Kulliyatlar - 25. Sayfa - Ahkam
KÂR HADDİ
KÂR HADDİ
İmalatçının imal ettiği malın maliyeti üzerine, tacirin de satın aldığı malın alış fiyatı üzerine koymuş olduğu fazlalık kârdır.
İslam, ticareti meşrû kıldığına göre, bunun tabii bir neticesi olarak kârı da meşrû kılmıştır. Ancak her hususta olduğu gibi bu hususta da aşırı gitmeyi, piyasa üzerinde kâr etmeyi yasaklamıştır.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Ey iman edenler! Aranızda karşılıklı rızaya dayanan ticaret müstesna, mallarınızı, aranızda bâtıl (haram yollarla) yemeyin ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah sizi esirgeyecektir." (Nisa/29)
Ayet-i kerimeden de anlaşılacağı üzere, faiz, rüşvet, aldatma, gasp, gabn-ı fahiş ve hileli yollarla alışveriş yapmak, haksız kâr elde etmek yasaktır, haramdır. Bu gibi kötülüklerin zuhur ettiği, rağbet gördüğü topluluklar ahlâken tefessüh etmiş, mânen ölmüş topluluklardır. Ayet-i kerimede: "Bâtıl yollarla birbirinizin mallarını yemeyin." ifadesinden sonra "kendinizi öldürmeyin" ifadesi çok câlib-i dikkattir. Burada bir Müslümanın diğer bir Müslümanı haksız yere öldürmesi yasaklandığı gibi, haram yollardan, haksız olarak Müslüman kardeşinin malını ziyan etmek, gasp etmek, kardeşinin malı üzerinden haksız kazanç elde etmek, Müslüman kardeşini öldürmek gibi olduğuna, netice itibariyle, kargaşalara, kavgalara, düşmanlıklara, toplumların dünyaperest bir yapı kazanarak mânen ölümlerine sebep olacağına da işaret edilmekte ve yasaklanmaktadır.
Ayet-i kerimede geçen "Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyiniz." hükmüyle şu hususlara işaret ediliyor:
1- Bir Müslümanın malı, diğer Müslümanın kendi malı gibidir. Dolayısıyla bir Müslüman, Müslüman kardeşinin malını kendi malı gibi korumalıdır. Gerek hileli ticarî yollarla ve gerekse İslam’ın yasakladığı başka yollarla kardeşinin malına zarar vermemelidir.
2- Müslümanların müşterek malı olan beytülmale, milli servete zarar vermemelidir. Beytülmale hainlik yapmamalıdır.
Zamanımızda haram helal hassasiyeti, İslami duyarlılığı olmayan bir kısım haramzâdeler, bazı bürokrat ve politikacılarla işbirliği yaparak, hazineyi boşaltmakta, hazine arazilerine el koymakta ve benzeri hileli yollarla millet malını gasbetmektedirler. Bu gibi kazanç yolları, milli serveti talan, İslam nazarında hainliktir. Dünyada da, ahirette de rüsvaylıktır.
Ticaretle meşgul olanlar, elbette yaptıkları işten meşrû ve normal bir şekilde kâr edeceklerdir. Ancak bu kârın ölçüsü nedir? Yüzde şu kadar denilebilecek bir oranı var mıdır?
İslam’da kâr için yüzde şu kadar olacak diye bir tahdid getirilmemiştir. Alışverişteki kâr, piyasa durumuna göre değişmektedir. Meselâ: Bir kişi on milyona aldığı bir malı, piyasadaki değeri yirmi milyon ise, malını yirmi milyona satabilir. On milyona aldığı mal, piyasada yedi milyona satılıyorsa, o da piyasayı yükseltmemek için yedi milyona satabileceği gibi daha fazlaya da satabilir.
Piyasayı düşürmek ve bir kısım küçük esnafı zarara sokmak, piyasayı dalgalandırıp daha sonra kendi kontrolüne almak için piyasadan daha aşağı fiyatla mal satmak da yasaktır. Hz. Ömer radıyallahu anh böyle yapan bir kişiyi, daha az fiyatla satıştan men etmiştir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında bir ara malların fiyatı yükseldi. Bunun üzerine bir kısım Sahabi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Ya Rasûlallah! Fiyatları belirleseniz.” dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden hiçbir kimseye haksızlık etmeden, aranızdan ayrılmayı (ölmeyi) arzu ederim." (İbni Mace)
İbni Mace, Ebu Davud ve Tirmizi’nin bu hususta rivayet ettiği başka bir hadis-i şerif de şöyledir:
"Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında bir ara fiyatlar yükseldi. Bunun üzerine Sahabiler: “Ya Rasûlallah! Fiyatlar yükseldi. Bizler için fiyatları tahdit ve tayin et.” diye müracaatta bulundular. Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ucuzlatıp pahalandıran, daraltıp genişleten ve rızık veren Allah’tır. Şüphesiz ne bir kan ne de bir mal ile ilgili herhangi bir hakkı benden isteyecek bir kimse bulunmadığı halde Rabbime kavuşmamı umarım."
