. Ancak, hiç bir kul, kul olması ha-

16                                     MÜ'MİNLERE VAXZLAR

sebiyle günahlardan tamamen kendini kurtaramaz.  Ne var M, bilerek işlenen günahlar ile farkına varılmadan yapılan hatâlar   arasında fark vardır. Keza, büyük  günahlara dalmakla küçük günahları işlemek; günahta ısrar etmekle tevbe edip vazgeçmek arasındaki fark ortadadır. Kur'ân ve Sünnet'in emir ve yasakları doğrultusunda hareket edip Hz. Peygamber (s.a.v.)'i kendisine rehber edinenler günahlardan uzak kalır, dünya ve ahiret saadetine kavuşurlar.

İslâm her şeyden önce bilgiye, ilme dayanır. Kişi öncelikle yapacağı ve kaçınacağı işlerin neler olduğunu bilmelidir. Bu sebepledir ki, her asırda yaşayan İslâm âlimleri, yazdıkları kitaplarla büyük ve küçük günahların neler olduğunu açıklayıp ortaya koymuşlardır. Bu eserlerden bir kısmı sadece büyük günahlara, bir kısmı sadece küçük günahlara tahsis edilmişken, bir kısmı da her iki günah çeşidini bir arada ele almıştır. Yine bu eserlerin bir kısmı hacimli kitaplarken, bir kısmı oldukça muhtasardır. Her birinin ayrı ayrı  faydaları olduğu

da şüphesizdir.

Bu eserlerde sadece günahların sayılmasıyla iktifa edilmemiş, o günahların meydana getireceği ferdî ve içtimaî tahribata dikkat çekilmiştir. Daha da önemlisi bu günahlardan uzak kalmanın yolları öğretilmiştir.

Elinizdeki bu eser merhum Muhammed Zahid b. İbrahim el-Bursevî tarafından kaleme alınmıştır. Büyük ve küçük günahlar konusunda muhtasar ve müfîd bir kitaptır. Pek çok âlimin eserinin özü, ruhu mahiyetindedir. Bu hususiyetiyle bir el kitabı hüviyeti taşımaktadır.

Cenâb-ı Hak cümlemizi   günahların her çeşidinden uzak duran, tevbenin şuuruna eren ve amelleri makbul

olan kullarından eylesin. Âmîn!

S E H A

BÜYÜK GÜNAHLAR

Malûmdur M, günah bir zehir ve bir de ateştir, yapılan hayırlı amellerin sevaplarını yakıp kül eder. Zehir de malûm, o da inşam öldürür. Günah ise manevî bir zehirdir. Müslümanın maneviyatını öldürür, feyzini keser. Değirmene su gelmeyince değirmen nasıl dönmezse, feyz-i İlâhî kesilince de insan öyle muallâkta kalır. Binaenaleyh bir taraftan Allah teâlâ'ya beraber yalvarıp dualar ederken, bu duaların makbûliyeti için de bilcümle günahlardan sakınmak ve kaçınmak lâzımdır. Onun için kısacık da olsa, bu günahları şöylece sıralamak uygun olacaktır: Günah demek, Cenab-ı Hak'fcm razı olmadığı şeyler dermektir ki, ister küçük günah olsun, ister büyük günah olsun, muhakkak bunlardan kaçınmadıkça ve korunmadıkça insanm kemale ulaşması ve olgunlaşması mümkün olmaz; her ne kadar ibadet've tâat ve riyâzat sahibi olursa olsun. Zira günahlar hem ateş ve hem de zehirdir.

İnsan ne kadar kuvvetli yemekler yerse yesin, bir parça zehir onun ölümüne kâfidir. Sen istersen bu zehirlere mikrop de. Binaenaleyh ateş yakar, zehir mutlaka öldürür. Mü'mine lâyık olan, her ne pahasına olursa olsun günahlardan son derece uzak kalmaktır. Şifâül-Mü'-minin kitabında büyük günahlar yüz yirmi beş olarak zikredilmektedir. Halbuki bazı ulemaya göre on iki, bazısına göre 150, bazısı da 700'e kadar saymışlardır. Bunlar:

18                                     MÜ'MİNLERE VAAZLAR

1.   Küfür:  Gerek inkâr,  gerek cehalet ve gerekse şek ve şüphe üzerine olan küfürdür. Küfür üç nevidir:

a)    Cehalet yüzünden,                                             .   .

b)    İnat yüzünden,

c)    îman ettiği halde, şer'an tâzîmi vacip  olan bir emri istihfaf eylerse, şerîat-ı mutahhare o kimsenin iddiasında bulunduğu müslümanlığa ve tasdike itibar etmeyip onun küfrüne hükmeder. Bu küfür maazallah onun bu vakte kadar yaptığı bütün amelleri mahveder. Hanımı boş olur. Hacca gitmişse yeniden gitmesi borç olur. Tövbe-siz ölürse ebediyyen cehennemde kalır. Tâzîmi vacip olan şeyleri istihfaf etmek: Meselâ Kur'ân-ı Azimü'ş-şân yazılı bir kâğıdı veya Allah teâlâ'nın ismi yazılı bir belgeyi, peygamberimizin ismi yazılı bir kâğıdı necasete atmak ve Kur'ân-ı Azîmü'ş-şân'dan bir ayet-i celile hakkında şüphe etmek; Kâbe-i Muazzama veya hac ef alinde ve hey'et-i ma'rûfesi hakkında, namaz, oruç ve sair ahkâm-ı şer'iyye hakkında şek ve şüphede bulunmak; helâli haram ve haramı da helâl itikad etmek küfür olduğu gibi, peygamberimiz    (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve diğer peygamberlerin şan-ı âlîlerine yaramaz kelime söylemek küfürdür. Ekser-i ulema bu gibi kimseler katlolunur ve tövbesi kabul olunmaz demişler ve buna benzer çirkin sözlerle beraber, meselâ abdest ve namaz senin karnını doyurmaz veya bir cemaati güldürmek için ulema, vaiz, din hocalarını istihfaf, taklit eylese kâfir olur demişlerdir ki, Cenâb-ı Hak cümlemizi böyle münasebetsiz fiil ve hareketlerden muhafaza buyursun. Âmîn.

2. Zina: Nikâhlısı olmayan bir kadına fi'l-i şenî iş-lsmek büyük günahlardandır. İster müslüman ol, ister kâfir. İnsanın kendi efrad-ı ailesine işlenmesini hoş görmediği bir fenalığı başka bir kimsenin aile efradına yapma-

BÜYÜK GÜNAHLAR

19

ğa kalkması, cehaletin ve vahşetin en büyük denlidir ve bu gibi kimselere şuursuz, deli demekten başka söz bulunamaz. Kocası olmayan bîr kadına zina ne kadar büyük günah ise, kocalı kadına daha büyük günahtır. Bazı ulemaya göre; zinanın vebali kati, yani adam öldürmekten daha fenadır. Zina edenlerin âhiretteki azapları çok şiddetlidir. Dünyadaysa, evli değil bekârsa yüz değnek vurulur. Eğer evli kimseler bu işi işlerse recm olunur, yani taşlanarak öldürülür. Göz zinası, kulak zinası, dil zinası gibi azaların da zinası vardır diye kütüb-ü fıkhiyyede yazılmıştır. Cümlemizi Cenâb-ı Hak muhafaza buyursun, âmîn.

3.    Livâta: Erkek veya kadına arkadan yaklaşma, yani cinsî münasebette bulunmadır. Bu işi yaptığı kişiler karısı ve kölesi olsa riphi, yine günah-ı kebâirdendir. Bu işi yapan veya yaptıran kimselerin her ikisi de katlolunur. Bazı ulemaya göre ateşte yakılmasına kadar gidilmiştir ve kimisi: «Duvar yıkılarak altında öldürülür veya minare gibi yüksek yerden atılıp, üzerine  de taş atılarak öldürülür.» demişler. Yere batırılan Lût kavminin helakine sebep olmuştur. İmam Mâlik (Rahimehullah'e göre: «Mutlaka recm olunur.» demişler.

4.    Şarap ve Her Nevi Sarhoşluk Veren İçM İçmek: Her ne kadar az olsa ve sarhoş olmasalar dahi, günah-ı kebâiri irtikâp etmişlerdir. Zira katresi, yani damlası dahi haramdır. Bununla beraber içkiyi içen, içene veren, içkiyi alari ve satan, onu sıkan ve sıktıranlar, taşıyan hamallarla, hamallara yardım edip arkalarına    kaldıranlar ve parasını yiyenlere Allah teâlâ lanet eder. Zina edenlerle içM içenlerden Allahü teâlâ imam tenzil eder çıkarır; insan elbisesini sırtından çıkardığı gibi. İçki her fenalığın da başıdır. Her içki şaraptır, her şarap damlası bile haramdır. Binaenaleyh haramdan hiç bir şekilde ne fayda

20                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ve ne de şifâ olur. İnsana verilen ve en büyük nimet olan pVInı, muvakkat bir zaman dahi olsa kaybolup, gayet çirkin hadiselerin zuhuru her zaman görülegelen halattandır.

Şarap içene İslâm hukukunun hükümlerine göre seksen değnek-had (ceza) sopası vurulur. Hem de fakirliğe ve hastalıklara sebep olur.

5.   Fâsık ve Fâdrlerle Beraber Olmak: Bir müslü-manın içki içen, kumar oynayan ve emsali haramları irtikâp eden insanlarla ve menhiyatla iştigal eden fâsık ve fâdr kimselerle bir arada oturması günah-ı kebâirdendir. Kahvehane, gazino, sinema, tiyatro ve deniz kenarlarındaki âlemlere bir müslüman kişinin katılması kadar ayıp, günah ve kabahat yoktur, Müslümana düşen vazife, bu gibi yerlere alışan müslümanlan oralardan kurtarmak lâzımken, onun da bunların araşma katılması, affolunmaz bir kabahat ve günahtır; çünkü huylar sâridir. Bir de bakarsın M, o güzel kimse bir gün onlara katılmış ve onlarla beraber olmuş.

6.   Hırsızlık Yapmak: Başkasının malını izni olmadan almaktır. Hırsızın İslâm hukukunda cezası elinin kesilmesidir. Bakın bu gün Suudî Arabistan'da bu kanun-u İlâhî tatbik edilmeğe başlandıktan beri herkesin malı ve canı emniyet içerisindedir. Hattâ sarraflar, namaz vakti paralarım olduğu gibi bırakıp camiye giderler, kimse de meteliğine bile elleşemez. Çalman mal her ne kadar ufak dahi olsa yine hırsızlıktır, haramdır ve günah-ı kebâirdendir; meselâ bir hurma dahî olsa. Hırsız çaldığı malı sahibine vermedikçe tövbesi kabul olmaz. Sahibi ölmüşse vârislerine vermek lâzımdır. Mirasçısı da yoksa fakirlere veya hayır yerlerine sahibi namına verilir.

BÜYÜK GÜNAHLAR

21

7. Haksız Tere Adam Öldürmek: Kölesi ve çocuğu da olsa kasden. adam öldürmek günah-ı kebâirdendir. Bunların yerleri cehennemdir. Allah teâlâ'nın gadabı ve laneti üzerinedir. İbn-i Abbas hazretleri: «Mü'mini katleden katilin tövbesi kabul olunmaz.» demiştir. Haksız yere gayr-ı müslimi öldürmek de aym şekilde büyük günahtır. Yani memleketimizde bulunan hristiyanlan, isyan etmedikleri müddetçe öldürmek günah-ı kebâirdendir. Haksız yere Allah teâlâ'nın yarattığı eşref-i mahlûkat olan bir inşam ve bahusus bir müslümanı öldürmek, Allah teâlâ'nın yaptığı bir binayı yıkmak demektir ki, Kâ- . be-i Muazzama'yi yıkmaktan daha büyük Tdit günah işlemiş olur. Evlâtların öldürülmesiyse İM türlüdür :

Birincisi, İslâm öncesi Cahiliye döneminde kıtlık yüzünden ve bazen de ar etmek yüzünden, onları çocukken öldürmeleridir. Bahusus kız çocukları hakkında daha fazlaca olurmuş. Onları diri diri mezara gömerlermiş.

İkincisi, bu diri gömülmekten daha fenadır. Zira bu gömülen çocuk haksız yere öldürüldüğünde yeri cennet olur. Bir de onu mâneviyatsız, dinsiz, imansız yetiştirmek vardır ki, bunun manevî ölümü daha büyüktür; çünkü neticesi dinsiz olduğu için yeri ebedî cehennemdir. İster inan, ister inanma bu böyledir. Binaenaleyh eğer senin müslümanlıkta azıcık nasibin varsa çocuğuna mutlaka dinini öğret ye yaptırmağa çalış. Onu fânî dünya hayatım kazansın diye gayret eder, okutursun. İmdi âhiret hayatının kazanılmasına neden gayret sarf etmeyeceksin? Bu da ana ve babanın başlıca en mühim vazifelerindendir.

Hem okutacak, hem de onu kötü âdetlerden, günah işlerden ve yerlerden koruyacaksın. Bu vazifelerini yapmadığın için yarın ağır mesuliyetinden kendini kurtaramazsın.

22                                   MÜ'MİNLERE VAAZLAR

8. Haramlığun Bildiği Hâlde Ekşimiş Hurma Suyu İçmek: Günah-ı kebâirdendir. Çünkü o âdeta şarap hükmündedir. Böylece diğer şarap olma vasfım kazanmış her ekşi meyve suyu da haramdır. Bir içkinin M, çoğu insanı sarhoş eder; onun azı da haramdır.

9.   İffetli Bir Kimseye Zina İsnat Etmek: İffetli bir erkek veya hanıma, ya zâni veya zâniye veyahut çocuklarına veled-i zina gibi çirkin isnatlar ve iftiralarda bulunmak günah-ı kebâirdendir. Bu isnadı yapan ispat edemediği takdirde kendisine seksen değnek vurulmak üzere cezalandırılır. Halbuki bu gün yapılan çok çirkin iftiraların cezası ne olacak? Eğer isnat olunan o fiil, hakikaten işlemiş olsalar bile yine günah-ı kebâirdir. İnsana yakışan, ayıpları örtmektir. Cezanın en şiddetlisi zina edenlerin, sonra içM içenlerin, sonra namuslu kimselere zinayla iftirada bulunanlarındır. îmam-ı Âzam'a göre, bu gibi iftiralarda bulunanların, tövbe etseler bile şehadeti, yani şahitliği ebediyen kabul olunmaz.

10.   Şahit Olduğu Bir Konuda Şahitlikten    Kaçınmak : Gördüğü bir hususta şehadet için çağrıldığı zaman şahitlik yapmaz ve saklarsa bu da günah-ı kebâirdir. Bildiğini, bildiği halde söylememesi, bir çok haklatın zayi olmasına sebep olacağı gibi, hak sahibine de ayrıca zulmetmiş olacağından günah-ı kebâireyi irtikap etmiş olur. 11.   Yalan Şahitliği Yapmak: Bir kişinin bilmediği halde biliyorum diye yalana şahitlik etmesi de günah-ı kebîredir. Şehadeti yapmayan hak sahibine zulmetmiş olur. Bu da hak sahibinin hakkının zayi olmasına sebep olacağı gibi, hem yalan ve hem de müslümanın zararına hareket ettiği için İM günah kazanır. Yalana, şahitlik yapan üç suretle günahkâr olur demişlerdir:

BÜYÜK GÜNAHLAR

23

Birincisi: Yalan söylediği için,

İkincisi: Zâlime yardım ettiği için,

Üçüncüsü: Mazlumun zararına sebep  olduğu için.

12.    Yalan Yere Yemin Etmek: Geçmişteki bir fiil için kimsenin kasden yemin etmesine yemin-i gâmus der- . ler, günahlara dalan, batan kimse demektir. Sahibini dünyada günaha,  ahirette cehenneme daldırdığı için bu ad verilmiştir.

Meselâ : Bir adamın bir işi işlediğini bildiği halde, işlemedim diye yemin etmesi ve tüccarların mallarmm pahasını tayin ettikleri zaman yalan yere yemin etmesi gibi, gelecekteki bir iş için yemin edip de yeminini bozsa veya kâzip olsa bunun cezası kefarettir. Fakat bu yalanlarda başkalarının hakkının zayi olmasına sebep olmasının cezası cehennemdir, çünkü İslâmiyet kardeşliktir. Ona riayet' etmesi lâzım gelirken, bazı menfaatlere aldanarak hakkm zayi olmasına veya bâtılı hak kabul etmek gibi işlerde bulunarak dinde hürmetsizlik ve istihfaf etmesi ve yalan yere yemine cüret etmesi, şiddetli azaba uğramasına sebep olur. Hristiyanlar hakkındaki yeminin hükmü de aynı cezayı müstelzimdir.

13.    Gasp, Yani Zorla Başkasının Malını Almak: Günah-ı kebâirdir. Velev ki aldığı şey çok ufak olsa dahi; üzüm veya hurma tanesi  gibi... Hele tarlaları sürerken komşusunun tarlasının az bir yerini kendi tarlasına katsa yine günah-ı kebîredendir. Bu aldığı yerler kıyamet gününde onun sırtına yüklenir ve yedi kat yerlerin dibine batırılır. Her kim haksız olarak komşusunun tarlasından bir yer alsa, kıyamet gününde o yerin toprağını mahşer yerine taşımakla emrolunur. Bu teklif ona ceza olarak yapılır. Taşıması mümkün olmayan bir şeyi yapamaymca azabı o nisbette ağır olacaktır.

24                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

14. Cihad Esnasında Cepheden Kaçmak: Küffarla muharebe esnasında ve dövüştüğü zamanda sebat edemeyip ve bir özürü yokken düşman önünden kaçmak da günah-ı kebîredir. Bunlar Cenâb-ı Haklan gadabma uğramakla beraber yerleri de cehennem olur. Yedi tehlikeden sakınmak gerekir:

1  — Şirk,

2  — Sihir, ¦

3  — Haksız yere adam öldürmek,

4  — Faiz yemek,

5  — Harp yerinden kaçmak,

6  — Yetim malı yemek,

7  — Namuslu kimselere namussuzluk isnadında bulunmaktır.

Muharebede düşmandan kaçmak, ancak arkadaki büyük kıt'alara iltihak etmek şartıyla ve bir de düşman adet itibarıyla bire ikiden fazlaysa ve mutlaka düşman elinde katlolunacağını kesin görüyorsa caiz olur.  Ehl-i İslâm'a karşı küffara casusluk yapan müslümanın hâli, düşman karşısından firar eden müslümanın hâlinden daha fenadır. Bilmem ki, acaba yahudi ve hristiyan ağı olan ve adına masonluk denilen zümreye girenler bunlardan daha

fena değil midirler?

15.   Faiz Yemek: Faiz, alış veriş eden iki kişiden birisi için şart kılman fazlaya denir. Meselâ bir kilo buğdaya bir kilodan fazla almak ki, bu fazlaya ribâ, yani faiz denir. Para bozdurmak için verdiğiniz yüz kuruşa ve yüz liraya doksan beş kuruş veya doksan beş lira verir ki, sana eksik olarak verdiği para onun için haram bir kazançtır. Birisinden üç ay sonra vermek için aldığınız yüz lirayı yüz on veya yüz yirmi lira vermek alan için de, veren için de faiz olur ki, İM tarafa da haramdır. İkinci nevi faiz:

BÜYÜK GÜNAHLAR

25

Meselâ yüz kuruşu bakkalınıza bozdurmak isterseniz onun yanında doksan kuruş vardır. «Şunu al, on kuruşu da sonra veririm.» der. Siz de ti :ı olursunuz, işte bu da bilinmeyen, biç de dikkat edilmeyen bir nevi faizdir. Üçüncüsü veresiye satışta.

16.   Yetim Maü Yemek: Sû-i hatimeye sebeptir. Yetimin malını yemek günah-ı kebâirdendir. Bazı ulemaya göre, imansız ölmeğe. sebeptir. Ancak yetimin velîsi olan zat fakirse ve yetimin malını muhafaza için uğraşması onu kendi ticaretinden alıkoyuyorsa, hizmeti kadar ücret almasında vebal yoktur. Fakat velî olan zat zenginse, o zaman yetimin malından yemesi günah-ı kebâirden olur. Yine yetimin babası, dedesi ve vasîsi olan anasının yeter miktarda yetim malından nafakalanmalan vacip olur. Yetimin velîsinin yetimin taamını birleştirip yemesi ve misafirlerine de yedirmesi caizdir. Şu kadar ki, her zaman yedikleri âdetten fazla olmaya. Âdetten fazla misafir için bir şey hazırlanırsa caiz değildir ve yetime hüsn-ü muamelede bulunmakla emrolunmuştur. Yetime kendi evlâdına yaptığı gibi muamelede bulunması gerekir.

17.   Rüşvet Yemek: Bir iş sahibinin meram ve maksadını icra ettirmek için verdiği paraya rüşvet denir. Rüşveti alana, verene ve aracıya olmak üzere üçüne de lanet olunmuştur. Yalnız rüşveti veren kimse, kendisine teveccüh eden bir zulmün defi için verirse; kendisi mesul olmazsa da, alan ve vasıta olan günah-ı kebâiri işlemiş olurlar.

Hakkı iptal ve müstehak olmadığı emeline vâsıl olmak için veya bir müslümana eza ve cefa için verirse, alan da, veren de, vasıta olan da fâsık ve lanete müstehak olur.

18.   Ana Babaya Âsi Olmak: Cenâb-ı Hak anaya ve babaya lütufla beraber ikram ve ihsanı emretmiştir. On-

26                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ların suallerine verilecek cevapta sertlik göstermemeli ve onlara hiddetle bakmamalı, yüzlerine karşı bağırmamalı-dır. Belki kölenin efendisi yarandaki duruşu ve davranışı gibi tezellülâne hareket etmeli, onlara şefkat ve muhabbet izhanyla rızalarını tahsil etmeğe çalışmalıdır. Onlara: «Öf!» demeyi bile men eden Allah (Celle ve âlâ) onların ihtiyarlık devrelerinde çocuklara benzer hareketlerine karşı çocukluk devrelerinde onların size gösterdiği şefkat ve muhabbeti sizlerin de aynı, hattâ daha fazlasıyla göstermeniz lüzumunu bildirmektedir. Ana ve baba hakkı pek mühimdir. Onlara yapılan saygısızlığın cezasının da o nisbette büyük olacağından hiç şüphe yoktur. Bu hususta yazılan eserleri mütealâ buyurmanızı tavsiye eder ve ana, baba, dede, nine gibi büyüklere son derece hürmetkar olmanızı ve onları hayat ve mematlarında daima hayırla yâd etmenizi vazife olarak kaydederim.

19.  Yakın Akrabayla Alâkayı Kesmek: Akraba-i taal-lûkatla alâkayı kesmek elbette büyük bir günahtır. Üç kimsenin cennete girmesi memnudur. Birisi: Şarap içenler, Diğeri: Akrabayla sıla-i rahmi kesenler, Biri de: Sihri tasdik edenlerdir. Sıla-i rahim bizzat evlerine gidip misafir kalmak, hal hatırlarını sormak, muhtaçsalar yardımda bulunmak olduğu gibi, onlara hediyeler götürmek ve mektuplaşmakla da mümkün olur. Amca, dayı, teyze ve halaların da ana ve baba mevkiinde olduklarını unutmamak, ona göre hürmet ve saygı göstermek vaciptir demişler.

20. Hz. Peygamber'e Ne Suretle Olursa Olsun Kasden Yalan İsnat Etmek: İbadete teşvik veya günahlardan korkutmak için olsa dahi Rasûlullah'm söylemediği bir şeyi:

BÜYÜK GÜNAHLAR

27

«O böyle dedi.» demek büyük günahtır. Rasûlullah'm söylemediği bir şeyi Rasûlullah söyledi diyenlerin yeri cehennemdir. Okuduğu hadisleri yanlış okumak veya yanlış anlatmak da böyledir. Maazallah, Rasûlullah helâli haram veya haramı helâl kıldı diye kasden yalan isnatta bulunmak küfr-ü muciptir.

21. Kasden Ramazan Orucuna Yemek: Ramazan-ı mübarekte helâldir demez de kasden orucunu yerse büyük günahtır. Eğer helâldir derse kâfir olur. İslâm'ın şartım inkâr etmiş olduğundan, kâfir olmakla beraber, bütün yaptığı hayırlı işler de mahvolur. Haccı ve nikâhı da bâtıl olur. Tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh etmeden karısı kendisine helâl olmaz. Her kim ramazan-ı şerifte özürsüz, rahatsız ve hastalıksız olduğu halde orucu yerse, bütün ömrü boyunca oruç tutsa, bu bir günün orucunu edâ etmiş olmaz. Ferâiz-i ilâhîler bir toptur, birbirinden hiç ayrılmazlar. Esâsât-ı İslâmiye'den her hangi birisini terk etse, inanmasa, diğerleri de ind-i İlâhî'de kabul olunmaz. Bir - günlük orucun kazâsmda, yine bir gün oruç tutar; fakat geceden niyet edip de sonradan onu bozarsa, bunun kefareti 61 gün arası bozulmadan oruç tutmaktır. Meselâ: Bir ay oruç tutup bir gün orucu yerse, o otuz gün boşa gider; yine yeniden 61 güne başlamak lâzımdır. Fakat özürsüz ramazan-ı şerifte aşikâre orucunu yiyen kimsenin niyet ve maksadı, din-i İslâm'ı istihza ve farz olan orucun farziyetini inkâr olacağından, katli lâzımdır. Halbuki eski devirlerde hristiyanlar bile ramazan-ı şerifte alenen yemek yemezler, hattâ çocuklarına tembih ederler ve şayet söz dinlemezlerse döverlermiş.

22. Ölçü ve Tartıyı Eksik Yapmak: ölçüyü, kantarı, teraziyi eksik yapmak günah-ı kebîredendir. Eksik tartıp eksik ölçenler Sûre-i Mutaffifiyn'de   «veyl» kelimesiyle

28                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

tehdit edilmektedirler. Her hangi bir kavimde ganimet malından çalmak ve her halde haddi tecavüz etmek zuhur ederse, Allah teâlâ onların kalplerine bir korku ilka eder ve yine bir kavimde zina aşikâr olursa, orada ölüm çok olur. Ölçülerini eksik yaparsa nzıkları noksan olur; haksız kan çok akar; kavgalar, öldürme hadiseleri doğar.

Bir kavim yine ahdini bozarsa, Allah da onlara düşmanı musallat eyler. Binaenaleyh terazi ve ölçüsünü doğru yapmayanlar, bir nevi hırsızlık yaparak haram kazanç teminiyle çocuklarını da haramla beslediği için, ne kendisinden ve ne de çocuklarından, ne kendisi ve ne de cemiyet bir hayır göremez. Bile bile bir dirhem, hattâ bir tane bile eksik yapmak, yine haram ve büyük günahtır. İçki parası da böylece haramdır. Cenâb-ı Hak bütün ümmet-i Muhammedi dine sadık, hürmetkar ve muti kullarından eylesin, âmîn.

23.  Namazı Vaktinden Evvel Kılmak:  Namazı vaktinden evvel kılmak da büyük günahtır, çünkü mmar. vakitleri muayyendir. Vakit girmeden kılınan namaz caiz değildir. Vaktinden sonra kılmak da özürsüz olursa büyük günahtır. Namazı cemaatle kılmağa çalışmalıdır. Yalnız kıldığı namazla borcunu ödemiş olsa dahi vacip kuvvetinde olan cemaati bırakmak caiz değildir. Cemaatle namaz kılanlar geçim darlığından, kabir azabından kurtulurlar; amel defterleri sağ taraflarından verilir; sırat köprüsünü de şimşek süratiyle geçerler ve hesap olunmadan cennete girerler. Namazı vaktinde kılmayanların ömürle-, rinden bereket gider, yüzlerinde iyilerin siması kalmaz, duaları kabul olmaz, ölürken çok fena şekilde ölürler, azâb-ı kabre duçar olurlar. Kıyamet günü en evvelki hesap namazdan olacaktır. Namaz hesabı dürüst olanların diğer amellerinin hesabı da dürüst olur ve kurtulur. Bilâ-

BÜYUK. GÜNAHLAR

29

Ms namaz hesabı kötü olanların, diğer amelleri de bozuk olacağından, perişan olup giderler. Cenâb-ı Hakkın en çok sevdiği ameller, evvelâ vaktinde kılınan namaz, sonra ana ve babaya ikram ve ihsan, sonra da fî sebîlillah cihaddır. Özr-ü şer'îsi yokken kasden, bile bile namazın terki bazılarına göre küfür ve bazılarına göre de günah-ı kebâire-dir. Özr-ü şer'îsi yânî hastalık, baygınlık sebebiyle namazını küamayanlar, oturdukları yerde ve îma ile kılmalıdırlar; şayet kılamadıkları olursa, onu da derhal kaza etmeli ve af dilemelidir. Hazretlerden birisine doktor: «Yüzünü yıkama ve namaz kılma.», yani eğilme demiş; o da: «Ölüme terk olurum da Allah'ın emrini bırakamam.» demiş.

24.   Namazı Sebepsiz Yere, Kasden Vaktinden Sonraya Bırakmak: Meselâ öğleyi ikindi vaktinde, ikindiyi akşam vaktinde kılmak büyük günahtır; büyük, şiddetli azaba, müstehak olmalarına sebep olur. Namazın tehirini bütün bütün terk mânâsına olmayıp, vaktini geçirmek diye tefsir etmişlerdir M, çok büyük günahtır. Bu, müslümanın namaza gayreti ve dikkati olmadığının alâmetidir.

25.   Özürsüz Olarak Ramazan Orucunu Vaktinde Tutmayıp Başka Zamana Bırakmak: Özürsüz olarak orucu vaktinde tutmayıp başka zamana bırakmak da   günah-ı kebîredir, yani ramazan-ı şerifte tutamadığı bir günlük orucu ramazandan sonra hemen kaza etmesi lâzım gelirken, tehir etmesi büyük günahtır. Zira özürsüz olarak ramazan-ı şerifte oruç tutmayan kimseye fâsık denir. îş bu fısktan kurtulmak için hemen kaza edip tövbe etmelidir. Namaz, zekât ve hac da böyledir. Tehir iyi değildir, ecel bakarsın ansızın geliverir, insan vasiyet etmeğe bile vakit bulamaz. Vasiyet etse bile, bu devirde Vim oruç tutuyor?

26.   Üzerine Farz Olan Zekâtı Özürsüz Olarak Vaktinden Sonraya Bırakmak: Zekâtını vermeyenler müşrik di-

30                                   MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ye zikrolunmuştur. «Karada ve denizde malların telef olup zayi olması ""^t zekâtların verilmemesinden neş'et eder olduğu gibi, fukara-i müslümînin hakkı olan zekâtı vermeyenlerin, de yeri cehennemdir.» buyurulmuştur. Zira seni zengin eden Allah (Celle ve alâ), hikmet-i iktizası, onu da fakir   kılmıştır.   Acaba   seni   de   onun   gibi  bir   fakir olarak yaratsaydı elinden ne gelirdi? Meselâ şuur noksanlığı, sıhhat noksanlığı, zekâ noksanlığı olsa ve çalışma kabiliyetin de olmasa ne yapabilirdin? Sakın bu zenginlik benim sa'yimin, zekâmın, kuvvet ve kudretimin neticesidir; ben geceleri bile uyumaz, çalışır dururdum deme. Bunlar hep cahil sözüdür. Sen, sen isen, ölme de göreyim seni. Bizi yaratan Allah (Celle ve alâ) bu kuvvet ve kabiliyeti ihsan etmiş de, servet sahibi olmuşuz. Hiç hastanelere, tımarhanelere, yetim, ve dulhanelere gitmedin mi? Bak onlar da senin gibi insan, belki senden de kuvvetlileri var; fakat hiç bir işe yaramaz durumdalar. Allah teâlâ bunları ibret olarak yaratmıştır.

Bir göz ki ibret olmaya nazarında, Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde, mısraı ne kadar yerindedir. Binaenaleyh sana bu serveti veren Allah teâlâ'ya şükür borcunu vaktinde ver de, fukaranın duasını al ve hem de Allah teâlâ senin malını o nisbette hem artırır ve hem de korur.

13,75 altına veya bu kadar paraya sahip olan kimse zengin addedilir, yani on dört sarı altından yirmi beş kuruş eksik.

Zekâtını vermeyenlerin azabı elbette şiddetli olacaktır, çünkü merhametsizlik alâmetidir. İşte bu gün kopan, fitnelerin bu yüzden olduğu da inkâr edilemez. Öyleyse dünyanın huzurunu kaçıran bu hallerin, hep zekâtlarını vermeyen zenginlerin yüzünden olduğu da muhakkaktır. Halbuki ilk müslümanlarm zekâtlarından maada bütün.

BÜYÜK GÜNAHLAR

31

servetlerini bile Hak yolunda feda ettikleri malûm. Ebû Bekir Sıddık gibi diğer bir kısmı, zekâtım fazlasıyla verir, geri kalan servetini hayırlara harcamak için saklardı. «Yalnız zekâtım vermekle iktifa edenler bahil adım alırlar.» buyurulmuştur. Artık vermeyenlere ne denecek bilmem? Altın ve gümüşten yapılmış eşyalara; çatal, bıçak, tabak v.s. gibi eşyalara da zekât vardır. Yalnız kadınların süsleri için kullandıkları altın küpe ve bilezikler, ticaret niyeti olmadıkça zekâta tâbi olmaz. Zekâtta niyet şarttır, fakat bunu malından ayırdığı vakit yapar ve: «Bu benim zekâtımdır.» der. Fukaraya verirken: «Bu benim zekâtım-dır.» demesi şart değildir.

27.   Gücü Yettiği Halde Hac İbadetini Geciktirmek:

Haccı şerifi muktedir olduğu halde hâlâ edâ etmeyerek terk, günah-ı kebâirdendir. Namaz, oruç bedenen; zekât mâlen; hac ise hem mâlî ve hem de bedenî bir ibadettir. Terk günah-ı kebâirdendir. Namaz ve oruç bedenen, zekât mâlen yapılan birer ibadettir. Hac ise hem mâlî ve hem de bedenî bir ibadettir. Sağlam olup mâlî kudreti de bulunduğu halde hacca gitmemek pek büyük günahtır, çünkü hacda pek çok menfaatler ve ibretler vardır. Hem o İslâm'ın fışkırdığı yerleri görmek ve hem de muhtelif insanlarla, muhtelif memleket halkıyla temaslar neticesi bir

-çok şeyler öğrenilir veya öğretilir. Dünyanın nasıl olduğunu kitaplardan değil, bilfiil görmüş olur. Sonra günahlarından tamamıyla arınır, duaları da makbul olur. Bey-tuîlah'taki bir ibadetin yüz bin derece fazla sevabı olduğu, oradaki hayırların sevabı aynı derecede çok olduğu gibi, o ihram içinde tavafın, sa'yin, Arafat'taki yalvarmala-

•rın acaba tadma doyum olur mu? Yalnız şuna çok dikkat lâzımdır ki; ihrama giren bir insan nasıl esvaplarından soyunduysa, bütün varlıklarından, benliklerinden de öylece soyunup; kimsede kusur, kabahat görmeyip ancak ken-

32

 VAAZLAR

di hatâ ve kusurlarının ıslahıyla meşgul olmalıdır. Fuzûli masraflardan sakınıp bu paraları fakir fukara ve hayrat-ı hasenata harcamak ve dedikodu gibi şeyleri yapmaktan son derece sakınarak Kur'ân okumalı, zikrullahla meşgul olmahdır. Kimseyi hor ve hakir görmeyerek rızâ-i İlâhî'yi tahsile çalışmak, muhtaçlara daima yardım etmek insanın şiân olmalıdır. Sonra hac her zaman nasip olan bir devlet değildir. Ömründe bir kere gidiyorsun. Onun için namazın şartları, usulleri varsa haccın da farz, vacip ve sünnetleri vardır. Bunları hac kitaplarından iyi öğren ve bilenlerin yanından ayrılma, daima sor.

Elbiseni soyunduğun gibi benliğini bırak. Kurban kestiğin gibi nefsini nefsânî arzularından kes ve kurtar.

Kurbanı kesmek kolay; fakat nefsini kesmek, onun elinden kurtulmak pek müşküldür. Şeytanı taşladığın gibi içindeki şeytanı da öyle taşla ve öldür M, haccın hac

olsun.

28.  Haksız Yere Bir Müslümanı Veya İslâm Devleti* nin Güvenliğini Sağlamayı ÜsÜenen Bir Kimseyi Dövmek:

Haksız yere bir müslümanı ve hattâ bir zunmîyi dövmek günah-ı kebâirdendir. Her kim bir müslümanı haksız yere yaralarsa, incitirse, döverse Allah teâlâ ona gadap eder ve dünyada insanlara yaptıkları azap kadar ceza olarak âhirette onlara azap yapar. Haksız yere dövülenlere yardım edip onları kurtarmak gerekir. Aksi takdirde oraya lanet yağar. Hele bu zulüm ana ve baba hakkında Belde-i Haram'da, yani Mekke-i Mükerreme veya Medîne-i Mü-newere'de yapılırsa günahı o nisbette büyük olur. Zaten müslim demek, herkesin onun elinden ve dilinden salim olduğu, selâmette kaldığı kimseyi incitmez, darıltmaz, fenalık yapmaz ve bilâkis herkese yardım eder, acıyıp merhamet eder, iyilik yapar, herkesi sever, herkes de onu se-

BÜYÜK GÜNAHLAR

33

ver, mübarek, muhterem, nurlu, Hak'tan korkar. Hak'kı sever, ibadet ve taata müdavim bir kimse demektir ve müs- .iddiasında bulunanların böyle olması gerektir.

29.   Ashâb'dan Herhangi Birine Kötü Söz Söylemek ve Küfretmek: Ashâb-ı Kirâm'dan birisine sebbetmek de günah-ı kebîredendir.

Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Âişe validemize seb-betse küfürdür. Cenâb-ı Vâcibü'l-vücut hazretleri Kur'ân-ı Azîmü'ş-şân'ın müteaddit yerlerinde bu zevât-ı muhtere-meyi medh-ü sena buyurmuş, en sonunda da «Radiyalla-hu anhüm ve radû anh» buyurmuştur. Artık bunun üzerine kimsenin, eğer müslümansa, ağzını açıp da söz söylemesi mümkün değildir. Müslüman değilse biz ona karışmayız. Onların cezasını verecek olan Allah (Celle ve alâ)' dır. Ashâb-ı Kiram arasındaki ihtilâfa karışmamak. Onlar birer içtihada mebnidir. Bize düşen onları sevmek ve hürmetle yâd etmektir. Allah ve âhirete iman eden kimse Ensâr'a buğz etmez. «Benim ashabıma sebbetmeyiniz. Nefsim elinde olan Allah (Celle ve alâ)'a kasem ederim M, sizden biriniz Uhud Dağı kadar olan altın infak etmiş olsanız, onların infak ettiği bir müd ölçek veya yansı kadarına erişemezsiniz.» O mübarek Peygamber (Sal-lallahu aleyhi ve sellem)'e erişmiş, iman etmiş, onun uğrunda malım ve canım feda etmiş, İslâm'ın gelişmesine ve yayılmasına vesile olmuş o bahtiyarlara dil uzatmak ve onlan tenkid etmek doğrusu delilikten başka bir şey değildir. Müslümana yakışan onlara karşı hürmetkar ve saygılı olmaktır. Cenâb-ı Hak cümlemizi bu gibi fitnelerden muhafaza buyursun, âmîn.                                            ¦

30.   Din Âlimlerini ve Kur'ân-ı Kerîm Hafızlarını Kötülemek ve Gıybetlerini Yapmak: Ulemâ-i kiram hazerâ-tım ve hamele-i Kur'ân olan zevatı muhteremeyi de zem

34                                     MÜ'MlNLERE VAAZLAR

gıybet günah-ı kebâirdendir. İnsan olmak münasebetiyle, ulema da olsa, hamele-i Kur'ân da olsa hatâdan salim olmak mümkün değildir. Hatâlardan ancak büyük evliyalar mahfuzdurlar. Herkes evliyanın büyüklerinden olmağa muvaffak olamaz. Nefs ve şeytan hepimize musal-- lattır. Bunlarda ve hattâ hepimizde görülea hatâ, kusur, kabahatler ve birbirlerimizi zemmetmek ve gıybet etmek müslümanhğa hiç yakışmaz. Biz birbirimizin ayıp ve kusurlarımızı örtmekle memuruz. Binaenaleyh ulemâ-i kiram hazerâtı da beşerdir, birçok kusurları da olabilir. Fakat onların ilim hususunda göstermiş oldukları sa'yi gayrete bakarak, yapmış oldukları bu büyük hizmete karşı, onları -zem ve gıybet değil, belM medh-ü sena edip, hürmet ve saygıyla anmamız lâzım gelirken, inşarıivk ve müslüman-lık hilaf ma onları zem ve gıybet etmek elbette günahtır; hem de büyük günahta.

Kur'ân âyetleri buna şahittir. Bir hadîs-i kudsîde bu-

yurulmuş M:

«Bir kimse benîm velilerimden birisine ihanet yahut

adavet ederse bilsin İri, ben onunla muharebedeyim.»

îşte bundan daha şiddetli vaiyd olmaz. Bir kimse ki» Allah teâlâ ile harp etmeğe kalkarsa, elbette helak olacağı malûmdur. Aynı zamanda ulemanın eti zehirdir. Onları zemmedenlerin kalpleri ölür, cesetleri ne kadar yaşarsa yaşasın kıymeti yoktur. Hak (sübhânehû ve teâlâ) cümlemizi yaramaz fiillerden muhafaza buyursun, âmîn. 31.  Müslümanların Kusur ve Kabahatlerini Zalim Bir Kimseye Haber Vermek: İnsanların kusur ve kabahatlerini bir zalim kimseye haber vermek günah-ı kebâirdendir; çünkü müslümamn dövülmesine, ezâ ve" cefa edilmesine sebep olur. Fakat başkasının ırzına, malına, canına tasallut etmek isteyen kimseyi de idarecilere haber vermek

BÜYÜK GÜNAHLAR

35

mendup ve belM de vaciptir. Fakat müslümanlar Kur'ân okuyorlar, mevlid okuyorlar, zikir yapıyorlar diye veya din ilmî öğreniyor diye haber verenlerin hali çok, hem de pek çok acıklıdır.

32. Deyyusluk Yapmak: Bir erkeğin hanımı veya mahremlerinden biriyle fâsık bir adamı bir arada görüp, ses çıkarmayarak, halleri üzere terk etmesidir.

Üç kimsenin cennete giremeyeceği bildirilmiş. Bunlardan :

Birincisi: Ana ve babaya âsi olandır. İkincisi: Deyyus veya pezevenk denilen, mahremini kıskanmayan adamdır.

Üçüncüsü: Kendisini erkeklere benzeten kadındır.

Cennete giremeyen insanın yerinin cehennem olacağı herkesçe malûmdur. Valideynine âsî olmak, deyyusluk yapmak, kendini erkeklere benzetmek insanivk sıfatlarıyla bağdaşmayan çok çirkin huylardan olmakla günah-ı kebî-reden addolunmuştur.

33.   Pezevenklik Yapmak: Pezevenk, karısı veya mah-remiyle diğer bir yabana erkek arasında arabuluculuk yapan kimseye denir M, günah-ı kebâirdendir.

Bu adiliği, cinayeti irtikap eden şuursuz, akılsız, beyinsiz kimse demektir. Deli demek daha doğru olacak. İnsan ancak namus, iffeti ve havasıyla insandır Bu alçakça, yapılan hareketlere alet olan kimse, büyük günah işlemekten başka, insanlıktan nasibini almayan kimsedir. Ce-nâb-ı Hak cümlemizi muhafaza buyursun, âmîn.

34.   Emr-i Ma'ruf ve Nehy-i Münkeri Terk Etmek:

Emr-i ma'ruf, iyiliklerle eînr ve fenalıklardan men etmemek de günah-ı kebâirdendir.

36                                 MÜ'MİNUERE VAAZLAR

Şeriatın emrettiği ibadat, tâat, hayır ve hasenatlarla emretmek ve aynı zamanda yine şeriatımızın istemediği günah, haram ve yasaklardan da men etmekle mükellef bulunduğumuz için, bunları yapmazsak, elbette şeriatın ve dinin elden gitmesine sebep olacağımızdan, büyük günah sayılmıştır. Onun için toplu yaşamak zorundayız ve idareler bu hükm-ü îlâhiye'yi tatbik etmekle mükelleftirler. Sonra bunların adına kanun, nizam denmiş. Her ne derlerse desinler. Allah teâlâ'nın emirlerine inkıyada idareciler memurdurlar. Ulemâ-i kiram yalnız vaaz ve nasihatleriy-le telkine çalışırlar, halk da emirleri dinlemeyen ve yasaklardan kaçmayanlara içlerinden buğz eder,  demişler M, bu da imanın en zayıfıdır. Din-i İslâm'ın hayatı, emr-i ma'ruf, nehy-i ani'l-münkere bağlıdır. İhmal edilirse fesat artar, beldeler harap olur, kullar da helak olur.

35. Sihri öğrenmek, Öğretmek ve Sihirle Amel Etmek : Sihri öğrenmek veya öğretmek veya sihirle amel etmek günah-ı kebâirdendir. Bir rivayette sihre itikad ve amelini icra etmek küfürdür demişler. Sihir yapanın tövbesi de makbul değildir. Sihir yaptığı sabit olursa katlo-lunur buyurmuşlardır.

36. Kur'ân-ı Kerîm'i Öğrendikten Sonra Yüzüne Okuyamayacak Kadar Unutmak: Kur'ân-ı Azîmü'ş-şân'ı öğrendikten sonra yüzüne okuyamayacak kadar unutmak günah-ı kebâirdendir.

Bu tabiî öğrendiği o güzel kelâm-ı-İlâhî'yi ihmal edip okumadığından neşet eder M :

«Her kim Kur'ân-ı Azîmü'ş-şân'ı okuduktan sonra onu unutursa kıyamet gününde eli kesik olarak Allah'a mülâki olur.» Yani hayırlardan eli kesik kimse gibi. Bazı ulemaya göre: Kur'ân-ı unutmak, ahkâmıyla ameli terk etmektir, demişler. Malûmdur M, Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân ehline

BÜYÜK GÜNAHLAR

37

ve Kur'ân ile amel edenlere şefaatçidir ve aynı zamanda Kur'ân'dan yüz çevirenler hakkında davacıdır. Şefaati red-dolunmadığı gibi dava ettiği kimseler de yakalarım kurtaramazlar. Cenab-ı Hak cümlemize hidayetler eylesin de, Kur'ân'ı daima okumak ve mucibiyle amel etmek nasip eylesin, âmîn.

37.   Büyük  Olsun,  Küçük  Olsun  Canlı  Hayvanları Ateşte Yakmak: Büyük veya küçük canlı hayvanı ateşte yakmak günah-ı kebâirdendir.

O hayvan ister eti yensin ve isterse eti yenmeyen tabakadan olsun. Yalnız yakmaktan başka çare bulunmayan hayvanların yakılmasına cevaz verilmiştir.

38.   Şer'î Bir Özrü Olmaksızın Kadının Kendisini Kocasına Teslim Etmekten Kaçması: Kadının hükm-i şer'î ile bir özrü yokken, kendini kocasma teslimden kaçması günah-ı kebâirdendir.        .

Özür, farz olan ramazan orucu, hayız ve nifas hali, bir de takat getirilemeyecek kadar hasta olmasıdır. Bundan gayri kadın her haliyle kocasma itaat etmekle mükelleftir. Erkeğin kadın üzerindeki hakkı pek büyüktür. Emri dinlenmezse lanete müstehak olur.

39.   Günahın Çokluğu Sebebiyle Allah'ın Rahmetinden Ümit Kesmek: Bir insanın günahının çokluğundan nâş^ Allah teâlâ'nm rahmetinden ümidini kesmesi günah-ı kebâirdendir. Cenâb-ı Hak,  Erhamü'r-râhimîn'dir. Rahmetinin sonu yoktur. Kullarına, rahmetinden ümit kesmemeleri tavsiye olunmuştur. Allah teâlâ'nın rahmetinden ümidi ancak kâfirler keser. Bir kimse: «Yâ erhame'r-râhimîn.» diye, «Yâ Rab!» diye ve «Ya Ekramerekremîn.» diye münâ-câtta bulunsa, Genâb-ı Hak onun günahlarına bakmadan kulunun dualarını kabul eder. Cenâb-ı Haklan rahmeti-

38                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

nin sonu olmadığı halde, bizleri uyandırma bakımından yüz rahmeti vardır (Bu kesretten kinayedir).1 Bu yüz rahmetten, yer yüzüne kıyamete kadar gelecek mahlûkata bir rahmet verilmiştir ki, bütün mahlûkatta görülen şefkat, bu bir rahmetin eseridir. Kıyamet gününde bu bir rahmete, geri kalan 99 rahmet eklenir, o zaman bu yüz rahmetin nasıl tecelli edeceğini akıl ve havsala ihata edemez. Günahlardan korkmamak olmaz, fakat bununla beraber Allah teâlâ'nm rahmetinden bi'1-külliye ümit kesmek de olmaz. Onun için pek büyük günahtır denmiş. Bize düşen vazife günahlarımızdan korkmak, aynı zamanda rahmetinden ümit kesmemektir. Korkuyla reca karın kardeştir. Birisi olur, birisi olmazsa olmaz. Havfla reca, kuşun iki kanadı gibidir. Bir kanatla nasıl uçulmazsa, yalnız ümit ve yalnız korku kâfi değildir. Her ikisinin denk olması lâzımdır. Yalnız, sıhhatli zamanda korkunun galip olmasını ve hastalık zamanında recanın galip olmasını muvafık bulmuşlardır.

40. Allah'ın Mekrinden, Azap ve Gadabından Emin Olmak.: Allah teâlâ'nm mekir, azap ve gadabından emin olmak da günah-ı kebâirdendir.

Bir kuluna, masiyet üzere olduğu halde, Allah teâlâ Hazretleri istediklerini veriyorsa, buna istidrac derler ki, bir nevi azaptır. Dışarısı parlak, içi ateş doludur. Cenâb-ı Hak kulunu yaratmış, sıhhat ve afiyet ihsan buyurmuş. Yediği ve içtiği o kaç çeşit nimetlere karşı daima tefekkür ve azamet-i İlâhiye'nin ve namütenahi nimetlerin karşısında ibadet, taat ve sair hayırlarla meşgul olması, şükretmesi lâzım gelirken, bilâkis isyan vadilerinde ömr-ü azizini zayi etmesi kadar açınılacak bir şey yoktur. Bu, insanda havfullah olmadığının alâmetidir.

41.  Zaruretsiz Ölmüş Hayvan Eti Yemek: Zaruret anında, ölmeyecek miktarda yemeğe izin verilmiştir. Öl-

BÜYÜK GÜNAHLAR

39

imiş hayvan etini helâl addetmek küfr-ü muciptir. Zira ölen hayvanın kanının damarlarda taaffün neticesinde, ağır hastalıklara ve uygunsuz hallerin zuhuruna sebep olduğu beyan olunmaktadır.

42. Zaruretsiz Domuz Eti Yemek: Bu da zaruret anında ölmeyecek kadar yenilebilir. Helâl addetmekse küfr-ü muciptir.. İnsanın yediği şeyler, bedeninde bir cevhere munkalip olacağından, bi'z-zarure o gıdanın cinsinden insanda kötü, fena vasıf; safiyet ve ahlâk peyda olur. Hınzırın tabiatıysa, dişisini kıskanmamakla beraber, menhiy-yat ve kabih şeylere haris olduğundan, hınzırın etinin yenmesinin haram oluşu, o kötü huylarının insanlara geçmemesi için denmiştir. Bunu yemek âdetleri olan hristi-yanların halleri de meydandadır. Fenalıkları işlemekte ve . kanlarını hiç bir surette kıskanmamaktadırlar. Diğer mikrop işleri ayrı. Bugünkü fenle de her ne kadar onları öldürmeğe çalışsalar, yine bir kısmı fena mikropların yaşadıkları sabit olmuştur. Asıl mesele mikropta değil, belki o kötü ve çirkin halin yiyenlerde zuhurudur ki, nizam-ı âlemi bozar.

43. Nemime, Yani Kötü ve Hoş Olmayan Sözleri İnsanlar Arasında Taşımak: Böyle kimselere nemmam denir. İki tarafı birbirine çatıştırmağa sebep olur. İnsana yakışan, böyle bir söz söylenmiş olsa bile, onu teville hayra vesile olmak; daha güzel, yatıştırıcı bir şekilde davranmaktır. Nemmamlarla iki taraf arasında bozucu söz taşıyanlar, nikâhlı sahihle doğmamışlardır. Nâsı ayıplayanlardan gıybet edenler; fesat için sa'y edenler; ara bozucu söz taşıyan zalimler; kendisini ayıplardan azade kılan, bende kusur, kabahat yok diyerek, kendisini çok iyi tanıtmak isteyenler, kendilerinin kıyamet gününde köpek suretinde haş-rolunacaklannın rivayet edildiğini bilmelidirler. Nemma-

40                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

mı asla tasdik etmemek, ona nasihat etmek ve hattâ ona buğz etmek, sözü naklolunan kimseye su-i zan etmemek, nemmamın sözünü araştırmamak ve nemmamın sözünü başkasına nakletmemekle de mükellefiz.

44.  Kumar Oynamak: Kumar şer bir oyundur; galip mağlûptan bir şey alır ki, günah-ı kebâirdendir.

Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Azîmü'ş-şân'da,   Şarap Aye-tin'de bunlara ricis adını vermiş ve şeytan ameli olduğunu bildirmiştir. Bir çok zararı vardır. Bir kere çalışmaktan kalırlar. Geçimlerini kumar denilen haramdan temine çalışırlar, çalışsalar da dürüst çalışmazlar. Sonra tatlı tatlı oturur; kavga, gürültüyle kalkarlar. Uykusuz kalırlar. Vakitlerini haram yerde zayi ederler. Ne kendilerine, ne ailelerine, ne de cemiyete yararlar/Bunların yerlerinin cehennem olduğu bildirilmiştir. Alışmak suretiyle terki güç olan masiyet ve bir musibettir. Ev eşyalarını, hattâ hanımlarının ve çocuklarının ihtiyaçlarını bu yolda harcarlar. Netice olarak hırsızlığa sevk eder ve belki sonu da ölümle biter. Allah (Celle ve alâ) cümlemizi ve çocuklarımızı, hattâ bütün insanları bu fertten kurtarsın. Gel kumar oynayalım demek bile günahtır. Yalnız bu söz için sadaka ve kefaret vermek icap eder. Dama, tavla, iskambil dedikleri oyunlar da bu kabildendir. Hattâ evlerde çocukların oynadıkları yüzük oyunu da böyledir.

45. Yer Yüzünde Fesat Çıkarmak ve Zulmetmek: İnsanları ıstıraba, ihtilâl ve ihtilâfa, mihnet ve belâya düşürecek ef'al ve akvale sevk etmek; nâsm anlamadıkları sözü söylemek; zayıf kavillerle fetva vermek ve hattâ ihtiyar kadınların tecvit okumayı bilmediklerini bildiği halde, tecvitsiz Kur'ân okuması, namaz kılması caiz olmaz demek, onların büsbütün namaz kılmamalarına sebep olacağından, fesattan addedilmiş ve günah-ı kebâirden sayılnnş-

BÜYÜK GÜNAHLAR

41

tır. Karun'un yere baüşı da yer yüzündeki fesattandır. Vaaz ve nasihatlerde de çok dikkatli olup nâsı ibadetten soğutucu hareketlerden ve sözlerden son derece sakınmalıdır.

Meselâ: Teravih namazını kılmayan bir kişiye: «Oruç da tutma.» demek; «Namazı sair zamanda kılmıyorsun, ramazanda kılmanın ne faydası var.» «namazı ta'dil-i erkânla kılmıyorsun, böyle namazı hiç kılma.» gibi sözler, hem ayıptır, hem de günah.

46.   Hakimin Adaletten Ayrılıp Haksızlık Yapması:

Kur'ân-ı Kerîm'den çıkarılan ahkâm-ı İlâhiye ile hük-metmeyip nefsinin muktezasıyla hükmetmesi günah-ı kebâirdendir. Ahkâm-ı İlâhiye ile hükmetmeyen hakimlerin veballeri, günahları malûm olduğundan, eslafın pek çoğu, hakim olacaksın diye zorlandıkları halde, hapislere, dayaklara razı olarak, hakimliği kabul etmemişlerdir. İmam-ı Âzam Hazretleri bunlardan birisidir.

47.   Adam Öldürmek, Yol Kesmek ve E$kıyalık Yapmak : Adam öldürmek, yol kesmek, eşkıyalık yapmak günah-ı kebâirdendir. Malı alır ve adam öldürürlerse günah üstüne günah işlemiş olacaklarından —yol kesmek, mal almak, adam öldürmek gibi— hem gâsıb, hem de katil olurlar. Onun için dünyada ve âhirette, onlara azab-ı azîm vardır. Mal almak için adam öldürenler, katil damgasını yiyip idam edilirler. Katlolunamn velisi affetmiş olsa bile, kati cezası sakıt olmaz. Eşkıya yalnız mal almışsa, eli ve ayaklan kesilir. Yalnız korku vermek suretiyle yol kesenler, sürgün edilir. Kaçan eşkıya tutulmadığı takdirde, görüp tutanların öldürmesine izin verilmiştir. Sürgün etmek cezası, hapsetmek cezasıyla tevil olunmuştur.

48.   Zîhar, Yani Karısını Anasına Benzetmek: Bir erkeğin hanımına: «Sen benim anamın arkası gibisin.» diye

42                                     MÜ'MİNLERE VAAZLAR

söylenmesi M, buna zihar denir. Anasının bütünlüğünü ifade eden her azasına teşbih de böyledir. Bunu söyleyen kimseye hanımı haram olur. Kefaret yapmayınca hanımı kendisine helâl olmaz. Kefaret, ya bir köle veya cariye azat etmek; 60 gün arası kesilmeden oruç tutmak veya 60 fakire sadaka-i fıtır miktarı para vermektir. Bu, annelerin yüksek kıymetlerini ifadede çok beliğdir. Annenin ne demek olduğunu bu hadise pek güzel anlatır zannederim.

49.  Küçük Günahlara Devamda Israr Etmek: Israrla küçük günah olmaz. İstiğfarla büyük günah kalmaz. Küçük günahı büyük yapan ısrar hakkında ihtilâf olunmuştur. Küçük günahlar kişinin ibadet ve taatma galebe ederse, bu ısrarlar günah-ı kebâirden olur. Bir insan irtikap ettiği bir günahı tekrar işleyeceğine azimliyse, bu kebâirden olur. Bazen ufak kıvılcım denilen ateşin, bir evi ve mahalleyi yaktığı, kül ettiği görülen ve bilinen şeylerdendir. Meselâ, bir sigarada kerahat olduğunda ittifak vardır. Yirmi sigara yirmi kerahat eder, sekiz kerahat bir günahtır. Günah küçük olsa dahi mütemadiyen ve her gün içildiği için bu ısrar değil midir? Israrsa büyük günahtır. Şu halde biriken günahlarla acep halimiz ne olur? Kera-hattan korkmayan tabiatıyla ne küçük, ne de büyük günahlardan kaçacak, korkacak değildir. İnsan her hangi bir şeye alışırsa, onu terk etmek çok güç olur; sonra o alıştığı şeyi evvelâ günahken, bir de bakarsınız mubah gibi kullanmaktan çekinmez,   kaçınmaz   ve   korkmaz hale gelir. Oyun oynayanları seyrede seyrede, bir de bakarsınız o da alışmıştır, maazallah.

50. Günahlara Yardıma Olmak: Günahlara teşvik günah-ı kebâirdendir. Mâsiyete rıza mâsiyettir. Hazret-i Allah (Celle ve alâ) Hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'inde ihsan

BÜYÜK GÜNAHLAR

43

hususunda yardıma teşvik etmekle, maâsi ve adavete yardımı men. etmiştir.

51.  İnsanlara Şarkı Söyleyip Gazel Okumak: İnsanlar için şarkı veya gazel gibi şeyleri teganni etmek günah-ı kebâirdendir, kendi kendine söylemek de mekruhtur. Teganni suların otları bitirdiği gibi, zamanı bitirir. Yine bir insan teganniyle sesini yükseltse, Cenâb-ı Hak onun omuzlarına iM şeytan gönderir. Bu şeytanlar, adam teganniden vazgeçinceğe kadar kafalanyla, ayağının topuğuyla, o adamın göğsüne vururlar. Düğün ve bayramlarda teganni konusunda ulema arasında ihtilâf olunmuştur. Sevap olan terkidir demişlerdir.

52.   Avret Yerlerini  Açmak:   Avret mahallini açan kimse gerek erkek, gerek kadın, gerek yaşlı bir ihtiyar, gerekse genç olsun ve hazır olan kimseler dahi gerek mahremi olsun, gerekse ecnebi olsun, keşf-i avret etmek haramdır, günah-ı kebâirdendir. Hamamda, gayri yerde, namazda ve yalnız halde keşf-i avret etmek haramdır, caiz değildir. Tedavi, sünnetlik ve lohusalık hallerinde mazurdur. Erkeklerin göbeği altından diz kapağının altına kadar olan mahallerinin kâffesi haramdır. Kadınlannsa kadınların yanında bile göbeğinden dizi altına kadar yeri, erkekler yanındaysa kâffe-i azası haramdır. Namazda yalnız ellerin içiyle yüzü Ti aram olmayıp, bunlardan maada azasının cümlesi haramdır. Hattâ kadınların bu azalardan maada yerleri, namazda açık olsa, namazları sahih olmaz. Hattâ kadınların kabristanda çürümüş kemiklerine bakmak, yapışmak caiz değildir demişler. Aynı zamanda kadınların erkekler yanında açması caiz olmayan azâsmı hristiyan kadınlarının yanında açması da caiz değildir.

53.   Cimrilik Yapmak ve Vacip Olan Borçlarım Ödememek: Bahilliktir. Vacip olan zekâtını, fitresini, kurba-

44                                      MÜ'JAİNLERE VAAZLAR     .

nını ve borcunu saklayıp vermemek gûnah-ı kebâirden-dir. Adağım yerine getirmemek ve mahsulünün öşrünü vermemek dahi bahüliktir. Hattâ zekâtını verip de mürüvvet babından olan hayırları işlememek de bahillikten sayılmıştır.

54.  Hazret-i Ali'yi Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer Üzerine Tafdil Etmek: Hazret-i Ali (Keremallahu veche)'yi Ebû Bekir ve Ömer (Radiyallahu anhuma) hazretleri üzerine taîdil etmek de günah-ı kebâirdendir. Zira Rasûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) hazretleri Ebû Bekir hazretleriyle Hazret-i Ömer'e iktida edilmesiy-le emir buyurmuştur. Gerek bu ve gerek sair ehâdîs-i ne-bevîyeye ittibaen, sıra evvelâ Hazret-i Ebû Bekir, sonra Hazret-i Ömer, sonra Hazret-i Osman ve sonra da Hazret-i Ali efendimizindir. Ehl-i sünnet itikadı da bunun üzerinedir. Hazret-i Ali efendimizi Şeyheyn üzerine tak-dimse RâîizÜerin mezhebidir M, merduttur.

55.  Kendini Öldürmek veya Azalarından Birini Kesmek : Nefsini kati veya azasından bir azayı itlaf etmek, yok etmek günah-ı kebâirdendir. Katl-i nefis her ne suretle olursa olsun, meselâ silahla, bıçakla, asmak, zehir içmek, yüksek minareden atlamak, bunların hepsi birdir, günah-ı kebâirdendir. Zira her Mm kendini böyle öldürürse kıyamet günü cehennemde aynı şekilde ebediyyen azap olunacağı bildirilmiştir. Allah muhafaza buyursun.

56. Sidikten Sakınmamak: İşediği zaman bedenini ve elbisesini sidik sıçramasından muhafaza etmemek de günah-ı kebâirdir. Ayakta işemek de buna sebeptir, çünkü namazın esası taharettir. Necasetti elbiseyle namaz kılındığında kabir azabına da müstehak olunur. Taharet esnasında gerek bevlde ve gerekse diğer taharette güzelce ta-

BÜYÜK GÜNAHLAR

45

haretlenmek, elbise ve bedenini kirletmemek lazımken, orada necaset kalsa, bü aahi sidikten kendini korumayanlara dahildir. Kabir azabının çoğu, bu temizliğe dikkat etmemektendir ve bahusus mrmmf yerlerdeki helalara belki insan temiz girip pis çıkar. Onun için ya mağazasında hususî bir mahal olmalı veya çok dikkatli olmak gerek, îstibra ve istinca zamanında, avret yerlerini açmaktan çok sakınmalıdır.

57.  Verdiği Sadakayı Başa Kakmak:   Sadaka veren  sadakayı alan kimsenin başına kakması,  «Ben

sana şunu verdim, bunu verdim.» diyerek yaptığı iyilikleri sayması ve nefsince sadakayı alan kimseye karşı bir meziyet görmesi günah-ı kebâirdendir. Bunlar yaptığı hayırların ve iyiliklerin sevabım yok eder. Zira tasadduk ettiği malı ona veren ve başkasına verdirmeğe iktidar veren ancak Cenâb-ı Hak'tır. Buna mukabil şükretmesi lâzım gelirken, her ne suretle olursa olsun utandırmağa dair yapılan her şey, sevabını hem imha eder, hem de Cenâb-ı Hak kelâm-ı kadîminde men ettiği gibi Efendimiz hazretleri de başa kakan, valideynine âsi olan ve içki içenlerin cennete giremeyeceklerini beyan buyurmuşlardır. Allah teâlâ kıyamet gününde üç kimsenin yüzüne bakmaz : Verdiklerini başa kakan, kibirlenmek maksadıyla elbisesini uzun eden ve içki, şarap içen. Allah korusun!

58. Kaderi Tekzip, Yani Yalanlamak: Allah teâlâ "hayır ve şerri takdir etmez demek, yani kaderi tekzip etmek günah-ı kebâirdendir. Buna Mezheb-i Kaderiyye derler. Bu taife kaderi inkârla, hayır olsun, şer olsun: «Kul fiilinin halikıdır.» der. Eğer Hak teâlâ kul üzerine şer ve masiyeti halk ve takdir etmiş olsa, o masiyet için o kula azap etmesi caiz olmaz derler. Cebriyye de bunun aksini iddia edip: «Kulda asla kuvvet yoktur; hayır ve şer ne iş-

46                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

lerse cümlesini Mevlâ'nın kudretiyle mecburi işler.» der. Bu mezheplerin ikisi de bâtıldır. Kaderi inkâr eden bu milletin mecusîsidir. Eğer hasta olsalar ziyaret edilmemeleri ve cenazelerine gidilmemesi çok calib-i dikkattir. Ehl-i sünnete göre, hayır ve şer her ne vaki olursa olsun, cümlesi Allah teâlâ'mn takdir ve iradesiyle olur. Takdir-i İlâhî olmaksızın hiç bir şey meydana gelmez. Kul hiç bir zaman fiilinin, halikı olamaz vesselam.

59. İşlerini Kendine İsnat Etmek:  Kulların işlerini kendilerine isnat etmeleri günah-ı kebâirdendir. Cenâb-ı Hak'kın i*ni olmadıkça hiç bir kimsenin, hattâ hiç bir zerrenin bir şeye kadir olmadıkları ehl-i sünnet itikadıdır. Hak'km müsaadesi olmadan şunu şöyle yaptım, bunu da böyle yaptım demek, Kaderiyye Mezhebi'dir. Yukardaki gibi Kur'ân-ı Azîmü'ş-şân bunları açıkça beyan eder. Her şeyin halikı Allah'tır. Allah'tan başka bir hâlık mı var? «Kulları ve kulların bütün harekâtım yaratan ve her şeyi yaratan Allah (Sübhanehu ve teâlâ) olup ondan başka halik yoktur.» diye itikad etmek lâzımdır. Hâlık-ı Zü'l-Ce-lâl'in irade-i ezeliyesi taallûk etmedikçe hiç bir şey olamaz. Bu meseleye çok dikkat edip, ne Kaderiyye Mezhebi'ne, ne de Cebriyye Mezhebi'ne kaymamalıdır. «Ben yaptım, ben ettim.» demek, kendine isnat etmek ve benlik vadisine düşmek de çok tehlikelidir. Her işin Allah teâlâ'nın izniyle ve iradesiyle, takdiriyle olacağına iman etmek gerektir. 60. Kâhin, Müneccim ve Arrafa Tasdik Etmek: Kâhini, müneccimi, arrafı tasdik etmek de günah-ı kebâirdendir. Bizim kapı kapı dolaşan hanımların ve beylerin kulakları çınlasın. Kâhin gaipten haber veren kimseye denir. Müneccim yûdıznamelerden ahkâm çıkaranlara, ar-.  raf da: «Çalman eşyaları meydana çıkarırım.» diye iddiada bulunan kimseye denir. Bazıları arraî sihirbaz de-

BÜYÜK GÜNAHLAR

47

mektir demişler; hangisi olursa olsun, bunları tasdik etmek haramdır. Müneccime de kâbın diyen olmuştur. Bir kimse kâhine, müneccime, arrafa, sihirbaza gidip de onları tasdik eylese veya iman eylese Hazret-i Peygamber'e inzal olunan şeyi, yani Kur'ânı inlrâr etmiş olur ki, kâfir olur.

61.   Nesebi Belli ve Temiz Olan Bir Kimseye Ta'n Etmek, Yani Müminin Irz ve Namusunu Ayıplayacak Söz Söylemek:  Zâhir-i şer'iyyede nesebi belli olan bir kimseye ta'n etmek, yani o müminin ırz ve namusunu ayıplayacak söz söylemek günah-ı kebâirdendir. Bazıları: «O ta'n olunan, müminin babasından başka bir babaya hamletmektir.» demişlerdir. Mutlaka insana ta'n etmek ne suretle olursa olsun haramdır. Zira ta'n ezadır. Mümine nesep cihetinden ezâ etmek en büyük bir ezadır. İki sınıf insanın hareketleri ehl-i küfrün hareketlerindendir. Birisi nesebe ta'n, diğeriyse ölü için medhiyeler söyleyip ağlamaktır. Ağlamadan yine onun bazı evsafım sayıp dökmek de haramdır.

Ölü için yemek ve ziyafet, helva vesaire yapmak caiz değil, menindir.

62.   Mahlûk İçin ve Onun Adına Kurban Kesmek:

Mahlûk için kurban kesmek haramdır ve günah-ı kebâirdendir. Böyle ınn'hltiTc için kesilen kurbanın etini yemek de haramdır. Zira Allah teâlâ'nın ism-i şerifinin gaynyle kesilen hayvan ölü hükmündedir. Ölü hayvan etini yemek haram olduğu gibi, kesilen hayvan büyük olsun, küçük olsun (horoz ve tavuk gibi); namına kesilen kimse ister nebi, ister veü olsun caiz değildir. Nebiyy-i zîşân için ve evliya-ı izam için kurban kesmek caiz olmadığı halde, nasdan birisinin şerefine kesilen kurban da tabiî hiç caiz değildir. Allah (Celle ve alâ)'nın isminin  gayrisine veya Allah'ın,

48                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ismiyle kul ismini birleştirmek suretiyle kurban kesmek

caiz değildir ve etini yemek de nar anıdır.

Mümin kurban keserken sehven, unutarak: «Bismillah.»  demeden kesse mazur olması hasebiyle hayvanın etini yemek mübahür ve caizdir. Fakat: «Bismillah.» ve «Bism-i Muhammed.» diyerek kesmek, Musa ve İsa namına kesmek; Kabe namına, peygamberimiz namına veyahut padişahlar ve emsali büyükler namına, yollarda karşılayıp onların şerefine veya cin, peri namına kurban kesmek katiyen caiz değildir, eti haramdır. En güzel kurban ancak ve ancak Allah rızası için kesilir, ba'dema sevabı istediği kimsenin ruhuna hediye edilir.

63.  Kibir  Sebebiyle Elbiseyi Uzun Yapmak:   Elbisenin eteğini uzun edip sokakta gezerken, onu yere doğru salıvermek günah-ı kebâirdendir. Bu, iki sebepten dolayıdır:

Birincisi: Sokaklarda pislikten muhafazası mümkün olmaz.                                                                -

İkincisi: Kibir alâmeti olmasıdır. Kibir zaten haramdır. Elbisede hattı vasat, topuklara kadar olmalıdır, bundan ziyadesi ifrattır. Bir insan için nefsine uçup verecek şeyi giymek ve onunla çalımlanmak haramdır. Hattâ parmağına veya boynuna taktığı kıymetli şeylerle uçup gelirse, kendini beğenirse, varlığıyla iftihar ederse, bunlar da haram olur; çünkü kibir ve uçup son derece sakınılacak mezmum sıfatlardandır. Bunlardan korunarak bu gibi şeylere meydan vermemek lâzımdır, çünkü: «Kalbinde zerre miktarı kibir olan cennete giremeyecektir.» buyuruhnuştur.

64.  Çocuğunu Dalâlet Yollarına Sevk  Etmek:   Bir kimse için evlâdım dalâlet yollarına/kötü ve fena âdet

BÜYÜK GÜNAHLAR

49

ve ananelere, çirkin sözlere alıştırmak, günah-ı kebâirdendir. Zira insan  evlâdını en- iyi bir şekilde yetiştirmeğe mecburdur. Evlâdına öğretip onû camiasına ısındırmak ve alıştırmak, devamım temin etmek, Kur'ân'ını lâyık-ı veçhiyle öğretmek, emirlerine ve yasaklarına karşı  çocuğu uyarmak her ana ve babanın başlıca vazifelerindendir. Çocuğunun sokak ve top peşinden koşan, konu komşuyu rahatsız eden  bir karakterde olmaması  için son derece dikkatli olmaları lâzımdır. Sonra evlât deyip geçme. Onun dünya istikbalini temin için babaların nasıl gayret gösterdikleri, nasıl  masraflara  katlandıkları malûm.   Buna mukabil evlâtlarını dindar yetiştiremezlerse, bunun mesuliyetini tabiatıyla ebeveyn üzerine alacaktır. Şu da hepimizin malûmudur ki, onlar bizlerin yerine bırakılan birer emanet-i İlâhî'dir. Yaptıkları ve yapacakları bütün hayır işlerinde, ebeveyni de aynı sevabı alacağı gibi, yaptıkları günah işlerden ve yaramaz hallerinden de aynı şekilde ebeveynin müteessir ve müteezzi olacakları malûmdur. Dinsiz olarak yetişirse, artık bunun vebaline nasıl tahammül olunacaktır  bilemem?  Erkeklerin kadın kıyafetine, kadmlann da erkek kıyafetine girmesi katiyen caiz değil, menhîdir. Herkesin, evinde bulunan hanımlarına ve çocuklarına en başta dinin direği olan namaz olmak üzere, İslâmî hayatı yaşamaları için, Allah teâlâ'nın  emirlerini duyurması ve tatbik etmesi lâzımdır. Sonra her kim evlâdını şarap içen kimseye verirse, onu cehenneme eliyle sevk etmiş olacağından, evlenecek kızlara da müslüman koca aramaları vaciptir. Dinsizlere verilirse nikâh bâtıldır, hükmü yoktur.  Her ikisinin dindar obuaları şarttır.

•İmansız kimselere, kızlarını vermek katiyen caiz değildir. Bu günün nazikliğini iyi düşünmeli, imansız kızları da her ne kadar münevver olursa olsun almamalıdır; çünkü ni-

. kâh sahih almaz. Malûmdur ki, nikâh imanla meşruttur.

50                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Abdest olmayınca namaz nasıl sahih olmazsa, iman olmayınca da Tiiltfth sahih olmaz.    •                          .

Halbuki İslâm'dan evvelki devirlerde, bahusus Araplar arasında evlâtlarını diri diri gömenler olurmuş. O masum çocukların bu haksız yere öldürüldüklerinin cezasını ana ve babalar çekecektir, fakat masum çocuk inşaallah cennete gidecektir. Bu gün maalesef dinsiz olarak yetişen evlâtların yeri tabiatıyla cehennem olacaktır ve ebeveyninin yerinin artık neresi olacağım onlar düşünsün. Bu gün biz evlâtlarını öldürenleri ayıplarken, bak kendimiz ne hale geldik?

65.   Kötü Bir Çığır Açmak ve Bid'at Ortaya Çıkarmak : Kötü bir yol ve bir çığır açmağa, şeriatta olmayan şeyleri icat ve ihdas edip meydana getirmeğe bid'at denildiği gibi, bu da günah-ı kebâirdendir. Bu açılan yol İslâm'ın istemediği bir yolsa, bu yola gidenlerin bütün veballerinin, bu yolu açanın defterine geçmekte olduğunu bilmek gerekir. Meselâ: Kadın-erkek karışık olmak üzere kahvehanelere, gazinolara, sinemalara, meyhanelere, kumarhanelere gitmek; balolarda dansetmek; denize girmek hep kötü çığırın alâmetleridir. Avret yerlerinin açılması, yarı çıplak gezmek ve bunlara benzer hadiseler hep aynı günaha dahildir. Bu günün müslümanı bunlara hiç kulak asmaz ve müslümanlığın kendi keyif ve arzusuna göre olmasını ister; o da müslümanlık olmaz vesselam. Halbuki günah ne kadar büyük olsa dahi affı ümit edilir. Fakat kötü yol açmak suretiyle kazanılan günahlar, daima artmakta ve devam etmekte olduğundan, birer çığ gibi büyümektedir. Cenâb-ı Hak cümlemizi kötü yol açmaktan ve Hak'km razı olmadığı bütün yollardan muhafaza buyursun. Âmin! 66.  Bir Müslümanı Silâh ve Benzeri Âletlerle Kor-, kutmak: Bir müslümanm müslüman kardeşini silâh, bı-

BÜYÜK GÜNAHLAR

51

çak vesair demir âletlerle velev şakadan olsun korkutması günah-ı kebâirdir. Hattâ bir Vitnspnin yanında bulunan eşyasmı, haberi olmaksızın, lâtife yoluyla da olsa saklayıp, o zatı telâşa düşürmek ve korkutmak da bu kabildendir.

Her kim kardeşini demir vesair bir şeyle tehdit eyle-se, melekler o kimseye lanet eder. Tâ o fiilinden vazge-çinceye kadar. Müslümanı korkutmayınız. Muhakkak ki, müslümanı korkutmak büyük bir zulümdür. Mümin kardeşini her ne şekilde olursa olsun korkutanı, Allah teâlâ yevm-i kıyamette korkularından emin kılmaz. Tabiî bunlar hepimizce malûmdur. Yalnız şu kadar var M, bazı kimseler bu gibi huysuzlukları adeta lezzet alırcasına irtikâp ederler.

67. Mücadele ve Niza Etmek: Başka bir kimseyle mücadele etmek günah-ı kebâirdendir. Mezheplerin müdafileri, hasmını utandırmak ve kendi faziletini izhar kastıyla olduğu surette günah-ı kebâiri işlemiş olurlar ve buna hu-sumet-i bâtıla derler. Lâkin mücadeleden murat bir hakkın meydana çıkması içinse, mendup ve caizdir. Başka birinin söylediği söze karşılık, ya lâfzmda veya mânâsmda, söyleyeni tahkir ve kendi meziyet ve zekâsını izhar eylemek üzere itiraz etmek kebâirdendir. Hakikatini lâyıkıyla bilmediği şey üzere mücadele ve husumet eyleyenlere Cenâb-ı Hak gadap eyler. Tâ o mücadeleden vazgeçinceğe kadar. Mümin-i müvahhide lâzım olan, hak kelâmı işittiği vakit onu tasdik ve bâtıl sözü işittikte, eğer umuru dine mü-teallikse bâtıl olduğunu ispat etmektir ki, vacip olur. Haram derecesinde olan mücadele ile mürâî, nur-i imam söndürür.

Mücadeleyi haklı olduğu halde bile terk etmek: efdaj-dir. Çoğu kere kardeşler arasında nefret-i mucip pîâcakde-

52                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

recede ayrılıklar olduğu görülegelmektedir. Ekseriya biraz dünya ilmine vakıf olanlar, meziyetlerini izhar için, ikide-bir mücadelelere girişirler ve sonra da bir çok herzeler doğar. Bilseler bile gururları sükûta razı olmaz vesselam.

