Ölüm Belirtileri Hâlinde İki Âdil Kimseyi Şâhid Yapmak - Kuranahkami - 27. Sayfa
ÖLÜM BELİRTİLERİ HÂLİNDE İKİ ÂDİL KİMSEYİ ŞÂHİD YAPMAK
«Ey îmân edenler! Ölüm (sebebi) birinize gelip çattığı zaman vasiyet ederken ya aranızdan iki âdil kimseyi; şayet yolculuk ederken başınıza Ölüm musibeti gelecek olursa, sizden olmayan başka iki kişiyi şâhid yapın.. Ve eğer bu ikisi hakkında şüpheye düşerseniz, kendilerini (bilhassa ikindi) namazından sonra ahkoyarsınız da Allah'a şöyle yemin ederler: «Akraba bile olsa bu yeminle hiçbir (dünyevî) değeri değiştirmiye-ceğiz. Allah'ın emrettiği şâhidliği gizlemiyeceğiz.. Yoksa hiç şüphe yok ki günahkârlardan oluruz.»
«Eğer bunların (şahidlikte) bir vebale müstehık olduklarına dair bir bilgi elde edilirse, o vakit (haksızlığa uğrayan mirasçılardan) öncekilerin aleyhine hak iddia ettikleri iki kişi bunların yerine geçer ve: «Billahi bizim şâhidliğimiz ikisinin-kinden de daha doğrudur. Biz (bu hususta) aşın gidip hakkı tecâvüz etmedik; yoksa şüphesiz ki zâlimlerden oluruz..» (El-Mâide sûresi, âyet: 106-107).
Mealini yazdığımız bu iki Âyet-i Kerîme'de iki önemli meseleye temas ediliyor:
1. Şâhidlerin âdil olmaları; Müslümanların bulunmadığı hallerde zaruret icâbı gayr-i müslimlerin şâhid tutulması,
2. Haklarında şüpheye düşülürse şâhidlere yemin verilmesi..
İniş sebebi de bu ikinci mes'eleyi yani gayr-i müslimlerin seferde vasıyyet hususunda şâhid tutulmasının caiz olduğunu kuvvetlendirmektedir. Buharı ve Dâre Kutnî'nin yaptıkları rivayete göre: Temîmuddârî ile Adiy b. Beddâ', Mekke'den ticaret maksadiyle yola çıkmışlardı. O gün için bu iki zat henüz dâire-i İslâm'a girmemişlerdi. Beraberlerinde Benî Sehrn kabilesinden Amr b. Âs'm azâdlısı Büdeyl de bulunuyordu. Bu zat ise şeref-i islâm'la müşerref olmuş idi. Sefer esnasında Büdeyl Hazretleri, müslüman bulunmayan bir yerde hastalandı; ölüm belirtileri başlayınca iki yol arkadaşına vasıyyette bulunduktan sonra vefat etmişti. Onlar da dönüşlerinde Büdeyl'in eşyasını getirip mirasçılarına teslim etmişler, yalnız içinden altınla süslü bir gümüş kabı kendilerine alıkoymuşlardı. Büdeyl'in eşyası açılınca içinde yazılı vasiyeti çıktı, yol arkadaşlarına teslim ettiği eşya listesi arasında altınla süslü gümüş kab da yer alıyordu. Bunun üzerine mirasçılar durumu Hazret-i Peygam-ber'e arzettiler. Rcsûlüllah (S.A.V.) Temîmiddârî ile Adiy'i çağırttı ve gümüş kabı gizlemediklerine ve ondan haberleri olmadığına dair yemin verdirdi. Onlar da bu şekil yemin ettiler. Sonra o gümüş kaba Mekke'de birisinin elinde rastlandı. Sorulduğunda, «Biz bunu Temîmiddârî ile Adiy'den satın aldık» diye cevap verdiler. Bunun üzerine mirasçılardan iki kişi Hazret-i Peygamber'c gelip bu kabın Büdcyl'e ait olduğuna yemin ettiler ve «Bizim şâhidliğimiz onlarınkinden daha doğrudur ve biz bu hususta hakkı tecâvüz de etmedik» dediler. Gümüş kab onlardan alınıp bu ikisine verildi. Bu sebeple yukarıdaki âyetler indi [1]
Gerek iniş sebebi, gerekse “Minkum” zamirinden sonra “Ve aharine min ğayrikum” ile atıf yapılması seferde vasiyyet hususunda kitap ehlinin müslüman şahsa şâhidlik etmesinin caiz ol-duğtmu gösteriyor. Çünki (minküm) zamiriyle Müslümanlar, (gayriküm) zamiriyle gayr-i müslimler kasdediliyor Eshab-ı Kirâm'dan Ebû Mûsâ el-Eş'arî, Abdullah bin Kays ve Abdullah bin Abbas (Allah hepsinden razı olsun) da böyle tefsirde bulunmuşlardır. Ahmed bin Hanbel de aynı görüştedir. Yani bu üç sahabînin verdiği mânâyı ihtiyar etmiştir.
