Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fetvaya Yetkili Olanlar - Kuranahkami - 60. Sayfa

 

FETVAYA YETKİLİ OLANLAR

 

«Dillerinizin yalan yere vasıflandırageldiği şeyler için «şu belâdır, bu haramdır» demeyin!. Sonra Allah'a karşı yalan düz­müş olursunuz.. Şüphe yok ki, Allah'a karşı yalan düzenler as-îâ felah bulmazlar [1]

Âyet-i kerîmenin taşıdığı geniş mâna, bilhassa delilsiz ve mesnedsiz fetva vermenin Allah'a karşı bir yalan ve iftira ola­cağına dikkatimizi çekiyor.. Çünkü dinî mevzularda indî görüş-Je fetva verilemez.. Akıl nakille birleşirse, bu hususta faydalı olur. Yalnız akıl ile mes'eleleri halle çalışmak, mantıkla neti­celer çıkarmak kâfi değildir. Çünkü ferdin aklı da, mantığı da yanılabilir.. Zaten böyle olmamış olsaydı, yâni yalnız akılla mantık kâfi gelmiş olsaydı, Kitap ve Peygamber göndermeye lüzum kalmazdı..

O halde dinî bir mes'ele hakkında, önce Allah ve Resû-lüllah'dan bir beyân bulunup bulunmadığım tesbite çalışmak lâzımdır.

Usûlcular, müftînin müetehid olmasının gerekli olduğunu kaydederler. İctihad edecek seviyede olmryanlara müfti denil­mez. .Sadece müctehidlerin kavi ve re'ylerini hıfzedip nakle­denler ise müfti değil, mukalliddirler.. Bu itibarla zamanımızda fetva verenler; aslında fetva vermiyor da müftilerin fetva­sını naklediyorlar.. Demek, dinî tahsil gören her hoca fetva vermeye yetkili değildir; meğer ki, müctehid ola... Müctehid olmanın da bir takım şartları vardır ki onları kitabımızın bi­rinci cildinin mukaddimesinde ictihad bahsinde belirtmiştik.. O şartlara göre bugün hakikî mânasiyle müfti yoktur, varsa da parmakla gösterilecek kadar azdır..

O halde ana kaynaklarda ictihad edecek seviyede olmıyan kimse, bu seviyeye yükselmiş zatların ictihad ve istinbatlarına müracaat etmeden kendi görüşüyle fetva vermeye kalkışacak olursa, fahiş hatâlar yapabilir ve bunun neticesi olarak da Al­lah'a ve Resulüne karşı yalan düzmüş olur.. [2]

Hazret-i Peygamber (S.A.V.) buna işaretle buyuruyor ki:

Fetvaya karşı en cür'etli ola­nınız, aleş (cehennem)e karşı en çok cür'etli olammzdır..» [3]

İbnü Ebî Hâtim'in Ebü Nadra'dan ettiği rivayete göre, Ebü Nadrâ diyor ki: «Ben bu âyeti (Nahl sûresi, 116. âyet) okuduktan sonra artık fetva vermekten çekindim.. Bu korku hâlâ bende devam ediyor!.» [4]

Şevkanî Fethü'l-kadîr'de, Ebü Nadra'nm bu sözünü ele alıp diyor kî: «Allah rahmet eylesin Ebû Nadrâ'ya! Ne kadaı doğru sö\lemistir.. Çünkü bu âyet, lâfzının umum ifâde edeu tarafıyla bize de şâmildir.. Yâni Allah'ın Kitabına, Resûlüllah'-ın Sünnetine aykırı fetva veren herkes bu âyetin şümulüne da­hildir.. Nitekim kendi görüşünü beğenip onu nakle tercih eden ve bir de Allah'ın Kitabını, Resûlüllah'ın Sünnetini bilmiyen nice câhiller ve mukallidler var ki, bu cür'eti kendilerinde bul­makta ve gelişi-güzel fetva vermektedirler.. Bu gibilerini fetva­dan men'etmek dînen lâzımdır. Yoksa hem kendileri sapıtır, hem de başkalarım sapıttırırlar..

