Müminler İzim Almadan Toplantıyı Terkedip Gitmezler - Kuranahkami - 46. Sayfa
MÜMİNLER İZİM ALMADAN TOPLANTIYI TERKEDİP GİTMEZLER
Eü'mînler ancak Allah'a ve Resulüne dosdoğru inanan ve Peygamberle beraber toplantıyı gerektiren bîr iş üzerinde bulunduklarında ondan izin isteyip alıncaya kadar (toplantıyı terkedip) gitmiyenlerdir. Şüphesiz ki senden izin isteyenler yok mu? İşte onlardır Allah'a ve Resulüne îmân edenler.»
«O halde mü'minler bâzı işleri için senden izin isterlerse, dilediğine izin ver ve onlar için Allah'tan mağfiret dile.. Allah şüphesiz çok yarlığar ve çok merhamet eder.» [1]
İslâm, şûrâ'ya büyük önem vermiş; mühim mes'elelerin imâm (lider)in başkanlığı altında akdedilen seçkin bir topluluğun marifetiyle çözümlenmesini emretmiştir. Lider ne kadar akıllı ve ileri görüşlü olursa olsun, hayatî önemi hâiz olan mes'-elelerde seçkin bir cemâatin fikir ve görüşüne muhtaçtır. Haz-ret-i Peygamber (S.A.V.) ile dört büyük halîfesi bu yolda yürüdükleri için yarım asır gibi kısa bir zamanda büyük bir imparatorluk kurmuşlar ve bütün milletlere medeniyet ve ilim sahasında rehberlik yapmışlardır. Tarih şâhiddir ki, dünyada hiç bir idare bu kadar muvaffak olamamış ve bu kadar insanlığa hizmet edememiştir.
Yukarıdaki âyetle demokrasinin bel kemiğini teşkîl eden halkın kendi kendini idare etme sistemine işaret edilmekte, yâni seçimle iş basma gelenlerin fikir ve görüşüne üstün bir değer sunulmaktadır. İçtima' günü alâkalı kişilerin zarurî bir sebep yoksa behemahal hazır bulunmalarına dikkatimiz çekilmektedir. Aynı zamanda toplantıya katılanların, toplantı esnasında toplantıyı idare eden zattan izin almadan ayrılmamaları tenbîh edilmektedir.
Çünkü müzminlerin işleri ve mes'eleleri daima kendi aralarında müşavere ile halledilir. Şûra sûresi 38. âyetle bu husus açık olarak ifâde edilmiştir. Âl-i İmrân sûresi 159. âyetle de
«Önemli mes'ele ve işlerde mü'minlerle müşaverede bulun!» buyurulmuştur.
Görülüyor ki, İslâm, lidere mutlak yetki vermemiş; din ve dünya işlerinde seçkin bir cemâatle müşaverede bulunmasını emretmiştir. Bu, İslâm'da mutlakıyyete dayalı bir idare şekli olmadığını ifâde eder.
Mü'him mes'elelerin çözümü için yapılacak toplantıya «emr-i cami'» denilmiştir. Çoğu âlimlere göre, din ve devlet işleri buna dahildir. O halde cuma günü câmi'den bir Özür sebebiyle ayrılmak isteyen kimse, imamdan izin istemelidir. Çünkü cuma da bir «emr-i câmi'»dir. Mekhûl ile Zührî de aynı görüştedir.
Nitekim İbıı-i Sirîn diyor ki: Cuma günü Ziyad minberde bulunurken ondan izin isteyenler olurdu. Bu durum dikkati çekecek ve hattâ dikkati bölecek kadar çoğalınca, Ziyad, şu tenbihte bulundu: «Bir mazeretten dolayı dışarı çıkmak isteyen kimse elini ağzının üstüne koyup çıksın, sözlü izin islemesin!.»
Diğer bir rivayette ise, bu âyet Hendek hafriyatı yapılırken indi. Hicrî beşinci senede Medine'nin etrafında hendek kazılırken münafıkların çoğu Özür beyân ederek çalışmaktan kaçarlardı.. Bu sebeple yukarıdaki âyet nazil oldu..Bu rivayete yakın bir rivayeti de Hazret-i Eşheb ve İbn-i Abdülhakem, İmâm Mâlik (Rahmetullahi aleyh)den yapmışlardır. Muhammed bin İshâk da aynı görüştedir. Mukatil diyor ki: «Bu âyet, Tebük gazvesinden geri dönmek için Hazret-i Peygamber'den izin isteyen Ömer bin Hattâb (R.A.) hakkında nazil olmuştur. Hazret-i Peygamber (S.A.V.) ona: «Gidebilirsin ya Ömer! Allah'a yemîn ederim ki, sen münafık değilsin..» diyerek bu hususta sesini münafıklara duyurmak istemişti..
O halde gerek savaşta, gerekse memleket işlerinde ve gerekse din ve devîet işlerinde yapılan toplantıları, bir mazeretten dolayı terketmek îcabediyorsa, liderden izin almak mü'mi-ne düşen bir görevdir. Lider ise izin verip vermemekte tamamen serbesttir.. Bu prensibe riâyet eden kimselerin kâmil mü'-minler olduğuna bilhassa dikkatimiz çekiliyor.. Çünkü mü'-min ne şarlatan olabilir, ne de madrabaz.. Ne saygısızlık eder, ne de mevcut nizamı bozmaya çalışır; her hususta ağır başlı, temkinli, nezaketli ve saygılı olur. Hazret-i Peygamber (S.A. V.) rnü'minin cem'iyet arasındaki davranış âdabını ve meclis-lerdeki örnek hareketini beyânla buyuruyor ki:
«Sizden biriniz meclise vardığında selâm versin.. Meclisten kalkıp ayrılmak istediğinde de selâm versin!» [2] Bu hadîse dayanarak âlimlerden bir kısmı, meclisten ayrılmak istenilirken selâm vermek de İ2İn isteme yerine geçer, demişlerdir.
Bütün bu rivayetlerin ışığı altında müfessirler şu hususları tefsir ve te'vil yollu beyân etmişlerdir:
a) Hazret-i Peygamber (S.A.V.) cuma günü minbere çıktığında cemaatten biri bir özür veya ihtiyaçtan dolayı dışarı çıkmak istediğinde kalkıp Resûlüllah'ın görebileceği yere gelip ayakta dururdu. Resûlüllah da onun izin istediğini anlar ve dilediğine müsaade ederdi..
b) Mücâhid diyor ki: «Cuma günü imamın izin vermesi, eliyle işaret etmesiyle olur..»
c) Zeccac diyor ki: «Allahü Teâlâ, Peygamberle birlikte toplantıya ihtiyaç hissedilen zamanlarda mü'minlerin izin almadan ayrılmamalarını bildiriyor. Bu toplantı, savaş, din ve devlet işleri olabileceği gibi cuma da olabilir.»[3]
İslami Okul Okulların En Önemlisi