O halde âyet-i kerîme bu zatlara göre muhkemdir, mensûh değildir. Çünki o gün için yani bu âyetler indiğinde Müslüman yalnız Medine'de vardı. Gayr-i müslim iki arkadaşa vasiyet edilmesi ve Resûlüllah Efendimizin bunu tasvip buyurması bunun mensûh olmadığına yeterli delil sayılmıştır. Ayrıca Ebû Dûvud'un Şa'bî'den yaptığı rivayet de bunun böyle olduğunu te'yîd etmektedir. Şöyle ki: Müslümanlardan bir zat Deku-kâ [2] da hastalandı, vasiyyetine şâhid tutacak müslüman bulamadı. Ehl-i kitaptan iki adamı şâhid olarak tutmak zorunda kaldı. Müslüman vefat ettikten sonra gayr-i müslim olan iki şahidi Küfe'ye gelip Eş'arî Hazretlerine durumu arzettiler ve De-kukâ'da ölen müslümamn vasiyyetiyle eşyalarını teslim ettiler. Bunun üzerine Eş'arî Hazretleri, '<Bu öyle bir mes'eledir ki Resûlüllah'tan sonra ilk defa vuku1 buluyor!.» dedi ve bu iki gayr-i müslime yemin verdirdi. Onlar vyemin edince şâhidlikleri aynen kabul edildi. Eğer âyet mensûh olmuş olsaydı, Eş'arî hazretleri böyle bir yol tutmazdı.
Zeyd bin Eslem, Nahaî, îmâm Mâlik, İmâm-ı Şafiî, îmâm Ebû Hanîfe vb.na göre “Ve aharine min ğayrikum” ise mensûhtur. Yani gayr-i müslimlerin işhâd edilmesi caiz değildir. Ancak Ebû Ha-nîfe'ye göre, gayr-i müslimlerin birbirine şâhidlikleri caizdir.
Bunlara göre borçla ilgili âyet, en son inen âyettir.
Bu iki âyet yukarıdaki âyeti nesheder.[3] Zira o gün için Medine'den başka yerlerde müslüman olmadığından bizzarure seferde vasiyyet hususunda gayr-i müslimleri işhâd etmek caiz görülmüştür. Sonraları her tarafta Müslümanlar çoğalınca bu âyetin hükmü kaldırıldı. Hem âlimler, fâsiklerin şehâdetinin caiz olmadığında ic-mâ' etmişlerdir. Kâfirler de fâsik sayılacağına göre onların da şehâdeti makbul değildir.
