Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ahlak - Külliyat - Ahkam - 30. Sayfa

AHLAK

Ahlâk, insan tabiatında mevcut olan bir karakter, bir kimlik, bir özellik olarak öne çıkmış bir melekedir.

İnsanın yaratılışında iyiye de, kötüye de temayüller vardır. İyi temayüllerin tezahürü güzel ahlâk, kötü temayüllerin tezahürü de kötü ahlâktır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Gerçekten insan, pek hırslı yaratılmıştır. Kendisine bir fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder. İyilik dokunduğunda ise, pinti kesilir." (Mearic/19-21)

"İnsana gelince, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunur ve bol nimet ve zenginlik verirse, Rabbim bana ikram etti, der. Ama onu imtihan edip rızkını daraltırsa, Rabbim bana ihanet etti, der." (Fecr/15-16)

"Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümit keser ve nankör olur." (Hud/9)

"İnsan hayrı istediği gibi, şerri de ister. İnsan pek acelecidir." (İsra/11)

"İnsan, çok zalim, çok cahildir." (Azhab/72)

"İnsan cedele her şeyden daha düşkündür." (Kehf/54)

Bu ve benzeri ayet-i kerimelerden de anlaşılacağı gibi insanoğlunun yaratılışında kötülüğe bir meyil vardır. Menfi özellikler taşımaktadır. Ancak insanın çok üstün meziyetleri, kabiliyetleri de vardır.

Allah Teâlâ insanı çok mükemmel ve mükerrem olarak yaratmış ve onu çok üstün kabiliyetlerle donatmıştır. Akıl gibi büyük bir nimetle güçlendirmiş ve yeryüzünde halife kılmıştır.

Yeryüzünün bütün nimetlerini insan için yarattığı gibi ebedî hayatı, cenneti de onun için halketmiştir. İnsanı da kendisi için, kendisini tanıyıp ibadet etmeleri için yaratmıştır.

"Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat/56)

"Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık." (Tin/4)

"İnsanı, yarattıklarımızın bir çoğundan çok üstün kıldık." (İsra/70)

Bu ve benzeri ayet-i kerimeler insanoğlunun seçkin bir varlık olduğunu göstermektedir. Bu duruma göre insanoğlunun güzelliklerinin, iyi kabiliyetlerinin, öne çıkarılması, çirkin, kötü yönlerinin köreltilmesi, zararının önlenmesi için ehliyetli kişiler tarafından eğitilmesi, yaratılış sebebine lâyık olacak, iyi bir kul, iyi bir müslüman olması için şevkle, aşkla çalışılması gerekir.

İslam ahlâkiyatçıları insan fıtratında mevcut olan huyların değişip değişmeyeceği hususunda çeşitli görüşler serdetmişlerdir.

Camius Sağir’de geçen şu hadis-i şerif bazı ulemamızca ahlâkın değişmeyeceğine, değiştirilemeyeceğine delil olarak gösterilmiştir:

"Dağın yerinden oynadığını işitirseniz tasdik ediniz. Lâkin bir kişinin ahlâkının değiştiğini duyarsanız tasdik etmeyiniz. Çünkü o yine fıtratındaki şeye döner." (Camius Sağir)

Halk arasında da meşhur bir söz vardır:

"Can çıkar, huy çıkmaz."

Diğer taraftan, müslümanların ahlâklarını güzelleştirmeleri kötü ahlâklardan arınmaları, Kur’an ahlâkı ile Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ahlâkı ile ahlâklanmaları hususunda Peygamberimiz, efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin emir ve tavsiyeleri vardır. Bu hususta vârid olan hadis-i şerifler, ileride yeri geldikçe zikr edilecektir.

Bu duruma göre ne yapılmalıdır. Şayet ahlâk değişmeyecekse eğitimin ne faydası olacaktır. Eğer ahlâk değişebilirse yukarıda zikri geçen hadis-i şerifi nasıl anlamamız gerekmektedir.