Netice itibariyle mâkul ölçüler içinde kâr meşru, piyasanın üzerinde kâr koymak, gabn-i fahiş yapmak haramdır.
Piyasa, hile yoluyla, dışardan müdahalelerle dalgalandırılır, piyasanın istikrarı bozulursa idareci müdahale edebilir. Yukarıda da ifade edildiği gibi İslam’da yüzde olarak bir kâr oranı yoktur. Kârı piyasalar belirler. Piyasanın durumuna göre, kârsız, zararına satış olabileceği gibi, yüzde elliye, yüzde yüze varan bir kârla da satabilir.
Ancak tekrar ifade edelim ki, piyasanın üzerinde satış yapmak veya satıcının piyasayı bilmediğinden yararlanarak malını piyasanın altında bir fiyatla almak bir aldatmadır. Gabn-i fahiştir.
GABN-İ FÂHİŞ
Gabn-i fâhiş; aldatmak, alışverişte hile yaparak karşı tarafı zarara sokarak fazla kâr etmektir.
Yukarıda da ifade edildiği gibi gabn-i fahiş iki şekilde tahakkuk eder:
1- Malı piyasanın üzerinde yüksek bir fiyatla satmakla.
2- Malının değerini bilmeyen veya piyasadan haberi olmayan bir kişinin elinden malını piyasanın çok altında satın almakla. Her iki şekilde de aldatma vardır. Karşı tarafı zarara sokmak vardır. Her iki durumda aldatma çok fahiş olursa buna, gabn-i fâhiş, aşırı aldanma veya aldatma denilir ki; bu normal piyasa fiyatlarının gayri menkullerde % 20, hayvanlarda % 10, menkul eşyada % 5 oranında fazla olmasıdır.
Bu oranların altındaki aldanmaya ise gabn-i yesir, yani az aldanma denir.
Gabn-ı fâhişle beraber alıcı ve satıcı alışverişte yalan yere yemin etmişse aldanan taraf bu alışverişi feshedebilir.
Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çarşıya uğradı. Bir yiyecek yığını gördü. Elini içine soktu ve eli ıslandı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Ey yiyecek sahibi! Bu nedir? diye sordu.
Mal sahibi:
- Ya Rasûlullah! Ona yağmur değmiş, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
- Onu (yaş kısmı) alta değil de, üstüne koysaydın da insanlar görseydi, olmaz mıydı? Kim bize hile yaparsa bizden değildir." buyurdu. (Müslim)
İbni Ebi Evfa radıyallahu anh şöyle bir rivayette bulunmaktadır:
"Bir adam pazarda malını sergiledi. Müşteriye, bana şu kadara mâl oldu diye Allah adına yemin etti. Halbuki o mal ona o kadara mâl olmamıştı. Bunun üzerine şu ayet-i kerime nazil oldu: ‘Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değiştirenlerin, işte onların ahirette bir payı yoktur." (Al-i İmran/77) (Buhari)
Müslüman bir mal satarken malının kusurlarını gizlememeli, alıcıya malının ayıplı yönlerini anlatmalıdır. Aksi takdirde müşteriyi aldatmış, alışverişe hile karıştırmış olur.
Bu hususta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
"Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Bir Müslümanın diğer bir Müslümana malındaki ayıbını açıklamadan mal satması helal olmaz. Çünkü Müslüman Müslümanın kardeşidir." (İbni Mace)
Alışverişlerde yapılması gereken diğer bir husus da alışveriş yaparken malın değerinden fazla istememek, alırken de malın değerinden daha aşağı bir teklifte bulunmamaktır. Çünkü böyle bir alışverişte de her zaman aldanma mevzu bahis olabilir.
Şöyle ki: Siz değeri yüz milyon olan bir malınıza yüz elli milyon isteseniz. Şu üç durumdan biri olacaktır:
1- Alıcı pazarlık yapmadan aynı bedeli ödeyecektir.
2- Pazarlık yapıp nihayet farz-ı muhal yüz yirmi milyona râzı olacaktır.
