Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Acıların Hikmeti - Salihozbey - Aclarinhikmeti

Acıların Hikmeti

ACILAR DA

AĞLAR MIYMIŞ

 

Şair, Şiir yazarken,

çocuk dünyaya getiren

bir annenin sancısını çekmiyorsa

yazdıklarının hepsi yalandır.

 

Salih ÖZBEY

 

Şiir,

 

Yürekteki

 

Sırların

 

Lisanıdır.

 

İÇİNDEKİLER

 

1-Acılarda Ağlar mıymış.................................       3

2-Size Bırakıyorum..........................................       11

3- Seni Unutamam..........................................       17

4- O  Deruniyi  Bilmiyorum.............................      21

5- Adan Ey Sevgili..........................................       27

6- S e v g i.......................................................         31

7- Gel Diyorsun...............................................       39

8- Neden Böyle Neden....................................         45

9- Ey Bahar.....................................................        53

10-Ey gönül.....................................................       59

11- A ş k ı m....................................................        71

12-Ben Felaketlerin Çocuğuyum.....................       79

13-Garibim.......................................................       87

14-Gel Ne Olur Artık Gel...............................        99

15-Kader..........................................................        111

16-Ey Sevgili...................................................        119

17-Umut..........................................................        137

18-Sabır..........................................................         147

19-Münacat....................................................         159

 

ACILAR DA

AĞLAR MIYMIŞ

 

Bülbülünü kaybedince, dağlarda ağlar mıymış,

Gülünü kaybedince, bağlarda ağlar mıymış,

Gülistanını kaybedince, yiğitlerde ağlar mıymış,

Peygamberi kaybedince, Medine’de ağlar mıymış,

 

Bu çemen diyarın Ya Rab !

Ne kurban adadı Anaları,

Ne soy verdi pehlivanları,

Ne de boy verdi karanfilleri...

 

Tümünü kaybedince, parçada ağlar mıymış,

Alimini kaybedince, alemde ağlar mıymış,

Talebini kaybedince, ilimde ağlar mıymış,

Muhammedi kaybedince, Kur’an’da ağlar mıymış,

 

Bu benler diyarında Ya Rab !

Ne bitkiler meyve verdi,

Ne tam olarak solu verdi,

İkisi arasında kala kaldı.

 

Aydınlığını kaybedince, vicdanlarda ağlar mıymış,

Gücünü kaybedince, ellerde ağlar mıymış,

Haklarını kaybedince, halklarda ağlar mıymış,

Mustafa’yı kaybedince, Ümmette ağlar mıymış.

 

Bu garipler diyarında Ya Rab !

Ne dertlerimiz üzerine bir yar,

Ne yaralarımızın üzerine bahar,

Ne de bizi düşünen kimsemiz var.

 

İbrahim’i kaybedince, kabede ağlar mıymış,

Musa’yı kaybedince, tur-i sina da ağlar mıymış,

İsa’yı kaybedince, çarmıh da ağlar mıymış,

Ahmet’i kaybedince, sidre de ağlar mıymış.

 

Bu virane diyarın kalmadı Ya Rab !

Ne sevdayla bağrı yanık münevverleri,

Ne sevgiyle donatılmış bireyleri,

Ne de aşkla örülmüş birlik ve beraberliği.

 

Süleyman’ı kaybedince, hüthüt de ağlar mıymış,

Yusuf’u kaybedince kumrular da ağlar mıymış,

Eyüb’ü kaybedince, kurtçuklar da ağlar mıymış,

Hatem-ul Enbiyayı kaybedince, kusva da ağlar mıymış

 

Bu enkazı diyarın Ya Rab !

Sen ol imar eden mimarı,

Kırılmış kalplerin,

İnsafsız yüreklerin,

Kararmış vicdanların.

 

Nuh’u kaybedince, denizler de ağlar mıymış,

Yunus’u kaybedince, balıklar da ağlar mıymış,

Davud’u kaybedince, vadilerde  ağlar mıymış,

M.Emin’i kaybedince, kütük de ağlar mıymış.

 

Bu kimsesizler diyarın Ya Rab !

Sen ol yetimlerin,

Mustazafların,

Kimsesizlerin,

Biz Ümmetin çocuklarının sahibi.

 

Haya giyinmiş gençleri kaybedince, melekler de ağlar mıymış,

Gözü nemli ihtiyarları kaybedince, semekler de ağlar mıymış,

Ar örtünmüş gelincikleri kaybedince, ruhlarda ağlar mıymış,

Şafakta ağlayan Nebiyi kaybedince, ins-u cinde ağlar mıymış.

 

Bu vefasız diyarda Ya Rab !

Katında lutf-u kereminle ver bize,

Sızlayan öz,

Ağlayan göz,

Kızaran yüz.

 

İbadetle beli bükülmüşler olmayınca, yağmur yağar mıymış,

Hu hu çekip uyutulanlar kalmayınca, güneş doğar mıymış,

Yetimleri mağdur olan toplumda, hayır bereket olur muymuş,

Seherde kıyama duranlar bulunmayınca, kıyamet koparmıymış,

 

Bu kıyameti kopmaya gelmiş diyarın Ya Rab !

Rahmetinle koruyucusu SEN oluver,

Gönlümüze nur,

Gözlerimize fer,

Dizlerimize derman ver....

 

SİZE BIRAKIYORUM

 

Herkesin, peşinde koşturduğu,

Ama, kimsenin ulaşamadığı,

Yinede hiç kimsenin vazgeçemediği,

Yalancı dünyayı, size bırakıyorum.

... Hakkımda biçilen hayrı istiyorum....

 

Uğrunda, yalan ve dolanın mübahlaştırıldığı,

Paranın, har vurup harman savrulduğu,

Yine de herkesin rağbet ettiği,

Kırmızı koltukları size bırakıyorum.

... Gönlümün, tahtında oturmak istiyorum...

 

... ları ... ları ve Hülyaları,

Aybaşında, kuyruklu maaşları,

Uğrunda, herkesin çektiği telaşı,

Enflasyon kokuşmuş piyasayı, size bırakıyorum.

... Bir habbe mutluluk istiyorum...

 

Sema ile yarışan gökdelenleri,

Yetimlerin haklarıyla yapılan villaları,

Piyangodan, borsadan elde edilen serveti,

Haydan gelip huya giden şeyleri size bırakıyorum

... Seherin zikir Orkestrasında bulunmak istiyorum...

 

Günahlarla karartılan gündüzün aydınlığını,

Fitne fücur fışkıran, caddeleri ve kaldırımları,

Yinede herkesin kovalamaca oynadığı,

Gel git oyuncaklı yerleri size bırakıyorum.

... Yüreğimin sırlarını keşfetmek istiyorum...

 

Vakit geçirme ve harcama merkezlerini,

Kahve, bar, büro ve diskotekleri,

Herkesin dinlemeye gittikleri,

Ömür doğrama mekanlarını , size bırakıyorum.

... Yüreğimin saadet hazinesini istiyorum...

 

Diploma dedikleri bir etiket uğruna ;

Körpe beyinlerin çarpıtılıp kırpıtıldığı,

Herkesin sosyal ve siyasal kariyer biçtiği,

Görünen malum ilanı, size bırakıyorum.

... Hayat Mektebinin icazetini istiyorum...

 

Güle ot, İnsana et değerini,

İnançlıya bit, yavşağa kariyeri,

Herkesin boyun büktüğü,

Rezillerin terazisini size bırakıyorum.

... İzzeti şerefimi inancımdan almak istiyorum...

 

Sevginin, suistimal edildiği,

Aşkın, enkazlarda arandığı,

Sevdanın, yanlış kanalize edildiği,

İçinde bulunduğumuz dengesizliği, size bırakıyorum.

... Kendimi yüreğimin aynasında görmek istiyorum...

 

Zalimlerin dipçiklerinin havaya kalktığı,

Sıkıyönetimin, ev bark yakıp yıktığı,

Haklıya sen sus denilerek , haksızın ödüllendirildiği,

Herkesin kin ve nefret duyduğu R.... size bırakıyorum .

... Yüreğimde hakkı yeşertmek istiyorum....

 

Yaşayan ölülerin mızmızlığını,

Ecelden kaçan korkak pısırıklığı,

Herkesin saklandığı ama kurtulamadığı,

Dünyada işi biten cenazeleri size bırakıyorum.

... Ahımla yüreklerde yaşamak istiyorum...