Peygamberimiz, Efendimiz, Canımız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda zikri geçen hadis-i şerifle meselenin çeşitli boyutlarına işaret etmiştir. Dolayısıyla bu konuda haşâ ki bir çelişki yoktur. Bilâkis eğitimciler, psikologlar, sosyologlar ve idareciler için çok mühim mesajlar vardır.

Şöyle ki:

1- Bir kısım insanlar fıtraten sert tabiatlıdır. Bazıları ise yumuşak huyludur.

2- Bazı insanlar güleryüzden, tatlı dilden hoşlanır, kaba davranışlardan, çirkin sözlerden nefret eder. Bazıları ise sertlikten anlar. Müsamahayı, hoşgörüyü hazmedemez, istismar eder, şımarır.

3- Bazı insanlarda hükmetmek, baş olmak, emir vermek baskın bir huydur. Bazılarında ise hizmet etmek, uyumlu olmak, fedakârlık, diğergamlık ön plana çıkmaktadır.

4- Bazı insanlar cedelleşmeyi, münakaşa etmeyi, aykırı davranmayı, olur olmaz her şeye itiraz etmeyi sever. Bazıları ise cedelden, yerli yersiz münakaşalardan, aykırı davranışlardan nefret eder.

5- Bir kısım insanlar çığırtkan, yaygaracı, sabırsız ve acelecidir. Bir kısımları ise sakin, vakur, mütehammildir. Teenni ile hareket eder. Dağ gibi oturaklıdır.

6- Bir kısım insanlar gösterişi sever, her ne yaparsa ister ki bundan herkes haberdar olsun. Bir kısımları vardır ki dünyalarca iş yapar da, insanlar ondan çok az bir şeye muttali olabilirler. Bir güzel kısrak, bir güzel tay doğurur. Kimsenin haberi olmaz. Bir tavuk bir yumurta yumurtlar, mahalleyi ayağa kaldırır.

7- İnsanların kabiliyetleri de çeşit çeşittir. Çeşit çeşit kabiliyetler olmasaydı, ilgi duyulan alanlar değişik olmasaydı, insanların türlü türlü sahalardaki ihtiyaçları nasıl giderilecekti?

Bu misaller çoğaltılabilir. Çünkü insan o kadar çeşitli yönleri olan bir varlıktır ki, bu hususta ciltler dolusu kitaplar yazsanız, onu yine gereğince tanıtamazsınız. Onun için insanı en iyi tanıma yolu, Kur’an-ı Kerim’i ve hadis-i şerifleri tefekkür ve tezekkürle, açıklanan ve işaret edilen hikmet akışlarını çok iyi bir şekilde takip ederek aklı, vahyin emrinde kullanarak, dürülmüş bir kainat olan insanın sır örtülerini aralamaya çalışmaktadır.

İşte o zaman, insan hakkında sağlıklı bilgilere ulaşabiliriz. Onun fıtratında mevcut özelliklerine ayna olabiliriz.

Şimdi gelelim huyun, değişip değişmeyeceği konusuna. Bu meseleyi insandaki sertlik ve yumuşaklık fıtratını ele alarak kısaca açıklayalım.

1- İnsandaki sertlik veya yumuşaklık asla değiştirilemez. Kendisinde sertlik bulunan bir insanı özel eğitimlere alsanız, bir ömür boyu uğraşsanız onu yumuşak huylu yapamazsınız.

Keza hilim sahibi, yumuşak huylu bir insanı da en etkin usüllerle, devamlı olarak eğitime tâbi tutsanız asla onu sert ve haşin yapamazsınız. Zikri geçen hadis-i şerif huyun tabiatına işaret etmekte, Allah Teâlâ’nın takdir edip yarattığını kimsenin değiştiremeceğini vurgulamaktadır.