68.  Kölesinin Erkeklik Uzvunu Kesmek:   Kölesinin zekerini keserek onu hadım etmek, erkeklikten mahrum etmek günah-ı kebâirdendir. Köle ister ufak olsun, ister büyük, zekerini kesme, gerek zulmen olsun ve gerek başkasına daha pahalı satmak için olsun haramdır. Yalnız eti yenen hayvanları, semiz olmaları için burmak ve hayalarını çıkarmak caizdir. Zekeri kesilen köle erkeklikten çıkmayacağı için, onların mahremi olmayan hanımlara bakması caiz olmadığı gibi, kadınlarla beraber oturması da caiz değildir ve kadınların bu hadım olan erkeklerden kaçmamaları da haramdır.

Böyle kimsesiz zuafa ve garip kimselere (ki yardımcıları yalnız Allah'tır) zulmedenlere, Hak'kın gadabı şiddetli olur. Hattâ bunlara zulmetmek değil, belki insanlık icabı daha fazla şefkat ve merhamet göstermek ve hattâ yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek ve takatları fevkinde iş göstermemekle de mükellef bulunurlar ve böyle yapmadığı takdirde, onları satmak, evlerde kullanmamak daha evlâdır.

69. Köle ve Cariyesinin Azalarından Birini Kesmek : Yine köle ve cariyesinin azalarından birisini kesmek de . günah-ı kebâirdendir. pnlar köle olmakla, fakir ve zayıf olmakla, müslümanlıktan çıkmış değildirler ve müslüman kardeşindir. Ama Allah teâlâ sizleri zengin etmiş ve onlara galip kılmış olmakla beraber, yapılan bu gibi haksız zulümlere razı olmaz.

BÜYÜK GÜNAHLAR

53

Köle kardeşinizdir, onlara kardeş muamelesi yapınız. Kardeş muamelesi yapmazsanız Hak'kin lanetine müste-hak olursunuz.

70.   Köle ve Cariyesine Gücünün Yetmeyeceği İşler Vermek: Yine insanın köle ve cariyesine ezâ etmesi kuvvetinin, gücünün yetmediği ağır işleri teklif etmesi de haramdır, günah-ı kebâirdir. Bu gibi davranışlar merhametsizlik alâmetidir. Kabahat ve kusurlarını daima affetmek, hattâ günde yetmiş kere dahi olsa yine affıyla muamelede bulunmak,    müslümanlığın   şîarı,   insanlığın   iktizasıdır; efendisinin şiarıdır.

71.   Kendisine İyilik Yapanlara Karşı Küfran-ı Nimette Bulunmak: İn'am ve ihsan gördüğü kimseyi medh-ü sena etmek lâzım olduğu halde, şu şükrü ifa etmeyip inkâr etmek günah-ı kebâirdendir. Şükür, Hak'kın hakkıdır. Fakat, vasıtayla sana ihsan eden kimseye teşekkür gerektir; çünkü: «İn'am ve ihsan gördüğü kimselere teşekkür etmeyen Allah (Celle ve alâ)'a da şükredemez.» buyrulmuştur. Aza şükretmesini bilmeyen, çoğa da edemez. İnsanlara teşekkür edemeyen Hak'ka da şükredemez. Allah teâlâ'nm nimetlerini anmak şükür sayılır. Bunun terkiyse küfran-ı nimettir. Cemaat rahmettir, ayrılık da azaptır. Cenâb-ı Hak şu ümmet-i Muhammed'e birliği nasip eylesin. Âmîn!

Ümmet-i Muhammed muhtelif milletlerden mürekkeptir. Ya biz, bir kavim ve bir milletiz. Yazık değil mi bizlere? Bir takım partilere bölünmüş, hiç birisi diğerini beğenmez durumda. Allah acısın halimize. Amîn!

72.   İhtiyacından Fazla Olan Suyu insanlardan Esirgeyip Vermemek: İnsanların suya ihtiyacı olduğu sırada, nehir ve dere sulanndan kendi ihtiyacmdan fazlasmı elinde tutarak onları susuz bırakmak günah-ı kebâirdendir. Kul-

54                                     MÜ'MlNLERE VAAZLAR

lanımına mâni olunan sular dere sulandır. İnsanlar üç şeyde müşterek: Ot, su, ateş. Bunların paraları da haramdır. Bunlar bütün insanlar için meta olur. Kendi menfaati için mâni olmağa kalkmak haramdır, günahür. Hattâ kendi kazdığı kuyunun suyunun fazlasından bile başkalarının hayvanlarım sulamalarına engel olamaz. Arazisini sulamağa kalkarsa hakkı vardır.

73. Harem-i Şerifte Günah İşlemek: Bütün günahları, kötülükleri ve hıyaneti içine alan zulme meyil demektir M, bunları Mekke-i Mükerreme'de işlemek günah-ı ke-bâirdendir. Her ne kadar ufak olsa dahi, Mekke-i Mükerreme'de insanın muhtaç olduğu şeyleri pahalı satmak da

böyledir.

Müslümanı dövmek (hattâ karısı dahi olsa) günah-ı

kebâirdendir. Zira o mahalli mübarekenin şerefine mebni sevaplar nasıl yüz bin oluyorsa, günahlar da ne kadar ufak olsalar dahi böyle büyür. Orada âdeta melek gibi olmağa çalışmak, kimseyle itişmemek, başkalarının hatâ ve kusurlarıyla onları muaheze etmeyip kendi kusurlarının ıslahına gayret etmek gerekir.

74.   İzinleri   Olmaksızın   WawltalariTiiTi   TCnnınşmalanm

Dinlemek: Bir cemaatin söylediklerini, onların izni olmadan dinlemeğe tehassüs derler. Haramdır ve günah-ı kebâirdendir. Böyle nzasız söz dinleyenlerin kulaklarına eritilmiş kalay akıtılacağı da ceza olarak bildirilmektedir.

75.   İnsanların Ayıplarını Araştırmak: İnsanların ahvalini teftiş ve ayıplarını tahMk etmeğe tecessüs derler ki, günâh-ı kebâirdendir.

76.   Tavla ve Dama Oynamak, Oynatmak: Tavla ve dama oynamak, oynamağa azmetmek de günah-ı kebâirdendir. Bunlarla oynamak insanın en aziz ve kıymetli öm-

BÜYÜK GÜNAHLAR

rünü boş yere zayi ettiği gibi, oynayanlar fasık ve şeha-detleri de reddolunur M, ne kadar acı bir lekedir. Sonra bu oyunlan oynatanlar eğer namaz kılan tabakadansa, irin ve hınzır kanma ellerini bulaştırmış oldukları halde namaz kılar ki, bu da makbul bir namaz olmaz.

77.   Yedi Taş Oyunu Oynamak : Yedi taşla çukurlara atılarak oynanan oyuna «mifkaletü» diyorlar ki, oynamak günah-ı kebâirdendir. Bu oyunu satranç veya tavla oyununa teşbih etmişlerdir. Hangisi olursa olsun, ömr-ü azizin boş yere zayiinden başka hiç bir şeye yaramayacağından, hem de insanı ibadattan, taattan ve cemaatten de alıkoyacağından günah-ı kebâirden addedilmiştir. İnsana gereken, v kulluk vazifesini ifa edip, ömrü zayi eden her şeyden kaçmaktır.

78.   Haramnğı Sabit Olan Her Oyunu Oynamak ve Çalgı Çalmak:   Haramlığı icma-i ümmetle sabit olan her bir oyun ve her lehviyatı çalmak ve öttürmek günah-ı kebâirdendir. Düdük, zurna, ud, saz ve bunlara benzer ne kadar âlât-ü edevat varsa ki, inşam hem ibadetten alıkoy ar, hem de insanın nefsaniyetini, şehvetini tahrik eder ve günahlara sokar. Âyet-i kerîmede «melâhî» lâfzı fısk-ı fücur meclislerinde çalınmalan itiyad olunan bilûmum çalgılara şamildir.         "     y

79.   Bir Müslümana Kâfir Demek:   Bir müslümanm diğer bir müslümana: «Yâ kâfir!» demesi de günah-ı kebâirdendir. Bu söz eğer doğru çıkarsa, yani o müslim kâ-firse neyse, eğer kâfir değilse söylediği «kâfir» sözü söyleyene gider. Bu takdirde insan din kardeşinin küfrünü veya kendi küfrünü iltizam etmiş olur ki, büyük günahtır. Kardeşinin küfrüne zahip olan kimsenin cezalandınl-ması lâzım gelir demişlerdir. Müslümana yahudi veya hris-

56                                   MÜ'MlNlERE VAAZLAR

tiyan demek de böylece günah-ı kebâirdir. Kardeşine küfür isnat etmek, onu öldürmek demektir vesselam.

80.  Birkaç Hanımı Olan. Kimsenin Hanımları Arasında Adalete Riayet Etmemesi: Birkaç hanımı olan kimsenin hanımları arasında her bakımdan yemek ve giyinmek, ev ve saire bakımından adalete riayet etmemesi günah-ı kebâirdir. Adalet her şeyde şarttır. Bahusus aile efradı arasında da daha ziyade dikkat edilmesi lâzım olan bir şeydir. Birkaç hanımı olup da adalete riayet edemeyen kimse, kıyamet gününde bir tarafı tutmaz olarak, sakat olduğu halde haşrolunacaktır.

81. Menisini Eliyle Çıkartmayı Âdet Edinmek: Elle meniyi çıkartmak günah-ı kebâirdendir. Yalnız bekâr olduğunda daha büyük bir günah işleme tehlikesine karşı şehvetini teskin için olursa mazurdur.

Telezzüz için olursa hem günahtır, hem de vücuda çok zararlıdır. Ruha zaranysa daha büyüktür.

82. Hayızh ve Lohusa Olan Zevcesine Cinsî Muka-renette Bulunmak: Helâl itikad etmeksizin hayızh ve lohusa halindeyken hanımına muamele-i cinsiyye icra etmek de günah-ı kebâirdendir. Bu benim zevcenidir, ne zaman istersem muamele-i zevciyyede bulunurum dese, küfründen korkulur demişlerdir.

83.  İnsanların İhtiyacı Olan Gıda ve Eşyaların Pahalılığına Sevinmek: İnsanların her zaman muhtaç oldukları yiyeceklerin, gıdanın pahalı olmasına sevinmek günah-ı kebâirdendir, çünkü bunlara bilâ istisna herkes muhtaçtır. Herkesin pahalıyken muhtaç olduğu  şeyi alması mümkün olmaz. Buysa ekseriya bunları alıp satan tüccarların yapageldikleri işlerdir.   Umumun  zararını   istemek pek mezmum bir sıfattır.

BÜYÜK GÜNAHLAR

57

Ucuzluğa mahzun olmak da haramdır. İkisi de bir yola çıkar. Elindeki zahireyi pahalı zamanda satıp, ucuzla-yınca satmayıp saklamağa ihtikâr denir.

«İhtikâr yalnız zahireye mahsus olmayıp, insanların muhtaç oldukları her şeye şamildir.» demişler.

«Kendi mahsulüyse, bir senelik ihtiyacını alıkoyup bakîsini satmak evlâdır.» demişler. «Hattâ insanların ihtiyacı olan iç ve dış çamaşırları, elbise ve kumaşlar da böyledir.» derler.

84. Esrar İçmek: Esrar yaprağı bizim haşhaş dediğimiz şeyden çıkarılan bir maddedir ki, bunu içenlerin akılları başlarından gidip, bir hülya âlemine dalıp kendilerinden geçer ve ne yaptıklarını, ne yapacaklarını bilemeyecek şuursuz bir hale düşerler. Bunu içmek haram olup, günah-ı kebâirdendir.

Şarap içkisi bazen sahibine Tcömertlik, şecaat ve neşe tevlid ettiği halde, bu afyon denilen habis ise, insanda ne şuur, ne sıhhat, ne de şecaat bırakır. Bilâkis bedende uyuşukluk, fikirde durgunluk, sükût, uyku ve hamiyetsizlik hasıl eder.

Hayvana yedirilmesi de haramdır. Esrar necistir; rengi sarartır, kam ifsad eder; bedeni, sıhhati bozar. Son nefeste kelime-i şehadeti söyleyememesinden korkulur. Afyonun 120 kadar maddî ve manevî zararı vardır demişler. Cenâb-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed'i bu gibi âfetlerden muhafaza buyursun. Şu bira; biz müslümanken bunu serbest satıyor ve içiyoruz; halbuki bugün gâvur Ame-rika'daysa bunun da içki gibi olduğu ve serbest satılmadığım öğrenince, insan milletimiz namına ne kadar üzülmektedir.

İnsanı çok içtiği takdirde sarhoş eden her şeyin azı da, damlası da haramdır.

58

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

85. Hayvanların Gerek Ferdne, Gerek Gerisine ve Yabana Kadınların Arkasına Yaklaşmak: Hayvanın gerek îercine, gerek gerisine ve yabancı kadının arkasına fiil-i şenî icra etmek günah-ı kebâirdendir. Kendi ailesine bu livata muamelesini yapan kişinin akıbeti yukarda geçmişti. Ecnebiye de yapılan fiil-i şeninin ukubet derecesi daha şiddetlidir. Helâl itikad ederse, küfrüne icmaen hükmolunmuştur. Cezası zina cezasından daha şiddetlidir. Meselâ:   Minare gibi yüksek yerden baş aşağı atılır. Ebû Bekir ve Ali (r.a.), Abdullah b. Zübeyr, Hişam b. Ab-dülmelik yakılmasını emir buyurmuşlardır.

Bu fiil-i şenîyi işleyenlerin her ikisi de katledilir. Hayvanına karşı bu fiili işleyenlerin hayvanı da öldürülür, kesilir ve gövdesi yakılır.

Hayvan başka kimseninse, bu fiili işleyen tazmin ettirilir, demişlerdir.

86. İlmiyle Âmil Olmamak: Âlimin İlmiyle amel etmemesi de günah-ı kebâirdendir. Zira amelsiz ilim vebaldir. Amel olunmayan her ilim, sahibine vebaldir. Kıyamet gününde en şiddetli azap, ilmiyle amel etmeyen âlimlere olacaktır. Kürsülerde caka satarak, eliyle koluyla işaretler yaparak çalım satan ve ilmiyle âmil olmayan âlimlerin vay haline.

Bu büyük günah Mekke-i Mükerreme'deki ufak günahların büyük oluşuna benzetilmiştir. Onun içindir ki, kürsü tahtalarını kırarcasına yumruğunu vurup herkesi ikaza çalışan vaiz efendinin bütün emekleri boşuna gitmektedir. Hele şimdi bir de İmam-Hatip Mekteplerinden ve Yüksek İslâm Enstitülerinden mezun olup da namaz bile kılmayan ve Ezan-ı Muhammedi okunurken, herkes cuma namazına giderken, bunların sahalarda top oynamaları ne kadar derseniz o kadar ayıptır. Bunlar yarın bu

BÜYÜK GÜNAHLAR

59

millete hoca olacaklar. Heyhat, vay halimize. Diğer taraftan bütün teknik mühendisi, mimar, doktor, kimyagerler, madenciler, iktisatçılar ve sair bütün bu münevver tabakanın tuttuğu istkamete bak. Bir de bizim din adamlarımızın halini göz önüne getirecek olursak, ağlamaktan başka çaremiz kalmadığını görürüz.

İtimadımız yalnız Allah (Celle ve alâ)'adır.

Bizleri ve Türk milletini muhafaza buyursun. Fazl-ı keremi, lütf-u inayetiyle.

87.    Satın Alırken veya' Yerken Yemeği   Ayıplamak ve Tahkir Etmek : Gerek satm alırken ve gerek yerken yediği yemeği ayıplamak, «Bu iyi değildir.» demek günah-ı kebâirdendir. Meselâ: Alacağı şeyi beğenmiyorsa: «Bu da iyi, ama daha iyisi yok mudur? .Varsa ondan veriniz.» demek lâzım geldiğini büyüklerimiz beyan etmişlerdir.

88.    Sebepsiz Yere Günah Olmayan Davetlere Gitmemek : Davet olunan yemeğe bir masiyet ve günah olmadığı halde gitmemek günah-ı kebâirdendir. Menhiyattan bir şey olduğunu anlarsa ki, bu gün gerek düğün ve gerekse nişan cemiyetlerinde yapılan rezaletler göz önünde olduğundan, bu yerlere gitmemek aynca sevaptır. Lâkin davete icabet vacip kuvvetinde bir sünnet-i seniyye-dir. Oraya gittikten sonra böyle bir menhiyat zuhur ederse, ona kulak asmadan yemeğini yersin.   Sünnetin terki caiz olmaz demişler.   Nitekim Cenaze namazlarında bazı münkiratlar görülmektedir. Fakat bununla beraber cenaze namazının terki caiz olmadığı gib,   davetlerde de bazı kusurlar olur. Onlara kulak asmadan   yapılan ikramları yedikten sonra: «Allah cemiyetinizi mübarek   etsin.» deyip kalkar, gider demişler.

60                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

89.   Makamla Kur'ân Okunur veya Zikir Yapılırken İhtiyarî Olarak Raksetmek: Hareketli olarak  muzıkayla kalkıp oynamağa raks denir. Fakat bu oyun öyle düğünlerde oynanan oyunlara benzetilmemelidr. Her ne kadar taklitçiİikse de zikrin tesirine kendilerine kaptıran zuafa-nın halleridir. Zikirde olgunlaşmış kimseler bu gibi şeyleri hoş görmezler. Zira günahtır, çünkü ibadette ağırbaşlı olmak gerekir. Bazen buna cezbe adı takıp: «Cezbeye geldi.» derler. Bu da hatalı bir sözdür, çünkü cezbede insan kendini kaybeder. Yaptıklarından haberi bile olmaz. Onun için o mazurdur. Fakat zayıf olan derviş, onur. gibi yapmağa özenir. Bazen de aşka gelip bir de: «Allah!» deyip bir feryad koparmaz mı, artık herkesin gözü acaba bu âşık kimdir diye onu arar. Halbuki o âşık dediğimiz zat çok günah işlemiş bir zavallıdır. Allah cümlemizi affetsin de o uydurmacılıktan bizi kurtarsın. Âmîn! Ciddî, sahih ola-mn öyle çalgıya veya söylenen   sözlere hiç ihtiyacı yoktur. Zira o her zaman sekir, sevinç ve şuur içindedir. Hak (Sübhanehu ve teâlâ) hakikî ve ciddî cezbeyi bizlere de

nasip eylesin. Âmîn!

90.   Dünya Sevgisinde Aşın Gitmek: Dünyaya muhabbet etmek günah-ı kebâirdendir. Dünyanın bir takım -çok çabuk geçen hazlarma kalbini bağlayıp dünyaya muhabbet eden tabiatıyla ahiretine zarar verir. İbadatını, ta-atını hayır ve hasenatını lâyık-ı veçhiyle yapamaz. Bu suretle âhireti için zararlı olur. Evvelâ cemaate devam edemez. İkincisi sabah namazlarına vaktinde kalkıp camiye gidemez. Kalkıp kılsa da yalnız kıldığı için yine zarardır.. Âhiretine muhabbet eden, tabiatıyla dünya nimetlerinden faydalanamaz. Onun için, onun da dünyası zararlı olur. Dünyaya ihtiyacımız kadar dünyaya, âhirete ihtiyacımız kadar da âhiretimize çalışmak,    teraziyi iyi kullanabilmek ve âhireti elden kaçırmamak gerekir.

BÜYÜK GÜNAHLAR

61

91. Güzel Yüzlü Gençlere Şehvetle Bakmak: Delikanlı, genç, güzel yüzlü kimselere ikinci defa şehvetle bakmak günah-ı kebâirdendir; çünkü bu ikinci bakış Allah korusun insanı livataya şevke sebep olabilir. Şeh-vetsiz bakmak da yine haramdır. Zira bu bakışlarda bizim bilemediğimiz, idrakimizin haricinde bir kuvvet vardır ki, o bizi zehirler. Bu sebepten: «Bakmak iblisin zehirli oklarından bir oktur.» buyrulmuştur.

Her kim Allah korkusundan nâşi bu bakmayı terk ederse, ona öyle bir iman verilir ki, onun tadını kalbinde bulur.

Yemeklerin lezzetini sıhhatli kimseler ağızlarında buldukları gibi, imanın lezzetini sağlam imanlılar kalplerinde ve gönüllerinde bulurlar. Yemeklerin lezzetini bulanlar o sevdikleri yemekleri nasıl ararlarsa, hakikî iman sahipleri ibadetlerin tadma doyamazlar. Gündüzleri ibadetlerini yaptıkları halde, geceleri de herkes uyurken veya dünya zevk ve sefalarına kendilerini kaptırmışken, onlar Hak'km' rızasını elde edebilmek için gece ibadeti yaparlar. Ağlarlar, sızlanırlar, tazarru ve niyazm en güzellerini yaparlar. İşte bunlar hep Hak teâlâ'nın o kulunun günahlardan kaçmasma karşı verdiği iman nimeti ve onun semeresidir. Sen bu göz bakmasını yabana atma. Bunun yasak edilişindeki hikmetlere aklımız ermez. Bize düşen Hak'km yasaklarına saygı gösterip günahların her çeşidinden korkup kaçmaktır. Ondan nâ-şidir ki, üç kimse kıyamet gününde cehennemi bile görmeyecekler, yani  azap olunmayacaklardır:

Birincisi: Allah yolunda nöbet bekleyenler, hudutta düşman gözeticiler. Askerle birlikte Hak'kı gözleyen herkes dahildir.

İkincisi: Allah korkusundan nâşi ağlayan gözler.

62                                    MÜ'MlNLERE VAAZLAR

Üçüncüsü: Allah teâlâ'nın haramlarından gözlerini men eden bahtiyarlardır. Genç delikanlıların fitnesinin kadınların fitnesinden daha şiddetli ve fena olduğu da ayrıca beyan olunmaktadır.

Onun için bize gereken şey haram ve günahlardan

hemen kaçmaktır.

92.. Başkasının Evine Kapı, Anahtar veya Benzeri Bir Yerin Deliğinden Bakmak: Başkasının evine kapı deliğinden, aralığından ve sair görülen yerlerden bakmak da haramdır ve günah-ı kebâirdendir.

Hattâ: «Ev sahibi o bakan kimsenin bakarken gözünü çıkarsa şer'an ödemek, kısas yapmak lâzmı gelmez.» demişler.

Bir kimse bir eve girmek istediği zaman evvelâ izin istenir. Evvelce bu «Selâmü'n-aleyküm.» diye yapılır-mış. Şimdiyse kapıları çalmak ve zillere basmakla yapılmaktadır. Eve girmek isteyen kimsenin gözü bu selâm ve kapı çalmasından önce evin içerisine bakarsa, o zata ceza olarak eve girmesine izin verilmediği gibi, o zat Allah ve rasûlüne de âsi olmuş olur.

93.   Başkalarının Evine İzinsiz Girmek: Başkasının evine izinsiz girmek de günah-ı kebâirdendir.

Yine bunun gibi etrafı duvarla çevrili bağ ve bahçelere girmek de böyledir. Şu kadar ki: «Birisinin kıymetli bir malı her hangi bir sebeple komşusunun bahçesine düşse ve malı düşen komşu bahçe sahibinin bunu ver-.    meyeceğini ve inkâr edeceğini muhakkak bilirse, o zaman izinsiz girmesinde beis yoktur ve caizdir.» demişler. 94.   Fısla Zahir Olmayan Kimseyi Gıybet Etmek: Fışkı zahir    olmayan, yani bilinmeyen kişiyi gıybet etmek günah-ı kebâirdendir.

BÜYÜK GÜNAHLAR

63

Kardeşinin hoşlanmadığı, kerih gördüğü çirkin sözleri, onu zem yolunda arkasından söylemektir. Ama fışkı zahir, yani her türlü günahları alenen işlemekten kaçınmayan şahsın aleyhinde konuşmak gıybet değildir demişlerdir.

Fakat bunun aksi olan diğer hallerini zikir ve beyan yine haramdır. Dinleyenlerin bilmedikleri bir kavim ve bir cemaat hakkında konuşmak gıybet değildir. Bir adamı şöhretiyle, meselâ kambur, şaşı ve sair buna benzer bir şeyle bildirmek lâzım gelse bu da gıybet değildir; çünkü bu tarif içindir. Yine bir zalimin zulmünden korunmak ve o zalimi korkutmak için o zalimin zulmünü sayıp dökse, bu da gıybet sayılmaz. Lâkin fışkı, yani fasıklığı bilinmeyen kimsenin kerih göreceği ve güceneceği söz söylemek katiyen caiz olmayacağı gibi, böyle hareket eden büyük bir günah işlemiş olur. Bu gıybet o kadar kötü bir şeydir M, ölmüş bir kardeşinin etini yemeğe benzetilmiştir. Aynı zamanda gıybetle nemime, yani söz taşımak, burda duyduğunu hemen öteki kimseye eriştirmek, ara açmağa sebeptir. İman meyveleri olan salih amelleri mahveder. Gıybet din cihetinden olan ayıpların zikriyle olabileceği gibi, dünya cihetinden olan ayıpların zikriyle de olur. Meselâ kamburdur, şaşıdır, topaldır gibi ve müminin nesebine bir şey isnat etmekle olur. Sözünde, hareketinde, elbisesinde, evindeki noksanları zikretmekle de olur. Bir de işaret,, îma ve hitabetle de olur. Hele bazen korkunç sert bakışlar da Sûre-i Hümeze'de beyan olunduğu veçhiyle pek fenadır. Cenab-ı Hak cümlemizi bu âfetlerden muhafaza buyursun. Kendi kusurlarımızın ıslahıyla meşgul eylesin. Âmîn!

95. İsraf Yapmak: İsraf yapmak günah-ı kebâirdendir. Şöyle tarif etmektedirler: «Bir insanın geçinebilece-

64                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ği miktarda malla yetinmeğe kanaat etmeyip; ziyade mallan sarf etmek ve harcamak israftır.» derler M, pek büyük günahtır. Zira hem kendini, hem efrad-ı ailesini ve hem de cemiyetini mutazarrır etmektedir.

Kifaî miktarı maiyşete razı  olmayıp da    birtakım tayyibât-ı mübahayla iştigal, onlara itibar eden kimsenin nefsi dünyaya, dünya lezzetlerine meyil ve  rağbet eder. Sonra da bu nefsi bu lezzetlerden men edip geriye döndürmek çok   zor olur,   ibadet yolları     kapalı kalır. Bunlara hacet bırakmamak için insan    evvelemirde  az şeye kanaat etmeli, malım ve param çoktur diye velev ki  mubahtan olsun, nefsin her istediğini vermemelidir. Çünkü  âhirette mağfur olan yalnız kifaf miktarı olup. ondan ziyade olan sarfiyat için insanın mes'ul olması gerekir. Çünkü kıyamet gününde dört şeyin cevabını vermedikçe yerinden kimse kımıldayamayacaktır. Sadece iki tanesine işaret edeyim: Birincisi; Parayı nereden ve nasıl, helâl mı, haram mı kazandığı; sonra da bu paraları    nerelere: hayırlara mı, serlere mi, yoksa israfa mı harcadığı sorulup cevap alınacak ve ona    göre mükâfat veya mücazat görecektir. Halbuki insanın canının her istediğini yemesi de israftan sayılmıştır.  Öyleyken bak bizim  masraflarımıza ne kadar fuzulîdir, çünkü kanaat hemeu hemen hiç kimsede  kalmamış gibidir.    En zaruret sahibi olanlar bile bu israfa kendilerini kaptırdıkları için yakaları bir araya gelmemektedir.    Hele başta sigara, ondan sonra çay ve kahve masrafları, sonra da evin fuzulî    süs eşyaları hepimizin belini bükmektedir;  çünkü milyoner   bir zat evini nasıl, süslerse, biz de ona benzetmeğe çalışırız. Hele o düğünlerimizdeki israf... Bir de bu gün âdeta tam bir Avrupa   taklitçiliği, daha açık tabirle    hristiyanlık taklidi. Gelin elbisesinden tutun da nişanlar, düğün sa-

BÜYÜK GÜNAHLAR

65

Ionian, danslar, erkek-kadm karmakarışık oyunlar... Aman yâ Rabbi! Sen bizleri koru. İsrafın en korkuncu ömrün ve gençliğin israfıdır ve bundan kendisini kurtarabilecek ancak  evliya kimselerdir.

İkincisi: «Gençliğini nerelerde çürüttün, ömrünü nerelerde zayi ettin?» diye sordukları vakit nasıl cevap verebileceğimizi bilemiyorum. Ömrümüzün hiç olmazsa geriye kalan kısmının kıymetini bilebilsek yine ne mutlu diyeceğimiz geliyor, çünkü insanın daldığı gafletten kurtulabilmesi, denize düşenin kurtulabilmesinden daha zordur. Çok acayiptir ki, hayvan tabiî bir kudret ve kuvvetle kendi kendine yüzmesini bilir. At, köpek, manda ve saire hayvanlara yüzmeyi kim öğretmiştir? «İnsanım.» diyen zavallı kişiler boğulup giderler de, hâlâ benliklerinden bir türlü vazgeçmezler. Bak, dikkat et! İnsanım diyorsun, şeyhlik ne olacakmış, ben ilhamı şeyhten değil, Allah'tan aldım diyen zavallı! Düştüğün denizden kendini kurtar bakalım. Orada nasıl çabalarsın, nasıl fer-yad edersin ve: «Aman gelin beni kurtarın.» dersin. Bak, geçenlerde batan geminin taifesi su üzerinde çalkalanırken, onların imdadına erişenler ohnasaydi, hepsi bir müddet sonra boğulup gideceklerdi. Sen neden bu kadar inat edip de-; «Ben şeyh istemem.» diyorsun. Öyleyse peygamber de isteme. Zira bugün peygamberlerin vazifesini onlar yapmaktadırlar. Sen daha bir şey bilmiyorsun. Hem kendini, hem de başkalarım şaşırtıyorsun. Sana çok yazık demekten başka bir şey diyemeyiz. Senin ne kadar bilgin var ki, bu gün artık mezhep de tanımıyorsun. Her halde İmam-ı Âzam, İmam Mâlik ve İmam Şafiî'yi de geçtin, maşaallah sana. Sen o zaman Peygamber (Sal-lallahu aleyhi ve sellem)'e: «Niçin böyle muhtelif kollar buyurdunuz?» diye sor. «İhtilâf-ı ümmeti rahmettir.» ne demek? Sonra Cenâb-ı Hak'ka da sor bakalım: «Sen bu

66                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

insanları ve dillerini niçin muhtelif kıldın?» diye. Hepsi bir ahenkte ve bir dilde olsalardı, herkes birbiriyle daha iyi tanışır, bilişir; herkes her yere rahatça tercüman-sız gidip gelirdi. Ne diyeceksin aziz kardeşim?    Sen bu boş aklı bırak.    Vahhabüiği iyi bir şey mi sanıyorsun? Doğru söyle, bu dinini kaç paraya sattın ve bu yeni dini kaç paraya aldın? Bak, bunların hesaplan senin evdeki hesabına hiç benzemez. Akimi basma al da müslüman-lann gittiği yoldan ayrılma.

Sonra bak, sen namaza, niyaza karışıyorsun. «Bun-¦ lar bid'attır.» diyorsun ama, kendinin müptelâ olduğun bid'atlarla hiç meşgul olamıyorsun. Bak, her istediğin şeyi yemek israftan maduttur. Söyle bakalım, yalnız yemekte değil, ahirzamanda (yakın zamanda, yani çok uzak değil)da nefsine ne kadar hakimsin.

«Benim ümmetimden   bir takım   erkekler gelecek,, bunlar çeşit çeşit tatlı, tuzlu yemekler yiyecekler ve yine çeşit çeşit sular içecekler.» Meyva sulan, buzlu sular, gazozlar, portakal suyu, üzüm suyu, nar suyu, limon suyu... Birçok envaî çeşit sular da içecekler, çeşitli renkli elbiseler de giyecekler. Kıravatlar, ütülü pantolonlar, pardesüler ve sair yazlık,    kışlık, gündelik,   bayramlık,, seyranlık her biri ayn ayn renklerde gözleri kamaştıran gayet kıymetli ve pahalı kumaşlardan elbiseler. Sonra gayet güzel konuşmalar, edebiyat, fesahat, belagat, dinleyenler hayran kalırlar. Bir sürü eserler neşredip, kendini teşhir edip âleme tanıtmağa çalışan ve bu arada da zehrini döken, yılan gibi müslümanlan zehirleyen ye fikirlerini şaşırtan eserlerinize bakın, sonra da kendi hayatınıza bakın.  Bakalım peygamberimizin sözlerine  ne kadar uyuyorsunuz? Bak, kaç çeşit esvabın var? Günde kaç defa yemek yiyorsun, her yedikçe de kaç kap yiyorsun? Yılda ne kadar oruç tutuyorsun, geceleri ne ka-

BÜYÜK GÜNAHLAR

67

dar teheccüt namazı kılıyorsun, bunların hesabını hiç yaptm mı? Hemen bol bol atıyorsun. Müslümanlık senin dediğin gibi: «Teşbihleri terk edelim, sünnetleri kılmayalım, imamlara da uymayalım.» demekle olmaz. Sonra Allah kerim: Kerim, ama kuyusu da derindir kardeşim. Sonra bir baksana! Herkes yoldan çıkmış, çırılçıplak, meyhaneler, kumarhaneler, deniz âlemleri... Senin elinden geliyorsa bu günahlardan müslümanları kurtar. Bunların hepsi hem dünyevî, hem de uhrevî bir felâket yuvası. Sen bunları hiçe sayıyor, hemen şu müslümanları nasıl  Vahhabî yaparım diye uğraşıyorsun?

Vahhabî olsak ne olacak? Teşbih çekmeyeceğiz, sünnetleri kılmayacağız, tarikat ve mezhep tanımayacağız. Pekâlâ kumar oynarsak, içki içersek, çıplak gezersek, dans ve baloda yaşarsak ne olur? Ben sana sorayım: Bu boynuna taktığm kıravatı peygamber takar mıydı? O hiç bir zaman göğsünü, yani boğaz inamım bile örtmemiştir. Orasını hava alabilmek için geniş bırakmıştır. Evvelâ sen kendini şu ufacık bid'attan kurtar; sonra şu giydiğin pantolonu beğeniyor musun, bu bize nereden? Peygamberden mi, yoksa nereden? Yeter, yeter kardeşim, müslü-mana elleşme. Müslümanlığı yaşamağa bak. Öyle laflarla iş olmaz vesselam. Sonra biz düne kadar dedelerimizden miras kalan şalvân beğenmedik, yerine Avrupa'nın daracık pantolonunu aldık. Halbuki pantolon daima ütü ister ve müslüman için en çabuk diz kapaklarından eskir. Simdi yama da yok, hemen yenisini... Halbuki bizim şalvarlarımız hem sıhhî, hem de iktisadîdir. Bir şalvar en aşağı dört beş pantolonu eskitir. Sonra şalvarın dikimi de kolaydır, onu ev hanımı da kolayca diker. İsrafın daha da çok nevileri vardır.

96. Bid'at İhdas Etmek veya İşlemek: Bid'atlar da günah-ı kebâirdir.

68

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Bid'atlar iki kısımdır:

a)    Seyyie,

b)    Hasene.

Seyyie de iki kısımdır: Biri ilimde, biri de itikadda-dır. İbadet ve taatta ziyade etmek veya noksan etmekle olur ki, sahabe-i kiram hazretlerinden sonra ibadet ve ta-atlarda vaki olan fazlalığa veya eksikliğe derler.

Peygamberimizin kavlen veya fiilen, serahaten veya işareten izin ve ruhsatı olmayan bir amele taat-ı şer'iy-yedir diye itikad etmek veya asıl din ve şeriatten olan bir şeyi, bir ameli terk-i şer'îdir diye terk etmek, dinde noksan veya zyade olmakla günah-ı kebâirden addolunmuştur. Buna «ibadette bid'at» denir.

Bir de «itikadda bid'at» vardır ki, bunun bazısı küfürdür. Dirilmeyi veya kıyamet gününde toplanmayı inkâr gibi veya sıfat-ı İlâhiye'den bir sıfatı nehyetmek ve âlemin sonradan yaratıldığına inanmamak ve «evveli yoktur» demek ve bazı büyük günahlardan, kabir sualini inkâr ve mi'râc-ı şerifi tasdik etmemek gibi, bunlara itikadda bid'at denir. Bizim din ve şeriatımızda olmayan bir şeyi ihdas ederek   ahkâm-ı şer'iyyenin içine ithal eden kimsenin bu uydurması şeriat indinde kabul edilmeyerek

sahibine reddolunur.

Bu gibi bid'at sahipleri bid'atlarmı terk etmedikçe ne tövbeleri, ne de ibadetlerinin hiç birisi kabul olunmaz. Allah teâlâ hazretleri bid'at sahiplerinin tövbesini, bid'atını terk edinceye kadar kabul etmez. «Allah teâlâ hazretleri bid'at sahibinin ne orucunu, ne haccını, ne umresini ve ne de cihadını ilâ âhir kabul, etmez.» buyrul-

muştUT.

Ama yemek, içmek ve giymekle olan bid'atlar kebi-

reden olmayıp bunlar şer'an nehyolunmuş bir şeyin iş-.   lenmesine sebep olursa veya şer'an bir fiilin terkine sebep olursa bu bid'atlar mekruh olur.

BÜYÜK GÜNAHLAR

69

Basma büyük sank sarmak ve secdeleri lâyik-ı veçhiyle yapmamak, uçup ve riyayı mucip olan şeyler ve esvaplar giymek gibi demişlerdir ki, mekruh olan bu ke-rahatlerden sakınmak  gerektir.

97.    Hiyanetlik Etmek: Hiyanetlik   etmek   günah-ı kebâirdendir.

Hiyanetlik, emanetlerde şer-i şerifin hilâfına tasarruftur. Meselâ: Emanet veya rehin verilen malı ve eşyayı sahibinin izni ve ruhsatı olmaksızın kullanmak günah-ı kebairdendir. Bir adama gizlice söylenen bir sözü saklamayıp başkalarına söylemek de hiyanetliktir. Allah teâlâ hazretlerinin emirlerini ve yasaklarmı tutmak da emanettir. Emirler, ibadetler, yasaklar da bilumum günahlardır. İbadetlerini yapıp, yasaklarından korunup kaçan insanlar (müslümanlar) emanete riayet etmiş sayılırlar. Bilâkis emirlerini tutmayan ve yasaklardan da kaçınmayan kimse emanet-i İlâhiye'ye hiyanetlik yapmış, Allah ve rasûlüne ve yevm-i âhirete iman etmemiş sayılır Ahdini yerine getirmeyen kimsenin dini, yani dinde kemali yoktur. İki kimse beyninde ahid ve missV vaki olduğunda, ahdini yerine getirmek ve bir iş için meşveret olduğunda en doğrusunu söylemek emanettir. Aksi hal ise hiyanettir.

Abdest alıp namaz kılmak, oruç tutmak, hac ve zekât gibi vazife-i şer'iyyeyi ifa etmek; bunların cümlesi emanettir. Allah korusun, bunları yerine getirmeyenler de emanet-i İlâhye'ye hiyanetlik etmiş sayılır diye kitaplarımızda yazılmıştır.

98.    Zalim İdarecilere ve Vekillerine  Sadâkat Göstermek : Zalimin emirlerine ve vekillerine sadâkat göstermek günah-ı kebâirdendir.                                "

Zulümle muamelede bulunan vali, ümera ve hakimlere yardımda bulunmak da büyük günahtır.    Bilseniz,

70                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

bunları dikkatle okumak ve üzerlerinde durmak ne kadar mühimdir: çünkü zalim olan kimseler ne kadar zalim olurlarsa olsunlar,  etraflarından yardım görmeyince bir şey yapamazlar ve bilâkis etraflarından nefret hislerini görünce büsbütün şaşırırlar, tabiatıyla zulümlerini icra edemez hale gelirler. İşte her zamanın Firavunları vardır. Dünya hiç bir Firavun'a kalmamış. Bütün Firavunlar tarih kitaplarında ve çirkin eserleriyle meydandadırlar. Şimdi bu zalimlere, alacağı beş-on kuruş için dalkavukluk yapanlara nasıl akıllı ve dindar diyebilirsin? Böyle bir kimse dinini ve dünyasını da satar, milleti de bu suretle ıstıraplar içersine sokar. İnsan hürdür ve hür olarak yaşamak da başlıca gayesidir.

İnsanın bu hürriyetini kısıtlayan kanunlarla müslü-manları bahusus rencide edenlere yardımda bulunan kimseler, yarınki âhiret gününde Cenâb-ı Hak'ka nasıl cevap verecekler? Meselâ: Allah diyen insanları tesbihle-riyle, takkeleriyle hapisanelere sürükleyenler, siz Kur'ân okuyorsunuz veya okutuyorsunuz diye veya minarelerde: «Niye Allah-ü Ekber diyorsunuz?» diye, «Niye toplanıp zikrullah yapıyorsunuz?» diye   sürü sürü insanları hapislere sevk eden zalimlere yardımcı olan kimselerin her halde akılları olmasa gerektir.

Sen tımarhanede olan delilere sakın acıma. Onlar ahirette sorgu görmeyecekler. Asıl acınacak deli, akılsız, bu zalimlere ve onların avanelerine yardımcı olanlardır. Malûm zalimlere yardım demek, onların işledikleri zulme yardımcı olmaktır. Hattâ »zalime yardım şöyle dursun, onlara meyletmek ve onlarla muhabbet etmek de günahtır. Böyle zalimlere meyletmek, onlarla muhabbet ve sohbet etmek, onlara sadâkat göstermek âdeta budalalıktır  dersem beni ayıplamayınız;   çünkü bü-

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

71

tün fenalıklar bunun üzerine konmaktadır. Zalimin zulmünü men etmek için gayret göstermemiz lâzım gelirken, «alime yardımcı olmak elbette affedilir bir günah değildir. Bir eserde şöyle bir şey gördüm: Adam ölmüş, kabre konmuş; melekler hesap-kitap adamı dövmeğe başlamışlar. Adam feryad-ı figân: «Beni niçin dövüyorsunuz?» diye sormak mecburiyetinde kalmış. «Çünkü benim hiç kılmadığım namaz yok, orucu da tutardım, hacca da gittim, zekâtımı da verirdim. Artık beni ne diye dövüyorsunuz?» deyince melekler: «Sen falan zamanda, falan yerden geçerken bir zalim kişi bir garibi dövüyordu da, sen hiç alâkalanmadan veya onu kurtarmağa çalışmadan başını çevirip, görmemezlikten gelip geçtin.   İşte bu sopalar onun için.» cevabmı vermişler. Binaenaleyh zalime yardımcı olmak değil, belki insana yakışan, zalimin zulmünden men etmeğe çalışmaktır. Zalimi Cenâb-ı Hak kafiyen sevmez. «Allah'ın kullarını Allah'ın evlerinden,    mescitlerden ve orada Allah Teâlâ'nın zikrinden, ibadetten men eden, onları birer bahaneyle kapatan kimselerden daha zalim kim olabilir? Yani en zalim kimseler Allah Teâlâ'nın zikrine ve ibadetlerine mâni olmağa çalışan bedbaht kimselerdir. Camiler her ne kadar açık olsa dahi,   orada ibadet etmeğe lâyık kimseleri yetiştirmemek, ibadethaneyi kapamak değil midir? İbadethaneyi ancak imanlı kimseler imar eder. İmanlı kimseleri yetiştirmeğe mâni olanlar hep zalimlerdendir.

Aynı zamanda imanlı kimselerin yetiştirümemesiyse, ibadethanelerin harabiyetine çalışan zümrenin işlerine dahildir. Allah'a yalanla iftira eden, «Oğlu vardır, kızı vardır.» diyen hristiyanlar gibi ve onlara benzeyenlerden daha zalim kim vardır? Allah teâlâ'nın verdiği hükümlerle hükmetmeyenler Kur'ân-ı Kerîm'de üç sıfatla anılmaktadır: Kâfirûn, zâlimûn, fâsikûn." Zalime kıyamet gününde

72                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

en ağır zulümatı karanlığı, felâketi olacaktır. Yine ondan daha zalim kim olabiliyor M, Allah teâlâ'nın mübarek ismi anıldığı vakit gerek vaaz ve gerek nasihat anlarında onlardan iraz edip yüz çevirirler. Yani, İslâm'ı istemeyenlerden daha zalim kim olabilir? Allah teâlâ'nın zikrinden iraz edenler için dar bir maişet ve bir de kabir azabı vardır; kıyamet gününde de kör, âmâ olarak haşrclunâcak-

lardır.

Şairin sözü de pek meşhurdur: «Zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa; Hak'kın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.» Haccâc-ı Zalim'i de unutma (bak, ne fena lâkap)... «Zalimlere en ufak bir meyille meyletmeyiniz.» şeklindeki emr-i ilâhî pek kuvvetlidir; Çünkü meyleden duvar, ağaç, bina, minare yıkılmağa mahkûmdur. Binaenaleyh, zalimlere meyil İslâmiyet'in  mahvına sebep  olur. Ona göre dikkatli olmak gerekir vesselam.

99.   Allah'tan Başkasına Secde Etmek: Allah-ü teâ-lâ'dan gayriye secde etmek günah-ı kebâirdendir.

Secde tevazuun son hudududur. Bu ancak kâinatın sahibi olan Allah teâlâ (Celle celâluh) hazretlerine mahsustur. Ondan gayrısına yapılması kafiyen caiz değildir ve günahtır. «Eğer secde yapılması lâzım gelse, kadının kocasına secde etmesiyle emredileceği» beyanı çok yerindedir. Allah teâlâ kâinatın halikıdır. Koca da kadının hamisi ve hafızıdır. Bunuri için son derece hürmetkar ve saygılı olması iktiza eder. Bu suretle aile teşkilâtı gayet nazikâne ve edibâne bir hayatla mesut ve bahtiyar

olurlar.

100. Kendisine Verilen Nimet ve Rızka Şükretmemek : Az veya çok rızkmdaki taksime, kendisine verilene şükretmemek de büyük günahtır. Evvelâ nimetin büyüğü hilkatimizdir, sonra sağlığımızdır, ondan sonra da

BÜYÜK GÜNAHLAR

73

rızkımı?: gelir. Bu da ezelden, biz yaratılmazdan çok evvel Cenâb-ı Hak herkesin rızkını taksim etmiştir. İşte bu ezelde taksim olan rızık seni TTvpTiflfrlcgTf bulur. Az veya çok ne olursa buna şükretmek üzerimize borçtur. Verilene şükrettiğimiz müddetçe "nzıklanmız artar ve bilâkis şü-kürsüzlük nimetleri azaltır. Fakat sen bunu başkalarıyla kıyas etmeğe kalkma, sonra aldanırsın; çünkü taksimin nasıl olduğunu kimse bilmez. Şükürse Allah'ın verdiği nimetlerle hasıl olan kuvvet ve kudreti yine Allah'ın emrettiği ibadatı, taatı, hayratı ve hasenatı yapmakla olur. Yalnız «Yâ Rabbi şükür!» demek kâfi değildir.

Bu olsa olsa lisanın şükrü olur. Matlupsa bedenin Hak'ka teşekkürüdür ki, nimetlerin artmasına sebep bu şükürdür. Sakın: «Şu kişiler ki, bütün gün ömürleri haramlarla, fenalıklarla geçer.» diye söyleme. İbadat ve taat da bilmezler; fakat rızıklan neredeyse başlarından taşacak. Sen rızkı hemen yemek ve içmekte mi sanıyorsun? Allah (Celle ve alâ) kullarına ayrı ayrı rızk-ı manevî verir. Ondan mahrum olduktan sonra hayvanlardan ne farkı kalır? Hayvanların da çok yiyenleri ve rahat yaşayanları vardır. Ama ne yazık ki, yine hayvandır. Bizse müslü-manca yaşamak ve müslüman olarak ölmek isteriz. Allah teâlâ bizi elhamdülillah maddî ve manevî rızıklarla mer-zuk eylemiş olduğundan şükrümüzün de bu sebepten çok olması gerekir.

101. İnsanları Yaratüışlanndaki Kusur Sebebiyle Ayıplamak: İnsanların renginde vesair azalarında kusur bulup onları ayıplamak büyük günahtır. Zira yaratan öyle yaratmış. Ona bakıp ibret almak lâzımdır.

Meselâ kambur olarak yaratılmış birini kambur diye ayıplamak çok çirkindir. Eğer seni de Allah teâlâ öyle kambur yaratsaydı ne yapabilirsin diye düşün. Her şeyi

74

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

BÜYÜK GÜNAHLAR

75

74                 ¦                     «>v •••-------

de buna kıyas et. Haline şükreyle ve sakın kimseyi ayıplama. Zaten ayıplayıcı olmak kadar çirkin bir şey yoktur. Haksız yere bir müslüman kişinin ırzını, namusunu ihlâl edici şekilde dil uzatmak büyük günahların da büyüğüdür. Bu kadar büyük günah yoktur.

Yine bir insanı günahlarıyla anmak kebîreden madut-tur. Son ayıpladığı şey nihayet kendi basma gelmedikçe de ölmez. Bu da ayrı bir ceza.

«Kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız ve namuslarınız Mekke-i Mükerreme'nin hürmeti gibi, sizler üzerine de haramdır.» Yani birbirlerinizin ne mallarına, ne canlarına, ne de ırz ve namuslarına tecavüz etmeyiniz; çünkü kardeşsiniz. Kardeş kardeşe daima iyilik yapmakla mükelleftir.

Ey dilleriyle iman edip de iman, henüz içlerine, gönüllerine, kalplerine dahil olmayan cemaat! Müslümanlara eziyet etmeyiniz, onları ayıplamayınız ve hatâlarım, kusurlarını araştırmayınız. Bu ne kadar güzel bir nasihattir.  Eğer biz bu nasihatlere uysak memleketimiz halkı çok rahat eder, dedikodu kalmaz. Halbuki bu gün ne hale geldik. Âdeta bir iftira kampanyası açılmış. İstediğin kadar yalan, iftira hazır; çünkü müslümanlık yok. Sonra âhiret korkusu yok. Herkes zannediyor ki, ne yaparsam kâr. Halbuki hiç de öyle değil. Hep kabahat hakikî ve sağlam müslüman olmadığımızdan ileri geliyor vesselam.

102. Özrü Olmaksızın Cumayı Terk Etmek: Cuma namazını bir kere özürsüz olarak terketmek günah-ı ke-bâirdendir. Eğer üç cuma namazını terk ederse, kalbi üze-'- rine perişanlık, rüsva'lık mührü vurulup, artık o adamın kalbi hayır ve şerri, hakla bâtılı fark edemez hale gelir. İşte tıpkı böyle bu gün: «Müslümanım.» diyen milyonlarca ins^nvn müslüman düşmanlarını desteklemekte ol-

duğu apaşikârdır. Bu husustaki ehâdîs-i şerîfeler pek çoktur. «Kalbi tab olunur (yani mühürlenir).:» «Kalbi, münafık kalbi gibidir.» «Münafıklardan yazılır.» «İslâm'ı arkasına atmıştır.»

Cuma namazım terk edenler, ya tövbe edip bu günün fena âdetlerinden vazgeçer, veyahut kalpleri üzerine mühür vurulur. Ondan sonra da gafletten kendilerini kurtaramazlar ve gafiİûn zümresine girerler. Misafirlere, hastalara, kadınlara cuma namazı farz değildir; ama o günün öğle namazı farzdır. Fakat imkân bulup cuma namazını kılarlarsa cuma namazları sahih olur. «Cuma namazının farziyetni inkâr ederse, o zaman da kâfir olur.» demişler^ dir. Diğer namazların inkârı da böyledir, yani küfürdür

103.    Emanetlere Riayet Etmemek: Selâm, kelâm ve eşya gibi emanetleri yerli yerlerine edâ etmeyip vermemek günah-ı kebâirdendir; çünkü bunları edâ etmek İslâmiyet'in alâmetindendir. Emanetlere riayet etmeyip kendisine yapılan itimadı suistimal  ederek yerli   yerlerine vermemesi itimadı sarsar. Hem de müslümanlığın istediği istikametten aynlmış olması münasebetiyle İslâmiyet'in sanma kir getirmesi yüzünden pek büyük bir hatâ ve günah irtikap etmiş olur. Allah (Celle ve âlâ)'nın ve rasûlü Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi ve sellem)'nm kendisini sevmesini isteyen kimse sözü doğru söylesin, emanetleri edâ etsin ve komşusuna ezâ etmesin. Emanete riayet etmeyenin imanı yok, ahdinde durmayanın da dini yok. Ne sözdür bu! Lâkin kimin kulağına girecek? Kalp. mühürlenmişse ne fayda! Ne desen boş. Bir de böyle hakikatleri arar şeklinde yetişmemişse ona kolayca fayda vermez.

104.    Verdiği Sözde Durmamak: Vaadinde durmamak günah-ı kebâirdir.

76                                     MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Meselâ; sana şunu alacağım veya şunu vereceğim gibi vaatlerde bulunup sonra onu yapmamak, hem yalancılığı ve hem de karşısındaki müslüman kardeşini aldatmış olması dolayısıyla, kişiye iki üç günah birden yüklenir. Bunun zıddı vaat ettiği her şeyde sadâkat göstermesi ve sözünde durmasıdır. Münafıklık alâmeti malûm olduğu üzere üçtür. (Her ne kadar oruç tutup namaz kılsa dahi ve kendisini müslüman zannetse yine münafıktır.):

a)    Konuşurken yalan söylemek,

b)    Vaadinde durmamak,                                         .

c)    Emanete hıyanetlik yapmak.

Ve yine : «Dört şey kimde bulunursa halis münafıktır.» Dördünden biri olursa, onda da münafıklıktan bir hisse var demektir. Hattâ o biri bırakmadıkça münafıklıktan kurtulamaz.

a)    Emanete hıyanetlik,

b)    Yalan söylemek,

c)    Ahdinde, vaadinde durmayıp caymak,

d)    Hasmıyla çekişirken günah işlemek. Vermemek niyetiyle yapılan vaadlerin günahı ise İM

kat olur. Fakat vaadinde bir emr-i zarurî hasebiyle vaadini yapamazsa vaadinden hulfetmiş sayılmaz. Lâkin o zaruret ierkesçe ve şeriatçe kabul olunan bir zaruret olması lâzımdır. Yoksa lalettayin her şeyi zaruret gibi göstermek de caiz olmaz.

105. Başkalarını Hafife Almak, Horlamak, Küçümsemek ve Alay Etmek: Başkalarını hafife almak, horlamak, hakir görmek, alay etmek günah-ı kebâirdendir. Her kimseyi küçük görüp onun hakaretini icap eden ve îma eder yolda söz söylemeğe istihza derler ki (ve o şahsı maskaralığa almağa da sıhriyye denir M) büyük günahtır. Kendisini büyük görmek ve istihza ettiği insanı da küçük görmek demektir. Umulur ki, o istihza ettiği kimse

BÜYÜK GÜNAHLAR

77

indallah ondan daha kıymetli ve hayırlı bir kuldur. Binaenaleyh kimse kimseyle alay etmemelidir. Fakat ne yazıktır M, küçük yaşlarında aldığı huylar, insanlardan kolayca ayrılmıyorlar. Bunlar tecrübelerle sabittir.

Seksen yaşma giren insan hâlâ o çocukluğundaki hallerini, şakalarını, alay ve istihzalarını bir türlü bırakamaz. Onun için küçük yaşlarda tevbenin kıymeti pek mühimdir. İhmali de o kadar fenadır .

Yarınki kıyamet gününde bu alaycı ve insanla istihza eden kimseler cennetten bir kapı açılıp : «Gelin, girin.» diye çağrılacaktır. Fakat kapının yanına gelince kapı kapanacak ve bu şekilde ceza olunacak, nihayet kapı açılıp : «Gel, gel.» diye çağrıldığı halde gelemeyeceklerdir. İstihzalar sözle olduğu gibi fiilen de olur.

İşaret ve imayla, gülmekle de olur. Her halde ağırbaşlı olmak büyük bir devlettir.

106. Sultan Kapısına Gidip Bir İstekte Bulunmak: Zulüm âdeti olan sultan kapılarına, yani devlet kapılarına gidip onlardan yardım istemek, hizmet istemek günah-ı kebâirdendir. Acaba bu gün hangi zulmetmeyen sultanı bulabilirsiniz. Bu gün okumakta olan yüz binlerce talebenin hep devlet kapılarından hizmet beklemekte olduklan görülmektedir. Tabiî bu işin vahameti bilinmediği içindir. Sonra memurluk tembellik alâmetidir. Çalışıp ahn teriyle kazanıp yemesi zor gelir. Onun için en kolay şey: «Biraz okuyup zahmet çeker, sonra ömür boyunca rahat ederim.» dâvası başta gelmektedir. Fakat vebal kısmı hiç de göz önüne alınmaz, çünkü bu vebalden ancak olgun müs-lümanlar korkar. Öyle namazı, niyazı olmayan müslüma-nın bir korkusu olmaz.

O Allah'a yalan olmuş, uzak olmuş, aklına bile gelmez. O hemen karnım doyursun, zevkine baksın. İşte o zaman hayvanlar, bu gibi insanlardan daha faideli olur-

78                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

lar. Çünkü; insanın eti yenmez, sütü içilmez, derisi kullanılmaz, hemen toprağa gömülür gider vesselam. Hayvanın ise; eti yenir, sütü içilir. Yününden, derisinden, hattâ kemiklerinden, boynuzlarmdan ve hattâ bağırsaklarından istifade edildiği  görülmekte ve bilinmektedir. Şimdi   o ulvî, bazen de meleklerden bile üstün olan insanlık nerede, biz nerede? İnsan hacı olur ,hoca olur, profesör olur, bey, paşa olabilir amma, insan olmak çok zor mu çok zor. Yani Allah-ü teâlâ'nın sevip, razı olduğu insan ki, ona kâmil insan denir. Matlup olan da bu insanlık ve bu müs-lümanlıktır. Yoksa sıra müslümanı,   sıra insanı olunca, o zaman hayvanlar daha ziyade puan kazanmaktadırlar. Bak İmam A'zam gibi bir zat, o kadar bilgisi ile, kadılığı ne için kabul etmedi, hapishanelere düştü, sopalar yedi yine kabul etmedi? Ölümü ihtiyar etti ve memurluğu istemedi. Sen ve ben bugün onları 4a beğenmiyoruz; yazıklar olsun bize...

Bak Süfyan-ı Sevri isminde bir alim, o da bir mezhep sahibi imiş. Bir gün ders okuturken posta bir mektup getirmiş. Mektup Harun-Reşid'den geliyormuş. Okumuş. Meğer Harun Reşid ile evvelce kardeş olmuşlar. Harun Reşit halife olunca, etraf civarda bir sürü dalkavuk hacı, hoca tebrike gelmişler. Bu sırada Harun Reşid, kardeşliğinin gehnemesinden üzülerek bu mektubu yazmış. Ve mektubunda da ziyaretçilere olan ikram ve ihsanından bahsetmiş. Bunun üzerine Süfyan-ı Sevrî,

«Bu beytülmale, hangi hakla tasarruf ederek bu ihsanları yapmaktasın? Allah'tan korkmadan beytülmali nasıl zayi edersin? Hattâ kendi parandan dahi yapsan bu da israftır! Hak sübhânehû buna razı olmaz.» diye çok acı bir mektup yazdırıp postacıya vermiş.

Şimdi bilmem sen ne dersin? Yüz milyonlarca lira bir şeref uğruna harcanıyor da, kimsenin tüyü bile kıpır-

BÜYÜK GÜNAHLAR

79

damıyor, heyhat. Devlet kapılarına, ancak onlara nasihat etmek, doğru yolu göstermek, Allah'ın emirlerini ve yasaklarım bildirmek için gitmek lâzım gelirken; nerede böylesi... Basma belâ istersen söyle. Asılanlar niçin asılmış? Sor ve düşün.                                                          .

Hele Atıf hocanın idamı, daha onun gibi niceleri... Birgün Bayezid camiine sabah namazına gidiyordum. Polisler bizi yoldan çevirdi. Ne var diye baktım; meğer meydana sehpalar dizilmiş. Beyaz gömlekliler, belki ondan fazla kimselerdi. Hepsini birer birer asıverdiler. Artık kabahatleri ne idi bilemeyiz. Henüz o zaman İstanbul'da saltanat devri idi. İşte insanlar, kendilerine yaramayanları böylece imha ederler de, zerre kadar müteessir olmazlar. Haccâc-ı Zalîm de böyle değilmiydi? Sen artık ne diye bu memuriyete özenir durursun? Ticaret ve sanat kadar tatlı birşey var mıdır? Hele o toprakla meşgul olup, insanlar* ve hayvanlar için mahsulü ve meyveleri yetiştirmek ne kadar hoştur. Sabahın erken vakitlerinde tarlasının başında, o kuşların cıvıltısı, sabahın da tatlı havası, baharı içinde namazını kılıp, işine başlaması yok-mu ya, doyum mu olur? Sen bu güzel canım hayatı koy, havası bozulmuş, küçük bir köy halkı kadarı bir bina içine doldurulmuş, rahat yok, huzur yok —Ah bir pazar olsa da şöyle bir hava almağa çıksak diye özendiğin apartmanda, şehirde yaşa. Amma nereye çıkacaksın, her yer dopdolu. O köyün havasını bulmağa imkân mı var? Biraz zor.

Onun için ey aziz kardeşim, memuriyete hiç özenme .Ticaret, sanat, ziraatte hayat vardır, saadet vardır, selâmet vardır. Hele kanaatin de olursa paşaların paşası, beylerin beyi, senden daha â'lâsı yoktur. Câhillerle sohbet insana darlık verir. Avcılık yapmak gaflete sebep olur. Sultan kapılarına müracaat fitnelere uğratır. Sultan-

80                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

lara yaklaştıkça Allah'ın rahmetinden o nisbette uzak olur. Yani rahmet-i ilahîden mahrum kalır. Bunları iyi oku, ona göre hareket eyle aziz evlâdım.

107. Dünyâ, Şöhret ve İnsanların Teveccühünü K» zanmak İçin İlim Öğrenmek. İlim ancak Cenâb-ı Hak hazretlerinin rızasını kazanmak ve ümmet-i Muhammede dinlerini öğretebilmek için öğrenilir. Bu yolu bırakıp da dünyayı ve dünya şöhretini ve nasın kendisine ikbalini murâd etmek elbette günah-ı kebâirden addolunur.

Zira dünya haddizatında bir cifeye benzetilmiş olup, bunu talep hiçbir ilim sahibine yakışmaz. Zikrullah ve zikrullaha tealluk eden ilim ve ibadât-ü taat-ı ilâhiye dururken, ehli dünyanın arzularına uyarak dünyaya meyil ve muhabbet büyük kabahattir. Herkesin ilme, ulemâya yaklaşmak ve muarızları ile mücadele veya nâsın kendisine teveccühünü muradetse, Allah-ü teâlâ bu gibi ilim sahiplerini cehenneme idhal  eder. Ve yine herkim Allah-ü Celle ve alâ'nın rızasından gayrı bir maksatla ilim öğrenmek isterse, cehennemde yerini hazırlasın. Bunlan iyi dinlemeli, sonra da ona göre hareket etmeli.

108.   Şer'î İlimleri Öğrendikten Sonra, Dünya Sevgisine ve Şöhrete Dalmak: Din ilmi, hususiyle bütün ilimlerin ve sevilenlerin üstünde bir ni'met-i uzmâdır. Buna nail olduktan sonra, tekrar dünya zevk ve şehvetlerine iltifat edip de ilmi bırakmak, en büyük kabahat ve günahtır. Çünki elindeki ni'metin kadrini bilmemiştir. Onunla dünyayı ve zevklerini elde edemeyince, onu hakir görerek bırakması elbette affolunmaz bir kabahattir. Allah Celle ve alâ cümlemizi korusun.

Bir vakitler ilim adamlarına çok hakaretler edildi, maaşları kesildi, onlara rağbet eden olmadı. Hattâ mahpuslara atılanların sayısı belirsiz idi. Adamcağız hoca olduğuna; şeyh olduğuna pişman idi. Türlü türlü iftiralar,

BÜYÜK GÜNAHLAR

81

bahanelerle mahkemelere sevk olunup, hapse atılanlar ve orada inleye inleye ölenler sayısız idi. Halkın gözünden düşürmek için ne lazımsa yapılıyordu. Hele gösteriş günlerinde, temsillerde, hoca efendilerin çocukları uzun sopalarla döverek okuttukları teşhir olunuyor ve hele nikâh kıyışları, çok acayip kılıklarla alay mevzuu oluyordu. Bunu gören hoca efendiler, artık meslek değiştirmekten başka çare yoktur diye, boyuna meslek değiştirirlerdi. Halbuki sabretseler sonu elbette selâmet olacaktır. Çünki havalar ne kadar kararsa, bozulsa, fırtınalar kopsa; bir müddet sonra yine açılıp gül gülistan olduğunu cümlemiz görürüz. Bizce malûmdur. Binâenaleyh ilim sahibine yakışan, her ne kadar rağbet görmese ve tahkir de olunsa, mesleğini muhafaza etmesidir. Bu ilmin şânındandır. Cenâb-ı Hak ehl-i ilmi hiç bir zaman bırakmaz. Ona bilinmedik yollardan ferahlıklar verir vesselam.

109.    Koca ile Karısının Arasını Açmak İçin Fitne ve Fesat Çıkarmak: Ya kadında gözü vardır; kendisi almak için, veya bir başkasına vermek için yapılan bu gibi iğrenç hâdiseler, elbette müslüman değil, insan   olan hiçbir kimseye yakışmaz. Senin karını böyle aldatsalar, senin vicdanın buna razi olur mu? Elbette olmaz. Öyleyse sen de başkasının hanımını  aldatmağa  çalışma. Büyük günahlara girer ve cezanı bulursun.

110.    Zâlimin Yüzüne Gülmek ve Ona Karşı Dostluk İzhar Etmek : Zâlime nasihat edip onu zulümden vazgeçirmek  icabederken, bilakis zâlimin  yüzüne   gülmek, onunla dostluk etmek, onunla birlikte olmak, onun yaptığı zulümü hoş görmek demektir. Zulümde onunla müşterek olmaktır. Zira zulüm ehli ve onların avaneleri cehennemdedirler.  Bir emir,  içeceği  şarapları  döken âlimin, arslanların önüne atılmasını emretmiş. Zalimin ava-nesi de, hemen zavallıyı arslanların önüne atmışlar am-

82                                 MÜMİNLERE VAAZLAR

ma, âlim de hemen namaza durmuş. O aç arslanlann âlime hiç birşey yapmadığını görünce, o zalim de tövbekar olmuş. Zira Allah'tan korkandan herşey korkar. Onun için ecdadımızın az kuvvetlerle, büyük düşman kuvvetlerini tarumar ettjkleri hepimizin malûmudur. Dünkü Çanakkale ve Yunan kuvvetleri ortada.

111. Uyanınca, Müslüman Kardeşine Şer İşlemeyi İsteyerek Uyumak: Meselâ : «Sabah olsun da ona şöyle yaparım, böyle ederim», diye şer kasdederek yatması bile günah kazanmasına kâfidir. Halbuki müslüman, müslüman kardeşi için daima hayır murad etmekle memur* dur. Binaenaleyh böyle kötü niyetlerle yatanların, ta sabaha kadar defterlerine günah yazılır. Ve bütün gece şer içinde geçer. Çünki mü'min, niyetiyle cezalanır. Hayır niyet ederse hayır görür, şer niyet ederse şer görür. Binaenaleyh «kendisi için arzu ettiği bir şeyi mü'min kardeşi için arzu etmeyen gerçek mü'min olamaz». Ne dersiniz, " bu hepimize güzel bir ders ve nasihat değil mi? Cenâb-ı Hak, hepimizi kardeşlerine hayır isteyen ve hayır işleyen kullarından eylesin, âmîn.

112. Yalan Olduğunu Bilerek, Müslüman Kardeşinin Aleyhindeki' Konuşmayı Dinleyip Sükût Etmek: Bunda iki vebal vardır: Birisi, yalanı tasdik edip yalancıya fırsat vermek, birisi de müslüman kardeşinin aleyhinde konuşmaya, plâna ortak olmaktır. Müslümana düşen vazife, bu kardeşini müdafaa ile beraber, o yalancı müfteriye de: «Allah'tan kork( böyle yalan söyleme» diye ikazdır. Yoksa sükût edip onu tasdik değildir.

Bak «herkim yanında müslüman kardeşi gıybet edilir de, gücü yettiği halde ona yardım etmezse; Allah da onu dünya ve ahirette zelil eder» ne kadar acıdır! Halbuki her yerde ve her zaman müslüman, müslümanın yardımcı-

BÜYÜK GÜNAHLAR

83

sidir. Gıybet ise en ağır bir günah olmakla beraber, buna dikkat eden müslüman ise pek az görülmektedir. Allah, cümlemizin muîyni olsun.

113.    Müslüman Kardeşinin Başına Kötü Bir İş Geldiğinde Sevinmek: Zira müslümanlar bir vücut gibi kardeştirler. Gerek günaha müteallik olsun ve gerekse sair rahatsızlıklara mebni ona acımak ve müteessir olup ve hattâ ağlamak yerine, sevinmek, elbetteki iyi birşey değildir. «Herkim müslüman kardeşine isabet eden bir musibetten nâşî sürür, sevinç izhar ederse, iyi bilmelidir ki; Allah (Celle ve alâ) ona afiyet verip kurtarır da, yerine o sevinç ve sürür duyan kimseyi müptela kılar.» Bundan anlaşılıyor ki, başkasının musibetine sevinmek, ol musibet ve belayı üzerine çekmek demektir.

114.    Başkasının  Hanımına  Hediye   Göndermek ve Onu Gizli Latifelerle Taltif Etmek: Halbuki o kişinin bu hareketi, ilerde vaki olacak büyük fesadın mukaddimesi demektir. Bundan dolayı neticesi büyük fesatlara sebep olan hareketler, günâh-ı kebâireden addolunmuş ki, buna cesaret edilemesin.

115.    Yanlarında Üçüncü Bir Şahıs Olmadan, Kimsenin Olmadığı Yerde, Yabancı Bir Kadınla Bir Arada Bulunmak. Zira bu hal, o zaman olmasa bile bilahere ileride fesad-ı azîmenin vukuuna sebep olur.

«Kadınlarla balvetde kalmadan kaçınınız. Zira bir erkekle bir kadın yalnız kaldıkları vakit, mutlaka şeytan araya girer. Yani onların fikirlerini bozar ve günaha girmelerine sebep olur.

«Bir adamın çamura bulanmış bir nınzıra sürünmesi, omuzlarının kendisine helal olmayan bir hanıma sürünmesinden hayırlıdır» buyurulmuş. Ne dersiniz bu günkü hayata?...

84                                 MÜ'MİNLERE VAAZLAR

116.    Allah-ü. teâlâ'nın   Büyük Gördüğünü   Küçük, Küçük Gördüğünü de Büyük Görmek: Allah-ü teâlâ'nın işini beğenmeyip, aksini iltizam etmek, Cenâb-ı Hak'ka açıkça muharebe ilam kadar büyük  olduğundan, hareketin batıl olduğu meydandadır. Bunları sen iyi düşün.

117.    Görmediğini   «Gördüm»;   Duymadığım   «Duydum»,   Bilmediğim «Biliyorum»  İddiasında Bulunmak: Zira bunlar, yalancılıktır. Yalan, haramdır. Halbuki insanın her işittiğini söylemesi bile caiz değildir. Nerede kaldı M, duymadığım duydum, görmediğini gördüm, bilmediğini biliyorum demesi.  Bu hem cehlinin meydana çıkmasına ve hem de yalancı olarak tanınmasına sebep olur.

118.   Erkek Kadına,   Kadın da Erkeğe Benzemeye Çalışmak: Hattâ erkeğin kadın sesi gibi ince bir ses çıkarması, kadının da erkek sesi gibi ses çıkarmaları' ve hattâ erkeğin kadınların farece, çarşaf ve pantolonlarını giyip, onların başına örttükleri gibi örtmesi, kadının fes veya sarık, üstüne şalvar veya cübbe giymesi, erkek gibi kaim seda çıkarması kendilerini erkeklere benzetmek demektir. Bir kadının erkek gibi kılınç kuşanmış olduğunu Resûl-i Ekrem görünce, «Kendini erkeklerde benzeten kadınlar, yine kendilerini kadmlara benzeten erkeklere lanet» olsun buyurmuştur. Çok mühimdir.

119.Allah'ın İsminden Gaynyla Yemin Etmek: Ve her kim Allah-ü teâlâ'nın mübarek ismi şerifinden gayrı şeyle yemin ederse, Allah-ü teâlâ Celle ve alâ'ya şerik koşmuş olur. Şirk ise af olmayan günahlardandır. Meselâ: «Ben falan işi işlersem kâfir olayım» veya buna benzer sözler söylemesi, Allah-ü teâlâ'dan gayrıya yemindir. Sonra, işlersem kâfir olayım deyip de, sonra da işlerse; veya geçmiş zamanda işlediğini bildiği bir şeyde, «kâfir

BÜYÜK GÜNAHLAR

85

olayım ki işlemedim» derse kendinden korkulur. Tehlikeli bir sözdür; kaçınmak gerektir.

120.    İşçinin Ücretini Vermemek Veya Geciktirmek:

İşçinin pazarlık mucibince işini bitirdikten sonra ücretini bir bahane ile vermemek, tabiatıyla insanlığa ve islamlığa yakışmayan çirkin bir harekettir. Elinden gelirse, onun hakkını daha fazlasıyle verip onu memnun etmek, insanlık iktizasıdır. Böyle yapmayıp, bir de ücretini vermemesi, elbette büyük bir günahtır. Hem işçinin gözü kalır ve hem de emeğinin hakkını alamaz ki, bu da büyük bir zulümdür. Peygamberimizin (Sallallahü Aleyhi Vesellem) kıyamet günündeki hasımlarından, düşmanlarından birisi de, işçinin ücretini vermeyenler olacaktır.

121.    İki  Kişinin Arasını  Açmaya Çalışmak:  Peygamberimiz  (Sallallahü Aleyhi Vesellem) tarafından üç kimse lanetlenmiştir.

Birincisi: Ana ve babasının rızasından yüzünü çeviren;

İkincisi: Kan koca beyninde fesat fitne ilka edip, kadını boşandırmak, sonra o karıyı kendi almak isteyen,

Üçüncüsü: Mü'minler beyninde buğz, haset ve adavet ilka etmeğe çalışan kimseler ki, lanete müstahak olmuşlardır.                                                                    -

Hakikaten bu günkü fitnelerin hemen hepsinin bu fitneci kimselerin elinden, dilinden ve yazılarından kopmakta olduğu görüle gelmektedir. Çünki, bunların hemen hiç birisinin dinle diyanetle alâkaları yoktur. Bütün gayeleri yalnız dünyalıklarıdır. Onun için helâl, haram demeden; yalan doğru, hak, bâtıl tanımadan gayelerine hizmet etmeğe çalışırlar ki, yalnız bizim için değil, bütün beşeriyet için bir felâket yuvasıdırlar.

86                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

122.   Din Kardeşi Olan Bir Kimseye «Mürâî» Demek:

En kolay şey, hemen birisine biraz kızdık mı ilk sözümüz : «Bırak şu mürâî herifi» demektir. Fakat tam kırk senelik amelinin mahv ve iptaline sebep olur. Mü'min, kardeşine karşı daima hüsn-ü zan ile memurdur. Herkesi mü'min, muttaki bilmek ve salahhane tesbit etmek icabeder-ken; bilakis ona riyakarlığa tesbit etmek, «yâ mürâî» diye söyleyerek, hem günah-ı kebâir ve hem de kırk senelik amelin mahvına sebep olması, elbetteki çok acı birşey-dir. Zira riya âhiret ameliyle dünyayı muradetmeğe derler. Kalben olacak şeydir. Bunu da Allah'dan gayrisi bilmez. Binaenaleyh bilmediği şeyin mü'min kardeşine «yâ mürâî» diye söylemesi bir sû-i zan âlametidr. Bu da yasaktır.

123. Süt çocuğunu Vaktinden Evvel Memeden Kesmek: Süt emen çocuğun süt emmek hakkı iken, ufak tefek bahanelerle onu sütten kesmek o çocuğa zulümdür. Süt anne ise, o da mukavelesine riayet etmediği ve çocuğu hakkından mahrum ettiği cihetle günah-ı kebâiri irtikap etmiş olur. Çünki, annenin sütü kadar çocuğa fai-deli bir gıda yoktur. Neşvüneması, akıl ve zekâsı sonra eksik kalır. Bunun vebali de, onu sütten vaktinden evvel kesenleredir.

124.   Lâyık Olmadığı Halde İyi Görünmek Veya Büyük Adam Dedirtmek İçin, Kendinde Olmayan Bir Hali İzhar Etmek: Perişanlık alâmetidir.    Dininde, itilasında amelin az olsa da sana yeter. Hâlis olmak, insanın içi ile dışının bir olmasıdır. Sözü ile hareketi uygun olmasıdır, îçi başka  dışı başka, münafıklık alâmetidir. Kendisinde olmayan bir hali izhar ise, yalancılık ve riyakârlıktır. Ce-nâb-ı Mevlâ cümlemizi bu sayılan (125) büyük günahlardan muhafaza buyursun, âmîn...

BÜYÜK GÜNAHLAR

87

125. Komşusuna Karşı Fesadlık Yapmak: Yakın akraba hakkından sonra, komşu hakkı en önde gelir. Dinimiz komşu hukukuna büyük önem vermiştir. Komşuların birbirlerine karşı İslâm'ın emrettiği esaslar dahilinde davranmaları icâb eder. Komşuyu çekememek, ona karşı ha-sed içinde olmak ve fesadlık yapmak yasaklanmıştır. Esasen, fesadlık yapmak bütün insanlara karşı kötü bir huy, kabîh bir ahlâkdır.

J

KÜÇÜK   GÜNAHLAR

1. Bakılması Caiz Olmayan Kimselere Bakmak: Kıyamet gününde her göz ağlayacaktır. Yalnız üç kişi müstesna:

Birincisi: Bir göz sahibi ki, Allah'ın haram kıldığı kadınlara bakmaz ve gözlerini yumuverir.

İkincisi: Allah yolunda, gerek muharebelerde ve gerekse tahsili-i ilmi şeriyyede uykusuz kalıp nöbet bekler veya derse çalışır. (Düşmanı gözetlemek gibi.)

Üçüncüsü: Allah korkusundan naşi ağlayıp gözlerinden az da olsa su çıkaranlar. Bakmak haram olan kadınlara şehvetle bakanların da gözlerine kıyamet gününde kurşun döküleceği beyan olunmaktadır. Çünki bu bakışlar bilahare büyük günahlara da sebep olmaktadır.

2.    Bakılması Haram Olan Kimseyi Şehvetsiz Öpmek: Delikanlıları da öpmek böyledir.   Şehvetle öpse büyük günah olur. Çünki zina, ellerin tutmasıyle, ayakların zina mahalline gitmesiyle, ağızlarm zinası da öpmekle olur duyurulmuştur.

3.    Şehvet Elde Etmek   Gayesiyle Menisini    Eliyle Getirmek: Hanımının eliyle de olsa yine günahtır. Belki bekâr olup da şehvetinin galebesi ile, büyük günah işlemekten korkan kimse, lezzetlenme gibi bir hal olmayıp, ancak şehvetini teskin için olursa müsaade varsa da; be-

KÜCÜK GÜNAHLAR

89

dene   büyük zarar i'ras edeceğinden,   bundan kaçınmak evlâdır.

4.    Şehvetsiz Olarak Başkasının Hanımına Yapışmak:

Haramdır. Genç ihtiyar müsavidir.  . Zîrâ beş şeyi yapan cennetliktir :

1  — Konuşurken doğru konuşmak, doğru söylemek,

2  — Ahdini yerine getirmek, ,3 —- Emânetleri edâ etmek,

4  — Ferçlerini muhafaza etmek, günahlara bakmamak için gözlerini yummak.

5  — Ellerinizle kimseyi incitmemekdir.

5.    Genç Veya Yaşlı Olan Yabancı Bir Kadınla, Tenhada Başbaşa Bulunmak:   Bir kadın veya erkek, sütkardeşi olsalar veya kaymvaldesi olsa dahî, bu halvetler caiz değildir.   Allahü celle ve âlâya ve âhiret gününe inanıp, imân eden kimse, başka bir mahremi olmadan, ecnebi, yabancı bir kadınla yalnız kalmasm.    Kadınlarla yalnız kalmaktan sakınınız. Çünki üçüncüsü şeytan olacaktır. Sizi büyük günahlara düşürür.