 

SENİ UNUTAMAM

 

Kalbimin çarpan ziyasındasın,

Gözlerimin gören ferindesin,

Dizlerimin yürüyen takatındasın,

Sen başımın tacısın.

 

Nasıl çıkarsın aklımdan,

Harfin işlenmiş yüreğime,

Kudretin güçtür ruhuma,

Tahtın kurulmuş gönlüme...

 

Aşkımın kahırlı ahındasın,

Sevdamın çileli hasretindesin,

Sevgimin acı mahbubusun,

Sen benim unutulmazımsın.

 

Dualarımdaki merci’nin sırrısın,

Feryatlarımdaki ahın gizemisin,

Eyvahlarımdaki endişemin sebebisin,

Tövbelerimdeki kabulün mabudusun.

 

Hayatımın yegane amacısın,

Yaşamımın tedirgin telaşısın,

Düşlerimin şekillenen rüyasısın,

Hayalimin uçsuz deryasısın.

 

Gözlerimin akan yaşındasın,

Dudaklarımdan dökülen şiirdesin,

Türkülerimde nağmelerin  içindesin,

Söylediğimde sesin avazındasın.

 

Bahar mevsiminin gülündesin,

Yağan yağmurun damlasındasın,

Esen rüzgarın nefesindesin,

Seni unutmam, soluğumdasın...

 

Senin için severim,

Senin için gülerim,

Senin için ağlarım,

Seni hep anarım.

 

Senden başkasını sevmem,

Senden başkasına ağlamam,

Senden başkasına gülmem,

Seni hiç unutmam...

 

Soğuk kışımın sıcağısın,

Uzun gecelerimin anısın,

İnancımın biricik gölgesisin,

Seni unutamam hep fikrimdesin...

 

 

 O  DERUNİYİ  BİLMİYORUM !

 

Bütün bildiklerim, bilmediklerimin yanında bir hiç kalıyor.

Her arayışım, bilinmezliğin derinliklerine itiyor.

Nasıl seslensem bilmem ki,

Anam mısın?

Babam mısın?

Yarim misin?...

Öyle yitiksin ki,

Ömrümden eski meclislerin

Bin yıllık tarihi enkazın

Seslensem gelir misin?

Bilmiyorum...

O deruni kelimeyi bir bilsem,

Geleceğini biliyorum.

Ama bilmiyorum...

 

Hercin  “için” de O deruni sayıklıyorum

Durmadan arıyorum...

Güneşin ferinde,

Gecenin ıssızlığında,

Ayın on dördünde,

Kutup Yıldızında,

Fecrin sadığında,

Esen yelin esişinde,

Yağan yağmurun yağışında,

Dökülen yaprakların dökülüşünde...

Bilmiyorum...

O deruni kelimeyi bilsem,

Geleceğini biliyorum,

Ama bilmiyorum...

 

Bilinmesi gerekenlerin karşısında,

Bütün bildiklerimi ortaya koyuyorum.

Yakınlarıma soruyorum!

Bükülen belime,

Dökülen dişlerime,

Ağaran saçlarıma,

Akan gözyaşlarıma,

Semaya kalkan avuçlarıma,

Duaya duran dudaklarıma,

Gözlerimin bebeğine,

Esrarlı yüreğime,

Bilmiyorum...

O deruni kelimeyi bilsem!

Geleceğini biliyorum,

Ama  bilmiyorum....

 

Ta Arşa yükselir her gece aşıkların ahı,

Mazlumların feryadı,

Yetimlerin gözyaşı,

Kimsesizlerin sessizliği,

Eğer söylesem o deruniyi,

Gökler uyanacak!

Güller  açacak!

Bülbüller ötecek!

Zaman durdurulacak!

Ve tarih hesap soracak...

Bilmiyorum...

O deruni kelimeyi bilsem,

Geleceğini biliyorum,

Ama bilmiyorum...

 

ADAN    EY    SEVGİLİ

 

Hıncını   taze   tut,

Ey   Sevgili!

 

İsyanını  aşka  dönüştür,

Ey   Sevgili!

 

Kinini  sevgiye  dönüştür,

Ey   Sevgili!

 

Yüreğinle karanlıkları aydınlat,

Ey   Sevgili!

 

Bileğinle zulmü adalete çevir,

Ey   Sevgili!

 

Aşkınla   ateşler   sönsün,

Ey   Sevgili!

 

Sevginle    taşlar   yumuşasın,

Ey   Sevgili!

 

Sevdanla  akan  sular  dursun,

Ey   Sevgili!

 

Feda  et vücudunu  Mucidine,

Ey   Sevgili!

 

Ada   hayatını   yaratanına,

Ey   Sevgili!

 

Daya varlığını seni yoktan var edene,

Ey   Sevgili!

 

Öldür  ölümü   ölmeden  önce,

Ey   Sevgili!

 

İç şahadetin ölümsüz şerbetini,

Ey   Sevgili!

 

Meleklerle   uçasın   göklere,

Ey   Sevgili!

 

Cennette  gezesin   Hurilerle,

Ey   Sevgili!

 

Ruhun  fenadan bekaya  ersin,

Ey   Sevgili!

 

Feriştehlerle   hemhal  olasın,

Ey   Sevgili!

 

Celalin  Cemalini  seyredesin,

Ey   Sevgili!

 

Vuslatın vecdiyle  mest olasın,

Ey   Sevgili!...

 

S E V G İ

 

Sevgi, yaşanırsa  ölümsüzdür,

Eğer, sevmesini bilirsen.

 

Aşk, en büyük mutluluktur,

Eğer, gerçek maşuku bilirsen.

 

Şahadet,  göklerde uçmaktır,

Eğer, Şahitler gibi yaşamasını bilirsen.

 

İlim, sır ve güzelliklerle doludur

Eğer, ilminle nurlaşabilirsen.

 

Dünya hayatı cennete giden köprüdür,

Eğer, adam gibi yürümesini bilirsen.

 

Allah'ın marifeti, sırlar hazinesidir,

Eğer, marifet deryasına dalmasını bilirsen.

 

Sevmek, korunmak ve korkmaktır

Ve çok ağır bir külfettir.

 

Sevme güzelim! eğer seversen,

Acı, dert ve gamdan kederlenirsin.

 

Sonra üzülür, bu aciz gibi ihtiyarlarsın.

Daha sonra hüngür hüngür oturup ağlarsın.

 

Belki, Yakup gibi önce gözlerini,

Daha sonra da dizlerini kaybedersin.

 

Belki, Züleyha gibi önce şöhretini,

Sonra da halhallarını kaybedersin.

 

Sevgi soyuttur, hem menzili çok uzaktır.

Ona  vuslat  olmak  daha  çok  zordur.

 

Sevginin ispatı, Allah için ihanetleri affetmektir

Allah için  zehirde olsa onu yudum yudum içmektir

 

Sevginin, yolu yokuştur hem dikenlidir

Hem de girinti ve çıkıntılıdır.

 

Bu yolu bitirmek için yalan ve dolanları

Esah kabul edip fakat aldanmamaktır.

 

Sevgiyi tatmak, bilgi merkebi olmak değildir

Sadece bilmekle olsaydı Şeytan habib olurdu.

 

Nice yiğitler meydanlarda yendiler.

Ama kendi nefislerine yenik düştüler.

 

GEL DİYORSUN

 

Gel diyorsun!

Nasıl gelsem bilmem ki,

Daha hiçbir hazırlığım yok ki,

Gül yetiştirmek için toprak olmadım ki,

Ummana ulaşmak için yüzümü yerlere sürmedim ki,

Deli sevdamı uslandırmadım ki,

Sevgililerin en sevgilisini sevmedim ki,

Aşkın acı şerbetinden içmedim ki,

Yüreğimi dünyalılardan daha arındırmadım ki...

 

Dön diyorsun!

Nasıl döneyim ki,

Dönmeye yüzüm yok ki,

Sana takdim etmeye güllerim bülbüllerim yok ki,

Seni sevdiğimin pişkinliği elimde yok ki,

Göğün kapılarını açan dualarım yok ki,

Uğrunda kirpiklerimde akan göz yaşlarım yok ki,

Sana miraç olan niyazım yok ki,

Senin için adadığım kurbanlarım yok ki,

Şeytana inat, ödediğim daha bedelim yok ki,

 

Beni unutma diyorsun!