Nesh iddiası doğru olmasa gerek. Çünki Kur'ân'da en son inen sûre Mâide'dir. Bu bakımdan îbni Abbas île el-Hasan, «Bu sûrede mensûh yoktur» demişlerdir
Saniyen borçla ilgili âyette geçen şâhidlikle burada geçen şâhidlik arasında çok fark vardır. Bu, seferde zaruret hâlinde vasiyyet için verilmiş bir cevazdır. Dünyanın her yerinde Müslüman şâhid te'min etmek mümkün olmadığına göre, âyetin muhkem olduğu kendiliğinden anlaşılmış oluyor.
Zührî, el-Hasan ve İkrime've göre ise (minküm) zamiriyle, vasiyet edenin aşiret ve akrabası kasdediliyor. (Min gayri küm) zamiri ile aşiret ve akrabanın gayri olan müslümanlar kasdediliyor. Bu bakımdan âyet mensûh değildir. Çünki Arapçada (âhir) kelimesi evvelkinin cinsinden olmasını ifâde eder. Mese-deniIirde denilmez. Cünki hasîs, kerimin cinsinden değildir.
Âyet-i Kerîme'de müslümanlardan yapılan şâhidlerin âdil olması belirtilmeden Önce iki şâhid tâbiri mutlak mütalâa olunursa, iki şahsı iktiza ettiği anlaşılır. îki erkek kasdedildiği de muhtemeldir. Fakat hemen sonra kaydının konulması, iki şâhidden murad, iki erkek yâni âdil olan iki erkek kasdedildiği kendiliğinden anlaşılmış olur. Çünki erkek için, kadın için kullanılır. O halde tutulan iki şahidin erkek olması iktizâ eder.
Âyette cümlesi, Ebû Aliy'e göre yünin sılatıdır. cümlesi ise, sıfatla mevsuf arasında mu'tarizadır. Ve bu â>et, üzerinde hak iddia edilen kimsenin gerekirse hapsedilmesinde esas olarak gösterilir. Nitekim Ebû Dâvud ile Tirmizî'nin yaptıkları rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.), töhmet altında bulunan birini hapsetmiştir.
Haklarında şüpheye düşülen şâhidlerin ikindi namazından sonra yemin ettirilmelerinin sebep ve hikmeti, bütün dinlerde bu vakte saygı gösterildiğindendirf denilmiştir. Ulemâdan bâzısına göre herhangi bir namazdan sonra da olabilirse de sahîh senedle bize kadar gelen şu hadîste ikindi namazı kasdedildiği anlaşılıyor:
«Kim ikindiden sonra yalan yere yemin ederse, ^Ulah'a kendisine hışmettiği halde kavuşur.» [4]
Âlimler, âyetin, yeminin tağlîz yollu yapılmasında da esas teşkil ettiğini kabul etmişlerdir. Şöyle ki: Yeminde tağlîz dört şey ile sağlanır:
1. Zaman (ikindi namazından sonra),
2. Mekân (Mescidü'l-Harâm ve Minber),
3. Hal ve durum (ayakta kıbleye karşı durmak),
4. Yemîn lâfzında Allah ism-i celîlini kullanmak.. Tağlîz bu dört maddeyle sağlanmakla beraber fukahânın bu hususta görüş farkı vardır:
a) İmâm Ebû Hanîfe ile arkadaşlarına göre, herhangi bir kimseye Minber-i Nebevi, ya da Rükün ile Mekâm arasında yemin ettirmek vâcib değildir, tmâm-ı Buhari de aynı görüşe sahip olduğunu şu cümlelerle ifâde etmşitir:
«Müddeâ aleyh, nerede yemin etmesi gerekiyorsa, yani o sırada nerede bulunuyorsa orada yemin eder; oradan alınıp başka bir yere götürülmez.»
b) İmâm Mâlik ile îmâm-ı Şafiî'ye göre, kasâmet [5] ile ilgili yeminlerde müddeâ-alevh Mekke'nin köy ve kasabalarından ise Mekke'ye getirilip Rükün ile Makam arasında, Medine dolaylarında ise Medine'ye getirilip Minber yanında yemin ettirilir. [6]
Mutarrif, İbni Mâcişûn ve Şâfiî'nin arkadaşlarıdan bâzısına göre ayakta kıbleye karşı yemin ettirilir, tbni Kinâne'ye göre oturarak yemin eder. İbni Aiabiy'e göre hangi vaziyette hük-medilirse o vaziyette yemin eder, yani hükmedilirken ayakta iseler o vaziyette, oturuyor iseler o vaziyette yemin ettirilir.
