Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - 43. Sayfa - Kuranahkami

 

YAKINLARA İNFAK

 

«(Mü'minler) Sana, nafaka olarak neyi sarf edeceklerini sorarlar, de ki: Hayırdan sarfedeceğiniz şey, ana-baba, akraba, yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar içindir.

Her ne hayır işlerseniz Allah onu çok iyi bilendir.» [1]

Hayrın nereye sarf edileceğini, kimlerin buna daha lâyık ol­duğunu soranlar, mü'minlerdir. Cenâb-ı Hak sarf cihetini on­lara beyân ediyor. Çünkü yapılan bir iyiliğin Allah katında da­ha makbul sayılması için nereye ve kimlere verilmesi gerek­tiğini bilmekte fayda vardır. Resûlüllah (S.A.V.)ın etrafında toplanan eshâb-ı kiram dâima hayrın en büyüğünü, amelin en güzelini yapmanın yollarını sormuş ve öğrendiklerini tatbik et­mişlerdir.

Malını Allah rızâsı için, O'na yakınlık peyda etmek arzu­suyla harcamak istiyenlere Öncelikle daha lâyık beş sınıl tavsi­ye ediliyor: Ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksullar, yolda kal­mışlar. Bunlardan da en çok muhtaç veya muztar durumda olanı tercih etmemize, kelimelerin «vav» harfi ile atıflarının yapıldığı delâlet etmektedir.

Neseî, Tirmizî, İbnü Huzeyme, İbnü Hibbân ve Hâkim'in Selmân bin Amir (R.A.)den yaptıkları rivayette buyuruluyor ki:

«Miskine sadaka vermek bir sadaka (sayılır); yakınlara vermek iki sadaka (sayılır): Biri sadaka, diğeri sıla (akrabayla ilgiyi devam ettirmek)dır.» [2]

Ebû Dâvud, Neseî ve Tirmîzî'nin Behz bin Hakîm'den, ba­basından, dedesinden (R.A.) yaptıkları rivayette buyuruluyor ki:

Behz'in dedesi diyor ki:

—  Ya Resûlellah! dedim, kime iyilik edeyim?

—  «Annene ...sonra yine annene, sonra yine annene, sonra babana..., sonra da sırasiyle yakınlara...» [3] diye cevap verdiler.

İbnü Cerîr (H: 224 - 310), İbnü Ebî Hatim ve Süddî'ye göre: Bu âyet nazil olduğu gün zekât henüz farz kılınmamıştı. Hasan el-Basrî'ye göre: Âyet-i Kerîme muhkemdir, hayır ve sa­dakanın sarf cihetini beyân eder. Zekât hakkındaki âyetle nes-holunmamıştır. Nitekim İbnü Zeyd de bu harcamanın tetavvu' (nafile) olduğunu söylemiştir. Âyetin zahiri de bunu ifâde et­mektedir. [4]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1- Zekâtdan başka hayır yapmak isteyenler, bunu daha lâyık olan beş sınıftan birine verir.

2- Zekâtdan başka hayırlar ana-babaya verilebilir. Ze­kât ise usûl ve furu'a verilemez. Çünkü usûl ve furu'dan biri düşkün vaziyette olursa diğerleri ona bakmakla mükelleftir. [5]

 

İNFAK  ÖLÇÜSÜ

 

(MUHTAÇ VE YOKSULLARI GEÇİNDİRME)

 

«Sana ne şey'i nafaka olarak vereceklerini sorarlar, de ki: Artanı. Böylece Allah, dünya ve âhiretle ilgili şeyleri dtişünesi-niz diye size âyetleri açıklar.» [6]

Allah'ın kendi lûtfu kereminden bize verdiği helâl rızık-tan, meşru servetten yine Allah için muhtaç ve yoksullara ver­memiz insanlığımız ve müslümanlığımız icâbıdır. Ayet-i Kerî-me'de, kendi nefsinden ve çoluk-çocuğundan arta kalanı bil­hassa akrabaya vermemiz emrediliyor.

İslâmm, hak ve adaletin, güzel ahlâk ve faziletin karşısın­da olan maddeci şehvet-perestlerin menfî akımlarım te'sirsiz hâle getirmek ve zemini onlara kaplı bulundurmak için ailevî ihtiyacımızdan artanı muhtaçlara vermemiz gerekir. Zekât ve sadaka vermiysn bir müslüman iyi düşünecek olursa bu tutu­muyla kendi düşmanlarına yardım etmiş oluyor. Vergisini dos­doğru ödemiyen bir vatandaş, bu hareketiyle vatan düşmanla­rına imkân vermiş oluyor. İşte Cenâb-ı Hak «Artanı verin!» emrini bunun için indirmşitir.