Seni nasıl unutabilirim ki,

Varlıklar senin eserindir,

Eğer varsam bu senin aynandır,

Yüreğim çarpıyorsa bu senin gücündür,

Kuşların kanat çırpışı,

Kelebeklerin ateşe üşüşü,

Balıkların suda yüzüşü hep seni hatırlatır...

 

Beni unutma diyorsun!

Seni nasıl unutabilirim ki,

Dilberlerin göz bebeğinde,

Yiğitlerin bilek gücünde,

Bülbüllerin nameli ötüşünde,

Çiçeklerin zarafetli görünüşünde,

Yıldızların kamaşan ışığında,

Zerre ile kürede,

Hep seni , hep seni görürüm...

 

Her şeyi bırak diyorsun !

Bu o kadar zor ki,

Sana ait ruhum,

Kendime ait benim,

Dünyaya ait kimim,

Toprağa ait bedenim,

Şeytana dönük nefsim,

Semaya dönük kalbim,

Hangi birini birinden ayırt edeyim ki...

 

NEDEN   BÖYLE   NEDEN !

 

Bu ne hüzün bu ne matem,Ya Rab!

Bülbüller dertli,

Güller mahzunlu,

Dilberler matemli,

Pehlivanlar gamlı...

 

Bu ne hicran bu ne hasret Ya Rab!

Gönüller taşlı,

Gözler nemli,

Başlar yaslı,

Eller nasırlı,

 

Bu ne intizar bu ne hazin,Ya Rab!

Yağmur küllü,

Kar donlu,

Rüzgar tozlu,

Güneş bulutlu,

 

Bu ne acı bu ne çile,Ya Rab!

Bebeklerin acı çığlığı,

Gençlerin bunalımlı feryadı,

Gelinciklerin talihsiz bahtı,

İhtiyarların  ızdıraplı ahı...

 

Neden ötmüyor  bülbüller neden!

Yoksa bülbüllerin öteceği tümsek mi yok?

Neden açmıyor  güller neden!

Yoksa güllerin açacağı yer mi yok?

 

Neden esmiyor rüzgar neden!

Yoksa rüzgarın eseceği pencere mi yok?

Neden yağmıyor yağmur neden!

Yoksa yağmurun yağacağı toprak mı yok?

 

Neden doğmuyor güneş neden!

Yoksa güneşin doğacağı ev bark mı yok?

Neden gülmüyor ay ve yıldızlar neden!

Yoksa ay ve yıldızların güleceği eylül mü yok?

 

Neden akletmiyor beyinler neden!

Yoksa beyinleri çakıl taşlar mı istila etti?

Neden görmüyor gönül gözleri neden!

Yoksa gönüllere kara perdeler mi çekildi?

 

Neden imana mekan olmuyor kalpler neden!

Yoksa kalplere "Hatemullah" mührü mü vuruldu?

Neden iman iktidar olmuyor yüreklerde neden!

Yoksa şeytan yürekleri işgal mı etti?

 

Kim biçti bize bu kara kaderi,

Yazılmışta biz mi talihsizliği yaşıyoruz,

Yoksa biz yapıp da birileri mi yazıyor,

Veya birilerin ettiğinin cezasını mı çekiyoruz...

 

Kim bu bahtı kara kervana kattı bizi,

Alın yazgımız mıdır bahtsızların izi,

Yoksa içimizdeki beyinsizlerin işlediği suçun mu cezası,

Veya biz imtihan ediliyoruz da farkında mı değiliz...

 

Nasıl kaybettik aşkımızın "Urvetul vuska" ipini,

Nerede yitirdik sevgimizin "Habibullah" izini,

Kim çalabilir ki yüreğimizin içindeki özünü,

Yoksa biz mi birilerine kaptırdık gönlümüzün gülünü...

 

 

 

EY    BAHAR !

 

Bahar geldi,

Hoş geldi,

İnşa-Allah boş gelmedi,

Bize bir şeyler getirdi.

 

Bahar geldi,

Gecelerin buğusu geçti,

Gündüzlerin soğuğu gitti,

Bekleyenlerin hasreti bitti.

 

Bahar geldi,

Bülbüllerim ötmedi,

Sümbüllerim açmadı,

Zühre’m gelmedi.

 

Bahar geldi,

Gönlüm surüra ermedi,

Kalbime nur akmadı,

Gözlerimin feri açılmadı.

 

Bahar geldi,

Baykuşların sesi gelmedi,

Karıncaların yuvası açılmadı,

Çocukların uçurtmaları görünmedi.

 

Bahar geldi,

Kaoslar bitmedi,

Kabuslar geçmedi,

Endişeler tükendi.

 

Bahar geldi,

Kimsesizlere bir sahip çıkmadı,

Zalimlerin köküne ateş girmedi,

Mazlumların  mağduriyeti dinmedi.

 

Bahar geldi,

Yalın ayaklılar giyinmedi,

Karın kuruntuları dinmedi,

Sümüklülerin burunları temizlenmedi.

 

Bahar geldi,

Çaresizlikler bitmedi,

Yolsuzluklar önlenmedi,

Faili meçhuller tükenmedi.

 

Ey Bahar!

Bu ne hal sana havar,

Bütün yanık aşıklar,

Sana umut bağladılar.

 

Ey Bahar!

Açılmış ellerimiz boş döndü,

Yalvarış ve yakarışlarımız düş oldu,

Gönderdiğimiz dualar geri dönmedi.

 

E Y     G Ö N Ü L

 

Ey gönül !

Beni benden alamazsın,

Ben, kendime lazımım.

Beni, bana emanet etti yaradanım.

Benim ona kul olup, teslim olmam lazım.

Sabırla lal ol!

Sukutla mest ol!...

 

Ey gönül !

Bu kadarmı çok arzun,

Beni uğrunda koşturduğun,

Bu kadar zamanımı harcattığın,

Öldürücü olan şu hırsların,

Kısa, fani bir serap için mi?

Sabırla lal ol!

Sukutla mest ol!...

 

Ey gönül !

Bu kadar uzun emellerin,

Nasırlı, şu ellerin,

Dökülen, şu dişlerin,

Ağarttığın, şu saçların,

Başkalarına bırakacağın miras için mi?

Sabırla lal ol!

Sukutla mest ol!...

 

Ey gönül!

Amaçsız bu hayatın,

Hedefsiz, şu yolculuğun,

Uykusuz, o gecelerin,

Karmaşık, şu düşüncelerin,

Anlamsız, bir aşk için mi?

Sabırla lal ol!

Sukutla mest ol!...

 

Ey gönül!

Dökülen, o kirpiklerin,

Feri kaybolmuş, şu gözlerin,

Ağırlaşmış, bu kulakların,

Koku almaz, o burnun,

Uğrunda büktüğün, şu belin,

Deli dolu bir sevda için mi?

Sabırla lal ol!

Sukutla mest ol!...

 

Ey gönül!

Şakaklarına yaslanmış, yanakların,

Kaburga kemiğine dayanmış, şu karnın,

Dermansız kalmış, şu dizlerin,

Kuvvetini yitirmiş, bu bileklerin,

Enerjisi bitmeye gelmiş, o kalbin,

Bir gün mutlaka ayrılacağın vefasız bir sevgili için mi?

Sabırla lal ol!

Sukutla mest ol!...

 

Ey gönül !

Bak! üstte gökler,

Yerde bitkiler,

Nehirde sular,

Semada yıldızlar,

Büyük ve küçükler,

Allah’ın aşkıyla

Hepside mest olmuşlar !

Sabırla lal!

Sukutla mest ol!...

 

Ey gönül !

Bak! arşta melekler,

Denizde balıklar,

Sürünen yılanlar,

Uçan kuşlar,

Canlı ve cansızlar,

Allah'ın sevgisiyle

Hepside LAL olmuşlar.

Sabırla lal ol!

Sukutla mest ol!...

 

Ey gönül !

Bilirim, ferman dinlemezsin,

Denizleri engel kabul etmezsin,

Dağları ayırıcı etken görmezsin,

Memleketlere farklı mekan demezsin,

Bilirim, sen sözden anlamazsın,

Kim ne derse boş, hep bildiğini okursun.

Sabırla lal ol!

Sukutla mest ol!...

 

Ey gönül !

Benden sana vefa yok,

İsteklerinden bana hayır yok,

Meçhule olan bu gidişin hedefi yok,

Çarpık isteklerinden fayda yok,

Yorma beni ey gönül! benden sana pas yok.

Sabırla lal ol!

