Mağlub Olan Gayri Müslimlerden Cizye Alınması - Kuranahkami - 76. Sayfa
MAĞLUB OLAN GAYRİ MÜSLİMLERDEN CİZYE ALINMASI
«Kendilerine kitap verilen (Yahudi ve Hıristiyan)Ierden Allah'a ve âhıret gününe inannnyan; Allah ve Resulünün haram kıldığı şeyleri haram lanımıyan, hak dini, din olarak kabullen-miyenlerle, küçülmüş oldukları halde elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın!» [1]
Cenâb-ı Hakk, Mescid-i Haram'a yaklaşmayı müşriklere haram kıldıktan sonra, Müslümanların müşriklerle olan ticaret imkânları (Harem dahilinde) ortadan kalkmış oldu. Tevbe sûresi 28. âyetin son kısmında böyle bir endişeye lüzum olmadığına işaret edilerek «Eğer fakirlikten korkarsanız, Allah dilerse sizi yakında kendi fazi ü kereminden zenginleştirir.» buyurul-muştıı.
29. âyetle de bu husustaki meşîet-i İlâhiyye'nin gerçekleştiği belirtilerek, o güne kadar alınmamakta olan cizyenin helâl kılındığı beyân ediliyor.
Daha önce müşriklerle savaşılması emredilmiş; kitap ehlinden bahsedilmemişti. Bu âyetle dört vasfı kendinde toplayan kitap ehliyle de savaşılması emrediliyor. Çünkü Hazret-i Muham-med'i (S.A.V.) inkâr edenlerin başka bir peygambere inanması sahîh kabul edilmez. O halde kitap ehli bu tarz sakat ve gayr-i sahîh bir akide ile hürmetsiz, imansız, bâtılı tasvîb edip haksızlığı savunan, müşriklerden az farklı, kâfirler paralelinde kabul edilirler.
Bu bakımdan kitap ehliyle savaşmanın âyet-i kerîme ile tasrîh edildiği üzere gaayesi, onlardan cizye almak ve bu suretle onların küçülmüş, aşağılık kimseler olduklarım; gerçek mü'min-lerin karşısında bir kıymet taşımadıklarını bütün dünya milletlerine Öğretmektir.
Ayet-i kerîmede, kitap ehlinden cizye almanın helâl olduğu açıklanırken, müşriklerden alınıp alınmıyacağı hususu ihtilâf mevzuu olmuştur:
a) İmâm-ı Şafiî'ye göre, cizye ancak kitap ehlinden kabul edilir; onlar ister Arap, ister Acem olsunlar, fark etmez. Çünkü özel olarak kitap ehli zikredilmiştir; bu bakımdan hüküm yalnız onlara râci'dir. Müşriklere gelince, Allah, «Dokunulması haram olan aylar çıkınca artık müşrikleri nerede bulursanız öldürün; onları esir olarak yakalayın; onları hapsedin ve bütün geçit yerlerini tutun!» buyuruyor. «Cizye alın» demiyor.
b) İmâm Ahmed bin Hanbel'e göre de hüküm böyledir. Ebû Sevr de aynı görüştedir. [2]
c) İmâm Ebû Hanîfe ile arkadaşları ve Süfyân-ı Sevrî'nin de mezhebleri budur.
d) İmâm Evzâî'ye göre, cizye; putperest, ateşperest, inkarcı ve hakkı yalanlayıcı olan herkesten alınır. İmâm Mâlik'in de mezhebi budur; mürted müstesna yâni İmâm Mâlik'e göre Müslüman olmıyanların mürted müstesna hepsinden cizye alınır.
e) îbni Kaasım, Eşheb ve Suhnûn'a göre ise, cizye sadece Arap mecusîleriyle diğer bütün milletlerden alınır. Arap putperestlerine gelince, Allah onlardan cizye alınmasına yol vermemiştir, îbnü Vehb de bunun aksine, Arap mecusilennden alınmaz, başkasından alınır, demiştir.
Diğer mecusîler hakkında, Hazret-i Ömer (R.A.) tereddüde düşmüş, Abdurrahmân bin Avf'm (R.A.): .Ben, Resûlüllah (S..A.V.)dan duydum, buyurdular ki;
«Onlar hakkında kitap ehli hakkında takip ettiğiniz yolu takip
edin!» [3] mealindeki hadîsi haber vermesi üzerine tereddüdü zail olmuştur.
