Müşriklere İstiğfar Edilmez - Kuranahkami - 89. Sayfa
MÜŞRİKLERE İSTİĞFAR EDİLMEZ
«Müşriklerin o çılgın ateşin yârânı (Cehennemlik) oldukları muhakkak meydana çıktıktan sonra, artık onların lehine, velev hısım olsunlar, ne peygamberin ne de mü'min olanların istiğfar etmeleri doğru değildir..» [1]
Müşrik olduğu bilinen kimseler için Müslümanların istiğfarda bulunması bu âyetle men'ediîiyor.. Bilhassa ölen bir müşrik için istiğfar etmek asla doğru değildir. îVisâ sûresi 116. âyetle bu hususa temas edilerek buyuruluyor ki: «Şüphesiz ki Allah, kendisine eş-orlak koşulmasının (günahını) yarîığamaz.. Ondan başkasını, dilediği kimse için yarlığar..» Mu-hammed sûresi 34. âyette: «Küfredip de Allah yolundan sapan, sonra kâfirler olarak ölen kimseler (yok mu?) Allah onları kat'îyyen yarîığamaz!..» Ve Münâfikuıı sûresi 6. âyette: «Onlar için ha istiğfar etmişsin, ha istiğfar etmemişsin, haklarında birdir. Allah onları kat'iyyen yarîığamaz.. Şüphe yok kî Allah fâsıklar güruhuna hidâyet etmez.»
Nitekim Hazret-i Peygamber (S.A.V.)in amcası Ebû Tâlib ölmek üzere iken Resûlüllah (S.A.V.) onun yanına geldiğinde Ebü Cehl ile Abdullah bin Ebî Ümeyye de orada bulunuyordu.. Amcasını çok seven ve onun sayısız yardımlarına mazhar olan Resûlüllah (S.A.V.):
— «Ey Amcam! Lâ ilahe illallah, de ki, bununla senin lehinde Allah katında şehâdette bulunabileyim!» diyerek onu hidâyete davet etti..
Bunun üzerine Ebû Cehl ile Abdullah bin Ebî Ümeyye müdâhalede bulunarak:
— «Ey Ebü Tâlib! dediler, sen Abdülmuttalîb'in milletinden yüz çevirir misin? Senin şanına yakıştıramıyoruz..»
Resûlüllah (S.A.V.) onların bu terbiyesizce müdahalelerinden üzüldü ve çok sevdiği amcasının kurtulmasını arzu ederek yukarıdaki cümleleri tekrar tekrar telkine çalıştı.. Nihayet Ebû Tâlib en son söz olarak şöyle dedi: «O, (yâni ben) Abdül-muttalib'in milleti üzeredir..» Hidâyet nasîb olmadığı İçin «Lâ ilahe illallah..» demedi..
Bu acıkh manzara karşısında fazlasiyle üzülen Hazrcl-i Peygamber (S.A.V.): «Vallahi men'olunmadığım müddetçe senin lehine istiğfarda bulunacağım!..» dedi. Bu sebeble de Tevbe sûresi 113. âyet indi. [2]
İşte böylece bu âyet, kâfir ve müşriklerin dirisinden de ölüsünden de ilgi ve yakınlığı kesmemizi beyân etmektedir.. Ölüleri için istiğfar edilmez, dinleriyle de îmâna gelme ümidi kesildiğinde dostluk ve ilgi kurulmaz..
Hazret-i İbrâhîm (A.S.)in kendi babasına olan istiğfarına gelince, o ancak babasına verdiği bir va'dden dolayı idi.. Yoksa babasının Allah'a karşı düşman olduğu belli olunca, o bu istiğfarım kesti ve ondan uzaklaştı.. Babasına olan sevgi ve şefkati bir arada onu harekete getirip istiğfarda bulunmasına yol açtı.. Çünkü o, cidden pek çok tazarru ve niyazda bulunan, kalbi yufka ve ezaya karşı gerçekten sabırlı bir zat idi. Ümit kalmayınca aralarındaki babalık - oğulluk bağı kesildi..