İbnü Mes'ud (R.A.)ım rivayet ettiği hadîste buyuruluyor ki:

«Olabilir ki bir adam, «Allah şöyle emretti ve şundan da men'etti» der de Allah ona: «Yalan söyledin!» buyurur..» [5]

Hafız İbni Kayyım diyor ki: «Müftî'nin, bir şey hakkında   kesin bir beyân yoksa  Allah ve Resulü bunu helâl kıldı veya haram kıldı diye şehâdette bulunması caiz değildir.» [6]

Hazret-i Büreyde'nin hadîsinde, ResûlüSlah (S.A.V.)ın şöy­le buyurduğu rivayet ediliyor:

«Bir kal'ayı muhasara etliğin zaman, sana, kendilerini Al­lah ve Resulünün hükmü üzere indirmeni isterler, sen de onlar hakkında Allah'ın hükmüyle isabette bulunacağını bilmiyor­san, o takdirde onları kendi hüküm ve arkadaşlarının hükmü (görüşü) üzerine indir!.» [7]

Şeyhülislâm İbni Teymiyye de bu hususta diyor ki: «Kaadı ve diğer ilim adamlarının bulunduğu bir mecliste idim.. Orada bir mes'elenin hükme bağlanması tartışılıyordu. Kaadılardan biri İmâm Züfer'in kavliyle hükmetti.. Bunun üzerine ona sor­dum:

—  Vermiş olduğun hüküm kimin hükmüdür?

—  Allah'ın hükmüdür, diye cevap verdi.. Bunun üzerine dedim ki:

— O halde Züfer'in hükmü, Allah'ın hükmü olmuş oluyor ki, Allah onu bu ümmete gerekli kılmıştır, öyle mi? Bu itibar­la sen, «Bu, Züfer'in hükmüdür» de, «Allah'ın hükmüdür» de­me..»

Ayetin delâlet ve şümulüne gelince:

Aslında âyet-i kerîme, Bahire, Sâibe ve Vesıyle'yi meşru sayan kâfirlere hitab etmektedir.. Fakat sebebin hususuna de­ğil de mânanın umumuna itibar edilir.. Yâni, kendi anlayış ve görüşüne dayanıp, bir şey'e helâl veya haram diyenlere hitab etmektedir

İmâm-ı Kurtubî'nin de beyânına göre, tahlil ve tahrîm hakkı ancak Allah'a aittir.. Hiç bir kimse peygamberler de da­hil bu hakka sahip değildir; meğer ki bu hususta Allah tarafın­dan bir beyân indirilmiş ola...

Nitekim İbnü Vehb ve İmâm Mâlik'in şöyle dedikleri ri­vayet edilir:

—  «Halkın fetvası, şu helâldir, bu haramdır, şeklinde ol­mamalı; belki şundan ve şundan sakının!, ben şunu işleyecek değilim şeklinde olmalıdır. Çünkü tahlil ve tahrîm hakkı Al­lah'a aittir.. Hiç bir kimse bunu tasriha yetkili değildir; ancak Allah bir şey'in helâl veya haram olduğunu haber vermiş ola... O takdirde tasrîhte bir beis yoktur.» [8]


 

[1] Nahl  sûresi,   âyet:   116

[2] Bu konuda geniş bilgi için bak: İbn-i Âbidîn C. 1, S. 71. Fethü'l-Kadir: Resmu'I-Muftî..  bahsine.

[3] DârcmE:   Abdullah bin  Ebî  Cafer'den  mur^cJen  rivayet  etmiştir.

[4] Neylu'I-Merâm S. 322.

[5] Taberânî  -  Neylü'I-Meram..

[6] İlâmü'l-Muvakkıîn.

[7] Sahîh-i  Müslim..

[8] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/163-166.