Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müşriklerden Aman Dileyen Olursa - Kuranahkami - 74. Sayfa

MÜŞRİKLERDEN AMAN DİLEYEN OLURSA

 

«Eğer (kendilerine taarruz edilmesi emrolunan) müşrikler­den biri senden aman dilerse, ona aman ver. Tâ ki Allah'ın kelâ­mım dînlesin. Sonra onu emîn olduğu yere kadar (selâmetle) ulaştır.Çünkü onlar (hakikati) bilmeyen bir kavimdir.» [1]

İslâm sulh ve emniyet dinidir. Beşerin selâmeti için çalışır. Aman dileyen müşrike, ödürülmesi emrolunan bir kişi dahi ol­sa aman verilir. Çünkü rnaksad ıslâhtır; ifsad değildir. Hazret-i Peygamber'e (S.A.V.) dil uzatan, şiirleriyle onu hicveden Kâ'b bin Züheyr hakkında öldürülme emri verildiği halde adı geçen gelip aman dilediği zaman kendisine aman verilmiş ve İslâmi-yeti kabul etmiştir. Âyetin mütemmiminde bu maksad açıklana­rak, «tâ ki Allah'ın Kelâmı Kur'ân'i, ondaki hükümleri, emir ve yasakları, yüksek ahlâk prensiplerini dinlesin» buyuruluyor.

Avetin delâlet ettiği ahkâm üzerinde âlimlerin görüsüne seünce:

a) Kendisine aman verilen müşrike lâzım gelen telkinat en uygun şekilde yapılır. Kabul ederse, mes'ele halledilmiş olur. Etmezse, emin olduğu yere kadar ulaştırılır, öldürülmez, işken­ce yapılmaz..

İmâm Mâlik diyor ki: «Eğer bir harbîye, yâni kendileriyle savaş hâlinde bulunduğumuz müşriklerden birine, Müslüman­lara ait yurdun herhangi bir yol ve geçidinde rastlanır, o da «ben aman dilemeğe geldim >- derse, bu şüpheli bir durumdur; fakat, onun emîn olacağı yere ulaştırılması görüşündeyim.» îbni Kaasım da buna yakın, fakat daha geniş mânada diyor ki: «Bu­nun gibi bizim sınırlarımızı aşıp tacir olarak gelen harbî kişiye rastlanır, o da: «Ben sizin yurda tacir olarak gelenlere taarruz etmediğinizi sanıyordum» derse, ona da dokunulmaz, işkence yapılmaz, aman verilir.

b) İslâm hükümdarının aman vermesinin caiz olduğunda hiç bir âlim muhalefet etmemiştir. Çünkü maslahatı görüp tak­dir etmekte herkesten daha ileridir. Aynı zamanda milletinin «celb-i menâfi' ve def'-i mazâir» hususunda vekili sayılır.

Bunun dışında Müslümanlardan birinin aman vermesi hu­susunda da görüş farkı vuku' bulmuştur. Fakat hür müslümanın vermiş olduğu amanın geçerli olduğunda âlimlerin ittifakı vardır. Ancak îbni Habîb divor ki: «Hükümdar verilen amanı tedkik eder, maslahat olup olmadığına göre kabul veya reddede­bilir.»

Köleye gelince: Mâliki mezhebince meşhur olan kavi, onun da vereceği amanın hüküm taşıdığıdır, tmâm-ı Şafiî ve arka­daşları, İmâm Ahmed bin Hanbel, îshâk, Evzâî, Sevrî, Ebû Sevr, Dâvud ve Muhammed bin Hasan'a göre de böyledir.

İmâm Ebû Hanîfe'ye göre ise, kölenin aman verme yetkisi yoktur. .İmâm-ı Kurtubî bu mevzuda diyorki: «Bize gorc birin­cilerin görüşü daha sıhhatlidir. Çünkü Hazret-i Peygamber (S.A.V.) Müslümanların kanları birbirine denktir ve onların en aşağısı, onların maşlahati için ahd ve amanı gayretle yürütür. Yâni bu hususta yetki­lidir.»

Burada «en aşağısı»ndan kölenin de aman vermesinin caiz olduğu hükmü çıkarılmıştır. Bu takdirde hürre olan kadınları­mız da bu yetkiye sahiptirler. Ancak Abdullah bin Macişûn di­yor ki: «Hükümdar izin vermedikçe kadının aman vermesi ca­iz görülmez.»

Ayet-i kerîmenin muhkem olup olmadığında görüş farkı vardır:

a)  Dahak ile Suddî'ye göre, âyetiyle nesha uğramıştır. Yâni âyet mensuhtur, hükmü kaldırılmıştır.

b) İmâm Hasen diyor ki: «Bu âyetin hükmü kıyamete ka­dar mer'î ve muhkemdir. Mücâhid de aynı görüştedir. Bâzıları bu âyetin hükmü sadece dört ay müddetince mer'î idi, demiştir. Buna cevapla, Saîd bin Cübeyr (R.A.) diyor ki: «Müşriklerden bir adam Hazret-i Ali'ye (R.A.) gelerek dedi ki:

—  Bizden bir kişi, dört ay sona erdikten sonra Allah'ın ke­lâmını dinlemek veya bir ihtiyaç için Hazret-i Peygamber'e (S. A.V.) gelmek istediğinde öldürüldü.»

Hazret-i Ali (R.A.):

—  Hayır, olamaz.. Çünkü Cenâb-ı Hak «Eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, ona aman ver. Tâki Allah'ın kelâmını dinlesin.» buyuruyor diye cevap verdi.

İşte sahih olan rivayet budur. [2]

Bunun diğer bir örneği: Yalancı peygamber Müseyleme'nin [3] elçisi, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)e gelip:

— Sen Müseyleme'nin Allah'ın resulü olduğuna şehâdet et­mez misin? diye teklifte bulundu. Hazret-i peygamber (S.A.V.) bu herzeye üzüldü ve:

—  Eğer elçilerin Öldürülmesi âdet olmuş olsaydı, derhal senin kafanı kestirirdim!...» buyurdu. [4]

Netice olarak, dâr-ı harpten elçilik, ticâret, sulh istemek, cizye vermek ve aman dilemek üzere gelen müşriklere aman ve­rilir. [5]


 

[1] Tevbe sûresi, âyet:  6.

[2] Kurtubî Tefsiri C. 8, S. 76 - 77

[3] Asr-ı Saadette Yemâme'de mevdana çıkıp peygamberlik iddiasında bu­lunan maceraperest yalancı bîr adamdır. Önce İslama girmiş iken sonra irtidacüa peygamberlik iddiasına kalkıştı, bir takım ahlâksızları kendisine bağlayıp kısa bir zaman içinde bir hayli taraidai topladı. Ebûbekir Sıddîk devrinde H&Ud bin Velid kumandasında bir ordu bu yalancı peygamber üzerine gönderildi. Şiddet­li bir çarpışmadan sonra iki taraftan yirmi bine yakın insan telef oldu ve neti­ce düşman ordusu dağıtılıp Müseyİeme de öldürüldü.

[4] İbni Kesîr Tefsiri C. 2, S. 337.

[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/245-248.