Bununla beraber Uhud savaşında Hazret-i Peygamber (S.A.V.) in mübarek dişleri kırılıp yüzünden yara alarak kanı aktığı halde, müşrikler için şu duayı yapmıştı:
«Allahim! Kavmimi mağfiret et (bağışla), çünkü onlar (hak ve hakikati) bilmezler..» Bu, tarî-hen sabit olduğuna göre, âyet-i kerîme'nin delâlet ettiği mâna ile bu hadîsi bağdaştırmak nasıl mümkün olur? Alimlerin bu hususta görüş farkları olmuştur:
a) Bâzısına göre, Hazret-i Peygamber (S.A.V.) bu duayı, kendinden Önceki peygamberlerden naklen hikâye yollu söylemiştir. Nitekim Sahîh-i Müslim'de Hz. Abdullah'dan yapılan rivayette deniliyor ki: Hazret-i Peygamberden işittim buyurdu ki: «Peygamberlerden bir peygamberi kavmi dövmüş de yüzünden kan aktığı halde o peygamber onlar için «Rabbim, kavmimi mağfiret et, çünkü bilmezler..» diye duâ etıtışi.» Buhârî'-de de buna benzer bir rivayet vardır.
O halde Hazret-i Peygamber (S.A.V.) Uhud savaşında müşrikler için duâ etmemiş, belki kendinden önce gelip geçen peygamberlerin sözünü hikâye etmiştir..
b) Diğer bâzı âlimlere göre ise, diri olan müşrikler için de istiğfarda bulunmak caizdir. Çünkü onların îmân etmeleri umulur.. Ayetin siyak ve sibakından, ölen müşrikler için istiğfar edilmemesi mânası çıkarılıyor.. Nityekim İbni Abbas (R. A.) da aynı görüştedir..
îmâm Ahmed bin Hanbel'in İbni Büreyde'nin babasından yaptığı rivayette ise, bu âyetin, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)in annesi Âmine ile alâkalı olduğu söylenir. Şöyle ki: Hz. Büreyde'nin babası diyor ki;
«Resûlüllah (S.A.V.) ile birlikte bir seferde bulunuyorduk. Bir yere gelip konakladık; bizler 1000 kadar süvari idik.. Ce-nâb-ı Peygamber (S.A.V.) bizden biraz uzaklaştıktan sonra iki rek'at namaz kıldı ve ağladı.. Hazret-i Ömer bin Hattâb O'nun ağlamasına dayanamıyarak kalktı, Peygamber'e doğru ilerledi ve sordu:
— Ya Resûlellah! anam-babam size feda olsun; niçin ağlarsınız?
Hazret-i Peygamber (S.A.V.):
«Ben, Rabbimden annem için istiğfarda bulunmamı istedim veya bu isteği izhar ettim.. Fakat Rabbim bana müsaade vermedi.. Bu sebeple anneme Cehennem (azabından) dolayı merhamete gelip duygulandım da gözlerim yaşardı..»
«Ben sizi üç şeyden men'etmiştim :
1. Kabirleri ziyaretten... Şimdi artık ziyaret edin, tâ kî kabirleri ziyaret size hayrı hatırlata..
2. Kurban etinden üç gün yetecek kadarından fazlasını ve üç günden fazla yemenizi men'etmiştim.. Siz artık ondan dilediğiniz kadarım yeyin ve istediğiniz kadarını da kendinize alıkoyun. ..
3. Ve sizi bir takım kaplardan su içmekten de men'etmiştim.. Siz artık bundan böyle istediğiniz kaptan (su) içebilirsiniz.. Ancak sekr verici (sarhoş edici) bir madde içmeyin.» [3]
İbn~i Cerîr de, Alkame hadîsinden buna yakın bir rivayeti almıştır.. Taberânî ise bu hadisenin Tebük seferinden dönüşlerinde vuku' bulduğunu, İbni Abbas (R.A.)dan edilen rivayetle tesbît etmiştir.. [4]
Bütün bu rivayetlerle beraber, çoğu âlimlerin beyânına göre, âyet-i kerîme, Ebû Tâlib ile alâkalıdır ve ölen müşrikler için istiğfar edilmemesini tenbîhle ilgilidir. [5].
[1] Tevbe sûresi, âyet: 113
[2] el-Câraiu Ii-Ahkâmi'1-Kur'ân, C. 8, S. 272
[3] İmâm Ahmed b. Hanbel
[4] Bu hususta geniş bilgi için bak: Hafız İtnâdüddin Ebû'I-Fidâ İsmail bin Kesîr'in tefsirine C. 2, S. 393-394..
[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/309-303.
İslami Okul Okulların En Önemlisi