Sukutla mest ol!...

 

Ey gönül !

Aşktan mest olmuş,

Sevgiden lal olmuş,

Kendisine mecnun dedirtmiş,

Bu mücrim için acımaya,

Yorma kendini bedduaya,

Sabırla lal ol!

Sukutla mest ol!...

Ey gönül.!!!

 

A  Ş  K  I  M

 

Seni, Şeytandan sordum bana yalan söyledi,

Adem'e sordum, bana Kaf dağını gösterdi,

Şite sordum, bana sabrı tavsiye etti,

İdris'e sordum, bana aklını kullan dedi,

Söyle bana, sen nerdesin ey!...

 

Seni, Nuh'a sordum, bana tufanı anlattı,

Davud'a sordum, bana Calut'la olan savaşı anlattı,

Süleyman'a sordum, bana rüzgarı anlattı,

Belkıs'a sordum, bana hükümdarlığı anlattı,

Söyle bana, sen neredesin ey!...

 

Seni Eyyüb'a sordum, bana mağarayı gösterdi,

Yunus'a sordum, bana denizi işaret etti,

Lokman'a sordum, bana hikmeti bul dedi,

Hızır'a sordum, bana aramaya devam et dedi,

Söyle bana, sen nerdesin ey!...

 

Seni İbrahim'e sordum, bana ateşten bahsetti,

Yine sordum, Kabeyi nasıl inşa ettiklerini anlattı,

Bir daha sordum, Halil-Allah sofrasından bahsetti,

İsmail'e sordum, bana Kurban olmam gerektiğini söyledi,

Söyle bana, sen neredesin ey !...

 

Seni Yakup'a sordum, bana oğullarından bahsetti,

Yakup’un oğullarına sordum, bana kuyudan bahsettiler,

Zeliha'ya sordum, bana Yusuf'un güzelliğinden bahsetti,

Yusuf'a sordum, bana kör kuyudan ve zindandan bahsetti.

Söyle bana, sen neredesin ey!...

 

Seni Nil’e sordum, bana Asiye'yi gösterdi,

Asiye'ye sordum, bana Medyen yolunu işaret etti,

Orda Şuayb'a sordum, bana çoban Musa'dan bahsetti,

Musa'ya sordum bana Asa ile Sina dağını gösterdi.

Söyle bana, sen neredesin ey!...

 

Seni İmran'a sordum, bana Hanne’yi gösterdi,

Hanney'e sordum, bana Meryem'i işaret etti,

Meryem'e sordum, bana İsa’yı anlattı,

İsa’ya sordum, bu bir sırrı İlahidir dedi.

Söyle bana, sen nerdesin ey!...

 

Seni Dedemden sormuştum, anlamıyorum demişti,

Babama sordum, beni bunun için dövmüştü,

Anama sordum, bana bunu öğretmediler demişti,

Ben yitiğimi arıyorum, ne olur söyleyin demiştim.

Söyle bana sen neredesin ey!...

 

Yollar, seni gide gide bitiremedim, bir şehre indim,

Kimim kimsem yoktu, bilmem ki! kimden soraydım,

Şehirlilere "Bu memlekette Adam yok mu?" dedim,

Bana ulu cüppeli, sakallı bir hoca gösterdiler,

Söyle bana sen neredesin ey!...

 

Hz.Muhammed (as) varmış, aradığım ondaymış,

Onu bilenlere sordum, meğer vefat etmiş,

Onu tanımak istedim, fakat kitaplarım eskiymiş,

Yolundan gitmek istedim, ama engeller varmış,

Söyle bana sen neredesin ey!....

 

Ey! Mecnun için yol olan çöller!

Ey! Ferhat için delinen dağlar!

Ey! Murat için duran nehirler!

Ey! Yunus için mesken olan vadiler!...

 

Bende vuslatım için gece uykusuz gündüz aç kaldım,

İnsanların olduğu şehirde garip kaldım,

Kapı kapı dolaşıp yollar teptim,

Sılamdan ayrı gurbet yollarına düştüm,

O zaman, söyle bana sen neredesin ey!...

 

Sensizlikten yüreğim taşlaştı,

Ey yağmurlar! benim içime de yağarmısınız?

Günahlarla içim karardı,

Ey yıldızlar! benim içimi de aydınlatırmısınız?

Söyle bana sen neredesin ey!...

 

Artık ağardı saçlarım, dökülüyor dişlerim,

Gücüm zayıflıyor, güçsüzleşiyor dizlerim,

Ömrüm bitecek, akıp gidiyor zamanım,

Hasretim Vildanıma, vuslatıma ne olur, almayın ahım.

O zaman söyle bana sen neredesin ey !...

 

 

BEN FELAKETLERİN ÇOCUĞUYUM

 

Dünyaya gözlerimi açtığımda,

Kilim ve hasırların üzerinde

Beni kucaklarına aldıklarında,

Çığlık atarak ağladığımda

Bilemedim felaketlerin Çocuğu olacağımı...

 

Babam ile anam, tarlada çapa yaparlarken,

Günün yorgunluğunu bir tas ayranla atarlarken,

Beni yarı çıplak toprağın üstüne bırakırlarken,

Bir elimde soğan diğerinde kuru ekmeği kemirirken,

Felaketlerin, yaşamımın bir  parçası olduğunu fark etmedim.

 

Yamalı elbiselerle vücudumu örterken,

Yalın ayak karların üstünde gezerken,

Burnumda akan sümükleri, elimin tersiyle silerken,

Kelebek, karınca ve böceklerle günümü geçirirken,

Felaketlerin içinde büyüdüğümün, farkında değildim.

 

Elleri nasır tutmuş babamla, köyden çıktığımızda,

Yüzleri güneş görmemiş, entellerin oturduğu mekanda,

Keyifhane olduğunu sonradan öğrendiğim, bu yerde,

Babam ile yabancı gibiydik, o şehirde,

O zaman, anlam vermeye çalışıyordum felaketlere...

 

Önceleri robot zannettiğim, ellerinde uzun tenekeliler,

Babam ile bilmediğim bir yere götürdüler.

Bize; "siz suçlusunuz atın bunları hapse" dediler.

Sonrada bana bunların Jandarma olduğunu söylediler,

Bu arada, yavaş yavaş felaketlerin eşiğine yol alıyordum.

 

Garip anam arkamızdan ağlıyormuş,

Komşular"ne var ne oldu" diye soruyormuş,

Akrabalar gelip gelip gidiyorlarmış,

O gün anladım ki, felaketler kaderimin bir parçası imiş,

Bunun için demiştim ben, felaketlerin Çocuğuyum.

 

Neneler göz kapaklarımı açmadan,

Tuzlanıp daha bıçaklanmadan,

Göbek ismim takılmadan,

Felaketlerle buluşup kucaklaştım,

Onun için ben, felaketlerin Çocuğuyum.

 

Yaşamıma ait bütün dayanaklarım,

Benle kurbanı olurken felaketlerin,

Kem kem baktıkları zaman dostlarım,

Beni suçlu zannettiler yakınlarım,

Buda geçer ey vefasız kardeşlerim,

Bütün bunlara rağmen ben, felaketlerin Çocuğuyum.

 

İnancımı, kalbime gömdüm,

Felaketler ister alttan isterse yukarıdan,

Dilerse önden veya geriden,

Sağdan veyahut soldan,

Fark etmez benim için nerde istiyorsa oradan gelsin.

Çünkü ben, felaketlerin Çocuğuyum.

 

Yüce Allah'ın kudretiyle yaratıldığımda,

Daha ruhlar aleminde iken,

Rabbimin "Elestü" hitabına, "Kalu bela" dediğimde,

O gün, alın yazgım olmuştu felaketler,

Ta.. O günden beri ben felaketlerin Çocuğuyum.

 

Babam Adem, cennetten kovulduğunda,

Dedem Nuh'un, tufanında,

Ecdadım İbrahim, ateşe atıldığında,

Nebim Muhammed (as), şehrinden sürüldüğünde,

O günden bu yana, ben felaketlerin Çocuğuyum.

 

Hz.Ali'yi, namaz üzerinde vurduklarında,

Hz.Hasan'a, zehirli yemek yedirdiklerinde,

Hz.Hüseyin'i, kerbelada şehit ettiklerinde,

Hz.Zeyneb'i, sarayda açık artırmayla sattıklarında,

Onlar, bize miras bıraktılar felaketleri,

Onun için ben, felaketlerin Çocuğuyum.