6.    Hayvanlara Bile Olsa Lâ'net Etmek: Zîrâ lâ'ne-tin mânâsı, Allah'ın rahmetinden uzak ol demektir. Halbuki bütün eşya Hak'km rahmetine muhtaçtır. Öyle ise, lâ'net edici olmayınız. Bir kimse mümin kardeşine lâ'net ederse büyük günah işlemiş olur.

7.    Zaruret Olmaksızın Yalan Söylemek : Amma haddi şer'îyi mucip yalanı söylese, günah-ı kebâir olur. Şarap içmeyen kimseye, şarap içti diye yalan şehadet edip, haddi şer'î vardır demek gibi. Lâkin bir emr-i zarurî vukuunda veya âhare büyük zararı mucip bir halin zuhurunda söylenen söz günah  değildir. Meselâ:    Bir katil, bir adamı öldürmek kasdı ile aradığı ve nereye gittiğini sorduğu zaman, gittiği mahalli bildiğini, saklayıp, başka

90                                  MÜ'MİNLERE VAAZLAR

tarafı göstermek günah değildir. Belki birini öldürmekten, diğerini ölmekten kurtardığı için, bu yalan günah değil, lâzımdır. Muharebelerde yalan söylemek, iki mümin kardeşinin arasını bulmak için yalan söylemek caizdir ve şer'îdir. Fakat emr-i zarurî olmadıkça yalan söylemek kat'iyyen haramdır ve menhîdir. İnsan doğru da olsa yalanı, şakayı, mücadeleyi terk etmedikçe insanı kâmil olamaz.

8.   Bir Müslümanı,  Söyledikleri     Doğru Bile Olsa, Şiirle Hicvetmek:    Hiciv, bir adamı şiirle zem etmektir. Zikrettiği adamın ayıbını, gerek -sarahaten    söylesin ve gerekse ta'riz ve kinaye tarikiyle    söylesin yine haramdır. Hattâ hicviyesinde zikrettiği ayıplar, ister o adamda bulunsun, ister bulunmasın, hicvinde sâdık dahî olsa, yine haramdır. Hicviyesinde yalan varsa, o zaman iki günah işlemiş olur. Bu hiciv, nâsın ırzına, dinine, aklına ve ah-vâl-i sairesine, mal ve eşyasına taarruz ile de olur. Halbuki biz müslümanlar, * birbirlerimizin ayıp ve kusurlarını örtmekle ve onların ırz, namus, şeref ve haysiyetlerini muhafaza, müdafaa ile memurken,    bunun hilafına onun şan, şerefini lekeleyecek her hat ve harekât, büyük bir günah olmakla beraber, insanlık ve islâmiyete de hiç sığmayan çirkin bir harekettir. Yalnız düşmanlar için hiciv söylemek caizdir. Efendimiz, şairi Hassan (Radiyalla-hü Anh)a «Yâ Hassan, müşrikleri hicv eyle» diye emir bu-yurmuşdur.

9. Kasdı Olmaksızın, İnsanların Evlerinin İçine Bakmak : Eğer kasden bakarsa o zaman günah-ı kebâir olur. Ev sahibi bakanın gözünü bakarken vurup çıkarırsa, bir-şey lâzım gelmez; cezâsıi bulmuş ölür. Bu bakan ister erkek olsun, ister kadm olsun müsavidir.

KÜÇÜK GÜNAHLAR

91

10.    Dinî Bir Sebebe Dayanmaksızın, Bir Müslüman-la Üç Günden Fazla Küs Durmak : Amma zararlı bir kimse olmak dolayısıyla, zararından ve şerrinden korunmak için-nadiren dargınlık günah değildir.

Fakat bunu bahane ederek, herkesle bir zarar hissiyle küsmek sû'i zandır, doğru olmaz. Müslümanların birbirlerine arkalarım dönmeleri, küsmeleri, hasetlik yapmaları, buğz etmeleri kat'iyyen caiz değildir.

«Ey Allanın kullan kardeş olunuz ve kardeşçe yaşayınız, birbirlerinize katiyyen küs durmayınız.» Kendi kusurunu gör ve onun ıslahına çalış. Başkasında sakın kusur arama. Sonra aldanırsın vesselam.

11.    Hakikatim    Bilmediği Şeyde    Hasımlaşmak ve Muhakemeye Kalkmak: Dâva vekilleri gibi. Çünki bunlar vekil olduklarından, asıl iş sahipleri gibi işin hakika-tına malûmatları yoktur.   Bittabi hasmına galip gelebilmek için yalanlan irtikap    edeceğinde de şüphe yoktur. Halbuki bunun makbul birşey olmadığı malûmdur. îş sahibinin de hakikati doğruca anlatması işine gelmez. Onun için kaçamak yollardan kurtulmaya bakar. Bunu da, da'va vekili alacağı para mukabilinde kurtarmağa çalışır. Maazallah bir katili, bir hırsızı, bir sarhoşu,   bir kumarbazı, bir muhtekiri, bir müfteriyi, bir caniyi, bir zâlimi müdafaa edip kurtarmağa çalışmak,    bilmem ne kadar doğru olur?

12.    Şeriatın Hakkına Riâyet Etmeyerek, Bir Kimse İle Hasımlaşmak:    Husumet diye kelamda inat etmeğe derler ki, bunun ile âherin malım ahz ve istilâ eder ve maksûduna nail olur. Eğer nail olursa maksudu bâtıl olur veya hasmını kahr ve tenkil etmek üzere muhasama ederse bunların cümlesi haramdır.   Fakat bunlardan ârî olarak husumet, batıl olmayıp hak olur. Husumet, içinde ezi-

92                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

yet verici kelime olmayarak ve hasmiyle de adavet ve düşmanlık üzere olmayıp; mücerret muhasaması, hakkını almaktan ibaret olursa, o zaman husumet mubah olur.

13.   İsteyerek, Lüzumsuz Yere Gülmek: Kendi ih- . tiyacı elinde iken gülmemeyi tercih etmeyip gülmesi, sı-fat-ı mezmûmedendir.    Çünki az gülmek, belki hiç gülmemek ve çok ağlamak lâzım gelirken, ihtiyarı elinden gitmiş gibi gülmek küstahlıktır.    Amma görülen acayip şeyden nâşi, ihtiyarî olmayarak gülmesi haram değildir. Üç kimse vardır ki, Allah'ın, azabına müstahakdır:

1  — Acıkmadan yemek,

2  — Uykusu yok iken uyumak,

3  —¦ Lüzumsuz yere gülmek.

Gülmesi çok olan kendi kıymetini düşürür. Boş sözleri ve latifesi çok olanın büyüklüğü gider. Mizahı, lati-   , fesi çok olanın da vekârı gider. Aç karnına su içmek kuv-   ! vetinin yansını giderir.    Çok konuşanın da hatâsı çok  i olur.

14.   Nefsi Arzuları ve Dünya    Nimetlerini Kaybetmekten Dolay! Ağlamak: Elinden giden dünyalıklar için ağlayıp sızlamak nasıl günah ise, naîm-i dünyanın o kimseye çokça gelmesinden sevinmesi de, hep cahillik alâmeti olup, âkil kimse bâtın ve zahirini daima ahiret işlerine sarf etmesi lâzım gelir.    Çünki dünya malları ne. olursa olsun fânidir.   İnsan gibi... Fakat ibâdât ve tâât daima baki ve sahibi ile beraberdir. Ahirette de. Binaenaleyh çabuk elden   gidecek meta'a elden gitti diye hüzün ve keder şöyle dursun, bunlara iltifat bile etmez. İnsan o kimsedir M, taş ile altın yanında birdir. Onun için^ giden dünya için meyus olmayınız.    Verilen nimetler için de sevinmeyiniz vesselam.

KÜÇÜK GÜNAHLAR

93

15.    Yürürken ve Hareket Ederken Kibirli Davranmak : Kibir haramdır. Fakat yürümesinde ve sair harekâtında, kibir alameti olarak İM tarafa   sallana sallana yürümek, böyle kendisini, nefsini büyütmesi, yürüyüşünde kibirli ve gururlu    yürümesi caiz değildir.    Nihayet Hak'km gadabına uğramasına sebep olur. Zîrâ yevmi kıyamette böyle esvaplarını sürükleyerek veya çekerek kirletenlerin   yüzlerine,  Allahü  teâlâ'nın bakmayacağı da aşikârdır.

16.    Erkekler İçin,  İpekli Elbise Giymek ve Alün-Gümüş Eşya Kullanmak: Hattâ .parmaklarına takılan al-

. tın yüzükler de caiz değildir.

Gümüş yüzüklerin de birbuçuk dirhemden fazlası yine haramdır. Bunlar erkek çocuklara da haramdır. Verbal, günah ana ve babasına yazılır. Dünyada ipekli elbise giyenler, âhirette cennete girseler bile, ipekli elbise giye-miyeceklerdir. Bunlar erkeklere haram, kadınlara helaldir buyurulmuş. Fakat kadınlarımız da tevazuan kullanmazlarsa, büyük hanımlık yapmış olurlar.

17.    Fâsık Bir Kimse İle Bir Müddet Oturmak, Dâima Düşüp Kalkmak Kebâirdendir: Fâsık diye, tâat-ı ilâhîden huruç eden, yani ibâdât-u tâat yapmadığı gibi, günahları irtikab eden, içki içen, kumar oynayan, ömrünü boş yerlerde israf eden, dans ve balodan çekinmeyen, deniz banyolarında   kadın erkek karışık oturan ve denize girenlerle ve buna benzeyen sair fısk ve günahları irti-kâb edenlere denir. Zîrâ huylar saridir, yani birbirine çabuk geçen hastalıklardandır. Onun için onlarla oturmayı î'tiyad eden kimse, hiç farkına varmadan, bakarsınız ki, bir gün onları bile geçmiştir. Allahın velîlerinden gayrisini dost edinmeyiniz.   Allahü (teâlâ)'nm zikrinden i'râz edenlerden yani,   ibâdât ve tâattan uzak   olanlardan siz

94                                      MÜ'MİNLERE VAAZLAR

de i'râz ediniz; uzak olunuz. Ancak müminle dost ol ve yemeğini de müttaM kimselere yedir M, hem dünyada hem de âhirette sana faidesi olur. Ve bir de, kötü, günahkâr insanlarla dostluk etmek, ateşten bir parçadır. Dostluğu fayda vermez. Ve sözlerinde de durmazlar.

18.   Kerahet Vakitlerinde Namaz Kılmak:    İsterse cenaze namazı olsun. Bu da yirmi vakittir demişler. Sec-de-i tilâvet de böyledir. Bunun üç vakti: Gün doğarken, zeval vakti, bir de gün batarkendir.    Gün doğarken bir veya iki mızrak boyu ki; otuz veya kırkbeş dakika demektir. Zeval de böyle, akşam da böyledir. Halbuki şafaktan sonra ancak sabahın sünneti kılınır. Başka namaz mekruhtur. Fakat borç namazlar, güneş doğuncaya kadar, sabah namazının farzından evvel de sonra da kılınır. Zîrâ borçlardan bir an evvel kurtulmak gerektir. Bu üç vakitten gayrı evkat-ı kerahette sünnet veya nafile namaz kılınmaz.   VelaMn farz namazlar ve borç namazlar eda edilir. Şafaktan sonra, güneş doğduktan sonra, akşam ezanı okunduktan sonra ve akşam namazından evvel, cuma günü hutbe okunurken,   cuma için kamet olunurken ve bayram günleri bayram namazından    evvel ve bayram hutbeleri okunurken, gün tutulduğu zaman küsuf namazı, yağmur duası için namaz, hac için okunan hutbe esnasında, ikindi namazı kılındıktan sonra akşam ezanı oku-nuncaya kadar nafile veya sünnet namaz kılmak caiz değildir. Sebebi Efendimizin:

«Şafaktan sonra işrâk vaktine kadar, sabah namazının sünnet ve farzından başka namaz kılınmaz ve ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar nafile namaz kılınmaz» buyurmuş olmasıdır. Ve yine bayram günlerij bayram namazından evvel nafile namaz kılınmaz. Ve Kurban Bayramında da namazdan    evvel kurban   kesilmez.

KÜÇÜK GÜNAHLAR

95

Ancak bayram namazı küamayan köyler müstesna. Güneş tam zevaldeyken namaz mekruhtur. Yalnız cum'a günleri müstesnadır. Çünki hergün cehennem kızdırılır, yalnız Cuma günü müstesnadır.

19.    Bayram Günlerinde ve Eyyâm-ı Teşrikde (Kurban Bayramının Dört Günü) Oruç Tutmak: Zîrâ bu günler Cenâb-ı Hak'kın kullarına ziyafet günleridir. Yemeyi içmeyi terkedip oruç tutması,   tabiatiyle münasip olmaz. Nûh (aleyhisselâm) bütün yıl tutmuştur. Yalnız bayram .günleri tutmamıştır. Eyyâm-ı teşrik; yeme, içme ve zikir günüdür.

20.    Camilere Necaset ve Üzerlerinde Necaset Olma İhtimali Bulunan Deli ve Çocukları Sokmak: Zîra mes-cidler hayırlı yerlerdir. Camilerin, indallah'da hürmet ve kıymeti vardır. İbadullahın da bunlara hürmet göstermesi lâzımdır.    Temizliğine yalnız müezzinlerin veya kay-yumlann değil, bütün cemaatin elbirliği ile gayret göstermesi lüzumu aşikârdır. Bugün kilise ve havralara yapılan temizlik dillere âdeta destan gibi söylenmekde iken, maalesef bizim camilerimizin hâli âdeta    utanç verecek bir şekildedir.   Hele büyük camilerimizin, bahçeleri, çocuklarımızın top oyun alam haline getirilmiş, söylenirseniz derhal sizi pişman ederler ki, ne deseniz boştur. Halbuki kilise bahçeleri ne kadar muntazam, çiçeklerle süslü olduğu görülmektedir.   Memleket bizim olduğu halde niçin ehemmiyet veremediğimize akıl erdiremiyorum. Allah teâlâ cümlemize hidâyet ve tevfikler ihsan buyursun.

21.    Bedenine ve Elbisesine    Necaset  Bulaştırmak:

Günah-ı kebîredir demişler. Bunlar hem nezâfete muhalif ve hem de ziyanına sebeptir. Halbuki en temiz giyinen ve en temizi yiyen   müslüman olması lâzım gelir-

g6                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ken, böyle bir müslümanm gerek elbisesinin ve gerekse bedeninin pis olması, veya pisliğe    bulaştırılması, aklın tecviz edemeyeceği şeylerdir. Fakat o pisliklerdendir ki; def-i hacette güzelce    taharetlenmeyen ve işediği vakit güzelce kurulanmayan kişilerin, gerek üstleri ve gerekse bedenleri daima pistir. Ve o elbiselerle namaz bile caiz olacağı şüphelidir. Bir çok evlerde taharet bezleri de bu-lundurulmamaktadır ki, pek acıdır. Ve bazı yerlerde ise kâğıt kullanılmaktadır, ki, daha büyük bir hatâdır.

22. Kıbleye Önünü Veya Ardını Dönerek Def-i Hacet Veya Bevletmek: Kapalı yerde olsun, açık yerde olsun yine haramdır. Zira kıbleye karşı ta'zimsizlik ve hürmetsizlik vardır. Ve hem de Efendimiz hazretleri:

«Gaita (büyük) ve bevl (küçük abdest) esnasında kıbleye önünüzü veya arkanızı vermeyiniz.   Lâkin ya şarka veya garba dönünüz» buyurmuştur.   Binaenaleyh evlerimizin hela taşlarım koyarken, buna göre konmasına dikkat etmelidir. Bina yapanlar bunları düşünecek kadar diyanet sahipleri olmadıklarından, işlerine nasıl gelirse öyle yaparlar. O zaman bunun tashihi her halde sizin üzerinize olacaktır. Siz de kulak asmazsanız, ömür boyu günaha girersiniz.

23.   İnsanların Görmediği Yerde     Avret Mahallim Açmak: İnsanların göreceği   yerlerde avret    mahallini açarsa günah-ı   kebâir   irtikab   etmiş olur.   Avret mahalli, erkekler için göbekten diz kapağının altına kadardır. Kadınlarda ise, bütün vücutları avrettir. Evvelce kadınlar için hususi deniz hamamları var idi, tahta perdelerle örtülü idi. Şimdi ise, bila perva her yerde soyunup *        denize girmekten sakınmıyorlar.   Halbuki denize bu kadar bayılmak caiz değildir. Sonra denizden maddî bir istifade . edeyim derken,   ruhunuz ve ma'neviyatınız mah-

KÜÇÜK GÜNAHLAR                                         91

volur. Artık işe yaramaz hale gelirsiniz. Faide ancak Aî-lah-ü teâlâ'nın emirlerine uyup yasaklarından kaçmakla olur. Evet belM vücudumuz bir çok istifadelerde bulunur. Amma manevî zararını düşünürseniz, çok zararlı çıkarsanız vesselam. Yine maalesef bu Avrupa hayranlığı nedir? Bütün iffet ve şehvet mahalleri pervasızcasma, hiç sıkılmadan teşhir edilmekten de çekinilmediği göz önündedir. Halbuki müslüman hatunlar, çok nezih ve çok temiz ve çok da kıymetli olan namus, şeref, iffet alâmeti olan tesettürü terkederek, onun yerine manto diye adlandırdığı, veya çarşaf diye üzerinde titizlikle durdukları kıyafetleri giyip çarşıya, pazara, sokağa çıkmaya yönelmişlerdir. Asıl tesettür hanımefendinin evinde oturup evinin ve çocuklarının hizmetiyle meşgul olması lâzım gelirken; her ne şekilde sokağa çıktığı an, bu tesettür yok olmuştur. Zîrâ tesettürden murat, kadının erkekler tarafından herhangi bir tecavüze uğramamasıdır. Böyle olunca, kadının dışarıda görülmesi, çarşı pazarı gezmesi, evinin ihtiyaçlarını almak için şu veya bu dükkânlara gitmesi ve bu arada onun felâkete uğramasına sözü ile gözü kâfidir. Bir de yüzü açıksa tamam. İster manto giysin ister çarşaf. Asıl gaye kadının korunmasıdır. O çarşaf ve manto içinde oynanan oyunlar, dolaplar, herkesin malûmudur. Binaenaleyh, cennetin anahtarı ayaklan altında olan annelerin, bu hususa çok titiz ve çok dikkatli ol-malan lâzımdır. Evlatlarımızı okutacağız diye, onlan yirmi yaşlarını tecavüz eden bir zamana kadar, erkek çocuklarla birlikte hemhal olmalarına göz yuman babalara ne dersiniz?-

24. Zaruretsiz Avret Mahallim Açmak: Kimse gör-mese bile Allah-ü teâlâ'dan utanmak gerekir. Efendimiz hazretleri:

«Kendi baldırım l'jnseye gösterme.    Ölü veya diri

98                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

kimsenin de baldırına bakma», buyurmuştur. Hattâ gusü) esnasmda bile, mümkün olan. herşeyle korunup; avret yerlerini kimseye göstermemelidir. Yine maalesef hamamlarda ve denizlerde bu usule riâyet eden kalmamıştır. Çünkü sokakda bile yançıplak gezmekten artık kinve ç-, kinmemektedir.

. Bundan hemen tecavüze uğramak gibi birşey aLİa-şılmamalıdır. Evet koyun ile kurdun bir arada geçineceği bir devir mi geldi yoksa? Ateşle barut birbirleriyle anlaştılar mı? Bu Allah-ü teâlâ'nm emri ve hem de tabiatın icabıdır. Çünki, Cenâb-ı Hak kadın ile erkeğin arasında bir alâka halketmiştir de, bu âlem o nizâm içinde birbirleriyle ünsiyet edip geçinirler. Avrupa hristiyanla-rının bugünki haline aldanma ve imrenme. O küfrü ihtiyar etmiş, yeri cehennemdir. Mahlûkâtın da en şerlisidir. Onun san'at ve maharetine, aya gidip    geldiğine de aldanma. Rabiatü-1 Adeviye kadarda mı düşünemedin. Bir büyük zat havalarda uçmuş, denizlerde yüzmüş,    Rabia hatun bunların hiç birisine iltifat etmemiş ve şöyle cevap vermiş: «Havada en âdi sinekler de uçmakta, denizde, balıklar da yüzmekde, şeytan ise bir anda şark ile garp arasmda gidip gelmektedir.» Asıl marifet bu mülkün sahibi Allah (Celle ve alâ)nın razı, hoşnut olduğu, sevdiği bir kul olabilmektedir.    İşte her gelen nöbetini savıp gitmektedir.    Hani senin sevgili baban, dedeciğin hani, o sevgili annen hani, o annenin annesi? Bak ibret gözüyle bak. Sen bu dünyaya boy göstermeğe gelmedin. Geldiğin gibi gideceksin.    Bir hıristiyan gibimi gitmek istersin, yoksa Allah'ın razı olduğu bir müslüman gibi mi? İyi düşün, yolunu ona göre seç.

25.   Orucunu Bozmadan, Bir Sonraki Günün Orucuna Eklemek (Visal Orucu Tutmak): Caiz değildir. Bizim

KÜÇÜK GÜNAHLAR

99

dinimiz herkesin isteğine göre değil, peygamberimizin emirlerine uymakla olur. Bunu da peygamberimiz men'-etmiştir. Ve hem de bilâhere bazı zafiyetler dolayısıyle ibâdat-ü taatdan kalmak tehlikesi de vardır.

Her şeyin iyisi, peygamber efendimize uymaktır vesselam.

26.    Keffaret Yapmadan Müzaheret Ettiği (Karısının Bir Uzvunu, Nikâhı Kendisine Haram Olanlardan Birine Benzettiği)  Hanımına Yakın Olmak: Bu muzaheret, erkeğin karısının azalarından birisini nikâh kendisine haram olan anasının, kızkardeşinin, halasının veya teyzesinin azalarından birisine benzetmesine derler. Ve böyle söylemesine (zıhar) deıler  ki,     buna ceza olmak üzere 60 gün oruç tutmak, veya 60 fakire fidye sadakası vermek veya bir köle azâdetmekle mükelleftir,    borçludur. Bunu yapmadıkça hanımına  yakın olamaz.   Bu   müslü-manlıkda, anne ve akrabanın kıymetinin ne kadar yüksek olduğuna başlıca delildir.

27.    Bir Kadının, Yalnız Başına Sefere Çıkması: Yola çıkan hatun, ister genç, ister yaşlı olsun müsavidir. İster ibâdet için —hac gibi— ister ziyaret için olsun katiy-yen caiz değildir.

Süt kardeşi veya damadı olsa, zamanımızda bunlarla yola çıkmak da caiz değildir. «Allah'a ve yevmi âhirete imân eden hiç bir kadına helal olmaz ki, üç günlük ve daha ziyade, yalnız başına sefer ede. Meğer yanında babası veya kocası veya oğlu veya kardeşi veya mahremlerinden birisi ola» başka türlü caiz değildir. Burada hem kadının muhafazası ve hem de erkeklerin fitneye düşmemeleri ve günaha girmemeleri de mevzuu bahistir. Yabancıların kadınlarla yolculukları, her ne kadar emniyet altında olsa dahî, emri peygamber ile yasaklanmıştır. Zi-

100                                  MÜ'MİNLERE VAAZLAR

râ fitnelere hudud yoktur. Sevap kazanıyorum diye birçok günahlara girerler de, haberleri bile olmaz. Yukarda da anlattığımız gibi ibadetler birer    kuvvet kaynağıdır. Günahlar da zehir yuvasıdır. Çok kuvvetli ve besili kimse, biraz zehir alınca nasıl dayanamadan ölüyorsa, günahlar da böyledir. Netice peygamberimizin sözlerine itaattir. Hazreti Aişe (Radıyallahü anha) validemiz, peygamberimizin (Sallallahü Aleyhi Vesellem) âhirete   intikalinden epey sonra hacca gitmeyi murad etmişler. Hazreti Ömer, razı olmamış ve izin vermemiş. Nikâyet münasip bir zamanda hazırlamalarını emretmiş ve kendilerini muhafazaya iki kimseyi memur etmişler. Birisi devenin önünde, birisi de arkasmda nihayet   Mekke-i Mükerreme'ye varmışlar. Hazreti Ömer (R.A.) muhafızlara:

— Bunları gece yarısı götür, tavaflarını ve sa'yleri-ni tenha bir zamanda yaptırıp, bulundukları yerde birisi dışarda birisi de kapıda bekçi olarak bulundur.

Sen o zamanı bir düşün, bir de şimdiki zamanı, Allah cümlemizin muini olsun vesselam.

28. Almayacağı Malın Kıymetini Artırmak İçin Fiyatına Zam Yapmak: Çünkü, bir nevi hiyledir. Birisini sevindirmek suretiyle alıcıyı zarara sokmak vardır. Kal-dıki mümin, kendisine istediği iyiliği başkasına yapmakla da mükelleftir. Heyhat şimdi müslümanlık nerede, yani laf da. Allah cümlemizi razı olduğu kullarından eylesin. Aziz kardeş, hedefin hemen hakkın rızası olsun.

29. İhtikâr, Yani Karaborsacılık Yapmak: Bahusus, insan ve hayvan yiyeceği ve hattâ giyeceği şeylere, insanlar muhtaç iken, satmayıp fiyatı daha fazla olsun diye malı saklamağa ihtikâr derler. Yiyecek ve içecek daha mühim olduğundan, arpa,    buğday, un gibi şeyleri,

KÜÇÜK GÜNAHLAR

101

şeker, et, yağ peynir de bunlara ilâve edilirse M, insanlar bunlara her zaman muhtaçtır. Onun için bunları saklayanlara mel'un adı verilmiştir. Kendi menfaati için âharin zararını isteyen kimseye, bundan başka ad da yakışmaz. Yalnız mahsul sahibi rençber, malını kendi çoluk ve çocuğu için saklasa," muhtekir sayılmaz demişler. Fakat mahsul fazla ise ve nâsın da ihtiyacı varsa, o zaman satmazsa, hükümet onu elinden alır ve satar. Muhtekirin en kötüsü, zahire ucuzlaymca mahzun ve pahalı oldukça sevmen kimsedir ki, tam ehl-i dünya demektir.

30.    Başkasının Pazarlık Ettiği Malın Üzerine  Tekrar Pazarlık Yapmak:    Pazarlık üzerine pazarlık, alıcıyı kandırıp caydırmak, «ben sana bundan daha  iyisini ve ucuzunu da alırım» demek de, pazarlık üstüne pazarlık sayılır. Velâkin aldanmak veya aldatmak gibi bir hal vu-ku'unda kardeşini zarardan vikaye için yaparsa,    bu da caizdir ve iyidir:

• Alıcı ile satıcı bir işte mutabık kaldıktan sonra, birisi gelip alıcıya «sen, bunu alma ben sana daha ucuz veririm,» diye caydırıp, yapılan pazarlığı bozmasıdır ki, çirkinliği herkesçe malûmdur.

31.    Başkasının Talip Olduğu ve Velisinin de Vermeye Söz Verdiği Kız Veya Kadını İstemek:   Bu hal tabiî pazarlık üzerine pazarlık gibidir ki, memnu'dur. Caiz değildir. Hattâ istediğini bildiği halde, söz kesilmede dahî araya başkasının girmesi tabiatıyle memnu'dur. Bazıları bunu kebâirden saymışlardır.

, 32. Şehir Halkının Yiyeceğe İhtiyacı Olduğu Sırada, Köylünün Şehire Getirdiği Yiyecek Maddesini Pahalıya Salıvermek Bahanesiyle Elinden Almak: Yalnız ucuzluk ve bolluk zamanlarda caizdir demişler.

102                                MÜ'MİNLERE VAAZLAR

33.    Şehir ve Kasabaya Mal Getiren Köylünün Malını, Şehre Girmeden Elinden Ucuza Almak. Halbuki köylü de şehire geldikten sonra piyasayı öğrenir, ucuz sattığını anlayınca; alışverişi bozup bozmamakda muhayyerdir, demişlerse de, bugün için mümkün olmayan 7bir şeydir. En iyisi şehre getirir, piyasaya göre ucuz ve pahalı satmak daha doğrudur, böylece alan günahtan kurtulur, satan da aldanmamış olur.

34.    Satacağı Hayvanın Sütünü   Sağmadan, Memelerini Sütlü Gösterip Pahalıya Satmak:    Bu da bir nevi hiledir. Fakat bunları bilenler de azdır. Yapanlara Alla-hü teâlâ insaf versin.   Cümle hilekârlar bizden değildir. Ve hile edenlerin yeri cehennemdir. Çünki hilenin hiç biı nev'i müslümana yakışmaz.

35.    Cuma Ezanı Okunduktan Sonra, Cuma Namazı Saatinde Alışveriş Veya Herhangi Bir İş Yapmak: Yani cuma vakti mümkün oldukça ezandan evvel camiye girmek veya Kur'ân dinlemek veya tefekkür etmek lâzımdır. Bunu yapmadığı halde ezan okunur okunmaz derhal her işi bırakıp camisine namaz kılmak için gitmek, Al-lahü. teâlâ'nın emridir. Bunu yapmadığı takdirde, emr-i ilâhîyi dinlememiş olur, ağır davranması hiç bir müslümana yakışır birşey değildir. «Bütün cefânın cefâsı, küfür, nifak, Ezan-ı Muhammediyeyi işitib de, da'vet-i ilâ-hiyeye icabet etmeyenleredir» buyurulmuş.

36. Cariyeleri Henüz Bulûğa Erişmemiş Evlâtlarından Ayırıp Satmak: Ya ikisini birden bir kişiye satar veya ikisini de satmazsın.

Anne ile evlâdı ayırmak caiz değildir. Baba ile evlâdı ayırmak caiz değildir. Yalnız kendi kendine yiyebi-len ve taharetini yapan sabiyi veya deliyi anasından veya babasından ayırmak caiz demişler.

KÜÇÜK GÜNAHLAR

103

Satmak caiz olmadığı gibi, ayrı ayrı memleketlerde bulundurmak da caiz değildir. Karısı ile çocuğunu ayırmak da caiz değildir. Süt emmekten müstağni olmayan hayvan yavrularını dahi analarından ayınp satmak mekruhtur. Ve merhametsizlik eseridir.

37.   Ayıplı Malının Aybını Saklayarak Satmak: Hattâ ayıbı belli olmasa bile, ayıbını söylemek lâzımdır. Meselâ suya sokarak buğdaym yaşlığını saklamak ve her ne gibi bir şeyin iyisini üstüne koyup, kötüsünü altına saklamak caiz değildir.

Manavlara Allah selâmet versin. Tablaya güzel güzel dizerler, arkaya bozuk, ezik, çürük saklarlar. Bakar imrenirsiniz, bir okka alırsınız, eve gidince bir de bakarsınız ki; o gördüğünüz meyvalara hiç de benzemez. «Hilekârlar bizden değildir, malını satarken ayıbını söylemeyerek satanlar, Allahü taâlânın gazabına düçâr olurlar ve melekler de mütemadiyen ona la'net ederler.

38.   Zaruretsiz Köpek  Beslemek:     Avcı     olmadığı halde, ziraat veya koyun bekçiliği de olmadan köpek beslemek, günahtır ve haramdır. Evini hırsızdan, ekinlerini ve koyunlarını  kurttan kuştan  korumak için saklamak caiz  demişlerdir.   Fakat lüzumsuz, süs  için köpek besleyenlerin, hergün amellerinden iki kırat eksilir. Her kırat Uhut dağı kadardır. Bir de kelp olan eve melekler girmeyeceğinden ve onların hane sahiplerine istiğfar etmelerinden de mahrum kalacakları cihetle, lüzumsuz köpek saklamak caiz görülmemiştir. Ve belki meleklerin la'ne-tine müstehak olur.

39.   Parasız ve Namaz Vakitlerini Geçirmeden Satranç Oynamak: Eğer para olursa veya namaz kaçarsa, o zaman günah-ı kebâir olur. .Cenâb-ı Hakkın hergün ku-

104                                MÜ'MİNLERE VAAZLAR

luna 360 nazarı vardır. Ve satranç oynayanlara bundan* bir nasip yoktur. Yarınki yevm-i kıyamette en şedid azap bu satranç oynayanlara olacaktır. Bir kimsenin  elinde ateşi sönünceye kadar tutması, daha hayırlıdır.

40. Müslümana Şarap Satmak: Şarap Müslime göre intifa olunur mal değildir. Bakınız bir müslümanm. şarap satan bir müslümandan alacağı olan parayı şarap parasından verse, o adam alacağını almış sayılmaz. Al-lah-ü (Celle ve alâ), Kur'ân-ı Kerîminde şarabın haramla-ğını bildirdiği halde, peygamberimiz de şarab içene ve içene verene, (verene sâkî diyorlar), satana, alana, suyunu sıkana, taşıyan hammala ve hammalın arkasına yardım edip kaldıranlara ve parasını yiyenlere lanet etmişlerdir.

Bak Müslümanm şarap parasından borcunu ödeyemediği anlaşıldı. Fakat bir hristiyanın sattığı şarap parası, onun malıdır. Ondan borcunu ödeyebilir demişler. Aradaki farkı gördünüz mü? İslâmiyet ne kadar nezih-dir. İçkiyi içmek şöyle dursun, içkiyi taşıyan hammala bile yardımı tecviz etmemiştir. Hattâ kendi satmaz, fakat bir kâfire sattınrsa, bu da tecviz edilmemiştir M, bir hiledir.

41.   Müslümanm Şarap Alması: Çünkü Cenâb-ı Peygamber Efendimiz şarap ticaretni men buyurmuştur.

42.   Evinde Veya Başka Bir Yerde, Az Ya Da Çok Şarap Saklamak: Gerek hanesinde ve gerekse hariçte olsun, az veya çok olsun haramdır. Talha (RA.) birgün Ra-sûlullah (SA.V.)  efendimize:

— Yâ Rasûlallah yanımdaki yetimler için şarap aldım ne buyurursunuz diye sorduklarında cŞarabı dök, akıt, kabım da kır» buyurmuşlardır.

KÜÇÜK GÜNAHLAR

105

Binaenaleyh müslümanm evinde bile şarap bulundurması caiz görülmemiştir. Ancak şarabı sirke yapmak için saklamak caiz demişler.

43.   Bir Lokma Kadar Bile Olsa Bir Şey Çalmak:

Haramdır. ÇünM bu az bir şeyi sirkat etmesi, onun ahlaken çok düşük olduğunun alâmetidir. Çaldığı çokcâ bir şey olursa; günah-ı kebâir olur. Hattâ kapalı yerden aldıysa, elini de kesmek lâzımdır. «Bir âlet-i harp çalıp eli kesilen veya bir ip çalıp eli kesilen hırsıza, Allah lanet etsin.» buyurulmuştur.

44.   Kur'ân  ve  Hadîs  Okumak, Zikrullah  Yapmak İçin  Ücret Şartı  Koşmak: Meselâ hatm-i Kur'ân veya hatm-i tehlil ve zikrullah için ücret almak ve bunu şart koşup, parasını alıp yemek caiz değildir. Ve böyle ücretle okutturulan    Kur'âmn,    edilen   ve ettirilen zikrin dünyevî ve uhrevî hiç bir faidesi yoktur. Belki zararı vardır. Şöyle ki: Resûl-i Ekrem (S.A.V.) efendimiz hazretleri buyurmuşlardır ki: «Her kim nâsın malını yemek için Kur'ân okursa, kıyamet gününde yüzü etten ârî, çıplak bir kemik iskeleti olarak, yâni korkunç bir şekilde getirilir».

Ve yine herkim okuduğu Kur'ânı ücret alarak okursa, dünyada acele hasenâtmı almış olur. Ve yevm-i kıyamette Kur'ân onunla hüccetini izhâr ile galebe eder. Ona da hediye namına bir şey verirlerse, onu almakda beis yoktur demişlerdir.

45.   Özrü Olmaksızın Ayakta İşemek ve Sidik Kabını Odasmda Saklamak: Ayakta işemek birçok zararları olduğu gibi, üzerine de sidik sıçratmış olacağı için namazına da mani olabilir.

Oturarak işemekte ise, bu korku olmamakla beraber, bazı faideleri de vardır derler. Ve sidiği kap içinde

106                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

odasında saklamak, oraya meleklerin girmemesine sebep olur. Çünkü Efendimiz men'etmişlerdir.

Ve gusülhanede işemek de iyi değildir. Hemen bütün vesveseler bundan gelir. Üç şey cefâdandır: Ayakda işemek, namazı bitmeden alnını silmek ve secdesinde üfürmek veya «puf» demek gibi.

46.   Gusülhâne, Hamam Veya Başka Mahallerde Bulunan Deliklere İşemek: Zîrâ delikler haşerât yuvasıdır. Onları da mutazarrır etmemek lâzımdır.

47.   Yollara, Su Kenarlarına, Evlerin Etrafına, Gölgelik  Yerlere ve Ağaç Altlarına İşemek ve  Pislemek: Haramdır. Zîrâ buralardan nâs istifade eder.  Onun için buraların temiz tutulması lâzım gelirken, bilakis pisliklerle kirletmek, tabiî müslümana  da, insana   da yakışmaz.

Lanet olunmağa sebep olan üç şeyden biri, herkesin oturup dinleneceği ve güneşin sıcağından korunup, istirahat edeceği yerlere def-i hacet etmek, bunun gibi yollar üzerine, suların aktığı yerlere veya nasın toplandıkları yerlere ve yolların ortasına ve ötesine berisine, neresi olursa olsun -insanlara zarar veren her yere defi hacet etmektir ki, sakınmak gerekir.

48.   Namaz Kılarken   Laubali   Davranmak, Güzelce Giyinmemek    ve   Elbisesini Omuzlarına Atarak Namaz Kılmak:    Herhalde namazı çok önemli ve ehemmiyetli

kılmalıdır.

49.   Cünüp İken Cami İçinde Veya Dışında Ezan Okumak ve Kaamet Getirmek: Bunlar namazın mukaddime-sidir. Bunlarda da namazdaki   gibi taharet   ve   kıbleye dönmek şarttır. Binaenaleyh namaz gibidir. Dikkatli olmak gerekir.

KÜÇÜK GÜNAHLAR

107

50.   Cünüp Veya Hayizlı İken Camiye Girmek Ya Da Caminin İçinden Geçmek:   Haramdır.   Zîrâ   mescidlere girmek, cünüp ve hayızlılara helal olmaz.

51.   Namaz Kılarken    Sağ Elini    Sağ Böğrüne, Sol Elini Sol Böğrüne Koyarak Namaz Kılmak: Bu âdet evvelce yapılıyormuş ki, onu Cenâb-ı Peygamberimiz men buyurmuşlardır.

Bugün böyle namaz kılan yoktur. Namaz İslâmın en birinci alâmeti ve nişanesidir. İnsan namazı nisbetinde müslümandır. Yani namaza olan dikkati, devamı, hudu ve huşu'u müslümanlıkdaki olgunluğunu gösterir. Herkim kıldığı namazı, kalbi dünyadan boşalmış olduğu halde, Hakka teveccühle kılarsa ve namazın erkân ve usulüne riâyet eder ve vakitlerine de, sünnetlerine de riayetle kılarsa, bu zat mümindir; yani kâmildir.

Kıyamet gününde kul, ilk önce namazdan suâl olunacaktır. Namazım güzelce, vakitlerinde, taharetle ve sünnetlerine riâyetle kıldı ise kurtulur, felaha erişir. Eğer namazını kılmamış veya eksik, dikkatsiz kılmış, taharete ve sünnetlere uygun şekilde bazen kılmış, bazen de kılmamış ise, bu zat büyük bir hüsran ve zarar içerisinde kalır ki; telâfisi artık mümkün değildir. Cenâb-ı Hak celle ve alâ ümmeti Muhammede hidâyet ve tevfî-kını refik buyursun da namazlara lâzım gelen ihtimamı göstersinler.

52.   Namaz Kılarken Elbisesini İhram Gibi Bağlamak:

İhramla namaz, ancak Hac günlerine mahsustur. Dünyadan ayrılmanın alâmeti, ölü gibi kefene sarılmış olduğu halde bulunmak suretiyle, nefsin ıslahına medar olur. Elbisesini çıkarmış, ihrama girmiş bir kimsenin dünyayı içinden öyle çıkarması lâzımdır derler.

108                                  MÜ'MİNLERE VAAZLAR

V

53. Namazı Bozacak Derecede Olmasa Bile, Namaza Aykrn Olan Hareketler Yapmak: Meselâ, namazda elbisesiyle veya bedeniyle oynamak, şurasını burasını kaşımak gibi M, bir veya iki defası afv olup, üçüncüsü ise namazın fesadına sebep olur.

Üç şey vardır M; Allahü teâlâ bunları sevmez: Birincisi: Oruçlu iken münasebetsiz söz söylemek, İkincisi: Namazda şurası burası ile oynamak,

Üçüncüsü: Mezarlıklarda gülmektir. ÇünM mezarlıklar ağlanacak yerlerdir. Orada yemek içmek ve gülmek, hattâ konuşmak bile caiz değildir. Orası intibah yeridir. Yannki gideceğimiz ve orada çürüyüp perişan olacağımız yerdir. «Orası ya cennet bahçesi olur veya cehennem çukurudur.» Ders alınacak yerdir. Orada gülen ve konuşanların akılları yok demektir. Ruhsuz bir insana ne yazık Yarabbi!

54.   Namaz  Kılarken  Yüzünü   Kıbleden Çevirmek:

Eğer göğsünü de kıbleden çevirirse namazı bozulur. Dikkat etmek lâzımdır. Gözü ile de iki tarafa bakmak caiz değildir. ÇünM; namazda iltifat, yani iki tarafına bakına-rak iltifatta bulunursa, Cenâb-ı Hak bunların namazını reddeder, yâni kabul etmez. Çünki; bu adam kıldığı namazdan haberi yoktur demektir. ÇünM namaza «Allahü Ekber» diye girmek ve Halık-ı Zülcelâl'in huzur-u manevîsinde bulunmak lezzetinden haberdar olmayan kişi İM tarafına bakınır.

Siz bir büyüğün huzuruna girdiğiniz zaman onun karşısında başka birşeyle meşgul olabilir misiniz? Binaenaleyh vazifen, hedefin Allah'tır. Ve onun nzasıdır. Divanında ona göre bulunmak lâzımdır.

KÜÇÜK GÜNAHLAR

109

55.   Camide  Konuşmak ve Alışveriş  Yapmak:  Ancak i'tikâfa girmiş olan mu'teMf için konuşmak caizdir. Fakat   camilere   girerken   «i'tikâfa niyet ettim demek» sünnettir. Bunu yap. Camide bulunduğun müddetçe i'ti-kâf sevabını alırsın. Ve hem de konuşmaların (inşaallahj affa uğrar. Camiler yahuz ibâdet, tâat, zikir ve namaz için bina olunmuş olup, hayırlı yerlerden maduttur. Tâ-atın gayrı kelâm söylemek caiz olmayacağı ma'lumdur. «Âhir zamanda birtakım kavim, mescidlerinde dünya kelâmı konuşurlar. Ve Allah için bir gayeleri ve hacetleri yoktur. Ve yine yakında âhir zamanda bir kavim, camilerde halka halka toplanıp otururlar. Fakat bütün maksatları dünyadır. Sakın siz onlarla oturmayınız. Muhakkak onların Allahü taâlâ için bir hacetleri, dilekleri yoktur.»

HalbuM; bugün artık buna dikkat eden ve riâyet eden hemen hemen yoktur. Hele Harem-i şerifler, çok dikkatli olmak gereken yerlerdir. Her zaman ele geçmez.

56.   Camide İbâdet Olmayan Şeyler Yapmak: San'at, ticaret, kazanç, terzilik ve hattâ para ile Kur'ân yazmak ve buna* benzer şeyleri câmi-i şerîfde yapmak caiz değildir. Camilerde para ile su satmak da caiz değildir. Yalnız hayır yapmak  isteyenler,   su satana parasını verip «Sen bu suyu camilere git dağıt» dese bu caiz olur. Mek-ke-i Mükerreme ve Medihe-i Münevvere'deM su satanların vay haline. Fakat hac vakti kalabalık münasebetiyle zaruret vardır. Bu zaruretler bazı mahzurları mubah kıldıMan cihetle inşaallah affa mazhar olunur.

Çocuklara para ile Kur'ân vesaire dersleri öğretmek de caiz değildir demişler. Caminin 15 kadar âdabı vardır. Camiye girerken sağ ayağı ile girip:

110                                MÜ'MİNLERE VAAZLAR

1  — (A11alıiinıinettftfrİp.nA    ebvâbe   rahmetike)    der; sonra (Esselâmü aleynâ min Rabbinâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihiyn) demek,

2 — Oturmazdan evvel namaz vakti değilse, iki rek'at tahiyyet-i mescid namazı kılmak,

3  — Mescidde hiç bir suretle  bağırmamak,

4  — Saf araşma girip kimseye eziyet etmemek,

5  — Safları yarıp ileri gitmeğe çalışmamak,

6  — Mescidde tellal  bağırtmamak,

7  — Alışveriş yapmamak,

8  — Dünya kelâmı söylememek,

9  — Hakkı çok zikredip, gaflet etmemek,

10  — Oturacağı yeri için kimse ile çekişmemek,

11  — Tükürmemek,

12  — Parmaklarını çıtlatmamak,

13  — Ceza dayağı vurmamak,

14  — Namaz kılanın önünden geçmemek ve benzerlerinden sakınmak gerekir.

57.   Oruçlunun, Hanımının Baldır   ve   Koltuklarını Okşaması: Öpmesi de böyledir. Ve bunlar inzal vaki olmadığı surettedir. Eğer inzal vaki olursa hem orucu bozulur ve hem de haramı irtikab etmiş olur. Hem de kaza lâzım olur. Eğer fercine cima ederse, inzal vaki olduğu takdirde, hem kaza hem de keffaret lâzım gelir.

58.   Zekâtı,   Malının   Kötüsünden   Vermek:   Zekât malî bir ibâdettir. Bedenî ibadetlere nasıl dikkat ve ehemmiyet vermek  lazımsa,  zekât da  öyledir.  Meselâ;  kırk koyundan bir tanesini verecek. Âlâsını istemeyiz amma, ednâsı da olmamalıdır. (Hayru'l-umûri evsatühâ) olmak üzere ortasından vermek iktizâ ederken, en âdisini vermek, Cenâb-ı Hakkın kendisine lütfettiği mal kısmetinin-

KÜÇÜK GÜNAHLAR

111

kıymetini bilmemesi ve  aynı zamanda fukaraya da zulüm etmiş olacağından günah addedilmiştir.

59.   Hayvanı  Keserken Eziyet Etmek:  Kör bıçakla kesmeğe  çalışmak veya   kesmeğe yatırdıktan sonra bıçağı bilemeğe çalışmak, kesme yerine sürükleyerek götürmek ve buna benzer hareketlerle hayvana eziyet etmek günahtır.

60.   Kendiliğinden  Ölüp, Suyun Yüzüne  Çıkan Balığı Yemek: Haramdır. Zîrâ su içinde ölen balığın, yenmesi helâl olmaz. Balığın su içinden çıktıktan sonra ölmesi onu kesmek gibidir ki; o zaman yemesi helâl olur.

61.   Kokmuş Et ve Yemekleri Yemek: Yemesi mubah olan hayvan etleri veya yemekler, kokması sebebiyle necis olmuş olur. Bunu yemek, vücuda ve mideye büyük zararlar i'ras eder. Gıda olmaktan çıkar, kısmen zehirlemeler hasıl olur. Sakınmak gerektir. Buzdolaplann-da da uzun zaman bekletilen yemekler de nefasetini kaybeder ve faideleri de gider. Boşuna emek olur. Buzlu sular da zarardan başka bir şey değildir.

62.   Eti Yenen Hayvanların Hayaları, Bezeleri, Ödleri, Fercleri, Zekerleri, Dübürü ve Akan Kanlarını Yemek : Bunlar haramdır.

63.   Fiyatlar  Haksız Olarak Yükseltilmedikçe  Narh Koymak: Caiz değildir. Lakin esnaf et ve ekmeğin kıy-met-i hakîkiyesine tecavüz ederler, fahiş fiyatla sattıkları surette, halkı zarardan korumak için narh vaz'edil-mesi caizdir. Narh icâbederse bütün eşyaya vaz' olunabilir demişlerdir.

64.   Velisinin  İzni Olmaksızın Mükellef Bir Kadını Nikahlamak: Mükellef kadının ana ve babasının izni ol-

112

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

madan mihirsiz ve şahitsiz nikahlan caiz değildir. Velisinin izni olmadan, âkile ve bâliğa kadını nikâh etmek, sahih ve nafiz olsa bile, günah-ı sağâirdendir. Eğer kü-füv (kendisine denk) olmayana nikâh edilmişse, çocuk getirmedikçe i'tiraz etmeğe velisinin hakkı vardır. Ve kü-füv olmayana nikâh edilmiş ise, nikâhın ademi-cevâzı ile fetva verilir. Mihirsiz ve şahitsiz nikâh kıyılması dahi caiz değildir. Şahitler âdil olmasa dahi, kıyılan nikâh caiz değildir.

Âdil demek, hasenatı seyyiâtma galip gelen kimsedir. Hasenatı az, günahı çoksa, o âdil olmaz.

Nikâhda, fetva kitaplarında   şâhideyn-i    adlî   tâbiri vardır ki, herkesin şahitlik yapmağa kalkması doğru değildir.  Âkile, bâliğa hatunların nefislerine tasarrufları caiz olduğundan, velîlerin izni olmasa bile, kendi kendilerine küfüv olursa nikâhı sahih olur. Dengi değilse o zaman velîsi i'tiraz edebilir denmiştir. Müslümanlıkta evlilerin küfüv olması, gerek şeref bakımından, gerekse diyanet bakmamdan şarttır.    Meselâ:    müslüman olmayan kadın veya erkek, müslüman olan bir kadın veya erkekle evlenemezler? Yahudi ve hristiyanlann kızlarını almak caizdir. Velakin onlara kızlarımızı vermek kat'iyyen caiz değildir; haram-ı kat'iydir. Zira biz onların kızlarını alırız. Çünki hem Mûsâ (A.S.)'a inanırız ve hem de îsâ (A.S.)'a inanırız. Binaenaleyh kozlarını almağa hakkımız vardır. Velakin onlar bizim  peygamberimize inanmadıkları için, kızlarımıza denk olamadıklanndan, nikahlan sahih olmaz. Müslümanım diye geçinen imansızlara da müslüman kızlan verilemez.

«Ben de müslümanım» deyip de, kızını Yahudiye veren adama ne dersiniz?

KÜÇÜK GÜNAHLAR

113

65.    Mihir   Tesmiye   Etmeksizin   Nikâh    Kıymak:

îmam Şafiîye göre sahih değildir. Hanefiyece kerâheten sahih olur. Bu suretle mihrin tesmiyesi vacip olur.

66.    Gerek Tuhur (Temizlik Müddeti İçinde) Gerekse Hayız Halinde Karısını Boşamak: Günah-ı sağâirdendir. Zîrâ ekseriyetle boşandıktan sonra pişmanlıklar olagelmekte olduğu veçhile, çocuklar da varsa, nikâhı ıslâh ve telâfisi mümkün olur. Birden ziyade, üç talak ile birden boşamakta ise, bir daha tamiri ve ıslâhı mümkün olamayacağından pişmanlıklar da   fayda   vermez.   Çocuklar da perişan olurlar vesselam. Talak üç nevi üzerinedir:

Birisi: Ahsen, Birisi: Sünnî, Birisi: Bid'î dir.

Ahsen olan talak, cima' etmediği taharet halinde ri'cî olarak bir kere boşamaktır.

Sünnî olan, boşama halinde hayızdan kesilmiş hatunu vaty'den sonra boşamaktır.

Bid'î talak da bunlara uymayan ve birden fazla, üç talak ile boşamaktır ki, bir daha dönüşü yoktur. Halbuki, Peygamberimizin bir hadislerinde evlenip boşanma, zira boşanmakta arşın bile titrediği zikrolunmaktadn-.

67. iliç'i Talâkla Kansım Boşattıktan Sonra, Müddeti İçerisinde Sözlü Olarak Müracaatı Gerekirken, Bn-nu Fiilen Yapmak: İddet içerisinde nikâhı bakî olduğundan, her zaman müracaat edebilir. Lâkin bunun söz ile olması gerekir. «Haydi artık gel bakalım» demesi gibi... İmam Şafiî «fiille müracaat olmaz» demiştir.

 

114

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

68.    tnnanlar Arasında Yellenmek, Ses ve Koku Çıkarmak : Sağâirdendir ve çok ayıptır. Zîrâ bu hal kabahat ve hayâsızlıktır; haya ise imândandır.

69.    Karısı İle Dört Ay Cinsî Muamelede Bulunmamak Üzere Yemin Etmek: Günahtır. Dört ay karısına yaklaşmazsa, bir talak-ı bâyin ile boş olur.

Dört aydan evvel karışma yaklaşır ve mücameat ederse talâk vâki' olmaz, yalnız yemin için keffaret vermesi lâzımdır.

70.    Evlâtları  Arasında Adaletsizlik Yapmak:  Caiz değildir. Yalnız evlâtları çok olup da bazısı ilim ve salah cihetinden diğerlerinden üstün olsa, yalnız bu  ilim ve salâh halinden nâşi onlara ikramda, fazla birşeyler verirse ve bu hal diğerlerini de ilim ve salâha teşvik için olursa, o zaman memduh ve makbuldür.

Efendimiz (S A.) hazretleri «Allah taâlâdan korkun ve evlâtlarınız arasında adalet ediniz. Size yapılan iyilikleri sevdiğiniz gibi». Yani siz de evlâtlarınıza böylece ihsan ediniz ve adaletten ayrılmayınız. Hattâ çocuklarınızı severken bile birini diğerinden ayırmayınız. Birisini nasıl öperseniz ötekini de öylece öpünüz. Herşey-' de olduğu gibi evlâtlar arasında da adaletten ayrılmayınız; buyurmuşlardır.

71.    Kâdî ve Hâkimlerin   Hasımlar   Arasında   Eşit Davranmaya Riâyet Etmemeleri:    Günah-ı sağâirdendir. Meselâ:   Birisine iltifat  edip diğerine   etmemesi,  birine kıyam edip diğerine bakmaması; birinin sözünü dinleyip, diğerini dinlememesi ve birisini taama da'vet edip diğerini etmemesi ve bununla beraber meclisde vakarını muhafaza etmekle beraber, meclis haricinde dahî kimse ile şaka ve latife etmemesi ve şahitlere şehâdet yolunu gös-

KÜÇÜK GÜNAHLAR                                   115

termesi  ve hasımlardan birisinin   bilmediği  bir lisanla konuşması hâkimliğin adabına muhaliftir.

72.   Sultanın ve Malının Çoğunun Haram  Olduğunu Bildiği Kimsenin İhsanını Kabul Etmek: Zâlim eserlerin ekser mallan, ekseriya    İslamlardan   ve "ahaliden haksız yere zor ile alman mallardan ibaret olduğundan, bunları kabulde büyük vebal ve günah vardır. Fakat o verilen hediye ve ihsanları alıp, müstahak olan fukaraya vermek daha âlâdır.   İmam  Şafiî  hazretleri  Harun-Reşit'ten aldığı ihsanların hemen bir kuruşunu bile bırakmadan fukaraya dağıtmış. Hazret-i Ömer'in oğlu, Haz-reti Aişe (R.A.) ve bunlara iktida eden zevat hep böyle yapmışlardır. Âhir zamanda fitneci sultanların kapılarına, onlardan birer nasip veya bir şeyler almak için birikecek olanlar iyi bilmelidirler ki, onlara verdikleri kadar da, verdikleri kişilerin dinlerinden o kadar alırlar. Bunun için çok dikkatli olmak gerektir. Bu ehl-i takvaya göredir. Lâkin aynı haram olan şeyden vermedikçe, fetvaca onun alınması caizdir.

73.   Malının    Çoğunun    Haram    Olduğunu    Bildiği Kimsenin Yemeğini Yemek: Ekseri malları, mingayrı vec-hi - şer'î, ibâdullahdan alman mallardan olduğundan ve istihkaklarından hem fâzla ve hem de hâriç aldıklarından, şüpheli taam   olduğu ihtimaline mebni, onlardan  uzak kalmak evlâdır. Zira bir lokma haram yiyenin kırk günlük namazı kabul olmamakla beraber,  40 günlük duası da kabul olunmaz. Her et ki haramdan hasıl olur; onun hakkı cehennem olur. Yani ateştir. Muhakkak bir lokma haram dahi, vücudu yer bitirir. Şüphelerden kaçınanlar, dînini ve ırzını muhafaza eden selâmete erişir.. Cenâb-! Hak cümlemizi muhafaza buyursun, âmîn.

116                                MÜ'MİNLERE VAAZLAR

74.    Sahibinin Rızası Olmadan, Zorla Alınan Arazide Yetişen Mahsûlü Yemek: Sahibinin elinden cebren alınan arazîden hasıl olan mahsul, her zaman yine eski sahibine mahsusdur. Her ne kadar el değiştirirse değiştirsin.  Hattâ ölümlerden sonra mirasçılara düşen mal dahî, yine eski sahibine âitdir. Değerinden çok aşağı alınan çiftlik, bağ ve bahçeler de, gaspedilmiş arazîden sayılır. Bu emval vereseye intikal etse dahî, yine eski sahibinin malıdır. Bazı cebâbire ve zâlim kişiler, böyle zua-fânın mallarını gasb etmekle, mal kat'iyyen onların olamaz. Bütün yedikleri haramdır. Helâl ile haram toplandığı zaman, mutlaka haram galebe çalar. Allah korusun,

âmîn...

75.    Haram Malı, Helâline Galip Olan Kimsenin Davetine Gitmek: Segâirdendir. Amma, icabet etmediği takdirde kendisine adavet olunacağı bilinirse, bu özre mebni, gitmesi haram olmaz. Lâkin böyle zâlim ve fâsıkla-rm taam ve da'vetine   icabet   etmekden,   Resulü Ekrem Efendimiz hazretleri men' buyurmuşlardır.

76.    Gasp Olunan Araziye, Abdest Alıp Namaz Kılmak İçin Dahi Olsa Girmek: Caiz değildir. Çünkü bu, mal sahibinin rızası olmadan, âharih mülküne girmekdir. «Herkim zulmen bir karış yer alsa, muhakkak onların boyunlarına yedi kat yer takılarak, haydi taşı bakalım gibi, takat getiremeyecekleri   şekilde   ta'zıb    olunurlar» tehdidi karşısında, böyle  arâzî-yi mağsubeye girmekden kaçınmak gerekdir.

77. İzinsiz Başkasının Arazisine. Girmek: İster ev, ister tarla, bağ ve bostan olsun, sahibinin izni olmadıkça, bunlara girmek caiz değildir. Amma burası ekilmemiş kuru töprakdan ibaretse ve etrafında duvar ve hendek gibi başkalarının girmesine mâni birşey yoksa, ora-

KÜÇÜK GÜNAHLAR

117

ya girmesi bir özre mebni olursa ve mal sahibine de bir zararı dokunmazsa, girmekde beis yokdur derler. Lâkin etrafı duvarla çevrili mahalle girmek caiz değildir. Zim-mîlerin, yani hristiyanlann arazîsinde namaz, kılmak mek-ruhdur. Fakat, müslümanın sürülmemiş tarlasında namaz kılmak caizdir. Çünkü müslüman bundan memnun olur. Kendi malından başkalarının istifadesini ni'met bilen mü'minin malma girib, onun mahsulünden, meyva-sından ve hattâ taamından yemek ve belki mahsulünden koparıb evine götürmek caizdir. Dostunun evine girib taamını ısıtıb yimesi vâkı'dır buyurmuşlar; hattâ paralarından da istifade edenler olmuşdur. Ev sahibi, akşam geldiğinde bunu duyunca, sevincinden hizmetkârını âzâd edip taltif ettikleri, (Ihyâ'ül-ulûm) da zikr olunmaktadır. Fakat bugün o müslümanı bulmak ne büyük bah-tiyarlıkdır.

Resulü Ekrem (Sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz hazretlerinin şu hadîsi şerifleri de şâyânı dikkatdir. «Agâh ve mütenebbih olunuz. Zulm etmeyiniz. Hiç bir müslümanın malı size helâl olmaz, ancak onun izni ve nefsinin memnuniyeti ile olur». Binaenaleyh hiç bir kimsenin mülküne izinsiz girmek ve yürümek caiz olmaz. Zîrâ izinsiz, hiç kimsenin malında tasarruf olunmaz. Hattâ gasb olunan eve girib namaz kılmak bile caiz değildir. Yemeğe da'vet etseler bile, gidib yemek caiz değildir. Acaba bugün ucuz kira ile oturub evden çıkmayanların hâli nice olur dersiniz? Kanunlara dayanıb kirayı artırmaz. Mal sahibinin hakkını hiç hesaba katmaz. Acaba böyle oturmalar helâl olur mu dersiniz?

78. Hayvanın Kuyruk, Kulak, Burun Gibi Azalarını Bütün Bütün Kesmek: «Herkim ruh sahibi bir mahlukun azasını böylece   keserse,   kıyamet   gününde,   onun

118

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

KÜÇÜK GÜNAHLAR

119

a'zâsından kesilmek suretiyle cezalanacakbr». Birgün Resulü Ekrem Efendimiz, (S.A.V.) yüzüne dağ vurulmuş (yani kızgın demirle dağlanmış) bir merkebi gördüler, İd burnundan kan akıyordu:

> «Bunu kim yapdıysa Allah ona la'net etsin» diye beddua ettiler. Sonra hayvanlara dağ vurmakdan ve hattâ insan yüzüne vurmakdan men' ve nehiy buyurdular. Yani hiç kimsenin böyle işlere teşebbüs etmemesi tavsiye edilmişdir.

79. Harp Esnasında Esir Alınan Kâfiri, İslâmdan Dönen Mürtedi, Tevbe ve Müslümanlığa Davet Etmeden Öldürmek : Günah-ı segâirdendir. Fakat öldürenlere kısas ve diyet lazım gelmez. Zîrâ Resulü Ekrem Efendimiz, Hazreti Ali (Kerremallahü veche)ye :

«Senin elinde bir kişinin hidayete erişmesi, şark ile garb arasındaki küffârm katlinden hayırlıdır»; buyurmuşlardır. Bu gibilere islâm olmaları için üç gün mühlet verilmeli ve islâmiyyet hakkında bir şübheleri varsa, onun da izalesine çalışmalıdır.

80.    İslâmdan Dönen Kadını Öldürmek: Caiz değildir, haramdır. Belki tövbe edinceye kadar habs olunur. Ve islâmiyete cebr olunur. Çünkü:

«Kadınlarla çocukları öldürmeyiniz» diye nehiy bu-yurulmuşdur.

81.    Namazda Okunan Secde Âyetinin Secdesini, Na-(mazdan Sonraya Bırakmak:   Namazda iken yapılmayan tilâvet secdelerini, namazdan sonra yapmak caiz olmaz. Zîrâ edası kâmil olarak vâcib olmuş, namazdan sonraki

' secde ise nakıs olduğundan, ebediyyen kaza olunamaz. Bazı ulemâya göre secdei-tilâveti namazda iken edâ ede-

 

meyenler, namazdan sonra sehvi-secde yapsınlar, caizdir buyurmuşlardır.

82.    İster   Namazda,   İster   Namaz   Dışında  Olsun: Okuyan  ve  Dinleyenin   Secde-i   Tilâveti  Terketmeleri:

Secde-i tilâvet Kur'ânm ondört yerindedir. Secde âyetleri şu cüzlerdedir: (9 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 21 - 23 - 24 - 27 - 30 - 30). Fakat bu kerahet farz namazlar içindir. Nafile namazlarda değildir. Başka sûre bilmeyenler ve öğrenme imkânı da olmayanlar, bildikleri süreleri tekrar ederek okur ve kılarlar. Amma genç ise mutlaka öğrenmelidir. Namazda meselâ, birinci rekatda, (Elemte-reyi) okuyup, ikinci rekatda (Liîlâfîyi) atlayıb (Ereeytel-lezîyi) okumak veya.birinci rekatda (liîlâfîyi) okuyub, ikinci rekatda, üstündeki (elemtereyi) okumak, yani aşağıdan yukarıya doğru okumak, veya birinci rekatda (sû-re-i asrı) okuyup, ikinci rekatda hemen altındaki (vey-lün likülli hümezetin) sûresini okumak, yani ikincide birinciden daha uzun bir sûre okumak mekruhdur. Meselâ, sabah namazlarında (sûre-i hucurat)dan (süre-i buruca) kadar, öğle ve ikindi namazıyla yatsı namazında (sûre-i burucdan) (elem neşreh lekeye) kadar olsa, akşam namazlarından da (Vettîni)den nihayete kadar okunur. Yatsı namazında^ ikinci rekatda (sûre-i asrı) okumak mekruhların içindedir.

83.    Cenazeyi Kolları Arasında Taşımak : Çocuk olursa beis yoktur. Faziletli olan, tabutu dört tarafından onar adım olarak omuzunda kırk adım taşımaktır. Çünkü (Herkim cenazeyi kırk adım  götürürse, kırk büyük günahı afv olur) (Hilâfeten lişşâfii) buyurulmuşdur.

84.    Zaruret  Olmaksızın, Bir   Kabre  Birden  Fazla Cenaze Koymak: Mekruhdur. Amma zaruret olursa, kaç dane olsa caizdir. Yalnız aralarını toprakla ayırmak lâzımdır.

120                                  MÜ'MİNLERE VAAZLAR

85.   Cenazeyi Mescidin İçine Sokarak Namazını Kılmak : Caiz değildir. (Hılâfeten lişşâfiî) Yalnız cenaze dışarıda, cemâatin bir kısmı cami'de bir kısmı da cenazenin yanında olduğu halde kalınırsa caizdir demişler. Fakat Medîne-i Münevverede ve Mekke-i Mükerremede görüyoruz ' ki, bütün cemâat haremi-şerifde iken, cenazeyi içeriye getirib,   namazım   pek a'lâ   kılıyoruz.   Herhalde İmam-ı Â'zamm devrinde de böyle idi ki, buna i'tiraz etmek caiz değildir demişler, fakat dinleyen olmamış. Yalnız, cenaze mescidin kapısına konup, imam ve cemâat içeride olsalar, bu da ihtilaflıdır. Namazı kılınmadan defn olunan  cenaze,  şişib kokmadan üzerine  namaz   kılmak caizdir. Halen harbde öldürülen bâğî ve eşkiyaların, yolcu soyanların üzerine  namaz kılınmaz. Bu başkalarına ibret olmak içindir. Fakat harbden sonra kati olunur-larsa, tövbe etmişlerdir ihtimaline mebni namazları kılınır.

(Men salla alâ meyyitin fi-mescidin cemâaten felâ ecre lehu) Îmâmı-A'zamın kavli bu hadîs-i şerife imti-sâlendir.

86. Resim ve Suretlere Karşı Veya Üzerinde Suret Bulunan Halılar Üzerinde Namaz Kılmak: Suret zâten iyi değildir. Kelb ile suretin bulunduğu yere meleklerin girmeyeceği de herkesin malûmudur. Bugün ise, bunlara çok kıymet ve ehemmiyet verilmeyib, gelin güveği resimleri de dahil olduğu halde, evlerin içleri bir resim sergisi gibi donatılmaktadır. Buralara melekler nasıl girerler bilemem artık? Meleklerin girmedikleri yerlere ise; şeytanların dolacağı da aşikârdır.

87. Zaruret Olmadıkça, Dişleri Altın İle Kaplamak ye Bağlamak*: Haramdır. Bu diğer imamlarca caizdir. Eğer altm yerine gümüş olursa müttefikan caizdir.

KÜÇÜK GÜNAHLAR

121

88. Altın ve Gümüşten Yapılmış Kaplar Kullanmak: Erkek ve kadın için de haramdır. Bunlar sahan, leğen, kaşık, çatal ve saire gibi. Fakat kadınların ziynetine müteallik, kullandıkları yüzük, küpe, iğne ve bilezik, ister gümüşden, ister altından olsun, kullanmaları caizdir. Erkekler için yalnız dirhem mikdarı gümüşden. yüzük. istimali caiz olub, bunlardan maada, gerek altından ve gerekse gümüşden yapılan şeylerin istimali caiz değildir. Altm saat ve köstek, gümüş saat ve köstekleri kullanması da caiz değildir. Bunları kullanmayıb, fakat evinde bulundurması caiz ise de, bundan da sakınmak lâzımdır, fpekli elbise, atlas kumaş, altın ve gümüş kab-lardan yiyib içmek doğru bir şey değildir. İnsanın firavunlar gibi ziynete, süse kendini kaptınb, memleket da'va-smı unutarak, fukara ve zuafânın haklarını, böyle süs eşyalarına harcayıp zayi' etmesi, herhalde müslümanlık da'vasında bulunan kimselere yakışmayacağı cümlenin ma'lumudur.

89.   Erkeklerin  Veya  Kadınların Birbirlerinin Ağzını, Yüzünü, Başını   Veya   Başka   Azalarını öpmeleri:

Üzerinde ince bir gömlek bulunan kimse ile sarılıb muâ-neka etmek haramdır. Şehvetten naşi olmayıp ikram kas -dıyla olursa veya muânaka edenlerin, yani birbirlerine sarılanların üstlerinde bir kaç kat elbise olursa, o ze-man haram olmayıb mubah olur. Bir döşekde iki erkeğin yatması da caiz değildir. Her ne kadar biri baş diğeri ayak tarafında yatsa dahi caiz değildir. Kız olsun oğlan olsun, on yaşındaki çocukların bir yerde yatmalan da caiz değildir. Âlim, fâzıl kimselerin, âdil padişahların ellerini öpmek teberrüken caiz ise de, bazı ulemâ, «bunlardan gayrisinin elini öpmek yokdur» demişlerdir. Dostların ellerini öpmek yokdur, meknıhdur. Muhabbetten ço-

122                            MÜ'MİNLERE VAAZLAR

cukların yanaklaruu ve merhameten ana ye babanın başlarını ve şefkaten kız kardasın yüzünü ve şehveten hanımınm ağzını ve tahıyyeten mü'minlerin ellerini ve diyâneten Hacer-i Esvedi öpmek vardır. Kâ*bei-Muazza-manın eşiğini, Mushaf-ı Şerifi öpüp yüzüne sürmek vardır.

90.    Kölelerin Boyunlarına Zincir Takmak:    Zinciri

boyuna takmak âdeti, zâlimler âdeti ve kâfirler ukubeti olduğundan, insanı ve şâir mahlûkatı ateşe aüb yakmak nasıl haramsa, böyle zincir takmak da haramdır.

91.    Kâfirlere, Fitne ve Fesat Ehline Silâh Satmak:

Yine onlara mushaf-ı şerif ve kütüb-ü şer'iyyeyi satmak caiz değildir. Zîrâ bunlara silâh satmak, onlara yardımdır. Halbuki, Cenâb-ı Hak, ehl-i fesada ve düşmanlara yardım etmeyiniz buyurur. Yardım ancak müminlere, takva üzerine caizdir.

Saz, tanbur, düdük ve bunlara benzer çalgı âletlerini yapanlara ağaç satmak da haramdır. Ta'zîmi vâcib olan Kur'ân-ı Azîmüşşân ile kütübü şer'iyyeyi M, biz bunları ellerimize abdestsiz bile alamayız, bunların kâfirlere satılması, onların ise bu mukaddes kitablanmıza karşı hürmet ve ta'zimsizlikleri ve taharetsizlikleri ve hattâ ı'tikadsızlıklan sebebiyle, satmak veya vermek caiz olmadığı her akl-ı selim sahibine malûmdur.

Falfiat beş kuruş fazlaya satacağım diyen satıcılara da Allahü  (teâlâ) insaf ve  merhamet ve  takva versin

âmîn...

92.   Kâfire, Zındıka, Mürtede Önce Selâm Vermek:

Caiz değildir, haramdır. Zîrâ selâm - selamette ol, afiyette ol - demekdir. Kâfire, zmdıka, mürtede; - küfür, zındıklık ve mürtedlikle bakî kaldığın halde yaşa - demekdir ki; böyle duâ elbette caiz değildir. Bazı ulemâ ihtiyaç zemanında küffara selâm vermekde beis yokdur demiş-

KÜÇÜK GÜNAHLAR.

123

lerse de, bu pek doğru olmasa gerekdir. Onlara sabahlarınız veya akşamlarınız hayır olsun demek daha müna-sibdir. Mücerred küfrü için, kâfire ta'zîmen selâm vermek küfrü mucibdir demişlerdir Mecûsî olana, (ya üstaz) diye hitabda bulunmak da böyledir.- Onlarm verdikleri selâma karşı ise, yalnız (ve aleyküm) lafzıyla mukabele olunur. Müslümanlarla kâfirler bir yerde bulundukları zaman, yalnız islâmı kasd ederek selâm vermek lâzımdır demişler.

93.    Erkekliği  Giderilmiş Köleleri Kullanmak: Gü-nahı-segâirdendir.    Eti   yenen   hayvanları vurmak veya hayalarını çıkarmak caiz ise de, insanda caiz değildir. Ve eti yenmeyen hayvanların da hayalarım çıkarmak veya burmak caiz değildir.

94.    Büyüklerin Giymesi Haram Olan İpekli Elbiseleri, Erkek Çocuklara Giydirmek: Çocuklar ma'sum olduğundan, vebal ve günah ana ve babalarına  âid olur. Hazreti Peygamber Efendimiz birgün bir elinde ipek, bir elinde de altın olduğu halde çıkıb «bu iki şey, yani ipekle altın, ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına ise helâldir» buyurmuşlardır.

95.    Kendi Kendine Türkü ve Şarkı Söylemek: Böyle kimselerin şehâdeti makbul olmaz. Amma hanende' ve sazendeler gibi, âlemi eğlendirmek için türkü söyler ve teğanni ederse,   o zeman günah-ı kebâiri irtikâb etmiş olur. Zîrâ teğanniler, kalbde nifak bitirir, suyun otlan bitirdiği gibi. Va'zı tazammun eden eş'ar ve ebyâtı okumak mübahdır. (Veed sahîh olmaksızın, teğannileri dahî dinlemek caiz değildir)  demişlerdir.

96.    Başladığı Bir İbâdeti, Şer! Bir   Özrü  Yokken Bozmak: Haramdır. Meselâ, tuttuğu orucu özürsüz bozmak veya başladığı namazı kezâlık özürsüz bozmak gibi.

1.24                                MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Bilâhare bunların kazası lâzım gelir. Eğer farz orucu özürsüz bozarsa, 60 gün kefaret orucu tutmak lâzım gelir veya 60 fitreyi fakirlere vermek icab eder.

97.    Aklı Eren Kimselerin Yanında, Onlar Uyuyor Olsalar Bile, Zevcesine Cinsî Muamelede Bulunmak: Bu davranış hayâsızlıktır. Bazıları; hayvanatın yanında bile muamele-i cinsiye caiz değildir demişlerdir.

98.    Saygıya Lâyık Olmayan İdarecileri Karşılamak İçin Çıkmak Veya Ayağa Kalkmak: Emîrin adamlarını da istikbal böyledir. Onları istikbal, onlara meyil ve muhabbetin alâmetidir. Bu da emri ilâhî ile yasakdır. Mü-fessirîn-i kiram, onlara ednâ, yani; az bir meyil ile bile meyi etmeyiniz diye tefsir etmişlerdir. Onların kıyafetine  girmek ve onların zikrine yani hâtıralarına tazim etmek, onlara ta'zîmden ma'duddur, haramdır. Bir yerden geldikleri vakit karşılamağa çıkmak ve onlarla sohbet, muhabbet etmek, yemek ve içmek de böyledir demişler.

99.   Ezanı Duyduktan   Sonra Özürsüz Olarak Ağır   .j Davranmak Veya Kamete   Vakit   Var   Diye   Beklemek: | Ezanı işitdikden sonra değil de, belki ezandan biraz ev-  ' vel gidip ön saf da yerini almak ve ezanı cami'de dinlemek gerekirken;  ezam  işitdikden sonra geç kalanlarla, cemâate gelmeyenlerin hali nice olur, bilemem?

100. Oburluğu Sebebiyle Doyduktan Sonra Da Yemek : (Oruçlu olur veya misafir bulunursa caizdir.) Ve iki taraflı zarardır. Azı tefrit, çoğu da ifrat olduğundan, (Her işin hayırlısı ortasıdır), kaidesine riâyeten, ne az yi-yib zaîf düşerek ibâdet edememek ve kendini evhamlara kaptırmak; ne de çok yiyib, midesini, kalbini, böbreklerini  yormaktan   kaçınmalıdır.   Hem  çok  yemekde

KÜÇÜK GÜNAHLAR

125

kasvet-i kalb vardır. Bu durumda ibâdet ve tâat tam ve dürüst olarak yapılamaz. A'zâlarda fitneler uyanır, yaramazlıklar başlar. Karnı aç olanın sair â'zâlan tok olur. Bil'akis, karnı tok olanın sair â'zâlan aç olup, kendi nef-sânî arzularını icraya zorlarlar. îbâdetde halvet ve lezzet bulamazlar. Yemek yerken, insan telezzüz için değil, belki ibâdet ve tâate kudret ve kuvvet hasıl olsun diye yemek müslümanlarm ahlâkındandn*. Zîrâ «Müslüman bir bağırsakla yer, kâfir ve münafık ise, yedi bağırsakla yer» denilmiştir, ki müslüman ancak ibâdet edebilecek kadar bir kuvvet hasıl olsun diye yer. Kâfir ve münafık ise tıka basa yer demekdir, «Âdem oğlu, kendi karnından daha şerir bir kabı doldurmamışdır. Yemeye muhtaç olduğu zaman, midesini üçe bölmeli; birini yemeğe, birini suya, birini de nefes almağa bırakmalıdır. Nâsın âhıret-de en çok azab göreni en çok tok olanlarıdır» buyurul- ' muşdur. Bu tavsiyelere uyan. insan sıhhatli yaşar.

101.    Acıkmadığı Halde, Zaruretsiz   Yemek  ve İçmek : Misafir için yemek de zaruretden sayılmışdır. Yani karnı tok bile olsa, misafirinin yemesi için, onunla birlikde yemek  haram değildir. Acıkmadan yemek haram olduğu gibi, her gördüğünü alıb jemek de israf dır. «Peygamberlerinden sonra, bu ümmetde en evvel hadis olan şey, tokluk olmuşdur; çünkü karınları tok olanların, vücudlan semizler,  amma kalbleri zayıflar ve şehvetleri sür'atle artar. Ve yine üç kişi vardır ki Allâhü teâlâ'nın gazabına müstahak olurlar: Bunlar, acıkmadan yiyenler, uykusu gelmeden uyumaya çalışanlar ve lüzumsuz yere gülenlerdir.» Böylece tokluğun zararı ve açlığın faydalan beyan buyunılmuşdur.

102.    Âlimlerden,  Âdil  ve  Zâhid Sultanlardan Başkasının Elini Öpmek:   Bunlardan  başkasının ellerini öp-

126                                   MÜ'MİNLERE VAAZLAR

mek caiz olmadığı evvelce de zikr olunmuşdur. Yalnız Is-lâmiyete ta'zîmen, şâir mü'minlerin de ellerini öpmenin caiz olduğunu ulemâ-i kiram beyan buyurmuşdur. Burada haram denilmesi, öyle diyen ulemâmn sözüne binâ-endir.

103.    Sadece £1 ve Baş İle Selâm Vermek; Karşılaştığı Kimseye Selâm Vermeden Söze Başlamak:   Evvelâ selâm sonra kelâmdır. Nasârâmn selâmı ellerini ağızlarına götürmek koymak, yahudinin selâmı,  el ile işaretti. Mecûsîlerin selâmı, eğilmek, Arabın selâmı, (hayyen'k-âl-lah) duası,    müslümanlann selâmı ise,    (Esselâmü aley-küm)dür.

104.    Kur'ân Okurken,    Babasından ve Hocasından Başkaları İçin Ayağa Kalkmak:   Haramdır. Yemek yerken de böyledir.

105.    Hâmile Olup  Olmadığını Bilmeden,  Teni Aldığı Cariyesine Cins! Muamelede Bulunmak: Caiz değildir, haramdır.

106.    Mücerred Vehim ve Şek Sebebiyle, Allahu te-âlâ ve Mü'minlere Sû-i Zanda Bulunmak: Haramdır. Ve belki günâh-ı kebâirdendir.   Sû-i   zandan çekinin, çünkü zan, sözlerin en yalanıdır. Kötü söz söylemek haram olduğu gibi, o adama kalben sû-i zan etmek de haramdır. Halbuki müslüman daima kardeşi için hüsn-ü zanla me'-murdur. Kötü halini gördüğü zaman, onu örtbas etmeye çalışır. Ve onu hiç bir zaman mahcub olacak bir duruma sokmaz. Gözüyle görmediği şeyleri iftira edib söyleyenlere ne demek yakışır bilmem? Bunlar müslümanlık-dan uzak kimseler olmakla beraber, insanlıkdan da uzak olduklarından hiç şübhe yokdur.

