Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Allah'ın Kulları İçin Çıkardığı Zînet Ve Hoş Rızıklar - Kuranahkami - 34. Sayfa

 

ALLAH'IN KULLARI İÇİN ÇIKARDIĞI ZÎNET VE HOŞ RIZIKLAR

 

«De ki: Allah'ın kulları için çıkardığı zîneti, temiz ve hoş rızıkları kim haram etmiş? De ki: Onlar dünya hayatında îmân edenler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız ve yalnız onlara mahsustur. İşte biz âyetlerimizi bilen bir millete böylece açık­larız.» (A'râf sûresi, âyet: 32).

Her şey'i helâl ve haram kılan Allah'tır. Hiç kimse kendi anlayış ve aklına göre böyle bir hüküm yürütmeye me'zun de­ğildir. Meğer ki Allah ona yetki vermiş olsun. (Sair Peygamber­ler gibi). Hazret-i Peygamber (S.A.V.) de bir şev'in helâl veya haram olduğunu, aldığı vahje da>anarak beyân etmiştir. Bu­nun dışında kendiliğinden bir şov'e (helâl) \e\a (haram) de­memiştir.

Müşrikler bâzı şey'Ieri kendi kısır anlayışlarına göre ha­ram kılar ve bâzı mubah şey'lerden bir müddet için kaçınırlar­dı. Hattâ Kâbe-yi Muazzama\ı çıplak olarak ta\af etmevi ve hac günlerinde yağlı şey yememeyi âdet haline getirmişlerdi. Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerîmeyle o gibi âdet ve hükümleri red­dederek, bitkilerden, hayvanlardan ve madenlerden elde edi­len hoş temiz zînetleri dünyada îmân edenlere mubah kıldığı­nı, âhirette de özel olarak onlara tahsis edeceğini bildiriyor. Az yukarıda da naklettiğimiz gibi Hazret-i Ömer (R.A.) :

 «Allah size genîş imkân verdiğinde, nimetini artırdığında siz de kendiniz için o nisbette geniş imkân kullanınız,» demiştir. Hz. Ömer'in bu sözü, âyeti bize daha iyi açıklıyor. Rivayete göre Hazret-i Ali (R.A.)m. Torunu Ali bin Hüseyn'in deniz koyunu yününden mâmül giydiği el­bisesinin değeri elli dînar imiş. Ali bin Hüseyn, kış mevsimle­rinde bu elbiseyi giyer, yaz gelince onu tasadduk edermiş.

Demek ki, Allah verdikçe, o nisbette giyinip kuşanmak ilâhî murada daha uygundur. Bilhassa düğün ve bayramlarda, cuma ve ziyaretlerde güzel elbise giyinmek sünnettir. Hazret-i Ömer (R.A.) Mescid kapısında satılmak için teşhîr edilen ipek karışımı bir hülleyi görünce hoşuna gitti ve:

— Yâ Resûlüllah! bunu satın alıp cuma günü ve bir de elçiler size geldikte giyseniz ya!, diye teklifte bulununca Haz­ret-i Peygamber (S.A.V.) ona:

  «Bunu ancak âhirette nasibi olmayan kimse giyer!» diye cevap vermesi, güzel el­biseyi takbih eder mahiyette değildir. Belki elbisenin ibrişim (kalınca bükülmüş ipek iplik)den dokunmuş olduğu nedeniy­le reddedilmiştir. Bunu te'yîd eder mânâda bize kadar gelen ri\â\ete göre eshab-ı kirâra'dan Temîm-i Dârî'nin bin dirheme bir hülle (bir kısmı belden aşağı, diğer kısmı belden yukarı olan elbise) satın alıp giymiştiı. Mâlik bin Dinar (rahmetü'lla-hi aleyh) Aden kumaşından mamul en güzel elbiselerden gi­yerdi.