 

Abdullah b. Zübeyr'i, Kabe’de taşa tuttuklarında,

İmamı Zeyd'in, na’aşını 6 ay darağacında bıraktıklarında,

İmamı Azam'ın, zindandan naşını eve gönderdiklerinde,

İmamı Hambel'i, zindanda öldürdüklerinde,

Onlar, bize öğrettiler felaketleri...

 

İlla, suçlu olduğun için gelmez felaketler,

Bunun için sen suçlusun demek, kişiyi günahkar eder,

O halde, kapımı çaldığında felaketler,

Her şeyi, bahane ettikleri zaman eller,

Hakkımda, ileri geri konuştukları zaman diller

O zaman bil ki ben, felaketlerin Çocuğuyum.

 

Allah, kullarını felaketlerle sınamayı diler,

Onun için, Rabbimdendir bütün lütuf ve kahırlar,

O zaman, felaketlere göğüs gerip de direnenler,

Hem başarıya, hem de zafere ererler,

Bunun için, demiştim ve diyorum,

Ben, felaketlerin Çocuğuyum.

 

G A R İ B İ M

 

 

Yüce Allah'ın sevgilisi,

İslam’ın temsilcisi,

Kainatın kıymetli efendisi,

Mazlum ümmetin önderi,

 

 Hatice'tu kübranın yarı

Fatıma'tu Zehranın babası

Çileli Zeyneb'in dedesi

Müctehide Aişe'nin hocası

 

Ebubekr-i Sıddık'ın dostu

Ömer Faruk'un doktoru

Osman Zinnureyn'in muallimi

Ali-yyul Murtaza'nın kayınbabası

 

Nebi (as):

"Bede el islamu Ğarib

Ve seye udu Ğarib

Ve Tuba lil Ğarib"

 

Garip; Ebu Derda'nın ismi,

İmanın özü,

Müslümanların sözü,

Mü'min olmanın dozuymuş.

 

İnsan; İman ettiği zaman,

Görünmeyene talip olduğu,

Görünenleri elin tersiyle ittiği,

Varlıklardan sonsuzluğa gittiği zaman,

Kimsesiz kalıp, GARİB olurmuş.

 

Herkes dünyayı sırtlamış,

İçindekilere gönül kaptırmış,

Uğrunda zahmetle terlemiş,

GARİBİM ise, cenneti terkine almış.

 

Herkes, gönül eğlendirirken,

Har vurup harman savururken,

Kendinden başkasını görmezken,

GARİBİM ise tefekkür edermiş.

 

Herkes, faniyi tercih ederken,

Hiç ayrılmayacaklarını sanırken,

Bir daha ölmeyeceğini zannederken,

GARİBİM ise ölmeden ölürmüş.

 

Herkes, gece uzun yatarken,

Renkli rüyalar peşinde koşarken,

Yarın kesin olacak zannederken,

GARİBİM ise hep uyanık kalırmış.

 

Herkes, sevgilisiyle hemhal olurken,

Aşık meşukuyla hemhal olurken,

Ruhlarını günahlarla kirletirken,

GARİBİM ise Vuslatına gidermiş.

 

Çocuklar büyümek,

Büyüyenler kazanıp,

Koltuklarını kaybetmek istemezmiş,

GARİBİM ise hep kanaat edermiş.

 

Gariplerin, ahı

Yetimlerin, gözyaşı

Mazlumların, bedduası

GARİBİM de ise bunların hepsi varmış.

 

Akideleri kirlenmiş,

Sevgileri çarpıtılmış,

Duyguları körermiş,

Kalpleri paslanmış,

GARİBİM kimseler ile birlikte imiş.

 

Gök gürlemesini akıbet,

Şimşek çakılmasına kıyamet,

Rüzgarın esmesini felaket,

Nasihat edilmesine musibet,

GARİBİM diye veren ortamda yaşarmış.

 

Nefsin esirliğini özgürlük,

Şeytana uymayı demokratik,

Açılıp saçılmayı çağdaşlık,

Allah’a ibadeti gericilik,

GARİBİM diyenlerin vatandaşıymış.

 

Modaya uymak medeniyet,

Tatile çıkmak marifet,

Çağdaş olmak etiket,

Kuaföre gitmek meziyet,

GARİBİM diyenlerle haşir neşirmiş.

 

Dinin ilkelerinden habersiz,

Ümmette  karşı sorumsuz,

İnançlara karşı saygısız,

"Efendim bizde Müslümanız",

GARİBİM diyenlerle aynı çatıyı paylaşıyormuş.

 

Başını bağlayıp,

Bin terkime garibim bin terkime,

Bende saçlarıma aklar berkittim,

Anamın taktığı ismi değiştirdim,

Seninle beraber garip olmak için,

Alın yazgıma ismimi, ĞARİB koydum.

 

Başını bağlayıp,

Bin terkime garibim bin terkime,

Ben eğer seninle beraber değilsem,

Senin için yas tutuyorsam,

Çektiğin acıları belki çekmiyorsam,

GARİBLİĞİMİ kaderime ortak etmişim.

 

Başını bağlayıp,

Bin terkime garibim bin terkime,

Kollarımıza kendiri,

Ayaklarımıza zinciri,

Ağzımızdaki dili,

Boynumuza ipi bağlasalar da,

Yinede engel olmasınlar Vildanımıza...

 

Başını bağlayıp,

Bin terkime garibim bin terkime,

Kalbimizde olan inancımıza,

Allah için olan mücadelemize,

Rabbe olan aşkımıza,

Dağlarla perde çekseler de,

Yinede mani olmasınlar Vuslatımıza...

 

Başını bağlayıp,

Bin terkime Garibim bin terkime,

Anca beraber kanca beraber olalım,

Seher vaktinde ellerimizi kaldırıp,

Gözyaşlarımızı avucumuza dökelim,

Başkaların bizim için çizdiği Kadere,

Vildanımızla silkinip başkaldıralım.

 

Başını bağlayıp,

Bin terkime Garibim bin terkime,

Herkes omuzlarda boş kelle taşırken,

Biz inancımızı aklımıza nakşedelim,

Kelleyi koltuğumuza mukaddes davamızı omuzlayıp,

Ya Zafer yada bu uğurda Şehit olalım.

Mazlumum, yetimim, Garibim, Çilekeşim benim...

 

 

GEL NE OLUR ARTIK GEL

 

Sonbahar geçti,

Kış bitti,

ilkbahar geldi,

Ama sen, hala gelmedin.

 

Yağmur, taşları yumuşattı,

Rüzigar, toprağa can verdi,

Ağaçlar, yaprak yeşertti,

Ama sen, hala gelmedin.

 

Bin yıllık tarihi enkazın,

Aşksızlıktan katılaşmış yüreklerin,

Sana açılmış  mücrim ellerin,

Gücü, takatı bitmeden gel.

 

Çiçekler açtı ve döküldü,

Dallar, meyveye durdu,

Çocuklar, meyvelere taş düştü,

Ama sen, hala gelmedin.

 

Ümmetin mazlum çocukların sümüğü,

Gözlerinde akan yaşları,

Vücutlarındaki yaraların kanı,

Yerlere akmadan bir gel.

 

Bahar geldi,

Kuşlar çiftleşti,

Karıncalar çalıştı,

Ama sen, hala gelmedin.

 

Müstevliler, topraklarımızı İşgal ettiler,

Evlerimizi ve barklarımızı yıktılar,

Göçe ve sürgüne mecbur ettiler,

Daha çok mağdur olmadan bir gel.

 

Örümcekler ağ yapmaya,

Kumrular Yusuf demeye,

Bülbüller ötmeye,

Çocukların sümüğüne sinekler düşmeye,

Ama sen, hala gelmedin.

 

Çocuklar, sokakta yatmaya,

Ezanlar, anlamını yitirmeye,

Hatipler, hutbede ninnilemeye,

Başımıza, taşlar yağmadan gel.

 

Gözlerim, yolda kaldı,

Dudaklarım kurudu,

Hasretin içimi yaktı,

Ama sen, hala gelmedin.

 

Mazlumlara, yeryüzü daraldı,

Semaya gözler çevrildi,

Açılan ellere yağmur düştü,

Yağan yağmurla beraber gel.

 

Bütün Ğaribler,

Vuslatına erdiler,

Bana sabır dediler,

Buna rağmen, sen hala gelmedin.

