Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Cebr-Ü İkrah Karşısında Dil İle Küfrü Kabullenmek - Kuranahkami - 90. Sayfa

 

CEBR-Ü İKRAH KARŞISINDA DİL İLE KÜFRÜ KABULLENMEK

 

«Kalbi îmân ile sabit ve mutmain olduğu halde zorlanan­lardan başka her kim Allah'a îmân ettikten sonra O'nu tanı­maz, bir de küfre göğsünü açarsa, Allah'ın hısım onların üzeri­nedir.. Ve onlar için büyük bir azâb vardır..» [1]

Birinci cümle, îmân ettikten sonra Allah'ı inkâr ederek ir-tidâd eden Abdullah bin Sa'd bin Ebî Şerh, Mikyes bin Subâbe, Abdullah bin Hatal ve Kays bin Velîd bî Muğîre hakkında; is­tisna ise Ammar bin Yâsir hakkında nazil olmuştur.. Burada artık lâfzın ve sebebin hususuna değil, mânanın umumuna îtibar edilir..

İbni Abbas (R.A.)dan yapılan rivayete göre, müşrikler ilk Müslüman olanlardan Hazret-i Yâsir'i, karısı Sümeyye'yi, oğlu Ammar'ı ve bunlarla beraber Süheyb-i Rumî'yi, Bilâl-i Habeşî'­yi, Habba ve Sâlim'i yakalayıp ağır işkencelere mâruz etmiş­lerdi. Aşırı derecede azâb eden putperestler Hazret-i Sümeyye'­yi iki devenin arasına bağlıyarak çok çirkin hareketlerde bu­lunmak suretiyle öldürdüler.. Kocası Hazret-i Yâsir de elîm işkenceler neticesinde terk-i hayat etti. Ammâr ise tam öldü­rüleceği sırada, dili ile îslâmiyetten çıkıp küfrü zahiren kabul etti ve bu sebeple yakasını kurtarabildi.. Bununla beraber Hz. Ammar çok üzgündü, çünkü kalbi mutmain olduğu halde is-temiyerek diliyle küfrü kabul eder gibi görünmüştü.. Bu ona çok ağır geldi. Bir ara, «Ölümden korkarak bunu böyle yaptın, yazıklar olsun sana!» diyerek kendi kendini ayıplamış ve azar­lamıştı.. Tek teselli kaynağı olan Resûlüllah (S.A.V.)a gelerek durumu arzedince; Hazret-i Peygamber (S.A.V.) sordu:

—  Kalbini nasıl hissediyorsun? Ammâr cevap verdi:

—  İmân ile sabit ve mutmain olarak..

—  O halde müşrikler eski fiillerini tekrar etmek isterler­se, sen de dil ile dön .

Mealini yazdığımız hadîs-i şerîf, âyet-i kerîmeyi açıklamak­ta ve bunu Ammar Hazretlerinin başına gelen bir hâdiseyle misâllendirmektedir..

Alimler bu âyete ve alâkalı hadîse dayanarak, zorlama ne­ticesinde ölüm tehlikesini atlatmak için dil ile küfrü kabul eden, fakat kalbi îmân üzere mutmain bulunan kimse, bu sö­zünden dolayı muahaza edilmez.. Çünkü Cenâb-ı Hak, bu du­ruma düşenlerin yalnız dil ile olan inkârlarım müsamaha ile karşılamıştır..

Senedinde ihtilâf vuku' bulan bir hadîste Hazret-i Pey­gamber (S.A.V.)in şöyle buyurduğu tesbît edilmiştir:

«Ümmetimden   hatâ, nisyân ve bir de zorlandıkları husus (hakkındaki muahaza edi­ci hüküm) kaldırılmıştır..» [2]

Âyet-i Kerîme'de geçen «iikrihe», ikrah kökünden gelen ma­zı meçhul bir fiildir' İkrah'm delâlet ettiği mâna üzerinde de âlimlerin görüş farkları olmuştur:

a) İmâm Mâlik, tmâm-ı Şafiî ve Küfe âlimlerine göre ikrâh , ölüm ile tehdîd, ölüme sebebiyet verecek işkence demek­tir., işte bu mânayla, zorlanan kimse, dili ile küfrü kabul eder- Kaadi Ebûbekr'e çöre de böyledir. Ebû Muhammedi Ab-dülhakk'a göre ise, senedi de sahihtir.

se, karısı kendisinden boş düşmez. Yalnız Muhammed bin Ha­san (İmâm Muhammed) bu görüşe muhalif kalmıştır.

b) Ona göre, bir ınüsliman zor karşısında şirk izhâr ederse, zahirde (görünürde) mürted sayılır. Kendisiyle Allah arasında­ki bağ ile İslâm üzerinedir.. Fakat karısı boş düşer; bu vaziyet-te ölecek olursa namazı da kılınmaz; babasına da vâris olamaz..

