Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Yapılan Anlaşmaya  Bağlı  Kalmak - Kuranahkami - 85. Sayfa

 

YAPILAN ANLAŞMAYA  BAĞLI  KALMAK

 

«Eğer (aranızda anlaşma bulunan) bir milletin hiyânet et­mesinden kesin olarak endişeye düşersen, hak ve adalet üzere durumu kendilerine bildir ve anlaşmayı yüzlerine at.. Çünkü Allah hâinleri sevmez.» [1]

Yapılan anlaşmalara mümkün olduğu müddetçe sadakat gösterip bağlı kalmak İslâmî şiardandır. Müslümanlar anlaş­ma yaptıkları hiç bir millete  anlaşmayı bozup hainlik yapmaz. Ancak kendileriyle anlaşma yapılan milletin, mevcut anlaşmayı bozluğuna veya bozacağına dair kesin delil ve bilgi elde edilirse, artık Müslümanlar bu durum karşısında hak ve adaleti gözeterek, hıyanet yollarını kapatarak anlaşmayı onla­rın yüzüne atar ve itidali muhafaza ederek aradaki münâsebe­tin kesildiğini açık olarak bildirir. Böylece aradaki anlaşmanın resmen bozulduğuna her iki taraf da aynı ölçüde bilgi edinmiş, herhangi bir haksızlık ve hiyânet endişesi ortadan kalkmış olur.

O halde anlaşmayı bozup atmadan yâni karşı tarafa bil­gi vermeden bir savaşa girişmek hainlik olur; îslâmın hak ve adalet Ölçülerini zedeler.

İmâm Ahmed bin Hanbel diyor ki: Selim bin Âmir'den ya­pılan rivayete göre, Muaviye ile Rumlar arasında anlaşma var­dı. Bununla beraber Muaviye anlaşma müddeti sona ermeden onlarla savaşmayı arzu etti. O bu hazırlık içindeyken yaşlı bir zat, Muaviye'nin bu hareketinin hainlik olduğunu farkederek şöyle seslendi: «Allahü Ekber, Allahü Ekberî Ahde vefa gere­kir, hıyanet doğru değildir!.,» Bu haklı îkaz üzerine Muaviye bu sözü söliyenin kim olduğunu anlamak için sesin geldiği ta­rafa döndü, Amr bin Anbese Hazretlerinin söylediğini görün­ce sebebini sordu. Amr cevaben dedi ki: Ben, Hazret-i Peygam­ber (S.A.V.)den duydum, buyurdular ki:

«Kiminle bîr kavim (millet) arasında anlaşma yapılırsa, anlaşma müddeti bitmeden (veya karşı tarafın hainlik yapaca­ğı kesin olarak öğrenilmeden) ve bu suretle anlaşmanın bozul­duğuna dair onlara açık olarak bilgi vermeden onu bozmasın!.. Aynı zamanda her hangi bir şey ile de onu daha sıkıya bağla­masın (olduğu gibi muhafaza elsin)!.»  [2]

Buna benzer ikinci bir rivâyeü de yine İmâm Ahmed, Sclmân-i Fârisî'den (R.A.) rivayetle bize naklediyor. Şöyle ki: Hazret-i Selmân (R.A.) bir belde üzerine gönderilmişti. Belde­ye yaklaşınca arkadaşlarına: «Müsâade edin, ben bunlara Resûlüllah (S.A.V.)dan gördüğüm şekilde davette bulunayım» di­yerek şöyle seslendi: «Ey belde halkı, ben de daha önceleri (si­zin dînînizden olan) bir adamdım. Azîz ve Celîl olan Allah ba­na hidâyet verdi, Müslüman oldum. Siz de Müslüman olursa­nız, sizin menfaatiniz bizim ki sayılır, size gelen zarar bize gel­miş olur. İslâmiyeti kabul etmezseniz, o takdirde cizye verirsi­niz. Çünkü sizler, Müslümanlara nisbelle değersiz, korkak ve hakîr bir topluluksunuz. Bunu da kabul etmezseniz artık biz hak ve adaleti gözeterek sizinle savaşacağımızı duyururuz. Çün­kü Allah hainliği asla sevmez.»

Hazret-i Selmân bu ihtar ve ikazını üç gün tekrarladı. Dör­düncü günü belde halkı savaşmıyacağını ilân ederek şehrin ka­pılarını açtı. Çünkü onlar gelen ordunun adalet ölçüleri içinde hareket ettiğini, beldeleri yıkmak, insanları kahretmek için de­ğil, onları tek bir tanrıya ibâdete ve kardeş olmaya davet et­mek için bu yola atıldığını anlamakta gecikmedi.

«Hazret-i Peygamber (S.A.V.) on sene içinde ortalama ola­rak günde 274 mil karelik bir sür'atle genişlemiştir. On sene süren fiilî bir siyasî faaliyetten sonra son nefesini verdiği sıra­da, O, birbuçuk milyon kilometre kareden fazla bir sahada ku­rulu bir devleti idare etmekteydi. Rusya hâriç, Avrupa büyük­lüğünde ve üzerinde o zaman milyonlarca halkın yaşadığı bu geniş saha, harp meydanlarında düşman ordu saflarında mak­tul düşen sadece 150 insana mukabil fethedilmiştir. On sene­lik bu zaman neticesinde Müslümanların kaybı ise ortalama ay­da bir sehid olarak hesaplanabilir, insan kanına verilen bu de­ğer ve hürmetin bir eşine daha, insanlık tarihinde rastlanmaz.[3]

İşte hainlik yapmıyan, her yerde ve her mes'elede hak ve adaleti gözeten Müslümanların zaferi bu kadar muhteşem ol­muştur. Girdikleri her yere hak, adalet ve medeniyet götürmüşlerdir. Yukarıdaki âyet-i kerîme îslâmın düşmanla olan münâ­sebetini en veciz bir şekilde beyanla gaaye ve maksadı en par­lak bir ölçüde ifâde ediyor. [4]

 

Çıkarılan Hükümler :

 

1. Karşı taraf anlaşmayı bozmadıkça Müslümanlar boz­maz.

2. Çünkü İslâmda ahde vefa vâcibdir.

3. Karşı tarafın hiyâneti tesbit   edilince Müslümanların mevcud anlaşmanın hükümsüz kaldığım açık bir ifâdeyle düş­mana bildirmeleri gerekir. [5]


 

[1] Enfâl sûresi,  âyet:   58

[2] Ebû Dâvud - Tirmizî - Neseî - İlmi Hibb&n.

[3] Hazret-i Muhammed'in Savaşları  / Muhanııned Hamidullah,  S.  11

[4] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/293-296.

[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/296.