 

Baharda gelmedin,

Sonbahar olmadan,

Yapraklar dökülmeden,

Hiç olmazsa bir gel.

 

Nesiller yetişti,

Gençler toylaştı,

Olgunlar ihtiyarladı,

Canımız tenimizden ayrılmadan gel.

 

Gündüz gelmedin,

Güneş batmadan,

Hava karardı,

Ay ve yıldızlar mehtaba durdu,

Ama sen, hala gelmedin.

 

Sokakları bize çok gördüler,

Topraklarımızı parsellediler,

Bir çukuru dahi bize çok gördüler,

Bizde, pazarda satılmadan bir gel.

 

Ağalar uyudu,

Köpekleri kudurdu,

Uşakları nöbete durdu,

Bari, kimseye görünmeden gel.

 

Her yeri, günaha mekan ettiler,

Meleklere, inecek yer bırakmadılar,

Her köşe başına, bir karakol kurdular,

Polis ve cendermeler, kapımı çalmadan gel.

 

Gönül kapım açık,

Avuçlarım semaya dönük,

Gözlerim hep uyanık,

Bekliyorum, ne olur! artık gel.

 

Gözlerimiz, mimlenmeden,

Sırtımız, dağlanmadan,

Vücudumuz, doğranmadan,

Leşimiz, morga konmadan gel.

 

Gök kararmaya,

Rüzigar esmeye,

Yağmur yağmaya,

Seller akmaya –dursun,

Sular çağlamaya,

Şafak sökmeye,

Horozlar ötmeye-dursun,

Yeter ki sen, gel ha gel...

 

 

 

 

 

K A D E  R

 

Ey..!

Adem’i, Kaf dağında ağlattıran,

Habil’i, Kabil’in sopasıyla öldürten,

Nuh’a, tufanda yol gösterip,

Oğlunu tufanda mahf-u perişan eden!

 

Ey..!

Hz. Muhammed (as)’ı, ana karnında babasız,

Dünyaya, gözlerini açtığında anasız,

Konuşmaya başladığında dedesiz,

Hayatla kucaklaştığında ise Haticesiz bırakan!

 

Ey..!

Peygamber olduğunda efendimiz;

Tebliğine engel olması için, Ebu Leheb’siz,

Mücadelesine devam ederken, Ebu Cehilsiz,

Davasını başarmak için, çilesiz bırakmayan!

 

Ey..!

Aziz ümmetin İzzetini, padişahların eline veren,

Ogün bugündür, mazlum ümmeti çileye boğduran,

Ümmetin elinden, şuuru firaseti alıp,

Onun yerine, zillet ipini boyunlarına geçiren!

 

Ey..!

Aziz ümmetin, başını gövdeden ayıran,

Başıbozukları, ümmetin başına baş diye geçiren,

Bu ümmet, Allah'tan başkasına baş eğmezken,

Çulsuz, postu beş kuruş etmezlere baş eğdiren!

 

Ey..!

İzzetli ümmetin ipini, elinde bulunduran,

Eğer, ümmetin, bu durumuna göz yumarsan,

Kalp gözlerini, bürüyen perdeyi kaldırmazsan,

İmanlarının üzerindeki külü,pası silmezsen,

 

Şu ümmeti, gaflet uykusundan kaldırmazsan

Hakikate,kapalı gözlerine fer olmazsan,

Cihat edecek dizlerine, derman olmazsan,

Körelmiş bileklerine, güç vermezsen,

 

Ey..!

Ne olur, şu halimize bak,

Günahlarla çatlayan, semaya bak,

Fahişelerle kirlenen, denizlere bak,

Her sene felaketlerle sarsılan, yerlere bak.

 

İslam topraklarında parsellenen, ümmete bak,

Bölük bölük olmuş ümmete, alkış tutanlara bak,

Mazlumların kanları üzerine, kadeh tutuşturanlara bak,

Namusu Ekbere hakaret edip, kirletenlere bak.

 

Ey..!

Hani, Allah’ın kaderinde belirlenip, yazılmıştı ismimiz

"Siz insanların içinde çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz"

Peki kim düşürdü bizi?  Bu, bahtsız ve talihsiz çileye

Neticesi belli olmayan, kuyusu dipsiz, uçsuz hale.

 

Bu Abdi acizde, yolcusu oldu bu bahtı kara kervanda,

Sordum; “nasıl bu halden kurtulurum?” diye zamana,

“Dizginlerimi tut, bırakma kendini uçsuz boşluğa,

Bu Allah'ın kaderi değildir” diye öğüt verdi bana.

 

Sana itirazım var Ey!

Suçum nedir? Anlat bakayım bana,

Sevgiyi emretmiş ise, yüce Mevlam bana,

Yitiklerimizi bulmak için, bahtsız vildanımla,

Gecelerimi kaim etmiş isem, aşkım uğruna...

 

O zaman, seni şikayet ediyorum Ey..! yüce Mevla’ma,

İnanmaya mecbur ettin, beni bu kölelik hayata,

Oysa bu yazgım değildi, Levhi mahfuzda,

Herkes böyle inanıyor diye, kanacak değilim sana.

 

Şimdi sen ey! çekil artık önünden sinemin,

Bahar çiçekleri gibi, fışkırmak istiyor sevgim,

Geceleri ümit yaşını akıtırken, nemli gözlerim,

Delmek istiyorum kaosları, güveniyorum sana Ey....!

 

E Y   S E V G İ L İ !

 

Bana, dostsuz bu yolu bitiremezsin,

Sevgilisiz, bu yolu gidemezsin,

Dünyada barınağın olmazsa, yaranamazsın,

Ahireti bırak, kim gitmiş de geri gelmiş dediler.

 

Bana, mektebe git oku adam ol dediler,

Mekteplerde, kaale kiile ile uğraştırdılar,

Ömrümün yarısını, bir etiket peşinde koşturdular,

Bu koltukta otur, etliye sütlüye karışma diye söylediler

Seni, bana unutturmaya çalıştılar Sevgili ey sevgili.!

 

İslam toprakları üzerine dağılmış,

Dört bir yandan zulme maruz bırakılmış,

Hakka ait bütün hakları elinde alınmış,

Birde baktımki, bunlar ümmetin, mazlum Çocuklarıymış

 

Kimi yerlerde akan kan, onlarınmış,

Gidip de geri gelmeyen, nice pehlivanları varmış

Yazın sıcağında, vereme tutuluyorlarmış,

Kışın soğuğunda, burunlarında sümükler akıyormuş.

 

Kimi yerlerde ağlayanları, göçe mecbur ediyorlarmış,

Haklarını arayanları, sürgüne maruz bırakıyorlarmış,

Hakkı konuşanlara, sus payı veriyorlarmış,

Susturamadıklarını da, hapse mahkum ediyorlarmış.

 

Kimi yerlerde, ekmekleri çöpe atıyorlarmış,

Bazı yerlerde de, soğan ekmek bulamıyorlarmış

 

Fatıma,nın Habibini kaybedince hasretini,

Hüseyin’in, Kerbela çölünde şehadetini,

Zeyneb'in, elleri kelepçeli çilesini,

Zalimlere karşı, kıyam mücedelelerini

Öğrendim. Sevgili, ey sevgili!