KÜÇÜK GÜNAHLAR

107.    Hased Etmek.   Bazılarına   Göre Kebâirdendir:

Bir adama Cenâb-ı Hakkın verdiği ni'metlerin zevalini, yani onun elinden gitmesini istemek ve murad etmeğe derler. Çok fena ve kötü bir huydur ve haramdır. Bundan sonra, o adama gelecek olan ni'metin gelmemesini istemek dahî haseddendir. O ni'met ister .dînî, ister dünyevî olsun; o adamın selâhı, hayrı bilinirse, o zaman o adamdan bunların zevalini istemek haramdır, kötü ah-lâkdır. Velâkin mansıblar vardır ki; o zat için hayırlı de • ğildir. Salâh-ı hal değil, bilakis dünya ve belki dünya cihetinden yıkımını mucibdir. Onun o felâketden kurtulması için elindeki jıi'metin, devlet, mansıb veya mevki'in elinden gitmesini istemek haram değildir. Hased ne de olsa, ahlâk-ı zemîmelerden olduğundan, herkimde bulunursa, kendi kendisini yer bitirir. Tıpkı bunun- gibi «Hased, hasenatı da yer bitirir, ateşin odunu yiyib bitirdiği gibi».

108.    Kibirlilik Taslamak: Kibir ki, gayrin üzerine ulviyyet ve büyüklük iddia etmekderi ibâretdir. Bu da hased gibi büyük, çirkin, fena bir huydur. Mezmum ahlâkların başındadır. Bazı ulemâya göre günâh-ı kebâirdendir. Hased nasıl sevabları mahv ederse, kibir de öyledir. Kibir ancak Allâh-ü teâlâ'ya mahsusdur. Kullarından herkim tekebbür ederse Allah-ü teâlâ'nm gazabına uğrar. Bir adamın, ahar kimselerin kendisine ayağa kalkmasını, hizmetkârların   arkasından   yürümesini istemesi ve dostlarının ziyaretine gitmemesi, hasta ve ma'luller-den çekinip uzak kalması, abâ ve âdi kumaşlardan elbise giymemesi, hep kibirden ileri gelir. Akran ve emsalinin kendi üzerine üstün olmalarını istememek  de kibirdendir, derler. Bir zerre kibir kimde olursa, Cehen-nem'de yanmadıkça   Cennet'e    girmesi   mümkün olmaz. Halbuki  insan biraz  düşünse, ihtidası nasıldı,  sonu  da

128                                   MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ölüm değil mi O toprak altındaki halini biraz düşünse, katiyyen kibir edebilir mi? Kibri ancak mezarlıkdaki ölülere yap da dersini al. Bak mezar taşı kimbilir kaç se-nelikdir, bak duruyor. Fakat oraya gömülen insan, cenaze çokdan çürümüş, toprağa münkalîb olmuş, ne bilen var ne tanıyan. Artık kibrin nerede kaldı? Şimdi mağrur ol da göreyim seni. Bunu iyi düşün de, bu kibri bırak. Tevazu' sahibi ol. Kibirliler daima alçalırlar. Tevazu' sahihleri de daima yükselirler. Bu kaide, umumîdir, asla değişmez.

109.   Ucüb, Yani Kendini Beğenmek:   Şöyleki;   nail olduğu dünya ve âhiret ni'metlerini, hakîki ni'met sahibi olan Allâh-ü teâlâ'ya izafe etmeyi unutub, bu ni'metleri gözünde büyülterek mağrur olmaya ve onlara meyil ve muhabbet etmeye derler ki, fena huylardan ve ahlâk-ı mezmûmedendir. Bazıları bunu da hasad, kibir gibi büyük günahlardan saymışlardır. Meselâ, ibâdet ve tâat işlemek ve günahlardan kaçıb korunmak, helâldan dünya ni'metlerine nail olmak, sıhhat ve  afiyeti, hep Cenâb-ı Hak'kın ihsanını, tevfîkini, lütuf ve inayetini ve bütün bunları kendisine izafe edip ucüblenmesi, mahzı cehil ve gafletden neşet eder. îlim, amel, câh, mal, akıl ve irfan, cümle ni'metleri, mün'ım-ı hakîkî olan Cenâb-ı Vâcib-ül vücûd, Allâh-ü teâlâ hazretlerinin verdiğini bilib şükretmek lâzım gelir.

«Üç şey mühlikâtdandır. Kendisine uyulan bahillik, kendisine tâbi' olunan hevâ ve kişinin kendisini beğen-mesidir.» Ve bir de «Ucüb muhakkak yetmiş senelik ibâdeti batıl kılar». Yani işe yaramaz eder. Bazı ulemâ ucü-bü, insanın kendisini aynı felâhda ve kemalde bilib, gayri kimselere noksan sıfatla bakmakla tefsir etmişler, bazıları da, insanın kendisini gayet yüksek bir mertebede gö-

KÜÇÜK GÜNAHLAR

129

rüb o mertebeye başkalarını lâyık görmemekle tefsir etmişlerdir.

110.    Çalgı Dinlemek ve Çalgı Meclisinde Oturmaktan Hoşlanmak: Bunların herbiri ayrı ayrı günahdır. Bazı ulemâ bunları kebâirden saymışlardır. Çalgı dinlemek günahdır. Çalgı meclisinde oturmak fıskdır. Fâsıklık alâmetidir. «Bunlarla telezzüz eğer helâl i'tikad edilirse, küfürdür.» Bu hadîs-i şerîf mealidir.

111.    Cünüb Olan Kimsenin, Özürsüz Olarak Camide Oturması: Haramdır. Hayız ve nifas halinde olan loğusa kadınların da mescide girmesi ve oturması da böyledir. Caiz değildir. Dikkat edilmesi lâzımdır.

112.    Bir Müslümanın Gıybetinin Yapıldığı ve Ayıb-lannın  Zikredildiği Yerde Susmak:    Her    müslümanın vazifesidir ki müslüman kardaşını hem müdafaa ve hem de muhafaza etmesi ve onu bu gibi fenalıklardan kurtarmaya çalışması şarttır. Zîrâ «Herkim müslüman kar-daşına arkasından yardım  ederse, Allahü  teâlâ da  ona dünya ve âbiretde yardım eder». Binâenaleyh, kadir oldukları halde, meâsî işlenen şeyleri gidermeğe çalışmak lâzımdır. Çalışmazlarsa ve sükût edib —bize ne derlerse,— onlar ölmeden evvel Allâh-ü Zü-1 celâl hazretlerinin ikâbına uğrarlar. Bu da bize bir deredir ki, müslüman kardaşları daima himaye etmek üzerimize borçtur. Halbuki bugün bunun tam zıddı görülmektedir ki; bir müslüman ayıblanırken, herkes onun aybma iştirak edib, ona birşey ilâve etmekden çekinmemekdedirler. Yapmayınız ayıbdır, günahdır diyen de yok vesselam.

113. Ölüm ve Hastalık Gibi Musibetler Anında Bağırarak Ağlamak: Amma savtsız, sessiz ağlamak ve gözünden yaş akıtmakda beis yokdur. Cenâb-ı Peygamber

130

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

(Sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz hazretleri, mah-dûm-ü âlîleri İbrahim'in vefaü sebebiyle ağladıkları ve eshâb-ı kiramın Uhud şehidleri için ağladıkları da vâkı'-dır. Nesebe ta'n ve ölülerin iyiliklerini ve bazı mallarını sayarak ağlamak, çok çirkin bir âdet-i kabîhadır. Musî-bet zamanmda insanın yüzünü döğmesi haramdır. Yüzünü tırnaklamak, üstünü başmı yırtmak, yüzünü karalamak, saçını başım yolmak, basma toprak dökmek ve bilhassa kadınların bazısının, ölünün âdet ve ahlâkından bahs ile ağlaşmak katiyyen caiz değildir. Bu gibi ahlâkı cahiliyyeyi işleyenler bizlerden değildirler. Maalesef insanların âdetlerini kolayca bırakmamakda olduğu da ma'lumdur.

114. Bir Kimsenin, Kendisini İstemeyen Topluluğa İmam Olması: Bazıları bunu kebâirden addetmişlerdir. Cenâb-ı Peygamber Efendimiz :

«Üç kimsenin namazı kabul olunmaz. Yani Allâh-ü teâlâ Hazretleri kabul etmez:

Birincisi: Kendisini istemeyen kavme imam olmak; İkincisi: Namazı vakti geçtikden sonra kılmak, Üçüncüsü: Hür bir kimseyi köle olarak kullanmak» buyurmuştur. îmamı istememek, onun şer'an bir kusuru yoksa, o gibi imamların imametini, bazı ulemâ tecviz etmişlerdir.

115. Hutbe Esnasında Konuşmak, Teşbih Çekmek, Salavât-ı Şerîfe Getirmek veya Emr-i Ma'rûf Nehy-i Mün-ker Yapmak: Namazda söz söylemek haram olduğu gibi, hutbe okunurken de sükût edib dinlemek ve dinler gibi oturmak, cemâatin üzerine vâcibdir.

Hilâfma hareket, Cuma'nın sevabmı giderir. Cum'a günü  hutbe okunurken konuşanların misâli, kitab taşı-

KÜÇÜK GÜNAHLAR

131

yan merkebe benzer. Yani merkebin taşıdığı kitabdan haberi olmadığı gibi, bu adamın da kıldığı Cum'a namazından haberi yokdur. Cum'a namazı esnasında, yanında konuşan kimseye «sus» diyenin bile Cum'ası gitmiş-dir. Cum'a namazına geç kalıb da, câmi'de cemâati çiğneyerek ön saflara / geçmek isteyenin de vay haline. Fakat ön safda boş yerler bırakılmış ise, kabahat bırakanların olur. Cum'a günleri cemâati bol olan cami'lerde bu da mümkün değildir. Ön safa geçmek iyidir, ancak erken gelmek şartıyla. Sonradan gelib de herkesi çiğneyerek geçmek, geçenin âhıreti için çok fenadır. Çünkü mü'min-lere ezadır. Mü'mine ezâ ise haramdır. Mekke-i Mükerre-me ve Medîne-i Münevverede mecburen yapılan bu hareketler inşâallah afv olur.

116.    Camide İleri Safa Geçmek İçin Safları Çiğneyip İnsanlara Eziyet Vermek: Saflarda bulunan iki kişinin arasına girib, onlan sıkıştırmak caiz değildir. Amma câmi-i şerife girip de oturacak yer bulamayan, ileride boş yer gördüğü zaman bu boş yere geçmek için, zarurî olarak, safları geçib o boşluğa gitmesi caizdir, demişlerdir. Bu hal yanlız Cum'aya mahsus olmayıb, her zeman da böylece caiz değildir. Dikkat edilmesi ve camiye vaktinde gidilmesi lâzımdır.

117.    Caminin. Üstüne ve Etrafına Necaset ve Pislik Atmak: Haramdır. Zîra müslümanların câmi'leri muhterem ve mukaddesdir. Onlarm mümkün mertebe içini ve dışım temiz tutmak, her müslümanın vazifesidir. Yalnız müezzin ve kayyumlara bırakmak kâfi değildir. Yüksek kubbeleri ve etraf-ı erbaasını temizlemek, yalnız bir iki kişinin kân değildir.   Elbirliği   lâzımdır.   Mesela   Cum'a günleri veya cumartesi pazar günleri M, "bu günler ta'til günleridir, hiç olmazsa öğleden evvel veya sonra, bu hiz-

132                                 MÜ'MİNLERE VAAZLAR

meti hane halkıyla birlikde canla başla, kimi camlan temizler, kimi kapılan temizler, boyarlar, pınl pınl yaparlar, înşâallah Cenâb-ı Hak da onlann gönüllerini ve işlerini hem düzeltir, hem parlatır, hem de çoğaltır. Hatta câmi-i şerife soğan sarımsak gibi kokulu şeyleri yiyib de gitmek caiz olmadığı herkesçe ma'lumdur. Acaba sigaranın kokusu, soğan ve sarımsağın kokusundan daha hafif

midir?..

118.   Sokaklara ve İnsanların Gelip Geçtikleri Yerlere Necaset, Hayvan Leşi ve İnsanların İğreneceği Şeyler Atmak: Bunlar hep insanlara ezâ ve cefâ veren şeylerdir. Bu da tabii olarak haramdır. Bunlara yani böyle ezâ veren şeylere, balgamlı tükrükler de, hattâ sigara izmaritleri de dahil olabilir. İnsan evini ve evinin etrafını temiz tutmakla nasıl mükellef ise, sokakların da temiz tutulması müslümanlığın icabıdır. Halbuki bugün görüyor ve öğreniyoruz ki, Avrupa memleketlerinde sokaklar ve umumi yerler pek temizdir. Hiç kimse oralara birşey atmaz ve atana da mâni olur. Kenarlarda çöp kutulan vardır. Herkes elindeki çöpü o kutulara atar. Bu suretle de hem temizlik sağlanmış olur, hem de oralara konacak birkaç temizleyiciden başka yerlerde istifade edilir. Sonra çok ayıb olan birşey varsa o da, çocuklarla birlikde büyüklerin de görüldüğü vâkı'dır ki, o bahçelerinde olan çiçek ve meyva ve yemişlere musallat olan ve oradaki mey-valardan ve çiçeklerden sahibine tatmak bile nasib olmadan biter. Hele o sokaklardaki top oynamalar, bunlar bizlerin umumî terbiyelerimizin ne kadar düşmekde olduğunu pek açık bir şekilde göstermektedir. Bu kabahat kısmen ana ve babalara aid ise de, büyük bir kısmı da okullardaki öğretmenlerin çocuklara vermek istedikleri terbiyenin ne kadar gevşek ve alâkasız olduklarının alâmetidir. Halbuki bütün dünyada bunlar yasaktır. Hattâ

KÜÇÜK GÜNAHLAR

133

bu gibi terbiyesizliklere Allanın ve insanların la'netiyle" beraber, müslümanlara yollarında ezâ edenlere, müslü-manlann la'neti vaçib olur buyurulmuşdur.

119.    Yedi Yaşını Geçen Oğluyla Bir Yatakta Yaüp Uyumak: On yaşma varan oğlan ve-kız çocuklarını bir yerde yatırmayıb yataklarını ayırmak lâzımdır. Yedi ve on yaşındaki erkek çocukların analarıyla bir yatakda yatmaları ve yabancı kadınlarla da, yabancı kimselerle de bir yerde yatmaları caiz değildir. Kız çocuklarının anasıyla bir arada beraber yatmasında mahzur yoksa da babasıyla yatması caiz değildir. Binaenaleyh çocuklar yedi yaşına geldikleri zaman namazla emr olunurlar. «On yaşına geldiklerinde namazını kılmaz, ihmal  ederse, döğ-mek ve yataklarını ayırmak» Resûlullahın emridir.

120.    Cünüb, Hayız ve Lohusalık Hallerinde Kur'ân-ı Kerim Okumak: Haramdır. Hattâ bir âyet dahî olsa'caiz değildir. Abdestsiz olarak Kur'ân-ı Kerîmi ezberden okumak caiz ise de, velâkin Mushaf-ı Şerifi eline alamaz, ancak bir peşkir veya mendil ile tutabilir. Fakat cünüb iken hiç bir suretle okumasına   müsâade   edilmemişdir.   Öyle ise derhal gusül etmek veya teyemmüm etmek lâzımdır ki, namazını kılabilsin ve Kur'ân'ını okuyabilsin. Hilafı caiz değildir.

121.    Ekâbir, Zengin ve Zâlimlerin Hallerini Hatırlayıp Saymak ve Onlara Özenmek: Haramdır ve caiz değildir. Meselâ, içki meclislerindeki   fısk   ve   fücurlardan, dans ve balo rezaletlerinden bahs etmek iki kere günahdır. Bir kere evvelâ o yapdığmdan günahı almışdır. Şimdi bir daha onu hatırlayıb anlatmak ikinci bir günahdır. Ayrıca da insan günahını  saklamak mecburiyetindedir. Saklamayib da onu açıklaması aynca günahdır. Ancak bu gibi konuşmalar, dinleyenleri uyarmak ve böyle günahlar-

134

MÜMİNLERE VAAZLAR

KÜÇÜK GÜNAHLAR

135

dan ve fiillerden korumak ve kurtarmak için olursa caizdir.

Kur'ân-ı Azîmüşşânı okumayı bırakıb da bir takım hikâye kitablanm ve hattâ   büsbütün   zararlı   kitablan, komünist, mason   ve   dinsizlerin   kitablanm okumak ve onlardaki yalan ve uydurma şeyleri bellemeye kalkmak, ve bir çok türküler, gazeller, şarkılar, mâniler, hep havz-ı    t bâtıldandır. Bunlarla meşgul olacağına, dinine, dünyası-   İğ na, gerek şahsı ve gerek   âmme   menfaatine   yarayacak   If şeylerle   meşgul  olmak,  elbette   daha   hayırlı  ve   daha âlâdır.

Binaenaleyh memleketin en çok zarar gördüğü şeylerden biri de, çayhane, kahvehane, kıraathane ve gazino gibi yerlerdir M, ömürler buralarda tamamen boşa gider zayi' olur da, kimsenin haberi bile olmaz. Bu hu-susda işsizlerle emeklilerin büyük rolleri vardır. Çünkü eğlenerek vakit geçirecek yer ararlar. Ekmek parası kazanmaya  ihtiyaçları yokdur. Devlet baba bol bol para veriyor. Bunları harcayacak yer aramak lâzım. Halbuki; bunlar için en güzel yer   kütübhanelerimizdir.   Maalesef orada da bunlardan kimseyi bulamazsınız. Hem dünyayı ve hem de âhıreti   kazanabilmek  için  en büyük   fırsat emeklilikdir. Fakat ne yazık, Cenâb-ı Hak cümlemize insaf ve merhamet versin ve tevfikât-ı sübhâniyesine eriş-dirsin. Kıyamet gününde insanların, en büyük hatâya düşenleri, en çok batıl şeylerle meşgul olanlarıdır.

122. Dinine ve Dünyasına Faydası Olmayan Boş ve Fâidesiz Sözlerle VaMt Geçirmek: Faydasız sözler ömrün zıyân'ına başlıca sebeblerden biridir. Her zayiatın telâfisi mümkündür. Fakat ömrün ziyanının çaresi olmadığı ma'lumdur. Ömür sür'atle akan bir suya benzer. Ka-

çan  dakikaların değil, saniyelerin bile telâfisi mümkün değildir.

Âkil o değildir M; şunu bunu her oyunda yener, fakat âhırete birşey yok. Asıl âkil odur ki; âhıretini dünyası için zâyı* etmez. Dünyasını da âhıreti için terk etmez. Dünyada ne ekerse âhıretde onu biçecekdir. Dünyada hasene âhıretde de hasene ister. Allâhü Celle Alâ'-nın gösterdiği îslâm yolu, yolların en güzeli, Peygamberimizin yolu da, yine yolların en güzelidir. Her israf haramdır. Hem de zayiatdandır. Fakat ömrün israfı, her is-rafdan daha acıdır. Hattâ bugün insanların, dünyaları için âhiretlerini feda ettikleri, görülen acıların en acısıdır. Dünya denilen şu muvakkat bir zamandaki rahatlığı için, ebedî hayatı ve ebedî rahatlığı terk etmesi, olsa olsa cahilliğin en bariz alâmetidir. Bu dünya tabiatın eseri değil, bir Allahın, Hay ve Kayyum olan tek yaratanın eseridir. Bunu birazcık düşünsek kâfidir. Başındaki şab-kan veya ayağındaki ayakkabın da tabiatın eseri diyen biri çıksa, sen ona da «evet öyle» mi diyeceksin? Yoksa, birader bunlar şu kadar tezgâhlarda çalışan kimselerin yapdığı şeylerdir mi diyeceksin? Ufak bir bina, ufak bir levha ve yine ufacık bir tabloyu görünce «bu kimin eseridir?» diye soruyorsun, bu koskoca kâinat içindeki akıllan durduran mahlûkât ve mevcudatı, öyle bir —tabî-atin eseridir— deyip geçmek caiz midir? Kim ne derse desin, Allâhü teâlânın kullarına verdiği bir akıl ve bir zekâ vardır ki; bunlar çalışdığı zaman pek güzel anlaşılır. «Bu mülkün sahibi ancak Allandır» der, iman ve islâma girer, onun emirlerine kendini uydurmaya çalışırsın. Bugün Avrupa'da pek çok münevverlerin îslâm ile müşerref olduklannı, pek a'lâ hepimiz görmekte ve duymakdayız. Senelerce gâvurluğa hizmet etmiş, anası gâvur babası gâvur olduğu halde o, müslümanhğı seçsin

136                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

de, bu müslüman memleketinde, anası babası müslüman olan bir şahıs müslüman olmasın, müslümanlığa düşman gözüyle baksın ve müslümanlığı istemesin, doğrusu bu felâketlerin felâketi, tehlikelerin en tehlikelisi, zehirlerin en zehirlisi değil de nedir? Müslümanlık en mükemmel bir dindir. En büyük bir ni'metdir. En kıymetli, baha biçilmez bir servetdir. Bunu elderr kaçırmak kadar büyük bir acı tasavvur olunamaz vesselam. «İnsanların en çok günah sahibi olanları, en çok boş ve faydasız söz söyleyenleridir» buyurulmuşdur.

123.    Lüzumundan Fazla Söz Söylemek: Acaba dikkat edilir mi? Bugün bizim konuşduklanmızm ne kadarı faydalıdır?   Sohbet diye  toplandığımız   zamanlarda  bile kazanılan günahların hesabı yoktur. Tekrarına lüzum olmadığı takdirde fazla sözden sakınmak ve ihtisara riâyet, edib, az konuşmak müstehabdır. «Müjdeler olsun ol kimseye ki; sözün fazlasını tutar. Malının fazlasını ise infak eder» İmâm-ı Gazâlî Hazretleri der ki, «Şimdi dünya tersine döndü. Şimdi herkes malını sımsıkı tutar, sözünü de bol bol sarf eder,» işte bu da bizim dünyamız za'fiyetimi-zin eseridir.

124. Övme ve Yermede Fazla İleri Gitmek: Haramdır. Onun için Resulü Ekrem Efendimiz, meddahların yüzlerine toprak serpilmesini tavsiye buyurmuşlardır. Bu da medhin ne kadar fena birşey olduğunu beyana kâfidir. Bir insanın yüzüne karşı medh edilmesi, onu rna'nen ve maddeten helak etmekdir. Bir insanın diğer bir kimseyi i'tidal dahilinde medh etmesi caiz ise de, medh olunan kimseye -ucüb ve kibir gibi şeylerin gelmemesi şarttır. Resulü Ekrem Efendimizin, Ebûbekir, Ömer, Osman ve Ali (rıdvanullah aleyhim ecmaîn) hazerâtını medh ettikleri sabittir. Fakat bunların hiç birine ucüb gelmeyeceği

KÜÇÜK GÜNAHLAR

137

de mâ'lumdur. Eğer medh olunan fâşık ve fâcir ise veya çok genç ise, bunların da medihleri katiyyen caiz değildir. Fâsıkı medh etmek; fâsıkın fışkını, zâlimin zulmünü artırır.- Medhe lâyık olmayan kimseleri medh etmek yalancılıkdır, dalkavuklukdur. Medhe lâyık olan kimseleri, ifrata kaçmadan, ancak bildiklerini söylemekden iba-retdir. Meselâ; şöyle namaz kılar, böyle oruç tutar ve böyle sadaka verir gibi şeyleri, fazla ve eksik obuadan söylemek caizdir.

125.    Kendini  Beğendirmek ve Başkalarına Üstünlük Taslamak İçin Fesahat ve Belagata Özenerek Söz Söylemek :   Cenâb-ı   Peygamber Efendimiz bu gibi huylara sahib olanlara helakle duâ buyurdukları gibi,

«Bana en mebğuz ve meclis cihetinden benden en uzak olanlardan birisi de bunlardır» buyurmuşlardır. İnsana olduğu gibi görünmek ve göründüğü gibi olmak en münasib bir haldir. Uydurmacık ve yapmacıklar, her yerde ve her şeyde mezmumdur.

126.    Kafiyeli, Seçili ve Sanatlı Söz Söylemek İçin Zorlanmak: Günah-ı segâirdendir. Amma mevhibe-i İlâhî olarak,  tabîat-i şi'riyyesi olanın, fesahat ve belagat üzere söz söylemesi makbul ve merğubdur. Tekellüf ile şiir söylemek de böyledir. Tekellefsüz ve kimsenin hiciv ve zemmi olmaksızın, arab şâirlerinden Hassanın söyle dikleri gibi söylemek müstahsendir. Allâhü teâlâ zorlanarak söz söylemeye çalışanları sevmez ve buğz eder olduğu da ma'lûmdur.

127.    Kaba, Ayıp ve Çirkin  Olan Halleri ve İşleri Açık İbarelerle Söylemek:   Böyle   durumlarda işaret ve Tcinâye kullanmak doğru olur: Meselâ, «senin karın» demeyip, «senin çocuklarının annesi» demek gibi. Vâcibü-1 vücud hazretleri de Kur'ân-ı Azîmüşşân'da münâsebet-i

138                                 MÜ'MİNLERE VAAZLAR

beşeriyyeyi açıkça değil, Oems) kelimesiyle ifâde ederek

bizlere edeb ta'lim buyurmuşlardır.

(İslâmda fuhş ve tefehhüşün yeri yokdur. Muhakkak, çirkin ve ayıp olan utandırıcı sözleri söylemek haramdır. İslâm'da nâsm en güzeli, ahlaken en güzel olanıdır.) diye çirkin ve ayıb verici, utandırıcı sözleri söylemek haramdır.

128.   Bir Kimseye Güceneceği Söz Söylemek, Kötü Konuşmak ve Sövmek: Haramdır. Meselâ, «ey kâfir», «ey zânî», demek de caiz değildir. Ölüye, hayvana, zamana, mekâna, sövmek haramdır. İnsana yaraşan, lisanını daima kibar ve nazik ve iyi şeylere alıştırarak konuşmak ve çirkin, yaramaz sözlerden   daima   sakınmaktır.   En   iyisi kalbi zikir, teşbih ve tehlile  alıştırmakdır, ki, bunların hüsnü hatimeleri umulur. Bil'akis kötü .ve çirkin sözlere dillerini alıştıranların da sû-i hatimelerinden korkulur.

129.    Bir Müslümanla Karşılıklı Sövüşmek, Dövüşmek ve Başkasının Kötü Bir Sözüne Kötülükle Mukabele Etmek: Asla caiz değildir.

130.    Kendi Kendine ve Anlaşılmaz Sözlerle Mecnû-nâne Konuşmak: Buna «bezyüllisân» denir. Hafif akıllılığı ve vesveseyi mucibdir. Bazı ulemâ bezyüllisam, (müs tehcen olan sözü açıkça söylemeye) derler diye tavsif etmişlerdir. Herşeyde haya lâzımdır. Konuşurken de edeb ve hayaya riayet ederek, çirkin söz söylemekden kaçınmalıdır.

131. Lâtife ve Şakalaşmada İleri Gitmek ve Haddi Aşmak: Caiz değildir, haramdır. Zîrâ sonraları iş kavga ve gürültülere müncer olur. Boş yere araların açılmasına sebeb olur.

«Kul hakîkat-i imana erişemez, taM şaka, latife, yalanı ve haklı dahî olsa mücadeleyi terk etmedikçe». Bunlar çok güzel nasihatlerdir. İnsan daha küçük yaşlarda,

KÜÇÜK GÜNAHLAR

139

bahusus ebeveyn ve üstazlar ve öğretmenlerin, bu hususlarda çocuklara çok faydalı olması gerekdir. Çünkü alışanlar, bu huyların çirkin olduğunu.sonradan anladıkları halde terk etmeleri çok zordur.

132.    Sırrı İfşa  Etmek, Gizlenmesi İstenen Söz ve Halleri Gizlemeyip Başkalarına Söylemek: Gerek efrâd-ı aile arasında, gerek yabancılar arasında söylenmesi ve duyulması istenmeyen şeyleri söyleyip duyurmak, duyulmasını istemeyen kişilere ezâ ve cefadır. Bir de gizli, tutulması istenilen söz,   aynı zamanda bir emânetdir. Bu sırrı ifşa etmekle emânete hıyanet etmiş olur. Meclisler-deki sözler de emânetdir. Onların da ifşası yasakdır, haramdır. Yalnız o meclisdeki sözler haram olan katl-i nefs, zina veya hırsızlığa aid olursa, o zaman bunları, bu fenalıkları yaptırmamak için lâzım gelen yerlere haber vermek meşru'dur.

«Meclisler emânetdir. Yalnız şu üç şey müstesnadır: Haram olan ksn akitmakdan, haram olan zinadan, haksız yere başkasının malını gasbetmekden bahsedilen meclisler». Zâten bunlar haramdır. Bunlara her zamars. mâni' olmağa çalışmak mü'minlerin vazifesidir.

133.    Va'dinde Durmamak: Birisine, sana şunu vereceğim diye va'd ettiği şeyi zamanı gelince vermemek, sözünde durmamakdır. Va'dinden hulfdür. Söz verirken, vermemeyi kasd ederek söz vermek de münafıklıkdır. Ce-nâb-ı Hak, vaidlerini yerine    getirmeyi,    kullarına emir buyurmuş, Peygamber Efendimiz de, «Va'd, ödenmesi va-cib olan bir borç gibidir.» buyurmuş ve, «belki de efdal-dır,»  diye ümmetini va'dlerini ifaya teşvik  etmişlerdir. İnsanlık ve müslümanlık icabı da böyledir  Ancak çocukları ağlatmamak ve hanımların ezasından kurtulmak için ve harblerde düşmana karşı yalanlara ruhsat verilmiş-

140                                 MÜ'MİNLERE VAAZLAR

dir. Herhalde ma'zeret-i meşrua olmadıkça sözden dönmemek şiâr-ı İslâmiyedendir. Münâfıklığm alâmeti üç-dür: (Her ne kadar namaz kılıp oruç tutsa da ve kendisini müslüman zannetse de, münâfıklıkdan kendini kurtaramaz).

«Konuşurken yalan söylemek, va'dinden, hull etmek, emânete hıyanet etmek» bunların üçü de bir kimsede bulunursa tam münafık, ikisi olursa, üçde iki, birisi varsa üçde bir münafık demekdir. Allah cümlemizi bu çirkin huylardan muhafaza buyursun, âmîn.

134.   Din ve Şeriatla Alâkalı Olmayarak Gazap Etmek : Haramdır. Amma din ve şeri'ate dokunan bir mün-kerâtı gördüğünde, i'tidal şartıyla gazab etmek ve onları tekdir ve tevbih etmek; muktedir olursa o münkeraü. ortadan kaldırmaya gayret etmek lâzımdır. Gazab halinde i'tidâli geçmek caiz değildir.   Gazab   haddizatında   nehy edilmiş birşey değildir. Gazab olmazsa insan haklarını muhafaza ve müdâfaa edemez. Nefis ve şehvetine meyi eden kimsede gazab olmazsa, o kimse şehvetine esir olur. Nefsi hakkında gazablanmamak nur-u imânı söndürür. İnsan gazablandığı zaman ayakda ise oturmak, oturuyorsa yatmak ve (eûzübillah) deyip sükût etmek, abdest almak veya  yıkanmak   gibi   şeylerle   gazabı   söndürmek   efdal-i a'maldır. Gazab, delilikden bir parçadır. Gazabını yene-miyen kimse şeytanın maskarası olur. Şeytan, çocukların topla oynadığı gibi, bu gibi insanlarla oynar. Binaenaleyh gazabını def eden kimseden, Allahü teâlâ Hazretleri de azabını defeder. «Dilini tutanın, Allahü teâlâ da ayıblannı örter» olduğunu buyurmuşlardır.

135. Aile Fertlerinin Namus, İffet ve Irzlarını Kıskanmamak: Arslan yavrusunu kıskandığı gibi, aile ve efrad-ı ailesinin ırz, namus, şeref ve haysiyyetini muha-

KÜÇÜK GÜNAHLAR                                   141

fazaya gayret göstermemek caiz olmadığından, her Mü'-min ve Müvahhidin efrad-ı ailesini kıskanması lâzım olan sıfatlardandır. Bu hususda Peygamberimiz: Eshâb-ı kiramdan (Sa'd) Hazretlerinin gayretli olduğunu bildirirken, kendisinin daha gayretli olduğunu ve Allahü teâlâ Hazretlerinin daha ziyâde gayretli olduğunu beyan buyurmuşlardır.

136.    Zekâü Vermeyi Geciktirmek: Haramdır. Zîrâ zekât,  Cenâb-ı Haklan bahş etmiş olduğu servet, mal, hayvanat ve sairenin içinde fukaranın hakkı olan kırk-da birdir. Ve verilmesi farz kılınmıştır. Bunu vaktinde vermeyip, fukaranın hakkından istifade etmeğe kalkmak, tabiîdir ki hem ayıb, hem de günahdır. Sizin paralarınızı başkalan kullansalar razı olur musunuz? Siz razı olsanız dahî, Allah-ü (Celle Alâ Hazretleri) ve Resulü Ekreminin buna razı olmadıkları gibi, o fukara da buna hiç razı olmaz. Şu halde, kullandığınız paranın bir kısmının fukaranın hakkı olan para olduğunu ve bundan faydalandığınızı bilmeniz lâzımdır. Sonra zekâtı telıir değil,  belki vakti gelmeden  evvel vermek  âdâb-i  islâmiyyedendir. Hem de fakiri sevindirmek kadar faziletli ne vardır. Zekâtın telıîrinde ise, günahı ile beraber pek çok afatlar da vardır. Bir kere bu hal, cimriliğe alâmetdir. Başka bir kusur aramaya lüzum kalmaz. Çünkü cimrilik yetip artar. Hem dünyası berbad olur hem de âhireti. Zekâtlarını tetıir edenler böyle olunca, ya hiç vermiyenlerin hali, acaba nasıl olacakdır. Zekâtı vermemek veya te*hir etmek, o servet sahibi için felâketdir vesselam.

137.    Özürsüz Olarak Cemaati Terketmek: Düşman korkusu, hastalık ve ma'lüllük gibi ma'zeretler olmadıkça, cemaati ehemmiyetsiz birşeymiş gibi terk etmek hiç caiz değildir. Terk eden haram irtikâb etmiş olur. Cema-

142

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

atle namaz kılmak,  sünnet-i müekkede diyenler varsa da, ekseri Hanefî ulemasınca vâcibdir. Zâten sünnet cR-. yenler de, vâcib kuvvetinde bir sünnettir, derler. Vacibin terki ise büyük günahdır. Halbuki cemaat farzdır diyenler de vardır. (İmâmı Sevrî'ye göre, İmâm-ı Hanbelî'nin mezhebinde de böyledir). Bunların mezhebine göre, hastalıklardan maada, şiddetli yağmur, fırtına, çamur ve şiddetli karanlıklar, sis gibi haller cemaate manî olan özürlerdendir.   Borçlusundan  korkmak   da   özürdür.   Fâsık imamlarla,   bid'at sahibi ve bozuk  mezheb   sahibi   olan imamlara iktidâ asla caiz değildir. «Cefânın, küfrün, nifakın en kabası, ezân-ı Muhammediyi işitib de ona icabet  etmeyenlerindir»  «Mü'mine bedbahtlık,   yaramazlık ve ümidsizlik cihetinden yetip artar, müezzinin *»f"<T"ii" işitir de ona icabet etmezse». Ne kadar acıdır. Fakat bu insanlar her nedense   dünya   zararına   hiç   korkmazlar. Halbuki müslümanın namazı ne kadar mühimdir. Evvelâ insanı intizama alıştırır. İntizam ise herkes için en önemli birşeydir. Muntazaman sabahları kalkar. Havanın en temizinden en güzel bir şekilde istifade eder. Sonra abdestini almış,  üzerindeki uyuşukluğu atmıştır.   Arkasından camisine gider.   Müslümanlarla   birlikde tam bir sessizlikle Haklan huzuruna durur. Okunan Kurân-ı Azî-müşşânın verdiği zevk ve neşe içinde onu dinler. Tesbi-hat, tahmidat ve tekbiratını bir vecd ve huzur içinde bi-tirib, ellerini de huzur-u ehadiyyete açıb, ihtiyaçlarım can-ü gönülden arz eder. Ve sonra yine tam bir huzur ve neşe ile vazîfe-i   ubudiyyetini   yapabildiğinden,   Hak (Sübhanehu ve teâlâ) hazretlerine şükr ederek evine gelir. Bir de bakarsınız ki, içi, dışı, gönlü, gözü gayetle mesrur, evi ni'metlerle dolmuş, sofralar kurulmuş, çocuklar etrafına toplanmışlar, hepsi de mesrur, Allâhü (Celle ve Alâ hazretleri) de onlara lutfünü, ihsanım, bereketini bol

KÜÇÜK GÜNAHLAR

14a

bol vermektedir. Artık o evin saadetine doyum olur mu dersiniz. Namaz hakkındaki fazâili ve kılmayanlar hakkındaki felâketi, anlatan Tergîb ve Terhîb adındaki hadis kitabının 174'den 512'inci sayfasına kadar tam 338 sayfa bilgi vardır. Tabiatiyle bu ufacık- esere onları sığdırmak mümkün olamaz. Yalnız sen kardaşıma tavsiyem; bu mülk Allâhü teâlânındır. Kim ne derse desin azıcık düşünürsen bana hak verirsin. Binaenaleyh o, bir şeriki ve misli olmayan ve her şeyi yaratan, kuvvet ve kudret sahibi, görür, işitir ve bilmediği hiç birşey yokdur. Babası ve evlâdı yoktur. Her noksan, sıfatlardan münezzeh ve her kemal sıfatlarıyla muttasıfdır. Bizim ve bütün mevcudat ve mahlûkatın yaratıcısıdır. Onun sözünü dinlemekden, gösterdiği yoldan gitmekden daha güzel birşey olamaz. Hayvanlar bile görmez misin sahihlerini nasıl tanırlar. Ve hizmet ederler de, insan bu kadar mükemmeliyetine . karşı sahibini, halikını, râzıkını, bu güzel vücudu kendisine vereni, (deli değil, hasta değil, malul değil, böyle iken) halikını tanımasın hiç olur mu? Sakın sen o tanımayan güruhdan olma. Tarihe iyi bak, böyle inatcılar çok gelmişdir. Fakat hepsi de Hakkın gazabına uğrayarak helak olub gitmişlerdir. Onlar bizlere bir ibret nümune-sidirler. Sen bunu tekrar tecrübeye kalkma. Zîrâ tecrübe olunan şey bir daha tecrübe olunmaz. Ancak buna deliler teşebbüs eder, başkaları değil.

138. Çarşı ve Sokaklarda Durup Konuşmak, Herkesin Gelip Geçtiği Yolu Meşgul Etmek ve Yollarda Alışveriş Yapmak: Bugün buna da riâyet eden hemen hemen kalmamışdır. Eğer belediye memurları olmasa, âdeta çarşı ve pazarlardan geçmek mümkün olmayacakdır. Yollar umumun hakkıdır. Onu kısıtlamağa kimsenin hakkı yokdur. Herkesin serbestçe geçmesi için yapümışdır.

144

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Onları işgale kimsenin hakkı yokdur. Öyle zorla işgal olunan yerlerden kazanılan paralardan da hayır gelmez. Hattâ Gemlik ve İzmir gibi, bazı memleket halkının bil-hasâa kadınlarının akşam üstleri, hava almak veya konuşmak için olsun, kapılannm önüne çıkıb oturmalan da çirkin bir âdettir. Sanırımki; bu gâvurlardan kalma bir âdet olsa gerekdir.

139. Mezhebinde Taassup Göstererek, Hevâ ve Hevesine Uymak Suretiyle Başka Mezhep Sahiplerini Küçük Düşürücü Sözler Söylemek: Dört mezhebe ehl-i sünnet denir. Dördü de hakdır. Ta'n ve teşni' etmek haramdır. Hem de ayıptır. Zîrâ Resûl-ü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hazretleri, bazı mesail-i diniyyede ruhsatla, bazısında da azimetle, bazısında da şiddetle ve bazısında da kolaylıkla amel buyurmuşlardır. Dört mezheb sahibi, herbirerleri Hazret-i Peygamberin bu günâ ef âl, akvâl ve harekâtlarına ittiba' buyurduklan cihetle temes-sük etmiş olduklarından, cümlesine hak nazanyla bakıb, her birerlerinin eshabı diğerine taassub etmemek lâzime-i diyânetdendir. Teaddüd-ü hak meselesi bu babda câri değildir. Çünkü; bu meselede hakkın umuma göre oluşudur. İnsanların bazısı zayıf, bazısı kavi, bazısı bilgin, bazısı da cahildir. Ve renkleri de ayndır dilleri de. Amma hepsi de aynı insandır. Değişiklik yokdur. Teaddüd de yokdur vesselam. Binaenaleyh insana yakışan, kimseye kin tutmayıp, herkesle güzelce tatlı tatlı geçinmekdir. Kusuru daima kendisinde aramak, başkalarının kusurlannı afv edici olmak şeâir-i islâmiyedendir.

140. Zimmîlere Karşı «Yâ Kâfir, Yâ Müşrik» Gibi Sözler Söylemek: Kâfiri, zimmîyi kabul ettikden sonra onun ırzı, malı ve herşeyi, her suretle taarruzdan masun ve mahfuz olacağı gibi, hiç bir güceneceği şeyi onun hak-

KÜÇÜK GÜNAHLAR                                      145

kında yapmamak da lanındır  Zîrâ Resulü Ekrem Efendimizin :

«Herkim zimmiye ezâ ederse ben onun hasmıyım. Ben herkime hasm olursam, kıyamet gününde onunla muhasame ederim» buyurmuşdur. Bir Peygamber ki bir kişiye hasm olursa, artık o kimsenin kurtulmasına imkân olmayacağı cümlece mâ'lumdur. Binaenaleyh zimmîlere ezadan son derece sakınmak gerekdir.

141.    Cenâb-ı Hakka «Arş-ı Aziminde Oturman İçin Veya Oturduğun Yer Hakkı İçin» Diye Dua Etmek: Cenâb-ı Hakkın izzeti,   kadîm   olan   izzet   sıfatının, hadis olan, yani sonradan yaratılan arşa nisbeti,  arş-ı azîme teallukunu ibham,  yani şübhesini uyandırdığından, haram olmaklığının hikmeti budur. (Mak'adil-ızzi min ar-şike) demek de hâşâ, Cenâb-ı Hakka oturma isnadı lâzım geldiğinden ötürü, bu gibi şüpheli dualardan ictinab etmek lâzımdır.

142.    Enbiyâ, Evliya ve Kabe Hakkı İçin Diye Cenâb-ı Hakka Dua Etmek: Mekruhdur. Zira hiç bir mahluk, ister enbiyâ ister evliya olsun, 'Allahü teâlâ üzerinde hiç bir hakkı yoktur ki; onu yâd ederek dua etsin. Amma zâtın hakkı için veya; enbiyâ, evliya, veya Kâ*be hürmetine demek suretiyle dua etmek caizdir.  Hattâ dilencilerin {Allah hakkı için veya Allah rızası için) diyerek dilenenlerine, sadaka vermemek gerekdir demişlerdir. Çünkü; o dilenci, fânî olan dünyayı celb için Cenâb-ı Hakkın hakkını ve rızasını vasıta edişi lâyık olmayan bir şeydir. Onun için Allah rızası için isteyenler mel'undur buyurul-duğu gibi, isteyeni de men' etmek lâzımdır demişlerdir. Yalnız ihtiyaç ve zarureti bulunduğu halde böyle duâ ediyorsa, onu men' etmek yokdur. Yani ihtiyacı bilinene yardım edilib, dilenciliği âdet edenleri de men' etmek lâzımdır. Cenâb-ı Hak kimseyi zaruretde bırakmasın, âmîn.

146

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

143. Şer! Bir Özrü Olmaksızın, Haca, Kendisine Farz Olduğu Seneden Sonraya Bırakmak: -Özr-ü şer'îsi yoksa- haramı irtikâp etmiş olur. VelâMn özr-i şer'îsi varsa, her ne kadar günahkâr olmazsa da, hac farizasını ifâda gösterilen gevşekliğin, belki o paraların elden gitmesi veya yolların kapanması veya hastalıklar yüzünden ölüm gelib çatmasiyle borçlu olarak âhirete gitmek gibi bir çok mahzurları vardır.

Onun için farziyyet tahakkuk eder etmez hemen gitmeye çalışmalıdır ki, ecir ve mükâfatı ve hattâ dünyalığı da o nisbetde artar. Sonra her zaman gitmesini ister ve aşkı artar. Muhabbet artar, îmânı kuvvetlenir. Namazına niyazına, helâla, harama dikkati artar. Hemen kastı, gayesi hakkın rızasını kazanmak olur. O zaman en büyük devlete mazhar olmuş olur. Cenâb-ı Hak cümlemize, hemen her sene gidib ziyaretler nasib ve müyesser eylesin, âmîn.

144. Günahları ve Dinî Yasakları Görüp Men'ine Gücü Yettiği Halde Bunu Yapmayarak Sükût Etmek: Me9âî ve menhiyyatı gördükde, bir zarar olmadan men'ine muktedir olan kimsenin, o menhiyatı men' etmeyip sükût etmesine ve emr-i dinde za'fiyet ve fütur göstermesine, müdahene derler ki haramdır. Zîrâ hakkı söylemek-den çekinen kimseye, dilsiz şeytan demişlerdir. Halbuki mü'minlerin din işlerinde bilhassa salâbet ve metanet göstermeleri lâzım gelirken, gevşeklik göstermeleri caiz olmaz. Çünkü gevşeklik, bilâhara bir çok şeylerden ta'viz vermeye, daha sonraları da bir çok menhiyatı, bu sefer kendi işlemeğe başlar. Daha sonra da, dinini de unutur maazallah îmanını da. Çünkü cibilliyet-i insaniyede nefs-i hevâya uymak meyli vardır. İşte bugünkü halimiz bunun belirli alâmetidir.   Meselâ;    televizyon saatlerinde ezan

KÜÇÜK GÜNAHLAR                                       147

okunur, kulak asan olmaz. Camiye gitmeyi istese de gidemez. Sonra oradaki çirkin manzaraları göre göre kalb de kararır. Tabiî sonra hiç işe yaramaz bir hale gelir. Adı müslümandır, fakat müslümanlıkdan üzerinde eser göremezsiniz. Maazallah, daha sonra müslümanlığa zararlı da olmaya başlar M, büyük felâketdir. İnsanın müs-lümanlıkdaki tekâmülü kolay birşey değildir. Her ne kadar okumuş, dinini diyanetini iyi bilirse de, eğer düşüb kalkdığı veya hizmet ettiği yerler, müslümanlık gayesine uygun yerler değillerse, birgün bakarsınız ki, o müs-lüman kimse ne hale gelmişdir. O zaman haline acır, ağlarsın. Onun için müslümanlığı muhafaza etmek isteyenlerin, herhalde zararlı yerlerden kaçınmaları şarttır. Levm edenlerin levminden çekinmeyerek, Allah yolunda mücâhede etmekle emr olunduğumuzu unutmamak ve bir de hakkı söylemek, her ne kadar zor ve acı da olsa onu söylemek lâzımdır. Yoksa dilsiz şeytan olunur.

145.   Kendisini Hayırlı ve Dualı, Başkasını Küçük ve Hakir  Görüp Onunla Alay Etmek:  İstihza,  söz ile, hareket ile ve işaretle, imâ ile de olur.  Hazreti Allah Celle Alâ, sûre-i Hucurât'da bu gibi hareketleri men' buyurmuşlardır. Bu,  tabiî her akl-ı selimin sevmediği ve istemediği;  çirkin ve yaramaz   huylardandır. Fakat buna alışan zavallılar, bu hallerden bir türlü vaz geçemezler, tâ teneşir tahtasına kadar. Cenâb-ı Hak cümlemizi bu sayılan mezmum huylardan ve ahlâklardan muhafaza buyursun ve bunların yerlerine güzel ahlâk, güzel huy, güzel edeb ve güzel hüsn-i muaşeretler ve hepsinden daha' â'lâsı  olan güzel   din ve  Hak (Sübhanehu ve   teâlâ)mn razı olacağı güzel ameller nasîb ve müyesser eylesin. Ve son nefesde de cümlemize îmân-ı kâmil ile âhirete göçmeler nasîb ve müyesser kılsın. Ve Cehennem azabın1 dan, kabir azâbmdan, dünya ve âhiret fitnelerinden ve

148                                 MÜ'MİNLERE VAAZLAR

şerr olan  Mesîh'u-d deccalın fitnesinden  de muhafaza buyursun. Hem kendisme hem de cemiyyete faydalı olmak isteyen her kardeşe, âcizane bu hediyemizi maa-1 kusur takdime cesaretimden naşi bizleri müâhaze etmemeleri ve görecekleri kusurlarımızı da aczimize bağışlamaları ricasıyla, 125 günah-ı kebâir ve 145 de segâir olarak ceman 270 günah ki, bunların hep derece derece, insanın insanlığını kemiren birer zehirli mikrob olduklarım arz eder, cümleye seâdet ve selâmet-i dâreyn dilerim. Ve cümlemizi Allâhü Celle Alâ'ya emânet eylerim... Ve bizleri de hayır dualarınızdan unutmamanızı ayrıca dilerim...

GÜNAHA SEBEP HALLER

Bu yazılanlardan gayri âyet-i kerîme ve ehâd:s-i şe-rîfelerden me'huz olan bir takım meâsî vardır ki, bunların bazısı kebâir, bazısı segâir ve bazısı da küfrü mucib-dir.

1. Riya: Buna bazı ulemâ şirkdir, küfürdür demişler. Bazıları da, günah-ı kebâirdendir demişlerdir. Âhi-ret ameliyle, dünya menfaatini murad etmeye derler. Meselâ, amel-i âhıretden olan namaz, oruç, zekât gibi ibadât ve tâatı Allah rızası için işlemeyip, belki dünya menfaatlerini kasd ederek işlemeye, riya derler ki, haramdır. Böyle yapan kimseye riyakâr, mürâî derler ki; ind-i ilâhîde maklıur ve menfurdur. Amelleri külliyen mahv ye iptal eden meâsînin birisi de riyadır. Pek büyük ahlak-ı rezîledendir. Şirk-ı hafiden saymışlardır. Tasav-vufî ahlâk kitabında, bu hususda geniş ma'lumat vardır. Âyet-i celilelerde mürâîler için, azâb-ı elim olduğu beyan buyurulmakdadır. Buna mukabil ıhlâs, medh-ü sena buyurulmuşdur. Ihlas hakkında, yine ahlâk kitabımızda oldukça geniş ma'lumat vardır.

Resulü Ekrem (Sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz hazretlerine,

«Necat nerededir?» diye sorulmuş, cevaben:

«Kişinin AHahü teâlâya tâat etmesi ile beraber, nâ-sm   teveccühünü   murad   etmemesidir»  buyurmuşlardır.

150                                MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Bir adam kendi kendine kaldığı zaman, ibâdet ve tâat-de gevşeklik göstermesi ve insanlar arasında bulunduğu zaman neşeli bulunması; kendisi medh ve sena edildiğinde amelini artırıp, zem edildiğinde amelini azaltması, mürailik alâmetidir demişlerdir. Nefis insanlarda olduğu müddetçe, insanın kendisini riyadan kurtarabilmesi pek müşküldür. Onun için daima Cenâb-ı Hakka yalvanb:

«Yâ Rab sevmediğin ve razı olmadığın her amelden ve bilhassa kibir, gurur, hased, hırs, şehvet,.riya ve nefse uymakdan  ve riyâkârlıkdan sana sığınırım. Sen bizleri hıfz-ı himayenden zerre mikdarı ayırma» diye her beş vakit namazda, diğer dualar gibi bunu da unutmamak lâzımdır,                                                                             ı 2.    Cehil: Her müslim ve müvahhidin üzerine, bil-   S> mesi vâcib olan i'tikad, amel ve muamelata dair ilimleri  )' bilmemek,  kebâirdendir.   «İlmi  taleb her müslim üzerine farzdır»  buyurulmuşdur. İlmi taleb için  gerekirse Çin'e kadar gitmek lâzım geldiğine dair hadîs-i şerif vardır. Bu ilmin hangi ilim olduğuna, ulemâ arasında ihtilaf çıkmış ve her biri bir günâ tefsir etmişlerse de, hulâsası, her mü'min kendisine bilmesi lâzım ve vacib olan namaz, oruç, zekât, hac ilimleriyle beraber, i'tikadını tashih etmek ve bir de, kazancının helâl ve haramını iyice . öğrenib, yiyib içdiğinin helâl olmasına dikkat edip, haram olan şeylerden ve bütün yasaklardan sakınmak, bunlardan yememek,  içmemek, satmamak, kumar oynama-mak ve oynatmamak, sinemacılık yapmamak, faiz almamak ve vermemek ve riya olan gösterişlerden ve bütün günah kitablarmda sayılan günahlardan ve çirkin ahlâklardan ne varsa, onları da öğrenib kaçınmak ve iyi ahlâklarla mütehallık olmak için, ahlâk kitablannı okumak ve bu suretle cehilden 'kurtulmak gerekdir. Çünkü:

GÜNAHA SEBEP HALLER

151

«Allahü teâlâ hazretleri cehil üzerine kimseyi aziz etmediği gibi, ilimle de hiç kimseyi zelil etmemişdir». Bu

hadîs-i şerif, ilmin de, cehlin de derecelerini beyana kifayet eder. Cehil hakkında bir çok eserler de mevcuddur. İnsan dünyasına âid bir çok bilgileri bilir de, eğer dinî ilimleri bilmiyorsa, yine cahil sayılır vesselam.

3. Küfrân-ı Ni'met'u-llah (Kulun Kendisine Verilen Ni'metleri Görmemesi ve Ondan Gafil Olub Cenâb-ı Hakka Verdiği Bu Ni'metlerden Naşi Şükr Etmemesi, Küfrân-ı Ni'metdir) Haramdır ve Günah-ı Kebâirdendir:

Bunun zıddı ise verilen ni'metlere şükr etmekdir. Bazıları, verilen ni'metlere karşı isyan etmemekdir, demişlerdir. Bazıları da, ni'meti görmeyib, (ni'meti veren) Al-lâhü teâlâdan olduğunu görmekdir. Ni'metlere şükr edildikçe ni'metler artacağı gibi, küfrân-ı ni'met edenlere de azâb-ı İlâhînin şiddeti beyan buyurulmuşdur. Resulü Ekrem efendimiz de ni'met-i İlâhiyyeyi haber vermek, anlatmak, zikr etmek, hatırlamak ve hatırlatmak şükür olduğu gibi, bunun aksi olarak, verilen ni'met-i İlâhiyye-leri hiç anmamak, onlardan bahs etmemek ve görmemeği de, küfrân-ı ni'met saymışlardır.

Cemaatte ise, daima rahmet, ayrılıklarda da azâb-ı İlâhî olduğu bildirilmiş bulunduğu halde, bugünkü dünya âlemi kendi elleriyle kendilerini nasıl azaba itmektedirler. Aman gelin biz hep bir milletiz, birleşelim, ayrılık, particilik falan yapmayalım derseniz, kıyametler kopar. Çünkü fikir ayrılıkları, bilâhare cisimlerin de ayrılığına sebeb olur. Sen Avrupalılara bakıp da i'tiraz etme. Bak sana ufak bir tecrübe. Elin kesildiği zaman orada bir acı hasıl olur ve o yara kapanmadıkca da acı kesilmez. Bunun neden olduğunu hiç düşündün mü? İşte bu

152

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

acuna ve sızlama, birliğin bozulup ikiye ayrümasınâandır. Ve birleşmedikçe ağrı ve acı durmaz, devam eder. İşte tıpkı bizim halimiz de böyledir. Bahusus müslümanlığı bize ta'rif ederlerken, bütün müslümanlann bir cesed ve bir vücud gibi olduğu ve bazan bir bina gibi olması lâzım geldiği bildirilmektedir. Cesedlerin parçalanması nasıl acı akıbetler doğurursa, binanın taşlan söküldüğü vakit nasıl yıkılırsa, bölücülük de tabiî böyledir. Bazan çabuk yıkılır, bazan da biraz geç yıkılır. Amma muhakkak yıkılır. Cesed de muhakkak işe yaramaz hale gelir veya ölür vesselam. Onun için imân ve İslâmiyet bir ni'mertir. 'Sağlık ve afiyet bir ni'mettir. Bilgi bir ni'mettir. İbâdet ve tâat bir ni'mettir. Ne kadar saysak bitiremeyiz. Ce-nâb-ı Hak, vermiş olduğu bütün ni'metlerin kadir ve kıymetini bilib şükrünü îfâ eden bahtiyar kullarından eylesin, âmîn...

4. Essuhtu Li-1 Kazâi (Bir Kimsenin Muradı Hasıl Olmaması Sebebiyle, Cenâb-i Hak'kın Kaza Buyurduğu Emrin Gayrisini Zikr Ederek Darüıp, Gazablanması), Suht: Bazı ulemâ «günah-ı kebâir» ve bazısı da «küfürdür» demişlerdir. Mizaca ve tabiata muvafık olmayan kazây-ı İlahînin vukû'a gelişinden telâş göstermeye (Te-zaccür) derler ki, bunların ikisi de fena huylardandır. Halbuki müslüman, gerek menfaat gerek mazarrat, gerek hayır ve gerek şer, kendisine isabet eden her emr-i İlâhîye ve kazâi İlâhîye tıyb-i nefsle teslim ve inkıyad etmek ve tab'ma muvafık olmayan işlerde bile, zahiren ve bâtmen i'tiraz etmemek durumundadır.

Bir hadîs-i kudsîde, Hak Celle ve Alâ hazretleri:

«Herkim benim kazama razı olmaz, belâma da sabr etmezse, benden başka kendilerine Rab arasınlar»  diye

GÜNAHA SEBEP HALLER                                 153

tehdidde bulunmuşdur. Binaenaleyh, kullara düşen şey, kazây-ı İlâhiyeye razı olup, hilafından sakınmakdır.

5.   El-ceze'u   (Bir   Adamın   Kendisine İsabet Eden Musibetlere, Dert ve Meşakkatleri Tahammül ve Ketm Etmeyib, Kavlen ve Fi'len izhar Ederek Ahar Kimseye Şikâyet Etmesi) Haramdır: Buna bazıları• küfür, bazıları da günah-ı kebâirdir demişlerdir. Feryâd-ü figân ile başkalarına şekvada bulunmamak, sabır ve tehammülün neticesidir. Sabrı olmayan kimseler tabiatiyle bu gibi şikâyetleri yapıp herkesi de rahatsız  ettikleri gibi, ellerine de birşey   geçmeyeceği   malumdur.   Halbuki   sabr edildiği  takdirde, Cenâb-ı Hakkın sabırlı kullarına va'd ettiği hesapsız ecirlere ve mükâfatlara nail olacağı gibi, musibetleri saklayıp kimseye şikâyet etmediği takdirde, mağfiret-i İlâhiyeye mazhar  olacağı da ayrıca bildiril-mişdir.

6. Hubb'ü-z Zalemeti Ve'l Fesekati (Zâlimlere ve Fâsıklara Muhabbet Etmek ve Onlara Az Dahî Olsa Meyi Etmek) Günah-ı Kebâirdendir: Zîrâ Cenâb-ı Hak zâlimlere meyi etmemeyi emr etmiş olduğu halde, onlarla düşüp kalkmak, emr-i İlâhîye karşı gelmek olacağından, bunun günah-ı kebâirden olmasında şüphe yokdur. Hattâ . böyle zâlim kimselere, münafıklara, «efendim» diyerek ta'zim göstermekten, Peygamber efendimiz ümmetini ne-hiy buyurmuşlardır:

«Münafık  bir  kimse  kavmi   arasında  seyid  ittihaz olunmuş ise, ancak Cenâb-ı Hakkı kızdırmış olursunuz»

diye ümmetine tenbihde bulunmuşdur. Bunun zıddı, (hub-bü fillah) ve (buğzu fillah)dır. Fâsık ve fâcire ısyaıı ve âhare de zulmü sebebiyle ona buğz etmekdir. Velâkin fâsık ve zâlim tövbekar olsalar, o zaman bunlara muhabbet etmek lâzımdır. Hubbü fillah ve buğzu fillahın miza-

154                                    MÜ'AAİNLERE VAAZLAR                           ~

nı budur. Bir adama, fışkı halinde ettiğiniz buğzunuz, buğ-zu fillah olduğundan, o adamın fışkından tövbe ederek ıs-lah-ı hal ettikden sonra, buğz gidib yerine muhabbetin gelmesi lâzımken, bir muhabbet gelmezse, o zaman eskiden ettiğiniz buğzu fillâh olmayıb, belM nefsanî olarak onun zatına buğz etmiş olursunuz ki, bu da haramdır.

7. Buğz'u-s Sâlıhin Ve-1 Ulemâ: Ulemâya ve sâlih kimselere buğz etmek haramdır. Ve günah-ı kebâirden-dir. Bunun zıddı, onlara Allah için muhabbet etmektir. Zîrâ kişi sevdiği kimselerle haşr olunacakdır. Bunun için daima sâlih, âbid, âlim kişilerle düşüb kalkmak ve onlara muhabbet etmek, mü'minlere layık olan makbul sıfatlardandır. Bil'akis bunlara buğz ve adavet de ebedî hüsrandır. Allahı sevenler, herhalde onun sevdiği âlim ve sâlih kimseleri de sevecekleri aşikâr birşeydir. Ve yine Allah-ü teâlânm sevmediklerini sevmemek de şeâir-i İs-lâmiye ve insâniyedendir, vesselam.

8.    Kalbini Makam ve Mansıblara Talik Edip Nefsinin Şehvet Sahibi Olmasını İstemek: Günâh-ı kebâir olduğu gibi; vücudunun sıhhatini ve hayatının  idamesini Cenâb-ı Hak'tan bilmeyib, taam, şarab ve ilaçlardan bilmesi, kalbini esbab-ı zahireye bağlaması, günah-ı kebâir-dendir. Bunun zıddı, tevekkül üzere olub, vücudunun kıvamı, sıhhat ve afiyetini, Cenab-ı Hak'tan bilmekdir. Yemek yemeden doymak, ateş olmadan yakmak mümkün olmadığından, «esbabına teşebbüs, tevekküle mâni değildir» demişlerdir. Bunların en kötüsü hubb-i cahdır. Halbuki insanlar, buna karşı çok zaifdırlar. Hemen her okuyanın gayelerinden başlıcası, bir makama erişebilmek için gayret sarf etmekdir ki, boşa bir emekdir. Tehlikeleri ve âfetleri pek çokdur. Akıllı kimse bu gibi şeylerle başını derde sokmaz, vesselam.

GÜNAHA SEBEP HALLER

155

9.    Havfü   Zem   (Başkalarının   Zemininden   Korkmak) : Günah-ı kebâirdendir, haramdır. Çünkü bu korku insanları birçok hayırlardan men' eder. Meselâ, namaz kılanları istihza eden bir kavm içinde bulunan bir mü'minin, «beni istihza ederler» korkusuyla namazı terk etmesi,   «nâsın teveccühünü kaybederim*,   yahut   «mev-kiime noksan gelir», havfiyle me'mur bulunduğu ibâdeti terk etmesi gibi, bunların hepsi de büyük birer günah-dır. Mü'mine lâzım olan, her yerde, her zaman insanların ne zem ve ne de medhine kulak asmadan me'mur olduğu ibâdet ve tâati, vakti vaktinde yapmakla beraber, Cenâb-ı Hakkın kurb.'yetini kesb edeceği her bir ef'âl-i haseneyi icrada, kimsenin medh ve zemmine bakmadan icra ve edâ etmesi gerekdir.

10.    El-inâd. (Bir Şeyde İnad Etmek): Günah-ı kebâirdendir. Ve ahlâk-ı mezmumelerin başıdır. İnad diye, hak sözü ve hak kelâmı kabul etmemeye ve o kelâmın hak olduğunu bildikden sonra, inkâr etmeye derler. Çok fena bir huydur. Bu gibi insanlar hem Cenab-ı Hakka âsî olurlar ve hem de hakdan mahrum olurlar. Bu inad, riyadan, kinden, hasedden ve tama'dan neş'et eder. Âd, Se-mud ve Lut kavimlerinin helakleri, hep hakkı görüb bildikleri halde, inatlarında sebat etmelerinden ileri gelmiş-dir. Yûnus (aleyhisselam)ın kavmi ise, hakkı gördükden sonra eski hallerinde inad etmeyib, tövbe ve istiğfar etmeleri sebebiyle necata nail olmuşlardır. Onun için mümine lâyık olan, hakkı görünce kabul edip, inkâra kalk-mamakdır.

11.    Essalefü: Kendisini tezkiye edib, meşakkatli iş--lferi  görmeye  kudretli  olduğunu izhar etmesidir.  İnsan kendi nefsini medh-ü sena etmeye, kendi kötülüğünü ve aybını izhar  edenlere buğz etmeye denilmiştir. Kebâirdendir.

156

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Kendisinin âciz olduğunu bildiği halde, meşakkatli işlere kudret izhar etmeye ve yalan sözlere ehemmiyet vermeksizin, «inanırlar mı, inanmazlar mı» demeden, düşünmeden, umûr-ü garibeden haber vermek dahî, salef-dir. Salef, yalandan ve ucübden neş'et eder. Ve nifak da bundan hasıl olur. «Herkim ben âlimim derse, o cahildir» buyurulmuşdur. Cenab-ı Hakkın Kelâm-ı Kadîminde «kendinizi medh etmeyiniz» buyurmuş olduğunu unutmamak lâzımdır.

12.     Hubb-ü   Medhıhî.   (Âharin   Kendisini   Medhine Muhabbet Etmek):   Günah-ı kebâirdendir  ve   haramdır. Zîrâ bu muhabbet, medh edenin söyledikleri sözlere alda-nıp; insan kendisinde kemal his edip, onunla telezzüz hasıl  etmekden ibaret olur. Halbuki bu telezzüz dünyaya âid mal, mülk ve makam gibi şeyler olub, bunlarla telezzüz ise, hakkın sevmediği dünyaya meyil ve muhabbet etmesinden ileri geldiğinden, haramlığmda şübhe yokdur. Eğer bu, kemâlât ilim ve amel gibi, kemâlât-ı uhreviyye-den ibaret olsa dahî, bunlardaki ıhlâs ile beraber, bazı şartların bulunub bulunmaması mechûl olduğu gibi, amellerin habt olması yani mahv olması tehlikesi de mevcut olduğundan, bunlara güvenib aldanmak ve bunlara iltifat etmek, aklın kabul etmediği şeylerden olup, bazan da şerre ve isyana münkalib olmak ihtimaline mebni, «benim ilmim ve amelim vardır», diye mağrur olmak şeytanlıktır. İnsan böyle bir kemâlâta nail olsa bile, onların cümlesi Hak Celle ve Âlânın tevfikı ve hidayetiyle hasıl olduğundan, böyle kuru laflara iltifat etmeyib, daima Cenâb-ı Hakdan havf ve haşyet üzere bulunması lâzımdır.

13.     Nefsini, Dünyadan    İstediği,    Beğendiği, Alışageldiği, Ülfet Ettiği Şeylerden Men  Edemeyib, Hevay-ı

GÜNAHA SEBEP HALLER                           157

Nefsine Tâbi Olmaktır: Buna günah-ı kebâirdendir de-mişlerse  de, bazıları da seğâirdendir  demişlerdir:  Yaratılış i'tibarıyla, nefsin daima kötü, fena ve yaramaz işlere emr edip, isyan yollarına sapması ve istediği şeylerin haramlardan olması sebebiyle;. ona istediğini vermek ne kadar fena ve ne kadar günahdır. Hattâ işlenmesi ve yapılması mubah olan ve günah olmayan şeyleri yemek, içmek ve giymek veya şuraya buraya gezmelere gitmek, ehli hakka yakışmayan ve netice i'tibarıyla insanları günahlara sürükleyen ve zevk-ü safaya alıştıran işlerden olmakla, bunlardan dahî uzak kalmak lâzımdır. Çünkü; nefisler daima,  alışdıklan şeyleri hem bırakamazlar, hem de ileri götürmeye çalışırlar. Bu suretle d© büyük günahlara giriftar olurlar. Nihayet birgün ölüm gelip de onu yakalayınca, pişmanlığın da fayda vermiye ceği bedihîdir. Onun için büyüklerimiz, ruhsatlardan dai ma kaçıb,   azimetle amel etmeyi  emir buyurmuşlardır. Evet her ne kadar bazı şeylerde ruhsata izin varsa da, bu ruhsatlar bazan aşırı gidib, insanları günahlara sok-duklan da ma'lûmdur. Biraz geçmişlerimizi ve hattâ Es-hâb-ı kiramın devrini ve bilhassa Resûl-ü Ekrem efendimizin hallerini düşünecek olursak, hatâlarımızın ne kadar büyük olduğunu anlamakta güçlük çekmeyiz zannederim. Resûlullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) hazretlerinin hayatmda, mübarek   karınlarını   arpa   ekmeğiyle bile doyurmadıkları hepimizin ma'lumudur. Sonra gerek hâne-i saadetlerinde ve gerek hususî hayatlarında, zarurî ihtiyaçlarının ne kadar mahdud olduğu bilinmektedir. Yatağı gayet basitti; yemeğini yerde yer ve o da gayet ba-şîtti, hiç bir zaman gurura, sürura, zevke, meyyal bir halleri bulunmamışdır. Daima ahireti düşünür, dünyaya hiç kıymet vermezlerdi. Ümmeti olan bizlere yakışan,  ona uymak ve onun yolundan aynlmamakdır. Halbuki Re-

158                                     MÜ'AAİNLERE VAAZLAR

sûlullah Efendimizin günlerce aç kaldıkları ve hâne-i seâ-detlerinde de aylarca ocak yanmadığı, ancak süt ve hurma ile iktifa ettikleri, buna karşı da, günah şöyle dursun, bütün gün ve gecelerini ibâdet, tâat ve teşbihle geçirdikleri ve her halleri ile tam bir sabır içerisinde, Ce-nâb-ı Hak'kın ihsanlarına razı oldukları ve bu suretle cennetin yüksek makamlarına nail oldukları da şübhesiz-dir. Nefsin istediği şeyler mubah şeylerden ise, bunun dahî ancak kifayet miktarı olub, fazlasından mes'ul olacağı gibi, vebali ve günahı da vardır. Veya günaha sürükleyicidir. Onun için mü'min ve muvahhide yakışan, nefsinin nevasına uymayıb, oldukça ve elden geldiği kadar ona muhalefet etmekle beraber, ibâdetde  ve kabahatta hep onun isteğinin hilafını   yapmaktır.   İbâdetin   yalnız farzlarında nefsin hiç yeri yokdur. Farzlar mutlaka îfâ edilecekdir. Bazan nefis insanı gece ibâdetlerine ve sabaha kadar uykusuz kalmaya teşvik eder ve bazan da bütün gün oruç tutmaya çalışır ki, ya sabah namazından mahrum edecek veya zayıflatıp, hastalandırıp büsbütün ibâdetden mahrum etmek içindir ki, bu da nefsin hıyle-lerindendir. Onun için onun istediğinin tersini yapmak suretiyle onu yıldırmak gerektir. Çünkü; nefsin gözünün doymasına ihtimal yoktur. Her istediği oldukça, bitmez tükenmez istekler birbirini ta*kib eder. Ve sahibi de âciz ve çaresiz kalır. Onun için imam-ı Busayrî (rahmetullahi aleyh) kasîde-i bürdesinde ve (hâlif-in nefse ve-ş şeyta-ne ve a'sımühâ) diye nefis ve şeytana muhalefeti tavsiye etmişdir. Zîrâ nefs-i hevaya tâbi' olmak, insanı Allah yolundan çıkarır olduğundan, yerlerinin cennet olmasını isteyen bahtiyarlar, nefislerini arzularından men' etmeleri lâzımdır. Aksi takdirde nefs-i nevasının  esîri olarak dünya ve âhiretini zayi' eder, vesselam.

14.   Taklid:  Huccetsiz, delilsiz, tahkiksiz  mücerred.

GÜNAHA SEBEP HALLER                                 159

hüsn-ü zan sebebiyle, amelde, kavilde, i'tikadda başkalarına iktida ve taklid etmek caiz değildir ve günâh-ı ke-bâirdendir.

Bazıları da   segâirdendir   demişlerse de,   hüccet ve burhana müstenit olan amel ve ı'tıka'da taklidi denmez. Eğer bu gayr-ı taklid ı'tikad'da olursa, • icmâlen olsun, nazar ve istidlale müracaatle taklidden kurtulmak lâzımdır. Ehl-i sünnet ve-1 cemaat mezhebine göre mukallidin îmanı her ne kadar sahih ise de, ı'tikatda mukallid olanların, üzerine vâcib olan nazar ve istidlali terk etmelerinden dolayı,  günahkâr olduklarından  şübhe edilemez. Amelde âdil olan ulemânın sözünü ve ma'lum olan mütedeyyin zevatın kitabını taklid etmek caiz ise de, her ulemanın ve her kitabm sözleriyle amel etmek katiyyen caiz değildir. Ve bahusus bilinmeyen ve şimdiye kadar işitilmemiş şeylerde, «şu şöyle demiş, şu şöyle yazmış, felan cfa böyle yazmış» diye onlan taklid etmek katiyyen caiz değildir. Böyle şâz olan kavillere ı'tibar ve ı'timad olunamaz, sahibi her ne kadar meşhur kimse olsa dahî caiz değildir.

15. Tûl-ü Emel: Tûl-ü emel günah-ı kebâirdendir. Bunun sebebi ya cehildir veya hubb-i dünyadır. Yani dünyayı sevmektir. Bir adam, dünya ve dünyanın şehe-vatıyla ve lezaiziyle ünsiyet ederse, sonra bunlardan ayrılmak, o kimseye çok zor gelir. Ölümden ve ölümü dü-şünmekden imtina' eder. Ve daima dünyalıklarını ister. Bu sebeble daima dünya lezaiz ve şehevatını, binalarını, tezyinatını ve emsali şeylerle ömrü-azizini zayi' edip giderken, birgün ansızın ölüm gelip onu yakalar da; artık gafletine ve fanî şeylerle boşu boşuna uğraştığına, kim-bilir nasıl nedametler hasıl olmuştur. Fakat hepsi boş, o nedametin ölmeden" evvel   obuası   gerekdi.   Yalnız tül-ı

160                             MÜ'MlNLERE VAAZLAR

emel, islâmın kalkınması için vakıflar bırakmak, tahsil-i ulûm-i   şer'î   edebilmek,   İslama   beldeler  kazandırmak, ibâd-ı mûslimme hayat verici neşriyat yapabilmek gibi hayırlar için olursa, o zeman makbuldür ve aynı ibâdettir. Ve geçmişdeki büyüklerimize iktidâdır. Ümmet-i Mu-hammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) üzerine en çok korkulan belâlardan, iptilâlardan,  felâketlerden en tehlikelisi, nefs-i hevâya uymak ve bir de tûl-ü emeldir. İnsan ne kadar yaşasa da gönlü bir türlü ihtiyarlamaz derler. Hele şu iki şeyden, yaş 80 veya 90, o hâlâ tûl-ü emel peşinde, şu da olsa, bu da olsa diye uğraşır durur. Halbuki konuşmaya bile mecali kalmamıştır. Birisi de mal sev-gisidir. Bunlar âhıret için, yani Hakkın rızasını kazanmak ve ümmet-i Muhammedin faydalanması için olursa, ne mutlu ona; eğer kendi nefsi içinse, ne yazık demekden başka çaremiz yokdur.

16. Tama': Umûr-i dünya ve mal-ı dünyaya tama' edip çoğaltmaya çalışmak, günâh-ı kebâirdendir. Bunun zıddı kanaattir. İnsanlar mala iltifat etmeyib ve nasıl olursa olsun diye helâl ve haramına bakmadan mal kazanmağa haris olmayıp, gerek taamda ve gerek libasda ve gerek binalarda zaruret mıkdan ile iktifa etmesiyle kanaat hasıl olur. Ve eğer dünyalığının kesretini arzu eder Ve emelini ona göre uzatırsa, (Azze men itanmı, zelle men tamaa) kelimât-i hikmetiyyesi mucibince, kanaatdeM izzeti gayb edip, zillet tamama düşmüş olur. Ve bu hırs ve tama' onu kötü huylara ve münkerât ve menhiyata çeker götürür. Hırs ve tamam fenalığı hakkında Peygcm-bsriiniz şöyle buyurur:

«Eğer âdem oğlu için, iki vâdî dolusu altın olmuş olsa, ona bir üçüncüsünün daha ilavesini taleb ederdi. Âdem oğlunun içini ve gözünü ancak toprak doyurur. Tövbe

GÜNAHA SEBEP HALLER

161

edenlerin ise tövbelerini Allah kabul eder». Bu meşhur olan ve hemen herkesin bildiği bir hadisedir ve numuneleri de her zaman gözlerimizin önünde cereyan etmektedir,         ı

«Ve yine müjdeler olsun o kimseye ki, İslama hidâyet olunmuş ve hayatı, yaşayışı, mAdam kifâye'ye kanaat iledir.» Belki bunlar bize acaib gibi gelirse de, hakikat böyledir. İnsanın kısmeti nasıl olursa olsun sahibini bulacağına bizim kanaatimiz vardır. Bizim boğazımızdan geçmeyecek olan diğer mal ve mülk, bizim değil, mirasçılarındır. Başkalarının istifadesi için, insanın âhire-tini ğayb edib, hüsrana düşmesi kadar hangi acı olabilir? Tabiî evlâtlarına faydalı olabilmek fena değildir. Fe-kat tama'sız ve hırssız olan gelirlerden olursa ne mutlu. Onun içindir ki «Sizler kazançlarınızı güzel ve helâl-dan kazanmaya dikkat ediniz. Çünkü, muhakkak hiç bir kul yokdur ki, dünyadaki rızkını tamamlamadan aynisin. Ve her kula yazılan, takdir edilen nzık onu bulmasın. Ve hiç bir kul dünyadan ayrılmaz. Hattâ o istemediği halde bile ona nzla kendi gelir» buyurulur. Ma'lumdur ki bu, siz oturunuz, rızkınız ayağınıza gelecekdir, çalışmanıza lüzum yokdur demek değildir. Bazı sofular bunu tecrübe için, kimsesiz çöllerde dolaşarak haklan tecellisini görmek istemişler. Bu hususda tasayvufî ahlak kitabında uzunca tafsilat vardır. Binaenaleyh, rızkın seni araya araya bulacakdır. Hırs ve tama'ın sana zarardan başka bir faydası yoktur vesselam.

17. Et-TezeDülü li-d Dünya: Dünya işleri için mahluka tezellül, tevazu' ve temellük etmek haramdır. Bazıları buna kebâir ve bazıları da sağâir demişlerdir. Zarûretsiz olarak âmirlerin, zenginlerin ve hâkimlerin kapılarına gitmek ve büyüklerle, ulularla mülakat esna-

162

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

sında, selâm alıb verirken, rüku' eder gibi eğilib bükülmek, tezellülden sayıldığı gibi; zalemenin karşısında da ayakda durmak ve onların el ve eteklerini öpmek dahî tezellüldendir. Fakat gerek ev' işlerinde yemek kafalarını yıkamak ve yalamak ve yere düşen kırıkları toplamak, fukara ve mesâkin ile oturub kalkmak, san'at işlemek, alışveriş yapmak ve hattâ ücretle başkalarının işlerinde çalışmak, (gerek rençberlik ve gerekse sair işlerde olsun) bunlar tezellül değil, belki makbul olan tevazu'dandır. Meselâ, gücü yettiği halde ücretle başkalarına iş yapmakdan kaçınmak ve nafakasını temin edemeyip zarurette kalmak, âdet-i cebabire ve mahzâ kibirdendir. Lâkin hocasına ve ilminden istifade edeceği kimselere temellük, tezellül etmek caizdir. «Zengine zenginliğinden nâşi tevazu* gösterenin dininin üçde ikisi gider» buyurulmuşdur.