Hemen ifade edelim ki, İmâm Muhammed'in görüşü, Kitab ve Sünnete uymayan bir görüştür. İmâm-i Kurtubî der ki: Kitab ve Sünnet bu görüşü reddeder..

c) Alimlerden bir kısmı da   zorlanma   sebebiyle   verilen ruhsat, sözdedir,  fiilde değildir.. Meselâ: Allah'tan başkasına secde ile zorlanan veya bir müslümam öldürmek veya malını yemeğe veya zina, içki ve ribâ gibi haram şeyleri işlemeğe zor­lanan kimsenin bunlardan hiç birini  öldürülse bile  yap­masına ruhsat yoktur.. Bu, İmâm Evzâî, Suhnûn ve Hasan el-Basrî'ye göredir.

Daha sahih olan görüş ise, zorlanan kimseye bunları da işlemeye ruhsat vardır.. Yalnız Müslüman kardeşini öldürme­ye ruhsat yoktur, böyle bir şey'e zorlandığı takdirde, kendi nef­sini feda eder.

İmamlar, talâk-ı mükreh (nikâhlı karısını boşamaya zor­lanan) in vâki olup olmıyacağmda da ihtilâf etmişlerdir.

a) İmâmı Şafiî'ye göre vâki olmaz.. İbnü Vehb'in yaptığı rivayetten, bunun, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. İbni Abbas (R.A )m kavli olduğu anlaşılıyor.. İmâm-ı Evzâî ve İmâm Mâlik'in de aynı görüşte olduklarım, İbni Münzir rivayet etmiştir

b) İmâm Ebû Hanîfe'ye göre, mükrehin talâkı vâki'dir.. Birincilerin delili, âyet-i kerîmede beyân edilen küfre ruhsata kıyas ve bir de şu hadîs-i şeriftir:

«Ameller ancak niyetlere göre (sahih) olur» yâni amellerin sıhhati ancak niyyet iledir.  [3] Mükrehin niyyeti boşamamak olduğuna göre talâk nasıl vâki olur?.. İkincilerin delili, küfre zorlanma îmâna dayanıyor.. îmân ise kalbdedir.. Kalben tast-dik, kişinin mü'min olduğuna kâfidir.. Dil ile ikrar bunun be­lirtisidir. Nikâh ve talâk ise kalbe değil lâfza dayanıyor. Bu gi­bi akidlerde «îcâb» ve «kabul» şarttır. Nitekim Hazret-i Peygamber (SAV) 

«Üç şey'in ciddîsi de ciddîdir; şakası da ciddîdir: Nikâh, talâk, rec'at..» [4]

Zorla nikahlanan kimsenin nikâhının sahih olup olmadı­kında da görüş farkı vardır:

a)  Irak âlimlerine göre sahihdir..

b) Suhnûn ve arkadaşlarına göre sahih değildir.. Ancak zorla nikahlandıktan sonra kendi arzusuyla cinsî münasebette bulunursa, o takdirde, nikâh gerekli ve sahih olmuş olur..

Zorla yemin ettirilene, yemin gerekir mi gerekmez mi?

a) İmâm Mâlik, İmâm-i Şafiî, Ebû Sevr ve bir çok âlim­lere göre gerekli olmaz, yâni bir hüküm taşımaz..

b) Mutarrıf'a göre, zorlanan yeminde Allah'a karşı isyan varsa veya bu husustaki fiilinde ne tâat, ne de ma'siyet yoksa, yemin sâkit sayılır.. Ama tâati gerektiren bir hususa, meselâ, içki içmiyeceğine veya kumar oynamayacağına dair zorla ye­min ettirilirse, bu yemin gerekli yâni vâki olmuş olur..

Malı üzerine yemine zorlanan, yâni yemin etmediği takdir­de malının alınacağı söylenirse:

a) İmâm Mâlîk'e göre, malının   muhafazası için   yemîn edemez. Çünkü zorlanmada kişiye ancak canını koruması için ruhsat verilmiştir; malını korumak için değil...

b)  İbni Macişûn'a göre, malı için de yemin edebilir...

İmâm-ı Kurtubî'ye göre bu hususta İbni Macişûn'un kav­li sahihtir.. Çünkü malı müdafaa etmek, canı müdafaa etmek gibidir. Hasan ve Katâde'nin de aynı görüşte olduğu tesbît edil­miştir. Nitekim Hazret-i Peygamber (S.A.V.): « Sizin nmz ve irz-u namusunuz birbirinize haramdır.»  [5] Diğer bir

hadîste  de:  «Müslümanın her şey'i: Kanı, malı ve ırzı müslümana haramdır.» [6]

Ebû Hüreyre (R.A.)nin yaptığı rivayete göre, bir adam, Hazret-i Peygamber'e geldi ve:

— Ey Allah'ın peygamberi! dedi, bir adam gelir de malımı (zorla) elimden almak isterse, ne yapmam gerekir?

Hazret-i Peygamber (S.A.V.):

—  Malını ona verme!, buyurdu. Adam devamla:

—  Ya bu yüzden benimle dövüşecek olursa?., diye sordu.