3- Pazarlık neticesinde malın gerçek değeri olan yüz milyona anlaşacaklardır. Bu duruma göre birinci ve ikinci şıklar gerçekleşirse müşteri aldanmış olacaktır. Satıcı ise, haksız bir kazanç elde etmiş olacaktır. Malı alırken de benzeri bir durum olabilecektir. O bakımdan, alırken malın gerçek değerini vermeli, satarken de malın gerçek değerini istemelidir.
Bu hususta Kayle Ümmü Beni Enmâr radıyallahu anha şöyle bir rivayette bulunmaktadır:
"Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme şöyle dedim: “Ya Rasûlallah! Ben alışveriş yapan bir kadınım. Bir şey satın almak istediğimde önce az fiyat veririm. Sonra artıra artıra içimdeki fiyatı veririm. Bir şeyi sattığım zaman da önce yüksek fiyat isterim, sonra indire indire onu asıl değerine satarım."
Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Ey Kayle, böyle yapma! Bir şey satın almak istediğinde içinden ne kadar vermek istiyorsan onu ver. Ondan sonra satıcıyı serbest bırak. İsterse senin dediğin fiyata bırakır, isterse bırakmaz ve malını satmaz. Bir şey satmak istediğin zaman da canın çektiği fiyatı (malının değeri olan fiyatı) iste. Müşteri isterse istediğin fiyatı verip alır, isterse almaz." (İbni Mace)
İHTİKAR - KARABORSACILIK
Bir malı, pahalanması ve daha çok kâr etmek için otuz gün veya daha fazla saklamak ihtikârdır, karaborsacılıktır. Bir tüccarın herhangi bir ticaret malını veya üreticinin ürettiği malı, imalatçının imal ettiği malı depolarında bekletmeleri piyasada bir darlık meydana getirmez veya fiyatların aşırı derecede yükselmesine sebep olup tüketiciyi zarara sokmaz ise ihtikâr olmaz.
Ancak ihtikâr, yani malı depolamak:
1- Fiyatların artması ve dolayısıyla daha çok kâr etmek maksadıyla depolanırsa,
2- Malı saklayıp piyasaya sürmemek halkı sıkıntıya sokuyor, zarar veriyor ise, bu iki durumda malı saklayıp depolamak haramdır.
Bu hususta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
"Malını piyasaya sürüp satışa arz eden rızıklanmıştır. İhtikâr eden (karaborsacılık yapan)da mel’undur." (İbni Mace)
"Günahkâr, âsi olan kimseden başkası ihtikâr etmez." (Müslim, İbni Mace)
Karaborsacı kendi rızası ile, ihtiyaç olduğu halde malını satışa arz etmez ise, yetkili makamlarca, kendi ihtiyacı kadarı bırakılıp fazlasına el konulur. Normal piyasa değerinden satılır ve satılan malın parası mal sahibine yani karaborsacıya verilir. Yetkili makamlar İslam’ın genel prensiplerine, mülkiyet hakkına aykırı olmamak şartıyla başka tedbirler alabilir, çeşitli yaptırımlar uygulayabilirler.
KARZ-I HASEN
Hiçbir karşılık beklemeden, hiçbir menfaat gözetilmeden verilen ödünce karzı-ı hasen (güzel ödünç) denir.
İslam toplumunda, asırlardır uygulanan bu sosyal yardımlaşma maalesef son zamanda büyük ölçüde zaafa uğradı. Bir taraftan ekonomik çalkantılar, resmî, gayri resmí bankaların, tefecilerin çok aşırı derecede faiz vermeleri, diğer taraftan dini hassasiyetlerin azalması, yardımlaşma duygularının zayıflaması, kişilerin ahidlerine, vaatlerine sadık kalmayışı bu kötü neticeyi doğurdu.
Toplumumuz o kadar dünyevileşti ve o kadar materyalist düşüncelere sahip oldu ki, her yaptığı işte, her muamelede ve hatta yaptığı hizmetlerde anında veya ileriye dönük ne gibi menfaati olacak, ne kadar çıkar sağlayacak bunu hesaplamaktadır. Dolayısıyla yapılan ticarette, yardımlaşmalarda, hizmetlerde bereket olmuyor. İstenilen kaynaşma ve karşılıklı muhabbet ve ülfet sağlanamıyor ve hatta bir kısım dargınlıklara, küskünlüklere bile sebep olabiliyor.
Meselâ, samimi olan iki dost, birlikte ticaret ortaklığı yapıyor. Güzel bir şekilde işe başlıyor. Kısa zaman sonra ayrıldıklarına, karşılıklı ithamlaştıklarına şahit oluyorsunuz.