Yemin Allah'a yapılır. «Vallahi», «billâhi», «tallahi», «iy-vallâhi», «iy ve-Rabbî» ve benzeri elfazia...[7] Sahîh senedle yapılan rivayette Hazret-i Peygamber (SA.V.) şöyle buyurmuşlar: «yemin etmek isleyen kimse Allah'a yemin etsin, yoksa sussun!.» [8]
Mushafa yemin etmeyi İmâm-ı Şafiî uygun görmüştür. İmâm Ahmed ve îshâk: «Mushafa yemin mekruh değildir» demişlerdir.
Âyette belirtilen vasiyyetle ilgili malm, yani hak olarak iddia edilen malın nisbeti üzerinde de fukahânın görüş farkı "vardır:
a)-İmâm Mâlik'e göre üç dirhem değerinden az olmamalıdır. Çünki Mâlik'e göre sirkat babında el kesinmesinde değer ölçü budur.
b) İmâm-ı Şafiî'ye göre zekâta kıyasla 20 dinardan aşağı olmamalıdır.[9]
Çıkarılan Hükümler :
1. Seferde vasiyet hususunda, zaruret hâsıl olursa, gayr-i müslimleri işhâd etmek caizdir. Üç imâma (Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî) göre bu hüküm mensuhtur.
2. îmâm Ebû Hanîfe'ye göre gayr-i müslimlerin birbirine şâhidlikleri caizdir, yani makbul tutulur.
3. Müslümanlardan işhâd edilecek iki erkeğin âdil olması gerekir. Fâsikin şâhidliği muteber değildir.
4. Haklarında şüpheye düşülen şâhidlerin bir tarafa ayrılma, ortadan kaybolma endişesi belirdiğinde— hapsedilmeleri caizdir.
5. Bu kabîl yeminlerin namazdan, Özellikle ikindi namazından sonra yaptırılması gerekdir.
6. Allah ism-i celîliyle yemin etmek lâzımdır. Mushaf ile de yemîn edilmesini îmâm-ı Şafiî uygun görmüştür.
7. Ebû Hanîfe ile arkadaşlarına göre bu gibi yeminlerde de mekân vâcib değildir.
8. Ayakta veya oturarak yemin edilebilir. Kıbleye karşı durmak şart değildir.[10]
[1] Kurtubiye göre bu hadis gariptir: sahih bir isnadı yoktur
[2] Dekukâ, trbil İle Bağdat arasında bir kasabadır. (Mu'cemü'i-Buldan)
[3] Bakare sûresi, âyet: 2b2. Talâk sûresi, âyet: 2.
[4] Buharı - Muhlim.
[5] Kesâmet: Lûgal mânâsı, yemin edilmek. Jıhkî ıstılahta ise, maktulün velilerine, kan iddia ettiklerinde her birine yemin vermektir.
[6] Dâre Kutnî'nin yaptı&ı rivayette de. «Kim bentm minberim üzerinde, yeşil bir sivâk çubuğu İçin bile olsa yalan yere yemin ederse, cehennem ehlinden olur.» buyurulmuştur.
[7] Taberânî - Ahmed bin Hanbel - Tirrmzi'nîn tahrîc ettikleri hte hadiste: «Kim Allah/dan başkasına yemin ederse, Allaha es-ortak koşmuş olur.» bu-yuruhıyor
[8] Neseİ'nln îbni Ömer (R.A.)dan yaptığı rivayette ise;
ibarfbi yer almaktadır.
[9] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/357-363.
[10] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/363-364.
İslami Okul Okulların En Önemlisi