Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müminler İzim Almadan Toplantıyı Terkedip  Gitmezler - Kuranahkami - 46. Sayfa

 

MÜMİNLER İZİM ALMADAN TOPLANTIYI TERKEDİP  GİTMEZLER

 

Eü'mînler ancak Allah'a ve Resulüne dosdoğru inanan ve Peygamberle beraber toplantıyı gerektiren bîr iş üzerinde bu­lunduklarında ondan izin isteyip alıncaya kadar (toplantıyı terkedip) gitmiyenlerdir. Şüphesiz ki senden izin isteyenler yok mu? İşte onlardır Allah'a ve Resulüne îmân edenler.»

«O halde mü'minler bâzı işleri için senden izin isterlerse, dilediğine izin ver ve onlar için Allah'tan mağfiret dile.. Allah şüphesiz çok yarlığar ve çok merhamet eder.» [1]

İslâm, şûrâ'ya büyük önem vermiş; mühim mes'elelerin imâm (lider)in başkanlığı altında akdedilen seçkin bir toplu­luğun marifetiyle çözümlenmesini emretmiştir. Lider ne kadar akıllı ve ileri görüşlü olursa olsun, hayatî önemi hâiz olan mes'-elelerde seçkin bir cemâatin fikir ve görüşüne muhtaçtır. Haz-ret-i Peygamber (S.A.V.) ile dört büyük halîfesi bu yolda yü­rüdükleri için yarım asır gibi kısa bir zamanda büyük bir im­paratorluk kurmuşlar ve bütün milletlere medeniyet ve ilim sahasında rehberlik yapmışlardır. Tarih şâhiddir ki, dünyada hiç bir idare bu kadar muvaffak olamamış ve bu kadar insan­lığa hizmet edememiştir.

Yukarıdaki âyetle demokrasinin bel kemiğini teşkîl eden halkın kendi kendini idare etme sistemine işaret edilmekte, yâ­ni seçimle iş basma gelenlerin fikir ve görüşüne üstün bir de­ğer sunulmaktadır. İçtima' günü alâkalı kişilerin zarurî bir sebep yoksa  behemahal hazır bulunmalarına dikkatimiz çe­kilmektedir. Aynı zamanda toplantıya katılanların, toplantı esnasında toplantıyı idare eden zattan izin almadan ayrılmama­ları tenbîh edilmektedir.

Çünkü müzminlerin işleri ve mes'eleleri daima kendi ara­larında müşavere ile halledilir. Şûra sûresi 38. âyetle bu husus açık olarak ifâde edilmiştir. Âl-i İmrân sûresi 159. âyetle de

«Önemli mes'ele ve işlerde mü'minlerle müşaverede bulun!» buyurulmuştur.

Görülüyor ki, İslâm, lidere mutlak yetki vermemiş; din ve dünya işlerinde seçkin bir cemâatle müşaverede bulunmasını emretmiştir. Bu, İslâm'da mutlakıyyete dayalı bir idare şekli olmadığını ifâde eder.

Mü'him mes'elelerin çözümü için yapılacak toplantıya «emr-i cami'» denilmiştir. Çoğu âlimlere göre, din ve devlet iş­leri buna dahildir. O halde cuma günü câmi'den bir Özür sebe­biyle ayrılmak isteyen kimse, imamdan izin istemelidir. Çün­kü cuma da bir «emr-i câmi'»dir. Mekhûl ile Zührî de aynı gö­rüştedir.

Nitekim İbıı-i Sirîn diyor ki: Cuma günü Ziyad minberde bulunurken ondan izin isteyenler olurdu. Bu durum dikkati çekecek ve hattâ dikkati bölecek kadar çoğalınca, Ziyad, şu tenbihte bulundu: «Bir mazeretten dolayı dışarı çıkmak iste­yen kimse elini ağzının üstüne koyup çıksın, sözlü izin isleme­sin!.»

Diğer bir rivayette ise, bu âyet Hendek hafriyatı yapılırken indi. Hicrî beşinci senede Medine'nin etrafında hendek kazı­lırken münafıkların çoğu Özür beyân ederek çalışmaktan ka­çarlardı.. Bu sebeple yukarıdaki âyet nazil oldu..Bu rivayete yakın bir rivayeti de Hazret-i Eşheb ve İbn-i Abdülhakem, İmâm Mâlik (Rahmetullahi aleyh)den yapmışlar­dır. Muhammed bin İshâk da aynı görüştedir. Mukatil diyor ki: «Bu âyet, Tebük gazvesinden geri dönmek için Hazret-i Peygamber'den izin isteyen Ömer bin Hattâb (R.A.) hakkında nazil olmuştur. Hazret-i Peygamber (S.A.V.) ona: «Gidebilirsin ya Ömer! Allah'a yemîn ederim ki, sen münafık değilsin..» di­yerek bu hususta sesini münafıklara duyurmak istemişti..

O halde gerek savaşta, gerekse memleket işlerinde ve ge­rekse din ve devîet işlerinde yapılan toplantıları, bir mazeret­ten dolayı terketmek îcabediyorsa, liderden izin almak mü'mi-ne düşen bir görevdir. Lider ise izin verip vermemekte tama­men serbesttir.. Bu prensibe riâyet eden kimselerin kâmil mü'-minler olduğuna bilhassa dikkatimiz çekiliyor.. Çünkü mü'-min ne şarlatan olabilir, ne de madrabaz.. Ne saygısızlık eder, ne de mevcut nizamı bozmaya çalışır; her hususta ağır başlı, temkinli, nezaketli ve saygılı olur. Hazret-i Peygamber (S.A. V.) rnü'minin cem'iyet arasındaki davranış âdabını ve meclis-lerdeki örnek hareketini beyânla buyuruyor ki:

«Sizden biriniz meclise vardığında selâm versin.. Meclisten kalkıp ayrılmak istediğinde de selâm versin!» [2] Bu hadîse dayanarak âlim­lerden bir kısmı, meclisten ayrılmak istenilirken selâm vermek de İ2İn isteme yerine geçer, demişlerdir.

Bütün bu rivayetlerin ışığı altında müfessirler şu husus­ları tefsir ve te'vil yollu beyân etmişlerdir:

a) Hazret-i Peygamber (S.A.V.) cuma günü minbere çık­tığında cemaatten biri bir özür veya ihtiyaçtan dolayı dışarı çıkmak istediğinde kalkıp Resûlüllah'ın görebileceği yere gelip ayakta dururdu. Resûlüllah da onun izin istediğini anlar ve dile­diğine müsaade ederdi..

b) Mücâhid diyor ki:  «Cuma günü imamın izin vermesi, eliyle işaret etmesiyle olur..»

c) Zeccac diyor ki: «Allahü Teâlâ, Peygamberle birlikte toplantıya ihtiyaç hissedilen zamanlarda mü'minlerin izin al­madan ayrılmamalarını bildiriyor. Bu toplantı, savaş, din ve devlet işleri olabileceği gibi cuma da olabilir.»[3]


 

[1] Nûr sûresi, âyet:   62

[2] Ebû Dâvud - Alımed bin Hanbel: Ebû Hüreyre  (R.A.)den.

[3] Neylu'l-Merâm:  361

Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/58-61.