Demek ki, ameller niyetlere göre değer alır. Ruhuna takva elbisesi giydiren kimse, bedenine haram olmadıktan sonra istediği elbiseyi ifrata gitmemek şartiyle  geçirebilir. Ya­ni ister pahalı olsun, ister ucuz olsun fark etmez. İslâmiyet ancak lüks olanı ile mücâdele eder ve o tarz yaşayışı yasaklar. Ama 'cinde tekvâ kisvesi olmayan mürâi, hangisini   gösteriş hastası olduğu için sadece günâh kazanmış olur.

Halid bin Sevzeb diyor ki: Farkad, el-Hasen'i ziyarete gel­mişti. el-Hasen onun üzerindeki elbiseyi tutup çekti ve: «Ey Furaykıd! iyilik bu elbisede değil, amelin doğruladığı kalbde- dir.» dedi.

Mâruf Kerhî'nin biraderzadesi Ebû Muhammed, Ali Ebû Hasen'in yanma girdi, üzerinde yünden bir cübbe bulunuyor­du. Ali Ebû Hasen ona dikkatle baktıktan sonra: «Ya Ebû Mu-hammed! kalbine mi yün elbise giydirdin, yoksa cismine mi?.. Kalbine tekvâ elbisesini giydir, cismine istersen Kuhustan be­zini geçir, zararı yok..» diye nasihatta bulundu.

Eshab-ı Kirâm'dan birkaç zat, kapıya gelip Resûlüllah (S.A.V.)ı beklediler. Resûlüllah (S.A.V.) onlara çıkmadan ön­ce bir tencerede bulunan suya bakarak (yani suyu ayna yapa­rak) saç ve sakalını tarayıp düzeltti. Bunun üzerine Hazret-i Âişe:

—  Ya Resûlüllah! Siz de mi böyle yapıyorsunuz? deyin­ce, Fahr-i Kâinat Efendimiz (S.A.V.) buyurdu ki:

—  «Evet,   kişi arkadaş ve   dostlarının karşısına   çıkınca kendine iyice bir çeki düzen vermelidir, Çünki Allah Cemil'dir (çok güzeldir), güzel şey'i sever.»

Ayet-i Kerîme ve hadîs-i şeriflerin ışığı altında zînet ölçü­sü, kişinin malî gücüne göre tâyin edilmiştir. Yeter ki ifrâç ve tefrite gidilmesin. Lükse doğru yol açmasın. Çünki âyet, câhi-Hyet devri Araplarının bu husustaki tefritlerini reddediyor. On­ların diğer bir tefriti de adak ve gıda maddeleri üzerinde de birtakım hükümler yürütürler, helâl olan şey'i kendilerine ha­ram kılarlardı. Nitekim kulağı çentilen, salıverilen, erkek dişi ikizler doğuran, on defa yavrulamasından dolayı yük, vurul­mayan hayvanları adarlar, onların ne etine ne de sütüne dokun­mazlardı. Mâide sûresinde onların bu hali takbih edilerek bu-yuruluyor ki:

«Allah ne Bahıyre'den, ne Sâibe'den, ne Vasiyle'den, ne de Hâm'dan hiç birini (meşru) kılmamıştır. Fakat o küfredenler Allah'a karşı yalan düzerler. Onların çoğunun ise akılları er­mez.»  [1]

Allah'ın Kullan tciıl Çıkardığı Zinet ve Hoş Rızıklar Allah'ın mubah kıldığı nimetlerden Ölçülü olarak itidal da­hilinde faydalanmak tekvâya asla aykırı değildir. Bunu terket-mek, kurubat (Allah'a yakınlık peyda etme yollann)dan sa­yılmaz. Nitekim Hazret-i Peygamber (S.A.V.) protein değeri yüksek olan et'i överek buyuruyor ki:

  «Dünya ve âhiret katığının başı, ettir.»