18. El-hıkdü: Hıkd diye başka bir adam için kalbinde kin ve adavet tutup, fırsat beklemeye ve onu istiskale ve ondan nefrete devam ile ona buğz etmeye ve şer murad etmeye derler.

Buğz ettiği kimse bunun hakkını yemiş veya ona bir çeşit zulüm etmişdir. O zaman bu hıkd (kin) haram olmaz. Velâkin hakkım alamadığı halde afv ederse ve kinini kalbinden atarsa daha efdaldır. Hakkını almağa muktedir olduğu halde afv ederse, daha ziyade efdaldır. «Hiç bir mal sadaka vermekle eksilmez. Ve afv edenlerin daima izzetleri artar» olduğu gibi; «Şa*ban ayının onbeşinci gecesi olan berât gecesinde, Cenâb-ı Hak kullarının hallerine muttali' olduğundan, o gece istiğfar edenlere, mağfiret ve merhamet isteyenlere, rahmetini ibzal buyuruh, ehl-i hıkdın istedikleri ise tehir oluyor, ta ba-rışmcaya kadar verilmiyor» buyurulmuştur M; kin hiç bir zaman iyi birşey olmayıp, ancak deveye yakışır, derler. Yani kin hayvan sıfatıdır. însana yakışmaz, vesselam.

GÜNAHA SEBEP HALLER                              163

19.   El-Şematat: Düşmana isabet eden musibete ferahlanıp sevinmeye derler M, gayet mezmum bir sıfattır. Bilhassa, bu musibetin gelişini kendi keramet-i nef-siyyesine ve duasının kabulüne atf ederse daha fenadır. Halbuki, böyle musibete sevinmekden ise; kendi hakkında bir mekir olmaklığından korkmak ve mahzun olmak ve o musibetin o adamdan izalesine duâ etmek lâzımdır. Fakat o musibet kendisine erişen kimse, eğer zâlim bir kişi ise, o musibet onu zulmünden men' eder ve ahar zalimlere de ibret olacak olursa, o zaman onun ferahı, zulmün izalesi için olmuş olacağından, haram olmayıp; belki bila şübhe caizdir. Lâkin ekseriyetle görülen birşey varsa o da, bu gibi musibetlere sevinenler, ekseriya kendisine yapılan haksızlığın cezasıdır diye bir de övünürler.   Halbuki   Resûl-ü   Ekrem   (S.A.V.)   efendimizin «Kardeşinin musibetine sakın sevinme M, sonra Allâh-ü teâlâ hazretleri ona afiyet verir ve seni de onun gibi bir derde mübtelâ kılar» da nereden geldiğini anlayamazsın. Binaenaleyh   musibetlere   sevinmek  insanlara  yakışmadığı gibi, mü'min ve muvahhid bir müslümana hiç yakışmaz.

20. El-Adâvetü: Mü'min kardeşini dünya için veya huzuzât-ı nefsâniyesi için terk edib, adavet etmek haramdır.

Bazıları buna kebâirdendir, demişlerdir. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hazretleri «Hiç bir mü'mi-nin, mü'min kartlaşma üç günden fazla küs kalması helâl olmaz.. Üç günden sonra ona mülâki olduğunuz zaman selâm verin, eğer selâmı alırsa ikiniz de me'cur olursunuz, almazsa o günahkâr olur» buyurmuşlardır. Fakat âhiret için, yani günahlarından naşi onu terbiye için küserse caizdir demişlerdir.

164

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

21. El-Cübünü: Cübün korkaklıkdır. İnsan kendisine gelen haksızlıkları ve eziyetleri defetmeye gayret etmeyib, ehemmiyet vermemekliğidir ki mezmumdur, günahdır. İnsana yakışan her türlü eziyetlere ve bahusus şeref, haysiyet, namus, iffetsizlik hallerinde gayrete gelib bunları men' etmeye çalışmak ve sonra da bu eziyetleri yapanlardan intikam almaya kalkmak şecaattir ki, makbul, memduh ve mergubdur. Belki muhafaza-i din ve dünya için lâzımdır. Muharebelerde olan şecaat gibi. İş korkaklara kalırsa, ne din kalır ne de dünya. O zaman tam bir zillet ve tam bir esirlikden başka çâre kalmaz. Allah muhafaza buyursun.

Cenâb-ı Peygamber efendimiz de dualarında, kor-kakhkdan ve sıkılıktan Allâhü teâlâya sığınırlardı. Zîrâ korkaklık, hanımının, çocuklarının ve sair akrabalarının muhafazasında hamiyyetsizlik ve gayretsizlik olacağı gibi, nefsinin zem ve hakaretine de tahammül edeceği ve münkerât anında sükût edib sesini çıkaramayacağı da malumdur. Yine mü'mine yakışan sıfatlardan birisi de ve belki de en mühimmi, gerek düşmanlara karşı ve gerekse haksızlıklara karşı şiddetli ve mukavemetli olup, dostlara karşı da bilakis çok rahîm olması iktizâ eder. Şecaatin aşağısı korkaklık ve fazlası da ifratdır. Ne yapdı-ğını bilmez derecede kızmak, her ikisi de mezmumdur. Her şeyin ortası makbul olduğu gibi, şecaat de, cübün ile tehevvürün ortasıdır. Makbulü da budur: Binaenaleyh korkaklara düşen vazîfe, kendilerini şecaate alışdıracak usulleri tatbik edib korkaklıkdan kurtulmakdır.

22. El-Gadrü: Gadr, ı'lan etmeksizin küffarla olan ahdi bozmakdır. Veya nâs ile ettiği mukaveleyi bozmak-dır ki, haramdır. Buna bazıları günah-ı kebâir, bazıları da küfürdür demişlerdir. Gadrin fenalığım herkes bilir. Gadrin zıddj ahdi muhafaza etmekdir. Yani verdiği sö-

GÜNAHA SEBEP HALLER                                  165

zü, ahdini tutmak ve yerine getirmekdir. Bazan da bu kişinin zararına olabilir. Bazan sattığı malı, piyasanın çabuk çabuk değişmesiyle, o mal çok bahaya çıkar, işte o zaman verdiği söze  riâyet ederek,  eski pazarlık  üzere vermesi, anda riâyettir. Halbuki bugünkü tüccarların çeşitli bahanelerle ahitlerini  bozdukları hep görülen şeylerdendir. Fakat hiç de makbul bir ahlâk değildir. Dervi-şânın .şeyhleriyle ettikleri muahede de böyledir. Muhafazası vâcibdir.   Sâlikin   şeyhinden   gayrisinin meclisine gitmesinin caiz olub olmadığı da ihtilaflıdır. Diğer gideceği şeyh hakikaten şeyh-i kâmil ise, oraya gitmesi caizdir demişlerse de, şeriâtleri ayrı iki Peygamber arasında veyahut iki kocalı karıya benzeterek, caiz değildir demişlerdir. Yani bir dervişin  iki şeyhe hizmet etmesini ve gidib gelmesini hoş görmemişlerdir. Mürid iki kısımdır. Biri terbiye için, biri de sohbeti dinlemek içindir. Binaenaleyh sohbet -müridinin müteaddid sohbetlere  gitmesinde beis yokdur demişlerse de, bu da çeşitli yemekleri yiyip mi'desini bozan adama benzer vesselam...

23.   Et-Tıyeretü: Bazı şeyleri meş'urn addetmek ve onu kötülüğe hamletmek haramdır. Bazıları buna küfür de demişlerdir. Bazıları da, (tatayyürü) insanın kendisine menfaat celb eder ı'tikadı üzere olmakdır diye tefsir etmişlerdir.   Meselâ:   yola giden bir   kimsenin önünden kuş uçsa, tavşan geçse, «işim rast gitmeyecekdir» diye ı'tikad etmesi (Tatayyür) olduğu gibi, başka bir hadisenin hudusunda işim rast gidecekdir i'tikadı da caiz değildir. Binaenaleyh hayır ve şer, fayda ve zarar, cümlesi ilm-î İlâhî ve kudret-i sübhânî ile vuku' bulup, hiç bir kimse gerek hayır ve gerek şer, gerek fayda ve gerek zarara muktedir olamayacağından, insanın basma ne gelirse, hepsi kudret-i rabbaniye ve hikmet-i kazây-ı rab-

166

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

baniye hami edib, öyle kuşun uçmasından, tavşanın geçmesinden birşey hasıl olmaz, diye i'tikad etmek lâzımdır. Kuş uçmak için tavşan geçmek için ve karınlarını doyurmak için uğraşırlar. İnsanlara ne hayırları ne de zararları dokunur.

24. Hubbül-mal: Huzûzât-ı nefsâniye-i dünyeviye ve şehvâniyesi için mala muhabbet etmek ve onun çokluğuna kalbini meylettirmek haramdır ve günâh-ı kebâir-dendir. Amma sadaka vermek ve kendi zarurî ihtiyaçlarını gidermek bir borç ve üzerine düşen nafakalar için vâcib olan bu borçlan yerine getirebilmek için istemek ve mala muhabbet etmek, haram değilse bile mezmum-dur. Mal ve evlatlar fitne oldukları gibi, bunların hayırlı yerlerde ve hayırlı işlerde kullanılması ve evlâtlarını da hayırla terbiye edilip, ılm-ü irfan sahibi yapmakda büyük ecirler olduğu cümlece ma'lumdur. Fakat muhakkak ki; her ümmetin bir fitnesi vardır. Ümmet-i Muhammed'-in fitnesi de en çok malda olduğu görülegelen şeylerdendir. Bugün hayırlara yarayan paralara olan ihtiyacımız, kendimizin ekmek ve yemeye olan ihtiyacımızdan daha çok fazladır. Yalnız şu kadar var M; bu paralar nefsin arzularım tatmin için olmayıp, din ve devletin ihyası, müdafaası ve muhafazası uğrunda harcanması çok zarurîdir. Nefislerimizin arzularına harcanan paralara acımak, hattâ ağlamak lazımdır. Çünkü halimiz her zaman meydandadır. Ne bir top, ne de bir tank veya bir uçak yapacak fabrikamız, ne de yapmaya kudretimiz vardır. Eldeki bütün malzemeler gün geçdikce esMmekde ve modaları da geçmektedir. Nihayet işe yaramaz hale gelmektedirler. Her zaman bunları sık sık değiştirmeye hem gücümüz yetmez, hem de paramız. Bak batan bir harb gemisini almak kolay birşey mi? Halbuki ecdadımız, zamanında bunların hepisini yapmışlar. Sen û Fâtihin oğlu

GÜNAHA SEBEP HALLER

167

değilmisin?.. Bir tarafdan yapdığı gemileri karadan yürütürken bir tarafdan da o koca kal'alan yıkacak toplan döküyor. (Hayrü-1 mali ma enfaka fi sebîlillah) olduğunu artık hepimiz öğrenmemiz lâzımdır. Bunlar kâğıd-larda ve duvarlarımızı süsleyen levhalarda rnahbus kal-makda ve bazan da okuyup geçmekteyiz. Biraz olsun onların üzerinde durmak ne aklımıza ne de işimize gelmemektedir. Maazallah birgün memleket müdafaa edilemeyecek hale gelirse, artık o zaman senin ve benim ne kıymetimiz kalır. Bugünün müdafaasının da öyle palavralarla olamayacağı da ma'lumdur. Onun için elinden geldiği kadar az ye ve az iç de, artan paralanm devlet ve millet müdafaasına harca. Ve ilim kal'asmı da unutma. Her tarafın uçakla, topla, tankla, zırhlarla dolsun. Fakat ilim ve îmân olmayınca bunlann da faydası olmaz. Herşey bugün ilimle olmakdadır. İlimsiz din ve İslâm, ruhsuz beden gibidir. İlim de amel de şarttır. Kuru kuruya «ben müslümanım» demek fayda etmez. Her da'vâ-nın isbâtı lâzımdır. İslâmm îman davası da ameldir. Amel-siz iman ve İslâm meyvasız ağaca benzer. Cenâb-ı Hak cümlemize hidâyet ve tevfik ihsan buyursun, âmîn.

25. Hırs: Başkalarının nail olduğu ni'metleri temenni etmek ve kendisinin nail olduğu ni'metleri dahî gayriden bilmek haramdır ve günah-ı seğâirdendir. Mev-lânın kendisine verdiği ni'metlere kanaat etmeyib, nâ-sın elinde olan mala göz dikmek ve onu istemek, temenni etmek rahatsızlığım istemekdir. Çünkü, bu ahlâk kendisinde olan kimse için gece gündüz rahat yokdur. «Acaba dünyayı celb edebilir miyim?» ümidiyle bütün vaktini icray-ı san'ata ve ticarete hasr edip, ömr-i azizini ifna ve yok eder. Halbuki yine takdir-i ilâhîden başka birşey olmaz. Her kimin ki gayesi âhıret olursa (Hakkın n-zasını kazanmak suretiyle) Cenâb-ı Hak onun zenginliği-

168

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ni kalbinde kılar. Bütün dağınık işleri derli toplu olur. Bunun için her işi kolay olur. Bereketli olur. Her ne kadar kendisi dünyayı istemez olsa da, dünya ona koşa koşa gider. O da rahat eder. Eğer o kimsenin gayesi dünya ise; Cenâb-ı Hak onun fakrini iki gözünün arasına koyar ve bütün işlerini dağınık kılar. Ve kendisine, dünyadan ancak takdir olunan gelir, başka değil. Binaenaleyh bütün emekleri hem boşa gider, hem de ömr-i azizi, o canım kıymetli ömrü boşu boşuna zayi' olup gider. Hem de insan oğlunda iki haslet vardır ki; kendisi ihtiyarlar da bu huylar ihtiyarlamazlar. Daima gençlik halindedirler. Bunlardan birisi hırs, diğeri de tûl-i emeldir. Halbuki; şöyle gayet sathî olarak düşünecek olursak, ne kadar yanlış hareket ettiğimiz meydana çıkar. Târih hepimizin gözümüzün önündedir. Halkı bırak, dünya hükümdarlarını bir göz önüne getirirsek, iyileri de, firavunları da hepsi bu fanî dünyayı bırakıp gitmişler ve hepsi de asılları olan toprağa münkalib olmuşlar, yalnız isimleri dillere destandır. Emeline erişmiş hiç birini bulamazsınız. Binaenaleyh siz bu dünyaya baha biçilmez kıymetli ömrünüzü zayi' etmek için mi geldiniz? Hiç kendinize acımaz mısınız?. Hem müslümanlık taslar, hem de ne büyüklerin sözlerini dinler, ne de yollarında gidersiniz. Yarın Azrail (aleyhisselamm) eline düştüğü zaman acaba hangi nedameti onu kurtarabilecekdir?

Aziz kardaş; hırsı, emeli, tama'ı bırak da Allaha dön. Emirlerini vaktında yapmaya çalış. Zikrini, fikrini de ona göre ayarla. Yoksa nedametler kimseye fayda etmemis-dir. Sen de iyi düşün. Bu fanî olan aldatıcı dünyaya kendini kaptırıp, sonra pişman olma*

26. Es-Safahetü: Akıldaki hıffet ve za'fiyet, rekâ-ketve sefahete denir. Aklındaki za'fiyete binâen, kendisini İslâmın istediği Şeriat-i İslâmiye üzere idare edemez

GÜNAHA SEBEP HALLER

169

olan kimsedir. Erkeğin kerem ehli, ihsan ve ikram sahibi olması,  onun Allâh-ü  teâlânın yasaklarından korunma kabiliyetine göredir M, ona takva sahibi denir. Kerem adı ancak bunlara lâyıktır. Kişinin mürüvveti de aklı ile ölçülür. Akim ölçüsü de yine o  zatın, Allâh-ü teâlâ'nın emirlerine ve yasaklarına uyması nisbetindedir. Biri de hasebidir ki, o da ahlâkının güzelliğine bağlıdır. Hasebi, nesebi ne olursa olsun, onun ölçüsü de ahlâkıdır. Şöyle böyle pek büyük bir insanın evlâdı olmak para etmiyor, . eğer ahlâkı düzgün değilse. Fakir bir kimsenin evlâdı da, ahlâkı sayesinde, pek büyüklerin mevkilerini işgal edebilir ve ismi de, cismi de dillere destan olurcasına yükselir; iyi ahlâk  köleleri   seyyid  yapar.   Ahlâksızlık ise, seyyidleri köleliğe düşürür. Onun için en mühim kazanç, insanın kendisinin hidayete ulaşmasına vesile olacak bir ilme nail olmasıdır. Bu ilimden maksad herhangi bir ilim değil, hidayete erişmesine vesile olacak olan ilim veya onu kötü durumlardan, felâketlerden, dalâlet yollarından kurtaracak bir ilimdir ki, en güzel bir kazançdır. Sonu olmayan bu dünyada en mühim şey, insanın evvelâ kendisini dalâlet çukurlarından kurtarıp, hidayete ulaşmasına sebeb olacak ilmi arayıb bulmasıdır. Yoksa kendisini boş ve faydasız ilimlerle meşgul edib mahv eder. Zîrâ insanın aklı doğru olmadıkça, Hak ile batılı seçemedikçe, dininin doğru olması mümkün değildir. Buna binaen, insanın vücudu zayıflayıp iş yapamaz hale gelince, nasılki kuvvetlenme ihtiyacını  anlayıb,   çare aramaya başlarsa, aklı da zayıflayıp günahlardan kaçamaz hale gelince, bu aklın da kuvvetlenmesi için evvelâ vücuddaki hastalığın izâlesi, sonra da beslenmesi şarttır. Hastalık oldukça beslenme fayda vermez. Bazı hastalıklar beslenme sayesinde yenilebilirse de, hastalık bakî oldukça ona beslenme kâfi gelmez. Yine hastalık onu yıkar. Akim beslenmesi

170

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

de böyledir. Evvelâ günah yollarının tamamıyla kapanması ve buna mukabil ibâdet ve tâat kapılarının tamamıyla açılmasıyla mümkün olur. Halbuki Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Mecîdinde «mallarınızı süfehâya vermeyiniz» diye pnnr ederken, bak şu bizim yapdıklarumza.

de adetâ o sefihlerin yerlerine kâim olup, bütün bütüne şaşkmcasma mallarımızı haram yerlere, haram olan çalgı ve emsaline harcamakda âdeta yarış halindeyiz. Bir çok bahanelerle evlerimizi lüzumsuz eşyalarla doldurmakda ve süslemekde olduğumuz artık inkâr edilemez hale gel-mişdir. İşte bunlar hep sefihliğin, aklın zaifliğinin alâmetleridir ki, akılsızlık demekdir. Bunun izalesi de pek kolay değildir. Tövbe-i nasuh ile beraber Hak-Sübhanehu ve teâlâya tam bir dönüş ile beraber, sünen-i Peygam-berîye de tam bir itaat ve inkıyad ve ittiba ile mümkün olur. Cenâb-ı Hak cümlemizi emirlerine, muti' ve Peygamberimize tam ma'nasiyle teslim olub ittiba'da kusur etmiyen bahtiyar kullarından eylesin, âmîn.

27. El-Batâletü: Âhirete âid ibâdetlerinde ve ke-mâlât-ı İslâmiyeyi kazanmaya sa'y-ü gayretde ve müca-hede ve riyazatlerde tenbellik ve battallık göstermek haramdır ve günah-ı kebâirdendir.

Dünya ni'metleri çabuk elden gider, sonu da yok-dur. Onun için tenbellik edenler de makbul değildir. Kendisinin ve çocuklarının, efrad-ı ailesinin, başkalarının ellerine bakmaması için, onların ihtiyaç ve nafakalarını te'min etmek ve bunun için elden gelen çalışmayı yapmak vezâif-i insaniye ve İslâmiye iktizası olduğu halde, tembellik edib yapmazsa, elbetteki mes'ul olacakdır. Halbuki dünya fânî, âhıret ise bakî ve ebedîdir. Binaenaleyh, âhıret için çalışmak, ibâdet ve tâatlerde kusur etmemekle beraber, bilhassa geceleri teheccüd namazlarında ve gündüzün onıclanndaki fayda ve faziletler saymakla bi-

GÜNAHA SEBEP HALLER

171

tip tükenmez. Cenâb-ı Hak cümlemizin gönüllerini uyandırıp âhıret saadetini kazanmağa çalışan kullarından eylesin, âmîn

28.    El-Aceletû:   Maksad ve meramına nail  olmak için teenni ile hareket etmeyib acele etmek de haramdır.

Gerek acele ve gerekse sebebleri terk etmek mez-mumdur. Akıllı kimselerin işi değildir. Hem de acelenin şeytandan olduğu, ağır ve teenni ile hareketin ise Allâh-ü teâlânın istediği bir hareket olduğundan, Kur'ânı oku-makda bile aceleyi men hususunda (ve lâ'ta'cel) buyurul-muşdur. Acelede çok hatâlar olagelmektedir.

Hatâların tashihi ise pek müşküldür. Bunun için acelecilik hiç de makbul sayılmamışdır. Evlerde bile acele ile yapılan işlerde, bir çok şeylerin kırılıp zayi' olduğu bilinen şeylerdendir.

29.    Et-Tesvif'ü-1 Amel:    Hayırlı    işlerde ağır  dav-, ranıb te'hir etmeye tesvif derler M, şer'an mezmumdur.

Meselâ, hac vakti geldikde, sıhhati ve varlığı müsâid olan zâtın, imkânlar da mevcud iken, bu sene dursun da, şu işimi de bitireyim diye te'hir etmesi; namaz vakitlerinde cemaate erkenden gitmesi lâzım gelirken, te'hir edib cemaati kaçırması ve buna benzer şeylerde ağır davranması, gayretsizlik alâmetidir. Ve ehemmiyetsizmiş gibi görünür bir hal alması, tabiatiyle bir çok hayırlı işlerden mahrum kalmasına da sebeb olur. Bu kimseler dünya işlerinde de muvaffak olamazlar. Ömürleri sıkıntılar içerisinde geçer. Çoluk çocukları da perişan olurlar. Halbuki, Cenâb-ı Hak Zülcelâl Hazretleri:

(Hayırlı işlerde biribirinizle adetâ müsabaka ediniz, biribirinizi geçmeye çalışınız) diye emr ederken, bu günkü işi yarma bırakmak elbette akıllı kimselerin işi değildir. Ölmezden evvel tövbe etmek, sâlih ve hayırlı iş-

172

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

lerde müsabaka edercesine gayret göstermek M, yarının ne olacağı meçhuldür; hastalık gelir, ölüm gelir, musibetler gelir, umulmadık hadiseler olur; onun için hayırlı işleri yapmakda acele ediniz. Allâhü teâlânın çok zik-riyle aradaki rabıtayı te'min ediniz. Gizli ve aşikâr sadakaları da çok ediniz ki, rızkınız bol ve düşmanlarınıza karşı da yardım olunasınız. Öyle ise hayırlı amellerde ağır değil, müsabaka ile acele etmemiz lâzımdır.

30. El-Fezâzetü: Fezâzat diye, katı kalbli ve merhametsiz olan ve mahlukâta karşı şefkat ve merhameti olmayan kimseye derler. Bunun mukabili yumuşak kalbli olup, başkalarına karşı bile yapılan ezadan müteessir ve müteezzi olarak, o kimselere acıyıp merhamet eden ve o ezânm giderilmesine çalışan kimsedir. Cenâb-ı Zül Celâl hazretleri, Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Selleme): «Eğer sen kaü kalbli olsaydın, etrafındaki insanlar dağılırlar ve artık yanında kimseleri bulamazdın» buyurması bunun en bariz delilidir. «Merhamet edene merhamet olunacağı gibi, merhametsize de kimse merhamet edip acımaz ve hem de merhamet sahibi olmayanlar ise ancak şakilerdir» buyurulmuşdur. Cenâb-ı Hak bizleri de, Peygamberimiz gibi yumuşak kalbli ve merhametli eylesin, âmîn.

31. El-Vekahatü: Vekaha, utanmayıp kabih ve kötü şeylere günahlara cüret etmeye derler ki, haramdır.

Bazıları buna kebâir, bazıları da seğâirdendir demişlerdir. Bunun zıddı hayadır ki, kabih olan şeyleri iş-lemekden daima korkup, nefsini muhafazaya ihtimam göstermekdir. Hayanın efdali, Hak sübhanehu ve teâlâ hazretlerinden utanmadır. Ve kulunu münasebetsiz yerlerde ve işlerde görmemesidir. Sonra meleklerden ve insanlardan da utanmak gerekdir M; ma'siyet yerlerinde onu görmesinler. VelâMn ezan okumak, çıplak ayakla yü-

gOnaha sebep haller

173

rümek, misvak kullanmak, yemek kablannı sünneüe-mek, parmaklarını yalamak ve bunlara benzer sünnetleri yapmakdan utanmak caiz değildir. Belki kibir ve gurur alâmetidir. Allah'tan utanmayıp kuldan utanmak ise en büyük günahdır.

Haya îmandandır. Ehl-i îmânın yeri de cennettir. Kötü sözler, çirkin ve hayâsız işler, ezâdan^ ve cefâdan sayılır. Bunların yeri de cehennemdir. Fuhuş nerede olursa orada çirkinlik; haya nerede bulunursa, orası da ziy-netli olur. Hak teâlâ cümlemizi hayâsızlıkdan muhafaza buyursun, âmîn.

32.    El-Hüznü fi emri'd Dünya: Dünyadaki nimetlerden,   mallardan, mahsullerden,  ticaretlerden fevt ettiği, elinden kaçırdığı şey üzerine acınıp mahzun olmak caiz değildir.

Bazıları buna kebâir, bazıları da segâirdendir demişlerdir: Böyle dünya ni'metlerinin gayıb olmasından nâşi teessüf etmek ve dünya ni'metlerinin kendisine çok gelmesinden de ferahlanmak iyi değildir, fenadır. Zîrâ bunlar dünya sevgisinden ibâretdir M, mahzâ cehildir. Âhı-reti murad eden kimselere lâyık olan, ıbâdat ve hasenata devam edip, kemalâta ulaşmaya ve ruhaniyyetini kuvvetlendirmeye çahşmakdır... Hak Sübhanehu ve teâlâ hazretleri :

«Fevt edib ğayıb ettiklerinize esef etmeyin. Verilen ni'metlerle de sevinmeyin. Belki bu sebeble Allâh-ü teâlâ-ya kulluğunuzu artarın ve rızasını kazanmaya çalışın» bu-

yurmuşdur.

33.    El-Havfü fi Emri'd-Dünya: Kendisine erişecek ¦olan bir musibetten, sevmediği, kerih gördüğü şeylerden kalbin münkabız olmasıdır.   Dünya   işlerinden   birşeyin fevt olmasından korkmak gibi. Meselâ sadaka vermekle

174

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

malım noksanlaşır, kendim ac Valinin fakir olurum gibi düşünerek korkmak gibi M, günâh-ı kebâirdendir.

Bu korku, insanın dünya mallarından kaybedip, elinden kaçırdığı şeylerden mahvım olmasından başkadır. Zî-râ büzün geçmişde olan birşey içindir. Korku ise, gele-cekde olacak şey içindir. Her ikisi de haramdır. Yani geç-mişdeki zayi olan şey için hüzün veya gelecekdeki bir-şeyin fevti, elden kaçması ve zıyaı korkusudur ki her ikisi de haramdır. Bu korku ya fakirlik veya hastalık veya hırsızlık ve bunlara benzer mahlûklardan korkmasıy-la olur. İnsanın faMrlikden korkması afv olunmaz bir kabahattir. Çünkü fakirlik büyük bir ni'mettir ve saadet alâmetidir. Peygamberlerin ve sâlih kimselerin yoludur. Bundan korkmak mezmum bir sıfattır. Fakirlik insanı bir çok israflardan ve günahlardan korur. Ce-nab-ı Hakka karşı daima boynu bükük, kalbi mahzundur. Yani kırık kalblidir. Dünyaya karşı iltifatları yok-dur. Olanla iktifa edip, ancak Hakka kulluk etmeye ve rızâsını kazanmaya çalışırlar. Sonra korkunun hiç bir faydası da yokdur. Takdir-i İlâhîde mukadder olan şey seni nasıl olsa bulacakdır. Binaenaleyh hemen kulluğa bel bağlayıp, Mevlânın verdiklerini, elden geldiği kadar yine Allah yoluna sarf etmeye nefsini icbar edip, alışdır-malı ve bahıllikden, korkaklıkdan kurtulmaya çalışmalıdır.

Cenâb-ı Peygamber efendimiz hazretleri, bahillik-den de korkaklıkdan da daima Allaha sığınmışlardır. Fakirlik korkusuyla malını sarf etmiyen kimse, şeytanın silahına ı'tibar etmiş olur. Zîrâ, şeytanın en kuvvetli silahı, mü'minleri fakirlik ile korkutmasıdır. Bir insan sadaka verirken, onun eline, eteğine, saçma, sakalına tam yetmiş şeytan sarılır. «Aman verme, bak senin çocukların var, hastalık var, sana şu lâzım, bu lâzım» diyerek insanı

GÜNAHA SEBEP HALLER

175

hayırlardan men' etmeye çalışırlar. Halbuki Hak Sübhâ-nehû ve teâlâ hazretlerinin, en az bire on vereceğindeu hiç şübhemiz yokdur. Sonra asıl senin malın, senden önce âhırete yolladık! arındır. Yoksa elinde kalan senin değil, belki mirasçılarının veya daha başkalarınındır. Onun için akl-ı selim sahibi kişi, parasını bir an önce âhirete yollayıp rahatına bakar. Sonra «benim için şunu yapın, bunu yapın, bir de hac ettirin» diye vasıyyete lüzum kalmadan, kendi işini kendin gör ve çocuklarını da vebalde bırakma. Onlar da böyle şeylere alışmasınlar. Ve sonra sana da duâ etsinler vesselam.

34. El-Gişşü: Yapdığı nasihati halisane yapmayıb, başkalarına şer isabet etmesinden sakınmayan ve kendisinde bir nevi' hıyanetlik bulunan kimsenin haline Gıll-ti ğış derler ki, haramdır ve günah-ı kebâirdendir.

Meselâ: Ayıblı meta'm aybını saklamak suretiyle âhare satmak veya ücret mukabili vermek ve buna benzer hainlik etmek, borç yerine özürlü mal vermek, gıll-ü gışten ibâretdir ki haramdır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir buğday yığını üzerine uğrayıb, mübarek elini yığma sokdugunda yaş olduğunu görünce, «Bu nedir?» diye sormuş, sahihlerinin:

f— Yağmur isabet etfi ya Resulallah diye cevab vermesi üzerine,          .    .

— öyle ise bunu herkesin görüb irilmesi için neden üstüne koymadınız? diyerek «Hıyanetlik edenler bizden değildirler» buyurmuşlardır. Bir malm aybı varsa onu izhar etmek, gizli ayıblan varsa onu da bildirmek lâzım ve vâcibdir. Fazla bahalı mal satmak da ğıll-ü ğışdendir. Bazı ulemâ, fazla fiata mal satmayı, başkalarının on liraya sattığı malı ondörtbuçuk liraya satmaya, (gabnüfâhiş)-dir demişlerdir. Bazı tahfif ediciler varsa da, gaddarlık iyi birşey değildir. Yine bir malın hakiki kıymeti budur,

176                               MÜ'MİNLERE VAAZLAR                                            ''

sizin verdiğiniz kıymetinden azdır diye malını medh ederek satmak da ğıll-ü ğışdır demişlerdir. Hiyle ve hud'a-lar, ğıll-u ğışdan ma'duddur.  Ve haram-ı kat'î ile haramdır. Bundan kurtulmanın çaresi «Nefsim elinde olan Allahü teâlâya kasem ederim ki, hiç bir kimse nefsi için sevdiğini din kardeşi için de sevmedikçe mü'min  olamaz» yani olgun mü'min sayılamaz. Bu hadîs-i şerîf bütün işlerimizde tam bir ölçü olması lâzım gelirken, maalesef gazete sütunlarında, takvimlerde, hemen hemen her bilginin dilinde söz var, lâkin öz yok. Söz var sadâkat yok. Söz var amel yok. Söz var fakat îmân? Mü'min ve müslüman kişi kendi nefsi için her neyi severse ve lâyık görürse, mü'min kardeşine de onu lâyık görüp, kendi istemediğini de başkasma lâyık görmemek ve iste-memekdir. Ah müslümanlık ne kadar kolay ve ne kadar da zordur, vesselam...

35.   El-ünsü bil' MahlûM: Gerek insanlar ve gerek hayvanlarla veya malları, mülkleriyle ünsiyet edib, onlardan ayrıldıkda vahşet ve korku duymak haramdır. Zî-râ mahlûk ile ünsiyet, vakt-i azizini yağmaya vermekden ibarettir. Mal, meta' ve mülkü ile ünsiyet ise, dünyaya meyil ve muhabbetten ibarettir. İkisi de haram olduğundan şübhe yokdur. Bunlardan ayrıldıkda vahşet hasıl olması, kulluğunu  lâyıkı  veçhile   yapamaması ve Hakkın zikriyle meşgul olub, zikrullah Üe ünsiyet etmemesinden ileri gelmektedir. Çünkü; nefis daima kendisiyle ülfet ve ünsiyet edecek birşey  arar. Eğer zikrullah ile ünsiyet ederse, başka birşey aramaz. Eğer zikrullah ile ünsiyet edememiş ise, muhakkak eğlenecek birşey arar. Meselâ zikrullahdan ğâfil olanların, kahvehane, gazino, deniz ve saire gibi eğlence yerlerini  aramaları ve oralara gidib vakitlerini boşu boşuna oyun ve eğlencelerle hattâ haram ve günah şeyleri seyr etmekle geçirmeleri, çok acı-

GÜNAHA SEBEP HALLER

177

nacak hadiselerdendir. Evet zikrullahdan nasibi olmayan bir kimsenin dahî, bu gibi yerlere gidib vakıtlannı öldürmek, gafletin ve dolayısıyla günahların en büyüğüdür. Zîrâ bu adam henüz ömrün ve vaktin kıymetini bi-lememişdir. Eline geçen altın veya yakutu veya incileri sokağa döküb gezen adam bundan daha iyidir. Çünkü zayi ettiği şey dünya metaı'dır. Belki de onun için hayırlıdır da. Çünkü o paralarla umulur ki, çok büyük tehlikeli işlere girer de boylu boyunca günahlara batardı. Meselâ bankacılık yapıp, faizle para vermesi gibi. Fakat ömrün ve vaktin zıyâ'ı hiç bir suretle telâfi edilemez olduğu herkesçe ma'lumdur. Bakınız :

«Herkim sabaha erişir de, maksad ve gayesi Allah-dan ve onun rızâsından gayri birşey için olur ise, AÜâh-ü teâlâ'dan ona hiç birşey verilmez. Ve onun o günkü hayatı, Allah için değildir.» Ve yine :

«Bir kimse müslümanlann saadet ve selâmeti için gayretde bulunmaz ve ihtimam göstermezse, o da müs-lümanlardan değildir.»

Mevlânın rızâsından gayri şeylerle meşgul ve nzâ-u-llahın gayri yola giden ve ümmet-i Muhammed ile alakasını kesib, onlarm terakki ve tealisine hizmet etmiyen-leri Allah-ü teâlâ sevmez ve bilâkis nzâu-llah yolunda ve ümmeti-Muhammedin bütün işleriyle candan alâkadar olub, din ve dünyaları için lâzungelen gayreti göstermeleri gerekdir ki, Allâh-ü teâlâ da onlardan razı olsun ve dünya ve âhiretlerini de mes'ud kılsın, âmîn..."

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

178

Vakt-i seher feryadımız Arşa çıkar efgâmmız. Herdem hatâdır kârımız, Yessir lenâ hayre'1-umûr.

Senden erişmezse emân. Oldu kamu işler yaman. Yâ sâhib-i kevn-ü mekân Yessir lenâ hayr e'l-umûr.

Biz kulların hikes garîb. Lutfundan etme bî-nasib. Yâ BâM ve Hay ve Mücîb. Yessir lenâ hayre'1-umûr.

¦

Bir aceb, onulmaz derdim var benim. Derde derman buldum elhamdülillah.

Açıldı sır babı, şeyhim yüzünden. Can sefalar buldu şirin sözünden. Mâsivâ tozunu gönül yüzünden. Tevhîd ile sildim elhamdülillah.

Gerçi önce katlandım cevr-i cefaya.

LâMn sonra erdim zevk-ü sefaya.

Vasıl oldum Muhammed Mustafâya.

Ölmezden evvel öldüm elhamdülillah.

Şeyhimin yüzünden perde açıldı. Onsekiz bin âleme NUR saçıldı. Lâ-mekân şehrine oldem geçildi. Fenâ-fillah oldum elhamdülillah.

 

GÜNAHA SEBEP HALLER                                 179

Ey âşık-i didâr, ulu yezdâna gönül ver, a canım. Ağyara değil, can^in cflnfinfi gönül ver a canım. Maşuka visâl-i bezm-i seherlerde uyan da a canım. Uşşâkı yakan âteş-i sûzâna gönül ver a canım. Bezminde hazân ohnayacak neşe dilersen ey canım: Âlemle fena bulmayacak cânâ gönül ver, ey canım: Yaşlar dökerek derdine derman arıyorsan, ey canım: Her derde deva hazreti Kur'âna gönül ver, ey canım. Mahbûb-ü Huda, Şâh'-i Resul, Server-i âlem a canım, İnsanlığa rehber, Peygamber-i zîşâna gönül ver a canım. Kesafet bırakan izleri sil de, ey canım, Vicdanların âvîzesi, îmâna gönül ver ey canım. Her zerrenin Allah diyen ahengini duy da a canım, Milyarca dilin andığı Sübhana gönül ver ey canım. Gözden boşanan sel gibi yaşlarla yıkan da ey canım, Gündüz geceden doğmada mademki cihanda a canım. Mutlak doğacak, fecr-i dirahşâna gönül ver ey canım. Allah'a dönüş şevkini ruhunda yaşat da ey canım, Her hükmü adalet, yüce dîvâna .gönül ver ey canım. İrfanda tekâmül eğer ulvî ise sence a canım, Gökden yere inmiş yüce fermana gönül ver ey canım. Gafletle geçen günlere göz yaşlan dök de a canım, Manâlı tekâmüldeki seyrâna gönül ver ey canım. Dön Rabbma ey ruh-u revan, dindiği anda canım, Her ânı saadet dolu gufrana gönül ver ey canım. Essalâtû vesselam aleyke yâ resûlallah, Kerîmallah, rahî-mallah, Hak lâilâhe illallah Habîballah, Muhammed Re-sûlüllah.

Devri doluydu zulm ile. Geldi cihane ilm-ile. Yıkdı gururu hılm ile.

Âteş-i küfrü söndüren. Zulmeti nura döndüren. Âh-ü enini dindiren.

180                                  MÜ'AMNLERE VAAZLAR

Parladı nûr-ü rahmeti. Koydu inanca vahdeti. Çekdi bütün meşakkati.

Sarsdı cihanı gür sesi. İns-ü cin oldu ma'kesL Hakka çağırdı herkesi.

Ruhları nura gark eden. Dehri sürura gark eden. Nâsı huzura gark eden.

Essalâtü vesselam aleyke yâ Resûlallah, Habîballah, Kerî-maüah, Rabimallah. Hak lâilâhe illalah, Habîballah, Ne-biyallah Mohammed Resûlüllah.

36.   El-Hıffetü fil-Âzâ-i vel Etvârî: Tarz, etvar ve a'zâsında hıffet göstermek haramdır.

Hıffet, ağırlığın mukabili hafiflikdir. Vekâr, temkin mukabili; yani vekarsızlıkdır. İnsana yakışan vekar üzere bulunup, harekât ve sekenâtında hadd-i itidali tecâvüz etmemek lâzımdır. Meselâ; kollarını sallaya sallaya yürümek, koşarcasına yürümek, lâkırdı söylerken eliyle, başıyla işaret ederek konuşmak ve bahusus zamane vâızları gibi va'z ederken, çok göze çarpar hareketlerle vaz etmek, hele Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevverede va'z eden hocalarımızın hareketleri doğrusu pek acıdır. Hoca denilen zâtın çok ağır başlı, temkinli, oturaklı olması ve konuşma sırasında sinemadaki oyuncuları taklid edercesine hareketler yaparak konuşmak, elbette fayda vermez, hem de haram ve günahdır, hem de hocanın şerefini haleldar eder. Cenâb-ı vâcib'ül-vücud hazretlerinin, Kurân-ı Mecîdinde, yürümekde ve. söylemekde,    kullarına i'tidal tavsiye etmekte olduğu malumdur.

37. Ettemerrüdü vel-îb'âd: Bir adam için kendisinin üstünde bulunan kimsenin nasihatini kabul etmemek, onu dinlememek haramdır.

GÜNAHA SEBEP HALLER .

181

Bazıları buna günah-ı kebâir ve bazıları de küfürdür demişlerdir.

Zîrâ din nasihat ile kâimdir. Bunu Cenâb-ı Peygamber efendimiz (Eddînü-n Nasîha) diyerek, üç kere tekrar etmişlerdir. Bundan anlaşılıyor ki, dîn-i mübîn-i Ah-mediye'nin ayakda kalması nasîhata bağlıdır. Nasihat için de nasihat edebilecek bir ilme ihtiyacımız tabiîdir. (Din nasihatle kâimdir) denilirken, din ilimle kâimdir demek-dir... Zîrâ ilimsiz nasihat olmaz, nasîhatsiz de müslüman-lık olmaz. Çünkü, herkes âlim olamaz. Her meslek ayrı ayrı bilgilere muhtaçdır. Her meslek sahibi kendi mesleğini bilir. Binaenaleyh, müslümanlığı öğrenmek için de din mesleklerinde çalışanların sözlerini dinlemek mecburiyetindeyiz. İşte kendisini büyük görüb bu nasihatleri dinlememek, büyük günahdır. Yalnız tilmek hiç bir zaman kâfi gelmemektedir. Tatbik sahası da ayrıdır. Bilmemek başka, bilip de yapmamak daha başkadır. Her ikisi de ayrı ayrı günahdır. Bu nasihat, bütün Peygamberlerin, ulemâ-i kiramın, ehl-i ilmin ve ehlullahm, hal ve şanlarıdır. Nasihat ile ümmet-i Muhammedi ıhyâ edib âhi-ret yollarına sevk ederler.

Kabul edenler saâdet-i uzmâya nail olub, nasihati kabul etmiyenler de küfür, tuğyan ve isyan içerisinde, evvelce helak olanlar gibi (helak) olub giderler. Onun için mü'mine ve müslümana lâyık olan, yapılan nesâyıhı kabul edib mucibince amel etmek gerekdir, vesselam.

38. El-Gabâvetu ve'1-Belâdetü : Hayrı ve şerri idrâk edemez derecede ahmaklık ve şaşkınlık etmek haramdır. Bu bir nevi' "hem cahillik hem de körlükdür. İkisi de tabiatiyle haramdır. Zîrâ her türlü fenalıklar bunlardan doğar. Yukarıdanberi sayılan fenalıkların hemen başı budur. Binaenaleyh izâlesine cehd ve  gayret edib,

182

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

insarun kendisini bu belây-ı azimden kurtarması vâcîb-dir... Bugünkü insanların çoğu bu derde müptelâ olduklarından, bâtılı ve şerri destekledikleri gözlerimizin Önündedir. Ve bu gibiler hep (biz biliriz, biz doğru yoldayız,) diye feryad etmekde olduklarını da hepimiz görmekteyiz. İşte bu hal, gabâvetin ve belâdetin yegâne eseridir. İnkâra hiç lüzum yok. İnsan zerre kadar düşünse hatâsını bul-makda güçlük çekmez zan ederim.

İnsanların ellerinden mallarını almak ve onları esirler gibi çalıştırmak mı iyidir, yoksa serbest bırakıb, hürriyetini muhafaza ile, insanca çalışıb terakki etmesi mi iyidir? Ben köle oldukdan sonra, yer gök altın olsa bana ne faydası var? İnsan ancak hürriyetiyle insandır. Hürriyeti elinden gidince, bu sefer onun da diğer mahluklardan farkı kalmaz. Gabâvetin bir ma'nâsı da ferâsetsizlik-dir. Mü'minin ise feraseti vardır. Anlayış, seziş, idrak, yarını görmek, ilerisini tahmin etmek, hatâyı, kusuru, kabahati, daha evvelinden anlamak, iyiyi, kötüyü, hakkı, batılı, hayn ve şerri anlayıp seçmek, hep feraset işidir. İşte insan bundan mahrum olunca kör gibi olur. Hayrı şer, şerri de hayır görmeye başlar. Tam bir şaşılık. Binâenaleyh bunu gidermeye çalışmak ve hakka yalvarib, kudret ve kuvvet istemek, insanlık şanıdır.

İmâm-ı A'zam hazretlerinin İmam-ı Ebû Yûsuf'a şöyle söylediği rivayet olunur. «Yâ Yûsuf, sen şaşkın bir kimse idin. Lâkin senin tahsili ilme devamın, seni bu şaş-kınhkdan kurtardı.> DemekM, bu derdin en büyük çaresi ulûm-ü dîniyyeye çahşmakdır. Zîrâ diğer ilimler insanların körlüğünü arürmakdan başka bir şeye yaramazlar. İstersen bak bu günün profesörlerine, bâtılı nasıl destekliyorlar. Elbette artık bundan da dersini alamazsan, sana söz kâr etmez demekdir. Bu sebebden îsâ aleyhisselâmın

GÜNAHA SEBEP HALLER

183

şu sözleri ne kadar haklıdır. «Ölüleri diriltmekden âciz kalmadım. Lâkin ahmakların ilacından âciz kaldım» diye bize bu hakikatleri göstermiş oluyorlar.

39.    El-Şerehü (Oburluk) : Yemeğe, içmeğe ve cimâa haris olmak, haramdır. Zîrâ bunların üzerine kesretle devam etmek, mezmumdur. Bazıları bunların adını anmağı bile kerih görmüşlerdir. Resulü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hazretleri:

«Benim ümmetimin şerlileri ve en önce Cehenneme revk olunacak olan hakîr ve zelili, ol kimselerdir ki, yedikleri vakit doymaz ve mal cem' ettikleri vakit de yeter artık demezler» buyurmuşdur ki, ömürlerini bu suretle yemek, içmek, para ve mal toplamakla zayi' ederler ve ahirete boş elle giderler.

40.    El-Humud : Humud, yeme, içme, cima gibi müş-tehiyât-i mübâhiyeden âciz ve kasır kalmağa derler.

Eğer cima etmeğe kudretsizliği za'fiyetinden ve taam yememesi de mi'de ve şâir bir uzvunun hastalığından ileri geliyorsa, bunun doktorlara müracaatla tedavisine bakmalıdır. Eğer evli değil ve mi'desinde ve sair bir hastalığı yoksa, bu da ona Allah-ü teâlâ'nın bir takdiri olub, bunlarm külfetinden kurtulmuş olur. Ve bu suretle ibâdete fazla vakit ve imkânlar bulur. Kendisini ta'ciz edecek kimse de olmadığından, huzur ve rahatı iyi olur. Fakat imkân bulub da, ibadet edeceğim diye evlenmemek, pek büyük bir hatâdır. Zîrâ «insanların en şerlisi bekârlardır» buyurulmuşdur. Eğer o bekâr, her ne kadar âbid, sâlih bir kimse olsa dahi, kendini serden kurtaramaz. Çünkü hakkm verdiği o şehvet, onu hiç bir zaman rahat bırakmaz. Ve aklü hayâle gelmedik günahlara sokar. Çâresi ancak meşru' bir surette evlenmekdir. Rezzâk Allah-dır. Allâh-ü teâlâ'nm helâl kıldığı nzıklardan onları mah-

184

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

rum etmeye kimsenin hakkı yoktur. Lâkin herşeyin ifratı mezmumdur. Bundan evvelki günahta zikr olunduğu gibi, ifrat ve tefritin ortası olan i'tidalden ayrılmamak gerekdir. Çünkü nefis, gözü doymayan bir mahlukdur. Yedikçe de azmak âdetidir. Onun için gemini elden bırakmamak lâzımdır. Azgın atları ancak gemler zabt eder. Bir kere gemi azıya alırsa, onun hakkından gelmek mümkün olmaz. Nefisin ise, o azgın attan daha azgın olduğu unutulmamalıdır.

41.    Meâsîde ısrar:     Meâsîye  ısrar,  meâsîye kasden devam demekdir ki haramdır.

Kasdla beraber bir kere sudur etmiş olsa dahî, yine ısrar sayılır. Zîrâ kasd mevcuddur ve nedamet de yok-dur. O bir kere alan günahda ısrardır. Günahlarda nedamet, pişmanlık olduğu müddetçe, günde yetmiş kere de olsa, yine ısrar sayılmaz. Zîrâ nedametler hem tövbedir, hem de yapdığına pişmanlıkdır. Umulur ki bir daha yapmaz. Ma'sıyete ısrarın günahı çokdur. Çünkü ma'sıyet, ne kadar ufak olsa dahî, ısrarla    kebîr, yani büyük günah olur. Büyük günahlar, tövbe ile mahv olduğu gibi, küçük günahlar da devamlı olunca, onlar da büyük günahlardan olurlar. Günahlardan    kurtulmak çok müşküldür. Onun için işlememeğe çalışmalıdır.     Bir kere alışılırsa, Allah muhafaza eylesin, artık bir hastalık haline gelir. Nasıl ) top oynayan gençler,  bir çok tehlikelere düştükleri ha de, yine oyunlarım bırakamazlar, zîrâ alışkanlık çok fen; dır. Onun için hatâyı idrâk edib güzel bir tevbe-i nasuh ile tövbe ederek, eski dostlarını terk ile beraber, müstakim, dürüst, musallî, derviş dostlar bulmalı, onlarla haşr olmalı, namaz ve niyazına çok dikkatli olarak, Hakkın da yardımını istemelidir, vesselam. Tövbe   edenlerin günar işlememiş gibi olduğunu da, unutmamalıdır. Bir tarafdara

GÜNAHA SEBEP HALLER

185

tövbe eder ve günaha devam    ederse, o zaman Cenâb-ı Hakla istihza etmiş olur.

42.    El-Cerbezetü  : Cerbeze, müteşâbihât âyetleriy-le ve kader bahisleriyle ve bilinmesi •mümkün olmayan ince işleri öğreneceğim, hakikatlerine muttali' olacağım, diye akıl ve fikrini isti'mal etmeğe derler ki, muhal olan şeylerle iştigâl kabîlindendir. Bunlarla uğraşmak haramdır.

Bunun ilacı, Cenâb-ı Hakk'in bize verdiği ilmin azlığıdır. Misâli şudur. Yüz kilo tartan bir kantarla bin kiloluk bir şeyi tartmağa çalışmak gibidir. Âyetlerin te'vi-lini, ancak Allâhü teâlâ hazretleri bilir. Cerbezelik yapıp da, akim ermesine imkân olmayan şeylerle uğraşıb günahlara girmek, elbette akl-ı selîm sahibinin işi değildir. İşte müslümanıkda türeyen 73 fırka, bu suretle olmuştur. Fakat bunun 72'si dalâlete düşmüşler ve yalnız ehl-i sünnet, ehl-i cennet olarak kalmışdır. Cenâb-ı Hak cümlemizi, aklımızın ermediği şeylerle uğraşmaktan muhafaza buyursun, âmîn.

43.    En-Nifak :  Nifak, gerek ahlâk ve gerek i'tikad cihetiyle, içi dışına ve dışı içine, uymamaklıkdır. Meselâ, bir kimseye zahirde dostluk gösterib, içinden ona adavet etmekdir. Yahut diliyle bir şey va'd edip, içinden o va'dini yerine getirmemek niyetinde bulunmak gibi. Buradaki ni-fakdan murad, sözde ve ahlâkda  olan nifakdıf.   Amma i'tikadda nifak olursa, neuzübillah küfürdür. İmâm-ı Ta-berânînin rivayet ettiği hadîs-i şerîfde, Hazret-i Ömer'in (radıyaîlahü anh) oğluna demişler kî :

— Biz ümeralarımızın huzurlarına giriyor, birşeyler söylüyoruz. Oradan çıkdığımızda, o söylediklerimizin gayrisini söylüyoruz. Bunun üzerine Îbni-Ömer Radıyalahü anhüma :

1'    i

186

MÜ'MİNUERE VAAZLAR

f

Biz bunu Regûlüllah efendimizin zamanında nifakdan ad ederdik buyurmuşlardır. Nifak günah olduğu gibi, yalancıyı tasdik de nifakdandır, demişler.

44. El-fitnetü : Fitne; faide-i dîniyye olmayan yerlerde, ibadullahı mihnet ve meşakkate, ihtilaf ve iztıraba, düşürmeğe derler ki haramdır. Ve büyük günahdır.

Nâsı birbirine düşürüb, hakları gasb, iftira ve bühtan gibi şeylerle yekdiğerine zulmettirmek veya hükümet üzerine ayaklandırmak gibi ki; bunlar çok fena şeylerdir. Ve çok fena ve vahim akıbetler doğurmakta olduğu da görüle gelmektedir. İmam olan kimsenin, cemâatin ağırına gidecek derecede uzun okuması bu kabildendir. Va'z ve nasihat erbabının, nâsm anlayamadıkları sözleri söylemeleri veya söylediği mes'eleyi cemâate anlatırken hatâ etmesi, kavl-i zaîf ve kavl-i metruk ile fetva vermesi ve meselâ tecvid bilmeyen, ister köylü, ister şehirli olsun «tecvidsiz* namaz sahîh değildir» demesi, hep fitnedendir. Zîrâ tecvid bellemek zamanı geçmiş, ağzmda dişi kalmamış, yaşlanmış bir kimseye tecvid öğretmek kolay bir şey midir? Sonra bu adam namazı terk ederse ki; (benim namazım mademki sahîh olmuyormuş) vebal kimin olacak? Onun için nâsa ancak akıllarının ereceği kadar konuşmamız için (Kellim'in-nâse alâ kaderi ukûli-him) buyurulmuşdur.

DİĞER GÜNAHLAR

Âyât ve ehâdîsden alman, bazısı kebâir, bazısı sağâir, bazısı da, tahrîmen mekruh olan ve sağâir ve kebâir günahların içinde olmayan günahlardır.

1.    Havf'ül-Küfür : Küfründen korkulan söz demek-dir. Söylediği söz sebebiyle, ol âdemin küfründen korkulur, yani, ol söz o âdemi küfre yakın kılar. Bu gibi sözleri söylemek büyük günahdır. Meselâ: «Sen bana dünyada arpa ver, ben de sana âhıretde buğday vereyim» sözünü  söylemek gibi, ki Cenâb-ı Hakkın azimdir dediği âhıreti hafif, ehemmiyetsiz, kıymetsiz, bir şeymiş gibi ad  etmek sayılmış ve  Fukahây-ı ızâm hazretleri, buna benzer sözleri, bin kadar elfâz-ı küfürden saymışlar ve müslümanlan bu gibi sözlerden men ve nehy etmişlerdir. Bu zamanda bile, ekseriyetle rast geldiğimiz bazı yarım bilginlerin, Resûlullahın hadîsi şeriflerine iltifat etmeyib, «Kur'ânda var mı? Varsa âyetleri oku, Kur'ândan delil getir», gibi ukalâlık   etmekde oldukları görülegelmekte-dir ki bu sölzeri söylemeğe cür'et edenler, tövbe ile beraber tecdîd-i îman ve tecdîd-i nikâh ile emrolunurlar demişlerdir.

2.    El-Hatâü: Hatâ, sevabın zıddıdır ki, kasdı olmaksızın bir adamın günah işlemesi gibi, bunun hükmü yalnız tövbe ve istiğfar ile emr olunur. Doğru zannıyla yanlış fetva vermek de hatâdan sayümışdır.

188

MÜMİNLERE VAAZLAR

3.    El-Kizbü : Birşeyin bulunduğu hâlin gayrısıyla, o şeyden haber vermekdir ki, yalandır ve günâh-ı kebâir-dendir.

Meselâ, gelmeyen bir kimseye, geldi demek gibi. Bir de işitildiğinden eksik veya fazla söylemek de yalandan sayılmıştır. Bu yalan kasten olmazsa, yemîn-i lağvin ma'-füv olduğu gibi, bu da ma'füvdür. Amma kizib kasden olursa, kat'îyyen haramdır. Âyet-i kerimelerde, yalancılar için acı bir azab olduğu açıklanmıştır. Bir de şakayı, yalanı, mücadeleyi, terk etmedikçe kulun kemâle ulaşması, yani kemâl-i îmâna nail olması mümkün olmaz. Mücâdelede her ne kadar haklı da olsa, yine terk etmesi lâzımdır. Çünkü neticede müslümanlarla ara açılır, küslük hasıl olur. Birbirlerinin yüzlerine bakmaz olurlar. Birbirlerinin aleyhinde konuşmalar olur. Velhasıl çirkin, ayıb ve günahtır. Fakat ukalâlara lâf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur. Mücâdele, ekseriya kendini ve kendi re'yini beğenmekten ileri gelir. Mücâdelede karşısındakini tahkir, tezyîf ve hor görmek gibi günahlarla beraber yalan söyleyen diller de vardır Duyurulmuştur. Hak teâlâ hazretleri cümlemizi bunlardan ve bilhassa yalancılıktan korusun, âmîn.

4.    Et-tâ'rîz:     Ta'rîz kelâmdan hadîs ve mütebâdir olub, herkesin anlayamayacağı,    ma'nânm gayrisini mu-rad ederek söylenen sözdür. Fakat lügaten, konuşanın muradına dahî ihtimali olan kelâmı söylemeğe ta'rîz derler. İnsan yalan söylemeye mecbur olduğu yerde, ta'rîzi ihti--yar etmek caiz ise de, zaruret olmayan yerlerde ta"rîz ha* ramdır. Zîrâ mahz-ı yalandır. Yani yalandır. Buna dolambaçlı yalan da derler. Mesela, eve gelen bir kimse ile görüşmemek için, evde yokdur dedirtmek yerine, onu camide yeyâ filan yerde bulabilirsiniz dedirtmek gibi, ifade ettirirler. Yalandan kurtulmak için şu dört şeye dikkat et-

DİĞER GÜNAHLAR

189

mek lâzımdır: Inşâallah, maşallah, belki, umulurla, gibi sözlerle mümkün mertebe insan kendini kurtarmağa çalışmalıdır. Tehlikeli ve korkulu yerlerde ta'rîz mübahdır demişlerdir.

5.    El-Hatâü Fit-Tâbir : Ta'birde hatâ, günahdır. Bu hatâ, hâlrimin hükmünde, kıssalarda, misallerde de olur. Meselâ, duâ eden kimse, «enbiyâ ve evliya hürmeti için» diyecek yerde, «enbiyâ ve evliya hakkı için» demek, veya anan ve baban başı için, diye duâ etmek ta'birde hatâdandır. Bizlere kıssa ve hikâyeleri nakilde bile takdim ve te'hirden ve karıştırmalardan, ilâvelerden, yanlışlık yap-makdan sakınmamız tavsiye olunmuşdur ki, hatâlardan muhafaza olunabilsin.

6.    Nifâk-ı Kavli :  Birisini medh ve sena ve onun hakkında güya ızhâr-ı muhabbet ettiği halde, içinde onun hilafını saklamağa nifâk-ı kavlî derler ki, haramdır. Ve günah-ı kebâirdendir. Lisanıyla medhü sena eylediği kimseye, kalbinde buğz ve adavet etmek, mü'minin şanından değildir. Bu hal hased ve adavetten neş'et eder. Yalancıyı tasdik etmek de nifâk-ı kavlî'dir. Âhir zamanda bunlar istediğimizden fazla, bol ve mebzuldür.    Adetâ kimseye i'timâd edilecek gibi değil. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in bu hususdaki buyrukları da şayanı dikkat-dir:

«Elbette nâsın üzerine bir zaman gelecekdir M, o zaman eğer gökden bir taş, yâ fâcire bir kadının veya bir münafık erkeğin üzerine düşer» Duyurulması, o zamanda halis mü'min bulmanın ne kadar güç olacağını bildirmektedir,

7. El-Emr'ü bil-Münker ve Nehyi anfl-Ma'nıf: Hayırlı işleri emr ve münker olan şeyleri de nehy etmek iktizâ ederken, bilakis kötü şeyleri emr ve iyi, hayırlı işler-

190

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

den men' etmek, herkesin malumu veçhile, elbetteM haramdır ve günâh-ı kebîredendir.

Ve münafıklar sıfatıdır. Zîrâ münafıklar, birbirlerinin yardımcısı olub, münkerât ile emr edib, hayırlardan men' etmek, onların sıfatlarmdandır. Başkalarına zulm ile emr etmek ve zâlimlere söz ile yardım etmek dahî, bu fiilde dahildir. Bunun zıddı, gücü yettikçe hayırlarla emr edib, münker olan ne kadar kötü, fena şeyler varsa, onlardan da men' etmeğe çalışmak, mü'minlerin hem borcu hem de vazifesidir.

8.    El-kelâmü fi's-Selâti : Namazda ister az, ister çok, ister Arabça, ister başka bir dilden olsun; konuşmak, söz söylemek haramdır, günahdır, mekruhdur.

Namazdaki Kur'ân dualarından ve hadîs-i şerifle bildirilen dualardan gayri, şer'an okunması caiz olmayan duaları okumak ve namaz içinde okunmasına müsaade edilmeyen teşbih tehlil ve zikirde bulunmak, (bahusus farz namazlarda olursa) namazda iken başkasının selâmına, «aleyküm selâm» demek, (bir İM harfle cevab mekruhtur), bütün cümle halinde konuşmak, namazı if sad eder. O vakit kat'iyyen haram olur. Günah-ı kebîredir., i tbâdet iptal olur. Yani yok olur, mahv olur, battal olur-Bunu da Cenâb-ı Hak «Amellerinizi iptal etmeyiniz» diye nehy buyurmuşdur. Bu gibi namaz ve oruçların tekrar tutulması ve kılınması lâzımdır. Eğer Ramazan orucunu bozarsa 61 gün ceza olarak oluc tutması vâcibdir.

9.    Ed-Düâ-ü Alel Müslimîn : Bir müslimin aleyhine şer ile, kötülük ile duâ etmek haramdır, günâh-ı ke-bâirdendir.

Bilhassa «imansız olasm, küfr ile gidesin» gibi dualar, çok tehlikelidir. Çünkü bir müslümanm küfrüne râzî" olması hâlinde o duayı yapanın da küfrüne hükm etmişlerdir. Zîrâ «küfre nzâ küfürdür» kaidesine mebnî, insa-

DİĞER GÜNAHLAR

191

nın kendi nefsine, ehlü ıyâl ve evlâdlanna, böyle kötülük ile duâ etmesi pek kötü ve fenadır. Ana ve baba duası, ya kabul oluverirse, o zaman ne kadar nedamet etse fayla vermez. Bu yanlış duanın zararım kendi çeker. Onun için insan daima gerek kendisine ve gerek efrâd-ı ailesine ve bahusus evlatlarına hayırlı dualar, etmeli, bunun şeâir-i insaniye ve îslâmiyeden olduğunu unutmamalıdır. Bahusus bu duâlan yaparken, meleklerin de bizim için duâ ettiklerini hatırdan çıkarmamalıdır. Şu halde, başkalarına yaptığımız duânm faydası yine kendimize âit oluyor, demekdir. Bizim duamız başka, meleklerin duası da başkadır değil mi? Zâlime, ancak zulmü kadar duâ edilirse caizdir demişlerse de, zulmü tecâvüz etmsmek lâzımdır.

10. Ed-Düâ-ü Uz Zâlimi Vel-Kâfiri : Zâlim ile kâfire, «Mevlâ sana ömürler versin, çok yaşayın, Mevlâ mu-radlannızı versin» diye duâ etmek haramdır. Günâh-ı ke-bâirdendir.

Zîrâ zâlim ile kâfire, böyle duâ etmek zulmüne, küfrüne râzî olmakdır. Kâfire ve zâlime, mevlâsızlara, «tev-be ve îman nasîb etsin» diye duâ kâfidir. «Herkim zâlime, bâtıl hareketleriyle hakkı kaydırmak için uğraşan kimseye, her ne suretle yardım ederse, ondan Allahü teâ-lânın ve Resulünün, himmeti uzak olur, yani himayesi beridir» diyerek, bizi kâfire zâlime duâ etmekden nehy buyurmuşlardır.

11. Tefsîrül-Kur'ân Bi Re'yihi : Velev isabet olsun, kendi re'yine ve hevâyı hevesine göre Kur'ân-ı Azîmüş-şânı tefsir etmek haramdır, kebâirdendir.

Ve bu veçhile yapdığı tefsir, ma'nây-ı hakîkîye mü-vâfık ve mutabık olsa dahî, makbul olmayıp red olunur,

192

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

DİĞER GÜNAHLAR

193

merduddur. «Herkim Kur'âna kendi re'yi ile ma'nâ verirse hatâdır. Ve herkim, Kur'âna Ümi kâfi gelmediği halde bir mânâ verirse, cehennemde yerini hazırlasın». Bu

nehiy müteşabihâta âitdir. Câmi-i Kuran değildir. Müte-şabihâün tefsirini, ancak Allâh-ü teâlâ bilir. Diğer kısımlarını, Arapçaya hakkıyla vakıf, sebebi nüzulünü, nâsih ve mensuhunu, mecaz ve hakikatini ve şâir lüzumlu ilimleri bilenler ve daha mühimmi îmânı tam olanlar, Kur'-ânı tercüme edebilirler. Meselâ hıristiyan arablardan da tercüme edenler, siyer kitabı yazanlar ve îslamdan bahs edenler de olur. Kendisinde îmân, inanç ve amel olmayan insanların yapdıklan tefsirler, tercümeler de o kadar olur. Bazan aralara sıkıştırılmış çok tehlikeli cümleler de bulunabilir. Onları okuyanların, çok dikkatli olmaları lazım-gelir. Meselâ Felemenkli doktor Duzinin siyeri içinde, o kadar tehlikeli ve İslâm ile kabil-i te'lif olmayan şeyler var M, bunları ancak erbabı bilir. Buna karşı yazılan reddiyeler de, herkesin eline geçer de okuyabilir mi? O da ayrı bir derd. Binaenaleyh, ben Arabçayı ana dili gibi bilirim demek de fayda vermez. Ebû Cehil, Ebû Leheb ve emsali de Arabçayı pek iyi bilirlerdi amma, ahkâm çıkarmaya muktedir müctehidîn-i izam ve ayardaki kimselerin tefsirleri gibi, bunları bilmiyenlerin, Kur'ânı tefsire kalkmaları caiz değildir. Buradaki nehiyden murad da budur.

12. Süâl-ül-mal : İhtiyaç ve zarureti olmayan kimselerin, başkalarından mal ve menfaat-i dünyeviye ta-leb etmesi haramdır; sağâirdendir.

Mevkî, me'muriyet, makam istemek de böyledir. Ve bu istemek yalnız mala münhasır olmayıb, başkalarından hizmet beklemek ve istemek de böyledir. Hususan,

sabilerden, yani ufak çocuklardan, başkalarının hizmetkârlarından, hizmet istemek hiç caiz değildir. Kendi çocuğunu hizmetde kullanabilir. Hasta veya ma'lûî olub da çalışmaya gücü yetmeyen ve bir günlük yiyeceği bulunmayan kimsenin başkalarından sadaka ve saire istemesi caizdir. «Ev işlerinde hanımefendi, yetişkin talebesini işinde kullanabilir, fakat henüz buluğa erişmemiş talebeyi, ancak velîsinin izniyle işinde kullanabilir.» En kabîh ve çirkin isteme ise; Allah için veya Alah rızâsı için istemekdir ki, bu gibilere la'netle duâ etmişlerdir. Kadının kocasından sebeb-i şerîi olmaksızın boşanmasını istemesi de, böylece haramdır; haram olan isteklerdendir.

13.    Süâl-ül Avâmi Amma Lâ Yeblüğü Fehmühüm:

Avâmü-nâsın, akıl ve fehimleri ermiyen şeylerden  sormaları caiz   değildir, haramdır, günah-ı sağâirdendir.

Allâhü teâlârun zâtından, kaza ve kaderden ve bunlara benzer şeylerden sormak da böylece günahdır. Ve hem sormakda fayda da yokdur. Belki zarar vardır. Akim ermediği herşey de böyledir. Akim ermediği saati bile ka-rıştırırsan bozarsın. Bazan da ta'mir kabul etmez, zarar görürsün, buna kıyas eyle.

14.    Kelâmü Zil-Lisâneyn : Aralarında adavet olan iki kimseye, gidib, lâkırdı söylemeye derler. Bu da bir kaç veçhiledir.

Birincisi, herbir hasma gidib, onların herbirine, kendi muradlanna muvafık söz söylemekle olur.

İkincisi, herbirisinin lakırdısını diğerine nakil ve ifade ile olur.

Üçüncüsü de, herbirerlerinin yekdiğerlerine ettikleri adavette haklı olduklarını söylemekle ve herbirisine 'yardım ederim, diye va'd etmekle olur. Bu da nifakı îcâb

194                                   MÜ'MİNLERE VAAZLAR

eder. Bunların cümlesi haram ve gfinahdır. Böyle iki yüzlü insanlar, kıyamet gününde ateşden dili olarak cezâla-nacaklardır. Yani İM yüzlülük yapanların cezalan da. o nisbette büyük olur.

15. Eş-Şefâat'ü-aeyyietü : Kötülük eden insana şefaat edip veya adetâ hakkında icrası lâzungelen cezadan kurtarmak veya kötülük eden kimseye mutlaka sahabet edib himaye etmek haramdır; sağâirdendir.

Meselâ; hırsız veya  sarhoşun kahabatleri tebeyyün ettikden sonra, bunlara şefaat etmek hem haram, hem de günahdır. Zîrâ bunlara şefaat, bu gibi fenalıkların çoğalmasına sebeb olacağı gibi, Allâh-ü teâlâ'nın da emirlerine muhalefet etmekdir. Halbuki; bunun yerine iyi güzel şeylere şefaat, daha a'lâ ve evlâdır. Bir adamın kadılığa, hâkimliğe ve mâl-i vakıf ve mal-i yetim üzerine tâ'ymi için şefaatte bulunmak, şefâat-i seyyied'endir. Ve ehli olmayan kimseye imamettik, müezzinlik ve müderrislik ve buna benzer işlerin verilmesi için şefaatte bulunmak şefâat-i seyyiedendir.    Zîrâ sebebi cehilden ve dünyevi tama'dan ve şerîat-i    mutahhereyi mübâlatsız, ehemmiyetsiz   görmek demekdir. Akrabây-ı taallükatına muhabbetinden nâşi, lâyık olmadıkları halde, onlara va-zîfe bulmak gayreti yerine, Cenab-ı Hakdan sevab mu-rad etmek hususunda, insan kendi nefsine muhabbet et-mak daha  evlâ ve a'lâdır. Şefâat-i seyyieler, mezmum, haram ve günah olmakla, şefâat-i haseneler de makbul ve memduh ve ayni zamanda sevablıdır. Yalnız insanın yap-< dığı şefaatin, hayırh veya seyyideli mi olduğunu idrak etmesi lâzımdır. Bu feraseti olmazsa, yani hayır ile şerri ayırd edemezse, iş tehlikeli olur. Salon sen deme ki, hayır ile şer bilinmez mi? Evet bu gün hepimizin gözü önündedir ki, yüzde yüz şer olan tarafa, insanların nasıl akın ettikleri" pek açıkça görülmekte    olduğundan, meselenin

DİĞER GÜNAHLAR

195

ehemmiyeti o nisbette büyümekde ve bazılarının şerre hayır demekden çekinmedikleri meydandadır. Bir misal de, kanunen suç sayıhb habse atılanların, nasıl afv edi-lib, hapisden çıkarıldıkları da ma'lum ve meşhurdur. Ya Rab bizleri hakkı hak bilip hakka uyanlardan ve batılı batıl bilip onlardan ictinab edenlerden eyle, âmîn.

16 — Ğüzat-ül-kelâm: Nâs ile kelâm eder ve onlara nasihat ederken, nfk ile söz söylemeyip de, unf ile, şiddetle, sertlikle söylemek haramdır. Husûsîyle kalabalık mahalde olursa, ırz ve namusu helaldar edici, incitici ve ezâ verici, sözlerden son derece sakınmak lâzımdır. Lâkin, kefereye, zâlimlere, ehl-i bid'ate, nfk ile muamele fayda vermezse, o zaman sertçe, ağır ve acı konuşmak caizdir demişlerdir. Ve Cenâb-ı Hak'ın emri de (vağluz aleyhim) böyledir. Bunlara merhamet etmek, acımak, şefkat ve şefaat de caiz değildir. Çünkü cibilliyet denilen huy, daima iktizasını yapmakdan çekinmez. Bu suretle de cemiyet, bunların yüzünden her zaman rahatsız olur. Bunlardan başka yerlerde, tatlı dil, güleryüzlü olmak müste-habdır. Zîrâ Resulü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimizden, bir zat sordu ki:

«Cennete girmeyi mûcib olan şeyler nelerdir?» Efendimiz cevaben: «İt'âmüttaâm ve ifşâü's Selâm ve hüsnü kelâm» buyurdular.

Sofrası açık olup fukaraya, yolculara ve dostlarına daima yemek yedirmek ve bilip bilmediği herkese selâm vermek ve konuşurken tatlı dil, güleryüz ve güzel sözlü ol-makdır. Cenab-ı Hak cümlemize böyle olmak nâsîb ve müyesser eylesin, âmîn.

17.    Et-Tekellümü Indel-ezân

Ezan ve ikâmet ze-

196

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

inanlarında, zaruretsiz olarak kelam söylemek, hattâ her şeyi bırakıb, Kur'ân bile okuyorsa, durub dinlemek lâzım iken, bunları yapmazsa haramdır; sağâirdendir.

Ezan ve ikameti dinleyen kimseye selâm vermek bile caiz değildir. Selâm verseler de, «aleyküm selâm» demenin vâcib olub olmadığı ihtilaflıdır. Ezam işiten kimseye, müezzinin dediğini demek lâzımdır. Ve bu da hemen camiye gitmekle olur. Ezân-ı Muhammedi şiâr-ı islamiye-den pek mühim bir mevki' işgal eder. Ona hürmet ve saygı gösterenler, büyük mükâfatlara nail olurlar. Bâyezîd-ı' Bestamî hazretlerinin zamanmda, ümmî bir demircinin ku-tubluğu tahakkuk etmiş. Bâyezid hazretleri de bu zata sormuş M:

«Bu devlete ne sebeble nail oldun?» Cevaben:

«Ezân-ı Muhammedi okunurken, çekici elimde kaldırmış olduğum halde ezan bitinceye kadar elimi indirme^ öylece dururdum. O ağır topuzu böylece muhafaza ettiğimin mükâfatı olsa gerekdir» demiş. Ve bir de, Mekke-i Mükerremeye gelen suyu halîfe Harûnü'-Reşidin karısı Zübeyde hatun getirtmiş. Kendisini cennette görmüşler.

—  «Bu mükâfata ne sebeb oldu? demişler». Cevaben o da:

—  «O suyun gelmesi için çalışan işçileri, birgün ezan okunurken sükûta da'vet ettim ve işi durdurdum, işte buna mukabil bu devlete nail oldum» demişdir. Yani bugün Mekke-i Mükerremeyi sulayan suyun getirilmesinden değil de, ezân-ı Muhammedîye olan saygı ve hürmetten nâ-şi' olduğunu bildirmek istemişlerdir. Cenâb-ı Hak da bizleri, dinimize ve bahusus   ezanlarımıza hürmet ve saygı gösterenlerden etsin, âmîn.

DİĞER GÜNAHLAR

197

18.   Et-Tekellümü İnde-1 Cima : Hanımıyla muâme-le-yi cinsiyye esnasında konuşmak, gülmek, günah-ı se-ğâirdendir.

Zîrâ bu esnada dünyaya gelmesi muhtemel olan evlâdın, o andaki hâdiselerle alâkalı olarak teşekkül etmesi, dolayısıyla evlâtların iyi veya kötü olmaları, ana ve babanın o andaki durumlarına bağlıdır. O anda ana ve baba eğer huzur içinde bulunabilirlerse, evlâd evliya olur demişlerdir. Mescidde, cenaze arkasında, helada söz söylemek de caiz değildir. Cima anında söz söylemek, çocuğun dilsiz olmasına, iffet yerlerine bakmak da, çocuğun kör olmasına sebeb olduğu gibi, unutganlık getirmeğe de sebeb-dir derler.

19.    Et-Tekellümü inde Kirâetn    Kur'ân :   Kur'ân okunurken konuşmak haramdır.  Zîrâ, Kur'âm dinlemek ve sükût üzere olmak vâcibdir.

Kur'ân-ı Azîmüş-şânı okumak sünnet, dinlemek ise farzdır. Yani farzı kifayedir. Ma'nasmı ister bilsin, ister bilmesin, ister namazda, ister namaz haricinde olsun, dinlemek borçdur. Ve lâkin insanlar işleriyle meşgul iken birisi Kur'ân okusa, bunun günahı okuyana aittir. Amma Kur'ân okunurken işiyle meşgul olub da, Kur'âm diııle-mese, günahı sonradan işe başlayanın üzerinedir. Cehren Kur'ân okuyanlara selâm vermek mekruh olduğu gibi, ilim müzakere edenlere de selâm vermek mekruhdur. Farzı kifayelerde, bazılarının dinlemesiyle diğerlerinden günah sakıt olursa da, dinlememek herhalde müslümana yakışmaz. Cenaze namazları da böyledir. Bazılarının kıl-masıyla diğerlerinden sakıt olsa dahi, karşıdan seyre bakar gibi seyirci olmak, doğrusu hiç bir müslümana yakışmaz. Ayakkabıyı çıkarmak yok, rükû', secde de yok, hani nerede o yenilikçiler?

198                                    MÜ'MİNLERE VAAZLAR

20.    Kesretül- Yemin : Yemîn etmek, haddi zatında çok küçüklükdür. tnsan ne diye yemîn etsin? Doğru sözlü bir kişi, yemîn etmeye neden mecbur olsun? Yemîn kendini  bilmeyen zuâfa takımı  içindir. Kendisini bilen kolayca yemîn etmez. Vâkıâ Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de yemîn etmişlerdir. Fakat  onların yemini bizim gibi değil,  (Nefsim elinde olan Allah hakkı için) gibi cümleler kullanırlardı. Bazı kimselerin verdikleri binlerce lira için, isbat hususunda yemin teklif olunduğu halde, Cenâb-ı Hakkın ism-i şerifine hürmeten ve ta'zîmen yemin etmedikleri ve (yanarsa param yansın ben Allâhm ismini dünya metaına değişe-mem) dedikleri çok görülmüşdür. Öyle sokak ve pazar satıcılarının, (Allah muhafaza buyursun) bol bol yemin etmeleri, hep cehalet eseridir. Ve bu yemin edenlerin ekserisi, sahtekârca   yemin ettiklerinden   ötürü,  onlardan alışveriş etmemek daha evlâdır.

21. Süâlü-1 Emareti Vel-kuzâti ve-ş Şefaati Lehâ : Câh, mansıb ve kadılık istemek ve bunlar için şefaat etmek haramdır. Ve bazıları buna günah-ı kebâir de demişlerdir.

Bu gibi vazifeler, memurları tarafından seçilerek, sana şu vazifeyi veriyoruz, derler. Cenab-ı Hak tarafından takdir edilen iş ne kadar ağır olursa olsun (Allâ-hü teâlâ)nın yardımıyla onu pek güzel yapar. Lâkin kendi arzusuyla bir yere gelirse, kendi hâline bırakılır ve Hakkın ona yardımı olmaz. Emirliğin evveli nedamet, ortası garâmet, sonu da yevmikıyâmetde azabdır. Yani me'mu-riyet esnasmda kılamadığı namazları, tutamadığı oruçları, hacları ve şâir zimmetine geçirdiği borçlan, ödemek külfetine ma'ruz kalır. Velhasıl her istemek memnudur, bahusus me'muriyet istemek en fena şeydir.

DİĞER GÜNAHLAR

199

22.    thâletû mfi'min : Her ne suretle olursa olsun bir mü'mini korkutmak ve istemediği şeyi zorla yapdır-maya çalışmak günahdır.

Zorla malını sattırmak ve zorla kızını başkasına nikâh ettirmek gibi. Herkim bir müslümanı haksız yere korkutursa, Cenab-ı Hak kıyamet gününde onu korkutur. Bu cihettendir ki bir mü'minin, velev şaka kabilinden olsa dahî, onun abasını, kebesini, ayakkabısını saklamak da bu kabildendir.