2- İyi ahlâklı olmamız, ahlâkımızı güzelleştirmemiz istendiğine göre kötü ahlâk nasıl değiştirilecek? Ahlâk-ı seyyieden kurtulup, ahlâk-ı hamîde nasıl elde edilecektir? Önce şunu tespit etmek gerekir. Kötülenen huyun aslı mıdır? Vasfı mıdır?

Gerek ayet-i kerimelerde ve gerekse hadis-i şeriflerde kötülenen huyun aslı değil o huyun kazandığı kötü vasfı zemmedilmektedir.

Meselâ: Sertlik kötülenmemiştir. Kötülenen sertliğin kötüye kullanılmasıdır. Sertliği haksızlık için, zulüm için, insanların gönlünü kırmak için kullanırsa memnûdur. Öyle olmasaydı insanlara yumuşak davranılmasını isteyen Rabb Teâlâ, savaş halinde düşmanlara karşı sertlik gösterilmesini emretmezdi.

Keza: Hadler uygulanırken acıma hissine kapınılmamasını da emretmezdi.

Hz. Ömer radıyallahu anh sert tabiatlı idi. Bu sertliğini cahiliye döneminde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi öldürmeye azmetmeye kadar kötü yolda kullandı. Sertlik onda zulme vasıta oldu.

Ancak huzuru, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemde müslüman olduktan sonra ondaki sertlik, hudûdullahı korumakta, İslam düşmanlarına karşı duruşta bir kararlılık oldu. O sertlikte adâlet tecelli etti.

Hattab oğlu Ömer, Fâruk-u Azam oldu. Adaleti dillere destan bir Halifey-i Rasulullah, bir emir’ül-mü’minin oldu.

Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere, huyun aslını değiştirmek mümkün değildir. Vasfını değiştirmek ise mümkündür. Çok iyi bir eğitimle insanların kötü huylarını nasıl değiştirdiklerini, nefsi için öfkelenen insanların, Allah için öfkelenmeye başladıklarını, nefisleri için sertlik, katılık gösterenlerin, artık nefisleri mevzu bahs olduğunda aldırış etmediklerini, nefsi için cedelleşen bitmez tükenmez mücadelelere giren kişilerin bunları bırakıp artık Allah için, Allah yolunda nasıl mücadele ettiklerini, nasıl fedakârlık yaptıklarını, müşahede etmekteyiz.

Bütün peygamberler, ahlakî değerleri hakim kılmak toplumu, iman, amel ve ahlâk bakımından yüceltmek, erdemli bir seviye kazandırmak için mücadele etmişlerdir.

Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"Muhakkak ben mekarim-i ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyurmaktadır. (Tirmizi - Nevâdirül usül)

Bütün peygamberler insan fıtratında mevcut huyları, kabiliyetleri iyiye, güzele, doğruya yönlendirip, güzel vasıflar kazanmaları için mücadele etmişlerdir. Nebevî terbiye yoluyla insanlar, insanlık haysiyetine kavuşabilmişlerdir. Kâmil bir imanın, salih bir amelin en tabî neticesi  ahlâk-ı hamîdedir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Sana vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak, elbette en büyük ibâdettir. Allah yaptıklarınızı bilir." (Ankebut/45)

Hayat ağacının en nâdide meyvesi güzel ahlâktır.

Kalb toprağında yetişip meyveye duran tevhid ağacının, Rab Teâlâ’ya sunulacak en müstesna hediyesidir. Af etmek, ihsan etmek, tevazu göstermek, öfkeyi yutmak, diğergam olmak, muhabbet, muâvenet, sabır, şükür gibi hayatbahş güzellikler kemâle ermiş bir imanın dışavuran tezâhürleridir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Rabbinizin mağfiretine ve Allah’a isyan etmekten sakınanlar için hazırlanmış, genişliği gökler ve yerler kadar olan cennete koşun. O muttaki Mü’minler ki, bollukta da, darlıkta da infak ederler. Öfkelerini yenerler. İnsanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever." (Âl-i İmran/133-134)