 

"Ben kaçmaktan utanıyorum. Eğer, günahım varsa cezama razıyım"diyen, Said bin Cübeyr'i,

 

"Anam beni şehid olmam için büyüttü"diyen, Abdullah bin Zübeyr'i,

 

"Ben sarık ve cüppe giyip insanlara imamlık  yapmaktansa, kılıç kuşanarak cihat edip, Şehit olmayı yeğlerim"diyen, İmamı Zeyd'i,

 

"Dünya sürgünüm zindanda bitecekse, cezama razıyım" diyen, Ebu Hanife'yi,

 

"Ben uykumu kabristana, hakkımı mizana, istirahatımı

cennete bıraktım"diyen, İmamı Şafii'yi,

 

"Zalimlere muhalefet etmek, en büyük cihaddır"

diyen, Ahmed b Hanbel'i,

 

"Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum. Eğer beni haps

ederseniz istirahatım, Sürgün ederseniz seyahatim, Eğer idamederseniz şahadetim olur" diyen, İbni Teymiye'yi,

 

"Kudüs  işgal altında  kurtuluncaya veya bu uğurda şehit

oluncaya kadar, bana gülmek haramdır"diyen, Selehaddin Eyyübi'yi,

 

Zindanın duvarlarına başını okşattırıp,"Bunlar beni Allah’a

yükselten bir merdivendir"diyen, İmamı Rabbaniyi,

 

"Kur'an anayasamız, Hz.Muhammed (as) önderimiz, Cihad

yolumuz, Allah yolunda şehit olmak en büyük özlemimizdir"diyen, Hasan El Benna'yı,

 

"Ben fasık ve münafıklardan asla özür dilemem, cezam idam da olsa"diyen, Seyyid Kutub'u,

 

"Ben öldükten sonra kimse ardımdan ağlamasın, Herkes düğün bayram etsin, Çünkü ben sevgilime gidiyorum"

diyen Mevlana'yı,

 

"Mazlum halkların hakkı için verdiğim mücadelemde pişman değilim ve sizden de korkmuyorum"diyen, Şeyh Said’i,

 

"Ben zalimlerle olan hesabımı ahirete bıraktım" diyen, Atıf Hocayı,

 

"Benim  mezarımı,  zulmün  gölgesinin  düşmediği bir yere yapın" diyen, Malcolm X’i,

 

"Biz öyle bir güne inanıyoruz ki,O gün insanlar yapmaları gerekenleri yapmadıklarından dolayı hesaba çekileceklerdir"diyen, İmamı Abdullah Harun'u.

 

"İslam’ın bir hakikatinin gitmesine razı olmaktansa, bin canım feda olsun" diyen, Sait Nursi'yi,

 

Okudum... okudum.... okudum ...

 

Adem gibi, Kaf dağında yalnız kalsam da,

Nuh gibi, Cudi dağında otursam da,

Musa gibi, Tur-i Sina da karanlıkta kalsam da,

Muhammed (as) gibi, Uhud dağında öldürülmek istensemde

Yinede seni unutmam sevgili. ey sevgili!

 

Lut gibi, yarsız,

İsa gibi, babasız,

Zekerriy’ya gibi, dostsuz,

Yahya gibi, hamisiz kalsamda,

Yinede, seni unutmam sevgili, ey sevgili

 

Musa gibi, adansam da,

Yunus gibi, sürülsem de,

Yakup gibi, ihanete uğrasam da,

Eyyüp gibi, felaketlere maruz kalsam da,

Yinede, senin yolunu terk etmem sevgili. ey sevgili!

 

Yusuf gibi, zindana düşsem de,

Süleyman gibi, sarayda gezsem de,

Hızır gibi, seyyah olsam da,

İlyas gibi, göklere uçsam da,

Yinede, gönlümde sen varsın sevgili, ey sevgili!

 

İdris gibi terzi,

Davut gibi hükümdar,

Lokman gibi hekim,

Üzeyir gibi ölüp tekrar dirilsem de,

Yine de, seni anmaktan gafil olmam sevgili. ey sevgili!

 

Senden ayrı, dünya sürgünü yaşarken

Muhammed (as) ümmeti olmaya çalışırken,

Alnımı secdeye koyup, sana yaklaştığımı hissederken,

Ruhum, sana olan özlemiyle yanıp, tutuşurken

Anladım ki, sensiz olunmayacağını sevgili. ey sevgili!

 

Dünya sürgünüm, bir bu kadar daha uzasa da,

Masmavi gök, kamaştığı zaman, gözlerimde siyahlaşsa da,

Hayatımın bir parçası olan su, beni boğmaya çalışsa da

Bana hizmet  için yaratılan ateş, evimi barkımı yaksa da

Yinede ben, sensiz olmam sevgili. ey sevgili !

 

Şimdi fark ettim ve anladım ki sevgili,

Hayat, çok acımasızmış,

Dünyaya ait dostlar vefasızmış,

Yalancı sevgililer, hepsi boşmuş

Dünya geçici, fani imiş,

Ahiret ebedi baki imiş,

O zaman, ya uzat rahmet elini,

Ya da bitir, dünya sürgünümü,

Yahut, salıver nusret ipini,

Bekliyorum sevgili ey sevgili !

 

Ya bitir bu beni yakan hasreti,

Yada, al katına bu mücrimi,

Yahut, kalbime nur,

Gözüme fer,

dizime derman ver,

Sevgili. ey sevgili..!

 

U  M  U  T

 

Yüce Allah Ona, Kur'an da "Vela teknut" diyor.

Komutanlar, ancak onunla zafer kazanırlar diyor.

Peygamberler, onunla mücadelelerine devam ederler diyor.

Onun ipini koparanların, kafir olacağını söyler.

 

Cennetten kovulan Adem, onula Peygamber oldu,

Cehennem, onu kaybedenler için kuruldu,

Ruhlar, onun ipine tutunarak dünyaya gönderildi,

Dünya, onun için imtihan alanı oldu.

 

Nuh, onunla 950 sene ayakta kalabildi,

Süleyman, ona güvenerek Allah’tan hükümdarlık istedi,

Yunus, balığın karnındayken tek güvendiğiydi,

Ashabı Kehf, onunla 300 sene mağaradaydı.

 

İbrahim’in, yanan ateşe karşı sükutunun sebebiydi,

Yakup’un, Yusuf’a olan hasretiydi,

Eyyüb’un, mağaradayken sevgilisiydi,

Adam öldürürken kaçan Musa’nın, yanındaydı.

 

Yusuf’un, zindandayken teselli olduğu arkadaşıydı,

Zeliha’nın, perişan yaralarına karşı tek ilacıydı,

Asiye’nin, saraydaki teselli olduğu dostuydu,

Meryem’in, çektiği sıkıntılarına karşı o sırrıydı.

 

İbrahim, Kabe’nin taşlarını taşırken yardımcısıydı,

İsmail, kurban olurken o yanındaydı,

Hacer’in, dilinden düşürmediği terennümüydü,

Sare’nin, içinde gizlediği beklentisiydi.

 

Hz. Muhammed (as), davasına başlarken o, Hatice’deydi,

Hatice, dünya hayatından göç edince onunla Miraçtaydı,

Mekke’den Medine’ye hicret ederken o, beraberindeydi,

Uhud da, sahabiler nerdeyse onu kaybedeceklerdi.

 

Kalkın uykudan, ey ümmetin mazlum Çocukları,

Bakın, Allah uzatmış görünüyor, onun uçları

Uzatın artık ellerinizi, bekliyor o, siz garipleri

Korkmayın, size zarar vermez, onun misk çiçekleri.

 

Dünya, onunla direksiz havada duruyor,

Sema, onunla direksiz yukarıda duruyor,

Sosyal içtimai hayatımız, onunla renkleniyor,

Onunla kalkıyor, yürüyor, yollar katediyoruz.

 

Allah, onu bizim için yaratmış,

O, bensiz olabilir ama ben onsuz olamam,

Sevgilimdir, bundan başka bir şey diyemem,

Yalnızlığımda tesellimdir, onsuz bu yolu bitiremem.

 

Bir gün gelir, ona ait yapraklarım dökülürse eğer,

Kardeşlerime, dostlarıma veda edip gidersem eğer,

Gözü arkamda olup, bekleyenlerim olursa eğer,

Beni geri getirecek, tek sevgi bağımdır o.

 

Yine bir gün gelir, özgürlüğümü kıskananlar olursa eğer,

Saff berrak gönlümdeki niyetime, taş atarlarsa eğer,

Hayır, sevmezler beni, çekemezlik ederlerse eğer,

Beni, başkalarından tanımaya çalışırlarsa eğer,

 

Zalimler, muzdarip dünyamı bana çok görürlerse eğer,

Ellerime kelepçe, ayaklarıma pranga takarlarsa eğer,

Hakimler,sana dünyada yaşamak için yer yok derlerse eğer,

Hapislerin nemli duvarları, başımı okşasalar da eğer,

 

Vuslatım hatırı için, seni sevmek suçsa eğer,

Ben suçuma razıyım, suçluysam eğer,

Seni bırakmam, idam ipi boynumda olsa da eğer,

Bütün insanlar, idamım için alkış tutsalar da eğer,

 

Sen beni bırakmazsan, yanımda olursan eğer,

Hayatımın baharını, zehir etseler de eğer,

Yaşamım yerine, zindanları layık görseler de eğer,

O zaman es ey kahpe rüzgar, nerede esersen eğer,

 

Hiç gam etmem, çünkü sen yanımdasın,

Hiç ağlamam, çünkü sen benimle berabersin,

Hiç sitem etmem, çünkü sen kaybolmuş değilsin,

Vuslatım, hasretim , umudum canım sevgilimsin sen...