İstilâcı bir kuvvetle Müslümanların üzerine yürüyen Hı­ristiyan âlemi, bundan müsbet bir netice elde edemeyince bu kerre, edebiyat, san'at ve benzeri yollarla bizi ifsad etmeye, mil­lî âdetlerimizi dinî değerlerimizi unutturmaya veya küçüm­semeye çalıştılar. Bunun için en uygun yol olarak misyonerli­ği seçtiler. Mis3'onerler, îslâmm getirdiği dünya nizamını unut­turmak, Kur'ân'm beşer hayatına açmış olduğu geniş kapıyı kapamak, manevî bütün değerleri âlâya almak suretiyle saf müsliimanların berrak dimağlarını alt-üst ettiler. Sistemli pro­paganda ile Müslümanların çoğunu âtıl vaziyete getirdiler; ay­dınlarını da sadece Batıya hayran olma havasına boğdular.

Allah-ü Teâlâ onların bu kasıtlı propagandalarına 1400 se­ne evvel işaret etmiş, Müslümanların dâima uyanık ve İslâm kültürüyle dolu olmalarını dilemiştir. Konumuzu teşkil eden âyet, bu işaretlerden biridir. Cenâb-ı Hak: «De ki, onlar dün­ya hayatında îmân edenler içindir. Kıyamet gününde İse yal­nız ve yalnız mü'minlere mahsustur.» buyuruyor.

O halde dünyada beşer hayatı, insanın maddî ve manevî yapısı, ailevî ve içtimaî bünyesi için faydalı olan her şey'i Müs­lümanlara mubah kılmış ve bunlardan yeteri kadar yararlanmamızı, bu sayede sözü dinlenir, itibarlı bir millet haline gel­memizi emretmşi, bunun yanı sıra her türlü hayâsızlığı, her türlü günâhı, haksızlığı, isyanı, eş-ortak koşmayı, tuğyan ve zulmü haram kılmıştır. [2]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1. Bir şey'i helâl veya haram kılma yetkisi Allah'a aittir.

2. Allah'ın kulları için çıkardığı zîneti ve hoş nzıklan hiç bir kimse haram kılamaz.

3.  Güzel elbiseler giyinmek, hoş  nzıklardan itidal dahi­linde faydalanmak sünnettir.

4. Yırtık, yamalı elbise giyinmek, hoş rızıklar varken bun­ları bırakıp bedene fazla faydası olmıyan nesnelerle geçinmek tekvâ değildir.

5. Yeme ve giyme hususunda ifrat ve tefritten kaçınmak, İüküs yaşamaktan uzak bulunmak, her hususta itidali muha­faza etmek, durumu malî güce göre ayarlamak vâcibdîr. [3]


 

[1] CâhİIiyyenin meydana getirdiği ahkâmdan biri de bu dört çeşit hay­vandır.

1. Bahıyre; putların hizmetine tah^i1-- kılınıp kimsenin sütunu sağmadığı dişi devedir.

2. Sâibe; yine putlar için salıverilen, üzerine >uk \urulmıyan de­vedir.

3. Vasiyle;   birinci ve ikinci  kaıındd  birbiri  U2ere  di^İ  doğuran deıedir Hâm; sulbünden on deve doğan erkek devedir. Bunlara yükvunılmazdı, bun­lar venilmezdi, kulakları da yarılıriı. Bahr, yarmakdandır. Bir adamın başı na herhangi bir derd ve felâket gelirse, ondan kurtulmak için putlar namına adak yapar, arzusu yerine gelince onu salıverir, ondan yararlanmayı kendisine haram kılardı. Buna «Sâibe» denir. Koyun dişi doğurursa kendilerinin, erkek doğurursa putlarının olurdu. Şâyed ikisini birden doğurursa, «Dişi erkeğe ka­vuştu» derler, bu dişiden dolayı erkeğini de kurban etmezlerdi. İşte buna tfa «Vesiyle» denir.

[2] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/410-414.

[3] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/414.