Ayet-i kerîmede ne miktar cizye alınacağı tasrih edilmediği için âlimler bu hususta ihtilâf etmişlerdir:
a) Atâ' bin Ebî Rebah'a göre, bunda bir tesbît yoktur; karşılıklı anlaşmaya bağlıdır. Yahya bin Âdem ile Ebû Ubeyd de aynı görüştedirler.
b) İbni Cerîr Taberî'ye göre, cizyenin en azı bir dinardır; çoğu için bir sınır yoktur. Taberî'nin bu hususta ihticac ettiği hadîs şudur; Amr bin Arif diyor ki: Resûlüllah (S.A.V.), Bahreyn halkıyla bir dînar üzerine sulh yaptılar.»
c) İmâm-ı Şafiî'ye göre, erginlik çağma girmiş hür zengin ve fakirden birer dînar alınır. İmâm Şafiî bu hususta, Ebû Davud'un Hazret-i Muâz (R.A.)dan rivayet ettiği şu hadîsle ihticac etmiştir:
Resûlüllah (S.A.V.), Hazret-i Muâz'ı Yemen'e gönderdiğinde, gittiği yerlerde erginlik çağma girmiş herkesten bir dînar almasını emretti.»
f) İmâm Mâlîk'e göre ki bunu ondan îbni Kaasım, Eşheb ve Muhammed bin Haris Zencveyh rivayet etmişlerdir Altını olanlardan dört dînar, gümüşü olanlardan kırk dirhem alınır; bu hususta zenginle fakir eşittir.
g) Ebû Amr'e göre, fakirlerden takat getirebilecekleri nis-bet alınır.
h) İmâm Ebû Hanîfe, Muhammed bin Hasen ve Ahmed bin Hanbel'e göre, 12-24 ilâ 40 dirhem alınır.
Ayet-i kerîmedeki kelimelerin terkibinden yalnız hür erkeklerden cizye alınacağı anlaşılıyor. O halde, köle, kadın, deli ve pîr-i fâniden alınmıyacağma delâlet vardır. Din adamlarından alınıp almmıyacağı hususna gelince:
a) İbn-i Vehb'in İmâm Mâlik'den yaptığı rivayete göre onlardan alınmaz.
b) Mutarnf ve İbni Mâcistan'a göre, cizye farz kılınmadan önce terehhüb etmiş (ruhban sınıfına girmişse), alınmaz; sonra etmişse alınır.
Kitap ehli cizye verdikten sonra artık onların alış-verişine, sair mal ve mülküne dokunulmaz. Ancak onlar Müslümanların çarşı ve pazarında içki ve domuz gibi haram şeyleri satamazlar. Ve artık bu durumda onlara saldıran düşmanlarla savaşılır ve savaştıklarında kendilerine yardım edilir. Elde edilen ganimetten onlara bir hisse verilmez.
Cizyenin neye karşılık alındığında âlimlerin görüş farkları olmuştur:
a) Hanefîlerden bir kısmına göre, onlara karşı savaşıp ilâhî nusrat (yardım)a bedel alınır.
b) Mâlikîlere göre, küfürleri sebebiyle öldürülmelerine karşılık alınır.
c) îmâm-ı Şafiî'ye göre, eyleştikleri yerlere ve oturdukları evlere bedel alınır.
Yukarıdaki görüş farklarını incelediğimiz zaman, şu hükümlere varmak mümkün olur: Öldürülmelerine bedel olduğunu kabul edenlere göre, cizye verenler müslüman olacak olurlarsa, o takdirde cizye kendilerinden sakıt olur. Eyleştikleri yerlere ve oturdukları evlere karşılık olduğunu söyliyenlere göre, müslüman olsalar bile yine de cizye sakıt olmaz.
Kaadı Ebû Zeyd diyor ki: «Cizye alma hususu, Allah'ın bu mes'elede mündemiç bulunan bir sır ve hikmetidir ki onu bilemiyoruz.»
Mâlikîlerin delili şu hadîs-i şeriftir:
«Hiç bir müslümana cizye vermek gerekli değildir.» Süfyân Sevrî de aynı görüşte olup bu delile dayanır. [4].