 

 

S A B I R

 

Yüce Allah'ın insanlara, bir bilgi hediyesidir.

Kur'an da 1O2 yer de geçmektedir.

Kulların uyması için bir açık davetiyedir.

Ona uyanların cennetle müjdelendiğidir.

 

O hikmetin, güzelliklerini saklayandır,

İlahi sırların, perde arkasındaki müjdedir,

Peygamberlerin mucizelerini, içinde barındırandır,

Evliyaların kerametini, içinde gizleyendir.

 

Onunla, nice komutanlar galip oldular,

Onsuz, nice kahramanlar mağlup oldular,

O, ne gözle görünen bir silahtır,

O, ne varmak istenilen bir araçtır.

 

Adem, Onu kuşanmadığı için, cennetten kovuldu,

Kabil, Ona uymadığı için, günahkar oldu,

Nuh, Onu bıraktığı için, oğlundan oldu,

Yunus, Ona aldırmadığı için, balığa yem oldu,

 

O, gerçek olan ilmin başıdır,

İnsanın gözünü kamaştıran, mucizelerin babasıdır,

İnsanlara ilham veren, kerametin anasıdır,

Selim akıl sahiplerinin, azığıdır.

 

İbrahim’e ateşi bahçe, gülistan yapan,

İbrahim’e İsmail’i armağan eden,

Hacer’i ve ismail’i su ile müjdeleyen,

Emin beldelerde Onları sultan yapandır.

 

Yakup, Yusuf’u kaybettiğinde tek ilacıydı,

Eyyüb, mağaraya terk edildiğinde O yanındaydı,

Yusuf, zindana girdiğinde Onsuz değildi,

Yunus, balığın karnındayken tutunduğu tek dalıydı.

 

Yakup, Onu kuşanarak Yusuf’la buluştu,

Eyyüb, mahf olmuşken Onunla kurtuldu,

Yusuf, Onunla kalktı mısıra bakan oldu,

Yunus, denizde Onunla karaya kavuştu.

 

Asiye, Onunla Musa’yı yetiştirme şerefine erdi,

Hanne, Onunla İsa’ya nenelik yapma şerefine erdi,

Meryem, Onunla İsa’ya Anne olma ödülünü kazandı,

Hatice, Onunla Habibullaha eş olma şerefine erdi.

 

İbrahim, Onunla Habibullah oldu,

Musa, Onunla Kelimullah oldu,

İsa, Onunla Ruhullah oldu,

Muhammed (as), Onunla Habibullah oldu.

 

İlyas, Onunla uçan Burak’a bindi,

Hızır, Onunla nice İlahi sırlara vakıf oldu,

Zekeri’ya, Onunla Yahya’nın müjdesini aldı,

Yahya, Onunla Şahadet Şerbetini içti.

 

Hz.Muhammed, mücadelesinde kalbinin pansumanıydı,

Miracı, O’nun mükafatıydı,

Medine’ye hicreti, O’nun sınavıydı,

Mekke’nin fethi, O’nun zaferiydi.

 

O ne güzeldir, tarifi lisanla olmaz,

Onsuz insanlar, mutluluğu bulmaz,

Onsuz Müslümanlar, olgunluğa ermez,

Onsuz mü'minler, sırlara vakıf olmaz.

 

Sardın mı, umut gibidir,

Sevdinmi, acı, sert ve katıdır,

Tuttunmu, ateş gibidir,

Yürüdünmü, haşin ve hoyrattır.

 

O, dengesiz sarhoşların tokmağıdır,

Başı boşların,  dizginidir,

Sorumsuzların, kamçısıdır,

Nefsin, kötü isteklerine gemdir.

 

Onsuz hayat, acımasızdır,

Devletler, adaletsizdir,

Aile hayatı, problemdir,

Ferdi hayat, dengesizdir.

 

Ona atıfta bulunarak derler,

Nice nice varmış dervişler,

Sevip te vuslatına hasret kalıp,

Onunla muradına ermişler.

 

Bende, vuslat için gurbete düştüm,

Nice şehirlerin kapısından girdim ve çıktım,

Kendi halime acımadan kıyama durdum,

Belki Onu bulurum diye kağıtlara Kalem düştüm.

 

Arkamda, gözü yaşlı anamı bıraktım,

Kardeşlerimi ve dostlarımı, Allah’a emanet ettim,

Neşe yerine gözüme, nemli hüznü bilendim,

Onu kuşanıp, günahlarla döşenmiş yollar kat ettim.

 

Yolculuğumda, Onu yoldaş edindim,

Acıktığımda, Onu azık ettim,

Gecelerimde, Onu dost edindim,

Çilelerimde, Onu gözyaşlarıma ortak ettim,

O bana söylemişti Sevgiyi,

O bana tattırmıştı Aşkı...

 

 

 

 

 

M Ü N A C A  T

 

Kaf dağında Ademe,

Tufanda Nuh’a mağfiret ettiğin gibi,

Nemrudun ateşinde İbrahim’e,

Bıçağın altında İsmail’e yardım ettiğin gibi,

 

Balığın karnında Yunus’a,

Ama olduğunda Yakub’a,

Kuyuda ve zindanda Yusuf’a,

Mucize ve burhanını gösterdiğin gibi,

 

Mağarada dertli Eyyüb’a,

Tur dağında Musa’ya,

Mağarada ashabı Kehfe,

Nazar ve Kelam ettiğin gibi,

 

Göğe yükselen İdris’e,

Meryem’in karnında İsa’ya,

Hira mağarasında Muhammed (as)’a,

İlim ve hikmet öğrettiğin gibi,

 

Şeytanın egemenliğinin zamanına rastlamış,

Garbın afakında esen yele tutulmuş,

Miri topraklarda, günah galerisinde satışa mahkum olmuş,

Biz ümmetin mazlum Çocuklarına, mağfiret et Allah'ım.

 

Küfrün, şirkin sarmaşığına dolanıp bağlandık,

Yönümüzü Kabeye, ellerimizi batıya açtık

Elimizde, okuduğumuz Kur'an-ın dilinden anlayamadık

Seni bize tanıtan, Resulünü de görmedik,

Yolunu kaybetmiş Ümmetin Çocuklarına, yardım et Allah'ım...

 

Senden başka kimimiz kimsemiz yoktur, bunun kıymetini bilmedik,

Seni unutup, bize verdiğin nimetlerinle şımardık,

Zalimlerin, zulmüne maruz kaldık,

Biz Ümmetin  yetim çocuklarına, burhanını göster Allah'ım...

 

Bu ümmet, çobansız sürüler gibi bölük pörçük oldu, Kimileri, Şeytanın askeri olup Putlara tazimde bulundu,

Kimileri, Siyonizmin tellallığını  yapıp tiran oldu,

Kimileri de, azıp Şehidlerin kanları üzerine taht kurdu.

 

Muhammed Ümmeti, lime lime parsellenip, kan ağlıyor,

Kimileri, alınlarından kurşunlanıp, yara alıyor,

Kimileri, dostları tarafından, arkalarından vuruluyor,

Kimileri de, kalplerindeki marazdan dolayı, tabib arıyor.

 

İlim kalktı, cehalet her yanımızı kararttı,

İdarecilerimiz, bizleri köle pazarında satışa çıkardı,

İlimsiz mürşitlerimizin, kalp gözleri körerdi,

İlim raflarda tozlanıp, meydanlar cahillere kaldı

Ümmetin Çocuklarına, ilim ve hikmet nasip eyle Allah'ım.

 

Biz mazlumuz, köleliği asla kabul etmeyiz,

Senden başkasına asla boyun eğmeyiz,

Boynumuza ip, ayaklarımıza pranga vursalar da,

Yüreğimiz, kalbimizle seniniz ve sana aitiz,

Biz aciz kullarını, yalnız bırakma Allah'ım...

 

NOT:Yazmaya  çalıştığım şeyler duyduğum, gördüğüm ve okuduğum şeylerden  ibarettir.

 

Şiir yazmak için çalışmadın, yazılanlar 1996’da bir Radyo programında yaptığım konuşmaların derlemesidir.

 

Yüce Rabimden hayır diliyor ve hayırlara vesile olmasını  niyaz ediyorum.

 

Her şeyin en iyisi ve en  güzeli Rabbimin katındadır. Amacım Onun rızasına ulaşmak ve nail olmaktır.