23.    Es-süâlü an hallin ve taharetin : Herhangi bir-şeyin, helâl ve haram veya temiz veya necis olub olmadığını, meydanda bir emare ve alâmet olmadan, kendisinin çok inceleyen eshâb-ı vera'dan olduğunu hissettirmek için,  ev sahibinden veya mal sahibinden,  o  şeyin temizliği, pisliği ve helâlliği hakkında sorgu sormak haramdır.

Çünkü eşyada asıl olan taharettir. Ve bu kaideye riâyet lâzımedendir. Meselâ, bir mü'minin sattığı malm veya da'vet eden kimsenin taamının helâl ve haramlığını araştırmak veya kendisine içmek için veya abdest almak için aldığı suyun temiz olub olmadığım veya seccadenin teharetinden sormak caiz değildir. Eshâb-ı kiram hazra-tının i'timad ettikleri gibi. Ve lâkin fışkı zahir olan kimsenin eşyasından sormak ve ihtiyat etmek evlâdır demişlerdir.

24.    El-mizâhü ve-1 Medh : Ahar kimse ile latife etmek, şakalaşmak ve yine her kimseyi medh veya zem etmek haramdır.

Mizah haddizatında mübahdır, amma latifede yalaı. olur ve aharı korkuya düşürürse, o vakit caiz değildir Başkasının ayakkabısını veya ceketini saklamak gibi ki.

200                                   MÜ'MİNLERE VAAZLAR

adamın eşyasının çalındığını zan ederek korkması nevinden şeyler. Birisini medh etmek beş şarta bağlıdır.

1  — Bir insana kendi nefsini, evladü-iyâlici, ana ve babasını,   akrabasını, talebelerini ve eserlerini medh etmek doğru değildir.

2  — Medh ederken ifrat derecede mübalağa etmek, yalan ve riya karıştırmak, caiz değildir.

3  -- Medh olunan kimse fâsık olmamalıdır. Zira fâ-sıkm medhinden Allâhü teâlâ hazretleri râzî olmaz.

4  — Medh olunan kimseye kibir, gurur ve ucüb gelmemelidir. Eğer bu hallerden biri olursa o kimseyi helak

etmiş olur.

5  — Zina ve livâtaya sebeb olacak halde, onun gençliğinden,   güzelliğinden,  medhü-senâ etmek de caiz  değildir. Bunlardan başka, müstesna hallerde caiz   ise de, ihtiyatı elden bırakmamak lâzımdır. Ve amma bir kimsenin zemmi, ekseriya yalan ve gıybeti de tazammun edeceğinden, kat'iyyen caiz  değildir, haramdır. Bunun gibi, bir kimsenin yemek ve elbisesinden, hayvan ve evinden, zem etmek de, kibirden neş'et eder olduğundan, kat'iyyen haramdır ve caiz değildir.

25. Et-Tekellümü Maa Şabbetin Ecnebiyye : Alışveriş ve şehadet gibi zaruret olmadıkça, ecnebi bir hatunla konuşmak haramdır, sağâirdendir.

Hattâ aksırsa dahi ona, (Yerhamükâllah) demek caiz değildir. Ve bunun gibi, ecnebi hatunlara selâm vermek ve selâmlarını cehren almak caiz değildir. Amma ol hatun selâm verirse, (aleyküm selâmı) gizlice söylemek vardır. Allah teâlâ hazretleri bizleri ve bütün ümmet-i Muhammedi korusun âmîn. Genç bir kadının, yine genç bir erkekle konuşması da haramdır. Zîrâ, zinanın birçok ön-

DlĞER GÜNAHLAR

201

dileri vardır ki; bunlar, Allah korusun, insanı zinaya sürüklerler. Hiç olmazsa insaty^ zina günahına sokarlar. Mesela, erkek ve kadın gözlerinin birbirlerine bakmaları, kulakların birbirlerinin sözlerini dinlemeleri, dillerin birbiriyle konuşmaları, ellerin birbirleriyle tokalaşması, ayakların zina mahalline gitmesi, kalbin, gönlün, nefsin hevasma uyması ve zinayı temenni etmesi, bunların hepi-si zinadan ma'duddur. Fercin bunları ya tasdik edib büyük günahlara girmesi, veya salâbet-i diniyyesiyle karşı koyub, bu büyük felâketten kurtulması mümkün ise de, göz zinâBi olan erkek ve kadının birbirlerine ne kadar samimi olurlarsa olsunlar - bakışları, bilâhare büyük felâketler doğurageldiği, herzaman görülegelen hâdiselerdendir. Konuşmalar ve temaslar da böyledir. İnsan ne kadar mütedeyyin olursa olsun, Hak teâlâ Hazretleri bu bakışları yasak etmiştir. Elbette bunda bizim bilmediğimiz nice hikmetler vardır.   '

Cahillik yapıp ta veya kendine güvenip te bu emirleri dinlemeyenler; bu bakışlarıyla ve görüşmeleriyle, ne büyük günahlara sebeb olurlar. Bazan kızlıkları da elden gider. Halbuki bugünkü nişanlar, düğünler, merasimler, hep Avrupayı taklidden başka birşey olmadığından, bu gibi mahzurlar, hiç de göz önüne alınmadan, (artık nişanladık ya herşey mubah, gezer tozar eğlenir, birbirlerini tanırlar) derken bakarsınız, birgün bir bahane ile ayrılırlar. Bu arada kim bilir ne kadar günahlar kazanılmış-dır. Bu konuda pek yakında dinlediğim bir hadiseyi ibret için yazıyorum.

Nişanlılar kendi kendilerine evlenmişler, herşey olub bitmiş, fakat nişan da bozulmuş. Kayınvalide «— Ölürüm de kızımı bu herife vermem diye tutturmuş.» Halbuki erkek pek müslüman kimse idi. Fakat nefsin o andaki şiddetine tahammül herkes için mümkün olur mu?

202

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Fırsat bu fırsat demiş, günahı falan unutmuş, böylece olan da olmuş. Şimdi de ayrılık zaruret olunca, her ikisi zinadan mahkûmdurlar. Kânûn-u ilâhî cezaları bozar. Meydan deyneği, fakat kim yapacak. Eğer bu işi evliler yapsalardı cezalan recimdir, yani taşlanarak öldürinekdir. Zî-râ iffet, namus, şeref, haysiyet kadar kıymetli birşey yoktur. Bunların ihlâli ölümden beterdir. Onun muhafazasına son derece ehemmiyet verilerek, sebeb yolları kapatıl-mışdır. Bu bir haksızlık değil, kulun tam bir saadet ve selâmeti içindir. İffet elden gittikden sonra yaşamanın hiç bir kıymeti kalmaz. Konya meb'usu  Vehbi efendi, (Ah-kâmı-Kur'âniye) adlı eserinde, bunu pek güzel tavsif edib demişdir ki «...kadın, erkek yanında, lodosun karşısındaki kar gibi erir.» Yani lodos denilen sıcak esen rüzgârın veya güneşin harareti karşısmda kar nasıl erirse, kadın da böyledir. Cenâb-ı Hak her yarattığını çeşitli ve müstenâ güzellikler, zenginlikler, hünerler ve cazibelerle yaratmış-dır ki, bunlara tahammül mümkün olmaz. Ancak ve ancak Allâhü teâlânın emirlerine uyarak, yasaklardan korunup kaçınmak şarttır.    Allâhü teâlâ hazretleri cümlemizi nefsin, şeytanın, şehvetin ve sevmediği bütün şeylerin tasallutundan muhafaza buyursun ve sevdiği, razı olduğu, hayırlı amelleri de nasîb ve müyesser eylesin, âmîn.

26. Esselâmü alâ Zimmî: İslâm hukukunda ve islâ-mın fıkhî hükümlerine göre zımmîlere îbtidâen selam vermek haramdır. Zimmî, İslâm memleketinde oturan ve vergilerini verib kanunlarına tâbi olan gayr-i müslimlerdir. Bunlara selâm vermek caiz olmadığı gibi, hıristiyan kâfirlere de selâm vermek caiz değildir. İhtiyaç ânında ise; selâm vermekde beis yokdur, demişlerse de, o zaman (sabahlar veya akşamlar hayrolsun) demek daha ehvendir. Fışkı zahir olan günahkârlara da selâm vermek, çalgıcı ve şarkıcılara da selâm vermek haramdır. Güvercin uçuran kim-

DİĞER GÜNAHLAR

203

şeye selâm verilmez demişlerdir. Eğer hıristiyan selâm verirse, ona yalnız (aleyküm) ile cevab verilir, selâm söylenmez. Cenâb-ı Hak cümlemizi uyandırsın, âmîn.

27.    Esselâmü alâ Mütegavvıtı : Def-i    hacet    eden kimseye, selâm vermek caiz değildir. Yalnız oraya girerken «Yâ Rab, hubüs ve necisden sana sığınırım» der. Ve heladan çıkarken de «bize zarar veren kazuratı giderdiğin ve fayda veren kısmını da alakoyduğundan dolayı sa--na hamd eder ve mağfiretini dilerim» dersin ki, bu da bizim için bir borçdur. Çünkü hemen, hayvanlar gibi, ihtiyacını bitirib ayrılmak, onlara mahsusdur. İnsan olana bu da bir ni'metdir. Bunun kadrini, kıymetini bilmek lâzımdır. O da, Ona hamd ile olur. Allah esirgesin, yâ amel olub da devam etse, neticesi ölüm olmaz mı? Kabız olub def-i hacet edemese, yine neticesi vahim olmaz mı? Bu iki felâketten insana emniyet verib, sıhhatini  muhafaza etmesi, ne büyük devlettir. Onun için şu ufacık duâ çok mudur; faydası yine bize değil midir? Bevl eden, yani işeyen kimseye de selâm vermek ve almak caiz değildir.

28.    Vel-İznü  Bimahüve Ma'sıyyetün :  Bir adamın hanımına, şer'an gitmesi caiz olan yerlerin gaynsına gitmesine izin vermesi haramdır.

Meselâ; bir hatunun ihtiyacı olmadığı halde evden çıkmasına izin vermesi gibi. Şer'an gitmesi caiz olan yerler şunlardır: Anasını, babasını ziyaret etmek, hasta olduklarında onlara bakmak, bir musibet ânında ta'ziye etmek, gibi. Koca, karısının muhtaç olduğu mesâil-i şer'iy-yeyi öğrenmeli. Camilere gidib vâ'z ye nasihat dhneme-leri için çıkmalarına izin verilmişdir. Ebelerin ve cenaze yıkayan hanımların da cenaze yıkamak için çıkmalarına müsaade vardır. Hacca gidecek 'hanımların yanlarında mahremlerinden biri bulunduğu halde gitmelerin? müsaade vardır.   Mahremleri, babası, ağabeysi, krrdeşi

204

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

DİĞER GÜNAHLAR

205

amcası, dayısı, gibi mütedeyyin oldukları takdirde bunlarla hacca gitmeleri caizdir. Mahremsiz olarak diğer kadınlarla birlikde gitmeleri, kat'iyyen caiz değildir. Hele ikinci hac, mahremsiz kat'iyyen caiz değildir. Bu cihet dört mezhebde de haramdır. Cenâb-ı Hak bu gibi kadınlara insaf versin. Evinin çarşı işlerini görecek kimsesi olmayan hanımların da, ev ihtiyaçları için çıkmağa izin vardır. Bunlardan başka bir şekilde, hanım efendilerin sokağa çarşı ve pazara çıkmaları münâsib görülmemiş-dir. Hele bugünlerde görülen hadiseler çok acıdır. Beyefendi evinin masraf parasını hanımefendiye verir, kendisi evinin ihtiyacıyla hiç de alâkalanmaz. Hanımefendi çarşı pazar yiyecek, giyecek neler lazımsa alır getirir. Halbuki bu hiç de doğru değildir. Evin erkeğine de yakışmaz, erkekliğe de. Erkeğin vazifesi, bütün dış işlerini tamamıyla yapmak ve hammefendi de iç işlerini yapmakla memurdurlar. Dışarı işleri de hanımın üzerine yüklendiği vakit, işler tersine gider vesselam. Bu ise hem ayıb, hem günahdır.

29. Et-Tenâcî : Üç kişi bir yerde otururken, ikisi bir araya gelib, üçüncüden gizli birşeyler konuşmaları haramdır, seğâirdir.

Cemâat dört, beş kişi veya daha fazla olursa; beis yokdur demişlerse de, yine gizli konuşmalar, ekseriya insanları huylandırır. Evhama ve hayâlâta kaptırır. Mahzun ve mükedder olmasına sebeb olur. Hele bulundukları yerlerden bazı kimseleri dışarı çıkarmak çok ayıbdır. İki yabancı kadın bir yerde bulundukdan sonra, birisi kocasına veya başka bir erkeğe onu anlatması, vasf etmesi de haramdır. Bu sebebden namuslu, iffetli, hanımların kendilerini facire, fasika olan mesturesiz, namazsız, niyazsız, kadmlara da göstermeleri caiz değildir. Hele hıristiyan kadınlarına görünmek, hiç de caiz değildir. Bakınız müs-

lümanlık, hanımları nasıl vikaye etmektedir. Bunun iki mahzuru vardır. Birisi «üzüm üzüme baka baka.kararır» derler. Yani Hıristiyanlık âdet ve ananesi, yavaş yavaş içimize işler demekdir. Çünkü bir müddet sonra bir de bakarsınız ki, sanki bizim eskiden halimizmiş gibi sarılırız. Sonra bir daha ondan ayrılmamız da mümkün olmaz.

Bugünkü âdetlerimizin çoğu da onlardan geçmedir. Kırk mevlüdünden tutun da bütün nişan, evlenme ve dü-ğünlerdeki bütün çirkinlikler, içkiler hep onlardan geçen âdetlerdendir derler. Onun için hakîki bir müslüma-nm hıristiyanlarla dostluk kurması ve onların evlerine gidib gelmeler, dine de dünyaya da büyük zararlar getirir. İkincisi de; dinine çok zararlı olur. Onların üzerindeki küfrün zulmeti, îmânın nurunu söndürmeye çalışır. Karanlık basınca aydınlık nasıl ğayb olursa, insan farkına bile varmadan, küfrün usul ve ananelerini benimsemeye başlamaz mı? Efendim şöyle sadıklar, şöyle çalışırlar, yalan falan bilmezler, işleri gayet intizam dahilindedir, kimseyi aldatmayı bilmezler, daha neler neler. Sanki bizler onların yanında bir hiçden ibaretiz. Allah korusun, bunlar hep müslüman kaidelerine uymamanın cezasıdır.

30. İftitâhu Ednâ inde Kelâm-i A'lâ : Bir meclisde âlim ve fâzıl kimseler varken, onlardan evvel ednâ olan kimselerin söze başlamaları haramdır, sağâirdendir.

Hocasının yanında talebenin, şeyhinin yanında dervişin konuşmaları, hattâ ustanın yanında çırağın da konuşması böylece memnudur. Zîrâ meclisleri tezyin, ulemâ ve fudalânın hakkıdır. Câhil ve edna olanlara, sükût edib onları dinlemek yakışır. Âlimin yerine câhilin, üs-'tâdın yerine talebenin, şeyhin, yerine dervişin oturması da yasakdır. Ve bunların sözlerini red etmek, yolda gi-

206

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

derken önlerine geçmek, onlardan izinsiz söz söylemek ve yanlarında fazlaca oturmak, konuşmak, melâlet anlarında onlara sorgu sormak, kapılarını çalmak ve her ne suretle olursa olsun onlan rahatsız etmek, incitmek caiz değildir. Gerek talebe-i ulûm ve gerekse dervişâna yakışan, üstazlannın rızâsını kazanmak ve herbir emirlerine imtisal edib müsâreat etmek lâzımdır. Hattâ büyüklerin bulunduğu yerde, bir de, «efendim namaz vakti geldi, geçiyor» gibi sözler söylemek, edebe muhalifdir.

31. Ve kelâmü'd-dünya Ba'de Tulûil-fecri : Sabahın şafak vakti doğduktan sonra, sabah namazım kıhncaya kadar dünya kelâmı etmek haramdır, mekruhdur.

Çünkü bu vakit mübarek bir vakitdir. Zikrullah ve tefekür ile geçirilecek bir zaman iken, bunlarla iştigal etmeyib de, dünya kelâmı etmek, vakt-i mübâreki zayi' etmek demekdir. Helada ve kazây-i hacet sırasmda ve bevl esnasında söz söylemek de mekruhdur. Zîrâ bunlar hakkında nehiy vardır.

32. Ve Kat'i-kelam Gayrin : Başka bir kimse konuşurken lakırdısını kesmek, yahud kendi konuşub dururken birdenbire kelâmını kesmek ve bunun gibi şeyleri zaruretsiz yapmak mekruhdur.

Hususen, kitab ve fıkıh okurken bunları kestirmek, daha ziyade mekruhdur. Hattâ bu haldeki kimselere selâm vermek bile mekruhdur. Kur'ân okuyan ve duâ eden, tefsir ve hadis okutan ve nâsa hıtab eden kimse ki, (bu Cum'a hutbesi gibi değil, bazı ihtiyaç sebebiyle bugün bizim konferans dediğimiz konuşma olsa gerek) bu esnada bir şahsa iltifat edib, havâyic-i beytiyesinden birşey emr etmiş olsa, zaruret olmayan yerlerde bunlar dahi caiz olmayıb, ders meclisinde va's meclisinde oturan kimselerin dahi sükût üzere olmaları, başkalarıyla lakırdı et-

DİĞER GÜNAHLAR

207

meleri caiz değildir. Bu da su-i edebdir. Saygısızhkdır. Maalesef bazı kendini beğenenlerin ve laf sevenlerin âdetleridir. Çok fenadır.

33. Ve Reddü Tabiin, Kelâme Metbûihî : Metbuun kelamım, tâbi olan kimsenin red etmesi ve ona mukabele edib, muhalefet etmesi haramdır, günah-ı kebâirden-dir.

Bu redd-i kelâm, tâbi' olduğu insane dediğinin zıd-dını yapmak veyahud meşru' olan emirde onun kelâmını kabul etmemek ve ona itaat eylememekle olur. Raiy-yenin, yani halkın, vali, kadı ve sultanın meşru olan emirlerine itaati kabul etmemeleri ve bunların yasaklarından sakınmamaları gibi, evladın anasının ve babasının ve kölenin efendisinin, talebenin hocasının, kadının kocasının, cahillerin âlimlerin sözlerini tutmamaları da böyledir. Böyle hareket eden kimseleri şer'an ta'zir lâzım gelir demiçler.

EL İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

Bazısı, kebâir, bazısı seğâir ve bazısı da mekruh olmak üzere elin âfetleri şunlardır:

1. Nebş'ül-kabri : Meyyit kabre defn olundukdan sonra kefenini almak veya başka bir sebeble ol meyyitin kabrini açmak, günah-ı kebâirdendir. Burada meyyitin hukukuna riayetsizlik vardır. Bir meyyit kabre defn olundukdan sonra, aradan gerek az ve gerekse çok zaman geçmiş olsun, özür olmadıkça, kabrin açılması caiz değildir.

Hâmile hâtûn defn olundukdan sonra, karnındaki çocuğun diri olduğu bilinirse, kabir açılıb o kadının karnından çocuğun çıkarılması caizdir. Ölü başkasının mülküne izinsiz olarak gömülürse, mülk sahibi muhayyerdir. İsterse onu mülkünden çıkartır. İsterse kabri düzeltir, üzerine ekin eker. Amma meyyit toprak olduktan sonra, o kabre başkasının defni caiz olur. Ve üzerine ekin ekmek, bina yapmak da caizdir demişler.

2.  ¦ El-Ğululü   :    Gulul diye,  müslüman gazilerinin hakkı taalluk eden ganimet malından almağa derler ki, hı-yânetlikdir. Ve günâh-ı kebâirdendir.

Bir nevi hırsızlıkdir. Bir adama emânet olarak verilen maldan veya paradan, vakıf maldan ve yetim malından almak da haramdır. Her ne kadar az da olsa caiz değildir.

3.    Ahzü Zekât ve Fitre : Muhtaç olmayan kimsenin zekât alması, sadaka, fitre ve nezir, kefaret ve luka-tayı alması ve kabul etmesi haramdır. Ve günâh-ı kebâirdendir.

EL İLE İLGİÜ GÜNAHLAR                             209

Zîrâ bunlar fukaranın frıaVVırlır, Bunlan zengin olan ve ihtiyacı olmayan kimselerin alması, fukaranın hakkına tecavüz demekdir. Yolda bulunan mala lukata derler. Sahibi bulunmadığı takdirde beytülmale verilmesi lâzımdır.

4.    El-Ahzü Min Vakfın Bâtılın : Bâtıl olan vakıfdan yemek haramdır.     Zîrâ ash bâtıl olan şeylerin fer'i ve cüz'ü de haramdır.

Meselâ, vakf edenin ettiği vakfı şarta ve ölümüne izafe etmemesi gibi. Amma vâkıfın mevtine izafe edilirse o zaman vasıyyet hükmünde olur. O zaman ondan yemek caiz olur. Ve vakf edenin şartına uymadan, onun vakfından yemek de caiz olmaz. Çünkü vakf edenin koyduğu şartlar, şeriatın hükümleri, ve esastan gibidir. Kimsenin onları değiştirmeye haklan yoktur. Onlara uymak* herkes için vâcibdir. Hilafından son derece sakınmak ge-xekdir.

5.    I'tâ-i Zekât İlâ Usûlihî ve Fürûihî : Bir adamın kendi zekâtını ve sadakay-ı fıtrini, nezir ve kefaretini; kendi usul ve fürûuna vermesi, yani anası, babası, dedesi, ninesi, evlattan ve torunlarına ve şer'an nafakası üzerine vâcib olanlara vermesi caiz değildir haramdır.

Amma fakir olan kardaşma, amca ve dayısına, hala ve teyzesine vermek caizdir. Ve efdaldır.

6.    El-Ahzü Min Beytfl-mâli : Beytülmalden ihtiyac-dan ziyade para ve mal almak caiz olmaz.

Esasen beytülmalden para almağa ehil olmayanların alması caiz değildir. Akıl hastalarının ve bunaklann malını yemek caiz değildir.

7.    El İ'tâi Li'r-Riyâ Vel-Ma'sıyeti  : Riya ile, yani gösteriş için verilen sadaka,    veyahud ma'siyet için ve ma'sıyet yerlerine harcayacak kimselere, az veya çok pa-xa vermek haramdır ve günâh-ı kebâirdendir. Zîrâ onla-

210                                 MÜ'MİNLERE VAAZLAR

nn ma'siyetlerine yardımdır. Cenâb-ı Hak da, günah yerlere yardım etmekden kullarını men' etmişdir. Her nevi1" oyun yerlerine ve oyun aletlerine para vermek, hem israf dır, hem de haramdır. Oralara gitmek, ayrıca da gü-nahdır. Riya dedikleri ahlâk, şirk-i hafiden ma'duddur. Ne verdiği paranın, ne kıldığı namazın ve ne de tuttuğu orucun ind-i ilâhîde makbuliyeti olmaz.

8.    Intiza'u Gârimîn : Borçlunun firarına sebeb olmak haramdır.    Zîrâ alacaklının alacağını  ibtâle sebeb olur. Bu suretle alacaklıya zulüm etmiş olur. Bunun da haram olduğunda şübhe yokdur.

9.    Teşbîk-ül-Esâbi'i Fil-Mescidi : Gerek mescidde ve gerekse mescide giderken, parmaklarmı birbirlerine so-kub kilitlemek haramdır.

Zîrâ mescide giderken, insan hükmen mescidde gibidir ve mescidde namazda gibidir. Mescidde ve namazda el kilitlemek şüphesiz caiz değildir. Parmaklarını çıt-. latmak da böyledir. Ve bu âdet Lut kavminden kalmış-dır. cSizden biriniz abdest ahr ve onu da güzel eder, sonra mescidi kasd ederek evinden çıkarsa, parmaklarını kilitlemesin, çünkü o muhakkak namazdadır» yani namazda gibidir. Allahü alem "bis-sevab.

10.    Messü Hâizin ve Nüfesâe ve Muhdisin Bil-Kur'-âni : Hayız ve loğusa olan kadınların ve abdesti olmayanların, mushaf-ı şerifi tutmaları ve dokunmaları caiz değildir; seğâirdendir.

Âyât-i Kur'âniye yazılı olan şeyleri dahi tutmak ve yapışmak da böyledir. Yani caiz değildir, haramdır. Âyet yazılı levhaları, altunu tutmak da böylece haramdır. Zira Kur'ân-ı Azîmüş'şanı ancak temi?:, tâbir ve abdestli olanlar tutabilirler. Başkaları için caiz olmaz. Ve böyle âyet yazılı şeylerle helaya girmek de caiz değildir.

11.    Ahzü Mâl-i Gayrin Bilâ İznihî : Bir kimsenin

EL İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

211

izni olmaksızın faydalamb,    sonra yerine vermek üzere malını almak haramdır, sağâirdendir.

Velevki o mala noksan gelmese bile yine haramdır. Meselâ odun kesmek için baltasını almak, yükünü taşımak için hayvanını almak, başkasının ayakkabısını giymek gibi, Zîrâ bunlar mal sahibinin türlü türlü vesveselerine sebeb olur. Bu da tabiî caiz olmayan birşeydir. «Agâh ve mütenebbih olunuz da, birbirlerinize zulm etmeyiniz. Ve iyi biliniz ki hiç bir müslimin malı diğerine helâl olmaz. Ancak kendisinin rızâsı ve izni ve hoşnudlu-ğu ile olur» buyurulmuşdur.

12.    Vel-kazeu : Kaza diye insanın başının bazı yerini tıraş edib bazı yerini etmemeğe derler ki; haramdır. Bu rafızîlerin âdetidir ve bid'attir. Zîrâ «başınızdaki saçları, ya tamamen kesdiriniz veya tamamen bırakınız, bazısını  kesib bazısını bırakmak bid'attir» buyurulmuş  ve nehy edilmişdir. Kadınların başlarını, erkeklerin sakallarını tıraş ettirmeleri ve sakalm bir kabzasmdan azmi kesmeleri haramdır. Kadınların saçlarını kesmeleri, kocalarının izni ve arzusuyla da olsa yine haramdır. Çünkü ma'-siyettir. Ve masiyete izindir. Binâenaleyh iznin kıymeti yokdur. Kadınların saçlarını kesmeleri, bir adamın elini ve burnunu kesmek gibidir. Tırnak kesintilerini ve kesilen kılları ve tıraşda dökülen saçları helaya atmak, gusül-hâneye atmak haramdır. Hastalık zuhuruna sebebdir demişlerdir.

13.    Kat U'ş-şevketi Vel Haşîş'ür-Rutbeteyni ve Ale'l-Kabri : Kabristanda biten yeşil ve taze otlan kesib koparmak haramdır, sağâirdendir.

Kabristandaki ağaçları kesmek de böyledir. Zîrâ bunların orada yatan mevtalar için teşbih ettikleri hakkında rivayet vardır. Binâenaleyh > onları kesmek, mevtaların teşbihlerini kesmek demekdir. Kurularını kesmek caizdir.

212

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Ölünün kabrini açmanın haram olduğu tekrar "beyan olunur.

14.    İdhâlül-ısbii Fi'd Dübüri : İnsan kendi dübrü-ne veya  fercine parmağını sokması haramdır. Velevki; istinçâ ânında olsun, yine haramdır. Oruçlu olduğu halde parmağım sokarsa orucu bozulur. İadesi lâzımdır. Bazı ulemaya göre gusül bile îcâb eder demişlerdir. Bazı ulemâya göre ise (oruç da bozulmaz,  gusül de icâb etmez) demişlerdir. Velâkin ihtilâfdan sakınmak lâzımdır. İstin-câ zamanında sağ elini kullanmak da caiz değildir. Süm-kürmek de böyledir. Sağ eli hiç bir zaman münasebetsiz işlerde kullanmamalı ve kirli, pis ve necis şeyleri, daima sol el ile yapıb, sağ eli yemek içmek ve Mushaf-ı Şerif gibi şeyleri tutmakda kullanmalıdır. Elbise ve ayakkabılarını  giyerken de sağdan başlamak,  çıkarırken   de soldan çıkarmak âdabdandır.

15.    El-İmsâkü An  Halâsı'l-Mazlûmi  Indel-Kudret:

Bir mazlumu, zâlimden kurtarmaya kudreti varken, kur-tarmakdan nefsini alıkoymak, yani kurtarmamak haramdır. «Kişi kardaşma zâlim de olsa, mazlum da olsa herhalde yardım etsin. Zâlim ise onu zulümden-men' etsin ki ona yardımdır. Mazlum ise, ona da yardım etsin». Bunu yapmamak elbette hem insanlığa, hem de müslümanlığa yakışmayan bir çirkinlikdir.

16.    El-imsâkü An Kassi'l-Ezfâr : Tırnaklarını uza-tıb kesmemek mekruhdur. Ve hem de o kimselere fakirlik irâs eder. Hem de şeytanların oralara yerleşib  oturmalarına sebeb olur. Ve dahî «Herkim koltuklarının altmı temizlemezse, tırnaklarını     kesmezse, bıyıklarını kısaltmazsa o kimse bizden değildir» yani, benim sünnetlerimi işlemeyenler benim has ümmetimden olamazlar, buyurul-muşdur.

EL İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

213

17.    El-imsâkü An Kesri Tanbnr ve Şâir Âlât-i Leh-vin Indel-Kndreti : Tanbur ye şâir âlât-i lehvi kınb iptal etmeye kudreti olan Trimspnin   bunları kınb iptal etmemeleri haramdır.

Meselâ; içki içen müslümanm içkisini dökmeğe iktidarı olan kimsenin, o içkiyi dökmekden çekinmesi de haramdır. Zimmînin içkisini dökmeye hakkımız yokdur. Kim dökerse, ödemesi lâzımdır. Amma müslümanm içkisini dökse birşey lâzım gelmez.

18.    El-İmsâkü An ReFil-lakîti VeHükatati  : Yolda bulduğu çocuğu veya malı, zayi' olur korkusu olduğu halde, bunları ahb kaldırmamak haramdır.

Lekît diye yolda bulunan çocuğa, lükata da yine bulunan mala denir. Yolda böyle birşey bulub da almadığı takdirde zayi' olacağını anlarsa, o zaman bunları alıb kaldırmak ve ilân edib sahibini aramak, bulunmadığı takdirde de beytülmale teslim etmek lâzım gelir. Hemen bulması sebebiyle, o mal o adama helâl olmaz. Yemek veya giymek caiz değildir. Eğer bulan fakir ise kendisinin faydalanması caiz olduğu gibi, başka fakire vermesi de caizdir, demişlerdir.

19. El-imsâkü An Ref'iz-zâlimi Vel-hayvan : Her nerede olursa olsun, zâlimin zulmünden ve hayvanatı da, âhann malını ve nefsini telef etmekden ref ve men' etmeğe kudreti varken, ref' ve men' etmemesi haramdır. Mal ve nefsini batmakdan, suya düşüb boğulmakdan veya yükseklerden düşüb helak olmakdan muhafaza etmemesi de haramdır. Hattâ namazda, dirhem mikdarı kıymeti olan birşeyin çalındığını gördüğü zaman, namazı bozub o malı hırsıza kaptırmamak lâzımdır. Bir hıristi-yan, müslüman olmak istediği zaman, namazda olsa dahî, derhal namazı bozub o zimmî hıristiyana îmân ve islâmı telkin  etmek lâzımdır. Üç kuruş kıymeti olan birşeyin

214

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ateşden kurtulması veya suya düşüb ğâyıb olmasmdan korkulduğu zaman, namazı bozmak caizdir demişlerdir. O zamanki üç kuruş herhalde bugünkü beş on bin lira demekdir. Görüyor musunuz? Malm ve canın muhafazasına ne kadar önem verilmişdir. Halbuki bugün eğlence yerlerinde harcanan ve tamamıyla israf olan paraların, nasıl zayi' olduğu çok açık bir şekilde görülmektedir. Bu paraların, memleket faydalarına harcanması ne kadar yerinde olurdu. Ve bunun yapılmaması, sırf ahlak düzenimizin bozuk olduğunu göstermez mi?

20.    El-imsâkü An Keffi's-sıbyân Vel Mevâşî  : Güneş battıkdan sonra kız ve erkek çocukları, buzağı, oğlak ve kuzu gib hayvanlan içeriye almamak haramdır. Onları vikaye ve muhafaza borcumuzdur.

21.    Hâtemün Lir-Ricâli Biğayn'r-Rıddati : Erkeklere dirhem mikdanndan az gümüşün gaynsmdan yüzük ittihaz etmek haramdır. Altundan, demirden, kalaydan, pi-rinçden yüzük yapdırmak gibi, bunlar da haramdır. Demirden yüzük ehl-i cehennemin ziyneti olduğu gibi, al-tun yüzük ise  ehl-i cennetin ziyneti olduğundan, dünyada mü'minlere haram kılındı ki, âhirette bu ni'metten mahrum olmasınlar içindir. Fakat yüzük hakkında muteber olan halkasıdır. Kaşı taTair olunan üst kısmı zümrütten, yakuttan, elmas ve şâir mücevherattan olsun, onları kullanmakda zarar yokdur. Yalnız kibir ve gururdan sakınmak lâzımdır. Yüzüğü sağ veya sol parmağa  tak-makda beis yokdur.

22.    El-İmsâkü An İğlâkı'1-Bâbi : Gecenin evvelinde evinin, dükkânının ve odasının kapısını kapamamak haramdır.  Zîrâ  yabancı, serseri veya hırsızlardan vikaye ev sahibinin vazifesidir. Bunu ihmal caiz değildir. Sen va| zifeni yap, sonra Allaha emanet et demişlerdir.

EL İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

215

23.    El-lmsâkü An İtfâü'sSirâri : Mü'mine, mumunu, kandilini ve her nevî ateşini söndürmemek haramdır.

Zîrâ bunlardan her çeşit fenalıklar ve bahusus yangın tehlikesi her zaman görülmektedir. Meselâ, kontakların, açık bırakılan elektrik ceryanlânndan neşet ettiği ma'lumdur.

24.    El-İmsâkü An Tahmiri'1-İnâi : Akşam oldukda bütün su, yağ ve yemek kanlarının ağızlarının kapatılmaması da günahdır.           .

Kapatacak birşey yoksa, onların ağızlarına, Besme-le-i Şerife ile birer değnek uzatmak gerekdir. Zîrâ senenin bilinmeyen bir gününde, illet, dert, veba gibi hastalıklar nüzul eder ve açık kablara tesadüf eder korkusuyla, hiç bir gece ve belki de hiç bir zaman kablarm ağızlarını açık bırakmamak lâzımdır. Hem sıhhat halamından, hem de âdâb-ı İslamiyeye riayet bakımından evlâdır.

25.    İhlâkü Mâlil-Gayr ve Nakzuhu : Başkasının malını helak etmek, onu bozup yıkmak ve şer'î lüzum olmadığı halde, yine başkasının malmı  ayıblamak  günahdır. Ve hem de günâh-ı kebâirdendir. Âharin malını yakıb helak etmek, evinin veya dükkânının bir tarafını bozub yıkmak veyahud hayvanının kuyruk ve kulağını kesmek ve ayıblı kılmak gibi;  hulâsa    başkalarının mallarında vech-i şer'î olmaksızın  tasarruf caiz değildir. Belki on-lann mal ve canlarını, kendi malı ve cam gibi muhafaza etmek islâmm emirlerindendir.

KULAK İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

Kulak ile olan günahlar kebâir ve seğâir olarak on ikidir.

1. İstimâ-ul Gına : Teğanni ile söylenen çalgı ve herşeyi dinlemek, fisk ve gınalarla, çalgılarla, telezzüz etmek küfürdür. Bazısı günahın seğâirden olduğuna kail olmuşlarsa da, devam ile kebâir olacağında şübhe yok-dur. Fakat İmâm-ı A'zama göre çalgıyı dinlemek fisk ve onunla telezzüz küfürdür. Yani hoşlanıb, daima iste-yib durmak, nihayet inşam küfre kadar götürür. Cüneydi-Bağdâdî (rahmetullah aleyh) demişdir ki, çalgıyı nefsânî olarak dinlerler. Fakat zahitlere göre ise mübahdır. Zîrâ bunlar çalgılarla nefsânî değil, rûhâni lezzetler kesb ederler ve mevlâya daha sür'atle giderler. Ariflere göre ise müstehabdır. Zîrâ bunların kalbleri hayât-ı tıybe nail olmuşlardır. Çalgı, bil'akis bunlardaki gönül âlemini coşdu-rur ve Hakka vuslatlarına sebeb olur. Nisan yağmurunun balığın kamında inci, yılanın karnında zehir olduğu gibi.

2. İstimâ'ul-Kur'âni Mimmen Yakreü Bilahnin ve Hatâin : Lahn ve hatâ ile okunan Kur'ân-ı Azîmüş-şânı dinlemek de hatâdır, günahdır, caiz değildir. Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemek farz-ı kifâyedir. Amma doğru ve güzel güzel, lahinsiz ve teğannîsiz olursa. Amma lahn ve te-ğannî ile ve tecvide riayetsiz olarak okunan ve bir de kendini beğendirmek için medlere riayetsizlik yaparsa, o zaman o Kur'ânı dinlemek caiz olmaz. Zîrâ, «Çok Kur'ân

KULAK İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

217

okuyanlar vardır ki Kur'ân onlara la'net eder.» Birisi Kur'âna saygısız olub tecvidine uygun olmayarak okunursa, biri de, okuyan adama zâlim veya kâzib, «Allahın la'neti yalancılara olsun» diye okuduğu âyetlerin hükmüne müstehak olmuş olacağından, kendi kendine lâ'net etmiş olur. Böyle okunan Kur'ânı dinlemek caiz olmaz. Bir de gerek büyük ve gerekse küçük camilerde, sesini boğazım yırtarcasına bağırarak okumak ve zikr etmek de, bunları dinlemek de meşru' değildir.

3.    İstimâ'u  Kelâmı Şâbbetin Ecnebiyyetin:    İhtiyaç olmayan yerde gene yabancı bir hâtûnun sözlerini dinlemek ve işitmek caiz değildir. Hattâ bunlara selâm ve-rib, cehren selâm almak da caiz olmadığı, yukarıda zikr olunmuşdu. Bu genç hanımlar aksırmış olsalar bile, onlara «yerhamükallah» demek vâcib olmadığı da zikr olunmuşdu. Zîrâ selâmlar sözleri cezb eder ve sözler de uzar; muhabbetler teessüs eder ve nihayet işin sonu zinaya kadar gider, demişlerdir. Çünkü gözlerin ma'nâlı bakışları, sözlerdeki tatlılıklar, ellerin    birbiriyle musafahası, hep zinanın öncüleridir. Binaenaleyh sakınmakdan başka çâre yokdur. Kadm eşyaları satanların Allâhü teâlâ yardımcıları olsun. Hele doktorların halleri daha tehlikelidir. Eskiden hanımlar erkekleri     yanlarında olmadan  doktora çıkmazlardı ve hem de böyle soyunmak falan da yokdu.

4.    Adem-i İstimâ'ü-Kur'ânı :  Lahn olmaksızın ehlinin okuduğu Kur'ânı dinlememek haramdır.

Okunan Kur'ânı dinlemek vâcibdir, farzı kifâyedir; ve büyük ibâdettir. İnsanlar meşgul olduğu zaman, Kur'ân okumanın günahı okuyana aittir. Ve lakin Kur'ân okunurken dinlemeyib de işine gitmenin günahı, dinlemeyene ait olduğu ma'lumdur. Kur'ân okunduğu vakit, huşu' ile onu dinlemeyi, Allâhü teâlâ emr ermişdir.

5.    Adem-i İstimâ'il-Hutbeti : Şartlarına uygun olarak okunan hutbeyi dinlememek haramdır.

Iflpı

1

 

218

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Gerek Cuma ve gerek bayram ve gerekse de nikâh hutbelerini dinlemek farzdır. Cemâat çok olup ta hutbeyi işitemese bile, yine işitir gibi sükût edib dinlemek lâzımdır. Yanındakilerle konuşmak caiz değildir. Zîrâ hutbe namaz gibidir. Namaz içinde konuşmak haram olduğu gibi, hutbe ânında da konuşmak haramdır. «Herkim ki; kıldığı namaz onu fuhşiyattan ve münkerattan nehy ve men' etmiyorsa, o kimse ancak Allâhü teâlâdan uzaklığı ziyade eder.» Onun için müslüman, çok müteyakkız olub, daima kendini kontrol etmeli ki, bakalım Allâhü teâlâya yakınlık ve rızasına muvafık hareket ediyor mu? Yoksa Hakkın gazabını çekiyor ve onun rahmetinden uzaklaşıyor mu diye kendini hesaba çekmelidir. Cenâb-ı Hak cümlemize uyanıklıklar versin ve rızây-ı bâriyi kazanmağa gayret eden bahtiyarlar zümresine ilhak buyursun,  fiTpfrp                               <

6.    Adem-i İstimâ'il-emîr    Vel-kâdî    Vel-vâlideyn :

Vali ve kâdînin ve ana babanın meşru' olan emirlerine ve nehiylerine itaat etmemek haramdır ve günahdır.

Hem de günah-ı kebâirdendir. Çünkü bunlara itaati; Allâhü teâlâ hazretleri emir buyurmuşdur. «Cennete en evvel girecek olanlardan birisi kölelerdir ki; Allah ve Resulüne ve efendilerine itaat ederler.» Binâenaleyh Cennet yolu itaatten, Cehennem yolu da isyanlardan geçmektedir vesselam. Cenâb-ı Hak cümlemizi Hakka ve Resulüne ve ana ve babalarına ve büyüklerine muti olan kullarından eylesin, âmîn.

7.    Ademi İstimâi Hıtâbil Üstâzi : Bir talebenin, üs-tâzının sözünü ve hitabım dinlememesi, haram ve günah-ı kebâirdendir.

Dinleyib de mûcibiyle amel  etmemek de böyledir. Kadının erkeğinin, kölenin efendisinin sözünü dinleme-

KULAK. İLE İLGİLİ   GÜNAHLAR

219

mesi ve itaat etmemesi haramdır. Başkasının bazı hatâsından naşi özür dilediği zaman, o meşru özrü kabul etmemek de caiz değildir. Yani dilenen özürleri kabul etmelidir. Hattâ şeytan aleyhilla'nenin firavnle olan bir konuşması sırasında: «Ey firavn senden, benden daha fena kimse var mıdır?» sorusunun cevabmı yine kendisi vererek: «Evet senden ve benden daha kötüsü ve fenası şu insandır ki; kendisinden özür dilenildiği halde onu kabul etmez» demişdir.

8.    Adem-i İstimâ'ul-Müftî Kelâm'el-Müstefti : Fetva isteyen veya soran bir kimse, velevki miskin de olsa, onun sözünü dinlememek, sorduğu şeye lâyıkı veçhile ce-vab vermemek haramdır, günah-ı kebâirdendir. Tabiidir ki; bu hareketler, ehl-i ilme hiç de yakışmayan hareketlerdir. Zenginlere iltifat edib, fukara ve mesâkîne ehemmiyet vermemek, elbette hiç bir ehl-i ilme yakışan şeylerden değildir. Allah muhafaza buyursun.

9.    Adem-i İstimal  Uli'1-Emri ve Şekv'el-Mazlûm :

Ulül'emr olan zâta mazlumun şekvasını dinlememek haramdır, günâh-ı kebâirdendir.

Çünkü zâten vazifesi, mazlumu zâlimden kurtarmak ve adaleti te'mindir. Bunu yapmamak, tabiatiyle günah olmakla beraber, memleketin asayişi de berbad olur. Gücü yeten her gaddar ve zâlim, meydanı boş bulunca neler yapmazlar.

10.    Muztar Bir Halde Bulunan ve Bir Günlük Yiyeceği Bulunmayan Dilencinin Sözünü Dinlememek : Günahdır.

Zîrâ müslümana yakışan, muhtaç olduğunu bildiği kimseye yardım edib, hatırını hoş etmek, Islâmın şiânn-dandır. Bunu yapmamak elbette günahdır. Bahusus komşu olursa, o zaman daha mühimdir. Çünkü kendisi tok

220                                  MÜ'MİNLERE VAAZLAR

olub da komşusu aç olanlar aleyhinde aa tehdidler vardır.

11.   Büyüklerin ve  Zenginlerin Zuafâ ve  Fukarayı kir Görerek, Onların Sözlerini Dinlememesi : Günahdır.

Zîrâ büyüklüğün ve zenginliğin şanı, fukara ve zua-fâyı himaye ve muhafaza ve onlara iltifat edib gönüllerini almak ve ihtiyaçlarını gidermekdir. Çünkü müslüman-hkda zengin ile fakir, kavî ile zaîf müsavidir. Adetâ bir cesed ve bir bina gibidirler. Hep birbirilerini desteklemekle mükellef ve muvazzafdırlar. Bunu yapmadıkları takdirde, Cenâb-ı Hakkın kendilerine vermiş olduğu ni'-metleri veren hep Allandır. Eğer seni de onlar gibi yapsaydı ne gelirdi elinden? Sakın, «ben bilirim, ben yaparım, ben çalışırım,» diye kendini aldatma. Bak o da senin gibi bir insan, hele tunarhanelerdeM zavallıları iyi düşün. Seni zengin eden Allâh-ü teâlâ, onu da fakir kılmış, seni kavî ve seni bilgin yapan Allah, onu da zaîf ve fakir yaratmış; bunları kendinden bilme, sonra pişman ve çok pişman olursun. Takdîr-i Hudâya razı ol ve o Al-laha çok şükr et M, seni de öyle ele bakanlardan etseydi ne gelirdi elinden?.

GÖZ İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

1.   Fakir ve Zayıflara Hakaret Gözüyle Bakmak :

Başkasını haMr görmek, kendisini beğenmekden ve büyük görmekden ileri gelir. Halbuki insana yaraşan, daima kendini hakîr görmekdir. O gördüğü insan, ister fakir ister miskin olsun. Zîrâ fakirlik yüksek bir mertebedir. Hep büyükler fakirliği ihtiyar etmişlerdir. Zîrâ zenginlikde Cenâb-ı Hakka tam teveccüh kolay olmaz. Çünkü; dünya işleri, onu Hakka yönelmekden alıkoyar. Bununla beraber biraz da zengin olunca; tabiatiyle bir gurur ve bir kibir istilâ eder. Ondan sonra da kendisini kurtarmak imkânını bulmak çok müşkül olur. Ve bunlar hergün gözlerimizin önünde ceryan etmektedir. Bir de şuna çok dikkat ister «insana şer olarak, müslüman bir kardaşmı tahkir etmesi kâfidir». Buna delil isterseniz, İstanbul ve her memleketin semtlerine dikkat edi-•niz; hiç bir fakir mahallesinde, semtinde, aceba bir zengin evi bulabilir misini?;? Şayet öyle müstesna birkaç eve rastgelseniz bile, onlarda muvakkatdır. îlk fırsatta mutlaka kaçacak ve zengin bir muhite yerleşecekdir. Fakir mahalleler, ne kadar havadar ve suyu da güzel olsa dahî, zengin gelib orada oturmaz. Ezam da olmasa, camisi de olmasa, onun için mühim değildir. Mühim olan şey emsaline ve zevkma uygun olmasıdır. Bugünkü bina fiat-îannın çok artmasının sebebi de, yine zenginlerdir. Çünkü emsalini bulunca, zevkma da uydu mu, fiatına kim ba-

222                                MÜ'MİNLERE VAAZLAR

kar? Yine zavallı fakir, biraz ucuz olsun diye uğraşır, zenginin ise aklımp işi bile değildir. Belki fiatınuı yüksekliği ile de iftihar eder, övünür durur. Tabiî şimdi bu zât-i muhterem, fakirin yüzünü bile görmek istemez. Siz ne derseniz deyiniz. Fakat şu ne kadar câlib-i dikkattir. cBir İtişinin kardaşınm yüzüne şevk ile bakması, benim mes-risimde bir sene i'tikafdan hayırlıdır». Cenâb-ı Peygamber efendimiz, müslümanların birbirlerine şevk ve muhabbetle bakmalarının bile,  ne kadar hayırlı olduğunu beyan etmektedirler. I'tikâf her zaman olursa   da,  sünnet olanı, Ramazan-ı şerifin yirmisinden sonra, Cuma namazı kılınan her mescidde, niyet ile beraber, geceli gündüzlü kalınmasıdır.   Yemeler   içmeler,   mescidde;  ancak zaruri ihtiyacı ve bir de abdest almak için çıkılabilir. Sevabı çok büyükdür. Hanımlar da evlerindeki namazgah-, larında girebilirler. Bu güzel hizmeti de, yine ancak fakirler yapabilirler.    Zenginlerin işlerinden    ayrılıb, bir mescide kapanıb kalmaları, âdeta onlara göre cinnettir. O vereceği beş on kuruş zekâtını gözünde büyütür de büyütür. Böyle câmi'lerde, mescidlerde i'tikâfa lüzum görmezler. Lâkin Avrupa memleketlerini görmek ve zevklerini tatmin için on gün değil, aylarca kalırlar. Çok paralar da harcarlar. Bir sürü günaha da girerler. Sonra fakire artık nasıl baksın? «Efendim o da çalışsın. Onlara yardım, onları  tenbelliğe teşvikdir» derler. Daha neler neler. Cenâb-ı Hak cümlemizin muîni olsun vesselam. v         2.   Zaruret    Olmaksızın    Ma'siyet ve    Münkerlere Bakmak : Günah yerleri herkesçe malumdur. Sayısı da pek çokdur. Müslüman buralara ne sokulur, ne de gider. Buralar ancak kendini bilmez zevk-u sefa düşkünlerinin işidir. Hem dünya kadar paralar harcarlar ve  hem de bir o kadar da günaha girerler. Bununla beraber yine «haftanın tatil günü gelse de oralara gitsem» diye düşü-

GÖZ İLE İLGİÜ GÜNAHLAR

223

mirler. Hem -«iktisad edib üç kuruş attırayım, da, başıma bir ev alayım» veya «bir iş sahibi olayım» diye de düşünmez. Mütemadiyen oralara gidib nefsini tatmine çalışırlar. Hele yaz günlerinde arabası olan hemen herkes bir tarafa çekilir. Kadın erkek karma "karışık o deniz kıyılarım görmeyin. Aman Allahım bu nasıl müslümanlık? Artık vâz ve nasihat kime?

İnsanda en mühim olan a'zâ gönüldür. Bunun yolları göz, kulak, ağız ve bir de tefekkürle buralara akıtılan şeylerdir. Bunu bir havuza benzetirseniz, bu havuza akan sular, eğer pis ve fena şeylerse, tabiatiyle bunlar bu havuzda birikirler. Binaenaleyh bu havuzdan alacağınız su, işte o kirli ve kokmuş, pis sudur. Hiç işinize yaramaz. Fakat bu havuza ne kadar güzel ve temiz sular akıtırsanız, istediğiniz zamanda onlan alabilir ve faydalanırsınız. Onun için, kap içinde ne varsa onu akıtır derler. Pekmez olan kapdan pekmez, bal olan kapdan da bal çıkar. Ve bilakis o kabm içine zehirli birşey koydu iseniz, o zaman da zehir çıkacakdır. Bunun için insan, sözlerinden nasıl adam olduğunu pek alâ belli eder. Eğer güzel şeyler söylüyorsa, onun gönlünün güzelliklerle dolu olduğuna alâmetdir. Eğer yaramaz, çirkin ve günaha müteallik sözler söylüyorsa, onun da içinin bozukluğuna hükm olunur vesselam.

Aziz kardaş! Onun için bu güzel cevheri kirletme ve temiz tutmayı vazife bil. Allâh-ü teâlâ hazretlerinden daima hulûs ile yardımını ve hıfz-ı himayesinde kalmayı cami yürekden iste. Zîrâ insan, göz, kulak ve gönülden mes'ûl olacakdır. Hak Sübhânehû ve teâlâ hazretlerinin emirlerindendir M, gözleri günahı mûcib olacak herşeye karşı kapamak ve iffetlerini muhafaza etmek lâzımdır. •Cenâb-ı Hak riimlpmiwn mu'îni olsun,

li

 

224

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

3.    Şehab Denilen, Gökten Kayıp Düşen Yıldıza Bakmak : Gözlere zarar olduğundan sakınılması gerekdir.

4.    Dünyalık Cihetinden    Kendinden Üstün Olanlara Özenerek Bakmak : Mümine yakışan, dünya umurunda kendinden aşağısına bakmak, âhiret işlerinde ise kendisinden ileri olanlara bakıb onlarja yarış etmeye çalış-makdır. Ve rahatlık da bundadır.    Çünkü takdîr-i Huda ne ise öyle olacağından şübhe yokdur. Herkes üzerine düşen vazifeyi yapar, sonra Allâh-ü teâlâ ne takdir ettiyse  ona da razı olur, rahat eder, selâmete erişirsiniz vesselam.

İki huy vardır M, herkimde bulunursa, şâkir ve sâ-bir olarak deftere geçer. Ve bilakis bu iki huy, kendisinde bulunmayanlar, şâkir ve sâbir yazılmazlar. Bunlardan birisi: din hususunda hayırlı ameller işleyenlere bakıb onlar gibi olmağa çalışmak.

Diğeri : Dünya işlerinde ise, kendinden aşağılarına bakıp Âllâh-ü teâlânın kendisine vermiş olduğu ni'met-lere hamd etmekdir. Tevfik Cenâb-ı Hakdandır.

5. Namazda Gözleri Yummak : Kıyamda iken secde yerine, oturduğu zaman dizleri üzerine ve secdede iken burnunun yanlarına bakmak gerekdir. «Secdede yani pntpnsfln gözlerinizi yummayınız. Çünkü bu Yahudilerin işidir.» Bize de onlann yapdıklannı yapmak yakışmaz olduğu cümlece malumdur.

KARIN, YANİ MİDE İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

1.    Misafirin Ev Sahibinden Utanmaması: Misafir olan kimsenin ev sahibinden haya etmemesi    günahdır. Zîrâ ev sahibi, misafiri için elinden geldiği kadar hizmet et-mekde ve bazı masraflara da katlandığı halde, misafirin de buna karşı edeb ve terbiye dairesinde oturması lâzım gelirken, evin etrafını teftiş, eşyaları kontrol,  gelib gideni ve halkını gözetleme gibi, terbiye hilafı hareketlerde bulunmak caiz değildir, günahdır. Misafire gösterilen yerde oturmak ve kendisine yapılan ikramı kabul edib, ev sahibine külfet etmemek lâzımdır.

2.    Altın ve Gümüş Kaplardan Yemek Yemek : Su içmek de böylece günahdır. Bunlar büyüklük taslamak, kibir ve gurur alâmetleridir. Aynı zamanda bu altın ve gümüş, umum insanların ticâret metâ'ıdır. Bunları böyle kaplara intikal ettirib ev eşyası veya süsü yapmak, hattâ parmaklara yüzük olarak takmak bile caiz görülme-mişdir. Binâenaleyh böyle altın ve gümüş kablardan yiyip içenler iyi bilmelidirler M; bu tatlı sular ve canım yemekler, onların karınlarında ateşe çevrilecek ve bu cezayı daha dünyada iken tadacaklardır.

3.    Zikir Meclisi, Mevlüt ve Benzeri Yerlerde Altın ve Gümüş Buhurdanlık İçinde Öd Ağaa Yakmak : Mek-ruhdur. Gül suyu  serpmek de böyledir.    Sanatkârların böyle buhurdanlık, gülabdanhk yapmaları da caiz değildir.

226

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

4. Oyun ve Eğlence Olan Ziyafetlerde Yemek Yemek : Böyle da'vetlere gitmemek lâzımdır. Düğün da'vet-lerine icabet etmek vâcipdir. Yalnız orada günaha müteallik birşey olmazsa. Eğer varsa gitmemek lâzımdır. Git-tikden sonra böyle bir hal zuhur ederse, eğer define gücü yeter ve def edebilirse ne a'lâ, def edemeyeceğini bildiği zaman, oradan usulcacık kaçması lâzımdır. Avâm-ı nasdan ise; yemeği yeyib oturmaması lâzımdır. Yemekler her ne kadar helâl ise de, oradaki münkerât ve günahlar sebebiyle o yemeğin yenmesi günâh-ı seğâirden sayılmışdır.

5.    Övünme ve Gösteriş İçin Hazırlanan Yemekleri Yemek : Zîrâ riyakâr adamların hallerini beğenmek oluyor ve onlara zımnen yardımcı olunmuş oluyor ki, bu da ayrıca bir  ma'sıyetdir.  Fakat  bu riyayı anlamak müşküldür. Ya kendi i'tiraf eder veya zann-ı galib ile anlaşılırsa da, böyle bir alâmet olmadığı zaman hemen su-i zan-na kapılıb, bu yemek riyâkârane yapılmışdır diye yememek de caiz değildir.

6.    Besmelesiz Olarak Yiyip İçmek : Günahdır. Zira Besmele-i Şerife taamın sünnetidir.   Taamın bereketine ve şeytanın yememesine sebebdir. Yemek yerken  «bismillah» demek lâzımdır ve sünnettir. Eğer bir telâş sebebiyle yemeğe başlarken    unutulursa, yemeğin   sonunda (Bismillâhi fi evvelihî ve âhirihî) demek lazımdır. Yemekten kalkarken de (Elhamdülillah) demek yine sünnettir. Başkalarına da örnek olmak üzere   cehren söylemek de müstehabdır. Bir taamın haram olduğunu, bildiği halde besmele  çekmek küfrü  mucibdir,  demişler. Meselâ  kumarbazların, içki    satanlarm ve faizden geçinenlerin ve eşkiyanm yemekleri gibi.

7.    Sol El İle Yiyip İçmek : Kur'ân-ı Kerîm, hadîs ve fıkıha aid olan kitablan da sol el ile ahb vermek caiz

KARIN, YANİ MİDE İLE  İLGİLİ GÜNAHLAR

227

değildir. «Sol el ile yemeyiniz ve içmeyiniz. Çünkü şeytan aleyhilla'ne sol eliyle yer ve sol eliyle içer.» Yani siz de kendinizi ona benzetmeyiniz. Sağ elleri mübarek yerlerde kullanıb, sol ellerin de taharet yerlerinde kullanılması gerekdir. Bir özre ve bir rahatsızlığa mebni olursa, o zaman ma'zur sayılır. Veya sol eliyle yardım ederse beis yokdur demişlerdir.

8.    Müşriklere Ait Kapların İçinde Yemek : Günahdır. Zîrâ müşriklerin kablarınm temizliğine i'timad olunmaz. Bununla beraber onların    kablarmdan yemek caiz değildir demişlerdir. Amma daima günah ile yemek ise, insan kalbinin kararmasına ve ahlâkının bozulmasına se-beb olur. Bir de onlar yemeklerinde içki de bulundururlar. O zaman büsbütün fena olur. Allah muhafaza etsin. Zîrâ küffar ile dostluk caiz değildir, her ne şekilde olursa olsun.

9.    Cünüp     Olanların El ve Ağızlarını    Yıkamadan Yemeleri : Necâset-i  hükmiyye ile necisdir.  Yıkamadan veya yıkanmadan yemek caiz değildir.

10.    Vücuduna  Zarar  Veren  Şeyleri Yiyip  İçmek  : Bunların bir kısmı insanı öldürücüdür, bunlar katiyyen haramdır  ve günâh-i kebâirdendir. Bir kısmı da öldürmez amma, vücuda zarar verir; toprak ve çamur gibi. Bir kısmı da bazı kimseye fayda, bazılarına da zararlıdır. Bunlardan da kaçınmak lâzımdır. Meselâ: bazı kimselere yumurta dokunur, balık dokunur, bal da dokunur, bunları mizacına göre tertib etmek gerekdir.

11.    Yolda, Sokakda,  Cenaze ve Kabristanda Yemek Yemek : Mekruhdur. Ve cenaze yanında gülmek de böylece mekruhdur. Sokakda veya yolda yemek yemek insanlık şeref ve haysiyetine,  vakarına, münasib değildir. Kabristanda yemek ise;  büyük bir gaflet ve saygısızlık alâmetidir. Buralarda yatan nice bilgin, nice zengin, nice

228                                MÜ'MİNLERE VAAZLAR

kumandanlar, beyler, paşalar, bak hep sessiz sedasız yat-makdadırlar. Bunları iyi düşün ve bunlardan ibret al da Allah'a dön, onun emirlerine muti, yasaklarından uzak olmağa çalış ki; insanlığın ne demek olduğunu o zaman

anlarsın.

12.    Ölünün İlk Günü Veya  Gecesi, Yedinci Gece, Kırkıncı Gece Yemek Yapmak : Mekruhtur. Hele yetim varsa hiç caiz  değildir. Cenaze sahibinin yemek ve helva gibi şeyleri vermesi caiz olmaz, çünkü yemek yedirmek sevinç ve sürür alâmetidir. Cenaze evinde ise; matem vardır, yemekle uğraşmak elbette caiz olmaz. Yalnız komşu ve akrabaların, cenaze evine yemek götürmeleri müstahsendir. Ve âdâb-ı islâmiyedendir.

13.    Yemek Kabının Ortasından ve Başkasının Önünden Yemek : Meyvalarda olursa istediği yerden almakda beis yokdur. Yemeklerin ortasına Hak tarafından bereket nazil olur. Bunu hemen almak  sofranın bereketten mahrum kalmasına sebeb olur. Ömer ibni Seleme'den rivayet olunur ki: «Ben çocuk idim. Resûlullah efendimizin odasında    dolaşıyordum, yemek     zamanlarında elim sofradaki sahanların etrafında dolaşırdı. Bunu gören Resulü Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimiz :

«Ey çocuk Bismillah de, sonra önünden ye» buyurdular. «Ondan sonra artık hep önümden yer oldum». Hu-zur-u Peygamberîye bir tabak hurma gelmiş, huzurlarında bulunan Aküraş ismindeki zâta, istediğin gibi ye buyurmuşlardır ki; meyvalardan seçerek yemenin cevazma delildir, demişlerdir.

14. Kalaylanmamış Kaplardan Yemek Yemek : Bugünlerde gazetelerde okuduğumuz bir haberde, bir düğün yemeğinde, kalaysız kablarda pişirilen yemekden yiyen 150 kadar insanın zehirlenip hastaneye kaldırıldığı bildirilmekde idi. Kalaysız kabdan yemek caiz olmadığı

KARIN, YANİ MİDE İLE  İLGİLİ GÜNAHLAR

229

gibi, kalaysız gönülden de fayda değil zarar hasıl olur. Kalaysız gönülden murad, zikrullahdan bihaber kalbler-dir. Çünkü zikrullah, kalblerin hem kalayı hem de cilâ-sıdır. Zikrullahdan haberi olmayan gafiller, gerek kendileri ve gerekse etrafları için zararlı olacağından, kalaysız kabdan yemek yiyib zehirleneceklerinden şübhe yokdur.    •

15.    Cenazede, Kabristanda,  Ulemâ, Meşayih ve Büyüklerin Yanlarında Gülmek : Cenâza ve kabristanca gülmenin abesliğini söylemeye lüzum yokdur. Orasının ibret mahalli olduğu evvelce de söylenmişdi. Bu afv olunmaz gaflet, ne büyük bir gafletdir ki; âhiretin göz önüne serildiği bir yerde  bulunur da  âhireti  düşünemezse,  artık ona ne demek lâzım olduğunu siz söyleyiniz. Böylesinin ya âhirete inancı yok  veya ölümü tamamıyla  unutmuş

¦ kimsedir. Büyüklerin yanında gülmek de, onların hakkında yapılması lazımgelen ta'zîmât ve tekrimâta muhalif-dir. Ve belki de gönüllerinin kırılmasına sebep olur ki; bu da o gülen kimseye ceza olarak kâfi gelir, bir daha belini düzeltemez derler.

16.    Yemek Yerken    Ağzını Yemek    Kabına Doğru Uzatmak : Mekruhdur. Zîrâ yemek yiyenlerin tiksinmesini mucib olur. Onun için yemek yerken ağzını sahana ve yemek kabına doğru uzatmamalıdır. Ve besmeleyi de unutmamalıdır.

17.    İhtiyaç Yokken Eti ve Ekmeği Bıçakla Kesmek: Mekruhdur. Zîrâ  Resûlullah efendimiz «Eti bıçakla kesmeyiniz çünkü böyle yapmak  acemlerin     (yabancıların) âdetidir» buyurmuşdur.  Lâkin siz  eti yerken   ısıra ısıra yiyiniz. Çünkü bu kolay hazm olur ve vücuda pek yarar. Ekmeği de lüzum olmadıkça kesmemek iyidir.

18.    Ağzı Kırık Kaptan Su İçmek : Mekruhdur. Zîrâ Resûlullah efendimiz böyle kırık bardaklardan su içme-

230

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

meyi tavsiye buyurmuşlardır. Kırık bardaklar ekseriya pislik ve mikrobu sakladıklarından, yıkamakla temizlenmesi de mümkün olmaz. Tabîate de muhalifdir. İnsan iç-diği şeyi tatlı tatlı içemez.

19.    Yemek ve Su Kabına Üfürerek Yiyip İçmek :

Mekruhdur. Meyvalara da üfürmek böyledir. Gerek tozlarının gitmesi ve gerekse soğutmak kasdıyla olsun, üfürmek mekruhtur. Sebebi de malumdur.

20.    Yiyip İçtiği Kaplara  Nefesini  Vermek : Mekruhdur. Çünkü; o kabları nefesinin kokusuyla kokutmuş olacağından, kendisi için de başkaları için de memnuniyeti mucib olmaz. Bu aynı zamanda Peygamber efendimiz tarafından nehy edilmişdir.

21.    Suyu Bir Nefeste İçmek : Mekruhtur.    Bunun sıhhî zararları ma'lûmdur.     Ve Efendimiz  hazretlerinin «Develer gibi suyu birden içmeyiniz. İçerken besmele-yi şerife çekiniz. Bitince de Allaha hamd ediniz» yani (el-hamdülilah)  deyiniz, diye bizleri irşad buyurmuşlardır.

22.    Ellerini Yemek Kabının İçine Silkmek :   Mekruhdur. Zîrâ hem taamı istihfaf,  hem de başkalarım  o taamı yemekden iğrendirerek men' etmek vardır ki; müs-lümana değil, insan adını taşıyan hiç bir kimseye yakışmaz.

23.    Sofra Ortada İken  Sofradan Kalkmak  : Gelen bir kimse için veya birisinin    ihtiyacı için de sofradan kalkmak caiz değildir, demişlerdir.     Zîrâ  «sofra ortada durdukça melâikeler. sizlere duâ ederler». Yemek yemeye ihtiyacı varken, yani karnı doymadan kalkmak, ve-levki namaz için dahî olsa, yine mekruhdur.

24.    Ekmek Bulmuşken Yemek ve Katık Beklemek :

Mekruhdur. Çünkü, ekmek başlı basma bir gıdadır. Hele has buğday ekmeği olursa. Onun için «Ekmeğe ikram

KARIN, YANİ MİDE İLE  İLGİLİ GÜNAHLAR

231

ediniz; çünkü o göklerin ve yerin berekâtıdır» «Herhangi bir kavim ekmeği hafif görürse, Allâhü teâlâ hazretleri onları açlığa mübtelâ kılar.» Yani ekmeğe ikram edib, onu hor ve hakîr görmeyiniz demekdir.

25.    Yemekde Başkalarının    Lokmasına ve  Yüzüne Bakmak : Mekruhdur. Başkalarının lokmalarını nasıl çiğnediklerini gözetmek de mekruhtur. Yemek yiyenin yüzüne bakmak, onun utanmasına sebeb olacağı gibi, lokmaları gözetmek de arada soğukluğa sebeb olur demişlerdir.

26.    Kâfir ve Zâlimlerin Getirdikleri Suyu  İçmek :

Küffar ve zalemenin yemeğini yemek de, zaruret olmadıkça mekruhdur. Su haddi zatında mübahdır. Fakat küffar ve zalemenin ekser emvali haramdan olduğu için, başka su varken o sudan içmemek evlâdır, yemek de böyledir.

27.    İçi Görünmeyen Kapdan Su İçmek : Mekruhdur. Testi, kabak ve benzeri içerisi görünmeyen kablann içerisinde belki zararlı birşey olur diye, içmeyi men' etmişlerdir. Herkesin içtiği   yerden     içmeyib, ağzım bardağa değdirmeden, suyu ağzına  dökerek içmek de doğru değildir. Kibir alâmetidir.

28.    Yemek Yenirken Korkunç ve Keder Verici Şeyler Söylemek : Mekruhdur. Sükût etmek de caiz değildir. Belki tatlı sözlerle, insanların    irşadına yarar sohbetler taamın âbâbmdandır.

29.    Ekmeğin Üzerine Tuzluk, Yemek Kabı ve Benzer Şeyler Koymak : Mekruhdur. Çünkü ekmeğe ikram ile me'muruz. Bu haller ise ikrama uygun düşmez.

30.    Açlıktan Ölünceye Veya Hasta Oluncaya Kaiar Yiyip İçmemek : Bu durum günâh-ı kebâirdir. Cum'aya ve cemâate gidemiyecek kadar zafiyet de günâh-ı kebâir-dendir. Zîrâ nefsini tehlikeye ilkâ etmekdir ki; bu da Al-

232

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

lahü teâlânın emirlerine muhâlifdir. Nefsini helâkden kurtaracak kadar yemek-içmek farzdır. Namazı ayakda kılabilecek kadar yemek müstahabdır. Hadîs-i şerîfde: «Kuvvetli mü'min Allâhü teâlâya, zaîf olan mü'minden daha sevgilidir», buyurulur. «Nefsin senin bineğindir, ona nfk ile muamele eyle». Lâkin ibâdet ve taâtden aciz kalmamak şartıyla, nefsini aç bırakmakda fazilet vardır.

31. Ana ve Babasına Âsi Olarak Yemeyi İçmeyi Terketmek : Günâh-ı kebâirdendir. . Meselâ bir kişinin babası veya anası, evlâdım şunu ye, şunu da iç dedikleri halde, onları yememek ve içmemek gibi. Zîrâ anaya ve babaya, seriate muhalif olmayan yerlerde, emirlerine itaat etmek ve hattâ üstâzmm ve şeyhinin ve ulül'emri olan büyüklerin, şer'a muhalif olmayan sözlerini dinlemek lâzımken, böyle yemek ve içmek gibi şeyleri, velevki tok olsa dahî, teberrüken, emirlerine imtisâlen biraz olsun yiyerek onları memnun etmek, insanlık ve islamlık ve evlâdlık vazifelerindendir.

İFFET İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

Yukarıda zikrolunanların dışında, fercin âfetleri şunlardır:

1.    Hayızlı ve Lohusa Olan Hanımından Gömlek Altından Bile Olsa Faydalanmak : Haramdır. Çünkü hiç bir erkeğin hanımına bu hallerde    yakın olması caiz değildir. Yalnız böyle zamanlarda nefsine hâkim olamayanların, ancak gömlek üzerinden faydalanması  caizdir. Veya göbekden yukarı ve dizden aşağı olan mahallerden de istifade edilirse de, göbekden aşağı ve dizden yukarı mahallerden istifade caiz   değildir.    Çünkü buraları yasak mevzi'lerdir. Onlara yaklaşmak caiz olmaz.

2.    Tahammülü   Olmayan     Küçük Hanunıyla Cinsî Muamelede Bulunmak : Cima' sebebiyle hasta olacak hanımına da cima' yine haramdır. Tabiî bu hanımına karşı merhametsizlik olur. Halbuki mü'minin sıfatlanndan-dır ki, «İmân cihetinden ekmel olan mü'min, huy ve ahlâk cihetinden en güzel ve ehl-i iyâlma lutf ile, nfk ile muamele edendir» buyurulmuşdur.

3.    Def-i Hacet Esnasında Ay ve Güneşe Karşı Önünü Veya Arkasını Çevirmek : Günahdır. Fakat bir hâil olursa, bulut ve duvar gibi, o zaman günah olmaz demişlerdir.

4.    Bir Hayız Müddeti     Geçmeden, Aldığı Cariyeye Yaklaşmak: Caiz değildir. Hattâ öpmek ve yapışmak da

234

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

caiz değildir. Kadın köleye cariye derler. İnsanın yeni aldığı cariyeye bir ay, bir hayız görünceye kadar, yakın olması caiz değildir. (Yani rahimde çocuk olub olmadığını anlamak içindir.)

5.    Kıymetli    Şeyleri Taharetlenmede   Kullanmak  : Günahdır. Meselâ kıymetli mendil, havlu, çevre gibi şeylerle istincâ caiz olmadığı gibi, pamuk gibi şeylerle de caiz değildir. Yenilen ve giyilmesi lâzım olan şeylerle ve mak'ada zarar verebilecek kemik, kamış, billur, kömür, desti kırıkları gibi şeylerle de istincâ caiz değildir. Kemik, hayvan tersi, hayvan yiyeceği olan ot ve ağaç yap-raklanyla da, istincâ caiz değildir. «Tezek ve kemiklerle istincâ etmeyiniz. Zîrâ bunlar kardasınız olan cinlerin gıdasıdır» buyurulmuşdur.  Bundan   başka, başkasımn suyu ile, bezi ile, taşı ile de istincâ caiz olmaz.

6.    Muktedir Olduğu  Halde Hanımı İle Cinsî Muamelede Bulunmamak : Günahdır, caiz  değildir.    Bunun kesreti de matlub  değildir. «Muhakkak senin cesedinin senin üzerinde bir hakkı vardır. Hanımının da senin üzerinde bir hakkı vardır. Ziyaretçilerin de senin üzerinde bir hakkı vardır.»    Bu haklara riâyet hepimizin başlıca vazîfelerimizdendir. Malûm cesed, bir bineğe benzer. Ona bakılmazsa zaîf düşer, seni taşıyamaz ve senin işlerini göremez. Binâenaleyh vücudlanmıza, sıhhatimize, onu irfana yetişdirecek şekilde tahsiline riâyet etmek mecburiyetindeyiz. Sonra hayvanlardan aşağı kalmak durumuna düşeriz.

Halbuki insan, cesediyle insan değildir. Belki ruhuyla insandır. Ruhen tekemmül etmemiş ve kalbleri cilalanmamış olan kimselerin cesedleri, sıhhatleri ne kadar güzel olursa olsun, insanlıkdan mahrumdur. İnsanlık en büyük bir şeref ve devlettir. Onu yazık etmek kadar acı birşey olamaz. Sizin ne kadar kıymetli birşeyiniz zâyı1 ol-na, Allah esirgesin eviniz yansa,  dükkânınız yansa, va-'

İFFET  İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

235

purunuz batsa, daha neler neler, fakat bir zaman sonra bakaramız ki, Allâhü teâlânm verdiği kuvvet ve kudretle hepsi telâfi olmuş, belki daha iyisine nail olmuşsunuz-. dur.  Fakat insanlık hiç  de böyle   değildir. Onun ziyâ'ı ölüm demekdir. İş ölümle de bitmez. Ondan sonraki sorgu ve hisab daha korkunç ve daha acıdır. Zîrâ Hak Süb-hânehû ve teâlâ hazretlerinin bizlere verdiği bu kuvvet ve kudreti, bilgileri ve servetleri, nereden kazanıb, nereye harcadığımızın nisabını vermeden kimse yerinden kı-mıldamayacakdır. Onun içindir ki, kalaysız kaplardan yinen nefis yemekleri yiyenler için, nasıl zehir olub onları zehirliyorsa,  gönülleri cilalanmamış  insanlardan  da istifade edilemez. Belki kalaysız kapdan yiyib zehirlenenler gibi.  Bu gibi insanların beşeriyete zararlı oldukları, işte bugün de hepimizin gözleri önündedir. Solcu ve anarşistler de bunların birer nümûnesidir. Çünkü müslüman idareciye itaatsizlik, büyük günahlardandır. İnsan Allah'dan korkmadıkca, büyüklerine karşı saygı  ve   sevgisi olmadıkça, nasıl insan olacakdır. İnsan birçok hünerlerin sahibi olabilir, göklere de çıkar, aya da gider.-Bunların hepsi ilmin çerçevesi içindedir ve o ilmi veren de Aîlahdır. İnsanlık ise bunların çok üstündedir. Arıya bir baksana, ne güzel bal yapar. Daha bu kadar güzel bir balı Avrupalı henüz yapamamışdır. Şimdi an bu kadar güzel bal yapıyor diye başımıza tac mı yapalım. Arı yine arıdır. Yine uçan bir hayvandır. Yani yine hayvan oğlu hayvandır, vesselam.  Bal   yapmakla   hayvanlıkdan çıkmamışdır ve çıkamaz da. Şimdi sen Avrupalının bu  kadar sanatına hayran olub da, ona kıymet ve paye vermeye kalkma, o yine gâvur oğlu gâvurdur. Yani mahlûkatm en aşağı, en fenası ve en şerlisidir. (Lem yekûn sûresini iyi oku). 7.   Karısının Rızâsı Olmadan Menisini Dışan Akıtmak : Günahdır. Sözde çocuk olmasın diye yaparlar bu-

236

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

nu. Eğer her meniden çocuk olsaydı dünya almazdı. O bir takdîr-i Hudâdır. O zaman münâsebât-i cinsiyye, ancak şehvanî ve hayvani arzulara dayanır ki, bu da müs-lümanlıkda makbul birşey değildir.

8.    Özürsüz Olarak Sünnet Olmayı Terketmek : Kadınların da sünnet oldukları Arabistan beldeleri gibi bir yerde olurlarsa, onların da sünnet olması lâzımdır. Zîrâ beş şey vardır ki fıtratdandır. Sünnet olmak, avret yerlerini tıraş  etmek,  bıyıkları kesmek, tırnaklan kesmek, koltuk altlarını yolmakdır. Bu beş şey fıtrat-i İslamiyye-dendir.

9.    Cami ve Musallaya Yakın Olan Yerlere Bevlet-mek : Günahdır. Şerefi olan her mekâna ve lâzım olan mahallere bevl  etmek de böyledir.     Meselâ;  insanların oturub dinleneceği yerlere,   gölgeliklere,  ağaç altlarına, işemek de böyledir. Kuyu ve çeşme kenarlarına bevl etmek de böyledir. Fare, yılan deliğine, karınca yuvasına, rüzgâra karşı ve kabristanda bevl etmek, yol kenarına ve çadır civarına gerek işemek ve abdest etmek de caiz değildir.

AYAKLAR İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

Bunlar günâh-ı seğâirdendir.

1.    Günah Yerlerine Gitmek :    Günahdır. İsterse o ma'sıyeti işlesin, isterse işleyenlere bakmak için gitmiş olsun. Meselâ kahvehanelerde oynanan iskambil ve şâir oyunları, ister oynasın ister onları seyr etsin birdir. Deniz kıyılan da böyledir. Velhasıl ma'sıyet olunan yerlere gitmek günahdır. Ma'sıyet işlerse o da aynca günahdır.

2.    Ana ve Babasından İzinsiz Cihada Gitmek : Caiz değildir. Velevki anası ve babası kâfir olsalar dahî. Çünkü ana ve baba hakları çok büyükdür. Onların izni olmadan düşman ile harbe gitmek bile caiz değildir. Haramdır. Artık çocuklar iyi düşünsünler. Ana ve babanın hizmete ihtiyaçlan olduğu zaman, oğullarının onları bırakıb hacca gitmelerine bile ruhsat yokdur. Eğer hizmete ihtiyaçlan yoksa o zaman serbestdirler. Zîrâ «Ana ve babanın veya herhangi bir adamın evlâdına merhamet naza-' rıyla bakmasında, onun için makbul bir hac sevabı vardır» demişler. Şimdi sen sen ol da, ana ve_ babana karşı ne kadar saygılı olmanın lâzım geldiğini iyi belle.

3.    Tehlikesi Bulunan Yola Gitmek : Günahdır. Fırtınalı günlerde  ufak gemilerle    veya kayıklarla denize açılmak, yakın da olsa bir yere gitmek, eşkıyanın bulunduğu yollara, canavarların bulunduğu mahallere gitmek de böylece günahdır. Çünkü bunlarda her zaman için tehlike vardır. Cenabı Hak da tehlikelerden kendimizi korumayı emr etmişdir.