"Onlar (iman edenler) büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar. Kızdıkları zamanda kusurları bağışlarlar ki onlar Rablerinin davetine icabet edip namazlarını kılarlar. Onların işleri aralarında istişare iledir ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar. Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirine yardım ederler. Kötülüğün cezası denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükafatı Allah’a aittir. Elbette o, zalimleri sevmez. Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, böyle hareket edenlerin aleyhine bir yol (mesûliyet) yoktur. Sorumluluk ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere yönelir. İşte böylelerine acı bir azap vardır. Kim sabreder ve affederse, şüphesiz bu hareketi yapılmaya değer işlerdendir." (Şura/37-43)

Ayet-i kerimelerden anlaşılacağı üzere kâmil mü’minlerin vasıfları sayılırken iman, amel ve ahlâk bütünlüğü görülmektedir.

Bu bütünlük sağlanmadan iyi bir kul, iyi bir müslüman olmak mümkün değildir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"İçinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde mevki cihetinden bana en yakın olanınız, ahlâkça en güzel olanınızdır. En nefret ettiklerim ve kıyamet gününde benden en uzak olanlarınız ise geveze, boşboğaz ve mütefeyyigûn olanlardır.

Dediler ki:

Ey Allah’ın Rasulü! Geveze ve boşboğazları biliyoruz. Mütefeyyigûn kimlerdir?

Şöyle buyurdu:

Onlar büyüklük taslayan kimselerdir." (Tirmizi)

Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor:

"Birr (iyilik) güzel ahlâktır. Günah ise, vicdanını rahatsız edip, insanların görmesinden hoşlanmadığın şeydir." (Müslim)

Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor:

"Sizin en iyileriniz, ahlâken en iyi olanlarınızdır." (Buhari)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Muaz bin Cebel radıyallahu anha şöyle tavsiyede bulunmuştur:

“Ya Muaz! Sana takvayı, doğru sözlülüğü, ahde vefayı, emaneti yerine getirmeyi, hıyaneti bırakmayı, anlamayı, muhafaza etmeyi, yetime şefkat göstermeyi, yumuşak huylu olmayı, selamı yaymayı, güzel muameleyi, emelleri azaltıp amellere yönelmeyi, imana sarılmayı, Kur’an-ı inceden inceye anlamaya çalışmayı, ahireti sevmeyi, hesaptan korkmayı, şefkatli ve merhametli olmayı tavsiye ederim. Yumuşak başlı insanları sevmemekten, doğru olanı yalanlamaktan, günahlara tamâ etmekten, âdil yöneticilere karşı gelmekten, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktan sakın. Sana tenhada, kalabalıkta, her yerde Allah’dan korkmayı tavsiye ederim. Her günahtan sonra tevbe etmeye bak. Sır, sır olarak, alenî olan da öylece muhafaza edilmelidir. Bunlar Allah’ın kullarına öğrettiği âdabtır. Allah kullarını iyi ahlâka, güzel âdaba çağırır.” (Beyhaki, Kitâbü Zühtül Kebir)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ahlâkî değerler hususunda buyruklarından bir kısmı da şöyledir:

“İman bakımından mü’minlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanı ve ailesine en güzel davrananlardır.” (Tirmizi)

“Kıyamet günü mü’minin terazisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur. Allah Teâlâ çirkin ve ne konuştuğunu bilmeyenlerden nefret eder.” (Tirmizi)

Ahlâk hakkında yapılan bu umumî izahattan sonra mahlukâtın en şereflisi, Allah Teâlâ’nın en sevgili kulu, âlemlerin efendisi, rehberimiz, önderimiz, canımız, cânânımız Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şemail ve ahlâkını, Allah Teâlâ’nın ve O’nun vefakar dostları Ashab-ı Kiram’ın kelamları ve haberleri ile tanımaya çalışalım.