Fetvaya Yetkili Olanlar - Kuranahkami - 60. Sayfa
FETVAYA YETKİLİ OLANLAR
«Dillerinizin yalan yere vasıflandırageldiği şeyler için «şu belâdır, bu haramdır» demeyin!. Sonra Allah'a karşı yalan düzmüş olursunuz.. Şüphe yok ki, Allah'a karşı yalan düzenler as-îâ felah bulmazlar [1]
Âyet-i kerîmenin taşıdığı geniş mâna, bilhassa delilsiz ve mesnedsiz fetva vermenin Allah'a karşı bir yalan ve iftira olacağına dikkatimizi çekiyor.. Çünkü dinî mevzularda indî görüş-Je fetva verilemez.. Akıl nakille birleşirse, bu hususta faydalı olur. Yalnız akıl ile mes'eleleri halle çalışmak, mantıkla neticeler çıkarmak kâfi değildir. Çünkü ferdin aklı da, mantığı da yanılabilir.. Zaten böyle olmamış olsaydı, yâni yalnız akılla mantık kâfi gelmiş olsaydı, Kitap ve Peygamber göndermeye lüzum kalmazdı..
O halde dinî bir mes'ele hakkında, önce Allah ve Resû-lüllah'dan bir beyân bulunup bulunmadığım tesbite çalışmak lâzımdır.
Usûlcular, müftînin müetehid olmasının gerekli olduğunu kaydederler. İctihad edecek seviyede olmryanlara müfti denilmez. .Sadece müctehidlerin kavi ve re'ylerini hıfzedip nakledenler ise müfti değil, mukalliddirler.. Bu itibarla zamanımızda fetva verenler; aslında fetva vermiyor da müftilerin fetvasını naklediyorlar.. Demek, dinî tahsil gören her hoca fetva vermeye yetkili değildir; meğer ki, müctehid ola... Müctehid olmanın da bir takım şartları vardır ki onları kitabımızın birinci cildinin mukaddimesinde ictihad bahsinde belirtmiştik.. O şartlara göre bugün hakikî mânasiyle müfti yoktur, varsa da parmakla gösterilecek kadar azdır..
O halde ana kaynaklarda ictihad edecek seviyede olmıyan kimse, bu seviyeye yükselmiş zatların ictihad ve istinbatlarına müracaat etmeden kendi görüşüyle fetva vermeye kalkışacak olursa, fahiş hatâlar yapabilir ve bunun neticesi olarak da Allah'a ve Resulüne karşı yalan düzmüş olur.. [2]
Hazret-i Peygamber (S.A.V.) buna işaretle buyuruyor ki:
Fetvaya karşı en cür'etli olanınız, aleş (cehennem)e karşı en çok cür'etli olammzdır..» [3]
İbnü Ebî Hâtim'in Ebü Nadra'dan ettiği rivayete göre, Ebü Nadrâ diyor ki: «Ben bu âyeti (Nahl sûresi, 116. âyet) okuduktan sonra artık fetva vermekten çekindim.. Bu korku hâlâ bende devam ediyor!.» [4]
Şevkanî Fethü'l-kadîr'de, Ebü Nadra'nm bu sözünü ele alıp diyor kî: «Allah rahmet eylesin Ebû Nadrâ'ya! Ne kadaı doğru sö\lemistir.. Çünkü bu âyet, lâfzının umum ifâde edeu tarafıyla bize de şâmildir.. Yâni Allah'ın Kitabına, Resûlüllah'-ın Sünnetine aykırı fetva veren herkes bu âyetin şümulüne dahildir.. Nitekim kendi görüşünü beğenip onu nakle tercih eden ve bir de Allah'ın Kitabını, Resûlüllah'ın Sünnetini bilmiyen nice câhiller ve mukallidler var ki, bu cür'eti kendilerinde bulmakta ve gelişi-güzel fetva vermektedirler.. Bu gibilerini fetvadan men'etmek dînen lâzımdır. Yoksa hem kendileri sapıtır, hem de başkalarım sapıttırırlar..
İbnü Mes'ud (R.A.)ım rivayet ettiği hadîste buyuruluyor ki:
«Olabilir ki bir adam, «Allah şöyle emretti ve şundan da men'etti» der de Allah ona: «Yalan söyledin!» buyurur..» [5]
Hafız İbni Kayyım diyor ki: «Müftî'nin, bir şey hakkında kesin bir beyân yoksa Allah ve Resulü bunu helâl kıldı veya haram kıldı diye şehâdette bulunması caiz değildir.» [6]
Hazret-i Büreyde'nin hadîsinde, ResûlüSlah (S.A.V.)ın şöyle buyurduğu rivayet ediliyor:
«Bir kal'ayı muhasara etliğin zaman, sana, kendilerini Allah ve Resulünün hükmü üzere indirmeni isterler, sen de onlar hakkında Allah'ın hükmüyle isabette bulunacağını bilmiyorsan, o takdirde onları kendi hüküm ve arkadaşlarının hükmü (görüşü) üzerine indir!.» [7]
Şeyhülislâm İbni Teymiyye de bu hususta diyor ki: «Kaadı ve diğer ilim adamlarının bulunduğu bir mecliste idim.. Orada bir mes'elenin hükme bağlanması tartışılıyordu. Kaadılardan biri İmâm Züfer'in kavliyle hükmetti.. Bunun üzerine ona sordum:
— Vermiş olduğun hüküm kimin hükmüdür?
— Allah'ın hükmüdür, diye cevap verdi.. Bunun üzerine dedim ki:
— O halde Züfer'in hükmü, Allah'ın hükmü olmuş oluyor ki, Allah onu bu ümmete gerekli kılmıştır, öyle mi? Bu itibarla sen, «Bu, Züfer'in hükmüdür» de, «Allah'ın hükmüdür» deme..»
Ayetin delâlet ve şümulüne gelince:
Aslında âyet-i kerîme, Bahire, Sâibe ve Vesıyle'yi meşru sayan kâfirlere hitab etmektedir.. Fakat sebebin hususuna değil de mânanın umumuna itibar edilir.. Yâni, kendi anlayış ve görüşüne dayanıp, bir şey'e helâl veya haram diyenlere hitab etmektedir
İmâm-ı Kurtubî'nin de beyânına göre, tahlil ve tahrîm hakkı ancak Allah'a aittir.. Hiç bir kimse peygamberler de dahil bu hakka sahip değildir; meğer ki bu hususta Allah tarafından bir beyân indirilmiş ola...
Nitekim İbnü Vehb ve İmâm Mâlik'in şöyle dedikleri rivayet edilir:
— «Halkın fetvası, şu helâldir, bu haramdır, şeklinde olmamalı; belki şundan ve şundan sakının!, ben şunu işleyecek değilim şeklinde olmalıdır. Çünkü tahlil ve tahrîm hakkı Allah'a aittir.. Hiç bir kimse bunu tasriha yetkili değildir; ancak Allah bir şey'in helâl veya haram olduğunu haber vermiş ola... O takdirde tasrîhte bir beis yoktur.» [8]
[1] Nahl sûresi, âyet: 116
[2] Bu konuda geniş bilgi için bak: İbn-i Âbidîn C. 1, S. 71. Fethü'l-Kadir: Resmu'I-Muftî.. bahsine.
[3] DârcmE: Abdullah bin Ebî Cafer'den mur^cJen rivayet etmiştir.
[4] Neylu'I-Merâm S. 322.
[5] Taberânî - Neylü'I-Meram..
[6] İlâmü'l-Muvakkıîn.
[7] Sahîh-i Müslim..
[8] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/163-166.
İslami Okul Okulların En Önemlisi