;!

il

238

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

4.    Bulaşıcı Hastalıkların    Bulunduğu Yere Gitmek Veya Böyle Yerlerden Çıkmak (Kaçmak) : Caiz değildir. Bunlardan Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz hazretleri bizleri  men' .etmişdir.  Yalnız düşmandan veya korkulu vak'alardan nâşi oralara iltica etmek caizdir. Ve bir de kemâl-i İslâmiyete ulaşmış ehl-i yakîn M, eşyada müessir ancak kâdir-i mutlak hazretleridir diye inananlar, girib çıkmakda müstesnadırlar.

5.    Davet Edilmediği Ziyafetlere Gitmek : Da'vetsiz meyyitin vasıyyetine gitmek de böyledir. Ve yine meyyitin iskât-i salâtı için, ölünün akrabası değilse, da'vetsiz gitmek caiz değildir. Çünkü böyle da'vetsiz yemeklere gidenler hakkında «hırsız olarak girmiş ve yağmacı olarak çıkan kimse gibidir» buyurulmuş ki, bir nev'i haram de-mekdir. Ve bu hal şerefsiz kimselerin hâlidir.

Uyku hâlinde veya uyanık iken ayaklarını kıbleye ve Mushâf-ı Şerife karşı uzatmak günahdır. Şer'an ta'zî-mi üzerimize borç olan bu gibi şeylere hürmetsizlik elbette caiz olmaz. Ve bunlara hürmet nisbetinde feyizyâb olunur.

6.    Zaruret Olmadıkça Mezarlıklarda Dolaşmak : Günahdır. Yalnız Kur'ân okumak ve Sûre-i Tekâsürü okumak suretiyle yürümek   caizdir demişler.   «Bir adamın, kabir üzerine oturmaktan ateş üzerine oturub üstünün yanması daha hayırlıdır»  buyurulmuşdur. Heybe içinde kitab varken hayvanın üzerine binmek caiz olduğu gibi, alt katta mushaflar varken üst katta oturmak da caizdir.

7.    Kendi Mahremleri Olsa Dahi, İki Kadın Arasında Yürümek: Günahdır. Zîrâ Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimiz men' buyurmuşlardır. Tabîatin fesadına, unutkanlık arız olmasına ve şehvetin ziyadeleşmesine sebeb olur.    Daha başka mazarratları da vardır.

AYAKLAR  İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

239

8.    Kadınların Cenaze İle Birlikte Yürümeleri : Günahdır, caiz değildir. Kadmlann kabir ziyaretine gitmeleri de caiz değildir. Bunlar hakkında la'net vuku' bul-muşdur.  Bazı âlimler erkeklerle karışma ve tehlike olmadığı hallerde cevaz vermişlerdir.

9.    Kabirlerin Üzerine Oturmak : Günahdır. Kabrin üzerinde  gezmek gibi, isterse bu kimse kabristana veya türbelere bakanlardan olsun. Hem orada yatan mevtaya ve hem de oturana ezâ edilmiş olur.

10.    Uzun Bir Yolculuktan Geldiği Zaman, Ansızın Eve Girmek : Günahdır. Bir müjdeci veya başka birşeyle haber vermek âbâbdandır.     Ve  efendimiz  hazretlerinin emridir. Kadın kendini toplar, taranır, efendi ve buna göre temizlenib gelir ve Allâhü teâlâdan o gece hayırlı ev-lâd isterler.

11.    İşçinin İş Görme Zamanında Oturması : Caiz değil, günahdır. Yalnız namaz vakıtlarında, namaz kılacak kadar bir zaman işini bırakabilir.  Şâir zemanlarda işine devam etmemesi, ücretin kendisine helal olmamasına sebebdir, demişlerdir.

12.    Hanımın, Kendine Ait Vazifesi Olan Ev İşlerini Yapmaması :  Günahdır.   Güzel geçim, erkeklerin  dışarı işlerinde çalışıb,  maişetlerini  temin etmesi, hanımefendilerin de evin iç işlerinde, temizlik, dikiş, yama, çocuklara bakma, yemek pişirme, çamaşır yıkama gibi işleri yapmaları ile hasıl olur. Beyefendi evin ihtiyacını yetiş-diremezse,    hanımefendi de evin iç işlerini ihmal eder, gezme veya başka lüzumsuz şeylerle meşgul olursa, elbette orada güzel geçim demlen şey bulunamaz. Ve bundan her ikisi de mes'ul olurlar.

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

Yukarıda sayılanlar dışında; kebâir, sağâir ve mekruh olmak üzere vücudun bir takım âfetleri daha vardır. Onları sırlamaya çalışacağız :

1.    Köle ve Cariyelerin    İsyan Olmayan    Yerlerde Efendilerine İtaati Terketmeleri : Günâh-ı kebâirdendir.

2.    Kâfir ve Zimmî Bile Olsa Komşuya Eziyet Etmek  : Haramdır ve günâh-ı kebâirdendir. Komşusunun hanımına bakmak, komşuya zarar verecek derecede binasını yükseltmek gibi. Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) buyurmuşlar ki: «Allaha kasem ederim ki, mü'-min değildir. Allaha kasem ederim ki, mü'min değildir.» Eshâb-ı kiram hazretleri:

«Kimdir o Yâ Resûlullah?» diye sormuşlar. Resûlul-lah efendimiz; «Şol kimsedir M, komşusu onun şerrinden eraîn olmaz» buyurmuştur. Bu hepimize büyük, hem de çok büyük bir dersdir. Komşu ile güzel geçinmek hem insanlık, hem de müslümanlık bakımından çok lüzumludur. Komşu, icâbmda akrabadan daha yalan olur. Meselâ akrabalarınız var amma herbiri bir yerde, her nevi hastalık, felâket, yangın, ölüm hallerinde, imdada yetişen en evvel komşudur. Büyüklerimiz bizlere numune olarak komşularına, hıristiyan olsalar bile, yine haklarına çok riayetkar olmuşlardır. Meselâ Hazreti Hasan veya Hüseyin (radıyallahü anhüma) efendilerimizin evinden, Yahudi komşusunun lağımı geçiyormuş, birgün lağım patlamış, Yahudi komşu da ziyarete gelmiş, pis kokuyu duyup:

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

241

—  Niçin bana haber vermediniz?-deyince.

—  Ceddim bana komşuya ezâ    etmemekle beraber, komşusunun ezasına tahammül  eylememi enir etmişdir. Bunu duyan Yahudi hemen müslüman olmuşdur. Biz ise bütün gün komşularla   kavga edersek hiç    yakışır mı? Komşu belki fenadır amma, Yahûdiden de fena değildir ya. Sabnn sonu selâmetdir, vesselam.

3.    Namazı Kasden Terketmek : Günâh-ı kebâirdendir. Unutsa veya uykudan uyanamasa veya imâ ile kılacak kadar kudreti olmasa, o zaman ma'zur sayılır. Çünkü, bilerek bir vakit namazın terki, açık bir küfürdür. Kul ile şirkin arasında alâmet, namazın terkidir. Herkim kasden bilerek namazı terk ederse, muhakkak şirk etmiş olur. Namazı terk ile kılmaya, kılmaya bu hal onu küfre kadar götürür ve küfre yakın kılar. Onun için günah-ı kebâirdendir.

4.    Abdesti Terketmek : Günah-ı kebâirdir. Hem de abdest a'zalarını güzelce yıkamak şartıyla. Buna  riâyet etmez ve abdest a'zâları kuru kalırsa, bu da ayrıca gü-nahdır.

5.    Gusül Abdestini Terketmek  : Kadm, erkek  cü-nüb olan kimsenin vücûdunun hiç bir yerinde, kıl kadar kuru yer kalmamak şartıyla usulü veçhile gusl etmeleri vâcibdir. Hem de gusl ederken avret yerlerini kimseye göstermemeye çok dikkat etmelidirler.    Avret yerlerini göstermek, o da ayrıca günahdır. Sonra yalnız su dökün-mek kâfi gelmez. Herhalde bir de vücudunu  ovalamak lazımdır. Zira her kılın dibinde    cenabet vardır. Onun için bütün vücûdu ovalayarak yıkamalı ve hiç bir kuru yer bırakmamalıdır. Kulakların içlerine ve göbek çukurunun içine su vermekde dikkatli' olmalıdır.

6.    Yabancı Bir Kadına Değmek:   Günah-ı   kebâirdendir.  Gerek şehvetle   olsun gerek şehvetsiz, o hâtûn

242

MÜ'MİNLERE  VAAZLAR

ister genç, ister yaşlı olsun yine haramdır. Zira bir ta-rafda şehvet bulunursa hürmet-i müsâhereyi mucib olur. Musâhere diye akraba olmak, hışmı olmak, damad olmak, güveyi olmak, gibi şeylerdir ki, bunlara mânı' olur demekdir. Hem de hakkı olmadan bir kadının elini tutmak, kıyamet gününde avucunun içine bir ateş parçası konulmasına sebebdir. Bu yüzden bütün mahlûkât içinde rezil ve rüsvay olur.

7.    Bey-i Fâsid ve Gasb Etmek Suretiyle Alınan Bir Evde Oturmak: Haramdır. Kiracı ise zorla, kirasını vermeden veya artırmadan,    ev   sahibinin   rızâsı   obuadan oturmak günâh-ı kebâirdendir.   «Herkim bir karış yeri zulmen ele geçirirse, kıyamet gününde o yer onun boynuna takılır, yedi kat yerin dibine kadar.» Yani hemen o aldığı yer değil, belki o yerin yedi kat altına kadar he-pisi onun boynuna takılır da, çek bakalım azabım derler. Buna göre, evleri gasb edib oturanların vay hâline. Tabiî dükkânlar da böyle, artık haller nasıl olur bilmem?

8.    Karı ve Kocanın Birbirinin Hukukuna Riâyet Etmemeleri : Günahdır. Erkeğin vazifesi, evinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını te'min etmesi,  vaktinde evine gelib çoluk çocuğuyla birlikde yemekde bulunması ve çocuklarının tahsil ve terbiyeleriyle alâkadar olmasıdır.  Buna  mukabil hanımefendi de  evinin temizliği,   çamaşırı, yemeği ve bütün ev işlerinde vazifesini yapması ve beyinden izinsiz evden çıkmaması, hattâ izinsiz nafile oruç tutmaması bile kocasırın haklarındandır. Abdest,  gusül, namaz ve oruca müteallik mes'eleleri öğrenib hanımına öğretmesi de kocanın vazîfelerindendir.

9.    Köle ve  Cariyelerine  Kötü Muamelede Bulunmak : Günahdır.

10.    Kötülerle Arkadaş  Olmak, Az Bir Miktar Da Olsa Onlarla Aynı Yerde Oturmak: Günahdır. Zîrâ insan

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR                      243

ma'sıyete ve haramlara böyle sürüklenir. Bunlar zikrul-j lah ve ibâdetden de ahkoyarlar, fenalıklara teşvik ederler.  İyi  insanlarla oturmanın misâli, misk kokusu  satan kimselerin dükkânına girenler gibidir ki, oranın güzel kokularından istifade ederler. Kötü insanlarla oturanların misâli  de, demirci  dükkânına .girenler gibidir ki,  oranın pis havasını alırlar ve belki de,  kıvılcımlar üzerine   isabet   etmek   suretiyle   üstlerini   de   yakmış olurlar. Tabii bu misaldir, fakat hakikat bugün herkesin gözü önündedir. Her kişi dostunun dini üzerindedir. Bu ne kadar güzel bir düsturdur. Yine kişi sevdiğiyle haşr olunacakdır. Ve yine kişi kendisini  kime benzetiyorsa; ondandır. Öyle ise, bize düşen, kimlerle dost, ahbab, kar-daş  olduğumuza dikkatle bakmamız lâzımdır. Çünkü o kimselerle haşir,   neşir olacağımız  anlaşılmakdadır.   Bu kimseler ki; imanları vardır fakat amelleri yokdur, ahlâkları çirkindir. Belki içki içerler veya kumar oynarlar veya faizden korkmazlar, belki zina da ederler. Bu gibi kimselerle  dostluk bizlere yakışmazsa,  dinsizlerle,   masonlarla, sol fikirli anarşistlerle dostluk ne kadar doğru olur bilmem? Bunun takdirini   siz  okuyucu kardaşları-ma bırakırım. Bir de insan, oğlunu everirken veya kızını gelin ederken, kime verdiğine dikkat etmesi lâzım değil mi? Hemen yüksek tahsillidir veya fabrikası vardır, apartman müteahhididir diye bir ahlâksıza veya bir dinsize kız vermek veya kızım almak doğru mudur ve şer'an caiz midir? İyi düşünmeli. Evet hıristiyan, yahûdi kızlarını almak caiz olduğundan, büyüklerden çok kimseler almışlardır.   Zîrâ   bir   peygambere ve bir kitaba ve bil Allaha'—yanlış da olsa— imanları vardır. Fakat biz onlara kızlarımızı katiyyen veremeyiz. Çünkü onlar bizin? Peygamberimize imân etmiş değillerdir. Biz alırız, çünkü bütün peygamberlere imanımız vardır. Cenâb-ı Hak

244

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Tt

cümlemize Hak yolunu ve doğruyu göstersin ve o yolda dâim ve sabit kılsın, âmîn. Bunların altında dünya sevgisi yatar. Bunlarda insanları kendilerine çekecek çok yol vardır. İhsan ise tabiî olarak dünya hayatını sever. Onun için birgün bakarsın, sen de onlar gibi olmuşsun,

vesselam.

11.    Başkasının Yerine Veya İM Kişinin Arasına Girip Oturmak: Günahdır. Mesela bir adam oturduğu yerden kalkıb gitse, eğer tekrar gelecekse, oraya başkasının hemen oturması caiz değildir. Başka oturulacak yer varken iki kimse araşma girib oturmak da böylece caiz de-^ ğildir. Böyle hareket ahlâk-ı İslâmiyeye mugayirdir.

12.    Eğilerek Selâm Vermek ve Selâm Almak: Caiz değil,  günahdır. Eğer şerrinden korkulur bir kimse ise, birazıcık eğilmeye müsâade edenler olmuşsa da, ehl-i takvaya hiç de yaraşmayacağı cümlece ma'lumdur.

13.    Nazardan Korunmak Veya Eşinin Muhabbetini Celbetmek İçin Boncuk ve Benzeri Şeyler Takmak, Çocukların Basma Çitlenbik Ağacı Çatalı, Kurt Dişi ve Çaylak Tırnağı Takmak: Caiz değil, haramdır.

14.   (Vücuduna Dövme Yaptırmak:   Caiz   değil,  haramdır.

15.    Hayvan Üzerinde Uzun Süre Durup Konuşmak, Dinlendirmesi. Gerekirken Dinlendirmemek:    Günahdır. Çünkü hayvana acımamak   ve   merhametsizlikden  ileri

gelir.

16.    İki Veya Daha Fazla Kişi Yola Çıktığında, İçlerinden Birini İmam Seçmemek : Haramdır. Bu hususda Nebiy(-)yi Zîşân Efendimizin de emirleri vardır. Binaenaleyh hem ev içinde hem de ev haricinde buna dikkat edilmesi pek makbul olur. Evlerdeki geçimsizliğin başı, bu emre uyulmadığından ve herkesin kendi basma buyruk olduğundan nâşîdir.

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

245

17.    Gücü Yettiği Halde Borcunu Ödememek:   Günahdır. Bu, tabiatiyle alacaklıya karşı bir zulüm ve ah-lâksızlıkdır.  Herkesin birbirine ı'timâdını   ğayb etmesine  sebeb  olur,  ahenk bozulur. Buna, sebeb olanlar da günaha girerler.

18.    Düğün Yemeği Hazırlamayı Terketmek : Günahdır. Evlenenlerin, velev bir koyun kesmek suretiyle dostlarını  çağırıb ziyafet yapması Peygamberin de emridir. İmkânı olanların bunu yapmaları gerekir. -Halbuki düğünlerde ne fuzûlî masraflar olur da, ona katlanılır. Fakat bir koyun kesib ziyafet yapması zor gelir. Gelini alıb hemen bal ayı deyib kaçarlar ki; bu da çok ayıbdır ve günahdır. İnsan o mübarek günlerini otellerde geçirsin, ne kadar çirkin bir hareketdir.

19.    Namazda Tâ'dîl-i Erkânı Terketmek: Günahdır. Tâ'dîl-i erkân, namazın rükû' ve sücudlarmda acele etmemesi ve hattâ Kur'ânı acele ile okumaması, namazın erkânıdır. Bunun aksini yapmak caiz değildir. Rükûu güzelce yapmak ve hiç olmazsa üç kere (Sübhanerabbiyela-zîm) demek ve sonra rükû'dan kalkıb hemen secdeye gitmeden hiç olmazsa bir kere (Sübhanerabbiyelazîm) diyecek kadar ayakda durmak efdal ise de, rükû'da okuduğu kadar yani üç kere (Sübhanerabbiyelazîm) diyecek kadar ayakda durmak ki, buna (Kavme veya kıyam) derler, ef-daldır. İşte bunları terk etmek  namaza hürmetsizlikdir ve günahdır. Namaz ne kadar ağır ve huşu' ile kılınırsa o kadar sevabı ve fazileti çok olacağında şüphe yokdur.

20.    Bir  Özrü Olmaksızın Yüzüstü  Yatmak:    Caiz değildir. Arka üstü yatmak Peygamberin ahlâkı, sağ veya sol tarafa yatmak mü'minlerin hali, yüz üstü yatmaksa küffâra âitdir ve mezmumdur. Ebû Zer hazretleri der ki:

— Ben karnımın üstüne yatmışdım, Resulü  Ekrem

246                                  MÜ'MİNLERE VAAZLAR

(Sallallahü Teâlâ Aleyhi ve Sellem) hazretleri beni gördüler ve bana:

«Yâ Cüneydî, bu yatış ehl-i cehennemin yatışıdır» buyurdular. Bu haber bizlere böyle yüzüstü yatmanın doğru olmadığını bildirmektedir.

21.   Namazda   Safları   Düzeltmemek   ve   Aralarda Açık Yer Bırakmak:   Günahdır.   Namazda saflann doğruluğu kalblerin doğruluğuna ve bilâkis saflann eğri büğrü olması da, cemâatin kalblerinin bozukluğuna delâlet eder. Ve bir de saflarda açık yer varsa, geride kalanlardan birinin orayı doldurması lazımdır. Saflann bozukluğu kalblerin ihtilafma sebeb olur. Ve muhakkak Allâhü teâlâ hazretleri ve melekleri saflar arasındaki boşluklan dolduranlara duâ eder ve rahmet-i ilâhiyeye mazhar olurlar. 22.   Namazda İmâma Muhalefet Edip,  Rükû,  Secde ve Kıyamı Ondan Evvel Yapmak: Günahdır. İlk tekbîri alırken   (Allâhü ekber)   lafz-ı celîlinin   (r)   harfini imamdan evvel söylese bu adamın imama uyması sabin olmaz demişlerdir. İmamdan evvel Rükû' eden veya imamdan evvel secdeden başını kaldıran kimsenin tekrar rükû' ve sücûda dönmesi lâzımdır. Çünkü namazda imama uymak vâcibdir. Bunun  aksini yapanlar imama muhalefet etmiş sayılırlar. Binaenaleyh imamdan evvel başlarını kaldıranların, başlarının köpek basma çevrilmesinden korkulur. Ve bundan emin de olamazlar. Bu namazlar esasen kabul "olunsa dahî, eksen ulemâ bu namazların iadesi tarafına gitmişlerdir. Fakat cemaatin tekbîri imamın tekbîrinden sonra olmasına çok dikkat lâzımdır. 23.   Üzerinde Bulunan Farz Namazları Kaza Etmemek, Oruç, Zekât ve Hac Borcunu ödememek: Günahdır. Bunların sayısını bilmezse, tahminen «şu kadar sene ve-¦    yâ şu kadar gün» diye ve tertibe de riâyetle «en evvel üzerimde kalan» mesela «sabah namazının farzına, sonra

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

247

] en evvel üzerimde kalan öğle, ikindi, akşam, yatsı ve vitir namazlarının kazasına» niyet edib kılarak, bir günlük borcunu  ödemiş olur. Sünnetler  kazp   edilmez.  Üç

: şeyin edâ ve muhafazasına riâyet edenler, Allâhü teâlâ-nın hakîkaten hak velîsi olup, bunları terk edenler de yi-. ne Cenâb-ı Hakkın hakîkî düşmanı addedilmişdir. Bu üç şey de: Namaz, oruç ve cünüblükden gusüldür. «Herkim, herhangi bir sebeble namazı unutub kılamadıysa veya uyuyub kaldıysa, aklına gelince hemen kılsın, bu da onun kefaretidir.» Binaenaleyh namaz ve oruç pek mü-him bir erkândır. Edâ edenlerin dünya ve âhirette pek büyük ni'metlere nail olacaklarında hiç şüphe olmadığı gibi, vaktinde edâ edemeyenler ve kazasına da muvaffak olamayanlar ise, dünya ve âhiret hüsranına müstehak olurlar. Allâhü teâlâ hazretleri cümlemizin muîni olsun, âmîn.

24.    Nezir (Adak)ları Terketmek: Günahdır. Meselâ «şu işim olursa fukaraya şunları vereyim, bir kurban keseyim, şu kadar oruç tutayım» gibi nezirleri mümkün olduğu halde yapmamak günahdır. Hem sözünde  durmamış olur, hem de va'dinde. Cenâb-ı Hak da ahdinizi ve nezirlerinizi yapmayı emr eder.

25.    Sadaka-i Fıtri Terketmek : Günahdır. Hattâ hizmetkârları, köleleri için de vermek lâzımdır. O köle kâfir dahî olsa demişlerdir.  Sadaka-i fitir vâcibdir. Vacibi terk elbette  günahdır.  Sadaka-i fitir her hür ve köleden, büyük ve küçük, Yahudi ve Nasrâni dahî olsalar veya Mecusî de olsalar,' buğdaydan yarım sağ, hurma ve arpadan bir sağ verilmesi emr olunmuşdur.

26.    Kurban Bayramında Kurbanım Kesmemek: Günahdır. Vakti olan çocukları için  de kesmemek günahdır demişlerdir. Kadınlara da, vakitleri yani malî durum-lan müsâid ise, kurban vâcibdir. Bu kurbanlar hem Sı-

248

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ  GÜNAHLAR

249

rat köprüsünden geçmemize ve hem de kurtulmamıza se-beb olur. Hem de fukara ve ev halkı sevinirler. Bu sürür da insana yeter ve artar. Allâhü teâlâ hazretleri cümlemizi hayırlı amellere muvaffak kılsın, âmîn.

27. Keffâretlerini Yerine Getirmemek: Hanımının bir uzvunu anasının veya kız kardaşmm bir uzvuna ben-zetse (zıhar) denilen kefaret lâzımgelir. Ramazan ayında kasden orucunu yerse, buna da kefaret lâzımgelir. Yemin keffâreti, on fukarayı doyurmak veya arka arkaya üç gün orucdur. (Zıhann) ve orucun kefareti de; 60 gün birbiri arkasına oruç tutmakdır. Oruç tutamazsa 60 fakire birer ramazan fitresi verilir. İşte bunları yapmamak da ayrıca günahdır.

28. Cihâda İştirak Etmemek: Kat'iyyen haramdır. Zîrâ «bir müddet harb saflarında düşmanla fîsebîlillah döğüşmek 60 senelik nafile ibâdetten hayırlıdır» buyurul-muşdur. Halbuki fîsebîlillah harbin çok nev'ileri vardır. Ve her zaman düşmanla harb de olmaz. Halbuki biz her ân ve saatte gerek nefsimizle ve gerekse mensub olduğumuz cemiyet içerisinde, daimî bir suretde mücâdele ve muharebe halindeyiz. Hattâ evlerimiz içinde, yetiştirdiğimiz evlâdla'rımız ve ailelerimizle de mücâdelemiz devam etmekde olduğunu unutmamak lâzımdır. Bunu ihmâl ettiğimiz gün, mağlubiyetimizin tahakkuk ettiği gündür.

29. Namazını Kılmamakta Israr Eden Hanımım Evinde Tutmak: Günahdır. Zîrâ namaz kılmayan hâtûn, ısrarla nıa'sıyet içerisindedir. Halbuki böyle ma'sıyette musir olanlarla görüşmek, bir yerde bulunmak haram olduğu için, böyle günahkâr bir hâtûnla oturmakdaki günah da bundan ileri gelmektedir. Çünkü amden, kasden, bile bile namazı terk etmek günâh-ı kebâirdendir. Hattâ daha ileri gidip küfürdür diyenler de vardır. Binaen-

aleyh böyle târik-i salat olan bir namazsızla -ki adüvvul-lah olduğu biraz evvel beyan olunmuşdu- muaşeret etmek, gece gündüz onun yüzüne bakmak, musallî bir mü'-mine lâyık değildir. Hattâ kefaretini verecek parası olmasa dahî, Allâhü teâlânm rahmetine 'sığınarak borçlu olmak daha evlâdır demişlerdir.

30.    Kur'ân, Tefsir, Hadîs ve Fıkıh Kitaplarını Başının Altına Koyup Yatmak: Günahdır. Yalnız hırsızdan saklamak ve korumak için olursa beis yokdur, demişlerdir.

31.    Kendisi Kullanmasa Dahi, Oyun ve Çalgı Âletlerini Evinde Bulundurmak: Günahdır ve haramdır. Oynarsa ayrıca günahı vardır. Bu gibi çalgı ve oyun âletlerini almak ve bunları öğrenmeye çalışmak,  yasakdır. Bunların ticaretinde de hayır yokdur ve parası da haramdır, buyurulmuşdur.

32.    Fırtınalı Bir Havada,  Yüzme Bilmediği Halde Gezmek Veya Ticâret Yapmak İçin  Kayığa ve  Gemiye Binmek: Caiz değildir. Lâkin cihâda, hac yoluna gemiye binib gitmek caizdir demişlerdir.

33.    Kafeste Kuş Beslemek: Günahdır. Tavuk, hindi veya kaz gibi  hayvanları beslemek caizdir. Hevây-ı nefse,   zevke, şehvete    müteallik bütün şeyler de böylece günahdır.                                                                .

34.    Bakkal, Manav, Veya Kasaba, Mal Almadan Önce Para Vermek: Caiz değildir. Bir nevi' faizdir. Ma'lum bunda iki taraf için de menfaat vardır. «Her ödünç verilen şey bir menfaat temin ediyorsa o faizdir» buyurul-muş. Sonra bunda ikinci bir zarar da vardır, ki belki bu sefer  fırsat elde olduğundan,   satacağı  malı değerinden fazlaya verir ve deftere de istediği gibi yazar ve birgün «alacağınız bitmişdir, efendim»   der, siz de sesinizi bile çıkaramazsınız.

250                                MÜ'MİNLERE VAAZLAR

35.    Başkasının   Malını Zorla  Alan Kimseden Mal Almak, Bu Maldan Faydalanmak ve Yemek: Caiz değildir. Zîrâ iki tarafın rızâsı yokdur. Binaenaleyh bunu yemek helâl olmaz demişlerdir.

36.    İsraf Eden ve Ma'siyete Harcayacağı Bilinene Sadaka Vermek: Caiz değildir. O sadaka, her ne kadar az olsa dahî yine caiz değildir demişler. Çünkü sadaka, mesârif-i şer'iyyesini tavsiyeden caiz olan fukaranın zaruretini gidermek için meşru' kılmmışdır. Yoksa ma'siyete sarf edilmiş  olur ki;  bu Allâhü  teâlânın emirlerine

muhalifdir.

37.    Cami İçinde Sadaka Vermek: Caiz değildir. Ancak mescidin bir kenarında oturmuş, fakr-ü zarureti ma'-lum kimselere sadaka vermekde beis yokdur demişler.

38.    Üzerinde   Kur'ân'dan  Bir   Parça   Yazılı Bulunan Eşyaya Hürmetsizlik:   Günahdır.   Her nerede olursa olsun yazılı birşeyi gördükde  ona hürmeten kaldırmak, ayak basmayacak bir yere koymak ve lâzım gelen saygıyı göstermek müslümanlık vecibesidir.

39.    Gizli Faiz Yemek : O adama param yok, lâkin şu malı sana satarım, sen de benden alırsın, sonra aldığın malı bana tekrar istediğim fiata peşin parayla satar, sen de böylece bana borçlu olursun» der. Mesela yüz kuruşa sattığı malı o adamdan seksen kuruşa geri alır, bu suretle adam da yüz kuruş borçlu kalır. Aradaki yirmi kuruş gizli faizdir. Bunun adını (ine) diyorlar, ki güya faiz almıyormuş, yapdığı alış verişmiş, fakat bu halis faizdir ve buna hiyleli faiz demek doğru olacak. Faizcilerin îçad ettikleri bir hıyle yoludur. Onun için de haramdır ve günahdır. Siz böyle hiyleli faiz yollarında kazanç te'min eder ve zirâat bahçelerini i'mâr için öküzün kuyruğuna yapışır da zirâate razî olur, cihâdı terk ederseniz, Allâhü teâlâ da sizlere öyle bir zül verir ki, dininize dönmedik-

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

251

ce o zülden kurtulamazsınız. Çalışmadan para kazanmak gayesiyle faizi icâd etmişlerdir. Bu yüzden memleketde her türlü sıkıntı ve pahalılık, darlık husule gelmesine yegâne sebeb faizdir. Zengin kazanır,- fakat sıkıntıyı fakîr çeker, halk çeker. Mesela, yüz liraya alacağınız bir ayakkabıya faiz sebebiyle on veya yirmi liranın ilâvesi tabiîdir. O zaman bu yirmi lira faizi siz ödüyorsunuz ve ayakkabıyı yüzyirmi liraya alıyorsunuz. O halde faiz parası, parayı alandan değil, malı alandan çıkıyor. Ve bu suretle herşey de o nisbette pahalı oluyor. Onun için Cenâb-] Hak faizi haram kılmışdır. Kazancında hiç de hayır yoktur. Çünkü fukaranın hakkı geçmişdir, cezasını elbet bu-lacakdır.

40.    Yanlışlıkla Başkasının Malından Faydalanmak: Haramdır, günahdır. Meselâ, kendi teşbihi zannıyla başkasının teşbihini veya mendilini veya ayakkabısını veya elbisesini kullanmak caiz değildir. Sahibi ma'lum ise hemen ona geri vermek vâcibdir. Sahibi belli değilse o zaman sokakda bulunan ğâyıb olmuş mal gibi beytü'1-mâ-le teslim olunur, kullanılmaz.

41.    Kabristanda Kandil ve Mum Yakmak: Haramdır ve israftır. Bazı yol üzerlerinde bulunan kabristanlara kandil yakarlar, ki oradan geçenler bu ışıkdan faydalansınlar diye. Fakat bugün her yer elektrik ışığı ile aydınlıkdır, artık mum yakmak iki katlı haramdır. Kabristanlarda, türbelerde namaz kılmak da mekruhdur. Eh-lullah ve ulemânın kabirlerinde kandil yakmak caizdir.

42.    Bağışladığı Hibeden Dönmek:     Caiz    değildir, iki taraf razı olursa beis yokdur. Veya hâkim hükm ederse caizdir. Bu ehl-i takvaya yakışmaz ve caiz de değildir, fakat ehl-i fetva caizdir demişler.

43.    Yollarda Oturmak:    Caiz değildir.   Zîrâ yollar umumun istifadesi için açılmışdır. Oturmak caiz olmaz-

252

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

sa, oralara dükkân yapıp herkesi müşkülâta düşürmek hiç

caiz olur mu?

44.    Esnerken Ağzını Açmak:   Caiz   değildir.   Eğer namazda esnerse, sağ eliyle ağzını kapar, namaz haricinde ise, sol eliyle ağzmı kapamak gerekdir.

45.    Güneşde Veya Vücudunun Yansı Güneş Yansı Gölgede Olarak Oturmak: Caiz değildir.

46.    Zikir, İlim Veya Yemek Meclislerinin Ortasında Oturmak: Caiz değildir.

47.    Bıyıklarım Haddinden Fazla Uzatmak: Caiz değildir. Çünkü bıyıkları kesmek ve sakalı uzatmakla emr

olunmuşuzdur.

48.    Kenarlan    Çevrili    Olmayan Damda Uyumak:

Caiz   değildir. Çünkü uyku sebebiyle düşmek  tehlikesi

vardır.

49.    Ağzmda Yemek Bulaşığı ve Kokusu İle Yatmak :

Caiz değildir.

50.    Sefer Müddeti İçine Giren Yola  Bir Veya İki Kişi Olarak Çıkmak: Caiz değildir. Belki dört sâlih kimse olarak yola devam etmek ahsendir.

51.    Soğan ve Sarımsak Kokusu İle Mescide Gitmek: Caiz değildir. Zîrâ o koku herkesi rahatsız eder.

52.    Ana Rahmindeki Dört Aylık Çocuğu Düşürmek: Günah-ı kebâirdendir. Zîrâ dört  ayda çocuğa ruh nefh olunur. Artık onu düşürmek katil olmak demekdir. Dört aydan evvel olan düşüklerin günâhı bir derece aşağıdır. Mal ve hayvanâta bakmayıb helakine sebeb olmak da

günahdır.

53.    Gün Doğarken, Batarken ve Akşamla Yatsı Arasında Özürsüz Uyumak: Caiz değildir ve günahdır. Uyku yedi veçhiledir. Biri gaflet uykusudur; zikir meclislerinde uyumak; ikincisi; şekavet uykusudur; namaz vakitlerinde uyumak; üçüncüsü,  lâ'net  uykusudur;   sabah

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

253

vakti uyumak; dördüncüsü, ukubet uykusudur, şafakdan sonra uyumak; beşincisi, rahatlık uykusudur, öğleden sonra uyumak; altıncısı rahmet uykusudur; ikindiden sonra uyumak; yedincisi hasret uykusudur, Cuma gecesi uyumak.

54.    Edep Yerleri   ve   Koltuk    Altlarındaki Kıllan, Tüyleri Kırk Gün Durdurmak: Caiz değildir, günahdır. Onbeş günde bir kere temizlemek efdaldır. Kırk günden fazla  kesmemek daha  fazla günahdır.  Beş  şey  fıtratın icâbıdır. Sünnet olmak, avret yerlerini tıraş etmek, bıyıkları uzatmayıb  kesmek,  kırpmak,  tırnakları kesmek, koltuk altlanm tıraş edip temizlemek, hem İslâmm, hem de temizliğin icâbıdır. Yapmamak günahdır.

55.    Mab İle Aile ve Çocuklarını Çeşitli Memleketlerde Bulundurmak:   Haramdır.   Zîrâ   kendini,   fikrini, kalbini dağınıklığa düşürmeye sebeb  olur. Bu da onun güzel bir ibâdet edebilmesine mâni olur. Zîrâ Allâhü Cel-le ve Alâ hazretleri buyuruyor ki: «Ey âdem oğlu, benim ibadetimi   güzelce   yapabilmen   için   kalbini dünya meşgalesinden hâli ve boş kıl ki; ben senin sadrının içini zenginlikle doldurur ve fakir yollarını tamamıyla kaparım, rahat edersin. Eğer böyle yapmazsan ellerini, yani seni meşgul ederim.  Çalışmakla beraber fakirlikden de bir türlü kurtulamazsın.» Ömrün de boşuna zayi olur, rahatlık da göremezsin demekdir. Onun için çok ve dağınık işler makbul değildir. Büyük bir su ne kadar parçalara aynlırsa o kadar zayıflar, kuvvetini ğayb  eder olduğu herkesçe ma'lumdur.

56.    At,   Katır ve Merkeb Eti Yemek ve Sütlerini İçmek: Haramdır.  Yırtıcı  hayvanların  etini yemek ve sütünü içmek de böyledir. Atm etini yemek de mekruh-dur demişlerdir.

254

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

57.    Etleri Yenilen Hayvanlardan, Pislik Yiyenlerin Etini Yemek: Caiz değildir. Belki bu gibi hayvanlar üç dört gün habs edilerek sonra kesmek daha uygundur demişler ki; tavuk bahusus necaset karıştırıb yediği görü' len ve bilinen birşeydir. Ama hususî evlerde necaset bulunmadığı takdirde hemen kesib yemek olur.

58.    Erkek Hayvanları Dişilerine  Çekmekden Ücret Almak: Haramdır. Şer'an bundan nâşî para almak caiz

değildir.

59.    Sahralarda Bulunan Kuyuyu ve Ziraat Etmek Şartıyla Suyu Satmak: Caiz değildir. Çünkü böyle şartla satış bey'i ifsâd eder. Sahradaki kuyu da umuma âit-dir, kimse onu satmağa kalkamaz.

60.    İhtiyacından Fazla Olan Suyu Satmak: Caiz değildir.  Ehl-i İslâm üç şeyde müşterekdirler. Su, ot  ve ateş. Sâhibsiz yerde bulunan su, ot ve ateş demekdir, yoksa kendi mülkünde olan ot da, su da, ateş de kendisine âitdir. İster satar, ister dağıtır.

61.    Hayvan Karşılığı Et Satmak: Caiz değildir. Câ-hiliyyet âdetindendir.  Mesela kesilmiş koyunun etinden beş kilo eti, canlı kuzuya mukabil satmak gibi. Ve veresiye olarak hayvanı hayvan mukabili satmak da caiz değildir.

62.    Bir Malı, Satandan Teslim Almadan Başkasına Satmak: Caiz değildir. Çünkü evvela aldığım ölçmek veya tartmak lâzımgelirken, bunu yapmadan satmak ve alanın da kezâlik ölçerek veya tartarak alması lâzımgelirken bunu yapmadan almakla, fazla veya noksan ihtimâli  olan bu alış verişin bir de faizden hâlî olmamasıdır ki, caiz kılınmamışdır.

63.    Deve, Sığır ve Koyun Gibi Hayvanları, Çok Sütlü İmiş Gibi Göstermek İçin Sütünü Sağmadan Satmak :

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR                     255

Caiz değildir. Bir nevi' hiyle ve yalancıhkdır. Ve alıcıyı aldatmakdır. Onun için yasak kılınmışdır.

64.    Ağzını Yakacak Derecede Sıcak Yemek Yemek:

Caiz değildir. Bu hem hastalıklara sebeb olur hem  de yemeğin bereketi olmaz.

65.    Mezarların Üzerini Bina Gibi Yaptırmak; Kabri Kireç ve Harçla Yapmak: Caiz değildir, israf dır, ya-zıkdır. Belki bu paralar hayır ve hasenata, fakir ve fukaraya, ilim cemiyetlerine teberru edilse daha güzel olur. . Çünkü o yapılan mezar ve binanın ölüye hiçbir faydası yokdur. Ölmeden kabir yeri almak ve onu hazırlamak da caiz değildir.

66.    Uzak ve Yakından da Olsa, Erkeğin, Evine Gece Geç Gelmesi:  Caiz değildir. Amma zarurî geç kalan vapur, tiren ve otobüslerle geldiği vakit, bir mecburiyet-dir.  Fakat daha evlâsı geleceğini mektub,   telgraf veya başka bir şekilde haberdar etmek daha doğrudur. Zîrâ evin halinin ve kadının perişan bir şekilde görülmesi elbette doğru olmaz. Onun için mecburî olarak evine gelmiş bile bulunsan, hanımın yanma  gitmemek daha lâyık ve evlâdır.

67.    Hayvanı, Yiyecek ve İçecek Vermeyerek Ölfin-¦ ceye Kadar Hapsetmek: Yılan ve akreb gibi muzır hay-. vanlân böyle açlıkla öldürmek caizdir. Arının, balını almak için ve kozanın içindeki ipek böceğinin öldürülmesine de cevaz vermişlerdir. Çünkü bunlardan başka türlü istifâde edilir mi?

68.    Mezar Taşlarına  Yazı Yazmak,   Mezarların  ve Mezar Taşlarının Üzerine Basmak: Caiz değildir. Mezar-taşma ancak mevtanın adını yazmak kâfidir. Allâhü te-âlânm isimlerinden veya Kur'ândan birşey yazmak veya (Lâilâbe illallah veya hüvel-bâM)   gibi   yazıları   yazmak

256

AAÜ'MİNLERE VAAZLAR

doğru değildir. Sonra birgün onların ayaklar altında çiğ-neneceğini unutmamak lazundır.

69.    Uyanıkken Veya Uyurken Ayak Ayak Üstüne Koymak: Haramdır,  caiz değildir.  Mütekebbir ve   küf-

far âdetidir.

70.    Sağ Eliyle Edeb Yerini Tutmak: Günahdır. Çünkü sağ eller Kur'ânı tutmak ve yemek yemek gibi şerefli işlerde kullanilır. Sol el de taharet esnasında kullanılır. Bunlara dikkat gerekdir.

71.    Tek Ayakkabı İle Yürümek: Caiz değildir. Ya ikisini birden  giymek veya ikisini birden çıkarmak lâzımdır.   .

72.    Sık Sık Saçını ve  Sakalını Taramakla  Meşgul Olmak: Mekruhdur. Böyle hareket edenin hafif akıllnV ğma veya sefihliğine hami olunur. Arasıra taramak âdab-dandır. İfrat ve tefritten ictinab lâzımdır. Hem ayakda değil, otururken taramak lazundır.

73.    Geceleyin Meyve Toplamak ve Ekin  Kesmek: Mekruhdur. Gerek ağacın üzerinde  ve   gerekse  yerden koparsın caiz değildir. Zîrâ dalların kırılmasına veya zehirli bir böceğin bulunmasına veya ham meyvaları koparmak   gibi çeşitli zararları olabilir.   Herhalde   mecbur olmadıkça gece koparmakda kerahet vardır. .Tarlada bulunan mahsulünü gece eliyle veya âletle yolmak ve koparmak, biçmek de caiz değil, mekruhdur.

74.    Üzerine Kapanarak, Yatarak Veya Sağ ve Soluna Dayanarak Yemek Yemek:   Caiz  değildir.  Bunlar hakkında hep peygamberimizin nehyi vâki' olmuşdur.

75.    Sabahleyin Güneş Doğmadan Alışveriş Etmek: Mekruhdur. Zîrâ bu vakıtlar zikir, fikir ve ibâdet vakıt-larıdır. Böyle ibâdeti haseneyi terk edib, âdî şeylerle meşgul olmak,   dünyaya muhabbetin alâmetidir. Yâ  günah şeylerle meşgul olmak ne kadar fenadır.

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

257

76.    Küçükken Yavrusunu Satmak İçin Koyun Beslemek : Caiz değildir, mekruhdur. Bunda hem hayvanın ziyan olmasma hem de büyüdüğü zaman ondan daha çok fayda ve istifade olunacağına göre, daha doğar doğmaz az bir zaman içinde derisi kıymetli olurmuş diye  satmak günahdır. Hem anasını evlâdından ayırmak da ayrıca günahdır.

77.    Kesilen Hayvanın Ölmezden Evvel Başını Vücudundan Ayırmak: Haramdır ve günahdır. Zîrâ hayvana zahmet vardır ve merhametsizlikdir.

78.    Kibir Alâmeti Olarak, Kaplan ve Benzeri Hayvanların Postu Üzerine Oturmak: Haramdır. Kibir alâmeti olan herbir seccade ve minder gibi şeylerin üzerine oturmak da böyledir.

79.    Namazda, Haricinde veya Uykuda Ağzını Bir-şeyle Kapamak.

80.    Yaptırdığı Binayı .İhtiyacından Fazla, Yüksek ve Muhkem Yaptırmak: Bu durum, dünyaya meyil ve muhabbetin alâmetidir. Ve ömrü, serveti boşa zâyî' etmektir. Bugün taş devrindeki gibi gayet mükemmel ve yüksek binalara paraları harcamaktansa, bunları ihtiyaca kâfi derecede ve gayet basit, hem de az masrafla yapıp, artan paralarla, elbirliğiyle, muhtaç olduğumuz fabrikaları inşa ederek, ordu, devlet ve millet ihtiyaçlarını temin etmeğe çalışsak, hem vatan evlâtları Avrupalıların kapılarına gidip çalışmak bahasına ahlâklarını bozmazlar ve hem de memlekette bol bol iş bulabilirler. Bugün bir ruh hastası geldi. Kur'ân okumasını bilir misin? diye sordum. Bilmem dedi. Namaz kılar mısın? dedim. Hayır dedi. Yaşı otuzu geçkin. Din mekteplerinin lüzumuna, devamına ve çoğalmasına nasıl lüzum var, meydanda. Paralan binalara harcayıp da vatan  evlâtlarını böyle câhil bırakmak olur mu? Bunun için ihtiyaçtan fazla bina

 

258                            MÜ'MİNLERE VAAZLAR

yapanlar, yarın kıyamet gününde onları sırtlayıp taşımakla mükellef olacaklar ki; dünyada iken servetlerini ihtiyaç yerlerine değil, böyle dünya ziynetlerine harca-1 dıklarınm cezasını çekeceklerdir.

81.    İçi Görünecek Derecede İnce veya Pek Kalın veya Pek Uzun veya Pek Kısa Elbise Giymek: Bu gibi elbiselerden sakınıp ı'tidale riâyet ile «bütün işlerin hayırlısı ortasıdır» hikmetine uymak daha evlâdır. Resûlul-lah Efendimiz hazretleri bunlardan bizleri men' buyurmuşlardır.

82.    Arife Günü Hac Yapmadan Hac Vazifesinin Yapıldığı Bayram Günlerinde Umre Yapmak: Hacdan evvel umre diye buna derler. Yoksa senenin her gününde um e yapılabilir. Arife ve bayram günleri müstesna olmak şartıyla.

83.    Muvakkat Nikâh (müt'a nikâhı): Bu nikâh nesh edilmiştir.   Yani   hükmü   kaldırılmıştır.   Bir hâtûnu bir haftalık, onbeş günlük, bir aylık, bir  senelik diye muvakkaten nikahlamak caiz değildir.

84.    Fâsık ve Fâcir Olduğu Bilinen Kimseye, Genç, Delikanlı Kölesini Satmak: Zira f âsıkın günah işlemesine sebep olur.

85.    Haram Olduğunu Bildiği Nesneyi Yerken veya İçerken Unutarak veya Sehven Evvelinde «Bismillah» ve Sonunda da «Elhamdülillah» Demek: Bile bile derse Allah muhafaza etsin kâfir olur demişlerdir. Zîrâ harama besmele denmez.

86.    Hanımıyla Mülâabe Etmeden (Oynaşmadan) Cinsî Muamelede Bulunmak: Kadının şehveti tamam olmadan ayrılmak doğru değildir. Bu acizlik alâmeti ve kadına da ezadır. Kişide üç şey vardır ki acizlik alâmetidir. Tanışmasını sevdiği kimseye mülâki olur da, onun ismini ve nesebini öğrenmeden ayrılır. İkincisi kardaşı

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

259

ona ikram eder de, o ikramı kabul etmez. Üçüncüsü cariyesine yalan olur da cariyenin nefsini hoşlandırmadan ve onunla oynaşmadan kendi nefsini tatmin edip, o kadının nefsinin de tatmin olmasını beklemeden ayrılmaktır, buyurulmuştur ki; pek doğrudur. Zîrâ her nefsin hakkı vardır. Kendi haceti bitince hanımın da hacetinin bitmesini beklemek lâzımdır.

87.    Bindiği  Atın   Eğerinin   Üstüne Kırmızı  Birşey Örterek Binmek: Zîrâ kibir ve gurur alâmetidir.

88.    Arslan, Kaplan, Kurt ve sair Yırtıcı Hayvan Derilerinden  Ma'mul  ve   Benzerleri   Şeylerle Evleri Döşemek : Zira bunlar acemlerin bindikleri ve kullandıkları şeylerdir ki, «Her kim kendisini kime benzetirse onlardandır.» kaidesini unutmamak lâzımdır. Maalesef bugün bu kaide, hemen tamamıyla unutulmuş durumdadır. Av-rupavâri yaşamak, artık umuma sirayet etmiş bir âdettir. Hak cümlemizi korusun.

89.    Yemden Ev Yaparken Temele Kurban Kesmek: Kesilen hayvanın eti dahî yenilmez. Kurban ancak Allah için kesilir. Binaenaleyh temellere kurban keserken, Cenâb-ı  Hak'kın kendisine lütfettiği bu ni'mete şükran ve yine yalnız Allah için kesilir. Ve eti de orada çalışan işçiye verilir.

90.    Ölülere Söğmek:   Kim  olursa olsun haramdır. Velevki cinnî de olsa.

91.    Yalnız Cuma Günü Oruç Tutmak: Çünkü o gün mü'minlerin bayramıdır. Lâkin Cumaertesi veya Perşembeyi de eklerse, yani o günlerde de oruç tutarsa caizdir demişlerdir.

92.    Arefe Günü Oruç Tutmak:   Bu arefeden kasd, kurban bayramının arefesidir. Hacılar için demektir. Zira arefe günü, duâ ve ibâdet günüdür. O gün zaîf düşüp duadan ve şâir   ibadetlerden   mahrum   kalınmasın   diye

260

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

nehyolunmuştur. O gün zaîf düşmeyip, ibâdette ve duada kusur etmeyeceğini bilen için oruç tutmak caizdir demişler.

93.    Şek Gününde Oruç Tutmak: Yalnız ayı kendisi görürse,  o zaman yalnız kendi nefsine oruç farz  olur. Şahit olmadığı için başkalarına farz değildir. Fakat başkaları için o  gün nafile olarak tutmak caizdir demişlerdir.

94.    Yalnız Cumartesi Günü  Oruç Tutmak:   Diğer günlerden de eklerse o zaman caizdir.

95.    Yaşını Küçük Zannetsinler Diye Dişçiye İncilet-tirmek: Hem halkın takdirini değiştirmektir, hem de dünyaya meyil ve muhabbetin alâmetidir. Boş yere vaktini zayi' etmektir ki, en büyük hatâdır.

96.    Harbin Gayri Yerlerde Saç ve Sakaldaki Beyaz Kılları Koparmak: Çünkü o beyazlar mü'minin nurudur. Koparmak caiz değildir. Herhangi bir müslümanın islâmlık devrindeki beyazlıklarından nâşî, ona her bir tüyü için bir hasene verilir. Ve her bir tüyüne bir derece yükseltilir. Ve her bir tüyüne bedel hatâları kaldırılır, yani afv olunur. Muharebelerde düşmana genç görünmek için koparmak caizdir.

97.    Cami ve Mescidlerde Mutlaka Yer Ayınp Orasını Kendisine Tahsis Etmek:   Zırâ   camilerin  her  yeri muhteremdir. Hiç bir kimseye mekân olmaz.

98.    Önlerinden Çekip Götürdüğü Deve ve Katırların Arasından Yürümek:  Çünkü bir tehlikeye uğramasından korkulur.

99.    Cenaze Namazını Kabristanda veya Kabir Aralarında Kılmak veya Hâil, Yani Duvar Gibi Bir Mania Olmadan Kabirlere Karşı Namaz Kılmak: Kabirler üzerine basmak veya oturmak da caiz değildir.

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

261

100.    Şalvar,   Don   Gibi   Şeyleri   Ayakta   Giymek:

Bunları oturarak giymek lâzımdır.

101.    Su   İçine   İşemek,   Tükürmek,   Mü'mine   Ezâ Olan Herşeyi Su İçine Atmak: Su, akarsu ise necis olmaz amma, ondan herkes nefret eder ve su gibi aziz bir ni'mete ihanet edilmiş olur.

102.    Bir Adama Kelp, Kurt, Tilki Gibi Hayvan Adı Takmak: Tabiî güzel adlar herkesin makbulüdür. Çirkin adlar da herkesçe menfurdur, sakınmak gerektir.

103.    Hiçbir   Kimseye,    Peygamberimiz    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin İsm-i Şerifi Olan Muham-med İsmiyle, Künyesi Olan Ebü'l-Kâsım'ı Birleştirip Mu-hammed Ebü'I-Kâsım Denilmesi: Ya yalnız Muhammed veya yalnız Kasım denirse beis yoktur demişler.

104.    Namazda İken Başının Saçını Toplayıp Takkesinin veya Fesinin İçine Koymak: Zîrâ bir elle yapılan bu hareket, her ne kadar namazı bozmazsa da kerahat-ten hâlî değildir. İki eliyle yaparsa namaz ifsad olur.

105.    Cenazede   Yüksek   Sesle   Ağlayan   ve   Sayha Edenlerle Birlikte Gitmek: Böyle cenazelerde, bağıra bağıra medhiye söylemek ve sayha edip, bağırıp çağırmak da men' olunmuştur.

106.    Kadının, Kocasının İzni Olmadan Gerek Evinde ve Gerekse Dışarıda Yabancı Erkeklerle Konuşması: Zîrâ kadının sesi de mahremdir. Ve hem de şehvettir. Başkasına işittirmesi caiz değildir. Ve bu konuşmalar bilâhare büyük günahlara yol açar, maazallah.

107.    Kitaba ve Mektuba ve Ta'zîmı Lâzım Olan Her Yazının Üzerine Üflemek ve Nefesini Salıvermek:  Zîrâ yazıların bozulmasına ve  kâğıtların kirlenmesine sebep olur. Ve bahusus el yazması kitaplara son derece ihtimam şarttır. Mektup yazılırken imzayı başa koymak ve

262                                   MÜ'MİNLERE VAAZLAR

yazıyı nefesiyle değil, rîh veya toprak cinsinden bir şeyle veya kurutma kâğıtlarıyla kurutmak lâzımdır.

108.    Meyvelerde Kurt Aramak: Meyvede kurt görülürse o zaman onu çıkarıp atmakta beis yoktur.

109.    Müşriklerle Musafaha Etmek, Onlarla Merhabalaşmak ve Dostluk izhar Etmek, Onlara Kinaye Tarî-kiyla Söz Söylemek ve Onlardan Bir Şey Ummak: Buna bazıları segâir ve bazıları  da kebâirdendir demişlerdir. Müşrike ta'zîmi müş'ır olan her sözü söylemek caiz değildir. Belki onlara yakınlık  göstermek bile caiz olmadığı halde, onlarla  musafaha etmek ve merhaba demenin haram olduğu aşikârdır. «Mü'minler biç bir zaman kâfirleri dost edinmezler».

110.    Evinin  Duvarlarını  İpekli Kumaşlarla   Kapamak :  Başka  şeylerle, meselâ halı gibi şeylerle örterse tenzihen mekruhtur. Hepsi de  acem âdetidir, sakınmak ve kaçınmak gerektir.

111.    Cami' ve Mescidleri Yol Yapıp Geçmek: Oralar ancak ibâdet   ve    zikir yeridir,   yol değildir. Bizim yeraltı camii gibi, halk bir taraftan girip, diğer taraftan çıkar. Böyle iki kapılı olması müslümanların her Od taraftan kolayca camiye girebilmeleri içindir. Yoksa yol olsun diye değildir. Bunu îcad edenler mes'uldurlar.

112.    Gerek Hayvanın Boynunda Olsun, Gerek Duvarda Asılı Bulunsun ve Gerek İp Ucunda Asılı Olsun, Evin İçinde Ziynet ve Oyun İçin Zil Dedikleri Şeyi Bulundurmak : Böyle evlere girmekten ve kafilelere arkadaş olmaktan men' olunmuştur.

113.    Salât-ü Teheccüdü, Yani Gece Namazını Terk Etmek: İki rek'attan oniki rek'ata kadar kalınabilir. Yatmazdan evvel kaldığınıza kıyâmülleyl derler. Teheccüd ise gece yattıktan sonra kalkıp kılmak ve tekrar yatmakla olur. Kılınması çok sevap ve sünnet-i seniyyedir. Hele

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

263

bir vakit kılıp sonra terk edenler pek büyük hatâ işlemiş olurlar. Devam edilen her ibâdeti de terk edivermek böylece mezmumdur. Meselâ bir vakit zikrullaha devam edip sonra terk etmek gibi.

114.    Zaruret  Olmadıkça   Cenazeyi Gece  Gömmek: Arabistan'da sıcak sebebiyle cenazeleri saklamak mümkün olmadığından veya kafilelerin durmaması yüzünden, zarûreten caizdir demişler.

115.    Sütlü Olan Koyunu  veya İnek ve Deve Gibi Hayvanları Kesmek: Çünkü sütlü ineğin eti hoş olmaz ve sütünden de mahrum olunur. Bu bir kayıptır.

116.    Mevtaları Havnn Gaynsıyla Zikretmek ve Onlar İçin Hayır Duâ Etmemek:   «Mevtalarınızı hayır ile zikrediniz.» emrine uyarak bütün ümmet-i Muhammed'in, mevtalarını hayır ile yâd edip aleyhlerinde konuşmayınız, zîrâ bir faydası yoktur.

117.    Sultanlara, Padişahlara ve İdarecilere Söğmek, Kötü Söz  Söylemek: Eğer bunlar fâsık, zâlim ve köle olsalar dahi, yine onlara salah ile duadan başka haklarında şöyledirler, böyledirler diye söylemek caiz değildir. Zîrâ «Eimmenize fesad ile duâ etmeyiniz. Çünkü onların iyiliği sizin iyiliğiniz, onların fesadı sizin fesadınızı mûcibdir. Eimmenize söğmeyiniz ve onlara salahları için duâ ediniz. Çünkü onların salah halleri, sizlerin salah hallerinize sebeptir.» Öyleyse vay zamanın anarşist gençlerine.

118.    Zamana Söğmek:   Zaman   (dehr)   diye   ta'bir olunmaktadır.  Dehr kelimesi ise, esmâ-ı ilahîden olduğuna dair bir hadis zikredilmiştir. O halde seb küfr addedilmiştir. Luğatde zamana dehr derler. Bin seneye ve Ile-1-ebed zamana dehr derler.    Zamandaki   bazı hadiseler dolayısıyla zamana seb, zamanlan halk eden Allahü teâlâ'ya râcı' olduğundan, katiyyen caiz olmaz.

T

!   İ

264

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

119.    Humma Denilen  Hastalıklara   Söğmek:  Hastalıklar insanların günahlarını dökmek ve mertebe-i şe-hâdete eriştirmek   bakımmdan menfaatli ve hayırlı bir-şey olduğundan, şükretmek lâzımken seb etmek, küfrân-ı ni'met kabîlindendir.

120.    Diliyle Değil de Sadece Eliyle, İşaretle Selâm Vermek:    Yahudi ve Nasâra'ya uymaktır.   «Kendilerini bizden başkalarına benzetenler bizden değildir. Yahudi ve Nasâra'ya benzemeyiniz.»    Çünkü yahûdilerin selâmı el ile parmakla, Nasâra'nm ise, el ile yaptıkları bildirilmiştir. Uzakta bulunan bir kimseye el ile işarette beis yoktur demişler.

121.    Herhangi Bir Yemeği Koklamak: «Hayvanların yediklerini kokladiklari gibi siz de yemekleri kokla-maymız.»

122.    Kendisinin  Yiyemediği Yemekleri  Fukaralara Vermek veya Yedirmek: Kokmuş ve ekşimiş yemekler gibi. Zîrâ ifâm ancak Allah içindir. Etbette böyle ekşimiş ve kokmuş veya lâyık olmayan yemekleri vermek hiç caiz olamayacağı aşikârdır. «Yiyemediğiniz yemekleri fakirlere vermeyiniz.» «İhlas ile olmayan amelleri Allah kabul etmez. Ancak ihlaslı amelleri kabul eder.»

123.    Gerek İnsan ve Gerekse  Hayvan İçin Olsun Gilzat, Sertlik ve Şiddet Göstermek: Herhalde kabahatli dahi olsalar, yumuşaklıkla muamele etmek daha evlâdır. Rıfk her şeye ziynet verir. Şiddet ise çirkinlik verir.

124.    Fâsık ve Fâcirlerin Ellerinde Olan Dünya Ni'-metlerine Gıpta Edip, Onun Mislini İstemek: Azaptan korunmak, ekseriya yoksullukla olur.  Varlıklar, ni'metler iki kısımdır. Birisi; insanları meâsîye sevk eder, günah işlemelerine ve dolayısıyla Hak'tan uzak olmalarına sebep olur. İkincisi de kibir ve gurura sevk eder. Bu daha büyük günahtır. Bunlardan mahrum olunca, tabiatiyle in-

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

265

san günahlardan da uzak kalır. Hem de kibir ve gurur yerine inkisâr-ı kalb hasıl olur ki, bu da ayrıca pek büyük bir ni'mettir. Zenginlerde pek bulunmaz. Sonra dünya işlerinde daima kendinizden aşağılara bakıp Allahü teâlâ'ya şükredesiniz. Ahiret hususunda da sizlerden fazla ibâdet edenlere bakıp onlara benzemeye çalışasınız. Dünya hayatı gözümüzün önündedir. Kimseye kalmayan bu dünyayı istemek akılsızlık alâmetidir. Hayat ancak âhiret hayatıdır.

125.    Hastaları, Su, Yemek ve İlâç İçmesi İçin Zorlamak : Zira Hazreti Allah onları yedirir ve içirir, yani onları himaye eder, korur. Yemeğe ve içmeğe ihtiyaçları olmaz. Onun için korkmayın demektir.

126.    Sokaklarda Pişirilip Hazırlanan Yemekleri Yemek : Hem başkasının gözleri kalır, hem de nezâfete dikkat edilmez. Hele bu devirde kimbilir etleri nasıl ettir, yağları da nasıl yağdır. Allah bilir. En mükemmel lokantalar bile böyledir. Çünkü insanlar zengin olmağa çok harîsdirler. Oldukça ucuza mal alıp pahalıya satmağa çalışırlar. Hem de bu, iktisada son derece zararlıdır. O bir lokanta yemeği ile bir ev halkı, belki bir hafta geçinebilir. Hem de lokantalar kendini bilmezlerin yeridir dersem beni ayıplamayınız. Çünkü benim babam, bana çarşıdan yemek yememeyi tavsiye etmiştir. Pek muztar kalırsan ekmek, peynir, zeytin, helva insana yetip artar. Hem israf haramdır deriz, hem de en büyük ve pahalı lokantalara ve otellere gideriz.

127.    Va'z ve Nasihat Gibi Hayırlı Yer Olmadığı Halde Çok Konuşmak: Zîrâ zaman ömrün hırsızıdır. Ömür, saniyesine kıymet biçilemeyen bir ni'met-i uzmâdır. Onu laklakiyât ile geçirmek kadar zararlı birşey olmasa gerektir. Onun için her-toplantı yeri, kahvehane, gazino ve sinemalar gibi yerler, ömrün ve vaktin çalındığı yerler-

266

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

dir. Beş lira veya beşyüz lirayı gayb etseniz, geceleri uykunuz kaçar, nerede düşürdüm, diye düşünür durursunuz da, bu ömrün zayi'ini hiç düşünmez misiniz? Herşe-yin telâfisi mümkün, fakat ömrün telâfisi mümkün değildir. «Vakit nakiddir.» derler. Onun için Allahü Celle-âlâ'ya çok yalvaralım ki, bizleri doğru yoldan ayırmasın. Çünkü ömrün kıymeti o zaman bilinir.

128.    Kabirler  Üzerindeki Taşlara  Yazılan Yazıları Okumak: Zîrâ insana unutkanlık getirir.

129.    Birbiri  Ardınca Giden Deve,  Katır,  At  Gibi Hayvanların Aralarından Geçmek:   Isırılmak veya tekmelenmek korkusu ve tehlikesi vardır. Selâmet aralarından geçmemektedir. Bugün de sıra ile gelen otomobillerin arasından geçmek daha tehlikelidir. Biraz sabır lâzımdır ve kâfidir.

130.    Kehleyi, Yani Biti Öldürmeden Toprağa  Atmak : Zîrâ toprakta yaşayamaz ve zoruzoruna ölür. Böyle olmaktansa öldürüp atmak daha evlâdır.

131.    Reyhan ve Nar Ağaçlarının Köklerinden Misvak Yapıp Kullanmak: Zîrâ bunlar insanlarda ağrı ve sancılara sebep olurlar, demişlerdir. Misvakın bir karıştan fazlası ve iki ucuyla da misvaklanmak ve misvakı emmek iyi değildir, körlük getirir derler. Yattığı yerde misvak  kullanmak da  insanın   dalağım  büyütür.   Yere korken başaşağı koymak lâzımdır. Düz koymamalıdır.

132.    Zemzemden Başka Her Yenilen ve İçilen Şeyleri Ayakta Yiyip İçmek: Zîrâ şeytanın seninle ortak olmasına sebep olur. Sakın bunları inkâra kalkma, sonra çok zarar görürsün.

133.    Müşrik ve Müsriflerin Su Kablanndan Zaru-retsiz Alıp İçmek: Artık başka şeylerini alıp yemek nasıl olur, sen düşün. Onlarla iş yapanlar ve dostluk kuranların vay hallerine. Biz müşriklerin hiç birşeyini kabul

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ  GÜNAHLAR

267

etmeyiz. Çünkü müşrikte din olmadığı için, ondan daima uzak kalmak lâzımdır. Bütün maddî ihtiyaçlarımızı kendimiz te'min edip, onlara muhtaç olmamamız başta gelir. Maalesef bugün onlara ne kadar muhtaç duruma gelmişiz. Halbuki biz onlardan daha güzel ve sağlam akıllı insanlarız. Onlara uşak olmak, köle olmak, muhtaç olmak yakışır mı?

134.    Elbisesi Varken Namazı Yalnız Don veya Peş-temal üe Kılmak: Fakat başka elbisesi yoksa o zaman caiz olur. Çünkü zaruretler mahzurları mubah kılar.

135.    Yellenen Bir İnsanın Yellendiğini İşiten Kimsenin Etrafındakileri de Güldürmek İçin Gülmesi: Çünkü;  hatâ ve kusurları örtmek vazifemizken gülmek ve güldürmek hiç caiz olmaz.

136.    Arzularının  Husulü  İçin veya Bir Fenalıktan Kurtulmak İçin Nezir Etmek : Meselâ, «şu işim hasıl olursa bir kurban keseyim» veya buna benzer nezirler adamak caiz değildir. Sen hayırlarını Allah için yap, ötesine karışma vesselam.

137.    Yalnız  Başına Bir Evde Yatmak:  İster şehir ister köy olsun, ister yaşlı ister genç olsun, evham ve hayâlâta kapılır,'başı derde girer. Onun için yalnız yatmaktan men' olunmuştur.

138.    Kiralanan Ev veya Dükkân Gibi Yerlerin Fiyatı  ve  Müddeti Bilinmeden Kiranın  Sahih Olmaması: Yani ben senin evini veya dükkânını kiraladım demek kâfî  değildir. Böylece  akid tamam olmaz.  Belki «senin şu evini  veya dükkânını şu kadar kuruşa ve  şu  kadar müddetle kiraladım» demelidir. Bir ay, bir sene, beş sene gibi müddet ta'yini şarttır. Ev sahibi de verdim derse akid sahih olur. Ödünç alman bir hayvanla şuraya kadar gidip gelmek şartıyla hayvanını bana verir misin der, o da verirse, oraya kadar gidip gelir. Bu arada hayva-

268

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

na bir zarar gelirse bundan mes'ul olmaz, velâkîn dediği yerden başka yere de gider ve orada hayvana bir zarar gelirse, o zaman zararı ödemek mecburidir.

139.    Kendi Gözünü Çıkarmak ve Kaplan Postu Üzerinde Oturmak:   Göz   çıkarılmaz,   kim   gözünü   çıkarır? Acaba bunları yapanlar mı vardı ki böyle yazmışlar?

140.    Un Öğütmek İçin Değirmene Götürülen Buğday ve Arpadan Değirmenciye Hak Vermek: Fakat bu umumî bir derttir.  Her yerde böyle yapılagelmektedir. Yâ bilmediklerinden veya işlerine öyle geliyor da ondan, bir  âdet  hâline gelmiştir.  Bu  sebepten mekruhtur demişlerdir.

141.    Sekir Verici Herşeyi Yemek ve İçmek: İnsana gevşeklik ve  za'f veren şeyler  de  böyledir.  Afyon kullanmak  da haramdır, fakat namaz  kılanın üzerinde bulunursa namazı sahîhdir. Amma şarabı içmek haram olduğu gibi, üzerinde taşımak da caiz değildir ve kıldığı namaz  sahîh olmaz. İnsana zarar veren her nevi*  içki böyledir.

142.    Mescidlerde  Övünmek:  Hattâ bu mescidlerin dışında  da  haramdır.   Mescidde  yapmak daha kötüdür. Mescide yakışan tevazu'dur.

143.    Mushaf-ı Şerif Yanında Bulunduğu Halde Küf-far Memleketine Gitmek: Belki düşman kitabımıza karşı bir saygısızlık yapar tehlikesinden nâşî olsa gerektir.

144.    Meyvalı Ağaçların Altına, Bahçe  ve  Bağlara Defi Hacet Etmek: İşemek de böyledir.  Nehir kenarlarına ve su içlerine dahî işemek ve abdest bozmak caiz değildir.

145.    Meyve Konan Tabak İçerisine, Meyvesini Yiyip Çekirdeğini Koymak: Etini yiyip kemiklerini yemek sahanının içine koymak da caiz değildir.

146.    Ecnebi, Yabancı Kadınların Yanında Uyumak:

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

269

Zîrâ bazı fesâdî hallerin zuhuruna sebep olur.

147.    Ebl-i Hevâ ve Bâtü Mezhep Sahipleriyle İhtilâfa Düşmek : Günâh-ı kebâirdendir. Zîrâ bunların mezheplerinin bâtıl olduğunu beyan etmeye herkesin gücü yetmez, iktidarı yoktur. Öyle birkaç mes'ele bellemekle bu halledilmiş  olmaz.  Sonra hem kendisinin büyük bir hatâya düşmesine sebep olur, hem de onları ilzam edemeyişi de ayrı bir derttir. Amma onların mezheplerinin bâtıl olduğunu edillesiyle beyân etmeye muktedir olan âlimlerin,  onlarla  mücadele   etmeleri,  hakkı   izhar cihetinden lâzımdır.

148.    Nasıl  Olursa  Olsun ve Nereden Gelirse Gelsin, Ufak Olsun Büyük   Olsun   Düşmanla   Karşılaşmayı Temenni Etmek:  Çünkü;  neticenin ne getireceği meçhuldür. Bazen büyük dert ve belâlara giriftar olunmasına sebep olur. «Düşmanla karşılaştığınız zaman da sa-km korkup kaçmayın. Belki deyin ki «Yârab sen bizim de, onların da Rabbisin. Bizim kalblerimiz de, onların kalb-leri de senin elindedir. Ancak senin yardımınla biz onlara gâlib geliriz.»   duâsmı   okuyup   yerlerinizde   durunuz. Ne zaman ki onlar size yaklaşırlar, o zaman Allâhü Ekber diye tekbir getirip hücum ediniz. Tozu dumana karıştırarak  saldırınız  ki,  düşman neye uğradığını bil-meyip sasırsın.» Öyle bahâdır, cesur, atılgan olunuz demektir. Allâhü a'lem.

149.    Ahitlerini Bozan Kavimle veya Ferdle  Oturmak : Ahdini bozanı Allah da sevmez, Peygamber de. Ahdinde durmayanın imânı yoktur, yani çok za'ifdir. Ahdini bozan müslüman da olsa, onunla oturmak yine caiz' değildir. Zâten küffar ile, müşrikler ile oturmak caiz olmadığı gibi, ahdini bozan kâfirle de hiç oturulmaz. Ancak ben seninle olan ahdimi bozuyorum diye haber vermek lâzımdır. Ahdini bozanın mazarratı yine kendi nef-

 

270                                   MÜ'MİNLERE VAAZLAR

sinedir. Bu gibi kimselerle oturmak değil, selâm bile vermek caiz değildir demişler.

150.   Cüzzam İlletine Mübtelâ Olan Kimseye Çokça Bakmak : Cüzzam, miskinlik denilen bir derttir. Bütün vücûdun mizacı bozulur. Ve bedende çıbanlar çıkar. Bazen a'zâlar çürüyüp dökülür. İşte illet sahibine dikkatli dikkatli bakmayınız. Eğer konuşmanız icâb ediyorsa, hiç olmazsa bir mızrak boyu uzaktan konuşunuz. Birbirinize yakın olmayınız demektir. Bir rivayette arslan-dan kaçar gibi kaçınız da denilmiştir. Hakîkaten cuzzamın mikrobu da arslan şeklinde imiş. Dikkatli ve çok bakmak, o cüzzam hastalığına tutulan kimseye hem ezadır, hem de insanın kendini onun üzerine üstün görmesi ve onu tahkir gibi oluşundan olsa gerektir ki; ona çok bakmayınız buyurulmuştur.

151.    Nasdan Birşey İstemek:   VelevM   at   üstünde giden bir kimsenin kamçısı düşse bile, onu bana alıve-rin demek yoktur, inip kendisi  alsın.  Zîrâ başkalarına iş emretmek nâsı izâc eder, bıktırır. İnsan için, kendi işini kendi görmek ve insanlardan birşey istemeksizin idarenin yoluna bakmak ve düçâr olacağı zaruretlere de sabretmek kadar iyi birşey yoktur.                                  •

152.    İnsanlardan, Şehir, Kasaba ve Köylerden Uzak Yerlerde Zahire Ambarlan Yapmak: Hem hırsızlara yol açar, hem de çeşitli tehlikelere ma'ruz kalabilir. Binaenaleyh, kendinizi ellerinizle tehlikelere atmayınız ve tehlikelere sebep olmayınız.

153.    Mü'min ve Müttekînin Gayri Kimselere Muhabbet ve Kardaşbk Duygusuyla Yemek Yedirmek: Zîrâ «Sohbetin ancak mü'minle olsun ve yemeğini de ancak mütteki kimseler yesin.»    Lâkin tasadduk tarîkıyla yedirmek caizdir. Hattâ kâfire bile misafirlik suretiyle yemek yedirmek caizdir. Doğrusu çok mühim.

BÜTÜN VÜCUD İLE İLGİLİ GÜNAHLAR

271

154.    Evli Kadınların Kocalarından İzin Almadıkça Nafile Oruç Tutmaları:    Farzlarda, yani Ramazan-ı Şerifte tutulan oruca kimse karışamaz. Buna kocanın da sözü geçmez. Râzî olmasa dahî orucu tutmak vâcibdir, lâzımdır. Kadın kocasının arzusuna uymazsa, üç büyük günah işlemiş olur. Bu uymadan maksad nefsini teslim etmezse demektir.

155.    Sahibi Olmayan Arazide, Mera Denilen Otlaklarda Koyunların, Hayvanların Otlamalarına  Mani'   Olmak: Sahibi olan arazide, sahibinin izni olmadıkça hayvan otlatılamaz. Arazi sahibinin isterse onları men' etmeğe hakkı vardır.

156.    Gerek Binek Üstünde ve Gerek Yaya Olarak Yürürken Sağa Sola Bakarak Yürümek: Yollarda yürürken önüne bakarak yürümek ¦ daha 'evlâdır ve daha uygundur.

157.    Kadın veya  Erkekten  Avret  Mahalleri  Açık Olana Selâm Vermek: Selâm bir ibâdet ve bir duadır. Ma'siyet ile ibâdet bir arada olamayacağı cümlece ma'-lumdur. Erkeğin avreti göbeğinden diz kapaklarına kadar olan yerlerdir. Kadının ise bütün vücudu avrettir. Ellerle yüzün müstesna oluşu zaruretten naşîdir. Hamamlarda namaz kılmaktan ve bir de avretleri açık olan kimselere selâm vermekten men' olunmuşuzdur.

158.    Yakını Olsa Bile Selâm Vermeden Gelen Kimsenin Eve Girmesine izin Vermek: Zîrâ «Selâm vermeyen kimsenin eve girmesine izin vermeyiniz.»   ve   yine «Söze başlamayın, her kim selâm vermeden söze başlarsa, ona cevab da vermeyiniz.»   buyurulmuştur.   Ma'lum olduğu üzre selâm esmâ-i hüsnâdandır. Selâm vermek-. le kardaşlanmıza en büyük duayı yapmış oluyoruz. Bu hayırlı  duayı  yapmaktan  kaçınmak  kadar  abes birşey yoktur. Paralı ve zahmetli bir iş de değildir. Yalnız du-

272

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

daklarınızıh kımıldamasıyla olacak, pek kısa ve ma'nâsı da pek derindir. Selâm, selâmetten gelir. Yani Allâhü teâlâ hazretleri her nevi' ayıp, kusur, rahatsızlık ve noksanlardan ve arızalardan, eksiklikten, dert, belâ ve musibetlerden salim kılsın, emin eylesin demektir. Sen de öyle her türlü kusurlardan ve noksanlardan, dert, belâ ve musibetlerden salim olasm, emin olasm, rahatlıkla, afiyetle, selâmetle yaşa, yaşa, yaşa, vesselam. Şimdi bu duâ bırakılır da, bunun yerini bonjur, mersi, günaydın demenin hangisi tutar? Hem ayıp, hem günah. Altını, yakutu bırakıp da, çocukların oynadığı boncuklarla değiştirmeğe benzer. Belki daha aşağısına. Bu bir kere Allah emri, sonra Peygamberimizin emirleri, daha ne diyeceksin ey kardaş.

159. Zaruretsiz, Sırf Dünya Menfaati İçin Emirlere ve Onların Vekillerine Yakın Olmak: Bunlar dünya mevki'leriyle meşguldurlar. Bunlara gidip nefsini zelîl etmek yakışmaz. Cibilliyeti insaniye de, dünyaya meyil ve muhabbeti sevdiğinden, o da bu dünya ni'metle-rinden faydalanmak ister ki; bu da tabiî iyi birşey değildir. Böyle tehlikelerden korunmak için bu gibi dünya adamlarını dünya menfaatleri için ziyaret etmek doğru sayılmamıştır. Ve günahtır denilmiştir. Ancak onlara nasihat etmek ve hatâlarını tashih için gidilirse caizdir demişler. Buraya kadar saydığımız günahlar, Tarikat-ı Muhammediye Şerhi Berîka'dan ve Fetâvâ-yı Zeyniye'den, Vikaye, Nihâye, Kavati' ve Teheyy'ünül-mehârim adlı kitablarla, Nisâbül-ihtisâh ve İhyâül Ulûm'dan alınmıştır.

ZEVÂCİR'DE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR

Buraya kadar yazılan günahların ekserisi Hanefî mezhebi üzerine olup bundan sonrakiler de Şafiî mezhebi üzerine olan İbni Haceri'l-Mekkî Heysemî hazretlerinin Zevâcir adlı kitabından alınmış ve dört mezhep üzerine beyan olunan günahlardır. Ve bunlar muhtasar olarak yazılmıştır.

1  — Şirk,

2  — Küfür,

3  — Riya,

4  — Süm'a,

5  — Hased,

6  — Kibir,

7  — Ucüb,

8  — Hüe,

9  — Hıyanet,

10  — Nifak,

11  — Zulüm,

12  — Kibirle halktan ı'râz,

13  — Mâlâya'niye dalmak,

14  — Tama,

15  — Fakirlikten korkmak,

16  — Kadere râzî olmamak,

17  — Zenginlere ta'zîm,

18  — Fukarayı fakirliklerinden nâşi istihza,

19  — Dünyaya harîs olup, dünya için başkasına nef-

saniyet etmek,

20  — Dünyalığa sevinip öğünmek ve ferahlamak,

21  — Haram olan şeylerle nâs için ziynetlenmek.