—  O zaman sen şehîdsin!   buyurdu..

—  Ya ben onu bu yüzden öldürecek olursam?..

—  O cehennemdedir, buyurdu.. [7]

Bunun için âlimler demişler ki: Küfre zorlanan kimse, bu­na rıza göstermez de öldürülecek olursa, Allah katında ecri pek büyük olur..

Bunu te'yid eden ikinci bir hadîsi, Eshâb-ı Kiramdan Hab-bab bin Erett (R.A.) rivayet ediyor: «Müşrikler bize aşırı de­necek derecede işkence ettiler. Bu acı içinde Hazret-i Peygam­ber (S.A.V.)e gittim. Hazret-i Peygamber o sırada Kabe'nin gölgesinde bir yastığa yaslanmış oturuyordu:

—  Ya Resûlellah! dedim, bize yardım etmez misin? Bizim için duada bulunmaz mısın?..

Bunun üzerine    Hazret-i Peygamber  (S.A.V.)    şöyle yurdu:

«Sizden öncekilerden biri tutulur, onun için yer kazılır, içine konulur, testere getirilip başı üzerine bırakılarak ikiye biçilirdi; demir tarak ile etine ve kemiğine geçecek şekilde ta­ranırdı da bu onu dîninden döndürmezdi!. Allah'a andolsun ki bu iş (İslâmiyet) elbette tamamlanacaktır. O kadar ki, ker­van San'a'dan kalkıp Hadreınevt'e kadar yolculuk edecek, Al-lah'dan başka hiç bir şeyden korkmıyacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz!.» [8]

Diğer bir rivayette de, Eshâb-ı Kiramdan iki zâtı yakala­yıp, yalancı peygamber Müseyleme'nin huzuruna çıkardılar. Müseyleme onlardan birine:

—  Muhammed'in Resûlüllah olduğuna   şehâdet eder mi-sin? diye sormuş..

O da:

—  Evet, demiş..

— Ya benim de Resûlüllah olduğuma şehâdet eder misin? diye sormuş.

O da:

—  Evet, demiş..

Bunun üzerine Müseyleme onu serbest bırakmış. Sonra di­ğerine sormuş:

—  Muhammed'in Resûlüllah olduğuna şehâdet eder mi­sin?

—  Evet. demiş ...

— Peki, benim de Resûlüllah olduğuma şehadet eder mi­sin ?i diye sorunca, o da:

—  Ben sağırım, işitmiyorum, diye cevap vermiş.. Bunun üzerine Müseyleme onun boynunu vurdurmuş..

Serbest bırakılan zat Hazret-i Peygamber'e gelip:

— Ben helak oldum, ya Resûlellah1. demiş ve hâdiseyi ol­duğu gibi anlatmış..

Hazret-i Peygamber (S.A.V.):

— Senin arkadaşın, güvenilir hükme göre amel etmiş, sen de ruhsat ile amel etmişsin!, buyurmuştur.[9]

 

Çıkarılan Hükümler :

 

1. Ölümle tehdid edilip küfre zorlanan müslümamn dil ile küfrü kabul etmesinde bir beis yoktur..

2. Bu durumda olanın karısı boş düşmez.. İmâm Muham-med'e göre karısı boş düşer ve bu vaziyette ölürse namazı kı­lınmaz..

3. Suhnûn ve Hasan el-Basrî'ye göre adam öldürmek, içki içmek, zina etmek gibi haram şeyleri işlemeğe zorlanan kim­senin bunları işlemesine ruhsat yoktur. Daha sahih görüş ise, adam öldürmek müstesna, diğerlerini işleyebilir..

4. Talâk-ı mükreh, Ebû Hanîfe'ye göre vâki'dir. İmâm Mâ­lik ve İmâmı Şafiî'ye göre vâki' değildir.

5.  Zorla nikâhlananm nikâhının sahih olup olmadığında görüş farkları vardır. Zorla yemin ettirilen hakkında da ihtilâf vardır..[10]


 

[1] Nalı! sûresi, âyet:   106.

[2] Taberâni: Sevbân (R.A.)den rivayet etmî-jtir. Suyûlî, bu hadîsin sahih olduğunu kaydeder. Kurtııbi'ye göre, sened-i sahih değilse de mâânasi, âlimle­rin ittifakıyla sahihtir

[3] Buhârî - Müslim

[4] Ebû Dâvud - Tîrmizî - İbni Afâce: Ebû Hüreyre (R.A.)den.

[5] Bııbârî - Müselim  - Thrnizî..

[6] Ebû Dâvnd - İbnıi Mâce:  Elifi Hüreyre  <R.A.)den. Sahihtir

[7] Sahih-i Müslim..

[8] el-Câmiü  li-Ahkâmi'I-Kur'ân C. 10,  S.  188.

[9] Kurtubî C.   10,  S.  189.

Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/314-320.

[10] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/320.