îbnü Ebî Hâtim'in Saîd ve İkrime yoluyla İbnü Abbas (R.A.)dan çıkardığı rivayette: Eshâb-ı Kirâm'dan bir kaç zat, — Allah için O'nun yolunda harcamakla emrolundukları za­man Resûlüllah'a gelerek: «Ey Allanın Resulü! Biz emrolu-nan nafakanın mahiyetini bilemiyoruz, malımızdan hangi şey ne miktarı harcayalım?» diye sordular. Bunun üzerine Bakare sûresinin 219. âyeti indi.

Ayet-i Kerîme'de «afv infak edin,» buyuruluyor. Bu keli­menin tefsirinde görüş farkları olmuştur:

a) Nefsinden ve çoluk-çocuğundan arta kalanı.

İbnü Ömer, Mücâhid, Atâ', İkrime, Saîd bin Cübeyr, Mu-hammed bin Kâ'b, Hasan el-Basrî, Katâde, K a as mı, Salim, Atâ'

el-Horasanî ve Rebi' bin Enes'den de böyle rivayet edilmiştir.

b) Malın en temiz ve iyisini.

«Siz, sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asîâ iyiliğe ermiş olmaszınız. Her ne infak ederseniz şüp­hesiz Allah onu bilir.»

c) Dilenmeye yol açmıyacak, muhtaç duruma düşürmiyecek kadarım.

Bu son görüş ve tefsiri te'yid eden bir hadîsi Müslim ri­vayet ediyor:

«Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) bir adama şöyle buyurdu: «Önce kendî nefsine tasadduk et, bir şey artarsa ehline (çoluk çocuğuna).. Ondan da bir şey artarsa yakınlarına, onlardan da bir şey artarsa, işte böyle böyle (derecelerine göre tasadduk edersin).» [7]

Yine Müslim'in Ebû Hüreyre (R.A.)den çıkardığı rivayette:

«Sadakanın en hayırlısı, varlıktan verilenidir» buyuruluyor. [8] İbnü Kesîr'in çıkardığı kudsî bir hadîste de:

«Ey Âdem oğlu! Malın arta kalanını harcarsan senin için daha hayırlıdır. Tutar da harcamazsan senin için şer olur. Ye­tecek kadarını elinde tutmandan dolayı kmanmazsın.» [9]

d) Kolay olup kalbe ağır gelmiyen her şey'i.

Yâni herkese karşı âlicenab davranmak. İnfakta ortalama bir yol tutmak. Buna işaretle Furkan sûresi âyet 67'de buyuru-luyor ki: «Onlar ki harcadıkları vakit ne israf, ne de sıkılık yap­mazlar, (harcamaları) ikisi arası ortalama olur.»

e)  Havâic-i asliyyeden artan kısmı.

Havâic-i asliyye hakkında görüş farkları vardır: Bâzısına göre, bir senelik mesken, yiyecek, içecek ve giyecek karşılığı olan miktardır. Bâzısına göre, bir aylık... Fakat bunu zaman,

zemin ve şartlara göre takdir etmek îslâmın ruhuna daha uy­gun düşer.

Hangi görüşe göre tefsir edilirse edilsin, arta kalan malı infak, bilhassa zekâttan başkasına şâmildir. [10]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1- Çoluk-çocuğun ihtiyacından fazlasını Allah için Müs­lüman muhtaç ve yoksullara harcamak vâcibdir.

2- İnfakta dilencilik felâketine düşülmiyecek kadar öl­çülü olmak lâzımdır.

3- Havâic-i asliyye miktarını   elinde tutmaktan dolayı kimse kınanamaz.

4- Müslümanlara karşı geniş yürekli olmak, cömert elli ve âlicenab davranmak.

5- Malından arta kalanı ümmetin zarurî ihtiyaçlarına sarfetmek millî ve dinî bir borçtur. [11]


 

[1] Bakare sûresi, âyet:  215

[2] Neseî  - Tirmizî.

[3] Ebu Dâvud - Neseî - Tirmizî:  Hadîssin hasenün..

[4] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/45-47.

[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/47.

[6] Bakare sûresi, âyet:  219.

[7] Sahîh-i Müslim.

[8] Sahîh-i Müslim - Ahmed b. Hanbel.

[9] İbnü Kesîr - Taberânî: Ebû Hüreyre (R.A.)den

[10] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/47-50.

[11] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/50.