Cizye vermekle yükümlü tutulan gayr-i müslfmlere, her ne kadar küçülmüş ve haysiyetleri kırılmış ise de zulüm yapılmaz, takatlerinin fevkinde teklif yapılmaz, haksız yere bir kuruşları bile alınmaz. Çünkü Müslümanlar ilâhî adaletin yeryüzünde insanlar arasına yayılmasını sağlamakla görevli ve bu şerefli vazifenin tek mümessili olarak bulunuyorlar. Kendi düşmanlarına da, savaşlarda elde etlikleri esirlere de, cizye vermek mecburiyetinde bırakılan mağlûplarına da zulüm ve haksızlık etmezler. Dinimiz onlara bu cevazı vermemiştir. îslâm tarihinde bu adaletin sayısız Örnekleri mevcuttur. Başka milletler bizim esirlerin kulak ve burunlarını kesip, onlara gayr-i insanî muamelede bulundukları halde, gayr-i müslimlerden esir düşenlere biz sadece insanî muamelelerde bulunmuş ve karınlanın doyurarak İslâm merhametinin en güzel örneklerini göstermişizdir. Osmanlılarla Macarlar arasında esir mübadelesi yapılırken aynı manzaraya bütün dünya şâhid olmuştu.
Hazret-i Peygamber (S.A.V.) bize bu prensipleri asırlarca önce hazırlarken, kavlî ve fiilî en güzel misallerini de vermiştir. Bir hadîs-i şeriflerinde buyuruyorlar ki:
Kendileriyle anlaşma yapan gayr-i müslime zulmeden veya onun (bir azasını kesip) noksan bırakan veya rızası olmadan ondan bir şey alan kimsenin kıyamet günü ben, (cennete girmesine) engel olurum!» [5]
«Küçülmüş oldukları halde..» cümlenin tefsirinde Hafız İmâdüddîn Ebûlfidâ (774) diyor ki: «İslâmın ulviyyeti, Müslümanların îman şerefi ve meziyeti karşısında gayr-i müslimler zelîl, hakîr kimselerdir. Bu bakımdan ehl-i zimmet (vergi, cizye veren gayr-i müslimler)i azîz tutmak, onları Müslümanlardan üstün görmek asla caiz değildir.
Ebû Hüreyre (R.A.)den yapılan rivayette, Hazret-i Peygamber (S.A.V.) buyurdular ki:
«Yahudi ve Hıristiyana (rastladığınız zaman) önce siz selâm vermeyin. Onlardan biriyle yolda karşılaşacak olursanız yolun dar kısmından geçmeye onu mecbur tutun!» Yâni geniş kısmını siz geçmenize ayırın, dar kısmını da onlara bırakın. [6]
Hazret-i Ömer (R.A.) bütün bu hususları zimmî olan gayr-i müslimlere şart koşardı. Hadîs imamlarının Abdurrahmân bin Ganem el-Eş'arî'den yaptıkları rivayette, Abdurrahmân diyor ki: «Şam Hıristiyanlarıyla sulh edişildiğinde Hazret-i Ömer'e hitaben Hıristiyanların şu şartları kabullendiklerine dair yazdığım yazıda özet olarak dedim ki:
— Bismillâhirrahmânirrahîm; şu ve şu beldelerin Hıristi-yanlarından, Allah'ın kulu Ömer bin Hattâb'a: Sizler üzerimize geldiğinizde biz sizden kendimiz, çoluk-çocuğumuz, mallarımız ve bizden olan milletimiz için eman diledik ve size karşı kendi nefsimiz hesabına şu şartları kabullendik:
1. Gerek kendi beldemizde, gerekse beldemiz çevre ve dolaylarında hiç bir manastır, kilise, mâbcd ve rahip odası yeniden inşâ etmiyeceğiz.
2. Bunlardan yıkılan hiç birini tamir etmiyeceğiz.
3. Müslüman beldelerinin sınırlarına dahil olan yerlerde bunlardan hiç birini ihya etmiyeceğiz.
4. Müslümanlardan herhangi birini manastır ve kiliselerimize girmekten men'etmiyeceğiz. Bu hususta gece ve gündüz diye bir zaman ayrımı yapılmıyacak..
5. Manastır ve kiliselerin cümle kapılarını, gelip geçenler için kapalı tutmıyacağız, bilâkis genişleteceğiz,
6. Bize uğrayacak olan Müslümanların arzu ettikleri takdirde yerlemizde ve yurtlarımızda üç gün konaklamalarına rıza göstereceğiz ve gerekirse onları yedirip içireceğiz.
7. Mâbed ve evlerimizde hiç bir casus barındırmayacağız..
8. Müslümanlara karşı hiç bir hıyaneti, gizli tertip ve faaliyeti gizlemiyeceğiz, tesbît ettiğimiz an derhal haber vereceğiz.
9. Çocuklarımıza Kur'ân öğretmiyeceğiz..
10. Allah'a eş-ortak izhâr etmiyeceğiz. Yâni açıktan açığa Allah'a eş koşmıyacağız, hiç bir şey'i ona denk tutmıyacağız..
11. Kendi akrabalarımızdan îslâmiyete girmek istiyenlerin hiç birine mâni' olmıyacağız..
12. Müslümanlara saygı göstereceğiz, bulunduğumuz meclislere onlardan biri gelecek olursa, hürmeten kalkıp yerimizi ona vereceğiz..
13. Giyim ve kuşamımızın hiç birinde Müslümanlara benze-miyeceğiz..
14. Müslümanların konuştuğu gibi konuşmayacağız..
15. Onların künyesiyle künyelenmiyeceğiz..
16. Müslümanların arasında eyerli ata binmiyeceğiz..
17. Kılıç kuşanmıyacağız ve hiç bir silâh taşımıyacağız.
18. Yüzüklerimizin üzerine Arapça bir şey yazmıyacağız..
19. Şarap ve diğer bütün müskiratlardan hiç birini satmı-yacağız..
20. Başımızın ön kısmındaki saçları keseceğiz, nerede olursak olalım kendi kıyafetimize gerekli olacağız ve belimize zün-nar bağlıyacağız..
21. Manastır ve kiliseler üzerine haç kovmayacağız ve bu mânada, Müslümanların gelip geçtikleri yollara yazılı levha ve benzeri şeyler de koymıyacağız..
22.Kiliselerin kapısındaki çanları çok hafif çalacağız. Kilise ve manastırda okurken sesimizi fazla yükseltmiyeceğiz..
23. Asker çıkarmıyacağız (yâni resmî ve belirli bir askerimiz olmıyacaktır)..
24. Ölülerimiz için Müslümanların bulunduğu cadde ve sokaklarda bağırıp çağırmıyacağız..
25. Müslümanların evlerinin içini görecek, onların ahvâline muttali' olacak şekilde bina ve pencere yaptırmıyacağız..
Abdurrahman hazretleri devamlı diyor ki: «Bu şartnameyi alıp Hazret-i Ömer'e (R.A.) getirdiğimde o, şu maddeyi de eklememi emir buyurdu:
26. Müslümanlardan hiç birini dövüp sövmiyeceğiz..
27. Bütün bu maddelerde belirtilen hususları size karşı kendi üzerimize ve milletimiz üzerine şart koştuk ve bu şartlar üzerine emânımzı kabul ettik. Bu şartlardan birini ihlâl ettiğimiz, yâni bunlardan birine muhalefet ettiğimiz zaman artık bizim için hiçbir zimmet yoktur. Nifak ve şikak ehline karşı sizin için helâl olan her şey bize karşı da helâl olur. [7]
Çıkarılan Hükümler :
1. Müslüman bir devletin mağlûb ettiği veya anlaşma yaptığı gayr-i müslimlerden cizye alması helâldir.
2. Eimme-i selâseye göre cizye yalnız kitap ehlinden alınır. Ebû Sevr de aynı görüştedir. îmâm Mâlik ve Evzâî'ye göre gayr-i müslimlerin hepsinden de alınır.
3. İbni Cerîr'e göre cizyenin en azı bir dinardır. îmâm-ı Şafiî'ye göre erginlik çağına girmiş olanlardan birer dinar alınır, îmam Mâlik'e göre altım olandan dört dinar, altını olmayıp da gümüşü olandan kırk dirhem alınır. îmâm Ebû Hanîfe, îmâm Muhammed ve îmâm Hasan'a göre 12 ilâ 40 dirheme kadar almır.
4. Cizye verenlerin malına, canına ve alış-verişine dokunulmaz. Ancak müskirat ve domuz gibi haram şeylerin alım -satımına müsaade edilmez.
5. Eksere göre cizye veren kimse müslüman olursa bu mükellefiyyetten kurtulur.[8]
[1] Tevbe sûresi, âyet: 29
[2] Tefsîr-i Kurtubî: C. 5, S. 111
[3] el-Câjniu Li-Ahkâmi'1-Kur'ân, C. 5, S. 112.
[4] Tİrmifcî - Ebû DâvucL
[5] Ebû Dâvud: Safvân bin Selim'den..
[6] Sahîh-i Müslim: Ebû Hureyre (R.A.)den
[7] Tef sîrü'l-Kur'âni'l-Azîm: Hâliz İmâdüddm Ebûlfidâ C. 2, S. 347 – 348
Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/251-258.
[8] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/258.
İslami Okul Okulların En Önemlisi