Yapılan Anlaşmaya Bağlı Kalmak - Kuranahkami - 85. Sayfa
YAPILAN ANLAŞMAYA BAĞLI KALMAK
«Eğer (aranızda anlaşma bulunan) bir milletin hiyânet etmesinden kesin olarak endişeye düşersen, hak ve adalet üzere durumu kendilerine bildir ve anlaşmayı yüzlerine at.. Çünkü Allah hâinleri sevmez.» [1]
Yapılan anlaşmalara mümkün olduğu müddetçe sadakat gösterip bağlı kalmak İslâmî şiardandır. Müslümanlar anlaşma yaptıkları hiç bir millete anlaşmayı bozup hainlik yapmaz. Ancak kendileriyle anlaşma yapılan milletin, mevcut anlaşmayı bozluğuna veya bozacağına dair kesin delil ve bilgi elde edilirse, artık Müslümanlar bu durum karşısında hak ve adaleti gözeterek, hıyanet yollarını kapatarak anlaşmayı onların yüzüne atar ve itidali muhafaza ederek aradaki münâsebetin kesildiğini açık olarak bildirir. Böylece aradaki anlaşmanın resmen bozulduğuna her iki taraf da aynı ölçüde bilgi edinmiş, herhangi bir haksızlık ve hiyânet endişesi ortadan kalkmış olur.
O halde anlaşmayı bozup atmadan yâni karşı tarafa bilgi vermeden bir savaşa girişmek hainlik olur; îslâmın hak ve adalet Ölçülerini zedeler.
İmâm Ahmed bin Hanbel diyor ki: Selim bin Âmir'den yapılan rivayete göre, Muaviye ile Rumlar arasında anlaşma vardı. Bununla beraber Muaviye anlaşma müddeti sona ermeden onlarla savaşmayı arzu etti. O bu hazırlık içindeyken yaşlı bir zat, Muaviye'nin bu hareketinin hainlik olduğunu farkederek şöyle seslendi: «Allahü Ekber, Allahü Ekberî Ahde vefa gerekir, hıyanet doğru değildir!.,» Bu haklı îkaz üzerine Muaviye bu sözü söliyenin kim olduğunu anlamak için sesin geldiği tarafa döndü, Amr bin Anbese Hazretlerinin söylediğini görünce sebebini sordu. Amr cevaben dedi ki: Ben, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)den duydum, buyurdular ki:
«Kiminle bîr kavim (millet) arasında anlaşma yapılırsa, anlaşma müddeti bitmeden (veya karşı tarafın hainlik yapacağı kesin olarak öğrenilmeden) ve bu suretle anlaşmanın bozulduğuna dair onlara açık olarak bilgi vermeden onu bozmasın!.. Aynı zamanda her hangi bir şey ile de onu daha sıkıya bağlamasın (olduğu gibi muhafaza elsin)!.» [2]
Buna benzer ikinci bir rivâyeü de yine İmâm Ahmed, Sclmân-i Fârisî'den (R.A.) rivayetle bize naklediyor. Şöyle ki: Hazret-i Selmân (R.A.) bir belde üzerine gönderilmişti. Beldeye yaklaşınca arkadaşlarına: «Müsâade edin, ben bunlara Resûlüllah (S.A.V.)dan gördüğüm şekilde davette bulunayım» diyerek şöyle seslendi: «Ey belde halkı, ben de daha önceleri (sizin dînînizden olan) bir adamdım. Azîz ve Celîl olan Allah bana hidâyet verdi, Müslüman oldum. Siz de Müslüman olursanız, sizin menfaatiniz bizim ki sayılır, size gelen zarar bize gelmiş olur. İslâmiyeti kabul etmezseniz, o takdirde cizye verirsiniz. Çünkü sizler, Müslümanlara nisbelle değersiz, korkak ve hakîr bir topluluksunuz. Bunu da kabul etmezseniz artık biz hak ve adaleti gözeterek sizinle savaşacağımızı duyururuz. Çünkü Allah hainliği asla sevmez.»
Hazret-i Selmân bu ihtar ve ikazını üç gün tekrarladı. Dördüncü günü belde halkı savaşmıyacağını ilân ederek şehrin kapılarını açtı. Çünkü onlar gelen ordunun adalet ölçüleri içinde hareket ettiğini, beldeleri yıkmak, insanları kahretmek için değil, onları tek bir tanrıya ibâdete ve kardeş olmaya davet etmek için bu yola atıldığını anlamakta gecikmedi.
«Hazret-i Peygamber (S.A.V.) on sene içinde ortalama olarak günde 274 mil karelik bir sür'atle genişlemiştir. On sene süren fiilî bir siyasî faaliyetten sonra son nefesini verdiği sırada, O, birbuçuk milyon kilometre kareden fazla bir sahada kurulu bir devleti idare etmekteydi. Rusya hâriç, Avrupa büyüklüğünde ve üzerinde o zaman milyonlarca halkın yaşadığı bu geniş saha, harp meydanlarında düşman ordu saflarında maktul düşen sadece 150 insana mukabil fethedilmiştir. On senelik bu zaman neticesinde Müslümanların kaybı ise ortalama ayda bir sehid olarak hesaplanabilir, insan kanına verilen bu değer ve hürmetin bir eşine daha, insanlık tarihinde rastlanmaz.[3]
İşte hainlik yapmıyan, her yerde ve her mes'elede hak ve adaleti gözeten Müslümanların zaferi bu kadar muhteşem olmuştur. Girdikleri her yere hak, adalet ve medeniyet götürmüşlerdir. Yukarıdaki âyet-i kerîme îslâmın düşmanla olan münâsebetini en veciz bir şekilde beyanla gaaye ve maksadı en parlak bir ölçüde ifâde ediyor. [4]
Çıkarılan Hükümler :
1. Karşı taraf anlaşmayı bozmadıkça Müslümanlar bozmaz.
2. Çünkü İslâmda ahde vefa vâcibdir.
3. Karşı tarafın hiyâneti tesbit edilince Müslümanların mevcud anlaşmanın hükümsüz kaldığım açık bir ifâdeyle düşmana bildirmeleri gerekir. [5]
[1] Enfâl sûresi, âyet: 58
[2] Ebû Dâvud - Tirmizî - Neseî - İlmi Hibb&n.
[3] Hazret-i Muhammed'in Savaşları / Muhanııned Hamidullah, S. 11
[4] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/293-296.
[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/296.
İslami Okul Okulların En Önemlisi