274

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

22  — Büyüklerin kötü huylarını hoş görmek ve sü-

kût etmek,

23  — Kendi   nefsinin   ayıplarını   görmeyip   halkın

ayıplanyla uğraşmak,

24  — Ni'met-i ilâhiyeyi unutmak,

25  — Dîn-i ilâhînin gayrisi için gayret göstermek,

26  — Şükrü terk etmek,

27  — Kazaya râzî olmamak,

28  — Hukûk-i ilâhîyi ve Emr-i ilâhîyi âdi iş gibi

görmek,

29  — Allah'ın kullarını maskaralığa almak,

30  — Allah'ın kullarına zelîl ve hakir gözüyle bak-

mak,

31  — Nâsa mekir ve hiyle eylemek,

32  — Dünya hayatmı murad etmek,

33  — İnat edip hakkı kabul etmemek,

34  — Müslüman ve mü'mine sû-i zan etmek,

35  — Nefsinin  istemediği  hakkı   işittiğinde  yahud

sevmediği ve buğz ettiği kimseden işittiğinde hakkı kabul etmemek,

36  — Ma'siyette ısrar etmek,

37  —Ma'siyet ile sevinmek,

38  — Dünya hayatma râzî olmak,

39  — Dünya hayatına meyledip dayanmak,

40  — Allah'ı ve âhireti unutmak,

41  — Nefsi için gâzab etmek,

42  — Bâtıl nesne ile nefsine yardım etmek,

43  — Mevlâ'nın mekrinden korkmamak,

44  — Allah'ın rahmetinden ümîd kesmek,

45  — Mevlâ'ya sû-izan etmek,

46  —Dünya için ilim tahsil etmek,

47  — Ehli olan kimseye ilmi öğretmemek,

48  — tlmiyle âmil olmamak,

49 —

50 —

51 —

52 —

53 —

54 —

55 —

56 —

57 —

58 —

59 —

60 —

61 —

62 —

63 —

64 —

65 —

66 —

67 —

69 70

71 72

ZEVACİR'DE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR                       275

Kur'ân, flim ve ibâdette haksız ve zaruret-siz yere da'vâda bulunmak, Ulemânın hakkını zayi etmek, Ulemâya ta'zîmi terk etmek, Ulemâyı istihfaf etmek, Mevlâ'ya ve Resûl'üne yalan isnad etmek, Bid'at-ı seyyie ortaya çıkarıp ümmet için bırakmak,

Sünnet-i Peygamberi'yi terk etmek,

Kaderi tekzib etmek,

Ahdine vefa etmemek,

Zâlim ve fâsıklara sevgi beslemek,

Sâlihlere buğz etmek,

Evliyâullaha adavet edip buğz etmek,

Dehre seb etmek,

Hak'la gazablandıracak söz söylemek,

Muhsin'in ni'metini inkâr etmek,

Peygamberimizin   ism-i  şerifleri   anıldığında

salât-ü selâmı terk etmek,

Kaü kalpli ve merhametsiz olmak, ihtiyaç sahiplerinin imdadına yetişmemek, Günah-ı kebâire razı olmak, Kebâir işleyene yardım etmek, Fuhş  ve  şerirliğe  devam etmek ve herkes onun şerrinden korkmak, Altın ve gümüşü damgalanmışken kırpıp eksiltmek,

Altın ve gümüşün içine başka şeyler karıştırıp kalp akçe yapmak, Altın ve gümüş kablardan yiyip içmek, Kur'ân'ı ve belki Kur'ân'dan bir harfi ezberledikten sonra unutmak,

276                                MO'MİNLERE VAAZLAR

73  — Başkalarıyla mücadele etmek, üstünü başını

Sidikten <mT"TvmaTnaTrı

74  — Abdestin   ve   guslün   farzlarından birini terk

etmek,

75  — Zarûretsiz olarak avret TnaVıanifiî açmak,

76  — Peştemalsız hamama girmek,

77  — Hayız halinde hanımına cima' etmek, 78. — Namazın terkini kasdetmek,

79  — Namazın tehirini kasdetmek,

80  — Namazın vaktini özürsüz takdim etmek,

81  — Etrafında   korkuluk   olmayan   damda   yatıp

uyumak,

82  — Namazın vâciblerinden bir vacibi terk etmek,

83  — Başa eğreti saç (peruk) takmak,

84  — Peruk tairma sanatını öğrenmek,

85  — Vücuduna ve kollarına nişan ve nakış (döğ-

me) yaptırmak,

86  — Döğme yapmayı öğrenmek,

87  — Zarûretsiz olarak, süs için dişlerini kaplatmak,

88  — Diş süsleme ve inceltme ilmini Öğrenmek,

89  — Namaz kılanın önünden geçmek,

go — Namazı cemâatle kılmamağa ittifak etmek,

91  -i— Kendisinin ^twam olmasını istemeyen kavme

imam olmak,

92  — Safları kesmek, yani aralarını açık bırakmak,

93  — Safları düzgün etmemek,

94  — İmamdan evvel yatıp kalkmak,

95  — Namaz kılarken semâya bakmak,

96  — Namazda iki tarafına bakmak,

97  — Namazda İM elini böğrüne koymak,

98  — Kabristan ve türbeleri mescid yapmak.

ZEVÂCİRTDE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR

277

99 100 101 102 103 104 105

106 107 108 109 110 111

112 113

114 -

115 -

116 —

117 —

118 —

119 —

120 —

121 —

122 —

—  Kabristanda kandil yakmak,

—  Türbelere ta'zîm etmek kebâirdendir,

—  Türbelerin etrafında dolaşmak,

—  Kabrin üzerine yapışıp yüzünü gözünü sürmek,

—  Kabre karşı namaz kılmak,

—  Yalnız yola gitmek,

—  Kadınlar mahremi olmaksızın sefer mikdarı yola gitmek,

—  Yoldan tavşan geçti diye geri dönmek,

—  Özürsüz Cuma namazını terk etmek,

—  Mutlaka halkanın ortasına oturmak,

—  Nâsın omuzlarım atlayarak önlere geçmek,

—  Erkekler için hâlis ipek elbise giymek,

—  Ekserisi ipek olan elbiseyi özürsüz olarak giymek,

—  Altın ve gümüş ziynetlerle süslenmek,

—  Erkeklerin her ne suretle olursa olsun, kendilerini, ses ve hareketlerini kadınlara benzetmek,

—  Keza kadınların da kendilerini erkeklere, benzetmesi,

—  Kadınların  içeriyi   gösterecek  derecede  ince elbise giymesi,

—  Giydiği elbisenin yenleri ve etekleri uzun olmak,

—  Söylerken ve yürürken kibirlenmek,

—  Sakalını zarûretsiz siyaha boyatmak,

—  Yağinuru buluttan ve yıldızdan bilmek,

—  Musibet zamanında yüzünü yırtıp, yanaklarını dövmek,

—  Üstünü başını yırüp, bağıra bağıra ağlamak, Ağlayanları dinlemek,

278

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

123  — Yüzünü tıraş edip, kıllarını koparmak,

124  — Musibet zamanında ah vah ile helake duâ et-

mek,

125  — Ölünün kemiklerini kırmak,

126  — Kabir üzerinde oturmak,

127  — Kabirlerin üstünü mescid edinmek,

128  — Kadınların kabristanı ziyaret etmeleri,

129  — Kadınların cenazeyle beraber gitmeleri,

130  — Okuyuculuk   (üfürükçülük)   etmek, muska ve

boncuk kullanmak,

131  — Allah'a kavuşmayı istememek,

132  — Zekât vermemek,

133  — Zekâtı özr-i şer'î yokken tehîr etmek,

134  — Fakir olan borçluyu sıkıştırmak veya hapset-

tirmek, bencillik etmek,

135  — Doğruluk yerine hıyanetlik etmek,

136  — Öşür ve zekâtın daha fazlasını »1™^,

137  — Muhtaç olmayan fakirin çokluk için dilenme-

si kebâirdendir,

138  — Dilencinin dilendiği kimselere ısrarla ezâ et-

mesi,

139  — Yakını ve akrabası olan kimselerin zaruretle-

rinden nâşi istedikleri bir şeyi, iktidarı varken vermemek,

140  — Sadakayı başa kakmak,

141  — îhtiyaç zamanında fazla suyunu vermemek,

142  — Halkdan gördüğü ni'meti inkâr etmek, Hak-

kın verdiği ni'metleri de inkâra sebep olur,

143  — Dilencinin   cennetten   gayri   Allah rızâsı için

istemesi,.

144  — Allah rızâsı için isteyen kimseyi men' etmek,

145 146

147

148 149 150 151 152 •

153

154 •

155 -

156 ¦

157 -

158 -

159 -

160 -

161 -

162 -

163 -

164 -

165 -

166 -

167 -

-ZEVÂCİR'DE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR                      279

-  Cima veya gayrı bir sebeple özürsüz olarak orucunu bozmak,

-  Ramazanda bozduğu ve tutmadığı orucun kazasını tehîr etmek,

-  Kocası "varken, kocasının izni olmadan nafile oruç tutmak,

-  Bayram ve tekbir günleri oruç tutmak,

-  Nezrettiği i'tikâfı terk etmek,

-  Cima sebebiyle i'tikâfı iptal etmek,

-  Mescidde cima etmek,

-  Hacca kudreti varken ölümüne kadar terk etmek,

-  İhramda olan hacının cima etmesi,

-  Hacının yemesi mübâh olan hayvanlan öldürmesi,

-  Vahşi hayvanı kasden bilerek öldürmek,

-  Kocalarının   izni   olmadan   kadınların   nafile hac ve umre etmeleri,

-  Beyt-i Harâm-ı helâl ittihaz etmek,

-  Harem-i Şerifte haramı helâl addetmek,

-  Medîne-i Münevvere halkını korkutmak,

¦  Medîne-i Münevvere halkına kötülük, murad etmek,

•  Harem-i Şerifte esasen olmayan birşeyi ihdas etmek,

¦  O hadesi  işleyen  ehl-i bid'ati orada tutmak, durdurmak,

•  Harem-i   Şerifin   ağacını   kesmek   ve   otunu yolmak,

Kudreti olan kimsenin kurbanını kesmemesi, Kurban derisini satmak, Canlı hayvanın a'zalanndan birini kesmek, Hayvanın yüzünü çizmek,

280                                   MÜ'MİNLERE VAAZLAR

168  — Hayvanı nişangâh yapmak (kurşun atmak gi-

bi),

169  — Yemekliğin gayrisi için hayvanı katletmek,

170  — Hayvanı keserken merhametsizce kesmek,

171  — Allah'ın isminin gayriyle kesmek,

172  — Bir avı avladıktan sonra her kim tutarsa he-

lâl olsun deyip salıvermek,

173  •— «Meliklerin meliki» diye ad takmak,

174  — Haşhaş, afyon, bene (afyona benzer ot), anber,

zağferan ve cevzetü'ttayyib gibi sekir veren şeyleri yemek,

175  — Akan kanı, domuz etini, ölmüş hayvanın etini

ve benzerlerini yemek,

176  — Bunlar ölüm derecesinde aç olanlar için müs-

tesna, diğerleri için günâh-ı kebâirdendir,

177  — Canlı hayvanı ateşte yakmak,

178  — Necis olan ve nefreti mucib olan ve mazarratı

olan şeyleri yemek,

179  — Hür olan inşam satmak,

180  — Faiz yemek,

181  — Faizden hasıl olan malını başkalarına yedir-

mek,

182  — Faizcinin kâtipliğini yapmak,

183  — Faizcinin şahidi olmak,

184  — Faiz kazanmak için çalışmak,

185  — Faizciye yardım etmek ve hiyle kullanmak,

186  — Erkek hayvanı dişisinden men' etmek,

187  — Fâsid alışverişle, haram ve ihtikârla kazanılan

malı yemek,

188  — Anasıyla henüz ufak olan çocuğunun araları-

nı ayırıp satmak, yani anasını başkasına, çocuğunu başkasına satmak,

ZEVÂCİR'DE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR

281

189  — Şarap yapacağını bildiği bir "kimseye yaş ve-

ya kuru üzüm ve emsalini satmak günâh-ı kebâirdendir,

190  — Fisk ve fücur edeceği yakînen bilinen kimse-

ye genç köle çocukları satmak,

191  — Fâsık bir adama baliğa olmayan cariyeyi sat-

mak,

192  — Saz, tanbur, ud ve sair lehiv âletlerini yapan-

lara ağaç satmak,

193  — Harbî olan kâfire silah satmak,

194  — Şarap içen kimseye şarap satmak,

195  — Afyon ve esrar içen kimseye bunları satmak,

196  — Almayacağı malm pahasını kasken arttırmak,

197  — Almak üzere pazarlıkta olan iki kişinin ara-

şma girip pazarlığı bozmak,

198  — Satmak üzere olanın satışını, yani pazarlığını

bozmak,

199  — Satacağı hayvanın sütünü sağmadan ve şâir

bir hiyle ile satmak,

200  — Yalan yere yemin ederek malını satmak,

201  — Hiylekârlık yapmak,

202  — Ölçüleri fazla veya noksan ölçmek,

203  — Menfaat  temini  için  başkasına  ödünç  para

vermek,

204  — Vermemek niyyetiyle mal ve şâire almak,

205  — Muztar olmadığı halde ve borcunu ödeyecek

durumda olmadığı halde borç istemek,

206  — Vakti olduğu halde borcunu ödememek,

207  — Yetim malı yemek,

208  — Haram yerlere mal ve para sarf etmek,

209  — Zımmî de olsa komşuya ezâ etmek,

210  — Hacetten fazla, kibir ve gurur için bina yap-

mak,

 

282                                MÜ'MİNLERE VAAZLAR

211 — Yollan ve sınırlan değiştirmek,

212  — Âmâyı yoldan çıkanp şaşırtmak,

213  — Çıkmaz sokaklara izinsiz tasarruf etmek, .214 — Caddelerde gelip geçenlere zarar verecek şekilde tasarruf etmek,

215  — Müşterek olan duvan örf ve âdetin haricin-

de kullanmak,

216  — Ödemesi lâzım gelen bir malı kudreti varken

ödemekten kaçmak,

217  — İki şerikin biri diğerine hıyanetlik etmek,

218  — Vekil olan kimse müvekkili aleyhine ve zara-

rına hareket etmek,

219  — Vârislerden birisi için veya yabana bir kimse

için yalan yere borç ikrar etmek,

220  — Hasta olan kimsenin botcunu söylememek,

221  — Kendisine bırakılan emâneti söylememek,

222  — Babası olmadığı halde bir kimseye cbu benim

babamdır» demek,

223  — Babasını inkâr edip «bu benim babam değil-

dir» demek,

224  — ödünç aldığı hayvanı hangi işte kullanacaksa

o işin gayrisinde kullanmak,

225  — Başkasına ait hayvanı izinsiz «Imalr,

226  — Ödünç aldığı hayvanı müddetinden fazla kul-

lanmak,

227  — Başkasının malını zorla almak,

228  — İşinde kullandığı işçinin ücretini tehîr etmek,

229  — İşçinin hakkını vermemek,

230  — Arafat'ta, Müzdelife'de,   Mina'da ev yapmak,

231  — Umuma ve hususa aid olan araziyi faydalan-

maktan, ihya etmekten,   cadde  ve  yollardan, cami ve mescidlerden, tekke ve zaviyelerden,

ZEVÂCİR'DE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR

283

232 —

233 —

234 —

235 —

236 —

237 —

238 —

239 —

240 —

241 —

242 —

243 —

244 —

245 —

246 —

247 —

248 —

249 —

250 —

251 —

madenlerden (ki görünür ve görünmez) insan-lan men' etmek.

Evinin   veya   dükkânının   yanında olsa bile, umûma ait bir yeri satmak, Umûma ait olan bir yeri kiraya vermek, Mubah olan bir suyu zaptedip, gelen geçeni o sudan men' etmek, Vâkıfın şartına muhalefet etmek, Şartını ifâ etmeden bulduğu mala tasarruf etmek,

Bulduğu malın sahibi çıktığı halde malını vermemek,

Bulduğu malı ilân etmemek,

Vasiyyette   kendisini   veya   vârisleri   zarara

sokmak,

Rehine, emânete veya kira ile aldığı mala ve şâir emânetlere hiyânetlik etmek,

Meşru bir mazereti olmaksızın evlenmeyi terk etmek,

Yabancı kadına şehvet nazanyla bakmak, Ecnebi hâtûna şehvetle bakmak, Yabancı kadınla kimsesiz olarak beraber kalmak,

Şehvetle ve kötü fikirle henüz tüyü bitmemiş delikanlıya bakmak,

Tüyü bitmemiş delikanlıya eliyle değmek, Tüyü bitmemiş gençle yalnız kalmak, Başkalarım gıybet etmek,           '             .

Gıybet edenlere rızâ ile sükût etmek, Birbirlerine yakışmayan sözlerle lâkab takmak, Bir müslümanla istihza edip maskaralığa almak,

284                                  MÜ'MİNLERE VAAZLAR

252  — İki kimse arasında lâkırdı     p^

253  — İkiyüzlülük etmek,

254  — İftira ve bühtan etmek,

255  ¦¦— Aklı basma gelen kızı küfvü, yani dengi iste-

diği halde velîsinin vermemesi,

256  — Bir kız için söz kesilmek üzere iken gidip ona

talip olmak,

257  — Bir kadım kocasından soğutmak,

258  — Kocayı karısından soğutmak,

259  — Neseb veya süt emmek cihetinden veya mu-

sâhere cihetinden mahremi olan hâtûna nikâh akdetmek,

260  — Üç talak ile boşandıktan sonra hülleye râzî

olmamak (tekrar almak için yapılan çâredir),

261  — Üç talak ile boşanan kadını hülleye mutavaat

etmek,

262  — Bir adamın zevcesiyle olan muamelâtı ifşa et"

mesi, yani dışarıya söylemesi,

263  — Zevcesini arkasından kullanmak,

264  — Yabancılar arasında karışma cima' etmek,    -

265  — Mihrini istediği vakit vermemek niyyetiyle bir

kadım nikâhla almalr,

266  — Gerek büyük ve gerek küçük f?"i) hayvan res-

mi yapmak,

267  — Davetsiz başkasının yemeğine gitmek (tufeyli),

268  — Karnı doyduktan sonra daha fazla yemek is-

temek,

269  — Kendisine zararı olduğunu bildiği halde çok

yemek,

270  — Yemesine ve içmesine çok taam 'ha^riaTnair^

271  — İki karılı adamın karısının birini diğerine fer-

cih etmesi,

ZEVÂCİR'DE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR

285

272  — Kadının  haklarından  bazılarını  men'   etmek

(mihir ve nafaka gibi),

273  — Kadının da kocasının haklarından birini men*

etmek,

274  — Garaz-ı sert olmadan, bir müslüman kardaşıy-

la üç günden ziyade küsmek,

275 — Mümin kardaşıyla karşüaşdığı vakit yüz çevirmek,

276  — Birbirlerine buğz ve adavet etmek,

277  — Kadınların süslenerek ve kokulanarak sokağa

çıkması,

278  — Kocasının izni olmadan kadının özürsüz ola-

rak evinden çıkması,

279  — Sebebsiz olarak kadının kocasından ayrılmak

istemesi, boşanmak günâh-ı kebâirdendir.

280  — Pezevenklik ve deyyusluk etmek,

281  — Talâk-ı ric'î ile boşadığl kadına müracaat et-

meksizin cima etmek günâh-ı kebâirdendir,

282  — Bir kimse hanımına dört aydan fazla yakın

olmayacağına yemin etmek,

283  — Karısının bir uzvunu anasının veya kızkarde-

şininkine benzetmek,

284  — Namuslu kimselere, yâ zânî veya zâniye diye

iftira etmek,

285  — Bu sözleri söyleyenleri da'vâ etmemek,

286  — Müslümana sövmek,

287  — Anasına ve babasma sövdürecek derecede bir

müslümanın ırzına dil uzatmak,

288  — Müslümana la'net etmek,

289  — Kişinin kendi evlâdına    «bu benim evlâdım

değildir» demesi,

290  — Bildiği halde, kendi babasından başkasına, bu

benim babamdır demesi,

ı1  I   ,

286

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

291  — Bir müslümanın nesebine dil uzaüb ta'n etmek,

292  — Zinadan doğurduğu çocuğu başkasının nesebi-

ne sokmak,

293  — Boşanan kadının müddeti hakkında hıyanetlik

etmek,

294  — Iddetini beklemek hükmü serî iken ve özrü

serîsi yokken hanesinden çıkmak,

295  — Bu sözleri söyleyenleri da'vâ etmemek,

296  — Terki lâzım gelen ziynetini terk etmemesi,

297  ¦— Yeni aldığı cariyeyle hayız müddetini bekle-

meden cima etmek,

298  — Karısının nafakasını ve elbisesini, mesâğ-ı serî

yokken, vermeyib men' etmek,

299  — Ehl-i iyâl ve evlâtlarını zayi' etmek,

300  — Anasına ve babasma âsî olmak,

301  — Akrabâsıyla alâkasını kesmek,

302  — Başkasının kölesini «bu benim âzathmdır» di-

ye iddia etmek,

303  — Köle ve   cariyeyi efendisinin  aleyhine  ifsad

etmek,

304  — Köle ve cariyenin efendisinden kaçması,

305  — Hür olan kimseyi köle diye kullanmak,

306  — Köle ve cariyenin efendisinin hizmetinden kaç-

ması,

307  — Efendinin, köle ve cariyenin ihtiyaçlarına bak-

maması,

308  — Kölelerine güçlerinin üstünde iş göstermek,

309  — Köle ve cariyeyi devamlı dövmek,

310  — Kölenin hayalarını çıkarmak ve zekerini kes-

mek,

311  — Hayvanları sebebsiz yere iğdiş etmek,

312  — Hayvanları birbirleriyle döğüştürmek,

ZEVÂCİR'DE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR

287

313  — Günahsız bir müslümanı veya zımmîyi amden

kati etmek günâh-ı kebâirdendir,

314  — Her ne sebeble olursa olsun intihar etmek,

315  — Bir müslümana,   küfrünü   murad   etmiyerek,

yalnız söğmek kasdıyla (ya 'kâfir) demek,

316  — Haram olan katle veya katlin mukaddimâtına

yardım etmek,

317  — Kati esnasında hazır olub da, onu yani kati

filini def etmeğe kadir iken bunu yapmamak,

318  — Bir müslümanı veya zimmîyi haksız yere döv-

mek,

319  — Bir müslimi silâh ve saire ile korkutmak,

320  — Kendisine küfv olmayanın sihir yapması,

321  — Sihri öğrenmek,

322  — Sihri başkasına öğretmek,

323  — Sihir yapmasını istemek,

324  — Falcılık ve bakımcılık yapmak,

325  — Ğayıbdan haber vermek,

326  — Kuş uçmasından, tavşan geçmesinden kötülük

beklemek,

327  — Yıldızlardan ahkâm çıkarmak,

328  — Falcıya gidib sözlerini tasdik etmek,

329  — Kuş ötmesinden veya geçmesinden veya inme-

sinden iyilik veya kötülük bilmek,

330  — Ufak taşlarla ve kahve fincanlanyla fal açmak,

331  — Ğayıbdan haber vereni ve falcıyı tasdik etmek,

332  — Yıldıza bakanlara gidib yalanlarım tasdik et-

mek,

333  — Hükümdarlara ve pâdişâhlara âsî olmak ve is-

yan etmek,

334  — Ğaraz-ı dünyeviden dolayı pâdişâhla ve hü-

kümdarla olan ahdini bozmak,

288                                MO'MİNLERE VAAZLAR

335  — Kendisinin lâyık olmadığı ve hıyanet edeceği-

ni bildiği halde, imamet ve emirliği kabul etmek,

336  — Emareti ve emirliği ele geçirebilmek için para

sarf edib, hare etmek,

337  — Umûr-u müslimîne fâsık ve fâcir olan kimseyi

ta'yin etmek: Bu ne kadar dikkate şayandır. Allah ve Peygamber tanımayan veya Allah ve Peygamberin gösterdiği yolda gitmeyib, günah ve isyan vadilerinde dolaşan, ibâdet ve tâat-ten mahrum olan, gönülleri tamamıyla karar-' mış, zevk ve sefâlarma dalmış, âşıkların milletin işleriyle ne kadar alâkadar olabileceklerini pek iyi düşünmeli de, seçim fırsatını bir ganimet bilip, bilgisine veya servetine veya kuvvet ve kudretine değil, belki dînine bağlılığı nisbetinde vicdanı temiz, ahlâkı mazbut, vatanını, Allah ve Peygamberini seven kimseleri seçmelidir. Çarşıdan aldığımız bir domatesin, bir patlıcanın bir kavun ve karpuzun iyisini seçmesini isteriz de; dört sene başımızda idareci olarak kalacak kimseleri, şunun, bunun propagandasına aldanıb din, Allah ve Peygam-1 ber düşmanlarını başımıza seçip getiririz. Hiç akıllı insanlara yakışır mı dersiniz? ,

338  —• Salih ve müştekimi kimseleri vazifelerinden

azl edib uzaklaştırmak,

339  — Salih ve müştekim olmayan kimseleri iş başla-

rına ta'yîn edip kullanmak,

340  — Hükümdar ve  emirlerin, hâkimlerin ve me-

murların, tebeasında ve maiyyetinde olan kimselere zulm etmesi,

ZEVÂCİR'DE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR

289

341  — Tebea ve maiyyetine hıyanetlik ve hiyle yap-

mak,

342  — Hükümdarların    ve    ümerânın,    saraylarında

halkdan uzak  kalıb, halkın işlerine bakılmaması,

343  — Mallarını yemek ve onları   dövmek gibi şey-

lerle müslümanlara zulm etmek,

344  — Gücü yettiği halde mazlumları zâlimlerin el-

lerinden kurtarmamak,

345 — Zâlimin   zulmüne razı olmak.    Ve zâlimlere yardımcı olmak,

346  — Zalemeye ahar kimseleri şikâyet etmek,

347  — Kabahat  sahihlerini   cezadan  kurtarmaya ça-

lışmak,

348  — Borçluya,   alacaklının  alacağını ödettirmemek

kebâirdendir,

349  — Bir    müslümana,    (yâ kâfir veya adüvvallah)

demek,

350  — Hudûd-u ilâhîde şefaat etmek,

351  — Bir müslümanın gizli ayıblarını aramak ve onu

rezil, rüsvay etmek,

352  — Sâlihler kisvesi altında günahları ve fenalıkları

irtikâb etmek,

353  — Hudûd-u  ilâhiyeyi  ikâmede müdâhene  eyle-

mek,

354  — Zina etmek,

355  — Hayvanlara tasallut etmek,

356  — Yabancı kadınlara dübüründen yanaşmak,

357  — Kadın, kadına avret mahallerini dokundurmak,

358  — Bir recülün ölmüş karışma yanaşmak,

359  — Velîsiz   ve  şahitsiz   kıyılan  nikâhla   karısına

yanaşmak,

360  — Muvakkat nikâhla alman kadma zina etmek,

361  — Zina ettiği kadını evinde saklamak,

290

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

ZEVÂCİR'DE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR

291

362  — Hırsızlık etmek,

363  — Yol kesicilik etmek,

364  — İnsanları korkutmak,

365  — Şarab içmek,

366  — Şarabdan gayri müskiratı bir damla bile olsa

içmek,

367  — Şarab ve şâir müskiratı yapmak ve yapdırmak,

368  — Şarab ve sair müskiratı içmek için taşımak,

369  — Şarab ve sair müskiratın hammallığını  yap-

mak,

370  — Başkasma içmesi için vermek,

371  — Başkasma içirmek için çalışmak,

372  — Bütün bunları almak ve satmak,

373  — Bunların parasını yemek,

374  — Bunlardan birini evinde saklamak,

375  — Öldürmek için bir ma'sumun üzerine saldır-

mak,

376  — Bir ma'sumun malını gasb etmek için üzerine-

saldırmak,

377  — Bir ma'sumun ırzına geçmek için üzerine sal-

dırmak,

378  — Bir  ma'sümu korkutmak için üzerine saldır^

mak,

379  — Bir delikden komşusunun evini gözetlemek,

380  — Komşusunun hanımına gizlice bakmak,

381  — Bir kavmin, istemedikleri halde sözlerini din-

lemek,

382  — Erkek, kadm bulûğa kadar sünnet olmayı terk

etmek,

383  — Cihâda gitmeyi terk etmek,

384  — Cihâdı terk edib kaçmak ve hududlarda nö-

beti terk etmek,

385 —

386 —

387 —

388 —

389 —

390 —

391 —

392 —

393 —

394 —

395 —

396 —

397 —

398 —

399 —

400 —

401 —

402 —

403 —

404 —

405 —

406 —

407 —

408 —

409 —

410 —

411 —

Kudreti olan kimsenin emri ma'nif ve nehyi anilmünkeri terk etmesi, Sözü fi'line uymamak, Kendisine verilen selâmı almamak, İnsanların kendisini görünce ayağa kalkmalarım sevmek ve iftihar etmek, Muharebede bir veya iki kâfirden kaçmak, Taun hastalığının bulunduğu yerden kaçmak, Ganimet malından birşey alıb gizlemek, Kendisine  âmân  verilen  kimseye zulm edib kati etmek,

Tekebbüren veya müsabaka için, koşu'için qt beslemek,

İslâmdan uzak olayım demek, Peygamberden beri olayım demek, Yalan yere İslâmm gayri millete yemîn etmek, Nezrini yerine getirmemek, Kadılığı kabul etmek, Başkasını kadı kılmak, Haksız olarak kadılık istemek, Korkusundan ve cehlen hükmetmek, Bâtıla yardım etmek ve göz yummak, Kadıyı veya başkalarını, Hakkın gazab edeceği şeyle razı kılmak, Rüşvet almak, Bâtıl için rüşvet vermek, Rüşvet alanla veren arasında tavassut etmek, Hükm ettiğine mukabil para almak veya vermek,

Şefaat ettiği için hediye kabul etmek, Bâtıl nesne için husûmet etmek, Taksimde adalet etmemek, Kıymet takdirinde ifrat veya tefrit etmek,

 

292

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

412  — Yalan yere şehâdet etmek ve bu yalan şehâ-

deti kabul etmek,

413  — Özürsüz, şehâdeti yapmamak,

414  — Kendisinde had ve zarar olan yemini söylemek,

415  — Şarab içen kimselerle ve fâsıklarla oturmak,

416  — Ulemânın ve fukahânın fâsıklarla oturması,

417  — Kumarın her nev'ini oynamak, iskambil, tav-

la, satranç ve şâire gibi,

418  — Dama ve tavla oynamak,

419  — Bu oyunlar sebebiyle namazı vaktından çıkar-

mak veya kavga etmek,

420  — Veter dedikleri çalgıyı çalmak,

421  — Çalgı dinlemek,

422  — Düdük çalmak ve onu dinlemek,

423  — Kevbe   dedikleri  şe'yi çalmak ve onu dinle-

mek, (Saz nev'i),

424  — Bir müslümanı şiirle hiciv veya zem etmek,

425  — Meçhul kadınların güzelliğini veya fuhşiyâtını

anlatmak,

426  — Bunları şiir ile söylemek,

427  — Bir müslümanı şiirle hivic veya zem etmek,

428  — Fuhşiyâta âid şiir söylemek,

429  —= Zemmi müştemil şiir söylemek,

430  — Şiirde cahili âlim ve fâsıkı de âdil kılmak,

431  — Örf ve âdetde olmayan sözleri söylemek,

432  — Ekseri vakıtlarını şiire harcayıb kazanç teinin

etmek,

433  — İstediğini vermiyen kimseyi zemde mübalağa

etmek,

ZEVÂCİR'DE ZİKREDİLEN GÜNAHLAR

293

434 —

435 436 437 438 439

Küçük günahlara, tâatine ğalib derecede devam etmek,

Tövbeyi terk etmek, Ehl-i Medîneye buğz etmek, Eshâb-ı kiramdan birine söğmek, Hakkı olmayan bir şeyi ahardan da'vâ etmek, Âzâd ettiği köle veya cariyeyi hizmetinde kullanmak.

HANEFÎ MEZHEBİNE GÖRE DİĞER GÜNAHLAR

Buraya kadar îbni Haceri'l-Mekkî Heysemî'nin günahları tamamlandı. Bundan sonra Hanefî mezhebine ait evvelce yazılanlardan mâada günahlar yazılacakdır. Zikr olunacak muharremâtın bazılan yukanda zikr edilmiş ise de, burada tekrar zikri, meâsî ve muharremâtın ehemmiyetine binâen, Hâdimî hazretleri, Berîkasında buyurduğu «Allâhü teâlâmn haram kıldığı şeylerden bir zerresini terk etmek, yer ve gök ehlinin ibâdetinden hayırlıdır» İns ve cinnin, ibâdetlerinin hayırlı olması, haramlara son derece ehemmiyet vererek dikkatli bulunması ve çok uyanık olmak l-'^ım geldiğinden, Üstâz-ı muhterem efendi, bunların teKxanndaM faydalan mülâhaza ederek yazılmasını tensib buyurmuşlardır. Rahmetullahi aleyhim ecmaîn.

1.    Ellerinde bulunan dünya ni'metlerine tama eden hâkimler, valiler, zenginler, âmirler ve âsî günahkârların evlerine ve yanlarına gitmek.

2.    Büyüklerle ve zenginlerle karşılaşdığında, secde eder derecesinde eğilmek.

3.    Zâlimlerin huzurlarında durmak, el re eteklerini öpmek.

4.    Çok şey almak için az birşey hediye etmek, (düğünlerde olduğu gibi).

5.    Bir günlük yiyeceği olan kimsenin kendisi için dilenmesi, (başkası için olursa zararı yokdur.)

6.    İlmin gayrisi için temellük etmek.

7.    Malını denize veya ateşe atmak.

HANEFİ  MEZHEBİNE GÖRE DİĞER GÜNAHLAR

295

8.    Kendisinden faydalanılmaz derecede malını kırıp parçalamak.

9.    Faydasız yere malını harcayıp zayi etmek.

10.    Meyva ve mahsûlünü vaktında toplamayıp telef etmek.

11.    Hayvanlarını  emin yerlerde saklamayıp, helake bırakmak, hizmetçilerini soğuk, sıcak ve  açlıktan korumamak, elbise ve yemeklerine bakmamak.

12.    Malını  topladıktan   sonra muhafazasına   dikkat etmeyip zayi etmek.

13.    Yağ, meyva ve yiyeceklerin fazlasını bir muhtaca vermeyip dökmek.

14.    Kabları güzelce temizlemeden ve yemek artıklarını iyice sıyırmadan yıkamak.

15.    Ekmek kırıntılarını ve  pirinç  kalıntılarını iyice toplamamak.

16.    Üst ve başını eskitecek veya yakacak şeylerden muhafaza etmemek.

17.    El ve vücudunu yıkarken aşın gidip sabunu çok kullanmak, yağ ve ışıklan çok kullanmak.

18.    Muhtaç  olmadıkça,  malını kıymetinden  aşağıya satmak veya noksan kiraya vermek.

19.    Malını kıymetinden ziyâdeye satmak veya kiraya vermek.

20.    Cenazenin kefenini, sünnetten yani üçden fazla yapmak.

21.    Abdest'de ve gusül'de suyu fazla harcamak ve üçden fazla yapmak.

22.    Günah işlemek isteyen kimseye yol göstermek.

23.    Zâlimlere ve yardımcılarına yol göstermek ve onlara yardımcı olmak.

24.    Haksız  olduğunu  bildiklerinin  da'vâsını  almak, (da'vâ vekilleri gibi), böyle kimselere mesâil-i zaîfeyi ve

296

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

terk  olunmuş  meseleleri  öğretmek,  (zamanın  müftileri gibi).

25.    Lahn ve teğânnî ile veya ücret mukabili Kur'ân okumak, zikir ve duâ etmek.

26.    Kur'ân okumayı,   Tahiyyâtı, Salavât   ve   Kunnt duâlannı ve üzerine vadb olan şeyleri öğrenmemek.

27.    Kabul edeceğini umduğu kimseye nasihat etmemek ve doğru yolu göstermemek.

28.    Erbabı olduğu halde fetvayı ve ilmi öğrenmeyi terk etmek.

29.    Ahkâm-ı Kur'âniyye ile hükm etmemek.

30.    Selâm  alıp  vermeyi terk   etmek.  (Zamanımızda olduğu gibi).

31.    Va'z ve nasîhatları, emr-i ma'rufu ve nehyi ani-1 münkeri dinlememek.

32.    Ehli olsun olmasın, bir kimsenin kadı veya evkafa mütevelli olması ve şâir makamlara geçmesi için aracı olmak.

33.    Ehlf olmayan kimsenin, imam ve müezzinliğe ve Kur'ân kurslarına ta'yînine aracı olmak.

34.    Gizli olan mektublara veya gizli emânet yerlere bakmak.

35.    Hastanın yüzüne ve sağa sola çok bakmak ve hastaya gözünü dikmek.

36.    Kabahatsiz kimseyi korkutmak ve bir müslüma-na gözünü dikib bakmak.

37.    Kendisine, âlimdir, sâlihdir, velîdir zannıyla verilen sadaka ve hediyeleri, kendisi böyle değilken almak.

38.    Vâkıfın şartı hilâfına, vakf-ı sahihden olmak ve Kur'ânda bildirilen    sekiz kimseden mâadasının   beytül-maldan alıp yemesi.

39.    Başkasının   hizmetkârından,   efendisinin izni olmadan hediye almak.

HANEFİ MEZHEBİNE   GÖRE DİĞER GÜNAHLAR

297

40.    Deli ve bunak ve  sar'ah  (bayılan) kimselerden ve çocuklardan birşey almak.

41.    Ölü hayvan eti, kan, şarab, sidik gibi neds olan şeyleri yiyip içmek.

42.    Kedi, köpek ve sair hayvanlara vermek için bile olsa, ölmüş hayvanı, kan ve şarabı, sidik ve diğer necasetleri yüklenmek.

43.    Sofradan arta kalan taamı bitirmeden kaldırmak.

44.    Canlı hayvanı nişan alarak ona kurşun atmak.

45.    Hikâye tarikiyle olanın dışında, kelime-i küfür, yalan, gıybet, iftira gibi haram sözleri yazmak.

46.    Abdestsiz Kur'ân yazmak.

47.    Haram olduğu bilinen malı alıb satmak, hediye veya sadaka olarak vermek.

48.    Büyük hayvan suretlerini  gördükde  onları yok etmemek.

49.    Başkasının malım ve hayvanını öldürmeye kasd eden zâlimi def etmemek.

50.    Haram olan nesneyi yemek.

51.    Altm ve gümüş kaşık ile yemek yemek, altm ve gümüş  mil ile göze sürme çekmek, altm ve gümüsden kalem ve divit edinmek.

52.    Altın ve gümüş tepsi üzerinde yemek yemek.

53.    Ağız ve burnundan çıkan şeyleri mescide atmak ve kıble tarafına tükürmek.

54.    Su içdikden sonra su kabını, sağındakinden izin almadan soldaMne vermek.

55.    Masa gibi yüksek yerde yemek yemek ve haram mer'âda otlayan koyunun etinden yemek.

56.    Ekmeği sofra ile beraber kaldırmak. Zîrâ sofrada yemek döküntüsü gibi şeylerin ekmeğe bulaşması ihtimali vardır. Bundan hürmetsizlik çıkar.

298

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

57.    Cnm'âya, cemâate, öğrenip öğretmeye, farz ohm hacca ve ç'ha^a gitmemek.

58.    Emr-i ma'ruf ve nehyi anilmünker yapmamak.

59.    Âciz olan kimsenin hacetine koşmamak.

60.    Mevtayı gasil ve definde ve kefenleyip kabre gö-türmekde tenbellik etmek.

61.    Bir müslümanı  kâfir ve zâlimden,  yırtıcı  hayvandan, ateşden, su ve rüzgâr gibi tehlikelerden kurtarmamak.

62.    Düşmek, batmak ve yanmak gibi tehlikelerde bir malı helâkden kurtarmamak.

63.    Zaruret olmadığı halde, zalemeyi, ümerâ ve kadıları davet edib getirmek.

64.    Bir müslümana kötü ad takmak ve o adla çağırmak.

65.    Gücü yetmediği halde muhafızlık ve nazırlık istemek.

66.    Hamamda zarûretsiz olarak azasını oğdurmak.

67.    Kurban kesmeye kudreti olanın, tasadduku vâ-cib olan malı almaması.

68.    Nereye olursa olsun, hayvan suretleri yapmak.

69.    Her türlü çalgıyı, (davul, zurna, tanbur gibi) çalmak. Yalnız kadınlara zilsiz tef caizdir.

70.    Sünnetle farz arasında konuşmak.

71.    Güvercin uçurmak veya oynamak. Böyle kimselerin şahitliği de kabul olmaz.

72.    Başkasının malını gizlice saklamak.

73.    Silâh atmasını ve kullanmasını öğrenmemek.

74.    Bedene zarar verici şeyleri içmek.

75.    İçinde yenmesi caiz olmayan şeyler bulunan nesneyi yemek.

76.    Kurban bayramında namazdan evvel yemek yemek, başı açık olarak ve bir yere dayanarak yemek.

HANEFİ  MEZHEBİNE  GÖRE DİĞER GÜNAHLAR

299

77.    Kendisine hürmet göstermeyen kimse ile dostluk etmek.

78.    Kadının kocasından izinsiz nafile oruç tutması.

79.    Yenmesi lâyık olmayan taamı fukaraya yedirmek.

80.    Hayvanın   henüz  karnında   bulunan  yavrusunu satmak.

81.    Mesela, «ben sana şunu bin kuruşa sattım, sea de bana bin kuruş ödünç ver», yahud «bana filan şeyi satmak şartıyla» gibi pazarlık etmek yasakdır.

82.    Yanında mevcud olmayan malı satmak. Zarûretsiz kendini  veya hayvanını  eliyle yara-

83. lamak.

84.

85.

86.

87. mek.

88. hî olsa uyumak.

İnsan veya hayvanın yüzüne eliyle vurmak. Özrü olmadan evlenmeyi terk etmek. Baş tıraşını kırk günden fazla geciktirmek. Avret yerini örtecek birşey olmadan helaya gir-

Zarûret olmadıkça yatsı namazından evvel az da-

89.

90.

91.

92.

93. mak.

94.

95. olmak.

96.

Yatsı namazından sonra lüzumsuz konuşmak.

Yüzüne nakış yaptırmak ve çizdirmek.

Eğreti saç (peruk) kullanmak.

Cınbız ve şâire ile yüzünün kıllarını koparmak.

Sadaka dağıtmak için verilen paradan hisse alı

Sünnet-i müekkedeleri terk etmek.

Kendine güveni yoksa vakfa, vakıf işlerine nazır

Zulme sebep obua ihtimali varken nazıra ve na-

zırın yapdığı işlere bakmak ve nazırın emvalinde tasarruf etmek.

97.   İşe alacağı adamlar hakkında tezkiyeyi terk etmek.

300

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

98.    Cenâb-ı Hakkın   ve   Peygamberlerin   isimlerine ta'zîmi terk etmek.

99.   Zarurette kalan âcizlerin istememesi.

100.    Peygamberimizin  ism-i şeriflerini duyduğu zaman ta'zîmi terk etmek, salavat-i şerife getirmemek.

101.    Fâsıkın da'vetine gitmek.

102.    Dünyaya meyil bakımından çiftlik ittihaz etmek.

103.    Malına tamaan ihtiyar kadınla evlenmek.

104.    Sokağa çokça çıkmak.

105.    Genç kız ve oğlanlarla konuşmak.

106.    Dükkânlara ve evlere gidib oturmak ve mala' ya'ni ile vakit geçirmek.

107.    İki karısını bir evde oturtmak.

108.    İşlerinde acele etmek.

109.    Dünya metâına bel bağlamak.

110.    Başkalarını  şaşırtmak ve susturmak niyyetiyle mahcub edici sualler sormak.

111.    Kadınların   lüzumsuz olarak   kocalarından boşanmak istemeleri.

112.    Memuriyet ve müftülük için aracılık istemek.

113.    Parmağına demirden, bakırdan, tunçdan yüzük takmak.

114.    Kur'ân okunmamak,    namaz frılmnıanıallc, zikir yapılmamakla evleri, kabristana benzetmek.

115.    Âlim ve bilgili vaizlerden başkasının hikâye ve kıssa anlatmaları.

116.    İnsanlar arasında veya tenhada gülmek.

117.    Sakaların elinden su içmek.

118.    İnsanlar ile çok içice olmak.

119.    İnsanları veya onlardan birini beğenmemek.

120.    Babasının, anasının   veya   başka   bir kimsenin ölümünde arkasından bağınb çağırmak.

HANEFİ  MEZHEBİNE GÖRE  DİĞER GÜNAHLAR             301

121.    İrşad niyeti olmaksızın ehl-i hevâ ile bir yerde oturmak.

122.    Hanımım döğen  bir kimseye niçin doğduğunu sormak.

123.    Yakım dahî olsa nâsa ihtiyaç göstermek.

124.    Çamurdan yapılan küçük taşlan sapan veya el ile atmak.

125.    Başkalarına iftira ve bühtan etmek.

126.    Henüz biçilmemiş yeşil buğdayı, hâlis buğdaya satmak.

127.    Birşeyi karanlıkda, başka birşeyin içine koyarak, dikerek, yapışmış yerini tutarak, muhayyerliği kaldırmak suretiyle satmak.

128.    Tarlalarda yetişecek mahsulün yansı veya üç-de biri, yahud dörtde biri gibi pazarlıkla ekin ekmek.

129.    Biri tarla  ve tohum  verib, diğeri  de işlemek üzere elde edilen mahsulün bir kısmı ona verilmek suretiyle ekicilik etmek.

130.    Eğeri üzerinde kırmızı, ipekden yasdık olan ata binmek.

131.    Deve ve koyunun karnındaki yavruyu satın almak.

132. 133. 134. 135. 136.

Sırf kırmızı kumaştan mamul elbise giymek. Kudreti olduğu halde evlenmemek. Secdede üflemek.

Kedi eti yemek veya saüb parasını yemek. Henüz olmamış hurmayı yemek veya satmak, çağlalar da böyledir.

137.    Çıblak olarak yürümek, gezmek ve oturmak.

138.    Sırrını, mahremi olsa dahî başkasına söylemek.

139.    Parmaklarını çıtlatmak ve ayırmak.

140.    Siyahın gayri ile sakalını boyamak.

302

MÜMİNLERE VAAZLAR

141.    Başkalarına ta'n etmek ve çirkin sözler söylemek.

142.    Başkasına zulüm ve zarar etmek.

143.    Kuru hurmayı yaş hurmaya, kuru üzümü yaş özüme katarak satmak.

144.    Bâtıl olan ve meşru olmayan yollarla alışveriş yapmak.

145.    Almayacağı bir  malın, karşısındaki alıayı zarara sokmak için fiyatını artırmak.

146.    Mevtanın iftihar edilecek hallerini yâd ederek ağlamak.

147.    Namazda ayaklarım sağ tarafdan çıkararak veya dizlerini dikerek oturmak.

148.    Zorla müslümanlann malını yağma etmek ya-hud ganimet malını taksimden önce alıb kaçmak.

149.    Kurt ve şâir  yırtıcı  hayvandan kurtulub, kesilmeden evvel ölen hayvanın etini yemek.

150.    Bir avı tutup bağladıktan sonra ok veya kurşun atarak öldürmek ve yemek.

151.    Tavşancıl kuşunun tuttuğu avı yemek. Zab denilen, yediyüz sene su içmeden yaşayan hayvanın etini yemek.

152.    Henüz olmamış hurmayı yemek.

153.    Kadınların saçlarım omuzlarının  üzerine  dökmesi ve salıvermesi.

154.    Cariyelerin saçlarını örmesi.

155.    Cum'a günü hutbe okunurken bacaklarım esva-hîyla veya eliyle karnına bağlayıb oturmak.

156.    Mezmum olan şiir söylemek.

157.    Kadınların yabancılara ziynetlerini ve elbiselerini göstermesi.

158.    Deniz koyununun yünüyle, ipekden yapılan kumaştan elbise giymek.

HANEFİ MEZHEBİNE   GÖRE DİĞER GÜNAHLAR

303

S-

159.    İşçinin ücretini bildirmeden çalıştırmak.

160.    Tırnaklı ve pençeleri olan kuşları yemek.

161.    Veresiyeyi veresiye satmak veya alacağının vakti gelince onu terilen başkasına satmak.

162.    Henüz yetişmemiş mahsulü başağında iken satmak.

163.    Erkek hayvanın menisini ve dişi hayvanın karnındaki yavruyu satmak.

164.    Elinde mevcud olmayan altını ve gümüşü satmak.

165.    Mesçid-i şerif de had yani ceza sopası vurmak.

166.    Aü ve sair hayvanları iğdiş yapmak.

167.    Parayı, paraya fazlasıyla satmak naramrhr. Cinsi cinsine olmazsa caizdir; meselâ, altunu gümüşe satmak gibi.

168.    Dişleri olan yırtıcı hayvanı yemek.

169.    Erkek hayvanı dişiye çekmekle, erkek hayvan sahibinin para alması.

170.    Hurmanın üç dört senelik mahsulünü satmak.

171.    Diri koyunu et mukabili satmak veya yaş hurmayı kuru hurmaya satmak.

172.    Havadaki kuşları, denizdeki balıkları satmak.

173.    Âfetten emin olmadan ham meyveleri satmak.

174.    Dişi deve, koyun, inek, keçi gibi sütlü hayvanları sütünü sağmadan satmak.

175.    Köylünün satmak üzer» getirmekde olduğu malını yolda bekleyib almak.

176.    Talimli olmayan köpeği ve mh»ır denilen hayvanı satmak.

177.    Hacamat için olmadan, küçük kafa denilen yeri tıraş ettirmek.

178.    Bina yaptırdığı vakit, cin korkusundan kurban kesmek.

304

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

179.    Hayvanı bir yere kapayib aç susuz öldürmek.

180.    Hıristiyan, Nusayri  arablaruun kesdiği hayvanın etini yemek. Bu, müşriklerden Hıristiyan dînine girenler demekdir.

181.    Ben sana şunu bin kuruşa sattım, sen bana bin kuruş ödünç ver diyerek mal satmak.

182.    «Peşin olursa bin;   veresiye   olursa   binüdyüze olur» diye iki şartla mal satmak.

183.    Pirinç ve benzeri madenlerden mamul zili çalarak oynamak.

184.    Düdük, kaval ve emsali çalgıları çalmak.

185.    Nikâhdan gayri yerde tef çalmak.

186.    İki erkek veya iki kadının bir yorgan altında yatması.

187.    İlâç için kurbağayı öldürmek.

188.    Zararlı olmayan herhangi bir hayvanı öldürmek.

189.    Zağferan ile boyanmış elbiseyi giymek.

190.    İmam olanın bir  arşın  yükseklikde bir yerde' durması, cemâatin aşağıda kalması. Hattâ bizim mihrab-lardaki bile doğru değildir. Fakat imam efendilerin bazılarının boyları kısa olunca, hareketleri cemâat tarafından görülmez diye biraz yükseltilmesine müsâade edilmişdir.

191.    Namazda secdeden kalkarken sol eli üzerine za-ruretsiz dayanarak kalkmak.

192.    Aybı olmadan sikke-i müslimîni kırmak. Sikke, paraların üzerine vurulan damga âleti olduğu gibi, mev-levî dervişlerinin başlarına giydikleri uzunca bir külaha da denir.

193.    Bir adama yaramaz adlar takmak.

194.    Mecûsîlerin,   yani   ateşe   tapanların   kesdikleri hayvanları ve onlann köpeklerinin tuttuğu avın etini yemek.

HANEFİ MEZHEBİNE GÖRE DİĞER GÜNAHLAR

305

195.    Cariyelerin kazançlarını yemek.

196.    İddia ve iftiharla hazırlanan yemeği yemek.

197.    Kuru hurmanın kendisini açmak ve yaş hurmanın kabuğunu soymak.

198.    Karıncalan ve ufak böcekleri öldürmek.

199.    Kadmlan arkalarından kullanmak.

200.    Hacıların Harem-i Şerifde düşürdükleri şeyleri kendisine mal etmek için kaldırmak.

201.    Kılına kınından çıkmış olduğu halde birbirlerine vermek.

202.    Bir kimse oturduğu yerden kalkar kalkmaz hemen oraya oturmak.

203.    İmam olanların, daima müezzinlik de yapmaları.

204.    Kendisinin giydirmediği kimsenin elbisesine el sürmek, yani elini kurulamak. İzni obuadan başkasının mendil, peşkir ve şâir eşyasına el sürmek yasaktır.

205.    Namazda iken ffflfupı imlaMani»™ yumuşak yerine kadar indirmek.

206.    İnsanın filet-i tenasülünü veya hayalarım kesmek. Uyuyan veya konuşan kimselerin arkasında namaz kılmak.    '

207.   Def-i hacet ihtiyacı varken namaza durmak. 208r  Kadının yanında mahremi yokken sefer

yola gitmesi

209.    Kesilen hayvanı ölmeden yüzmeye yp

210.    Bir adama «harb» veya «velid» gibi münasebetsiz ad

211.    Namaz kılan çocuğu ön safa geçirmek.

212.   İzni olmadan iki Mirinin arasına girmek.

213.    Zaran olmayan çekirgeleri öldürmek.

214.    Süt emen kuzuyu ve küçük kuzulan kesmek.

215.    Gece vakti kurban kesmek.

306

216. mek.

217. etmek.

218. 219.

MÜ'MİNLERE VAAZLAR Kuyulardan ve vakıf mahallerden nâsı men' et-

Kölenin hakkım vermemek ve ırzına tecâvüz

izin almadan başkasının evine girmek. Ana, baba ve sair akraba ile konuşmayı terk etmek, yani onlarla konuşmamak haramlardan ma'duddur.

Bunlar hakkındaki tafsilâtı yazmaya lüzum görmedik. Çünkü bunlar müslümanlar tarafından bilinen şeylerdir.

Allâhü teâlâ hazretlerinin izniyle bu kitab burada tamam olmuşdur.

Essalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Mu-hammedin ve alâ âlihî ve eshâbihi'l-berere'til-kirâm.

SON SÖZ

Bu yazılan günahları sakın yabana atma. Bunların herbiri bizim en kıymetli a'zâmız olan kalbin kemâle ulaşmasına en büyük mânilerdir. İnsanın insanlığı, herkesin ma'lumudur ki cesedi ile değil gönlü iledir. Kalb, ruh, akıl, gönül, bunlar ayrı ayrı isimlerdir. Fakat hepsinin ma'nâsı birdir.  Cesed, maddî varlıkların eseridir. Esasları toprak, su, ateş ve safradır. Bunlar ise hep yokluğa mahkûm şeylerdir. Onun için ölümle neticelenen bu hayat, yine aslı olan toprağa rücû' eder. Bundan kimse müstesna olamamışdrr. Fakat insan, yalnız maddenin mahsulü değildir. Cenâb-ı Hak namütenahi olan kudret ve kuvvetinin eseri olarak, insanı İM zıd ile birleştirraişdir. Kar ile ateş birleşir mi? Lâkn Cenâb-ı Haklan buz ile ateşden yaratılan mahlukları vardır. İşte Kudret-i İlâhiyye insanda bunu bilfiil göstermişdir. Mülk âlemi olan bu âlem ile, melekût âlemi olan ruhlar âlemi, insanda toplanmış, kalb, ruh, sur, hafi, ahfâ denilen kudsî varlıkları da bu insanın kalbi içerisine sıkıştırmış, biri maddî, diğeri ma'-nevî olan bu iMt»t» birleşmesinden, insan meydana gelmiştir

İşte bu safveti ve bu güzelliği muhafaza edebilen bah-

308

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

tiyarlar cennet üe tebşir buyurulduğu gibi, bu baba biçilmez serveti, ni'meti, devleti ğayb edip zevkü safâsına dalan bedbahtlar cehennem ile korkutulmuşdur. Pek mükemmel olarak yaratılan insanın namütenahi baha biçilmez ni'metleri zayi' etmesiyle beraber, telâfisi de mümkün olmayan kıymetli hayatım boş yere harcaması ne kadar çirkin ve ne kadar acıdır.

Ma'lum ya her zayiatın telâfisi mümkündür. Fakat hayat zayiatı kadar büyük bir felâket yokdur. Onun için-j dir ki, vakıtlann zayi' edilmemesi hakkında çok mühim kitablar, eserler yazılmış ve nihayet; «vakit keskin bir kılınçdır; sen onu kullanamazsan o seni keser öldürür» demişlerdir.

Şimdiki insanların, bu günün çeşitli zevk safa yollarında verdiği ömür zayiatı ise ne kadar mühimdir. Ondan yapılacak istifadelerin ne kıymeti vardır. Televizyonun insan hayatma kasd eden herhangi bir canavardan farkı yokdur. Bir kere namaz kılmış olsanız dahi, onu bı-rakıb da cemâate gelemezsiniz. İkincisi; gece yanlarına kadar onu seyr etmekle vaktiniz geçer. Gecenin en kıymetli saatlerinde Hak"ka ibâdetten manning olursunuz. Üçüncüsü, sabah nama^m^ belki de kalkamazsınız. Çünkü uykunuzu alamamışsımzdır. Kancaamz bile

camiye gidemezsiniz. Çünkü vakit kalmamışdır. İşte sizlere üç büyük günah.- Cenâb-ı Haklan size bahş etmiş olduğu o temiz gönül aynasını bu suretle kirletmiş ve karartmış olursunuz. Artık gitgide gönül tamamıyla gö-nüllükden çıkmış olur. İşte o zaman diğer hayvanlardan farkı kalmaz, belki onlardan da aşağı mertebeye düşer. Çünkü o mertebedeki insandan, zarardan başka hiçbir fayda görülemez. Hâlbuki hayvanâtın etinden, sütünden, yağından, derisinden, tüyünden hattâ- kemiklerinden dahi

SON Söz

309

istifâde edilegeldiği görülmektedir. Oysa insan maddî ve ma'nevî mülk ve melekût âlemlerinin birleşmesiyle meydana gelmiş gayet kıymetli bir ruha sâhibdir M, bütün ulûm bunun içine doldurulmuşdur.

Baksanıza, Cenâb-ı Hak, Âdem (aleyhisselâm)ı ya-rattıkdan sonra -ki Âdem (aleyhisselâm) bilmediği, görmediği bir âleme gelmişdir- onu meleklerle bir imtihana çekdi ve meleklere sordu:

— Buna ne derler ve bu nedir? diye eşyayı gösterdi. Meleklerin izhar-ı acz edib, bilmediklerini beyan etmeleri üzerine, Âdem (aleyhisselâm)a sordu. O bütün eşyanın isimlerim ve neye yarayacaklarım birer birer beyan ederek, insanın efdaliyyeti tahakkuk etmiş oldu. fşte bugün gördüğümüz bütün terakki âsârı, Cenâb-ı Hakkın kullarına verdiği ilmin eseridir. Bu ise maddî kısmıdır ve ölüme mahkumdur. İnsanla beraber bunlar da ölürler. Binaenaleyh, sen pek muhterem ve âlîcenab bir mahluksun. Öyle toprakların altında çürüyüb kokmaya müste-hak değilsin. Belki sen ebediyet âleminin, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve beşerin hatır ve hayâline sığmayan o cennet ni'metlerinin vârisisin. Onları bı-rakıb da nereye gidiyorsun?

An canım kardaşım, biraz güzel düşün. Düşmanların ve dinsizlerin sözlerine kendini kaptırib da bu sonsuz ebediyet âlemini, cenneti ve cennetteki ni'metleri ve mü-şâhede-i Cemâl-i İlâhiyeyi, bu fânî dünyanın zevklerine feda edib, o topraklar altında zayi' olma. Sana verilen bu lutf-i ilâhî o kadar -büyükdür ki, bizlerin havsalalarımız bunu idrakden çok âcizdir. Hazreti Ali (Kerremallâhü veçhe) bunu bize şöyle duyurmaktadır: «Sen kendini ufak bir şey sanma. Sen o kadar büyüksün ki, bütün âlemler sende durulmuş, içine konmuş, pek büyük bir âlemsin» buyurmuşdur.

310

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

Başta Peygamberler olmak üzere, bütün hârikaların üstündeki mu'cizeleri «Mucizeler» kitabından oku. Bütün peygamberlerin mu'cizeleri bizim Peygamberimizde mevcuddur. Dağıstanlı Ömer Ziyâeddin hazretlerinin «Mu'cizeler» adlı kitabında yazılıdır.

Denizin Musa (aleyhisselâm)a yol vermesi, yani suların açılıb Mûsâ (aleyhisselâm)ın bütün avanesiyle geç-dikden sonra, arkasından Firavun da geçmek isterken kapanıb Firavun ve askerlerini   helak   etmesi,   İbrahim (aleyhisseâm)'ı ateşin yakmaması, İsmail (aleyhisselâm)ı bıçağm kesmemesi,   Peygamber efendimizin Mi'racları... Bunları bikneyen yokdur.  Bunlarla sana  birkaç misal göstermek istedim. Bir de Ashâb-ı Kiramın menâkıbini mutlaka tekrar tekrar oku.   Hazreti   Ömer   (radıyallahü anh) Medîne-i Münevvere'de hutbe okurken, İran'a harb için gönderdiği ordunun Acem ordusu tarafından muhasara olunmak üzere olduğunu görüb, ordusunun kumandanına, hutbe esnasmda (yâ Sâriye dağa çekil, dağa çekil) diye seslenmesi ve bu sesi oradaki kumandanm duyması ve bu suretle ordusunu kurtarması ki, o zaman ne telgraf, ne telefon var; fakat ruhâniyet sahihleri için zâten bunlara ihtiyaç yokdur. Zîrâ hem o uzak mesafeleri görürler, hem de melekler gibi imdada yetişirler. Bu Ce-nâb-ı Haklan her insana verdiği bir lütuf ve ihsandır. Bunu zâyı'eden, körleten ancak bizim günahlanmızdır. Eğer biz bu günahlardan arınmış olsak, bu gibi fevkalâde haller her zaman bizlerde de zuhur eder.

Bahriye memurlarından Mustafa Fevzi efendinin yazmış olduğu eserlerden biri olan Kastamonulu Hasan Hilmi hazretlerinin menâkıblerinden bir danesini yazayım da, insanlık ne imiş bak! Bu zât Gümüşhaneli hazretlerinin ilk halifesidir.   36   ve   37'inci   sayfalarında şöyle

SON SÖZ

311

der: Geyve'de sakin imişler. O zâü muhteremin kerametleri herkesçe de pek meşhur imiş. Ona intisab için yola çıkan arkadaşlar şöyle bir karara varmışlar: Eğer şeyh efendi, onların içlerinde sakladıkları şeyleri bilirse, kendisine intisab ederiz derler. Huzûr-ı- şeyhe varınca şeyh efendi, onlara içlerinde sakladıkları şeyleri isimleriyle beraber birer birer anlatınca, hepsi hayretlere düşerler ve derslerini alıb giderler. Sen bunu ne zannedersin? İşte Cenâb-ı Hakkın bizlere lutf ettiği ruh-u insanidir.

İşte bu ruhla insanın içini dışını pek güzel okurlar. Çünkü ruha hiç bir mâni' yokdur. Bu hâdiseler bir değil, bin değil, Tezkiretü-1 Evliyâ'yı oku.

Abdülkâdir Geylârii hazretlerinin, Rufâ'î hazretlerinin, Nakşibend Mehmed Bahâeddin,  Gümüşhaneli hazretlerinin menâkıblarmı çok dikkatle oku, seni nasıl hayretlere düşürür. O zaman sen de kendinin kim olduğunu anlar ve Allâhü teâlânın buyruklarına sımsıkı sarılır ve yasaklarından da öylece kaçarsın ki ta'rif edilemez. Çünkü o yasaklar günahlardır. Senin bu kemâle ulaşmana ve aynanın tertemiz olmasına başlıca mânilerdir. Onun içindir ki insanlığımız da o nisbette düşük ve zaif-dir. Bu sefer o güzel cevherimizi zayi' ederek, insanlığımızın yerini hayvân-ı nâtık dedikleri mertebeye düşür-; mek revây-ı hak mıdır? İşte o zaman cennetin yerine cehennemi tercih etmek gibi bir delilik, bir şuursuzluk zahir ohnakdadır ki, bunu kendi elimizle hazırlamış olmamızdan dolayı kimseye de birşey demeye, hakkımız olmasa gerekdir. Cenâb-ı Hak cümlemizi nefsimizin şerlerinden ve şeytan aleyhilla'nenin şerrinden, sevmediği, râzî olmadığı kullarının şerrinden emin ve muhafaza buyursun da, bizlere verilen gönül, kalb, ruh, akü, irfan ni'metlerinin kadir ve kıymetini bilerek, dînini başkaları-» na öğüt vermek için değil, belM kendini ıslah etmek için

312

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

SON SÖZ

313

ve Cenâb-ı Hakkın râzî olduğu sevgili ve bahtiyar kullarının arasında yer alabilmek için gayret gösteren kullarından eylesin, âmîn.

Bu sebeble İmâm-ı Birğivî hazretleri gibi bir çok ulemâ-ı zevi'l-ıhtirâm hazerâtının da, bir zerre günahı terk etmek, ins ve cin veya yer ve gök ehlinin nafile ibâdetlerinden hayırlıdır buyurmaları, ne kadar şâyani dik-katdir. Zira günahm ufaklığının ve küçüklüğünün hiç kıymeti yokdur. Asıl olan o günahı işlemeyi men eden Zât-i Ecell-i A'lâya olan isyandır. İşte bunun için küçüğü, büyüğü olmaz. Asıl ma'rifet bu günahlardan uzak olmak ve bunlara alışmamakdır. Bunu da iyi, pek iyi bilmek gerekdir ki, günahlar insanlığımızın baş düşmanıdır. Vatan düşmanlarını Allâhü teâlânın izniyle kovmak her zaman mümkündür. Çünkü görünür ve tutulur ve bizim gibi can sahihleridir. Her ne kadar zor olsa dahi, g*rntn elinden birşeyin kurtulmadığı tarihimizce de sabittir. Fakat ma'nevî düşmanlarımız olan nefis ve şeytan, görülür ve tutulur bir cisim olmadıklarından ve hıyleleri de sayısız derecede çok olduğundan, bunların ellerinden o güzel ruh ve gönlümüzü kurtarmak ne kadar zor ve müşkül olduğu her insaf sahibi için ma'lumdur.

Bunun içindir ki, her zaman Hâlık-ı zülcelal hazretlerine tazarru ve niyaz ederek hıfz-ü himayesine sığınmak mecburiyetindeyizdir vesselam...

insan gönlünün en birinci ve en mühim düşmanının şeytan olduğu cümlenjn ma'lumudur. Bu şeytan aley-hilla'nenin gönüle girmesinin yollarının çokluğuna nazaran, en mühim iki yolu vardır. Bunlardan biri hased diğeri de hıradır. Bu iki kötü huy, diğer kötü huylan da birer birer peşine takıb götürür. Hırs, Adem (aley-hisselâm)ın cennetten  çıkmasına,  hasgd de çocuklannm

yer yüzünde işledikleri ilk cinayete sebep olmuşdur. Hırsın peşinden gazab, şehvet, kibir, kîn, gurur; hasedin arkasından ise bunlara benzer bir çok kötü huylar, fenalıklar birbirlerini ta'Mben toplanırlar. Herbiri koca koca ordular hâlinde insan oğluna taarruza .başlarlar. Zavallı insan, yalnız basma bu kadar çok düşmanla başa çıkmanın imkânı olmadığını görünce, Hâlik-ı Zülcelâle ve onun sevgili ve bahtiyar kullarına müracaat ederek, yardımlarına başvurur. Fakat bunların herbirinin ayrı ayn yolları vardır. Ve bugün bu yollar hep bozulmuş, erbabı da hemen hemen kalmamış gibidir. Önüne gelen, çenesi biraz kuvvetli olan herkes bir şeyh olmuş, etrafına bir takım zuafây-ı müslimîni toplamış oldukları halde, ne Allah yoluna, ne de Peygamberimizin yoluna ve sünnetine uyan görülmemektedir. Dervişlikden maksad, hemen şu kadar zikir çekmek değildir. Belki maksad-ı a'lâ, Hakkın rızâsını kazanabilecek hal ve hareketler, akvâl ve ahvâllerdir. İnsanın sözü özüne uymazsa, gökde uçsa bile ne kıymeti vardır. Râbia'tu-1' Adeviyye sultan hanımın sözü ne kadar dikkate şayandır. Gökde uçan birini görünce, «o da hüner mi» demiş, «Cenab-ı Hakkın yarattığı hayvanlardan kuşların ve sineklerin de uçtuğunu görmüyor musunuz?»

Bir istikâmetin bin kerametten efdal olduğunu acaba bilmeyen var mıdır? Fakat ne yazık M bugün insanlar hâlâ keramet peşinde dolaşmakdadırlar. Asıl keramet (Festekün) emrine uyarak Haklan râzî olduğu kulların arasına girebilmektedir. Bu da ancak bu yazılan günahlardan tamamen uzak olmağa vabestedir. Yani günahlardan kendini kurtaramayan bizim gibi zavallıların işi değildir. Onun içindir ki, gece gündüz daima Hâlık-ı zül-celâl hazretlerine tazarru* ve niyaz ile yalvarmak, kapısından ayrılmamak, ağlaya sızlaya Hak (Sübhanehû ve

314

MÜ'MİNLERE  VAAZLAR

teâlâ) hazretlerinin himayesini ve lutfunu istemek gerekir. Bizlere yakışan budur. Herkesi kendimizden üstün ve hayırlı görebilmek de ayrıca bir ihsân-ı İlâhîdir. Yoksa insan kendini hiç bir zaman benlikden kurtaramaz. Kimisi bilgisine, kimisi kuvvetine, kimisi de servetine mağrur olarak helak olub giderler.

Bu felâketten kurtulmak için yegâne çâre, bu yazılan günahlardan korunmak ve kaçınmakla hasıl olur. Ce-nâb-ı Hakkın da Kurân-ı Kerîminde medh ve sena buyurduğu müttakî kullan işte bu günahlardan kaçan ve korkanlardır. Bu suretle müttakî kullardan teşekkül eden cem'iyyetler daima huzur ve rahat içerisinde yaşarlar. Herkes biribirlerinin yardımında bulunur, iyiliğine çalışır. Kimse kimsenin aleyhinde bulunmaz ve fenalığını da istemez. Hiç şübhesiz bu da en büyük ni'metdir. Cenâb-ı Hak, cümlemizi iyi huylar ve iyi ahlâklarla mütehallık olanlardan eylesin, âmîn...

Eshâb-ı kiramdan Enes ibni Mâlik hazretlerinin annesi, Resulü Ekrem Efendimiz hazretlerinden bir nasî-hat talebinde bulunmuşlar. Cenâb-ı Resul (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz de ona ilk tavsiye ve nasihat olarak «meâsîyi —yani günahları— terk eyle» buyurmuşlardır ki ne kadar yerindedir. Zîrâ günahların herbiri birer ma'nevî pislik ve necaset olduğundan, insanın asıl ma'rifet-i İlâhiye merkezi olan o güzel kalbi, göhülü kirletirler, işe yaramaz hale getirirler. Malumdurki, dışımızı yıkamak kolaydır. Her ne kadar pislenirse pislensin, bir hamama girer, bir çamaşır değişir, tertemiz olub çıkarız. Fakat gönlün temizlenmesi ne kadar müşküldür. O yıkanmakla filan kat'iyyen temizlenemez. Onun yıkanması ancak, alışdığı günahları bir daha işlememek şartıyla terk etmekle olur. Bunun ise ne kadar zor olduğu

SON söz

315

herkesçe ma'lumdur. Onun için en mühim şey bu günahlara alışmamakdır.

Bakınız bir şişenin içerisine pislik dolsa da, biz onu temizlemek istesek, şişenin dışını ne kadar yıkarsak yıkayalım, içindeki pislik durdukça, o şişenin temiz olmasına imkân yoktur. Ne zamanki içindeki pisliği tamamen çıkanb, sonra da yıkarsak, işte o zaman temiz olacağı, yine hepimizin pek iyi bildiği şeydir. Bu hususda Cenâb-ı Peygamber Efendimizin ilk emirleri ve tavsiyeleri, nasihatleri, meâsîyi terk etmek oldu. Meâsî, aynı zamanda zehirli mikroblardan daha tehlikeli bir iç kanseridir.

İmanlı insan neden ölürse ölsün, gam, keder değildir. Asıl dert, imansız veya ahlâksız veya şirk içerisinde olarak ölmekdir. Günahlar ile (maazallah) birgün bakarsınız ki, insanın insanlığı elinden gitmiş, artık ne olduğu bilinmeyen bir canavar plmuşdur. İşte bu hale düşmemek için Cenâb-ı Hak, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz Hazretleri, günahları terk etmeyi tavsiye buyurmuşlardır. Bunun üzerine: «Hicretin hangisi efdaldir» diye soran Ebû Zer (radıyallahü anh)a cevaben. «Seyyiâtı terk ermekdir» buyurmuşlardır. Bunlardan anladığımıza göre ibâdet iki kısımdır:

Biri, emr olunduklarımızı yapmak;

Diğeri de yasaklardan, günahlardan kaçmakdır. Ma'-lûmdur ki, her nevi ibâdet, ne kadar zor dahî olsa, namaz, oruç, hac, zekât, gece ibâdetleri, nyâzatlar, insan alışdıkca kolaylaşırlar. Fakat mâ'siyetleri terk ve bahusus alışıldıkdan sonra onları bırakmak, nefse en zor ve ağır gelen şeylerdendir. Onun için Cenâb-ı Peygamber Efendimiz, evvelâ mâ'sıyeti terk ile, sonra da ferâizi edâ ile, daha sonra da Allâhü teâlânın zikrini çok yapmakla emir buyurmuşlardır. Zîrâ ibâdetin tadı ve lezzeti, ancak

316

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

mâ'sıyeti terk ettikden sonra anlaşılacağı gibi, zikrulla-hm da fezâili, lezzeti, muhabbeti, kezâlik ma'siyetin terki ve ibadetlerin güzelce yapılmasından sonra anlaşılır. İbâdetler sünnetlerle birlikde güzelce yapılmadan ve günahlar da tamamıyla terk edilmeden ve mâ'siyetlerle alâka kesilmeden, .zikrullahdan lâyıkı veçhile istifade edilemez.

Bütün kötülüklerin başı hased ve hırsdır. Hased, se-vablan mahv eder. Hırs da insanın gözünü kör, kulağını sağır eder, buyurulmuşdur. Bu iki kötü huy milletlerin, kavimlerin, cemâatlerin helak olmasına başlıca se-beb olmuşdur. Dün böyle olduğu gibi, bugün de böyle; yarın da böyledir. Binâenaleyh, bu iki kötü huydan kurtulmak, herkes için şarttır. Hangi millet ve kavimden olursa olsun bu helak muhakkaktır. Çünkü kör bir göz ve duymaz bir kulak sahibi olanların hak. ve hakikati görecek göz nurları olmadığı gibi, hakikatleri duyacak bir kulağa da mâlik olmadıkları ortadadır. Bütün gayesi hi-yânet ve cinayettir. Göz görmeyince, kulak işitmeyince, gönül de merhamet, şefkat denilen ni'metlerden mahrum olunca, o zaman diğer varlıklardan farkı kalmadığı gibi, belki zararlıların en zararlısı, şerlilerin en şerlisi olmak tehlikesine düşer. İşte buna ma'nen ölüm derler ki, cesedlerin ölümünden daha çok beterdir. Zîrâ ce-sedlerin ölümü ile iyilik ve kötülük hepsi nihayet bulur. Fakat ma'nen ölümde ise, serler daima temadi eder. Ve etrafındakiler! mutazarrır eder, rahatsız ve huzursuz hâle getirir. Artık herkes onun ölümünü bekler, ölse de kurtulsak derler.

Nuh (aleyhisselâm) gemisini yapdıkdan sonra bakmış ki, içine aldıklarının arasında şeytan aleyhilla'ne de var: Gemiden onu kovub çıkarmak isteyince şeytan, bana ilişme, ben sana beş şey öğreteyim demiş.

SON SÖZ

317

Birincisi; bu gemidekilerin bedenleri seninle amma, içleri benimledir.   Ben buradan çıksam da çıkmasam da böyledir. Bu beş şeyden en mühimlerinin biri hased, biri de hırsdır demiş. Hased amelleri mahv eder, yok eder. Hırs da, sahibini kör ve sağır hem de dilsiz eder. Yani artık bunlarda katiyyen hayır bulunmaz. İstersen etrafına şöyle dikkatle bir bak. Eğer biraz basiretin ve nurun varsa, muhakkak bunlan görürsün. Bu sefer arslandan kaçar gibi kaçmakdan başka çaren kalmaz. Arslan denince hepimiz korkarız. Şöyle ifâde edersek daha kolay olacak zannederim: Yaratılan hiç bir mahlûk yokdur ki boşuna yaratılmış olsun.    Muhakkak her birinin beşeriyet için bir faydası ve lüzumu vardır. Fakat biz bunlan henüz anlamış değiliz de, onlara hor bakarız. Huylarımız da böyledir. Demindenberi zem ettiğimiz şehvet, gazab, kin, hased, hırs ve emsalinin de o hayvanlar gibi lüzum-lan vardır, ki Cenâb-ı Hak onlan da yaratmışdır. Çünkü şehvetsiz insan yaşayamaz. Gazab olmasa insan hakkını müdafaa edemez. Yalnız hasedin yeri gıbtadır. Yani, (Yâ Rab ona verdiğin gibi bana da ver) der. Yoksa ondan al da bana ver demez. Hırs olmazsa hayatta terakki olmaz, asıl hüner bunlan ı'tidal dairesinde kullanmaktır. Vazifemiz ise, yiyecek ve içeceklerimize dikkat etmek, sıcakdan, soğukdan korunmaya ve bir de vücûdumuza, sıhhatimize zarar verecek şeyden ve hattâ mik-roblardan da aynı şekilde korunmak boynumuzun borcudur.   Korunmadığımı?:   takdirde,   hayat  hakkımız   zayi' olur gider. Bunun gibi, huylarımızı da i'tidal dairesinde kullanmak ve bize zarar verecek derecede ifrata kaçmamak gerekdir M, o zaman übkı sıhhati bozulan insan gibi yataklara düşüb inlemeye başlarız.  Bizlere verilen ni'metlerin, imandan sonra en büyüğü akıldır. Fazla söz söylemeye lüzum yok, işte deliler, zarardan başka biç

318

MÜ'MİNLERE VAAZLAR

bir faydalan yoktur. Maalesef milletin bir çok paraları da onlar için heba olub gidiyor. Eğer tımarhaneler olmasa onların elinden kurtulamayız. Şimdi sen söyle, bir sarhoşun bu deliden ne farkı vardır? Hiçbiri irâdesine de hâkim değildir. Sözleri de deliler gibi saçma sapandır. Aklın kıymetine baha biçmek kimsenin elinden gelmezken, insanın bu güzel cevherini bir içkiyi veya bir afyonu ve şâir bunlara benzer şeyleri içib de, hem hayatını hem de ma'neviyatmı yok etmek, acaba akıllı insana yakışır mı? Onun azının da zarar olduğu bugün artık tamamıyla tesbit edilmiş durumdadır. İ'tirâza lüzum yok. İster dindar, ister dinsiz ol, sana verilen mevhibe-i İlâhiye olan akıl ni'metini, böyle Haklan yasak ettiği içki ile, muvakkat da olsa ihlâl edib, çileden çıkardığın için muhakkak ki mesul olacak ve cezanı göreceksin. İşte dikkat eyle, o bir yudum içki senin aklım nasıl gideriyorsa, ı'tidali tecavüz eden huylar da böylece inşam insanlıkdan çıkarır.

Gerek gazab, gerek şehvet ve gerekse hırs ve emsali, belki aklı gideren içkiden daha çok fenadır. Çünkü içkiden bir müddet sonra ayılır, aklın basma gelir, belki de yapdıklanna pişman olur ve belki de tövbe eder, bir daha içmezsin. Fakat haddi tecavüz eden, ifrat derecesine varan gazab ve hırslardan ayrılmak ve kurtulmak, herkese nasîb olmaz. Artık onun kötü huylarını ancak teneşir temizler demişlerdir.

Onun için bunların hepsi, günah adı altında zikr edilmektedir. Cenâb-ı Hak (Celle ve Alâ) cümlemizin muini olsun, dünya ve âhiretimize zarar veren bu günahlardan hepimizi muhafaza buyursun. Bu hususda vâki' olan kusurlarımızın afvmı recâ eyler, cümlemizin de afv-i İlâr-hîye mazhar olabilmemizi Cenâb-ı Vâcibül Vücud haz-

SONSÖZ

319

retlerinin sonsuz ve nihayetsiz olan rahmetinden dilerim. Ve sallallahü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlıhı ve sahbihî ecmaîn. Vel-hamdülillahi Rabbil-âlemîn...

26/8/1975

18 Şaban 1391

İskender Paşa Câmi-i Hadimi

Mehmed Zâhid Kotku

Günahlar, kulun Hakk'ın rızasını kazanmasına en büyük manilerdir. Kul bu günahlarla kirli bulunduğu müddetçe, Halikına takarrübe imkan yoktur.

Bir de batini, görünmez günahlar vardır ki, onlar bu görünen günahlardan çok daha fenadır. Zahirî günahlardan tevbe ile kurtulanlar çoktur. Fakat bâtını, görünmez günahlardan tevbe çok az kimseye nasib olmaktadır.

" "Her gelen gitse gerektir" diyorlar. Gideceğimiz bu hayatı, bu nefesleri ve sayısız nimetleri bizlere meccânen veren Allah Teâlâ'dır. Eğer aldığımız nefeslere para vermek lâzım gelse, vay halimize.

Dünyanın geçici zevklerine, şeref ve saltanatına alda-nıp da âhiretin ebedî saltanatından mahrum olmak, hiç insan olana lâyık mıdır?