Bir Müslüman, diğer bir Müslümana çok samimi duygularla borç veriyor, sıkıntısını gideriyor. Borç alan kişi zamanında borcunu ödemiyor. Savsaklıyor ve araları bozuluyor. Böylece bu kişi sadece borç aldığı kişiye zarar vermekle kalmıyor, dolaylı bir şekilde diğer ihtiyaç sahiplerine de zarar vermiş oluyor. Çünkü borç veren kişinin sık sık bu gibi şeylerle karşılaşması, onu borç verme hususunda daha tedbirli olmaya sevk ediyor.
Diğer taraftan borç veren kişi de yaptığı bu yardımı, yapmış olduğu bir kısım davranışlarla boşa çıkarıyor. Meselâ, yaptığı yardımı başa kakıyor. Borçlu borcunu ödemek istiyor fakat ödeme gücü bulamamakta, böyle bir durumda borç verene düşen mâkul bir süre borçluya fırsat vermek iken onu sıkboğaz ediyor. Borç verdiği kişiyi sürekli minnet altında bulundurmak istiyor. Bütün bunlar İslamî ve ahlakî olmayan davranışlardır.
Allah Teâlâ karz-ı hasen hususunda şöyle buyuruyor:
"Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. İçlerinden on iki kişiyi de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, Peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz (ihtiyaç sahiplerine karşılıksız borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur." (Maide/12)
İhtiyaç sahibi olan bir Müslümana, ödünç vermek, dilenciliği meslek edinmiş, ihtiyacı olmayan bir dilenciye yardım etmekten daha faziletli ve daha sevaptır.
Çünkü İslam, dilenciliğe ancak çok zarûrî durumlarda müsâade ediyor. İhtiyacından fazla dilenmeyi men ediyor. Halbuki karz-ı haseni teşvik ediyor.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Herhangi birinizin ipini sırtına alıp bir odun demeti getirerek satması ve Allah’ın yardımıyla ihtiyaçtan kurtulması versinler veya vermesinler insanlardan dilenmekten kendisi için daha hayırlıdır." buyuruyor. (Buhari, Müslim)
Karşılıksız, menfaat beklemeden borç vermenin fâzileti hakkında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
"Bir adam hiç iyilik etmezdi. Sadece borç para dağıtırdı. Tahsil zamanı gelince, tahsildarına, “İmkanı olanlardan al, durumu müsait olmayıp sıkıntıda olanlardan alma. (Bu sebeple) belki Allah da bizim günahlarımızı bağışlar.” derdi. Nihayet adam öldü. Allah ona sordu: “Herhangi iyi bir amelin var mıdır?” O, “Hayır. Sadece halka para dağıtırdım. Tahsil etme zamanı gelince, hizmetçimi şöyle diyerek gönderirdim: ‘Durumu müsait olanlardan al, olmayanlardan alma. Belki Allah da bunun sebebiyle bizi bağışlar.’ derdim.” Allah da ona şöyle buyurdu: “Ben de seni affedip, günahlarından vazgeçtim." (Buhari)
Borçlunun aldığı borcu zamanında ödemesi gerekir. Aksi taktirde borç aldığı kişiye zulmetmiş olur. Bu hususta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
"Ödeyecek durumu olduğu halde, zenginin borcunu ödemeyi uzatması zulümdür." (Buhari, Müslim)
"En hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir." (Buhari, Müslim)
Netice itibariyle:
1- Karz-ı hasen yapmak, İslamî, insanî ve ahlakî güzel bir davranıştır.
2- Müslümanlar arası yardımlaşmanın çok güzel bir örneğidir.
3- Karz-ı hasen asla bir menfaat karşılığı olmadan, bir çıkar sağlamayı düşünmeden yapılmalıdır.
4- Borç veren dar durumda olan borçluya mühlet tanımalıdır.
5- Borç veren borçlusunu minnet altında bırakmamalıdır.
6- Yaptığı yardımı borçlusuna baş kakışı yapmamalıdır.
7- Borçlu da borcunu zamanında ödemelidir.
8- İmkanı varken borcunu ödememenin bir zulüm olduğunu bilip ona göre hareket etmelidir.
9- Hatta karz-ı hasen yapanları teşvik etmek, onları memnun etmek, bu hayırlı hizmetlerine devam etmelerine psikolojik olarak yardımcı olmak için, borcunu verirken veya verdikten sonra küçük de olsa bir hediye takdim etmek, câizdir.
10- Borç veren kişinin bu hediyeyi kabul etmesinde bir sakınca yoktur. Ancak böyle bir şeyi kendisi isterse veya borcuna karşılık bir iş yaptırırsa meselâ, tarlasını sürdürür, bağını belletir, ambarından dükkanına mal taşıttırır ise, bu fazlalıklar faiz olur ve dolayısıyla haram olur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi