Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - 24. Sayfa - Kuranahkami

 

İÇKİ VE KUMAR

 

«Sana hamr (şarap-içkl) ve kuman sorarlar, de ki: sinde de büyük günâh ve insanlar için faydalar vardır. Günâh­ları İse faydalarından daha büyüktür.» (El-Bakare sûresi, âyet: 219).

Fert, aile ve cemiyetin maddî ve manevî varlığını tehdit te tahrip eden, diğer bir tâbirle maddî varlığımız ile manevî varlığımız arasındaki dengeyi bozan iki tahrip unsurundan bah­sediliyor: İçki ile kumar.. Birincisine, şuuru örttüğü, aklî mu­vazeneyi bozduğu ve şehvet perdesini îmân ve akim önüne ger­diği için «hamr», ikincisine, malı kolayca elde etme veya kay­betme vasıtası olduğu veyahut zenginlik ifâde eden «yasar»dan geldiği için «meysir» denilmiştir.

Günümüzde ise sarhoş edici bütün maddelere her çeşidiy­le «Alkol» tâbiri verilmiştir. Alkol: Mayalaşmıs şekerli sıvıla­rın damıtılmasiyle elde edilen mayalardır. Kimyada buna «Eta­nol» veya «Etil Alkol» adı verilir. Eczane ve kimyahanelerde muhtelif derecelerde alkol bulunmakta ise de, alkol denilince, mutlak olarak «Etil Alkol» kasdedilir. İçerisinde % 95,5 alkol ihtiva eden sıvılara «mutlak alkol», % 96 alkol ihtiva edenlere de «saf alkol» denir.

Başlıca alkol, ya sentetik veya mayalandırma yolu ile el­de edilir İçinde bulunan alkol nisbeti de Alkolometre denen bir âletle ölçülür.

Alkolün bâzı faydalan varsa da zararı faydasından çok daha büyüktür. «Şerrİ kesirden dolayı hayr-i kaili terkedilir» kaidesine göre, alkolün çoğuna da azma da cevaz yoktur. As­lında bünyemizin ihtiyacı olan alkolü, çeşitli meyva, sebze ve gıda maddelerinden te'min ederiz; bu bakımdan ayrıca alkol almaya lüzum yoktur. Bunun içindir ki Kur'ân-ı Kerîm'de «İn­sanlar için faydalar vardır,» buyurulmuştur.

Ayrıca Kur'ân'da bir çok mes'elelerde olduğu gibi içki hak­kındaki yasaklarda da pedagojik bir yol takip edilmiştir. İlk âyet Mekke'de inmiştir ve:

«Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerinden şer­bet, şıra ve güzel rızik elde edersiniz. Düşünen millet için bun­da ibret vardır.» [1] buyurulmuştr.

Bu âyetle içkinin güzel bir rızık olmadığına işaret ediliyor ve ilk olarak bu mes'eleye temasla müslümanlarm dikkati çe­kiliyor. Evet bu âyet indikten sonra aklı eren müslümanlarm kafasında içkiyle ilgili bir istifham beliriyor: «Hurma ve üzü­mün şerbet ve şırasından bahsediliyor ve bunların güzel rızık olduğu hatırlatılıyor. O halde şarap güzel bir rızık değildir, ol­muş olsaydı Cenâb-ı Hak ondan da bahsederdi.»

Bir müddet sonra içkinin zararının daha büyük olduğu beyân  edilerek  bu istifhamı   kısmen de   olsa  cevaplandırdı:

«Sana İçki ve kumarı sorarlar, de ki: İkisinde de büyük günâh ve insanlar için faydalar vardır. Günâhları ise faydalarından daha büyüktür.» [2]

Ortam biraz daha müsait hale gelince Nisa sûresinin 43 âyetiyle sarhoşken namaza yaklaşılması men'edildi:

«Ey îmân edenler! Sarhoş iken  ne dediğinizi bilmenize kadar  namaza yaklaşmayın!»

Ve en son olarak da içkinin kesin olarak haram kılındığı­na dâir Mâide sûresinin 90. 91. âyetleri indi:

«Ey îmân edenler! İçki, kumar, tapınmak için dikil­miş taşlar ve fal okları, şeytan işi pisliklerdir. O halde ondan kaçının ki felah bulaşınız. Şüphesiz ki şeytan içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namaz (kılmak)tan alıkoymak ister. Artık vazeçmez misiniz?» İmâm Ahmed'in Ebû Meysere'den yaptığı rivayete göre: İçki hakkında kesin beyân bulunmadığına üzülen ve herân bu­nu bekliyen Hazret-i Ömer (R.A.) bir gün: «Yâ Rab! İçki hak­kında bize şifâ verici (yeterli) bir beyânda bulun!» diye ckıâ etti. Bunun üzerine Bakare sûresi 219. âyet indi. Hazret-i Ömer çağırılıp kendisine bu âyet okununca, o yine: «Yâ Rab! İçki hakkında bize şifâ verici beyânde bulun!» diye duâ etti. Bunun üzerine Nisa sûresi 42. âyet indi. Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) namaz kıldırmaya kalkınca:  «Hiç bir sarhoş, namaza yaklaşmasın!» diye nida etti ve sonra Haz­ret-i Ömer çağrılarak kendisine bu âyet okundu. O yine: «Al-lahıml İçki hakkında bize şifâ verici bir beyânde bulun!» diye duâ etti. Bunun üzerine en son olarak Mâide sûresinin 90, 91. âyetleri nazil oldu. Hazret-i Ömer çağrılıp kendisine bu âyet okundu ve «Artık vazgeçmez misiniz?» mealindeki yere gelince Ömer: «Vazgeçtik, vazgeçtik» diyerek tatmin olduğunu ifâ­de etti.

Aynı hâdiseyi bu şekilde Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, Ebû Ishâk'dan, îbnü Ebî Hatim ile İbnü Merdveyh de Sevrî tari­kiyle Ebû îshâk'dan, o da Meysere'den rivayet etmişlerdir. Ali bin Medenî bu isnadın sahih ve sâlih olduğunu söylemiştir. Yalnız İbnü Ebî Hatim şu fazlalığı da rivayet etmiştir: «Vaz­geçtik, çünki o malı götürür, aklı götürür!» dedi.

Sarhoş edici, şuur ve aklı perdeleyici ne varsa, isimleri, dereceleri ve alkol nisbetleri ne olursa olsun, hepsi de haram-.dır. Zira bir şey'in azma cevaz verildi mi çoğunun önü alın­maz. (Buhari, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Neseî'nin rivâyet ettikleri  hadîsi  şerifte: Her eden (madde) haramdır,» buyuruluyor. Ayrıca Ebû Davud'un münferiden rivayet ettiği bir hadîste de: «Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır» buyuruluyor [3]

İnsan için bunca zararlı olan alkol yalnız İslâm dininde değil, bütün dinlerde yasak kılınmıştır. Ne var ki Tevrat ile İncil'de bu yasakların değiştirilmiş kalıntılarına rastlamakta­yız. Hıristiyan din adamlarının şarap hakkında görüş farkları vardır: Bâzısının iddiasına göre İncil'de: «Az şarap kullanmak mideyi düzeltir,» kaydı mevcuttur. Buna dayanarak dinî âyin­lerinde bile bazen yarımşar fincan kadar şarap içerler. Diğe bir kisihı da alkol içmekte bir beis olmadığı kanaatini izhar eder [4]

Yahudilere gelince: Onlara göre de şarap yasak değildir. Ama sadece bir yahudînin nezareti altında yapılan şarabın içil­mesi helâldir. Bunun sebebi de meselâ: Katolik kilisesinde ol­duğu gibi, yabancı bir âyinde kullanılan ve bu iş için o dince takdis edilmiş şarabı içmek korkusudur. Böyle bir şaraptan içmek, puta tapanlardan olmak derecesinde ağır bir günâhtır. Dini bütün yahudî, sadece şişelere nezareti altında doldurul­muş bir şarabı içebileceği gibi, şişenin de yahudî olmayan bir tarafından açılmamış olması gerektir. Eğer açılmış bir şişeye yahudî olmayan biri dokunursa şarap terafa olur. Bu sebeple ziyafetlerde yahudî garsonlar çalıştırılır ki sofuların aklına şüphe girmesin. Reformcu vahudîlerde şaraba dâir olan yasak­lar tamamiyle kaldırılmıştır.

İçilmesi haram olan alkolün aynen necis olup olmadığına gelince: Bu hususta mezhepler arasında görüş farkı vardır:

Hamr: Örtmek mânâsına olduğuna göre, yalnız üzüm şarabında kullanılması has bir itlâk olmuş olur. Fakat kök mâ-nâsiyle aklı ve şuuru örten her alkole şâmildir. O takdirde sar­hoş eden her şey haramdır, hükmü çıkar. Nitekim içkinin ya­sak kihnmasiyle ilgili âyet indiği sıralarda beş şey'den içki ya­pılırdı: Üzüm, hurma, arpa, buğday ve darıdan. Bunu beyânla Resûlüllah (S.A.V.) : «Hakikat üzümden bir içki, hurmadan bir içki, baldan bir içki ve arpadan da bir içki vardır.» [5] buyurdular. Buna dayanıla­rak her türlü müskiratın katresine varıncaya kadar Kur'ân'in kesin beyâniyle haram kılındığı, içilmesinin, kullanılmasının, faydalamlmasinin, alım ve satımının caiz olmadığı hükmüne va­rılmıştır. İmam-ı Şafiî ile İmam Mâlik'e göre de böyledir.

Eshab-ı Kirâm'dan bâzısı, tabiînden bir kısmı ve bâzı âlim- -lerle Ebû Hanîfe'ye göre, «Hamr» kelimesinin en açık ve bel­li mânâsı, üzüm şarabıdır. O halde şarap aynı itibariyle de ha­ramdır, necistir. Diğer içkiler buna kıyasla içilmeleri haram­dır, fakat necis olduğu, alım-satımında bir beis bulunup bu­lunmadığı şüphelidir ki. Kur'ân ibaresinin bu hususta umumî mânâya hamli ihtimal dahilindeyse de has mânâya delâleti gi­bi kesin ve sarih değildir.

Konumuzu daha iyi îzâh edebilmek için, bu hususta Elmalı-h Hamdi'nin gayet ilmî olan tetkik ve mütalâasını almayı fay­dalı buldum. Merhum kendi tefsirinin birinci cilt, 762. sahiEe-sinde diyor ki: «İslâm dininde umumiyetle müskiratın müski­rat olarak kullanılması haram ve fakat üzüm şarabı aynen ve alel-itlâk haramdır. Ve bunu inkâr eden kâfirdir. Üzüm şarabı ve bundan ma'mül olan müskirat aynen necistir. Diğerlerinin ise necis olması şüphelidir. Meselâ üzerine şarap ve şampanya ve arak, konyak dökülmüş olajılar herhalde yıkamadikça na­maz kılamazlar. Lâkin üzüm şarabından ma'mül olmayan is­pirto, bira vesair müskirat içilmezse de elbiseye veya bedene sürülmesi de namazı mâni' olur diye iddia edilemez. Ebû Ha-nîfe Hazretleri bu suretle şaraptan başka müskiratın aynı ve katresi necis \e haram olmadığına ve binaenaleyh iskâr (sarhoş etme) derecesine varmaksızın kuvvet için az bir miktar­da içilmesi caiz olabileceğine kaail olmuş ise de «Fethülka-dîr»de Kitabü'î-eşribe'de beyân olunduğu üzere üç mezhep ile beraber Hanefi mezhebi de muhtar olan «Çoğu sarhoş edenin azı da haram­dır» [6] hadîs-i şerifi mucibince çoğu sarhoş edenin azı da ha­ram olmasıdır. Şer'ân şürb (içme) nokta-i nazarından bütün müskirat umumî mânâsiyle haramdır. Bugünkü fen ehlinin ilm-i kimyaya göre nokta i nazarları da «ıhtimar» tâbir olunan hâ^ dise-i kimyeviye i'tibariyle her nev'i müskiratın «hamr» mahi­yetinde müşterek olmasıdır ki buna Arapça «el-kûhl» kelime­sinin frenkleştirilmişi olan «alkol» «elküûl» veya sadece '<küul» tâbir ederler. Bu da ham^n uimiTrî mânâsına uygun ise de ay­nı zamanda has mâr." im esas olduğunu da müş'irdir. Tabâet ve tedavi nokta-; ne^ınna. gelince, bu cihet «Ruhsatına  tabi' olarak  zaruret ve zaru­ret hükmünde bulunan ihtiyaç mesâilindendir [7]

Tahrîm bir şey'in aynına mı taallûk eder, fi'üne mi? Usûl-cülar da bu hususta ihtilâ etmişlerdir. Bâzısına göre aynına ta­allûk eder, bâzısına göre de fi'line taallûk eder. Çünki ikinci­lere göre hürmet filin sıfatlarındandır; ayn ise fiil deildir.

Ayrıca bu konuyla ilgili Diyanet îşleri Başkanlığından sorulan suallere verilen cevabı da naklediyoruz:

«Herkes tarafından kullanılmakta olan ispirto ve karışık kolonya tıp yerinde kullanılmasının caiz olup olmadığının iş'-anna dâir olan yazı okundu: Necis olduğuna dâir bir nass bu­lunmadıkça ayanda (eşyada) asıl olan taharet olduğu, ispirto ve kolonyanın hürmet ve necsi hakkında bir nass vârid olma­dığı ve esasen her haram olan şey'in necis olması da lâzım gelmiyeceği cihetle kolonyanın tıp yerinde kullanılmasında $er'î bir mahzur olmıyacağınm cevaben iş'arı tezekkür kılındı.» 6/5/1948.

«İspirtodan ibaret olan kolonya ve emsali kokuların kul­lanılması caiz ve sürüldükleri yerin tâhir olup olmadıfı hak­kında 6/2/1943 tarihli yazı okundu: Hamr (şarap)dan şka muhtelif maddelerden yapılan ispirto hamr mahiyetinde olma­yıp, ispirtodan yapılan kolonyanın beden ve elbiseye dökülüp sürüldüğü takdirde namazın cevazına mâni' olmıyacağının ce­vaben iş'arı tezekkür kılındı.» 15/2/1943.

İçki hakkında birçok hadîs-i şerifler vârid olmuştur. Ki­tabımızın hacmini büyülteceğinden hepsini buraya alamadık. Yalnız içkinin alırn-satımı ve bir de ondan faydalanma hakkın­daki hadîslerden birkaçını nakletmeyi faydalı görüyoruz:

Önce şunu belirtelim ki bu ümmetin büyük âlimleri içki­nin alım satımının, ondan faydalanmanın ve bedelinin haram olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Câbir bin Abdullah (R.A.)ın yaptığı rivayet bu ittifakın dayanaklarından biridir. Mekke fethinin birinci gününde idi, Resûlüliah (S.A.V.) Efendimizin şöyle buyurduğunu duydum:

«Cenâb-ı Allah şüphesiz ki şarap (içkî)nin alım-satımını, ondan faydalanmayı, ölmüş hayvan etinin, domuz ve putların alım-satımını haram kılmıştır.» [8]

Yine Buharı ile Müslim'in ittifakla Hazret-i Âişe (R.A.)dan yaptıkları rivayette: Resûlüliah (S.A.V.)  dışarı çıktı ve: «İçki tica­reti haram kılınmıştır» [9] buyurdu.

Ayrıca Buharı ve Müslim'in îbnü Abbas (RA.)dan yap­tıkları rivayette «Bir adamın içki ahş-verişinde bulunduğu ha­beri Hazret-i Ömer'e (R.A.) ulaşınca, şöyle dedi:

«Allah falanı kahretsin! O, Resûîüllah (S.A.V.)ın: «Allah Yahudilere lanet etsin, hayvan yağları onlara haram kılındığı halde onu eritip sattılar,» buyurduğunu bilmiyor mu?»  [10]

demiştir.

Kumara gelince:

Kumar: Herhangi bir vasıta ile, iki taraf arasında para ve­ya kıymet taşıyan bir şey'in verilmesi şart koşularak oynanan bir talih oyunudur.

Şart tek taraflı olursa, meselâ: Sen bilir veya yapabilirsen ben veya üçüncü bir şahıs sana şöyle bir şey veririz. Ben ya-pabilirsem senden bir şey istemem. Veyahut iki kişi arasında açılan müsabaka veya şartlı bir mes'elede, kazanana üçüncü bir şahıs tarafından bir şey verilmesi gibi, şeyler kumar sa­yılmaz.

İslâm dini yukarıdaki tarife giren her türlü talih oyununu haram kılmıştır; isim ve vasıta değişikliği kaaideyi bozmaz. O kadar ki çocukların oynadığı ceviz ve benzeri oyunlar da buna dahildir.

Eskiden İranlılarla Çinlilerin oyun kâğıtları, Arapların ok ile çekilen talih oyunları pek meşhurdu. Müfessirlerin kaydet­tiğine göre: «Câhiliyye devri arapları çok kumar oynamakta ve ailelerini, mallarını, mülklerini kumarda karşılık olarak ileri sürmekte idiler. Arapların üzeri yazılı on ok bulundurdukları ve her kurbanın on kısma bölündüğü pek meşhurdu. Oklar kur'a ile çekilir ve her birine bir parça düşerdi. Veyahut kur-(10) ban yirmi sekiz parçaya ayrılır; birinci oka bir parça, ikinci oka iki, üçüncüye üç, dördüncüye dört, olmak üzere yediye ka­dar böyle tıpatıp kabul edilir ve son üç ok hiç bir şey kazan-mıyarak sahibi oyunun şartlı masrafını ödemek zorunda ka­lırdı.

Kumarlar şekil ve vasıta itibariyle çok değişikse de mahi­yeti itibariyle aralarında fark yoktur. Zarla oynamak ne ise kâ­ğıtla oynamak ta odur. Satranç hakkında görüş farkı vardır. Şafiî'ye göre  harp usulünü öğrettiği için  haram değildir. Hanefîlere göre o da haramdır.[11]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1- İçki, alkol nisbeti ne olursa olsun haramdır. Meselâ alkol nisbeti % 2 veya daha az olan bira da bu hükme dahildir.

2- Çoğu sarhoş eden maddelerin azı da haramdır.

3- Şarap aynı itibariyle haram ve necistir. Diğer içkile­rin içilmesi haramsa da âyinleri necis değildir. O halde ispirto, kolonya ve benzeri şeylerin elbise veya bedene dokunması na­maza mâni' değildir. Ancak içilmeleri haramdır.

4- İçkinin, bütün çeşitleriyle beraber haram olduğunda ittifak vardır. Ve üzümden yapılan şarap ve benzeri sarhoş edi­ci sıvılar (meselâ rakı ve şampanya) m dokunduğu yerler her­halde yıkanmalıdır. Çünki bu hususta nass-ı Kur'ân vardır.

5- Kumar, iki taraf arasında şartlı olarak herhangi bir vasıtayla oynanan bir talih oyunu şeklinde tarif edildiğine gö­re, tek taraflı veya üçüncü bir şahsın ara yere girme keyfiyeti olmadıkça haramdır.

6- Eimme-i selâse (Şafiî, Mâlik, Hanbelî) ye göre: Sar­hoşluk veren her içki şaraptır ve her şarap da haramdır. Bu takdirde üzüm şırasından yapılan şarap ile diğer içkiler ara­sında hüküm bakımından hiç bir fark yoktur.

7- Hanefîlere göre: Hamr kelimesinin has olarak delâ­let ettiği, şaraptır (yani üzüm şırasından yapılanıdır). Diğer

müskirata şarap veya hamr denilmesi hakikat değil mecazdır; tesbih-i beliğ ifâde eder. «Her sarhoşluk veren şaraptır» ha-dîs-i şerifinin onlara göre mânâsı: «Her sarhoş eden içki hü­küm itibariyle şarap gibidir. Teşbihte benzetme yönünün her sıfata şâmil olması lâzım gelmediğinden diğer içkilerin şaraba benzetilmesi, şarapla ilgili hükümlerin hepsinin diğerlerine ve­rilmesi gerekmez. O takdirde diğer içkiler şarap gibi necis de­ğildir.

Bulûğu'1 Meram dördüncü ciltte konumuzla alâkalı birkaç paragrafı nakletmekte fayda mülâhaza ediyoruz:

8- Hanefîlerden İmam Muhammed'in şarap vesaire iç­kiler hakkındaki kavli hemen hemen eimme-i selâse (üç mez­hep imamlarının) kavli gibidir. îmam-ı A'zam Ebû Hanîfe ise, gerek şarap ve gerekse sair içkiler hakkında tafsilât vermiştir. Ona göre şarap, kükreyip köpürdükten sonra köpüğünü atan üzüm sırasıdır. îmam Ebû Yûsuf'la İmam Muhammed'e göre de öyle ise ancak onlara göre köpüğünü atması şart değildir; kükredi mi şarap olmuştur. Hanifîyye imamları bilhassa şa­rap üzerinde on noktadan söz etmişlerdir:

1- Şarabın   mahiyeti sarhoşluk   veren üzüm   sırasıdır. Hamr yani şarap ismi lisan âlimlerinin ittifakiyle yalnız bu iç­kiye verilmiştir. Sair içkilerin adları da başka, hükümleri de şaraptan farklıdır. Meselâ şarabın haram olduğu kat'i delîl ile diğerlerinin ise zannî delîl ile sabittir.

2 - Şarap ismi verilebilmek için kükreyen şıranın köpü­ğünü atması Jmam-ı A'zam'a göre şart;  îmameyn'e göre şart değildir. Nitekim az yukarıda buna temas edildi.

3- Şarabın aynı yani kandisi haramdır.  O sarhoşluk vermekle illetlendirilemez. Vakıa bâzı kimseler, şarabın ken­disi değil, sarhoş eden miktarı haramdır, demişlerse de bu söz doğrudan doğruya âyeti inkâr mânâsına geldiğinden Hanefiyye imamları buna kaail olanların küfrüne hükmetmişlerdir. Çün-ki Cenâb-ı Allah şarap için «rics» demiştir. Rics: Aynı haram olan şey'dir.

4- Şarap bevil gibi necâset-i galizadır. Zira hükmü, kat'i delîlle sabit olmuştur.

5 - Şarabı helâl i'tikad eden kat'i delili inkâr ettiği için dinden çıkar.

6- Müslüman hakkında şarabın hiç bir malî kıymeti yoktur. Çünki ona kıymet takdir etmek, ona bir nev'i mevki ve şeref tanımak demektir. Halbuki Allah-ü Teâlâ onu necaset ad­detmekle kıymetini hiçe indirmiştir.

7- Şaraptan hiç bir suretle faydalanmak helâl değildir. Zîrâ ondan kaçınmak emrolunmuştur. Ondan istifadeye kalkış­mak ise ona yaklaşmak demektir.

8 - Şarabm bir damlasına bile cevaz verilmemiştir, içe­ne hadd vurulur.

9 - Şarabı kaynatmak dahi te'sir etmez. O yine haramdır.

10 -  Hanefîlere göre, şaraptan sirke yapılabilir.

Şair içkijere gelince: Onlar da haramdırlar. Ancak bâzı hü­kümlerle şaraptan ayrılırlar; yani onların harâmlık derecesi şaraptan biraz aşağıdır. Tafsilât fıkıh kitaplarındadır.[12]


 

[1] Nahl sûresi, âyet:  67.

[2] Bakare sûresi, âyet: 219.

[3] Kanın 1 santimetre küpünde, yâni bir gramında alkolün bir miligramı yâni bir gramın binde biri kadar küçük miktarı bulunursa, o insanda alkol zehir­lenmesinin bütün belirtileri gözükür. Şayet bu miktar 4-5 miligram kadar yük­selirse, zehirlenme şiddetlenir, içen komaya girer.

[4] Fakat İncil iyice tetkik edildiğinde içkinin Hıristiyanlıkta da haram ol­duğu görülür. Luka İncil'i, bab: 1, belge: 13-16'da aynen şöyle deniliyor: «Ve me­lek ona, korkma ey Zekerıya! Cunki dileğin kabul olunmakla, eşin EHzabet'ten bir oğlun olacak. Ona Yahya adını vereceksin ve sana bu  meserret ve şâ-tiîlık olacak. Onun doğumundan çok kimseler sevinecek. Zira Rabbin katında yri-ce olacak asla şarap içmiş ecek \e müskirat kullanmıyacak »

Ayrıca Meta İncili, bab: 26, belge- 26-29'da şöyle denilir: «İsa, ekmeği alıp tereket duası okuduktan sonra onu parçaladı \e şakirtlerine verip. «Alınız, yeyi-tiİz, bu benim cesedimdir» dedi. Ve kâseyi alıp şükrettikten sonra, onlara verip dedi ki:şKHepiniz bundan İçiniz. Çunki bu benîm kanım. >âni günâhlar atvolun-mak üzere çok kimseler için dökülen Yeni Ahdin kanıdır. Lâkin size derim ki, şimdiden sonra tâ... onu pederimin melekûtunda sizinle taze olarak içeceğim (ki-jâmet) gunune kadar artık asmanın bu mahsulünden içmijeceğinı.»

[5] Tirmizî:  Nu'mân bin Beşîr  (R.A.)   den, Taberânî - İbni Asâkir.

[6] Ahmed bin Hanbel - Ebû Dâvud - Tfrmizl - İbni Hlbbân: Câbir bin Ab­dullah  (R.A.) den. Neseî ve İbni Mâce: İbni Ömer (R.A.)dan.

[7] Bakare sûresi, âyet: 173.

[8] Buharı -MüsIUn: Uı. Câbir  (K A.) den.

[9] Bulum -Müslim: Hz. Âişe (R.A > den.

[10] Buharı - Müslim: Hz. İbni Abbas (R.A.)  dan.

[11] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/311-320.

[12] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/320-322.